Kategoriler
Hakıklar

Hakıklar (Aşık’lar)

Aşık Mehmet, Hasan, Kemal

Hakıklar hepimizin bildiği gibi üç kardeş değil, gerçekte dört kardeşlerdir. Dördüncü kardeşlerini pek bilen yoktur. O kardeşleri de erkektir ve en küçükleridir. Son zamanlarında yanlarına gelmiştir. Anneleri (Zeliha) Zale Anadır. Babaları ise her birinin ayrıdır. Kardeşlerin en büyüğü Hasan, ortanca Kemal, Kemalin küçüğü Âşık Mehmet’tir. Hepsinin soyadı da değişiktir.

Zeliha SOYCAN: 01.07.1886 yılında doğmuştur. Zale ana 4 evlilik yapmıştır. İlk evliliğini Hasan’ın babasıyla, ikinci evliliği Kemal’in babasıyla, üçüncü evliliğini Aşık Mehmet’in babasıyla, son evliliğini ise Yenice mahallede oturan “Dörtgöz” emmi ile yapmıştır. Zale Ana 05.11 1976 günü 90 yaşındayken hakkın rahmetine kavuşmuştur. Mezarı Balaban mezarlığındadır.

FEDAKÂR KADIN ZALE ANA

Kısaltılmış ismi Zale (Zeliha) Anadır. Zale Ana çok fedakâr kadındı. Halkımız arasında Zale Ananın sütünden böyle olmuşlar dedikodusu üzerine, adeta üzerlerine titrerdi. Onların yolunca varır, bir dediklerini iki etmez, onları çok severdi. Zale Ana çok temiz bir kadındı. Ölene kadar Hakıkların elbiseleri tertemiz, giydikleri pırıl pırıldı. Zale Ana onlara tavuk yumurtası bile yedirmezdi, sebep olarak da tavukların çöplüklerde gezmesi ve oradan beslenmelerini gösterirdi. Yaygın kanı oralarda gezinen tavukların ve yumurtasının kirli ve pis olduğuydu. Zale Ana ölene kadar çeşit çeşit yemekler yaparak onların aç kalmaması için mutfaktan çıkmazdı, güzel yemekler yapardı. En güzel yaptığı yemek kelem dolması ve yaprak dolmasıdır.

Mehmet AYAŞ: 25.04.1937 doğumlu, baba adı Abdullah, ana adı Zeliha’dır. Mihalıççık ilçesi Yarıkçı köyündendir. Kardeşlerin içinde en küçük kardeştir. Âşık Mehmet’in İki ablası ve iki ağabeyi vardır. Ablaları Ayşe Hanım BİLİR 25.11.1908 doğumlu, diğer ablası Emine AYAŞ ise 11.11.1915 doğumludur. Ağabeylerinden İbrahim AYAŞ 01.01.1926,diğer Ağabeyi Yusuf AYAŞ ise 01.01.1927 doğumludur. Âşık Mehmet 29.11.2003 günü hakkın rahmetine kavuşmuştur. Mezarı Balaban mezarlığındadır.

Kemal KARA: 1928 yılında doğmuştur. Kemal kardeşlerin içinde ortanca olanıdır. Kemalin babası Sivrihisar ilçesi İlören köyündendir. 1997 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Mezarı Balaban mezarlığındadır.

Hasan Hüseyin VARİŞLİ: 1915 (1331) yılında doğmuştur. Herkesin sadece Hasan demesine rağmen asıl adı Hasan Hüseyin’dir. Kardeşlerin en büyüğüdür. Hasan’ın babası Sivrihisar ilçesi Siliban (İstiklal Bağı) köyündendir. 12.09.1999 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Mezarı Balaban mezarlığındadır.

hasankemalmehmet

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar
Necmi GÜNAY – 2014
Kategoriler
Hakıklar

Yünseli Buluvurun

Hasan’ın ayağı kırıldığında Eskişehir’de hastanede yatmaktadır, her gelene gidene “Bana Yünseli buluvurun, bana Yünseli gönderin” der. Fakat ziyaretine gelen ziyaretçiler Hasan’ın anlattıklarından bir şey anlamaz çıkıp giderler. Bir iki gün içinde tüm hastaneye ziyaretine gelenlere bunu tekrarlar durur. ”Yünsel buraya yanıma gelsin” der. Ziyaretçilerden biri bunun Yüksel UÇA olduğunu anlar ve Yüksel UÇA’ ya haber gönderir. Haberi alan Yüksel Abi apar topar hastanenin yolunu tutar. Küçük bir soruşturmadan sonra hemen yukarıya çıkar, yattığı odayı bulur.

Karşısında Yüksel UÇA’yı onun tabiriyle Yünseli görünce gözlerinden yaşlar akmaya başlar. Konuşurlar, dertleşirler. Hasan tüm acılarını unutmuştur. Yüksel abi tüm ihtiyaçlarıyla ilgilenir. O gece ziyareti bitince ayrılır. Ertesi gün temiz çamaşır, çorap, atlet ve pijama takımı getirir. Hasan, Yüksel UÇA’yı görünce daha da mutlu olur ve iyileşme süreci de kısalır. Doktorların hayatı için kısa süre biçtikleri Hasan bu olaydan sonra 9 yıl daha yaşayarak hem hayata hem de tıp dünyasına kafa tutmuştur.

yuca

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar
Necmi GÜNAY – 2014 
Kategoriler
Hakıklar

Melehat Ananın Makarnası

Hakık’lar hangi ev güzel yemek yaparsa onu bilirler ve hep o evin hanımına yemek pişirtmek üzere malzemeleri götürür, teslim ederlerdi. Melahat Ana (rahmetli Ethem SÜNGÜ’nün eşi) en çok yemeklerini pişiren, oldukça da lezzetli yapan bir hanımdır. Hasan bir gün yanılıp başka bir kadına malzemeleri teslim eder. Kadından makarna yapmasını ister. Kadın makarnayı haşlayıp üzerine sosunu döküp Hasan’a verir. Hasan eve yemeği götürür. Otururlar yemeğe, bakarlar ki makarna olduğu gibi birbirine yapışmış. Aşık hemen söze girerek, Hasan’a “bunu hangi karıya götürdün de böyle yapışık oldu? Len Gırış Melahat anaya götürmedin mi yoksa, kaldırın bu tencereyi dökün, yenmez bu yemek” der.

NEVŞEHİR İLİ DERİNKUYU İLÇESİ TAŞLIK KÖYÜ

Selahattin Yıllar sonra Mustafa’nın memleketi Nevşehir’in Derinkuyu İlçesi Taşlık köyüne gider. Taşlık Derin kuyu ilçesine çok yakın büyük bir köy, köyde üç tane kahvehane var. Selahattin orada en büyük şoku yaşar. Mustafa Sivrihisar Birlik yazıhanesinde bulunan Aşık’ların fotoğraflarını yaptırmış, büyültmüş ve çerçevelettirmiş bu kahvehanelere astırtmıştı. Selahattin kahveciyi çağırıp kim bunlar diye sorar. Kahveciden aldığı cevapla çok büyük gurur duyar. “Onlar Allah’ın gönül erleri, onlar kardeşliği, sevgiyi, hoşgörüyü temsil ediyor” der. Duyduğu bu kelimeler karşısında gözyaşlarına engel olamaz. Çünkü Mustafa bütün köy ve kasabaya bu hikâyeyi defalarca anlatmış. Bütün köy ve Derinkuyu kasabası Aşıkların hikayesini biliyorlardı.

