Ana Sayfa Makale ve Yazılar Batı Hayranlığı

Batı Hayranlığı

14

– BATI HAYRANLIĞI –

Yazılarımda batı ülkelerinden verdiğim örneklerin konuları ile ilgili eleştirel şeyler söyleyemeyen bazı arkadaşların batı hayranlığı ile ilgili suçlamalarına maruz kalıyorum. Baştan itiraf etmeliyim ki batıların da doğulularında güneylilerinde, kuzeylilerin de hayran kaldığım bazı yönleri bulunmaktadır. İnkar edeceğimi düşünenler için bu itirafım onları üzse de durum böyle.

1978 yılında çalışma hayatıma başlamıştım. O günden beri hemen hemen her milletten insanla çalışma fırsatım ve aynı zamanda dostluklarım oldu. Hayran olduğum bazı konuların neler olduğundan kısaca bahsetmek istiyorum.

Mesela İngilizlerin Krallıkla yönetilmesine rağmen, neredeyse dünyanın en kaliteli demokrasisi olmasına hayranım. Keşke Osmanlı böyle bir demokrasi ile hanedanlığını bu günde sürdürebilseydi.

Fransızların, Fransız ihtilali ile kiliselerin hegemonyasını kırıp, reform ve Rönesans hareketlerinin önünü açması, hala o ruhu yaşatıyor olması beni etkiliyor. Fransız çiftçinin örgütlü olmasını ve üretkenliğini takip ediyorum. Sevgili dostum Harald Murauer’e Fransa’da hayvancılık sanırım çok iyi durumda dediğimde, bana peynirlerinden bahsederek bir dağın tepesindeki kaleyi gösterip “ – kaleye çıkmak ister misin” diye sormuştu. “- ne özelliği var kalenin” dediğimde; “- Hz İsa’dan bu yana aynı usulle peynir yapılıyor” demişti. Fransızların 100-200-300-400 yıllık bakımlı yapılarının tarihi özelliğini bozmadan bu yapılarda ikamet ediyor olmalarından da etkilendim doğrusu. Halbuki benim ülkemde beş yıllık yapı eski diye beğenilmiyor.

İstanbul Fransız Konsolosluğunun fuarlarda firmalarına iş kapmak için yaptığı organizasyonları bağlantıları görüp vatandaşına nasıl sahip çıktığına şahit olunca, bizim büyükelçilik ve konsoloslukların sadece yurtdışı maaşı alsın diye faaliyet gösterdiğine inanmaya başladım. Yurt dışına çıktığınızda basit bir iş için herhangi bir elçilik yada konsolosluğumuza gidin ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Almanların çalışma disiplinine ve mühendis kafalılığına da hayranım. Kızım eğitim ve araştırma için üç aylık bir yaz tatilini Almanya’da geçirip döndüğünde oraları nasıl buldun diye sormuştum. “- Baba biliyor musun, hafta içi akşam sekizden sonra sokakta birisini görürsen bu Alman değildir. Bu kişi Türk, Yunan, Asyalı ve Afrikalı olabilir, ama kesinlikle Alman olamaz” dediğinde benimle aynı tespitleri yaptığına sevinmiştim. Halbuki bize çocukluğumuzda; Almanlar akşama kadar çalışır, sabaha kadar bira içerler diye öğretilmişti.

İspanyolların eski Toledo şehrini Endülüs zamanında olduğu gibi bakımlı muhafaza edip, yeni Toledo’yu ayrı bir yere inşa ettiklerini görünce keşke eski İstanbul başta olmak üzere tarihi şehirler olduğu gibi bırakıp yeni şehirleri daha farklı yerlere yapsaydık diye tabii ki de hayıflandım.

Yine İspanyolların, İspanyolca dışında başka dilleri sırf milliyetçilik anlayışları gereği konuşmak istemediklerini görünce hem şaşırmıştım, hem de ülkemde ana dilde eğitim diye nara atan siyasilere iyi dileklerim olmuştu!

Eski medeniyet izlerinin çok olduğu Ukrayna’nın Ruslar tarafından nasıl geri ve yoksul bırakıldığını anlayınca üzüldüm, gençlerin parklarda açık alanda hır gür çıkmadan müzik yapmalarına hayran kaldım. Ülkenin fakir olmasına rağmen parklardaki tuvaletlerin çok temiz ve ücretsiz olması da şaşırttı beni.

Dünya klasiklerinde okuduğumuz Dostoyevski, Tolstoy, Turgenyev, Gogol, Gorki gibi yazarlar o dönemlerin Rus halkının zorlu yaşayışı hakkında bize bilgiler sunarken; sosyalizm ve komünizmin zincirleri kırdığını görebiliyorum. Sosyalizm ve komünizm Rus halkını beklenen düzeyde memnun etmemiş olabilir ancak özellikle batıda bu korkuyla iş hayatında ve sosyal hayatta yaşanan ilerlemelerin önünü açmıştır. Batıda çalışanlar mutluysa, eğer bu gün sendikacılık ve emeklilik diye bir olgu varsa bu Rusların açtığı çığırın etkisiyle oluşmuştur.

Yahudilerin milliyetçilik, birlik ve beraberlik, ırkından olan kişilere sahip çıkmaları, tarih boyunca sürülmelerine, yurt aramalarına rağmen kültürlerini kaybetmemiş olmaları da etkiliyor. Yüksek lisans ve doktora yapan Yahudilerin, Yahudi nüfusuna oranının dünyada en fazla olmasını da kıskanıyorum.

Japonların bilinenin aksine zeki kişilikleri olmamasına rağmen kurdukları sistemlerle nasıl başarılı olduklarından etkilenmemek mümkün mü? Tanıdığım her Japon’un emperyalizme düşman olduğunun tesadüf olmadığını düşünüyorum.

