Kategoriler
Genel

cami kebir

Kategoriler
Genel

Milli Mücadelede Sivrihisar

KURTULUŞ SAVAŞINDA SİVRİHİSAR

Milli Mücadele’de düşman işgaline uğrayan yörelerimizden biri de Sivrihisar yöresidir. Mondros Mütarekesi sonrasında Sivrihisar, stratejik bir merkez olarak hem siyasi hem askeri birçok olaya sahne olmuştur. Ankara ve Eskişehir gibi Milli Mücadelenin iki önemli merkezine yakın bir konuma sahip olan Sivrihisar; önce İngiliz Kontrol Kıtaları tarafından işgal edilen Eskişehir’in kurtarılması amacıyla gerçekleşen I.ve II. Eskişehir Harekâtlarında, sonra da Kütahya-Eskişehir Muharebelerinin sonucunda Yunan işgal kuvvetlerinin ileri harekatı sırasında önemli bir merkez olarak milli kuvvetlere kucak açmıştır. Siyasi gelişmeler karşısında ilk andan itibaren milli kuvvetler safında yer alarak, zaferin kazanılmasına kadar bu durumunu muhafaza etmiştir.

Milli Mücadelenin ilk günlerinde Eskişehir’deki İngiliz birliklerine karşı gerçekleştirilecek harekât için 13 Eylül 1919’da Sivrihisar’a gelen Ali Fuat Paşa, Sivas’ta Kongre Heyet-i Merkeziyesi’ne 14 Eylül’de çektiği telgrafta, maiyetindeki müfreze ile Sivrihisar’a geldiğini ve her tarafta çok iyi karşılandığını; buradan birkaç bin “millî efrad” alarak, Eskişehir’e hareket edeceğini bildirdi. Öte yandan aynı gün Eskişehir’deki Kolordu Kumandanı Kiraz Hamdi Paşa; Harbiye Nezaretine çektiği telgrafta, Sivrihisar ve Haymana taraflarında milli teşkilatlar kurulduğunu ve bu teşkilatların günden güne güçlendiklerini bildiriyordu.

Bu arada Milli Mücadele’nin en kritik günlerinde, Sivrihisar ileri gelenleri, Sivas Umumî Kongre Heyeti’nin İstanbul’daki Damat Ferit Paşa hükümeti ile münasebeti kesme kararına uyarak; Eskişehir, İstanbul Hükümeti ile ilişkilerini kesinceye kadar bağımsız kalacaklarını bildirdiler. Bu durumla ilgili olarak da İstanbul Hükümeti yanlısı Kolordu Kumandanı Kiraz Hamdi Paşa, Eskişehir’den Harbiye Nezaretine gönderdiği yazıda durumu şöyle bildiriyordu: “Eskişehir Sancağı’nın Mihalıçcık ve Sivrihisar kazaları da kongre mukarreratına tabiiyetle, merkez Liva ile alâkalarını kesmişlerdir. Sivrihisar ellerindedir”. Hamdi Paşa’nın büyük bir telaşla İstanbul’a bildirdiği bu durum, bölgeye hakim olma açısından son derece önemli bir gelişme idi. Bu fiili durum karşısında İstanbul hükümeti yanlısı Eskişehir Mutasarrıfı Hilmi ve Kolordu Kumandanı Hamdi Paşa’nın cesaretleri büsbütün kırılmıştı.

Öte yandan Ali Fuat Paşa Eskişehir ve çevresindeki durumla ilgili, 20/21 eylül tarihli raporunda; Mihalıççık, Mahmûdiye ve Seyitgazi milli müfrezelerinin yanında, Sivrihisar milli müfrezesinin de katıldığı bir kuvvetle Eskişehir’in doğusunu tuttuklarını belirtmektedir. Aynı şekilde, Eskişehir’deki ingiliz birliklerine karşı Eskişehir dışında ulusal harekatı muhakkak bir surette kabul ettirecek ve şehri süratle sarabilecek kudret ve kuvvete millî müfrezelerle halk kitlelerinin katılmasını sağlayacaktı. Teşkilatın merkezi Sivrihisar olacaktı ve bu teşkilat Sivrihisar’dan yönetilecekti. Nitekim Sivrihisar müfrezelerinin de katkılarıyla gerçekleşen Eskişehir harekatlarıyla, İngilizler Eskişehir’den çıkarılmışlardı. Bu arada Sivas Kongresi günlerinde Mihalıççık ve Seyitgazi ile birlikte Sivrihisar Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti de oluşturulmuş ve cemiyet, faaliyetlerine başlamıştı. 

[otw_shortcode_content_toggle title=”Yapılan seçimlere katılan diğer adaylar ve aldıkları oylar şöyleydi: » tıklayın” opened=”closed”]

Çerkezzâde Ahmet Efendi 58, Köfterzade Ahmet Efendi 49, Müftü Mehmet Ali Efendi 48, Bölük Emini Süleyman Efendi 41, Sarının Hacı Ali Ağa 38, Kuzadzade Hacı Halil İbrahim Ağa 37, Sabık Kaymakam Rıfat Bey 25, Zayimzade Hacı Ali Ağa 23, Hacı Kösezade Mustafa Efendi 22, Potuoğlu Abidin Efendi 19, Berber Hacı Ahmet Ağa 14, Sölpükzade Ali Efendi 12, Boyacıoğlu Mustafa Efendi 11

(Tahsin Özalp, Sivrihisar Tarihi, Eskişehir 1960, s.171.)

[/otw_shortcode_content_toggle]

Kütahya Eskişehir Muharebelerinin kaybedilmesi üzerine 15 Ağustos 1921 tarihinde durgun ve sıcak bir havada ilerleyen Yunan kuvvetleri, Sivrihisar’ı işgal ettiler. 18 Ağustos’ta da Yunan karargahı Sivrihisar’a geldi.

Sakarya Savaşı sonuna kadar Yunan işgalinde kalan Sivrihisar’a, savaşı müteakip, 13 Eylül 1921 günü Türk atlıları bir baskın yaptılar ve 400 esir Türk erini kurtardılar. İki Yunan doktor, Yunan hastaları ve erleri esir alındı. 15 Eylül 1921 günü Yunan kuvvetlerinin saldırısı üzerine Türk kuvvetleri Sivrihisar’ı terk ettiler. Ancak 20 Eylül 1921’de bir Süvari bölüğü tarafından Sivrihisar yeniden Türk kuvvetlerinin eline geçti. 6 Ekim 1921 tarihinde de Batı Cephesi Karargahı, Polatlı’dan Sivrihisar’a nakledildi. Bu tarihten itibaren Sivrihisar, bölgedeki işgal kuvvetlerine karşı girişilecek harekâtta, merkezî konumunu muhafaza etti.

Milli Mücadele tarihinde Sivrihisar, ilk defa Ankara dışında bir Heyet-i Vekile (Bakanlar Kurulu) toplantısına ev sahipliği yapmakla da ayrı bir öneme sahiptir. Zira Yunan ileri harekatı sırasında Meclisin Kayseri’ye taşınması bile düşünülmüşken, böyle bir toplantının Sivrihisar’da yapılması, koşulların değiştiğini, zaferin yakın olduğunu gösterdiği gibi ordu ve halk üzerinde olumlu bir etki de yaratmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısı üzerine 25 Mart 1922 günü Sivrihisar’a gelen Heyet-i Vekile üyeleri halk ve askerler tarafından karşılanmıştır. Burada İtilaf Devletlerinin 22 Mart tarihli ateşkes önerisine verilecek cevap tartışılmıştır. Diğer yandan Sivrihisar aynı günlerde çok önemli iki konuğu ağırlamıştır. 28 Mart 1922 günü Sovyet Rusya Elçisi Aralov ve Azerbaycan Elçisi Abilov, Polatlı’dan Sivrihisar’a gelerek M.Kemal Paşa tarafından resmi törenle karşılandılar. Geceyi Sivrihisar’da geçiren konuklar ertesi gün Sivrihisar’da bir okulu ziyaret ederek, öğrencilerin Mustafa Kemal Paşa hakkında söyledikleri şarkıları dinleyip, öğretmenlerini ödüllendirdiler. Öğleden sonra da Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Sivrihisar’dan ayrıldılar.

Sivrihisarlıların Kuva-yı Milliye’nin ikmali hususundaki katkılarını ise şöyle özetlemek mümkündür:

1-Sivrihisar halkı tarafından 50 kişilik bir müfreze teşkil edilmiştir. Her türlü ikmali Sivrihisarlılar tarafından yapılan bu müfreze; kaza ve civarının güvenliğinin sağlanmasına çalıştığı gibi, İngilizlerin Eskişehir’den uzaklaştırılmasında ve Bolu İsyanı’nın bastırılmasında da üstün hizmetlerde bulunmuştur.

2-Batı Cephesi Komutanlığının göreve başladığı esnada Sivrihisarlılar, 35 bin lira nakit para yardımı yapmakla, yardımın en güzel örneğini vermişlerdir. Daha sonraki günlerde bu yardımlar devam etmiş, 500 adet mavzer tüfeği ve 43 at (koşumlarıyla beraber) askerimize hediye edilmiştir.

3-Bütün Anadolu’ya örnek olmak üzere Sivrihisar ismi ile bir uçak satın alınarak Türk ordusuna bağışlanmıştır (18 Haziran 1921).

4-Halkın ulusal hareket lehindeki çalışmalarını öğrenen düşman, en feci zulüm ve vahşeti yaparak, Sivrihisar’ın köylerinin tamamına yakınını tümüyle yakmış, 150 bin koyun ile 40 bin sığırı ve çok miktarda eşyayı gasp etmiştir.

Halk, uğradığı zulüm ve vahşetlerden asla ümitsizliğe kapılmamış; evlatlarını cepheye göndermiş olan ihtiyar ana ve babalar, omuzlarında ordunun günlük ihtiyaçlarını taşıma isini üstlenmişlerdir. Bu arada bir yıl süreyle Sivrihisar merkezinde karargah kuran 3. Kolordu’nun bütün subay ve erlerine halk, yaralı gönüllerini açmış; gerektiğinde kendi yiyecek ve içeceklerini onlarla paylaşmıştır.

5-Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne 50 bin lira gönderilmiştir.

6-Ordunun taşımacılıkta kullandığı zayıf hayvanlar, düşman tarafından yakılan köylerin halkına dağıtılmıştır. Köylü bu hayvanları besleyerek işe yarar hale getirmiştir. Bunlar, Büyük Taarruz esnasında, 500 araba ile 2. Ordunun emrinde önemli nakliye hizmetinde bulunmuşlardır.

7-Ocak 1921-Temmuz 1921 tarihleri arasında Hilal-i Ahmer (Kızılay) tarafından düzenlenen bağış kampanyası dolayısıyla Sivrihisar İlçesinden 6.000 Krş. Ankara’ya gönderilmiştir.

Sivrihisar’ın Türk Milli mücadelesine katkıları bağlamında iki önemli şahsiyeti de mutlaka zikretmek gerekir. Bunlardan biri, Mehmet Niyazi (Çamoğlu) Efendi’dir. 1863’te Sivrihisar’da doğan Mehmet Niyazi Bey, Çamzade Hacı Ahmet Efendi’nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini medresede tamamladıktan sonra ticaretle meşgul oldu ve yöresinde hayvan yetiştiriciliği yaptı. Bu arada Liva Meclisi ve İdare Heyetinde üye olarak bulundu. TBMM’nin I. Döneminde Eskişehir’den Milletvekili seçilerek 23 Nisan 1920’de açılışına katıldı. Mecliste İktisat Komisyonunda çalıştı. 26 Ocak 1922’de Harp Encümeni kararıyla ordu geri hizmetlerine gözetim ve yardım için izinli sayıldı. Üç ay batı cephesindeki askerin iaşe işlerine yardımcı oldu. Milletvekilliği sona erince Eskişehir’e dönerek işleriyle meşgul oldu. 20 Kasım 1945’te İstanbul’da öldü. Evli ve iki çocuk babası idi.

Diğer önemli şahsiyet ise Sivrihisar Müftüsü Mehmet Ali Niyazi Efendi’dir. 1873’te Sivrihisar’da doğan Niyazi Efendi, Helvacızde Müftü Osman Efendi’nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini Sivrihisar’da yaptı. Daha sonra İstanbul’a giderek öğrenimini tamamladı. Öğrenimi sonrasında 1908’de Sivrihisar Ziyaiye Medresesi’nde müderris olarak göreve başladı. Bu görevde iken, 7 Mart 1909’da Sivrihisar Müftülüğü’ne atandı. Milli Mücadele’nin ilk günlerinde milli harekata katıldı. Kuvay-i Milliye’nin ikmali hususunda önemli hizmetleri oldu. Ankara Fetvası’nı tasdik ederek ulusal direnişin dinî yönden de meşru olduğunu halka duyurdu.19 Nisan 1930’da görevde iken vefat etti. Sivrihisar mezarlığına defnedildi. Ailesi, “Erdoğan” soyadını aldı.

Yunanlılar, 15 Ağustos 1921 tarihinde Sivrihisar ilçesinin merkezini işgal etmişlerdi. Görgü tanıklarının ifadelerine göre işgal olayı şöyle gerçekleşti: “Düşmanın öncü süvarileri, Musalla önüne geldiler. Kazanın ileri gelenlerinden ordumuz hakkında bilgi almak istedikleri sırada, Sakarya istikametine çekilen birliklerimizin artçıları tarafından Tombakkaya mevkinden yapılan birkaç el silah atışına hedef oldular. Buna kızan Yunan süvarileri, kaza eşrafından Hekimin Osman, Salim Hoca ve halktan birkaç kişiyi rehin alarak gittiler. Bilahare bu kişileri serbest bıraktılar. Düşman, kazayı işgal ettikten sonra kolordu karargahını ve hastanesini ilçeye yerleştirme çabasına koyuldu.

Ordumuzla Ankara’ya giden Belediye Başkanına vekalet etmekte olan Hekimin Osman’dan bu amaca uygun bir yer istediler. Tenekeli mektep ve diğer okulları hastane; Biçerli Hasan Bey’in evini de karargah binası olarak kullanmaya başladılar. Bu sıralarda Yunan askerlerinin yağma ve talana giriştikleri görüldü. Bu durum, yapılan temaslar sonunda, sokaklara çıkanları iki sivil Türk ile iki Yunan devriyesinin marifetiyle önlendi.

Düşman kuvvetleri Ankara istikametine doğru taburlar halinde geçiyorlar ve her geçtiği yeri harabe haline çeviriyorlardı. Para ve altın almak için insanlık dışı işkenceler ızdırap kaynağı oluyordu. İşgal olayının görgü tanıklarından İsmail Hakkı BİÇER (Sivrihisar-1907 doğumlu) de şunları anlatır:

… Kurban Bayramı’nın birinci günü, kümelisi geldi gavurun, bu kumlu yoldan. Gördük, toplar, tüfekler hepsi geldi… Sivrihisar işgal oldu… Yunan ordusu buradan Polatlı’ya giderken o kadar ümitliydiler ki, hemen bir gün sonra işgal edecekler Ankara’yı. O kadar ümitliydiler. “O Kemal’i (Mustafa Kemal Atatürk) yakalayacağız, O’nu öldüreceğiz, bu harbin sebebi bu”. Türkçe bilen Ermeni ve Rumlar da asker olmuş Yunan’a. Köylerde Yunan askeri halka çok işkence yapmışlar. Burada da oldu… Bana bile eziyet ettiler. Bizim bir ufak bağımız vardı. Aşağıda Kanlı Kavak mevkiinde. Kimse yok bende, baba anne yok bende, babam şehit, annem ben küçükken ölmüş. Sadece babaannem vardı. O da 80-90 yaşlarında. Oğlum, ağzım kurudu… Git şu bağa biraz üzüm getir dedi… Neyse gittim vardım bağa, belki 25-30 gavur var bağın içinde. Bağın altını üstüne getirmişler… Bir kurşun attılar, “cızırt” dedi geçti, değmedi amma, dikildim kaldım. Biri silahı ile geldi, biri de onun arkasından geldi. O silahın dipçiği var ya bir vurdu bana. Ben aldırmadım. Fakat bir daha vurunca ben göçtüm, ondan sonra silkiverdim üzümü, alın kafirler yiyin diye… Biz yokken eve girmişler. Fakir evinde ne olur, yufka ekmeğini döke saça almış gitmişler..” İşgalin 33′üncü günü, Yunan mevzilerinden sızarak, ilçeye gelmeyi başaran 60-70 civarında Türk Akıncı Müfrezesi, güneyden ve Şinşırak Kayası’ndan düşmanı çevirme hareketine koyuldular. Sokaklarda amansız bir vuruşma olmuştur. Sonunda yenilgiye uğrayan düşman, panik halinde Dümrek Köyü istikametine kaçmıştır. Bu vuruşma esnasında çok sayıda Yunan askeri öldürülmüş, Türk Akıncı Müfrezesi ise bir şehit vermiştir.

Bir avuç Türk’ten yediği darbe, düşmanı çılgına çevirmiştir. Bu yüzden, Akıncı Müfrezesinin şehirden ayrılmasıyla birlikte Yunanlılar pür hiddet Sivrihisar’ı tekrar işgal etmişlerdir. İlçe merkezini topa tutup yakmak girişiminde bulunmuşlar; ancak Yunan ordusunda görevli bir doktor ile 16 civarındaki yaralının, Akıncı Müfrezesi’nin Sivrihisarlılarla ilgisinin bulunmadığını, onların dışarıdan geldiklerini açıklamaları üzerine şehir merkezi yakılıp yıkılmaktan kurtulmuştur. Bununla birlikte Sivrihisar ilçesi halkı, Yunan işkence ve hakaretine maruz kalmıştır. Ayrıca, eşyaları ve erzakları Yunan askerlerince yağmalanmıştır. Yunan ordusunun zulüm ve vahşetine maruz kalan Sivrihisar köyleri de şunlardır:
Ağaören, Aşağıbağçecik, Atlas, Ayvalı, Babadat, Ballıhisar, Bedil, Çakmak Çardaközü, Çaykoz, Damlıca, Demirci, Devletşah (Dolaca), Dinek, Doğray, Dürmek, Elcik, Gecek, Gerenli, Güvemli, Gerenli, Hamamkarahisar, Holanta, İbikseydi, İcadiye, İzören, İmikler, Siliban, Kabak, Karaburhan, Karacören Yaylası, Karaçam, Karabat, Karakaya, Karkın, Kavacık, Kaymaz, Kertek, Kınık, Kıratlı, Kızılcaören, Koçaş, Koçcağız, Kotlan, Kürtün, Kozağacı, Mercan, Mülk, Hortu, Oğlakçı, Okçu, Ortaklar, Orhaniye, Reşadiye, Sadıkbağı, Paşakadın, Sürez, Tekören, Tekke, Yaverören, Yazır, Türkmenmecidiye, Yörme, Zaferhamit, Zey.

Sivrihisar’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulması ile ilgili olarak 17 Ekim 1919’da yapılan seçimlerde; Evliyazade Salim Efendi 161, Çamzade Mehmet Efendi 160, Emir Eyyüp oğlu Mustafa Efendi 138, Bekir Beyzade İbrahim Bey 80, Amasyalızade Talat Bey 61 oy alarak “Heyet-i idare”yi oluşturmuşlardır.

Milli Mücadele esnasında 195 şehit veren Sivrihisar halkı, Kurtuluş Savaşı esnasında özellikle Kuvay-i Milliye’nin ikmali konusunda örnek davranışlar sergilemiş, unutulmaz hizmetler sunmuştur.

İtilaf devletlerinin Anadolu’ya çıkışını müteakip bir çok din adamı meyanında Mehmet Akif’in Sivrihisar Ulu Camide çarpıcı misallerle gelen kuvvetlerin kesif propagandaları aksine halife ordusu değil, yunan ordusu olduğunu hamidiye köyüne gönderilecek bir kaç gençle durumun açıklığa kavuşturulacağı ikazına rağmen yıllarca Osmanlıya tabi yunanın buna cüret edemeyeceği inanç ve özgüveni içinde istila ordusunu halife ordusu diye kabul edenlerin olduğu anlaşılıyor.

Vatan Müdafaasında Sivrihisar

Sivrihisarlılar tarihten günümüze vatan müdafaasında her zaman şerefli yerlerini almışlar ve alacaklardır. İstiklal savaşında şehid ve gazi babaların çocukları olarak bize kalan madalyalarını şerefle gelecek kuşaklara onlara layık olmak azmi ve kararı ile devir edeceğimiz muhakkaktır. Araştırmacı Ahmet ATUK’dan Milli Savunma Bakanlığı kayıtlarına dayanan bilgilere ve uzmanların ifadesine göre Çanakkale savaşlarında ve diğerlerinde bazen bir bölük hatta alay efradı toptan şehit olmakla askere gidip dönmeyen ve kimlikleri tesbit edilmeyen şehitler bu sayıya dahil olmadığı kanaati yaygındır.

Milli Mücadele’nin ilk günlerinden itibaren Sivrihisarlılar, sergiledikleri vatanseverlikle, bu kutsal mücadelenin kazanılmasında önemli bir rol oynamışlar; savaşın bütün acımasızlığı ve vahşeti karşısında ortaya koydukları asil davranışla da, Milli Mücadele tarihimizde hak ettikleri yeri almışlardır.

Sivrihisar’da Yunan Vahşet ve Zulmü >

cumhur
KAYNAKÇA:
1- Tahsin Özalp, Sivrihisar Tarihi, Eskişehir 1960 ve ESKİŞEHİR Eskişehir İl Yıllığı – 1967
2- Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C. III Ankara 1995
3- Ahmet Atmaca-E. Küçükaslan, Sivrihisar ve Köylerinde Yunan Mezalimi, T.B.M.M. Zabıt Cerideleri
4- Dr.Halime Doğru, 15. ve 16. Yüzyıllarda Sivrihisar Nahiyesi-1997
5- Orhan Keskin, Bütün Yönleriyle Sivrihisar, İstanbul 2001
6- Ali Sarıkoyuncu, S.Önder, M. Erşan, Milli Mücadelede Eskişehir, 2002
7- Eskişehir Valiliği ESKİyeni Dergisi 2010
8- Eski Bir Şehrin Hikayesi Sh.38 – Doç.Dr. Zafer KOYLU – Melis BİRGÜN Ağustos 2015
9- Sivrihisar Eğitim Vakfı, Burası Sivrihisar – 2016 Sivrihisarın Tarihçesi
10- Ahmet Kılıçaslan – Sivrihisar Örf ve Adetleri – 1997

Kategoriler
Genel

Sivrihisar Türküleri

SİVRİHİSAR TÜRKÜLERİ 2016


1- YAVER ÖREN KÖYÜMÜZ 

*

2- KEÇE KENARI – OYUN HAVASI

*

3- DAMA ÇIKTIM YATMAYA

*

4- AHIRA DA İNEK BAĞLADIM – KEPEN HAVASI

*

5- YAĞMA YAĞMUR

*

TÜRKÜLERİMİZ

Türkiye’nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirlerinin her çeşidine Türkü adı verilir. Türkü sözcüğü, Türk adının sonuna, ilgi eki olan Y ekinin getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. “Türkî”, Türk’le ilgili, Türk’e özgü anlamında kullanılır. Genelde yazarları belli olmayan (Anonim), türkülerimizde aşk, özlem, hasret, gurbet, sıla, ve ölüm konuları işlendiği gibi, içinde barındırdığı eşitlik, kardeşlik, paylaşım kültürüyle halk oyunlarına da müzik anlamında altyapı hazırlamıştır. Ne var ki iletişim çağı olarak adlandırılan yüzyılımızda, Halk kültürünün sözlü boyutunu oluşturan Türkülerimiz ve de halk oyunlarımız, küreselleşme rüzgarı, teknolojinin ezici üstünlüğü, ve popüler kültürün dayatmaları karşısında maalesef unutulmaya yüz tutmuştur.

Sivrihisar belediyesi olarak, kültürel varlıklarımız içinde önemli bir yer tutan türkülerimizi gündemde tutarak, gelecek kuşaklarımıza aktarmak amacıyla bölgemize ait olan türkülerden bir demet sunuyoruz.

Böylelikle bizi biz yapan sevgi, saygı, insancıllık, kardeşlik, gibi temel değerlerimizi, birlikteliğimizi hatırlatmak istedik. Her şey gönlünüzce olsun. Hamid YÜZÜGÜLLÜ – Sivrihisar Belediye Başkanı

***

Kategoriler
Genel

Türk Dünyasının Ulu Çınarı Mertol Tulum Kitabı

Belediyeler sorumlu oldukları yörenin sadece alt/üst yapı sorunlarını değil; burada yaşayan insanların eğitim, kültür, sanat duyarlılıklarını geliştirmeli ve bu doğrultuda saptanan eksiklikleri de gidermelidir. Bu yüzden belediyeler öncelikle kendi sınırları içerisinde kalan bölgenin tarihi, kültürel değerlerini, flora ve faunasını bilimsel bilgiler ışığında ortaya çıkarılması konusunda yapılacak çalışmalara da katkı sağlamalıdır. Böylelikle somut ve somut olmayan kültürel miras ve endemik bitkiler, yöre halkının da bilgilendirilmesiyle, korunacak ve kuşaktan kuşağa sağlıklı olarak aktarılması sağlanacaktır.

Sivrihisar Belediyesi olarak, bu düşünce ve ilkeler doğrultusunda, ilçemizin tüm değerlerini, bunların ortaya çıkmasında emek sarf edenleri akademik çalışmalar ile halkımızın bilgisine sunmaya devam ediyoruz. Bu süreçte, 32 bilim insanının bildirileriyle oluşturduğumuz “Geçmişten Günümüze Sivrihisar” kitabıyla antik çağdan günümüze Sivrihisar’ı tüm yönleriyle anlatmaya çalıştık. “Sivrihisarlı Sinan Paşa ve Nesir Edebiyatı” çalışması ile de Sivrihisar’da yetişen Fatih Sultan Mehmet’e hocalık ve veziriazamlık yapmış büyük bir değer Sinan Paşa ve eserleri hakkında yapılan çalışmalardan bir seçki oluşturduk.

Bu eser ile Sinan Paşa konusunda bir ömür harcamış, onun eserlerini günümüz diline kazandırmış, bu konuda yapılacak birçok çalışmaya kaynaklık ve öncülük yapmış, aynı konuda çalışmış ve çalışacak olan birçok öğrenci yetiştirmiş, hocaların hocası sayın Prof. Dr. Mertol Tulum’a armağan kitabı hazırlayarak vefa görevimizi yerine getiriyoruz. “Mertol Tulum Kitabı” 36 akademisyenin katkısıyla iki yıl süren bir çalışma sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Kitabın hazırlanmasında yoğun zaman ve emek sarf eden editörler Prof. Dr. Ahmet Kartal ve Prof. Dr. Mehmet Mahur Tulum’a şükranlarımı sunuyorum.

İyi okumalar. Hamid Yüzügüllü – Sivrihisar Belediye Başkanı

***

Sivrihisarlı Sinan Paşa ve Mertol Hoca

Sunuş

Türkoloji’nin Türkiye’de ve dünyada yaşayan en önemli temsilcilerinden biri olup yüreği Türk kültürü, dili ve edebiyatına hizmet aşkıyla yanan Prof. Dr. Mertol Tulum, sadece akademik hayatında değil emekli olduktan sonra da birçok önemli çalışmaya imza atmış değerli ve büyük bir bilim adamıdır.

Başarılı bir üniversite öğrenciliğinden sonra, 1964 yılında kazandığı asistanlık sınavıyla akademik hayata başlayan Mertol Hoca, o dönemlerde “yüksek lisans” olmadığından dolayı doğrudan doktoraya başlamıştır. 1968 tarihinde Sinan Paşa’nın Tazarru’-nâmesinin metnini hazırlayarak doktor, 1979 yılında yine Sinan Paşanın Maârif-nâme adlı eseri üzerindeki “ki”li Birleşik Cümleler konulu çalışmasıyla doçent, 1983 ’te ise profesör unvanını almıştır.

Mertol Hocanın dikkat çeken önemli bir özelliği ise hocaların hocası olmasıdır. Öğrencilerini çok seven ve onların yetişmesi için büyük bir özveriyle gayret eden Hoca, öğretim üyeliği boyunca binlerce öğrenci yetiştirmiştir. O öğrenciler arasında bürokraside olanların yanında Türkiye’deki üniversitelerde değişik idari görevlerde bulunanlar ile öğretim üyesi olarak çalışanlar bulunmaktadır. Gerek akademik hayatı sırasında gerekse emeklilik döneminde, yoğun mesaisine rağmen, kapısı gözbebeği olan öğrencilerine her daim sonuna kadar açık olmuş ve onlara desteğini ve rehberliğini devam ettirmiştir.

Mertol Hoca, maalesef meslek hayatının en tecrübeli ve verimli döneminde beklenmedik bir kararla emekliye ayrılmıştır. Ancak hocanın emeklilik yılları alışılmışın aksine meslek hayatının en verimli dönemi olmasıyla dikkat çekmektedir. Nitekim mesleğe atıldığı ilk gündeki heyecanım hiç kaybetmeden büyük bir arzu ve şevkle Türk edebiyatının önemli eserlerinden bazılarını bu süreç içerisinde yetkin bir şekilde hazırlayarak okuyucusuyla buluşturmuştur. Matrakçı Nasûh’un Târîh-i Sultân Bayezid-i, Vehbi’nin Sur-nâme’si, Hacı Ahmed Efendinin Sergüzeşt ve Ravzatü’t-tevhîd’i, akademisyen olan mahdumu Mehmet Mahur Tulum ile birlikte hazırladıkları Dede Korkut, Oğuznameler, Oğuz Beylerinin Hikâyeleri ve Elvan Çelebinin Menâkıbu’-Kudsiyyesi bu çalışmaların bir kısmıdır. Ayrıca akademisyenler, öğrenciler ve diğer ilgililer için bir kılavuz hüviyetindeki Osmanlı Türkçesi Büyük El Sözlüğü’nü de bu dönemde hazırlamıştır. Beşir Ayvazoğlu’nun ifade ettiği gibi şu an “Bursa’da Münzevi Bir Âlim” olan Mertol Hocamıza sağlıklı, uzun ve Türk edebiyatının daha nice “çetin ceviz” hüviyetindeki eserlerini Türk kültürüne kazandıracağı bereketli ömürler diliyoruz.

Ömrünü akademiye adayıp büyük bir özveriyle binlerce öğrenci yetiştirip İlmi çalışmalara imza atan her hoca için adına hazırlanan armağan kitabı bir vefa borcudur. Hocaların hocası büyük âlim Prof. Dr. Mertol Tulum için hazırlanan bu mütevazı armağan da bu düşünceden hareketle oluşturulmuştur. Çoğu Prof. Dr. Mertol Tulum hocanın dost, öğrenci ve sevenlerinin yazılarından oluşan bu armağan yaklaşık iki yılda hazırlanmıştır. Hocanın hayatına dair Prof. Dr. Ahmet Atillâ Şentürk tarafından hazırlanan bir yazıyla başlayan armağan kitabı; biyografi, dil, edebiyat ve kültür yazılarından oluşmaktadır.

Bu armağan kitabına çok değerli yazılarıyla destek verip katkı sağlayan yazarlara; kitabın oluşumu sırasında büyük emekleri geçen kıymetli arkadaşlarımız Öğr. Gör. Günay Çelikelden’e, Arş. Gör. Kenan Azılı’ya ve basımını üstlenen Sivrihisar Belediyesi Başkanı Hamid Yüzügüllü’ye gönülden teşekkür ediyoruz.

Ahmet Kartal – Mehmet Mahur Tulum
Eskişehir, 20.05.2017


Sivrihisar Belediyesi Kültür yayınları -4- 2017

Kategoriler
Genel

Sivrihisar Kent Belleği

Kent belleği nedir?

“Belleğini kaybeden kent kimliğini kaybeder. Kimliğini kaybeden de her şeyini kaybeder.”

“Kent Belleği, bir kentin kuruluşundan bu yana orada yapılanların, yazılanların, belgelerin, bulguların korunup saklanmasıdır.” Çok sevindiricidir ki; tarih, kültür şuuru ve büyük bir öngörü ile tarihi mirasımıza sahip çıkan büyüklerimizin, yıllar öncesinden başlayan olağanüstü gayret ve çalışmaları sayesinde, Sivrihisar kimliğini, belleğini, bize emanet edilen ortak mirasımızı, tarihi ve kültürel değerlerimizi günümüze kadar koruyabilen ve gelecek nesillere taşıyabilen ender yerlerden biri olmuştur. Ancak, Sivrihisar’ın kendini koruyup, “Tarih ve Kültür Şehri” olarak Anadolu’da yerini alması o kadar da kolay olmamıştır. Bu süreci özetlemek gerekirse; yıllar öncesinde, Sivrihisar’ın tarihini ve eserlerini konu alan çalışmaların yapıldığını görüyoruz. Ancak, esaslı çalışmalar 1960-70’li yıllarda başlamış ve o yıllarda kurulan Tarihi Eserleri Koruma Derneği ve vakıf çalışmaları ile tarih ve kültür şuuru daha da gelişmiş ve bunun neticesinde, öncelikle günümüze kadar gelen yıpranmış, yorgun ama büyük ölçüde tarihi özelliklerini kaybetmeyen tarihi eserler, anıtsal yapı ve sivil mimarlık örnekleri, harabeler gibi taşınmaz kültür varlıklarımıza sahip çıkılarak, bunlar koruma altına alınmıştır. Aynı zamanda, korunan bu eserler, elde kalan somut örnekler olarak, yazılı tarihimizin en önemli kaynakları olmuştur. Bunun dışında, ilçemizi konu alan arşiv kayıtları, kitaplar, eski tarihli mecmua, salname ve ansiklopedi gibi eserler de tarihimize ışık tutan yazılı kaynaklar olarak değerlendirilmiştir.

Sivrihisar’ın bağrından yetişen büyüklerimizin, Sivrihisar hakkında çalışmalar yaparak, tarihimize ve kültürümüze ışık tutan önemli eserler vermeye başlaması 50-60 yıl öncesine dayanır. Bunlar arasında Sivrihisar Vaizi merhum Tahsin Özalp’ın 1961 yılında kaleme aldığı “Sivrihisar Tarihi” kitabı, Avukat-Noter Orhan Keskin’in kırk yılı aşkın araştırma ve birikimi sonucu hazırladığı 2001 yılında ilk baskısı ve 2017 yılında geliştirilmiş ikinci baskısı yapılan “Bütün Yönleriyle Sivrihisar” kitabı, Prof.Dr. Erol Altınsapan’ın kaleme aldığı eserler, Gazeteci-Yazar Ahmet Bican Atmaca’nın “Sivrihisar’da Yunan Mezalimi” gibi Sivrihisar üzerine yazılmış araştırma, şiir ve anı kitapları, Ahmet Kılıçaslan, Avukat İbrahim Demirkol, Dr. İhsan Sarıkardeşoğlu ve Dr. Mustafa Kılıcal, Nadir Yaz’ın kitapları, Mustafa Kantarcı ve Yusuf Mesut Kilci’nin çalışmaları Sivrihisar’ın tarihi, kültürü ve tarihi şahsiyetlerini anlatan kapsamlı eserler arasında yerlerini almışlardır. Yine, geçtiğimiz dönemlerde, Prof. Dr. Halime Doğru, Prof. Dr. Canan Parla, Nejat İşcan, Nizamettin Arslan ve Yüksel Sayan’ın Sivrihisar üzerine yazdıkları kitaplar çok değerli eserlerdir. Ayrıca, Hasan Ayhaner, Fahri Keskin, Ertürk Kadir Küçükslan, Prof. Dr. M.Kemal Biçerli, Ali Rıza Öztekin ve Bünyamin Altındağ’ın kitap çalışmalarına verdikleri emek ve katkı ile değerli eserler ilçemize kazandırılmıştır.

Burada, Orhan Keskin Hocamın çok önemli bulduğum diğer çalışmalarına kısa da olsa değinmek istiyorum. Onun, Sivrihisar’a hizmetleri sadece yazdığı kitaplarla değil, yazımızın bir bölümünde bahsettiğimiz gibi, 1970’ li yıllarda kurduğu Sivrihisar Tarihi Eserleri Koruma Derneği ve Sivrihisar İslami İlimler Vakfı ile başlar. Dernek ve Vakfın çalışmalarının başlaması ile Sivrihisar’ın tarihi kimliğini koruma yönünde aktif adımlar atıldığını ve çok önemli işlerin başarıldığını görüyoruz. Bu çalışmalara katılma imkanını bulan bir kardeşiniz olarak şunu söyleyebilirim ki, Orhan Keskin Hocamın önderliğinde, tamamen kanun, tüzük ve yönetmelikler çerçevesinde yapılan bu çalışmalar ile somut neticeler alınmış, pek çok tarihi eser gün ışığına çıkarılarak, koruma altına alınmıştır.“Bütün Yönleriyle Sivrihisar” kitabını incelediğimizde geçmişten gelen yıpranmış, yok olmaya yüz tutmuş tarihi eserlerimizin eski fotoğrafları ile yapılan çalışmalar sonucu yeni durumlarını karşılaştırdığımızda ne kadar önemli işler yapıldığını görürüz. Sivrihisar’ın o günlerden bu günlere gelerek, bugün kimliğini koruyan ve ecdat yadigarı eserlerine sahip çıkan bir kent olarak,”Tarihi Kentler Birliği”nin 451 üyesi arasında yer alması ve ahşap direkli tarihi Ulu Camii’nin UNESCO tarafından dünya çapında korumaya alınan eserler arasında yer alması bizi gururlandırıyor. Bu gururda, ömrünü yaptığı çalışmalarla Sivrihisar’a adayan, vakıf insanı Orhan Keskin’in ve tarihi ve kültürel eserlerimize, ortak mirasımıza çıkan sahip çıkan Sivrihisar sevdalılarının payı büyüktür.

Son yıllarda, Necmi Günay, Niyazi Koca, Tahsin Altın gibi kardeşlerimiz de yaptıkları çalışmalar, araştırmalar ve hazırladıkları kitaplar ile Sivrihisar’ın tarih ve kültürü adına önemli hizmetler yapıyorlar. Bunların yanı sıra, şiirleri, fotoğrafları ve benzer etkinlikleriyle önemli çalışmalar yapan, katkıda bulunan kardeşlerimiz var. Ben de ileride, imkanlar ölçüsünde sitemiz aracılığı ile bu kardeşlerimizin çalışmalarından ayrı, ayrı bahsetmek isterim. Esasen, Sivrihisar Kültür Portalımız, tarih ve kültürümüze hizmet edenlerden burada adını zikrettiğim veya zikredemediğim kardeşlerimizin, büyüklerimizin çalışmalarına ve bunu yanı sıra tarihi, kültürel değerlerimize, eserlerimize geniş manada yer vermekte ve Sivrihisar’ın kimlik ve belleğinin korunması adına çok önemli bir görevler ifa etmektedir.

Sivrihisar, yıllar öncesinden başlatılan tarihi eserlerini koruma çalışmalarının, yazılan kitapların, yapılan etkinliklerin semeresini görerek; alt yapısını tamamlanmış bir tarih ve kültür şehri kimliği ile son yıllarda tanıtım adına, turizm adına, tarihi şahsiyetlerimize sahip çıkma adına önemli ataklar yapmakta ve emin adımlarla hak ettiği yönde ilerlemektedir.

Bu çalışmalara örnek olarak; Kurtuluş Savaşımız’da ordumuza uçak alan Sivrihisar’ın eşsiz kahramanlığı ve Sivrihisar’ın evladı Mülazım Ahmet Hamdi (Ayker)’in Milli Mücadelede’nin başlatılmasında gösterdiği kahramanlığı bir kadirşinaslık olarak sürekli gündemde tutulmuştur. Yapılan çalışmalar ve kurulan dernekler ile Akbaş gibi doğal değerlerimize sahip çıkılmıştır. Ayrıca, yıllardır Tarihi Eserleri Koruma Derneğinin korumasında bulunan Selçuklu dönemine ait taş sandukanın, Prof.Dr. Erol Altısapan ve Doç.Dr. Mehmet Mahur Tulum’un çalışmaları ile Nasreddin Hoca’ya ait olduğunun tespit edilmesini ve Nasreddin Hoca’nın kabrinin Sivrihisar’da olduğunun tescillenmesini ve Nasreddin Hocanın kızı Fatma Hatun’un kabrinin tespit edilmesini, yine tarihi Zaimağa Konağı’nın, Kaya Saatinin, Ulu Camii, Kurşunlu ve Aziz Mahmut Hüdai Camilerinin, sivil mimarlık örneği evlerin, kilisenin restorasyonlarını, sokak sağlıklaştırma çalışmalarını ve Hemşehrimiz Devlet Sanatçısı Heykeltraş Metin Yurdanur’un Türkiye’de bir ilk olarak Sivrihisar’da açtığı Açık Hava Heykel Müzesi gibi önemli etkinlik ve çalışmaları bu örnekler arasında gösterebiliriz. Vakıflar Genel Müdürlüğü, Üniversitelerimiz, Belediyemiz, Tarihi Kentler Birliği, Sivrihisar Eğitim Vakfı ve derneklerimizin de yayınları, araştırma eserleri, proje, restorasyon, sempozyum ve benzeri etkinlikleriyle, tarih ve kültürümüz adına önemli çalışmalar yaptıklarını ve katkılarda bulunduklarını görüyoruz.

***

Akif Yaşar Yurtdaş – 10.10.2017

Kategoriler
Genel

Alemşah Kümbeti Mimari ve Süslemeleri

Moğolların, kendileri ile beraber kalabalık Türkmen topluluklarını da önlerine katarak hızla batıya ilerlemeleri İran, Suriye ve Anadoluyu alt üst eden siyasal olayların yanında sosyal, kültürel değişikliklerede neden oldu. Batıya sürüklenen bu toplulukların beraberlerinde getirdikleri sanatları, kültürleri Anadolu’da bulunan ulusların kültür ve sanatları ile karışarak ortaya yeni bir mimari üslup çıktı. Biz buna İlhanlı sanatı veya mimarisi diyoruz.

Daha sonra İlhanlılar tarafından Anadolu’nun yönetimiyle görevlendirilen, Noyan ve beyler gönderildikleri bölgeye oymağı ile beraber gelip yerleşiyorlardı. Askeri yönü fazla basan bu valilerin hakimiyetleri uç bölgelerde daha belirgindi. İşte bu uç bölgelerden biriside Sivrihisar ve çevresidir. İlhanlılar gittikleri yerlerde camiler, kervansaraylar türbeler inşa etmişlerdir. Bilhassa Anadolu’da türbelerin yapımı Moğol istilasından sonra, yani on-üçüncü yüzyılın ikinci yarısında yaygınlaşmıştır. Türbeler genellikle sultanlar, hanedan mensupları, devlet adamları, Şeyh ve veliler için yapılıyordu.

Sivrihisar’da Çobanoğlu Timurtaş’ın öldürttüğü Sultan Şah’a kardeşi balto oğlu Melikşah tarafından H.728/M.1327-28 yılları arasında yaptırılan Alemşah türbesi, İlhanlı mimarisinin bir örneğidir. K-1-

***

Sivrihisar Alemşah Kümbetinin Mimarisi, Geometrik ve Figürlü Plastik Süslemeleri

Anadolu Selçuklu Devletinin Anadolu’da hakimiyetinin sona eriş tarihi olan 1308 (M) yılı, aynı zamanda Anadolu’da eski birlik kurmak için mücadele eden Anadolu Beyliklerininde en faal devreleri olarak görülebilir.

Her beyliğin sosyal, siyasi ve ekonomik alanlarda faaliyetlerini sürdürdüğü bu tarih, aynı zamanda İlhanlı hakimiyetinin de tam anlamıyla Anadolu’da varlığını hissettirdiği, ancak İlhanlının burada bir işgal kuvveti olarak kalacağını anlamaya başladığı ve Anadolu’da yer yer beylik mücadelelerinin kızıştığı tarih olarak ta kabul edilir. Bu tarihten sonra, XIV. yüzyılın ortalarına kadar Anadolu’da varlıklarını hissettirmiş olan İlhanlılar, Anadoluyu ele geçirdikleri tarihten beri devrin sosyal yaşantısına uygun şekilde dini ve sosyal müesseselerle eğitim kurumlarının inşaasını sürdürmüşler, bu arada camiler, mescitler, medreseler, türbeler, köprüler yaptırarak, kaleleri tahkim ettirmişlerdir.

Osmanlı Devletinin henüz kuruluş yıllarına rastlayan bu tarihlerde, Onların çok yakınında Sivrihisar’da, İlhanlılar tarafından yaptırılan yapılardan birisi ile karşılaşıyoruz. Aslında bu devirde Anadolu’da yapılan eserleri İlhanlılara maletmek doğru değildir. Çünki İlhanlıların kopup geldikleri yerlerde bilhassa İran’da yaptırdıkları eserlerle bunlar arasında önemli üslup farklılıkları vardır. Anadolu’da bu devirde yaptırılmış olan eserleri ancak kronolojik bakımdan İlhanlılar devrine maletmek gerekir.

Sivrihisar’da İlhanlının hakimiyeti yıllarında yapılan ve ALEMŞAH KÜMBETİ olarak tanıtacağımız bu yapı, her haliyle bir Anadolu Selçuklu eseridir. Aynı zamanda bu yapı Anadolu’ya Selçuklular tarafından getirilmiş sağlam mimari üslubun İlhanlılarca da tamamen benimsenmiş olduğunu kanıtlar.

MİMARİ VE SÜSLEMELERİ

Aslında aynı adla anılan bir medrese ve mescit ile birlikte yaptırıldığı anlaşılan Alemşah Kümbeti, medresenin vaziyetinin değişmesinden sonra, sağlam yapısı ile orijinal durumunu korumaktadır.

Alemşah Kümbetinin hafif şişkince sivri bir kemerin içerisine yerleştirilen ve kapı kilit-taşının üzerindeki boşluğu tamamen doldurabilecek şekildeki kitabesi, 9 satır halinde ve Arapçadır. Kitabenin hemen altındaki köşe boşluğu da bir ucu kalın, diğer ucu gittikçe incelen plastik bir volutla son bulur. İki yanı şişkin sivri kemerli bir üçgen alana yerleştirilen 9 satır halindeki bu Arapça kitabenin Türkçe karşılığı:

“Bu İmareyi büyük Emir-i ümeranın melik-i meali ve mekarimi sahib-i hayr ve hasenat babası Melikşah Bey yaptırdı. Allah tevfikini daim etsin ve cennet yolunu kolaylaştırsın. Bunu Rahmet-i İlâhiyeye sait ve gençlik çağında zulümle şehit edilen kardeşi Sultan Şah bin Kiro Baltu için yaptırdı. Allah Avfü mağfiret etsin ve bunları Cennet-i Firdevse iskân etsin. Yazan vecih-ül hatiptir. Sene 728” (1327-1328)dir.

Kitâbede adı geçen Melikşah, İlhanlı Hükümdarı Ebu Sait Bahadır tarafından Anadoluyu işgal ile görevlendirilen kumandan Baltu’nun oğludur. Melikşah, İlhanlı Sadrazamı ve Anadolu Umumi Valisi Emir Çoban’ın oğlu Timurtaş Paşa’nın babasının İran’da idam edilmesi üzerine isyan ederek bir çok bey ile birlikte öldürülen İlhanlı Beyi Sultan Şah’ın kardeşidir.

Mimari yönden kümbet, altta kriptası bulunan kare kaide üzerine yüksek sekizgen gövdeli ve pira-midal çatılıdır. Sekizgen türbenin her yüzeyi külâha kadar düzgün kesme mermerden, yukarısı tuğla malzeme ile yapılmıştır. Yakın tarihlerde yapılan tamirde külâhın üst kısmına bir korumalık ve alem geçirilmiştir.

Kripta ile aynı yönde açılmış kümbetin portalına, iki yandan 6 sıra merdivenle çıkılmakta, altta merdiven boşluğu arasında da alt kattaki kriptaya geçit veren küçük ölçüde bir kapı bulunmaktadır. Zeminden 75 sm. alçakta bulunan ve üzeri düz tonozla örtülü olan kripta kısmında, kitâbede adı geçen Sultan Şah’ın sandukası vardır. Üst katta kıble yönünde açılmış mihrap, türbenin üst katının gerektiğinde namaz kılmak için kullanıldığına işarettir.

Anadolu Selçuklu Portallarının tam bir benzeri olarak yapılmış olan portalı, sekizgen gövdeli kümbetin bir yüzeyine sığabilecek biçimde, fakat tüm süsleme özelliklerini üzerinde taşımaktadır. Dıştan dört sıra halindeki süs bordürü oldukça gösterişlidir. Arada kalan ince uzun kapı boşluğu, görünüşe göre yukarıya doğru biraz yüksekçe, üstten kitabe boşluğu, alttan da kapı çerçevesi ile içeriye taşmış küçük bir eyvan görünümündedir. Kapının basık kemerli kilit-taşının ortasında yüksek kabartma olarak bir kabara bulunmakta, bunun iki ucu aşağıya ve yukarıya doğru uzatılmıştır. Portal kemerinin iki yanında nebati süsle- meli başlıklarıyla sütunceler, birçok Anadolu Selçuklu ve İlhanlı yapılarında karşımıza çıkan görünüşlerdir. Sütunce başlığının nebati süslemeli olmasına karşılık, sütuncelerin üzeri Erzurum Çifte Minareli Medresenin avlusundaki revak sütunlarından birisi üzerinde bulunan iç içe dört çizgi halinde kesişen altıgenlerin meydana getirdiği alçak Kabartma formu akla getirir. Bu süslemenin daha eskiye uzanan örnekleri arasında Meraga’da Kümbet-i Surkh’un (1147 M.) portal kemerinin iki yanında bulunan süslemeler tuğla malzeme üzerinde dikkati çeker.

Portal çerçevesinin geometrik süslemelerine gelince, bunlar en dışta ortaları derin oyulmuş bir ters bir düz köşeli Y şekilleri meydana getirilen mimariden başka halı, çini, minyatür ve maden eserlerin bordürlerini süsleyen bir geometrik bordürler çevrelenmiştir. Bu bordürün aynısını son zamanlarda İlhanlılara maletme eğilimi ağırlık kazanan ve XIII. yüzyılın sonlarına tarihlenen Erzurum Çifte Minareli Medresenin doğu eyvanının revak kemerinden sonra içerde meydana gelen asıl eyvan kemerinin en dış bordür süslemesi olarak görüyoruz. Aynı bölgede yine İlhanlılar zamanında yaptırılmış olan Aras Nehri üzerindeki Emir Çoban (Çobandede) Köprüsünün doğu kemer ayaklarından birinin üzerinde de bu süslemenin benzerine rastlanın. Diğer benzerleri daha yumuşak hatlarla Kayseri-Sivas yolundaki Sultan Hanının (1232) Köşk mescidindeki kemerde ejderlerin gövdesi olarak, Antalya-Burdur yolunda Susuz Hanı’nın (1245 civarı) portalının iki yan mihrabiyelerinin kemerleri üzerinde ejder gövdesi olarak karşımıza çıkar.

İkinci ve geniş ana bordürü daha sonraya bırakıp, üçüncü geniş bordürü ele alacak olursak, tamamen kapalı geometrik şekiller arzeden bu bordürde, birbirine paralel çift hatlı kırık şekiller, birbiri içine girmek suretiyle üçgenler, dörtgenler, beşgenler, altıgenler meydana getirerek yüzey süslemesine katılmışlardır. Anadolu Selçuklu yapılarında daha çok taş üzerinde uygulama alanı bulan bu süslemelerin, daha geniş ölçüde benzerlerini görmek mümkündür.

Üçüncü bordürdeki geometrik kırık şekillerin içeride daha dar olarak dördüncü bordürde de tekrarlanmasından sonra, portal sütunce ve kemeri başlamaktadır.

Geometrik ve figürlü plastik süslemeler açısından daha da önemli olan ikinci bordür sistemi, en dıştaki birinci bordürden, birkaç ince çubuk silme ile ayrılır. Bu geniş bordürün ana kuruluş şeması yatık M şeklinde düzenlenen iki kırık şeridin birbirine geçmesi ile meydana gelen geometrik şekildir. Birbirine M harfi şeklinde yaklaşan iki ucun ortasından birer Rumi çıkarak yarım halde son bulmuş, ortadaki boşluk da bitki şekilleriyle doldurulmuştur. Yatık M şekilleri bir yanda meydana gelirken, aynı çizgilerin formu öte yanda 3/4 ü mevcut altıgen yıldız şeklini oluşturur. Palmetlerden başka bu yıldızların ortalarında küçük yuvarlak rozetlere de yer verilmiştir. Öte yandaki Rumi şekillerinin ortalarında, bazan sarmaşık şeklinde bir sapa bağlı olarak yanyana küçük hayvan başları da tasvir edilmiştir.

Portalın sol tarafında görebildiğimiz kadarıyla sarmaşık dallarına bağlı olarak tasvir edilmiş bu hayvan başları portalın önemini artırmaktadır. Bu çeşit hayvan başlarının birçok Anadolu Selçuklu ve İlhanlı dönemi yapılarında benzerlerini buluruz. İlhanlılar zamanında yaptırılmış olan Niğde Sungur Ağa Camimin (1335 M.) portalında, geometrik yüzeyleri çevreleyen sarmaşık saplarından meydana gelen bordürde, kıvrımların içini dolduran kısımlarda tasvir edilmiş at, aslan, balık, ejder, kuş, fare, gibi hayvan başları, aynı üslupta ele alınmıştır.

Anadolu Selçukluları zamanında yaptırılmış olan Bünyan Ulu Camimin (1256) portalında da, burada olduğu gibi yatık M şekilleri meydana getiren kırık iki şerit ve bu şeritlerin bir tarafta altıgen yıldız, öte yanda da bitki şekilleri meydana getiren geometrik bordürün hemen aynısı görülmektedir. Aynı yerdeki dördüncü broşürde de Niğde Sungur Ağa Camii portalında olduğu gibi spiral sarmaşık dallarından ibaret nebati süslemelere rastlanmaktadır. Bünyan Ulu Camii portalında hem geometrik süslemenin, hem de bitkisel süslemenin aynen tekrarı ilginçtir. Yalnız buradaki hayvan başları öncekilere göre daha büyükçe, fakat onlara nispetle şematize edilerek tasvir edilmiştir. Yatık M şeklindeki şeritin yarım altıgen yıldızlar meydana getirerek geometrik süslemeye katılmasını, Aksaray-Nevşehir yolundaki Ağzıkara Han’ın (1238-1240) dış portalının ikinci bordüründe de görebiliriz.

Aynı üslup birliği içinde olmasa da hayvan başlarının bir arada bulunduğu, fakat baş ve yüz çizgilerinde büyük bir benzerlik görülen hayvan başları topluluğu Sivas Gök Medrese (1271) portalının kapısının sağ ve sol üst köşelerinde karşımıza mermer üzerine kabartma olarak çıkmaktadır. Buradaki hayvan başları da birbirlerine sanki bitkilerle karışmışlardır.

İkonografik yönden hayvan başlarının bitki dallarının ucunda yer almasına, XI. yüzyıldan itibaren Büyük Selçukluların dağılmış oldukları bölgelerde rastlanır. Kökü, Gazneliler yolu ile Hunlara kadar uzanan bu üslubun Büyük Selçuklu yapılarında çeşitli yerlerde görülmesi, kaynağın zenginliğine işarettir. Musul’da Zengi’lerden Bedreddin Lulu tarafından yaptırılan Kara saray (1235) harabelerinde ştuk yazı frizini oluşturan kompozisyonda, zemin süslemesi olarak sarmaşık biçiminde kıvrık dal ve rumiler arasında yazılara yer verilmiş, bu yazıların uçları da insan, tavşan, kuş, fare, aslan başlarıyla sonuçlanmıştır. Büyük Selçuklulardan kaldığı anlaşılan Musul maden eserlerinde de bol örnekleriyle karşılaştığımız bu yazıların, daha çok insan başı şeklinde son bulanlarına “konuşan yazı” deyimi yakıştırılmıştır.

Yine Büyük Selçuklu atabeylerinin hakim olduğu Azerbaycan’da 1234-1235 (M) yıllarına tarihlenen Bakü Kalesinin kule ve surlarında iken denize düşerek bir müddet sonra çıkarılan parçalarında taş üzerine yazılmış kitabe kuşağına rastlanmaktadır. Bu kitabe kuşağında insan ve hayvan başlarına büyük ölçüde yer verilmiştir. Aynı bordürde solda sütunce başlığının hizasında ağzı yukarıya gelecek şekilde kaba hatlarıyla tasvir edilmiş bir balık figürü, Alemşah Kümbetini figür yönünden zenginleştirir. Yan yana tasvir edilmiş iki hayvan başından daha büyük ölçüdeki (12 x 8 sm.) balık figürünün baş kısmı bir çizgi ile ayrılmış, yüzgeç ve solungaçlarla kuyruk kısmı iki yana açık şekilde belirtilmiştir. Anadolu’da balığın tasvir edildiği birkaç örnek, sutuko ve taş süsleme olarak günümüze kadar gelmiştir.

Alemşah Kümbetindeki balık figürü gibi üslup birliği gösteren örnekler, Aksaray-Konya yolundaki Sultan Hanı’nın (1229) portalında, Denizli yakınlarındaki Çardak Hanının (1230) hol kısmında paye üzerinde, Alanya Obaköy Medresesi (1373) portalında karşılıklı iki ejderin geçme yapan karın kısmında boşluğu doldurabilecek şekilde büyük ihtimalle burç sembolü olarak tasvir edilmişlerdir. Su sembolü olarak da Konya’da Karamanoğulları tarafından yaptırılmış Meram Hamamınının (1324) kilit-taşı üzerinde cennet sembolü tavus kuşunun yanında su ve temizlik, iman ile ilgili sembol olarak tasvir edilmişlerdir. Ayrıca çeşitli sembolik ifadeler için mezar taşlarında, köprülerde, bol örnekler halinde karşımıza çıkmaktadırlar.

Bu yapı üzerinde zikredilmesi gereken husus bir İlhanlı Beyi için yaptırılmış olmasına rağmen, Anadolu Selçuklu Sanatının bir devamı şeklinde ele alınmasıdır. Plan ve şekil yönüyle tamamen Orta Anadolu ve Konya çevresindeki türbelere benzeyen Alemşah Kümbeti, iki yanda nebati başlıklı sütuncelere, dar ve uzun portal çerçevesine sahip olması yönünden de İlhanlılar tarafından yaptırılmış olan 1312 M. tarihli Niğde Hüdavent Hatun Kümbetiyle benzeşir. Belli ki Niğde Hüdavent Hatun Kümbetinin daha özenle ve ustanın tüm sanat gücünü ortaya koyarak yapmış olduğu anlaşılmaktadır. Alemşah Kümbetinin bundan bir müddet sonra yapılmış olduğu da göz önüne alınırsa Niğde Hüdavent Hatun Kümbetini daha sade ve mukarnassız bir giriş halinde tekrarladığı söylenebilir. Hüdavent Hatun Kümbetinde olduğu gibi bu kümbette de geometrik ve figürlü plastik süslemelere önem verilmiştir.

İlhanlıların kendilerinden en az iki buçuk asır önce Anadolulaşmış Selçuklulardan, daha saf ve direkt olarak birtakım inançları da birlikte getirdikleri, çeşitli sembolleri yapı üzerlerinde kullandıkları anlaşılmaktadır. Gerek burç-gezegen, gerek takvim hayvanı, gerekse temizlik ve iman sembolü olarak kullanılan bu hayvan figürlerinin İlhanlı dönemi yapılarında arttığı dikkati çekmektedir. İlhanlıların Anadolu Selçuklu yapıları karşısında daha teslimiyetçi bir tavır takındıkları, Onların İran’da yaptırmış oldukları yapılarla Anadolu’da yaptırmış oldukları yapılar arasındaki farklılıklarda da derhal görülecektir.

Yapı sanatı bakımından tamamen Anadolu’ya bağlı kalmış olan İlhanlıların Anadolu’da meydana getirdikleri yapılarda Erzurum Çifte Minareli Medrese, Erzurum Yakutiye Medresesi, Erzurum yakınlarında Çobandede Köprüsü, Niğde Hüdavent Hatun Kümbeti, Niğde Sungur Ağa Camii, Amasya Bimarhanesi gibi belli başlı eserlerde Anadolu Selçuklularına göre daha bol figür kullandıkları dikkati çekmektedir. Bu da daha çok İslamlaşmış Anadolu Selçuklularının, daha kısa bir zamanda Karakurumdan kopup gelen Moğolların yakın doğudaki gücünü oluşturan İlhanlılara oranla inançlarındaki değişimler olsa gerektir. Anadolu Selçuklularının figür tasvirlerinde daha çok armaya ve basit şekillere yönelmelerine karşılık, İlhanlıların sembolik anlamları ağır basan figürlü plastike yöneldikleri söylenebilir.

Sivrihisar’daki ALEMŞAH KÜMBETİ tamamen Anadolu Selçuk etkili, ancak figürler ve sembolik anlamları yönünden de daha çok eski Türk dinlerine dayalı bir önem arzeder. K-2-

***

K-1: Y. Mesut Kilci -Tez
K-2: Dr. Hamza GÜNDOĞDU – Vakıflar Dergisi Ankara, 1982

Kategoriler
Genel

Bütün Yönleriyle Sivrihisar

BÜTÜN YÖNLERİYLE SİVRİHİSAR Kitabı Yenilendi

Genişletilmiş 2. Baskı 2017 yılında yayınlandı.

ÖNSÖZ

Bütün Yönleriyle Sivrihisar isimli kitabımın 2001 yılında birinci baskısı yapıldı. Eser büyük beğeni aldı, “Bu bir belgeseldir” diye vasıflandırılırdı ve genç kuşakları bu vadide çalışmaya sevk etti.

Kitabı tanıtma konusunda tecrübe ve bilgi sahibi olmadığım, yardım da almadığım halde ilimizde ve Türkiye genelinde büyük ilgi gördü. Zaman akışına paralel olarak yeni belgeler ve bulgular ortaya çıktıkça kitabımızda bu gelişmelere yer vermemiz gerekiyordu.

Kitabın birinci baskısı bittiği halde yoğun taleplere rağmen, biraz da emeklilik hali gereği ikinci baskıya imkan olmamıştı. Ta ki sayın valimiz Güngör Azim Tuna’nın kitabı yeniden basma teklifine kadar.

Bu durum yeni olay ve bulgularla kitabı adeta baştan yazarcasına gözden geçirmemize sebep oldu.

Merkez nüfusunun 1/3’ünü teşkil eden öğrencilerin neticede aileleri ile birlikte Sivrihisar’ı terk durumunda bulunmaları, yeni gelenlerin ilçeye intibak halinde olmaları, mevcut kültürel değerlere sahip çıkılması sorunu, bize bu açığı kapama sorumluluğu yükledi ve kitabın tümünü gözden geçirdik.

Sivrihisar’daki kurumların günümüze uyumu hususunda Yaşar Yurtdaş’ın katkılarına teşekkür ederim. Kitabın ilk basımında yer alan kayıtlar ve kitaba katkıları için Hatice Misge ve Yusuf Kot’a, ikinci baskının uyarlama ve teknik hazırlığını yapan Şeref Kocaman’a, yeni fotoğrafları yerinde çeken kızım Şule’ye ve kitabın tashihi bir tarafa vücut bulmasında büyük hizmetleri olan damadım Hüsnü Misge’ye; bunların başında kitabın basımında ve sonuçlanmasında amil olan sayın valilerimiz Güngör Azim Tuna ve Azmi Çelik’e teşekkürlerimi sunarım.

Kitabımın Orta Asya’dan bugüne süregelen Kültürümüze katkıta bulunmasını ve yüce Devletimizin ebediyete kadar yaşamasını dilerim.

Saygılarımla
Orhan KESKİN
01 Ocak 2017

***

İlk Baskıda Olan Önsöz

SUNUŞ

Ankara dönüşü Sivrihisar’daki yazıhanemde beni ziyarete gelen, Bursalı bir avukat arkadaşım: “Orhancığım, bu dağ taş arası küçücük ilçede avukat olmak için mi fakültede o kadar çok çalışmıştın?” demiş, ben de cevap olarak: “Sana göre öyle ama buraya bir de benim gözümle bak” demiştim.

Sivrihisar’ın; doğum yerim, ata yurdum, vatanım olarak; daima gönlümde müstesna bir yeri olmuştur.

Şair Eşrefin Sivrihisar’a kaymakam tayin edildiğinde:
Padişahım gitmek murat ise bir hisara
Başı sivri olmasın da ak olsun
Dediğini duyunca ona kızmış ve:
Kırkağaçlı Eşref mazurdur hisarı ak ister
Serdar ise, hisarın sivrisini sancak ister
Hisarlar vardır yeşildir, aktır, karadır amma!
Sevmeye onu: Yunus, Hızır, Selman-ı Pak ister.
Demiştim.

Sonraları Kırkağaç ilçesi ile Akhisar ilçesi arasındaki uzaklığın çok az olduğunu görünce memleketine yakın olmak arzusunun galip geldiğini anlamış, gurbette biri olarak kendini anlayışla karşılamıştım.

Sivrihisar benim için, temiz havasını soluduğum, tatlı sularından içtiğim, nimetleri ile şekillenip büyüdüğüm, yaşadığım; benimle ağlayan benimle gülen akraba ve dostlarımın bulunduğu, toprağı şüheda kanı ile yoğrulmuş, atalarımın son durağı, manevi tasarrufları devam eden evliyalar yatağı…

İsrafı sevmeyen, zeki, çalışkan, ağırbaşlı, uyumlu, saygılı, kadirbilir, dinine, tarihine, diline, örf ve adetlerine bağlı bir ilçe.

Sivrihisar sevgimi abartılı bulan dostlarımın; ilçeyi yakından tanıdıklarında; bana hak verdiklerine, daha güzel tanımak için kitap arzuladıklarına, şahit olmuşumdur.

Yeri geldiğince yararlandığım merhum Tahsin Özalp’in yıllar önce kaleme aldığı “Sivrihisar Tarihi, Dr. Halime Doğru ve Dr. Erol Altınsapan’ın kitapları başta olmak üzere Ahmet Atmaca, Ahmet Kılıçaslan, Avukat İbrahim Demirkol ve Dr. İhsan Sarıkardeşoğlu’nun kitapları Sivrihisar üzerine yazılmış övgüye lâyık çalışmaların ürünüdür. Bunlardan ilkinin dili ve düzenlemesi; diğer iki müellifin eserlerinin akademik oluşu, yalnız belli bir konu ve zaman dilimine ışık tutmaları sebebi ile daha derli toplu fakat çok yönlü bir kitap yazmak gereği doğmuştur.

Çocukluk yıllarımdan beri konuya ilgi duyduğumu, kitap ve belge topladığımı bilen hemşehrilerimin isteği de bu doğrultuda olmuştur.

Bizler mesleklerimizi icra ederken çalışmalarımızın karşılığını maaş, ücret v. s seklinde aldığımızdan, bunun dışında; bu vatanın evladı olarak; bizi yetiştirenlere (tüm milletimizi kastediyorum) ilave borçlarımızın olduğunu düşünüyorum, iste: Dernek, vakıf çalışmaları ve buna benzer fahri faaliyet yanında; bana verilen kitap yazma görevini, yerine getirilmesi gerekli bir borç olarak kabul etmiş olmam, beni bu kitabı yazmaya teşvik etmiştir.

Sivrihisar, dünya coğrafyası hatta ülkemizde küçük bir yer işgal etmektedir. Ancak diğer yönden, yetiştirdiği şahsiyetler bakımından dünya çapında ilgiye layık bir yerdir. Kültürel değerlerimizin nesilden nesile aktarılmasında ve yaşatılmasında; aslında bütüne ait bozulmamış değerlerin; tanınması ve tanıtılmasında bu eserin faydalı olacağı düşünülmüştür.

Bu kitap en az kırk yıllık bir araştırma ve birikimin sonucudur. Başvurulan kaynakların çoğunun şahsi kütüphanemde ve arşivimde mevcut olduğunu ifade edersem, durumu izah eder sanırım. Hal böyle iken kitabı hazırlamakta geciktiğim kaygısı, mevcut belgelerin tümünü değerlendirmeme imkân vermemiştir. İkinci olarak, daha geniş bir kesime ulaşmak gayesi ile; kitabın hacminin biraz dar tutulması, bazı konularda özet vermeye sebep olmuştur.

Nitekim Şeydi Mahmud Haziresindeki mezar taşları, kitabeleri, restore edilmiş yazılar belirlenip okunmuşsa da, aynı şekilde bu çalışmanın tüm Sivrihisar için ayrı bir kitap konusu olması düşünülmüştür. Keza dil konusu, giyim kuşam, örf ve adetler, evliya kabirleri ve menkıbeleri, mahalli yemekler, hah ve kilimlerimiz; her biri akademik çalışma konusu olarak görülmüş, bazı örneklemelerle yetinilmiştir.

Sivrihisar’ın 17. asra kadar, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde şehir ve ilim merkezi olması; her bakımdan yapılacak araştırmalara; odak olmak niteliğini taşımasına yeterlidir sanırım.

Sivrihisar’ın bugün de; köy ve şehir arasındaki geçişte; “şehirli mektebi” kimliğini taşıdığını söylersek haksız sayılmayız.

Kitabın yazımında, kaynak araştırması ve değerlendirilmesinde, azami titizlik gösterilmiş, teyit edilmeyen verilere yer verilmemeye çalışılmıştır. Zan ve doğrulanmayan rivayetle hataya düşmektense o konuda susmak tercih edilmiştir.

Konular işlenirken, kaynakları belirtilmiş ve değerlendirmelerde ilmi hassasiyet gösterilmişse de buna rağmen gözden kaçmış hataların olması muhtemeldir. Okuyucuların uyarmaları halinde gereği yapılacaktır.

Bu kitabın okuyucularına faydalı olacağını umarım. Ancak; bir kitabın hazırlanmasının ne denli uğraş isteyen bir iş olduğunu göstermesi bakımından; benim için öğretici olduğunu belirtmeliyim.

Beni inançlı, vatan ve millet sevgisi ile dolu yetiştiren anne ve babama, ağabeylerime, değerli hocalarıma rahmet ve mağfiret niyaz ediyorum.

Bu kitabın bilgisayarda yazılmasında ve bilgi toplamada emeği geçen Nizamettin Arslan’a, eski metinlerin, kitabelerin okunmasında yardımcı olan emekli vaiz Mehmet Dönmez Hocaefendi’ye ve tashihini yapan araştırmacı yazar Hasan Pir’e, Yusuf Mesut Kilci’ye, Fahri Keskin, Kemal Biçerli, Ali İhsan Küçükarslan ve Yaşar Yurttaş’a, fotoğrafları ile katkı sağlayan Ali Rıza Öztekin’e, yayma hazırlanmasında ve basımında emeği geçen Hatice ve Ahmet Kof’a ve tüm emeği geçenlere teşekkür ediyor, bu eserin Allah’ın rızasına, milli kültürümüzün yaşamasına vasıta olmasını niyaz ediyorum.

Orhan Keskin Eskişehir 2001

Kategoriler
Genel

Sivrihisar Türkiye

Eskişehir iline bağlı olan Sivrihisar ilçesi Türkiye’nin nadide ilçelerinden biridir. 

Tarih süresince, pek çok medeniyetlere ev sahipliği yapmış, keşfedilmeyi bekleyen hazine diyarı, tarih ve kültür zenginliğinin yanında yetiştirdiği ünlü isimlerle haklı bir övgüye sahip beldemiz Sivrihisar.

Yakın tarihimizde pek çok ilklere imza koyan Sivrihisar, Kurtuluş Savaşının yaşandığı topraklarda, esaretin ve zaferin ne olduğunu çok iyi bilen, Kurtuluş Savaşında, Anadolu insanının yüceliğini sergileyen, 24 Mart 1922’de bir ilkin ev sahipliğini yapan ilçemizdeki Zaimağa Konağı, TBMM Ankara dışındaki ilk toplantısına sahne olmuş ve tarihin akışına yön veren kararlara tanık olmuştur.

24 Mart 1922 Türkiye’nin Kurtuluş, Kuruluş ve Cumhuriyet’in başlangıcı sayılırsa bir MİLAT tarihidir.

turkey

BİRİZ, BERABERİZ HEP BİRLİKTE TÜRKİYE’YİZ
Kategoriler
Genel

Ermeni Soykırımı İddialarına Tepki

KAZIM KARABEKİR’İN KIZINDAN ’SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI’ İDDİALARINA TEPKİ

   Kazım Karabekir’in kızı Timsal Karabekir Yıldıran, 1915 olaylarının 100. yılında yeniden dillendirilen sözde Ermeni soykırım iddialarını eleştirerek Ermenilerin dış güçler tarafından maşa olarak kullanıldığını söyledi. Sözde soykırım iddialarına karşı babasının hatıralarıyla yanıt veren Yıldıran, “Bu bir oyundur. Bu bir böl, parçala yut oyunudur. Yarın öbür gün bizi birbirimize düşürmek için başka konularda kullanılacaktır” dedi.

   1915 olaylarının 100. yıl-dönümünde, sözde Ermeni soykırım iddiaları yeniden gündeme geldi. Özelikle, Katoliklerin ruhani lideri Papa Francis’in ‘soykırım’ ifadesini kullanması Türkiye’de tepkilere yol açtı. Genelkurmay Başkanlığının arşivleri ve belgeleriyse, olayların 100. yılında, Ermeni çetelerinin o dönemde yaptığı zulmü ortaya koyuyor.

   Kurtuluş Savaşının önemli kahramanlarından Kazım Karabekir’in hatıraları da, Ermeni çeteleri tarafından yapılan zulmü ve binlerce masum insanın olaylar sırasında öldürüldüğünü doğruluyor. Kazım Karabekir’in kızı Timsal Karabekir Yıldıran da yaşananlara tepki gösterdi. İstanbul’da sessiz sakin bir hayat sürdüren ve gittiği her noktada soykırım olmadığını belgelerle, babasının yazdıklarıyla yalanlayan Karabekir, babasının adına açılan Kazım Karabekir Paşa Müzesi’nde İhlas Haber Ajansına özel açıklamalarda bulundu.

“ERMENİLER İHANET ETTİ”
   İddiaların oyun olduğunu anlatan Timsal Karabekir Yıldıran, Ermenilerin Osmanlı Devletine ihanet ettiğini söyledi. Ermeni çetelerinin o yıllarda binlerce insanı katlettiğini aktaran Yıldıran, soykırım iddialarına karşı babasının hatıratlarından cevap verdi. Karabekir, bir oyun oynandığğını belirterek şunları söyledi: “Bu bir böl, parçala yut oyunudur. Yarın öbür gün bizi birbirimize düşürmek için başka konularda kullanılacaktır. Bu vatandan toprak alıp, bu vatanı zayıflatmak için bir takım insanların oyunudur zincirin bir halkasıdır Ermeni konusu. Ermenilerin ilk Başbakanı Kaçaznuni diyor ki; ‘Biz ihanet ettik. Osmanlı tehcirde haklıydı. Çünkü biz ihanet ettik.’ Bunu kendi Başbakanları söylüyor.

   Osmanlı Balkanlarda can veriyor, kan veriyor, Osmanlı Sarıkamış’ta can veriyor. Osmanlı toprak kaybediyor ve bu sırada Osmanlının sadık teba diye bağrına bastığı Ermeni vatandaşlar Ruslarla bir olup Türk’ü Osmanlıyı sırtından vuruyor. İşte Osmanlı, o zaman sen vatanın o yöresinde muzurluk ediyorsun, seni vatanın başka bir yöresine göç ettiriyorum. Tehcir bu demek ve açın Osmanlı arşivlerini açtığımız zaman her kafileye doktor verilsin, her hamile kadına süt verilsin döndükleri zaman borçları ertelenmiş olsun. Eğer Osmanlı bir soykırım yapmaya niyetlenseydi ne sütüyle, ne doktoruyla ne de borcuyla ilgilenmezdi. Hitler ilgilenmedi Musevinin borcuyla sütüyle o soykırımdı.”

“CANLI CANLI KAZIĞA OTURTULDU”
   Ermeni diasporasının amacının 4t’den oluştuğunu ifade eden Kazım Karabekir’in kızı Timsal Karabekir Yıldıran, Ermeni çetelerinin yaptığı zulümlere de değindi. Babasının gördüğü manzarayı paylaşan Yıldıran, sözlerini şöyle sürdürdü: “Babamın anılarında çok çarpıcı çok yürek kanatacak anılar var. ’Erzurum’a o kadar çok yaklaştım ki, zaten biraz daha geç kalsam içeride kurtaracak can bulamayacaktım’ diyor. Sanki mezarlıklar ölüleri dışarıya fırlatmış gibiydi diyor. Kollar, bacaklar mezarların dışındaydı. Ve o kadar yaklaştım ki Erzurum’a insanlar gülerek beni karşılıyorlar dişlerini görecek mesafedeyim. Biraz daha yaklaştığım zaman ortada bir gayrı tabiilik hissettim bu insanlar hiç kımıldamıyordu. Biraz daha yaklaştığım zaman dehşetle gördüm ki her biri Ermeniler tarafından canlı canlı birer kazığa oturtulmuştu. Ve ızdıraptan kasılmıştı çehreler öylece can vermişlerdi. Bizim vatanımızda bizim canlarımız işte böyle can verdi. Gerek diaspora çok maksatlı devletler, maalesef bu acıyı özelikle 4t’nin peşindeler. Tanıma, tanıtma, toprak, tazminattır. Ama tarihini yeteri kadar bilmeyen, tarihine yeteri kadar sahip çıkmayan bir takım insanımızda onlara alkış tutuyor.”

“ESAS YOK EDİLMEYE ÇALIŞILAN TÜRKLER”
   Timsal Karabekir Yıldıran, sözde Ermeni soykırım iddialarında uydurma raporlar oluşturulduğunu ifade ederek, Ermenilerin dış güçler tarafından maşa olarak kullanıldığını dile getirdi. Timsal Karabekir, Sarıkamış faciasında Ermenilerin ihanetinin görüldüğünü belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Ruslara diyorlar ki ‘Türklere takviye gelmedi çekilmeyin’ Bu bile başlı başına bu ihanet bile tehcire neden olabilirdi ki bunun yanında çok büyük ihanet görüyoruz. O Van faciası Van yakılmış, yüzlerce binlerce insanımız gerçekten hunharca öldürülmüş. Sadece Van değil Erzurum, Erzincan her yerde maalesef o acıları görüyoruz. Esas yok edilmeye çalışanlar öz yurtlarında Türklerdi, Türkler Ermenilere kötü davranmamıştır. Ama uydurma raporlarla maalesef insanlar bize yapılanları raporlamış ve ortaya çıkıyorlar. Özür dilediğin zaman arkasından toprak ve tazminat diyecekler. Özür niçin dileyeceksin kazığa oturttular o insanın evladı torunu olsan özür diler miydin Ermeni’den?

   Kazım Karabekir ile Ermeni Başdelege arasında şöyle bir konuşma geçer, ufacık boyunla koskoca Osmanlı’ya nasıl karşı geldin dediği zaman, Ermeni Başdelegenin cevabı birebir bugünün adresidir. “Aldatıldık paşam. Emperyalist güçler bize vaatlerde bulundu. Bütün Doğu’yu bize vaad ettiler. Bundan böyle Sevr’deki haksız iddialarımızı geri çekiyorum” Yani o günkü Ermeni Başdelege bile nasıl bir maşa olarak kullanıldığını, Ermenileri emperyalist güçlerin maşa olarak kullanıldığının aynen bugün gibi farkında.”

   Timsal Karabekir Yıldıran, babası Kazım Karabekir’in çocukları çok sevdiğine de değinerek, Ermeni çocuklarına sahip çıktığına dikkat çekti. Ermeni çocuklarının Kazım Karabekir Paşa’ya bir kara kalem portresini hediye ettiğini vurgulayan Yıldıran, “O iğrenç yalana, o sözde soykırım yalanına başlı başına bir belgedir” dedi.

Kategoriler
Genel

Sivrihisar Ermenileri

1853-56 Kırım Savaşında, padişah Abdülmecid fermanı ile Kırım ve Kafkasya’dan göçmen olarak, Sivrihisar’a yerleşen Ermeniler toplam 4177 kişi olup 360 hane mevcuttu. Sivrihisar’ın kuzeyine Hisar ile Baba çeşmesi arasına Yazıcıoğlu kalesi ve kayalığın eteklerine yerleşmişler. 1916 yılında topluca Suriye’ye dönüyorlar. Oradan da pek çoğu Fransa ve Marsilya’da yerleşmişlerdir. Az sayıda da olsa İstanbul’da varlığı bilinmekte.

Ermeniler Sivrihisar kültürüne ciddi katkıda bulunmuşlar. Özellikle el sanatında (kuyumculuk), terzilik (bayan), bağcılık ve yemek çeşitleri halen sürdürülmektedir. Kendi adlarını taşıyan bağ ve bağ evleri (gavurkoyu) hamamları mevcuttur. *1

Sivrihisar’ın Hristiyan mahallesinde çıkan yangında yüze yakın hanenin yanması üzerine münasip mahallere yerleştirilecek yangın zedelere gerekli yardımların yapılacağı. 23 Temmuz 1905

Telgrafnâme, Geldiği mahal: Ankara, Dahiliye Nezâret-i Celîlesi’ne

Bu gece saat altıda Sivrihisar’ın Hristiyan mahallesinde harik zuhûr ederek seksen yüz hanenin mukterik olduğu ve nüfusça iki nefer ağır surette mecrûh olup eşya ve hânece vukû‘ bulan zâyiât ile muhterik hânenin mikdar-ı hakîkîsinin ve harîkin esbâb-ı zuhûrunun bi’t-tahkik başkaca bildirileceği Sivrihisar Kaymakamlığından iş‘âr olunmasıyla harîkzedegânın münâsib mahallere hemân yerleştirilerek ve içlerinden bî-kudret olanların belediyeden ve iâneten iâşeleri ve tehvîn-i müzâyaka ve zarûretleri esbâbı istik- mâl kılınarak keyfiyetin ve netice-i tahkikatın müsâra‘aten inbâsı cevâben tebliğ kılındığı berây-ı malûmat ma‘rûzdur. Fi 10 Temmuz sene 1321 – Ankara Vâlisi Cevad *2

***

Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşamakta olan Ermenilerin dini yapıları, Osmanlı Devletinin koyduğu kurallar çerçevesinde yapılmıştır. Gayrimüslimlerin azınlıkta olmasının da etkisiyle yapıların sayısı da azdır. Osmanlı Devletinde yeniliklerin yoğun yaşandığı 19. yy.da ilan edilen fermanlarla gayrimüslimlerin hakları daha da artmıştır.

1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanıyla Osmanlı toplumlarında gayrimüslim olan toplulukların sosyal ve siyasal statüsü değişmiştir. Osmanlı Devletinde yeniliklerin yaşandığı bu dönemde, gayrimüslimler özellikle taşrada yoğun imar faaliyetlerine başlamıştır. 19.yy.’ın ilk yarısında, yeni ve değişik bir anlayışın yönetime etkimesi yeni olayların, yeni oluşumların toplum katlarına yansımasına yol açmıştır. Bu da mimarlıkta, daha çok azınlıkların bulunduğu yörelerde, yeni kilise yapılarıyla somutlaşmıştır.

Eskişehir’de yaşayan Ermenilerden ilk bahseden ve Eskişehir Ermenileri konusunda ayrıntılı bilgi veren seyyah Paul Lucas 1705 yılında Eskişehir’e uğrar. Lucas’ın Eskişehir’den 2 kilometre uzaklıkta bir köye gittiği belirtilmektedir. Burada bir tepenin eteğinde Ermenilerin oturduğu aktarılmaktadır.

Eskişehir’e XIX. yüzyılda gelen seyyah J. Macdonald Kinneir’in ise şu anda Eskişehir’in bir ilçesi konumunda olan Sivrihisar’da o dönemde 400’ü Hristiyan olmak üzere toplam 1500 insanın yaşadığı bilgisini verdiği de aktarılmaktadır. Eskişehir ve civarına XIX. yüzyılın ikinci yarısında gelen G. Perrot’un ise Sivrihisar’da yaşamakta olan Ermenilerin varlığından bahsettiği ve Sivrihisar’da bir de Ermeni Okulu bulunduğu bilgisini verdiği belirtilmektedir.

1882 yılında Eskişehir ve civarına gelen diğer gezginler Humann ve Puchstein’in, Eskişehir’in nüfusunu bir kısmı Ermeni olmak kaydıyla 10.000, Sivrihisar’ın nüfusunu ise hane olarak. 2.000 Türk evi ve Sivrihisar’ın kuzeybatısında ise 800 hanelik bir Ermeni Mahallesi olduğu bilgisini aktardığı da belirtilmektedir. Bu rakamlardan da anlaşıldığı üzere Sivrihisar’da yaşayan Ermeniler XIX. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde sayıları iyice artmış ve artık bir Ermeni Mahallesi oluşturmuşlardır. Bölge olarak bakıldığında, 19. yy.da Ermenilerin, toplum yapısında ve çevre bölgelerin etnik yapısında önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir.

Şemsettin Sami’nin yine aynı eserinde Sivrihisar’ın nüfusunun da 4.000’i Ermeni olmak üzere toplam 34.902 olarak aktardığı bilgisi verilir. Tüm bu veriler de gösteriyor ki Eskişehir ilinde XX. yüzyıl başlarına gelindiğinde tren yolunun da yapılmasıyla nüfus artısına paralel olarak Ermeni nüfusu da artmıştır. Ermeni nüfusun artmış olduğu bu bölgede, Sivrihisar İçesinde bulunan ve 1881 yılında yeniden inşa edilen Surp Yerortutyun Kilisesi, bir Ermeni Kilisesi olarak dikkat çekmektedir. *3

Not: Vikipedi sitesinde geçen Ermeniler ile ilgili “soykırım” “tehcir” iddiası ise tamamen yanlış ve kabul edilemez.

Sözde Ermeni Soykırımı İddialarına Tepki ve Cevap >

KAYNAKLAR:
*1- Burası Sivrihisar – Naci ŞAKAR
*2- Osmanlı Belgelerinde Sivrihisar Sh.36-37 (BOA.DH.MKT, 991/24-1)
*3- Yüksek Lisans, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı
Derleyen/Editör: Murat Sevimbay