selo

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar
Necmi GÜNAY – 2014
 
Kategoriler
Hakıklar

Yemeğin Nasiplileri

Nevşehirli Mustafa isminde otobüsçü arkadaş Ankara – Bursa arası çalışıyordu. Sivrihisar Birlik yazıhanesinde bizim Hakık’ların resimlerini görünce Selahattin BÜYÜKKIDAN’a ; Ne olur beni Sivrihisar’ a götür ben bu Aşıklarla tanışmak istiyorum der. Selahattin de olur Mustafa der. Ama bir türlü bir araya gelemezler. Her defasında “Selahattin ben ne zaman SİVRİHİSAR’dan geçsem kalbime bir şeyler oluyor oralarda mutlaka bir şeyler var” der. Selahattin de ona SİVRİHİSAR Evliyalar, Ulemalar diyarı der. Mustafa yine böyle bir seyahat esnasında Eskişehir’de dinlenmeye kalır. Sivrihisar Birlik yazıhanesine telefon açar ve öğle yemeğini ben yapacağım der. Mustafa kamyonculuktan gelme olduğu için çok güzel yemek yapardı. Öğleye doğru çok miktarda erzakla birlikte yazıhaneye gelir, Selahattin de kendisine kızar. “Mustafa yazık günah kim yiyecek bu kadar yemeği” der. Mustafa da “ya ağam niye kızıyorsun (ALLAH) onun nasiplisini gönderir” diye cevap verir.

Yemek hazır olunca yazıhanenin masasına koyup tam yemeye başlayacakları sırada bankodan bir ses gelir. Kafasını kaldırdığında bir de ne görsün bizim “Aşıklar”. Selahattin’in gözleri dolar ağlamaya başlar. İşte Mustafa’nın dediği “yemeğin nasiplileri” gelmişti. ALLAH’ın sevgili dostları SİVRİHİSAR’ın beti bereketi dünyanın tatlı güzel insanları karşılarındaydı. Oradaki tüm insanlar bu olay karşısında şok olurlar. Tüm insanlar Selahattin’in gözlerindeki tutamadığı yaşlara bakar ve içlerinden bu adam durup dururken neden ağladı derler. Selahattin Mustafa’ya döner “kardeşim rabbimden bu gün bir şey isteseydin olacaktı, bak Aşık’ları senin ayağına getirdi’’ der. O anda orada bulunan herkes ağlar, daha sonra gülüş bağrış yemekler yenir.

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar
Necmi GÜNAY – 2014
 
Kategoriler
Hakıklar

Fransalı Ömer

Ömer KORU: Onların gözünde nam-ı diğer “FRANSA’LI OMAR”. Ömer Abinin onların üzerindeki hakkını kimse ödeyemez. Yıllık izinlerde 1 ay Hakıkların her türlü ihtiyaçlarını karşılar, onlarla konuşarak ve onların evinde yatarak adeta manevi huzur bulurdu.

Hakık’larm gözünde Fransa’lı Omar “teknolojinin göstergesidir”. Kolay değil onlar için “Fransa’dan özel olarak kamera getirtip onların canlı görüntülerini aldı. Fotoğraf makinesiyle ilk resimlerini çekti. Tüm isteklerini onları yargılamadan ve hoşgörü ile yerine getirirdi”. Aşık Mehmet’in felç olup Süleyman ÇAKIR huzurevinde kaldığını öğrenince Fransa’dan gelir. Aşık, Ömer Abi’yi görünce gözündeki yaşları tutamaz. Ömer Ahi’deki “VEFA” duygusu İstanbul’daki semt isminden ötedir. Aşık Mehmet’in yatağa bağlı hali Ömer Abi’yi olumsuz etkiler. Bu yazdığımda en ufak abartı yoktur. “Her gün akşamları Eskişehir’den Sivrihisar’a aracıyla gelir. Kasaptan eti, manavdan da kelem ve yaprağı alır, mahalledeki bayanlara bir tencere kelem dolması ve bir tencere de yaprak dolması sardırıp, geceden pişirtip sabaha Eskişehir’e götürürdü”. Bunu hilafsız her gün tekrar ederdi. İşte Ömer Abi’ de ki bu vefa ve onlara verdiği değeri anlatan en güzel örnektir. Ömer Abiyi yazmaya kelimeler yetmez. Allah ondan milyonlarca kez razı olsun.

 BİRAZ KİLOMETRE YAPAYIMDA, MOTORU AÇILSIN!

Yüksel UÇA da rahmetlilerin tüm isteklerini yerine getiren, onları karşılıksız seven, her dertlerine derman olan ve yardıma koşan nadide bir insandır. Bir gün Eskişehir’den Sivrihisar’a özel aracıyla dönerken Kaymaz civarında Hakık’ları görür. Yeni el arabası almışlar, Aşık Mehmet kasıla kasıla arabayı kullanıyor. Yanlarına yaklaşınca “arabada da kimse yok, şunları yanıma alayım da yorulmasınlar” diye içinden geçirir. Tam yanlarına gelince durur, selam verir, hal hatır sorduktan sonra “hadi el arabasını da yanınıza alın arabaya binin de hem yorulmayın hem de akşam hava kararmadan Sivrihisar’a varalım” der. Aşık Mehmet bu teklif üzerine “Yüksel Abi arabayı yeni aldık, görenler sıfır kilometre sanmasın, biraz kilometre yapayım da, motoru açılsın” der. Yüksel UÇA Abi’miz hiç beklemediği cevap karşısında donup kalır.

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar
Necmi GÜNAY – 2014
 
Kategoriler
Hakıklar

Koyacak Bir Şeyimiz Yok

Sivrihisar Devlet Hastanesinde hastaların geceleri içecekleri su, meyve suyu veya kahvaltılıklarını muhafaza ettikleri ortak kullanılan bir buzdolabı vardır. Herkes kullanmadıklarını bu buzdolabına koyar. Hülya Cesur hastasının başında refakatçidir. Hasan ve Kemal de Aşık Mehmet felç geçirdiğinde onun başında refakatçi olarak kalırlar. Hülya gece hastasının yemesi gereken meyveyi buzdolabından almak için gittiğinde Kemal’i orada buzdolabına poşetle bir şeyler koyarken görür. Bunun üzerine merak eder ve sorar: “Kemal Abi nedir bu koyduğun poşetin içindekiler” diye sorar. O da ”Herkes bir şeylerini koyuyor bizim koyacak bir şeyimiz yok, ben de kirli çamaşırlarımızı koyuyorum” der.

SADAKA MI VERİYON LAN?

Garaj bölgesinde gezisine devama eden Hakıklar bir taraftan gelenle geçenle sohbetlerini ederken diğer yandan da günlük hâsılatı toplama peşindedirler. Galip Kilci yanlarından geçerken üzerindeki bozuk olan 50 kuruşu Hasan’a verir. Hasan şöyle bir paraya, birde parayı verene bakar ve parayı yere fırlatır. “ Sadakamı veriyon lan” diye tersler.

ZEYTİN

Hülya Cesur rüyasında Kemal’i görür. Rüyasında Kemal Hülya’ya “yarın bana zeytin al, ben senden yolda alırım” der. Neyse ertesi gün köyü olan İlören’e gitmek için alışveriş yapmaya çarşıya gider. Fakat rüyasını unutmuştur. Kartallardan sebze, meyve, ekmek vs. alır. Tam marketten çıkarken kapının ağzında Kemal’i görür. Kemal “zeytini almaya geldim Hülya Abla” demez mi? Hülya şok olmuştur. O heyecanla hemen 1 kilo zeytin alır ve Kemal’e verir. Hülya bu olayın etkisinden yıllarca kurtulamamıştır.

TAKMA KAFANA OLUNCA VERİRSİN

Şadırvan meydanında nam-ı diğer Kambur Adilin oğlu Atilla Bitirgen’i görürler. Atilla onları çok sever, her gördüğünde onların harçlıklarını eksik etmez, karınlarını doyururdu. Yine günlerden bir gün çarşıda gezme turu yaparken Atilla’yı görürler ve ondan ekmek parası isterler. Atilla’nın da üzerinde o gün para yoktur. Âşık Mehmet’ e üzerimde para yok valla der. Âşık Mehmet bu duruma üzülür ve cebinden uzun Malbora çıkarıp” yak Hacı abi takma kafana paran olduğunda verirsin” der.

* * *

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar
Necmi GÜNAY – 2014
 
Kategoriler
Hakıklar

Ayaş Kaplıcaları

AYAŞ KAPLICALARI

Mahkeme bitmiş, Aşık Mehmet alacağını almış! Salondan çıkarlar. Kardeşlerinden birinin oğlu Ayaş Kaplıcalarındaki otelde çalışmaktadır. inci Baba’ya dönerek bu yeğenimi kaplıcaya bırakalım, oradan Sivrihisar a geçelim derler. Bilmezler ki oradan orası 150 kilometre. Neyse İnci Baba emir kulu! Ne derlerse yapacaktır. Ayaş’a geldiklerinde gece olmuş, artık dönüşün zor olduğunu ve yorulduklarını gören yeğen bunlara 4 yataklı bir oda verir. Aşık Mehmet odanın anahtarını alır, kapıyı açar ve teftişe başlar. Aşık girişteki en güzel manzaralı yatağı kendine, yanındakini Kemale, diğerini de Hasana pay eder. İnci Baba bu paylaşımdan önce bir şey anlamaz. Ama yatınca anlar ki “yatak çok sert ve karyolası kırıktır”. Neyse sabahı ederler, Sivrihisar’a dönerler.

MALIÇ’TA HAKİMLE PAZARLIK

Aşık Mehmet hepimizin bildiği gibi Mihalıççık ilçesi Yarıkçı köyündendir. Kardeşlerinden biri ölünce miras yüzünden mahkeme Aşık Mehmet’i de çağırır. Ama zaman azlığından dolayı acilen gitmesi gerekmektedir. Hemen İnci Baba’ya (Anahtarcı Yunus AKPARA) giderler. İnci Baba bizi hemen malıca (Mihalıççık’a) götür mahkeme varmış masrafları, benzinini çekelim derler. Yunus AKPARA da işini gücünü bırakıp bizimkileri kendi özel aracıyla malıca götürür. Tam zamanında mahkemenin kapısında olurlar. Mübaşir isimlerini okuyunca bizimkiler yanlarında İnci Babalarıyla birlikte mahkeme salonuna girerler. Hakim kararı okur. Aşık Mehmet’e mirastan pay düşmektedir. Aşık. Hakim Bey söz almak istiyorum” der. Hakim de buyur Mehmet Bey der. “Hakimim benim kardeşlerimin çocukları var, ben bu mirastan pay almak istemiyorum. Bana SİVRİHİSAR’da gül gibi bakıyorlar. Bana düşecek hissemi kardeşlerime paylaştır” der. Hakim bu söz üzerine denileni yapar.

TEŞEKKÜR

Yeri gelmişken Sivrihisar Devlet Hastanesi personeline, başta o dönemde görev yapan Başhekim, Doktorlar, laboratuvar teknisyenleri, Radyoloji teknisyenleri, Hemşire, Hastabakıcı, kayıt kabul, yemek yapan-dağıtan, temizlik ve tüm Hastane personeline Hakık’lara olan hizmetlerinden dolayı, onlar adına teşekkürlerimi kabul buyurmalarını dilerim. Bunların içinde özellikle Rahmetli Aşık Mehmet’in tırnaklarını hiç üşenmeden ve zevk alarak kesen Sayın Dr. Refik ÇELİKYURT’a, yine kalp hastalığı olan Hasan’a özel ilgi gösteren Sayın Dr. İlhan KIYIK’a ve Hakıklarm evine kadar Nevzat EROĞLU ile giderek “sonda” takan ismini anımsayamadığım (Bevliye mütehassısı) beylere ayrıca teşekkür ederiz.

***

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar
Necmi GÜNAY – 2014
 
Kategoriler
Hakıklar

Helikopter Pilotu Aşık Mehmet

Hakık’lar sabah erken saatte hastanede sıraya girerler. Âşık Mehmet hasta bekleme salonundaki koltuklarda iki kıvrım oturmaktadır. Sabah mesai başlayıp Hastane personeli gelmeye başladığında Nevzat EROĞLU bunları görür. Hemen yanlarına gider. Hayırdır geçmiş olsun der. Aşık kıvrıldığı koltuktan zor da olsa doğrularak “Sağol Necmi Abi hiç sorma” der. Aşık Mehmet Nevzat’a ismini bildiği halde hep Necmi derdi. Nevzat “Aşık anlat bakalım olayı ne oldu” der. Aşık da “Hırsız Arifin kızı GÜL’e olan sevdasını anlatır”. Nevzat heyecanlanmıştır, devam etmesi için sorar. Anladım ne oldu da bu hale geldin deyince Aşık anlatmaya başlar. “Rüyamda Gül’ü gördüm. Helikopterle onu kaçırıyordum, helikopter arıza yaptı, ne yaptım ettimse düşmesine engel olamadım” der. Uykusunda helikopteri kurtarmak için “otomatik pilota” basmış olacak ki “karyoladan aşağı sert biçimde düşmüş”. Kıvranmalarının sebebi de bu imiş. Nevzat hemen filmini çektirir, bakarlar ki Aşık Mehmet’in kaburga kemiklerinden ikisi kırılmıştır. Daha sonra doktora muayenesi yaptırılır, ilaçları verilir ve dinlenmesi için eve gönderilir.

KEMAL SENİN AKCİĞERLERİN BİTMİŞ

Yine sabahın köründe hastane koridorlarında ilk sırayı bizim Hakık’lar alır. Bu defa Aşık Mehmet sıradadır. Hastane personeli Nevzat EROĞLU bizimkileri görünce hal hatır sorar. Bu defa da Kemal rahatsızdır. Nevzat sorar, Kemal’in neyi var? Aşık: “sabaha kadar öksürdü, uyumadı da uyutmadı da bizi” deyince Nevzat doğruca Göğüs Hastalıkları kliniğine götürür. Doktor muayenesini yapar ve akciğer filmi ister. Nevzat önde diğerleri arkada Radyoloji Bölümüne film çektirmeye giderler. Film çekilir ve görevli personel şurada oturun, 5 dakika sonra vereyim der. 5 dakika sonra film çıkmıştır. Aşık Mehmet filmi alır ve açar bakar, ilk teşhisi hemen koyuverir. ”İçiyon b.kum gibi sigarayı, akciğerlerin bitmiş işte, Anamın yanına mı gidecen? der.

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar
Necmi GÜNAY – 2014
 
Kategoriler
Hakıklar

Deli Derneği Başkanı Ve Sekreteri

Sivrihisar’ın Sesi Gazetesi ve Işık matbaasının kurucusu ve sahibi Ahmet ATMACA Hakıkların her şeyiyle ilgilenirdi. Kaymakamlıktan isimlerine “FAK-FUK-FON”dan karne ve yeşil kart çıkartır. Artık Hakıklar için Ahmet ATMACA çok büyük insandır. Ona hep “BAŞKANIM” diye hitap ederlerdi. Başkan da onların yolunca varır, bir dediklerini iki etmezdi. Bazen de onun adını kullanarak esnaftan “Başkanımız gönderdi sucuk vereceksin” derlerdi. Esnafta onları bildiği için kırmaz, verirdi. Başkanım dedikleri “DELİLER DERNEK BAŞKANI” dır. Dernek Başkanının yanında birde sekreteri olmalıydı. Sekreter de Saatçi İsmail ÇELİK idi. Sekreter diyemez, bunun yerine “EKRATER” derdi. Bu da aşık Mehmet’in TDK (Türk Dil Kurumu) na kazandırdığı naçizane kelimelerden biridir.

CENAZE VE FÖTR ŞAPKA

Hakıkların hepsi rahmetli olduktan sonra yine bir gün Ulu Camide bir cenaze vardır. Ama cenazenin çok zengin biri olduğu tabutun üzerine koydukları seccade ve başına koydukları Fötr şapkadan bellidir. Cemaat saf tutmuş cenaze namazı kılmaktadır. Tüm cemaat namaz bitip selamı verdiği an arkadan bir sesle irkilir. Bu ses Aşık Mehmet’in sesidir. Aşığın sesiyle herkes şok olur. Aşık ön tarafa seslenir. “Ahmet oh paşam, oh gülüm Deyos dürzü almadan Şu fötör şapkayı bana verseniz,” der. Tüm cemaat donup kalmıştır. Arkalarına dönüp baktıklarında Aşığın sesini birebir taklit eden Radyocu Taner olduğunu görenler cenaze başında gülmemek için dişleriyle dudaklarını ısırırlar.

* * *

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar
Necmi GÜNAY – 2014
Kategoriler
Hakıklar

Fakir Fukara Yesin

Ramazan ayında kurulan iftar çadırları veya vakıfların aşevlerinden fakir insanlar yemek almak için ellerinde kaplarla sıraya geçerlerdi. Bizim Hakıklar akşam yemeği almak için yemeğin dağıtıldığı yere ellerinde sefer taslarıyla varırlar. Yemek sırası Hakıklara gelince yemeği dağıtan görevli bizimkileri çok sevdiği için eti bol koyar. Âşık hemen itiraz eder “Sivrihisar’ m tüm kasapları bize her gün et, sucuk, pastırma veriyorlar. O etleri fakir, fukaraya ver onların parası yoktur” der. Orada bulunan herkes Âşık Mehmet’in bu hareketi karşısında duygusallaşır. Yemek dağıtan görevli de bu söz üzerine Aşığın emrini yerine getirir.

ÜSTÜMÜZ BAŞIMIZ KOKUYOR

Sivrihisar’da en çok zamanlarını geçirdikleri yerlerden biri de “Saatçi İsmail ÇELİK ve dükkânıdır. Saatçi İsmail sağlıklarında Hakıklarla en çok ilgilenenlerdendir. Hakıklar da saatçi İsmail’i çok severler ona saygı duyarlardı. Şehir turunda mola verdiklerinde İsmail’den çaylarını içerlerdi. İsmail’in saatçi dükkânı şimdiki yerde değil de çay ocağının olduğu tam karşı cephede idi. İsmail’e olan saygılarını göstermek için yaz-kış çaylarını dükkânın dışında içerlerdi. İsmail de onlara neden içeri girmiyorsunuz dediğinde “üstümüz başımız kokup da, dükkânın bereketini azaltmayalım İsmail’im şu duvarın dibinde içer gideriz” derlerdi.

AŞIK MEHMET CÜMBÜŞE AKORT YAPIYOR

Aşık Mehmet yine efkarlandığı bir gün ekibi arkaya toplar ve şehir turunu atar. Şadırvan meydanına geldiklerinde esnaftan aldığı bir iki sandalyeyi ortaya koyarak “BÜYÜK HALK KONSERİ” vermek için çalışmalarına başlar. Meydanı Aşık Mehmet, Kemal ve Hasan alır. Durumu gören ilçe halkı onların olduğu yöne doğru toplanırlar. Aşık cümbüşle her zamanki gibi “ROCK” tarzı bir şeyler çalmaya başlar. Ama çaldığını kendi de beğenmez. Orada bulunanlardan biri Aşık akort pek iyi değil gibi ses bozuk çıkıyor deyince, Aşık Mehmet cümbüşe başlar akorda. Tam 5 saat akort yapar halk tam anlamıyla olaya konsantre olmuş. Aşık’tan güzel parça dinlemenin sevdasıyla yanıp tutuşmaktadır. Saatçi İsmail’in darbukayla ritim vermesi bile 5 saat süren akordu bitirememiştir. Akort bitince şarkısına geçer. Şarkı “Fadime’nin güğümleri alaylı” dır. Tam 1 saat aynı sözleri nakarat halinde sürdürür. Halk kendinden geçmiş coşkulu kalabalıktan “Yaşa Aşık, Varol Aşık” dendikçe bizimki cümbüşün tellerine en sert haliyle vurur, adeta halka sevgisini onunla gösterir.

* * *

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar
Necmi GÜNAY – 2014