İslam’ın altın çağıyla ilgili birkaç yazım olmuştu. O dönemin bilim yuvası şehirlerinden ve bilim adamlarından övgüyle bahsederken, bu bilim yuvalarını dağıtan, kütüphaneleri yakıp yıkan, taş üstünde taş baş üstünde baş bırakmayan Moğollardan sövgüyle bahsetmek gerektiğine inanıyorum. Bu çağda Matematik, Geometri, Felsefe, Tarih, Coğrafya, Astronomi, Fizik, kimya gibi alanlarda çalışan bilim adamlarına hayranlık duyuyorum.

Moğol istilasından kaçan bilim adamlarına kucak açan Selçukluyla gurur duyuyorum. Selçuklu ve Osmanlının bu bilim adamlarının attığı temellerle imparatorluklara ulaştığını biliyorum. Selçuklunun bilime ve sanata verdiği önem keşke Osmanlıda da devam etseydi diyorum.

Avrupa’da bazı kiliselerin çok köklü kütüphaneleri bulunmaktadır. Bu kütüphanelerinden herkes yararlanabilmektedir. Yüzyıllar önce yazılmış eserleri bu kütüphanelerde rahatlıkla bulabilirsiniz. Camilerin altlarında, yanlarında bulunan yapılardan birisi kütüphane olsa güzel olmaz mıydı?

Argoda ağır olsa da “başkasınınkini görmeyen, kendisininkini balta sanır” diye bir deyim vardır. Son söz olarak; kıyaslayabilecek kadar bilgi ve birikime sahip olmayanların kendi zekalarına hayran kalmalarına hayranım. Bunların dışında sırf siyasi nedenlerle doğrulara yanlış deme alışkanlıkları olanların yurt sevgisine! de hayranım. Yazılarıma olumlu yada olumsuz yorum yapanların görüş ve fikirlerine sonsuz saygı duyup onları baş tacı ederken, bu yorumlara nezaket kurallarını çiğneyerek cevap veren; hakaret etme cür’etini gösterenlerin cahilliklerini ve ahlaksızlığını da şiddetle kınıyorum.

***

DEVRİMİ BİZ YAPMADIK

Geçen hafta iki İranlı mühendisle teknik bazı konuları görüşmek üzere bir araya geldik. Bundan önce hep telefonda görüşmüştük, ilk defa yüz yüze görüşüyorduk. Mühendislerden genç olanı otuz beş, diğeri elli yaşlarına yakındı. Bu toplantıda benim için ilginç olan konuları sizlerle paylaşmak istedim.

Benim için en ilginç olanı bir metro hattında itfaiye, yangın ve güvenlik ile ilgili projeler bitirilmeden; hattın yolculu olarak işletmeye açılmasıydı. Anlatılan olaya inanamadığımı gördüklerinde beni inandırmak için bütün detayları anlattılar. Üstelik daha yaşlı olan arkadaş öncesinde itfaiye müdürü olarak görev yaptığından bahsetti. Buna rağmen inanmak istemiyordum.

– Peki, ama itfaiye, yangın, güvenlik insan hayatı için en önemli konuların başında gelir. Böyle bir riski nasıl göze alabiliyorlar.
– Bizde bütün para savaş sanayisine gidiyor. Biz demokratik bir ülke değiliz. İnsan hayatı en önemli konuların başında değil ne yazık ki.
– Mollalar dönemini, Pehlevi dönemi ile kıyaslayacak olsanız neler söyleyebilirsiniz?
– Şu anda diktatorya var. Biz de seçim falan her şey hikaye. Ben babamlara, dedemlere ve tüm akrabalarıma neden devrim yaptınız diye hep sordum. Aldığım cevap hep aynı oldu. “ Devrimi biz yapmadık.”
– Bu güne kadar bende devrimin yapılmasına “ben taraftardım” diyene rastlamadım.
– Devrimi hiç kimse yapmamışsa; O halde İran’da devrim nasıl oldu da başarılı oldu?
– Babalarımız, dedelerimiz devrimin İngiltere’nin işi olduğunu söylüyorlar. Devrim olduktan sonra Irakla savaş başlatılarak devrimin kalıcı olması temin edilmiş. O günden beri tüm paralar savaş hazırlığı için harcanmaktadır.
– Yani Irakla yapılan savaş devrimi pekiştirmek için mi yapıldı?
– Tabii ki, savaş olunca halk devrimi sorgulamayı bırakmış. Böylece kalıcı hale getirdiler.
– Devrimden sonra dini yönden neler değişti?
– Babalarımız, dedelerimiz devrimden önce dinin bu günküne göre daha özde yaşandığını söylüyorlar. Bugün din devleti olduğundan bahsediliyor ama özde din olduğu söylenemez. İnsanlar sokakta Müslüman, namaz kılar, oruç tutar, evinde yalnız kalınca hepsi biter.
– İran’da ticaret nasıldır? İhaleler nasıldır?
– İran’da ihaleler şeffaf değildir. Kamuya rüşvet vermeden mal satışı yapmanız mümkün değil.
– Ben çok meraklı biriyim değil mi? Kusuruma bakmayın bu soruların cevabını hep merak etmişimdir.
– Rica ederiz, bizim babalarımıza dedelerimize sorduğumuz soruları sordunuz. Bizlerde zevk duyduk.

Konuları burada kapattık. Konular hakkında hiçbir yorum yapmadan paylaşmak istiyorum. Umarım beğenirsiniz.

***

26 Ocak 2019 – Veysel Karani Babacan

facebook-veyselkaranibabacan/posts/1033486616835440

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz