Kategoriler
Necmi Günay Yazıları

Kitapta Emeği Geçenler

SİVRİHİSAR kültürüne bir katkı sağlamak adına çalışmamda bana yardımcı olan;

—Sayın Reha DURALİ Bey’e

—Sayın Niyazi KOCA Bey’e

—Sayın İlker BAŞ Bey’e

—Sayın Metin DANIŞ Bey’e

—Sayın İsmail KONUKBAY Bey’e

—Sayın Yunus AKPARA Bey’e

—Sayın Kazım YAZAR Bey

—Sayın Rafet SARIBAŞ Bey’e

—Sayın Süleyman ÖZMEN Bey’e

—Sayın Fatih YILDIRIM Bey’e

—Sayın Süleyman EKİCİ Bey’e

—Sayın Haydar ŞENOL Bey’e

—Sayın Nuray GÜNAY Hanımefendi’ye

—Sayın Metin BELİKIRIK Bey’e

—Sayın Taner KARADUMAN Bey’e

—Sayın Mustafa TİVEM Bey’e

—Sayın Meliha YÜZÜGÜLLÜ Hanımefendi’ye

—Sayın Ahmet ATMACA Bey’e

—Sayın Oğuz EKİCİ Bey’e

—Sayın Işın ARIN Hanımefendi’ye

—Sayın Hüseyin BULUT Bey’e

—Sayın Saffet DURUL Bey’e

—Sayın Murat TOZBEY Bey’e

—Sayın Ali Rıza ÖZTEKÎN Bey’e

—Sayın Hamdi (ÇAVUŞUN) YÜCEL Bey’e

—Sayın Şenol ÖZ Bey’e

—Sayın Nevzat EROĞLU Bey’e

—Sayın Mehmet GÜNGÖR Bey’e

—Sayın Halil SARİ KAN Bey’e

—Sayın Aydın ÇAKMAK Bey’e

—Sayın Birgül KARABIYIK Hanımefendi’ye

—Sayın İbrahim ŞİMŞEK Bey’e

—Sayın Yüksel UÇA Bey’e

—Sayın Selahattin BÜYÜKKIDAN Bey’e

—Sayın Hülya SÖKER Hanımefendi’ye

—Sayın İsmail ÇELİK (Saatçi) Bey’e

—Sayın Murat SÜLÜKOGLU Bey’e

—Sayın özcan ERKAYA Bey’e

—İnternette yayınlayan Sayın Murat SEVİMBAY Bey’e

Ayrıca bu eserin yayınlanmasında katkılarını esirgemeyen Eskişehir Tepebaşı Belediye Başkanı Sayın Dt. Ahmet ATAÇ’a

Sivrihisar Eğitim Vakfı (SEV) Başkanı Sayın Naci ŞAKAR’a ve tüm SİVRİHİSAR halkına teşekkür ediyor ve işlerinde kolaylıklar diliyorum.

eml

Necmi GÜNAY – 2014
 
Kategoriler
Necmi Günay Yazıları

Hakıklar Hakkında

GÜNAY’ın GÖZÜNDEN…

Bu insanlar neden Sivrihisar’da yaşadı ve buradan ayrılmadı, onları buraya çeken ne idi ve bu insanlar neden Sivrihisar’ı çok seviyorlardı? Şimdi akıllıyım diye gezen insanların Sivrihisar sevgisi ne kadar? İnanın onlar kadar yok.

Onlara yaptığımız eziyetler karşısında dahi onlar Sivrihisar’ı terk etmediler. Sivrihisar’da yaşamaları, Sivrihisar’ın özü ile paylaşımı açısından çok önemliler. Bence bu insanları burada tutan maddi yönden ziyade kuvvetli manevi bir bağ vardı.

Ne kadar yıpranmış, örselenmiş olursa olsun, bu gönül erlerini memleketimiz SİVRİHİSAR sıcacık kavramıştı. Bu bakımdan onların mantıksızlıklarında bile başka bir mantık aranır, anlaşılmaz davranışları dahi düşündürücü, uyarıcı, ibret verici bulunurdu. Çoğu zaman, onların deli mi, veli mi olduğu bu sebepten tartışılırdı.

Sivrihisar’da yaşayan bu insanlar toplumun sevimli birer parçası idiler. Toplum dışına asla itilmediler. Tam tersine, hayatın bir neşesi ve Allah’ın bir vesilesi sayıldılar. Bu sevgi atmosferi mi sakinleştirirdi onları, bilemiyorum… Fakat bildiğim bir şey varsa o da Hakıkların asla kötü olmadıkları, saldırganlık yapmadıkları ve zarar vermedikleridir. Onlar ilçemizin apayrı ve bambaşka renkleriydiler. Hakıklar halkın gönül tahtında yerlerini almışlardır. Ve bizi onların veli olduklarına biraz daha inandırıyorlar.

Onlar SİVRİHİSAR’ ın sembolleri… Onlar günlük hayatımızın parçası, birer abidesi olmuşlar. Öyle ki, onlar bize tarihin mirası olarak kalmışlardır. SİVRİHİSAR ve SİVRİHİSAR’lının yaşamından, kültüründen gelmişlerdir. Anıları dilden dile yayılmış, birer efsanedir onlar.

Hiçbir ülkede, hiçbir vilayette ve hiçbir ilçede görülmeyen bu sevda SİVRİHİSAR’ da sınırları aşmış durumda… Zaman zaman onlarda bir cevher görerek, onları “Veli” yerine koyduğumuz olmuştur.

Çocukluğumuzda yanlarından geçerken bile korktuğumuz, büyüyünce onlara takılmaktan ve onları kızdırmaktan kendimizi alamadığımız “HAKIKLAR”, Sivrihisar’ın kültür mozaiklerinden birisidir. Kültürü; bir milletin yaşadığı hayat olarak kabul edersek, Sivrihisar hayatından “HAKIKLAR”ı da söküp atmak mümkün değildir. Millet; zenginiyle, fakiriyle, ağasıyla, beyiyle, delisiyle, velisiyle, millettir.

Sorumlu olduğumuz ve bir türlü bitiremediğimiz dünya işlerini; geri kalan akıllılara devredip, deliliğin o harika çekim kuvvetine sığınmak; çok özel bir şey olmalı…

Akıllı olmak zor iş! Doğal sürecin, farkında olmadan, kendilerine özel davranışların çocuksu sahiplenmesi ile yaşarlarken; akıl eğitim almış, aklını geliştirmiş biz insanlar; her an doğal olmayan deliliğin taraftarı olabiliriz. Ağır adamlığın, unutulmuş gülmelerinde, anlaşılmayan ezber hayatlarının değişmez debelenmelerinde; akıllı kalmak zor iş! Ve şimdi deli olma zamanı…

Deli; kelime anlamı ile Mecnun, yani aklını yitirmiş, aklını her zaman yerinde ve gereği gibi kullanamayan demektir. Yerinde duramayan gençlere delikanlı demişiz, daha çılgınına delifîşek. Aşkımızı, tutkumuzu belirtmek için deli divane olmuşuzdur.

Delilik aslında ruhumuzda var. Yani sırf onlar deli değil. Onlara şiir yazılması (Mürsel PAZARKAYA), onları türkülerde yaşatmak istememiz (Necati DEMİR) ve onlara kitap yazarak ölümsüzleştirmemiz (Necmi GÜNAY) delilik değil mi? Varsın delilik olsun. Bu ruh bizde de var. Aslında onları tanıdıkça, öğreneceğimiz daha çok şey var bu hayatta. Onlar bizim delilerimiz ise aynı zamanda da değerlerimizdir.

“SEVGİ” Yunus Emre felsefesinin özüdür. Canlı, cansız tüm varlıklar sevgi ile beslenir. Ne demişti Koca Yunus; okuduk ötürü Pazar eyledik götürü Yaratılanı hoş gördük Yaratan’dan ötürü”

Engin hoşgörünün bu topraklarda yüzyıllar boyu hüküm sürmesine neden olan düşünce biçimidir. İşte Sivrihisar’a yakışan da bu engin hoşgörüdür. Sevmeyi bilen yaşamanın kıymetini, mutlu olmayı da bilir.

Koşulsuz karşılıksız sevince her şey kendiliğinden yoluna girer. Çıkar sevgilerinin arttığı, anne babaların bile çıkarlar için sevildiği, birbirimize selam verip, alırken korkarak verilip alındığı, insanların her şeyde bir kötülük aradığı bir zamanda yaşıyoruz. Bu zamanda sevmeyi bilene “sevmek” en değerli hediyedir.

Birçoğumuz yaşamımızda akıllı rolü ile deliyi oynarız. Bir kısmımız da deli rolü ile akıllıyı oynarız. Sizce hangisi daha mantıklı…

Akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine, deli ol, dünya senin kahrını çeksin!

hakhak

SON SÖZ

Peki, kimdi onlar? Neden çok seviliyorlar? Neden kültürümüzün bir parçası olmuşlardı? İşte bu sorulara cevap bulmak için bu kitabı derledim. İşte benim HAKIK’lara olan sevdam. Bu sevdanın bitmesini istemediğim için Onları yazarak ve ölümsüzleştirerek geleceğe taşımayı düşündüm. Delilik aslında ruhumuzda var. “Onlara kitap yazmam delilik değil mi”? Varsın ben de deli olayım.” Onlar bizim değerlerimiz, onları tanıdıkça bu hayattan öğreneceğimiz daha çok şey var.

Dedik ya, Sivrihisar’ın gülleriydi onlar. Ama koklamasını bilene. Her birinin kendine has tavırları, konuşmaları, sevecen esprileri, davranış biçimleriyle karşısındakini güldürmesini bilen ilçemiz insanıyla özdeş yaşam biçimleri hafızalarımızda hala canlı durmaktadır.

Kaçımız hatırlarız yaşamımıza dair geçmişte kalan birçok olayı acaba? Mehmet, Hasan ve Kemal yaşam biçimleriyle bizlere hayata dair bir şeyler mi anlatmışlardı. Biz onların yaşamından ders mi çıkarmalıydık.

Aşık Mehmet’e sorduğunuz bir soruya zekice ve kıvrak espri ile cevap vermesi, acaba bizlere sakın “Nasreddin Hoca”’yi unutmayın mı diyordu?

Hakıkların tek korkuları birbirlerinden ayrı kalmaları idi, onların birbirlerine olan sevgisi, sadakati acaba “Yunus Emre” yi de hiç unutmayın mı diyordu. Ünlü mısraları tam onlara uyarlanmıştı sanki. “Sevelim, Sevilelim. Bu dünya kimseye kalmaz” gibi…

Hakıkların çöllerde kervanlar gibi arkalı önlü gezmeleri ve gezmeyi çok sevmeleriyle “Evliya Çelebi”yi mi anlatıyordu acaba?

Sinemada boş beşik filmini izlerken çocuğu kapan kartala gösterdiği duyarlı tepki ve vicdanının sesini açığa vurarak ayakkabısını fırlatması; “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bush’a ayakkabı fırlatan Iraklı bir gazeteci” nin Iraklıların kalbini nasıl gururla doldurmuşsa, bize bu olayı yıllar önce yaşatan Hasan’ın o hareketiyle güzel bir benzetme olduğunu düşünürüm. Hasan bazen bizim dışa vuramadığımız ve olaylar karşısında tepki veremediğimiz anları iç dünyasından dışarı taşırarak bize güzel bir ders vermiştir.

Kimi zaman derdini ve sevincini eline aldığı sazıyla anlatması, acaba” “Emrah”, “Karacaoğlan” ve “Âşık Veysel”i de unutmayın, dinleyin mi diyordu?

Âşıkların birbirlerinden ayrı kalmaları belki de hayattaki korkularının ilk başta gelenidir. Birbirlerine olan sevgisi, birlik ve beraberlikleri, olaylara yaklaşımları ve hoşgörüleri günümüz toplumunda kaç kişide mevcuttur. Acaba bu hoşgörü anlayışıyla “Mevlana”yı da unutmayın mı diyordu?

Oysa bu hoşgörü, sevgi, saygı ile hayata gülerek tebessüm etmeyi, bazen boş vermeyi, yaşama dair bazı değerlerin içimizden yok olduğunu, eksildiğini, bunları kaybetmememiz gerektiğini ve farkında olmadan bize acaba “Hacıbektaş”’! mı anlatıyordu?

El arabasıyla kendi yarattığı dünyası ve bilinçaltında yaşayamadığı çocukluğunu mu yaşıyordu dersiniz. Çoğumuz çocukluğumuza özenmedik mi? hepimiz o yaşlara dönmek istemedik mi?

O insanlarda hayata dair her şey vardı, çilekeş yaşamlarında bir defa olsun hayata küsmediler, aynı neşe ve coşku ile hayatı alabildiğince özgür yaşadılar. Sivrihisar’daki yaşamları ve hayata bakış açıları hiç değişmedi.

Bir varmış bir yokmuş misali Mehmet, Hasan ve Kemal yaşadıkları gibi bu dünyadan göçtü gittiler. Sivrihisar’ımıza damgasını vuran yaşam biçimleriyle fark yaratan insanlar olarak hep anılacak ve hafızalarda hep yaşayacaklardır.

Sivrihisar’ın simgesi olmuş kardeşliği, birlik ve beraberliği paylaşmış ve hayat mücadelesinde birbirlerini asla yalnız bırakmamışlardır. Hakıklar eserleriyle değil yaşam tarzları ve birliktelikleriyle tüm insanlığa ve özellikle Sivrihisar insanına örnek olmuşlardır.

İnanır mısınız onları çok özlüyorum… Onlarsız Sivrihisar’ın ne tadı, ne de tuzu var. Şehrin şirinliğini bile beraberlerinde götürdüler. Halkın onlara her şeye rağmen verdiği değer ve sevgiyi asla göz ardı edemem. Onlarla bir oldular onlarla bütünleştiler, yeri geldi onlar gibi yaşamaya, yeri geldi konuşmaya bile özendiler. İlçem halkına bu kahramanlara gösterdiği ilgi ve hoşgörü için ne kadar teşekkür etsem azdır.

Hakıkların ömürleri boyunca kimseye hiçbir zarar vermeden karşılıksız bir ömür sürdüğünü, üçünün ömrü ve yaşam tarzı hep birbirine paralel devam ettiği ve akli özrü olmayanların bile arkalarında böylesi konuşulacak malzeme ve hatıra bırakamadıklarını gördükçe onlar gözümde ve gönlümde daha da büyümektedirler.

Her şeyin başı sevmekle başlar. Japon düşünür Masumi Toyotome; “Three Kinds of Love” (Sevgi üç çeşittir) adlı kitabında sevgi ve sevginin şekilleri üzerine şöyle demiştir.

Dünyada üç tür sevgi vardır. Bunlar; “Eğer”, “Çünkü” ve “Rağmen” dir.

Birincisi: “Eğer” türüdür. (Karşılık bekleyen sevgi) “Sevenin, istediği bir şeyin sağlanmasına karşılık olarak vaat edilen, beklentiler karşılanırsa vereceği sevgidir. Bir şarta bağlıdır, örnek;

—Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.

—Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim.

—Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.

Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır. Ama sevgi giderek nefrete dönüşür. En saf olması gereken anne-baba sevgisinde bile “Eğer” türüne rastlanmaktadır.

İkincisi; “Çünkü” türüdür. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Örnek;

—Seni seviyorum. Çünkü güzelsin ya da yakışıklısın,

—Seni seviyorum. Çünkü popüler, zengin veya ünlüsün,

—Seni seviyorum. Çünkü beni arabanla romantik yerlere götürüyorsun.

Sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayreti ve rekabet girer. “Çünkü” türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz, güven duygusuna yer yoktur. “Çünkü” türü sevgi, kalıcılığı konusunda insani hep kuşkuya düşürür.

Ve işte sevgilerin en gerçeği!…

“Üçüncüsü ise “Rağmen” sevgi türdür”. Bu tür sevgide, insan “Bir şey olduğu için” değil, “Bir şey olmasına rağmen” sevilir.

Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Buna “rağmen” sevilebilir. Kusurlarına, cahilliğine, iyi veya kötü huylarına “rağmen” olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebilir. “Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur”. “Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir.”

Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak çok zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Sürekli olarak yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Herkes “Rağmen” sevgiyle sevilmek ister. Herkes kusurlarıyla, eksikleriyle, hatalarıyla olduğu gibi sevilmek ister; “Ama iş sevmeye geldiği zaman çok az kişi “Rağmen” sevgiyle sever.

İşte Sivrihisar ve Sivrihisarlılar da HAKIK’ları “rağmen sevgi” türünde sevmiş, onları bağrına basmışlardır. Bu karşılıksız sevgileri için onları tanıyan, onlarla yaşamın bir dakikasını paylaşan, onlarla en küçük bir anısı olan, hatta onların ismini duyduğunda onları hayal edebilen ve bu kitabı okuduktan sonra bile onları “rağmen” sevecek gelecek kuşak insanlarına içten sevgi ve saygılarımı sunarım.

Dünyadaki en büyük kıtlık, ‘Rağmen’ türü sevginin yeterince olmayışıdır!

“Hayatınızda “Rağmen” sevdiğiniz kaç kişi var?”

Sevgi; insanı insan yapan, hırstan, kibirden, bencillikten kurtaran erdemdir.

SAYGILARIMLA

Necmi GÜNAY

Sivrihisar’ın Gülleri Hakıklar – 2014

Kategoriler
Necmi Günay Yazıları

Sivrihisar’da Seçim sonrası

Saygıdeğer Okurlarım, Kıymetli Hemşehrilerim!

Hepinizi içtenlikle selamlarım. Bu yazımda sizlere “Seçim Sonrası ve Danışma Kurulu” başlıklı yazım­la huzurlarınızdayım. Sürç-i lisan edersem affola…

“30 Mart Yerel Yönetimler ve Mahalli İdareler” seçimi yapılıp bitti. SİVRİHİSAR gündemini meşgul eden seçim sonucundan çıkarıla­cak çok derslerin olduğunu düşünüyorum. Bu seçimde seçmen iyi bir ders vermiştir. Bu dersi açacak olursak “Bu bir aile içi yarıştır, herkes kendi işine baksın bizi yönetecek kişileri biz seçeriz baskıla­ra da kanmayız” demiştir. Ben öncelikle şuna inandım ve anladım ki kimsenin oyu kimsenin cebinde değil, “benim şu kadar oyum var, benim bu kadar oyum var” lafının da para etmediğini gördük. Se­çimler gelip geçicidir, sonuçta bir kazanan, birden fazla da kaybe­den olacaktır. Her alanda, her yerde gün birlik günüdür. Hepimizin bildiği üzere tüm siyasi partiler ciddi hazırlanıp, kendi adaylarını göstererek seçime girdiler. Hepsinin ortak görüşü SİVRİHİSAR’I YAŞANIR KENT STATÜSÜNE ULAŞTIRMAKTI. Tüm yoğunluğunu buna harcadılar, projeler ürettiler, SİVRİHİSAR’ımızı karşılıksız sevdiler. Her biri etkilediği çevre ile oylarımıza talip oldu. Sıcağı sı­cağına kazanan yeni Belediye Başkanımız Sayın Hamid YÜZÜGÜLLÜ halkımızın %40 oyunu almış ve başkan seçilmiştir. Seçilen Başkanımız Sayın Hamid YÜZÜGÜLLÜ‘yü içtenlikle kutlar ve çalışmalarında başarılarının devamını dilerim.

Yeni Başkanımız Sayın Hamid YÜZÜGÜLLÜ’den ricamız diğer başkan adaylarını da bir araya getirerek “BİZ BİRİZ ve BERABERİZ ” mesajı vermesidir. Bunun SİVRİHİSAR’ımız adına çok iyi olacağını kanısını taşımak­tayım. Böylece hepsinin SİVRİHİSAR sevgisini ve sevdasını hem sıcak tutar hem de sadece seçim zamanı buraya gelmediklerini göstermesi açısından önemli bir gösterge olduğuna inanıyorum. Naçizane fikrim seçime giren tüm başkan adaylarından oluşan bir “DANIŞMA KURULU” oluşturarak seçime atılan başkan adaylarını onura etmesi ve onların değerli birikimlerinden, projelerinden fay­dalanmasıdır. Eğer bu teklifi kabul görürse Danışma Kurulu da bun­dan sonraki süreçte birlik ve beraberlik içinde SİVRİHİSAR’IN gelişmesi adına ortaya katkı koymalıdır, özlediğimiz bu tabloyu ilçemize sunmalarıdır. Seçmen son sözünü söylemiş, seçim bitmiş normal hayata dönülmüştür. Gün SİVRİHİSAR için birlik olma gü­nüdür. Eğer başkan bu teklifi yapar da diğer adaylardan destek görmezse, o kabul etmeyenlerin SİVRİHİSAR sevdası sadece seçimler İçin olduğunu görürüz, ona göre değerlendiririz.

Bu duygularla yeni seçilen Belediye Başkanımız Sayın Hamid YÜZÜGÜLLÜ’yü, Eskişehir Büyükşehir Belediye meclis üyelerini, Sivrihisar belediye meclis üyelerini, muhtarlarımızı, azalarımızı tebrik eder, başarılarının devamını dilerim. Seçimler İlçemize, İlimize ve Ülkemize hayırlar getirmesini temenni ederim.

Kategoriler
Necmi Günay Yazıları

Sivrihisar Turizmi

Sivrihisar’da Tarih, Kültür, Yayla ve Doğa Turizmi

Turizm emek yoğun bir sektör olması nedeniyle istihdam olanakları ortaya çıkarması, ekonomide çeşitlilik ve canlanma sağlaması, kültür ve gelenekleri canlı tutması, doğayı ve çevreyi koruması, gibi faydalarından dolayı SİVRİHİSAR’ ın ekonomik ve sosyal hayatında önemli bir girişim olarak görülmektedir.

Tarih turizmi: SİVRİHİSAR tarihte yerleşmiş onlarca medeniyetin bıraktığı izler ile tarih turizmi için çekici noktalardan biridir. SİVRİHİSAR da bulunan tarihin izlerini yansıtan çok sayıda yerleşim kalıntıları, ibadethaneler, medreseler, hamamlar ve diğer eserler mevcuttur. Bu eserlerin birçoğu yıllara meydan okurcasına ayaktadırlar ve ziyaretçilerini beklemektedir.

Kültür turizmi; SİVRİHİSAR’da ki kültür turizmi yerel yaşam biçimleri el sanatları ve sanat eserleri, etnik tarih, gelenekler, kültürel yerleşim biçimleri ve geçmişe özlemle ilgili faaliyetlerdir. Gelen turistler halkın içerisinde yaşanmış kültürü görmek isteyeceklerdir. Diğer bir deyişle, yöresel yemek ve ikram usulleri, kıyafet ve takılar gibi kültürü oluşturan birçok unsur tarihi mekanlarda canlandırılmalı ve turistlere özgün sunumlar yapılmalıdır.

Yayla turizmi; SİVRİHİSAR’ da bulunan doğa kaynaklarının kültürel unsurlarla birlikte sunulması da “Yayla turizmi” ni canlandırmada önemli bir etken olabilecektir. Hobi bahçeleri ve bongolov tipi evler yapılarak şehrin ses ve gürültüsünden uzak sakin ortamlar yaratılmalıdır. Diğer bir deyişle, yayla kültürü yaşam biçimleri ile özdeşleştirilerek kırsal alanlarda sergilenebilirse SİVRİHİSAR’a özgü yeni turistik hizmet birimleri ortaya çıkarılmış olacaktır.

Doğa turizmi; Traking (Doğa yürüyüşü), Sivrihisar Kayalıkları ve tırmanış bahçelerindeki etkinlikler, Arayıt dağında yamaç paraşütü gibi “Doğa turizmi” amaçlı SİVRİHİSAR’a gelecek turistlerin kültürel mekanlarda ağırlanması da SİVRİHİSAR’a olan turizm talebini artıracaktır.

İç Turizm, Eskişehir, Beypazarı, Safranbolu, gibi turizm çekim merkezleri için önemli ekonomik girdiler sağlamaktadır. Bu açıdan, SİVRİHİSAR’da turizmin her yönüyle geliştirilmesi önemlidir. SİVRİHİSAR’da yatırım yapmayı düşünen yatırımcılara tesisler gezdirilerek yatırım modelleri oluşturulabilir.

SİVRİHİSAR’a gelen turistin kısa süreli, öğrenme ve inceleme amaçlı geldiği düşünüldüğünde, yeni yatırımlar tamamen otantik, gezmesi kolay ve zaman almayan çekim merkezleri oluşturmaya yönelik olmalıdır. Tarihi mekânları turla gezmenin kolaylaştırılmasına yönelik yatırımlar artırılmalıdır.

Restorasyonu yapılan tarihi eserler turistlerin bir günde gezip ayrılacakları mekanlar olarak kullanıldığı için turizm hareketi yeterli ekonomik canlılık sağlayamamaktadır. Bu nedenle, tarihi evlerin butik otel ünitelerine dönüştürülmesi tarih, kültür ve doğasını tecrübe etmeye gelen turistlere yönelik olarak hizmete açılmaları gerekmektedir.

SİVRİHİSAR turizm kaynakları itibariyle el değmemiş ve yeni turist gruplarının ilgisini çekecek durumdadır. Yeni yatırımlar ve tanıtımlarla istenen gelişme sağlanabilir. Tur şirketleri ve seyahat acentelerinin SİVRİHİSAR turizm olanakları hakkındaki bilgisi çok az veya oldukça sınırlıdır. Bu açıdan tanıtımda öncelikle “Tur şirketleri ve seyahat acenteleri” olarak hedeflenmelidir. Tur şirketleri, Seyahat acenteleri ve uzmanların önerileri doğrultusunda tanıtım malzemeleri hazırlanmalıdır.

“İnanç turizmi” ni ise bir başka yazımda paylaşacağım.

Kısacası SİVRİHİSAR, kültür, tarih, yayla ve doğa turizmi konusunda Türkiye’nin göz bebeği olması hayal değildir. Yeter ki varlıklarımızın, yeter ki var olan potansiyelimizin farkına varalım. Yeter ki SİVRİHİSAR’ın zenginliğini kabul edelim.

Bu gücü, bu zenginliği gören “Sivrihisar sevdalıların” sayısı oldukça fazladır. Daha dinamik, daha profesyonel ellerde ilçemiz şaha kalkacak, gelecek neslimiz dışarda iş, aş aramayacaktır. Buna tüm kalbimle inanıyorum. Bu duygularla hepinize saygılar sunar, işlerinizde kolaylıklar dilerim.

SAYGILARIMLA Necmi GÜNAY

Kategoriler
Necmi Günay Yazıları

Sihirli Lamba

SİVRİHİSAR’IN SİHİRLİ LAMBASI “TURİZM”

Önümüzde Kültür ve Tarih Turizmi konusunda başarılı olmuş ve bu işten geçimini sağlar hale gelmiş Beypazarı, Safranbolu, Amasra gibi yerler varken kendi coğrafi konumumuza artı değerlerimize göre belirli bir plan ve program dâhilinde mesafe alamıyoruz. Amacım burada bizim ve dünya insanlığının değeri, kültürel mirası sayılan varlıkların karşılaştırmasını yapmak değildir. Fakat bu karşılaştırmayı yapacak olsak tarihi kişiliklerimiz, sosyal yapımız, misafirperverliğimiz, termal kaplıcamız, ulaşım kolaylığı, gelenek ve göreneklerimiz, yemek kültürümüz gibi birçok artı değerimiz vardır.

Sivrihisar, Ankara ve Eskişehir’e olan uzaklığı itibariyle kendi kültürünü oluşturmuş bir yerdir. Ancak kat ettiğimiz yol ortada. Bu değerlerin olması yetmiyor bunları belirti bir plan ve program dahilinde esnafı, çalışanı, çalışmayanı, genci, yaşlısı neler yapabiliriz diye çaba gösterip beyin fırtınasını bir türlü yapamıyoruz. Turizm anlayışını, kalkınmasını sadece ilçe yöneticilerinin İyi niyetine bırakarak başarılı olamayız. Eksiklerimizi tespit ederek örgütlü ve bilinçli bir şekilde dedikodu ve boş laflar yerine herkesin düşüncesine saygı göstererek ortak akıl ve hizmet üreterek ilçemizin Turizmden hak ettiği payı almasını sağlamalıyız, işin sırrı buradadır. Turizm anlayışımız ilçemizdeki herkes tarafından önemsenmen herkes elinden geldiğince ne gibi katkıda bulunabilirim diye düşünmeli, fırsat kaçmadan yada bilileri gelip sahip çıkmadan kaynaklarımızı değerlendirmeliyiz.

Birlik, beraberlik içinde, eksiklerimiz konusunda kamuoyu yaratılmalı, ilçemizde Turizm alanında öngörülerde bulunacak projeler geliştirecek ve projeleri esas yaptırım gücü olan yöneticilerle paylaşıp adım adım gerçekleştirilmesi sağlayacak, takipçisi olacak bir “Turizm danışma kurulu yada birliği” kurulmalıdır. Bunun yanında bir kültür ve turizm müdürü atanmalı çok acil turizm büroları kurularak ilçedeki turizme öncelik verildiğini göstermeliyiz. Bu müdür ilçedeki tüm kültürel ve turizme açılacak değerleri inceleyip tur şirketleriyle gerekli diyalogları kurmalıdır. Burada önemli olan yatak kapasitesi, yemek yeme yerleri, tuvaletler, butik otel ve turizm personelinin potansiyeli de çıkarılmalıdır. Böyle bir birliktelik oluşmazsa kısa zamanda başarı elde edilmesi daha zor olacaktır.

Ekonomik anlamda ilçemize katkı sağlayabilmemizin yolu Sanayileşme ve Demiryolunda, vb. alanlarda olamayacağına göre var olan tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerimize sahip çıkmakta olacaktır. Sanayi ve demiryolu gibi yatırımlar devlet desteği olmadan başarıya ulaşamaz, ulaşsa bile uzun yıllar alır. Ama turizm halkın kendi içindekiyle, var olan tarihi ve kültürel zenginliklerle kaynaştırmasıyla hem daha az ekonomik yatırımla hem de kısa vadede sonuç alınabilir. Kendimize güvenelim, inancımızı kaybetmeyelim, ilçemizde kurulan “SİV-DERN (Sivrihisar Kültür, Turizm Sosyal Yardımlaşma ve Tanıtım Derneği) çatısı altında çalışacak arkadaşlarımıza kapımız her zaman açıktır. Bu çatı altında tüm gücümüzü birleştirip kişisel anlamda kendimizi geliştirelim. Fikir ve projelerimizi elektronik ortamlarda paylaşalım. Güçlü beyin fırtınalarıyla güzel projeler ve fikirler çıkacağına inanıyorum.

Cumhuriyetin kurulmasında çok özel ve önemli bir yeri olan güzel SİVRİHİSAR’ımızda ve SİVRİHİSAR’ımızda bu potansiyel var. Bunu kurum ve kurallarıyla gerçek anlamda hayata geçirelim/’Sadece ben değil, biz” deme olgunluğunu gösterelim gerisi kendiliğinden gelir.

“SİVRİHİSAR’IN SİHİRLİ LAMBASI TURİZM”dir. Lambadan başka şey çıkmasını beklemeyelim. Bu duygularla hepinize saygılar sunarım.

* * *

Kategoriler
Necmi Günay Yazıları

Kimilerine Göre Sivrihisar!

Kimilerine Göre Sivrihisar!

Kimileri için; Yol üstü kayalık bir yerleşim alanıdır. Yoldan görenler “aaaa kayalara bakın sanki arşa uzanıyor” diye bakıp geçer.

Kimileri için; Sadece yol üstündeki heykelden öğrendiği kadarıyla Dünyanın Merkezidir. İçinden“Acaba ölçüm yapılsa doğrumudur der, espiri yapıp geçer.”

Kimileri için; Altındır, madendir, paradır, yatırımdır. “Bir araştırsak ne kadar rezerv var” diye düşünenler.

Kimileri için; Görevinden dolayı gelip kaçmaya uğraştığı sürgün yeridir. “Ah bir adam bulsam kaçıp gideceğim bu memleketten” dedikleri yerdir.

Kimileri için; Hayatını sürdürmeye çalıştığı, monotonluk hat safhaya ulaşınca “bir sinemamız bile yok” diyerek isyan ettiği yerdir.

Kimileri için; Küçük, sessiz, sakin ve geleceği olmayan bir ilçedir.

Kimileri için; Hakıklardan Aşık Mehmet, Torbalı Hasan, Saat kaç Kemal’dir.

Kimileri için; Hanımın memleketi. “Yengenizin anası babası olmasa gitmem” dediği yerdir.

Kimileri için; Nüfus dairesinde işi düşünce hatırladığı yerdir.

Kimileri için; Köyünün bağlı olduğu ilçedir. köye gittikçe çarşıya inmek için “Bugün Çarşamba, köylü kadınlar peynir ve yoğurt getirmiştir” dediği yerdir.

Kimileri için; “Dedesinin memleketidir” mecburi olduğu için gelir çabucak da kaçmaya, ait olduğu yere dönmeye çalışılan yerdir.

Kimileri için; Anadolu’nun batıya açılan geçiş kapısıdır. Yukarıda Balıkesir, Bursa, biraz aşağıda İzmir, Manisa, Aydın, Kütahya, daha aşağı tarafta Isparta, Burdur, Antalya yoludur.

Kimileri için; Önemli tatil yerlerinden Bodrum, Kuşadası, Didim, Ayvalık, Erdek gibi yerlerinin geçiş noktasıdır.

“Didim yolcusu Offf ya Sivrihisar’a yeni geldik daha çok yolumuz var” der.

Kimileri için; Arabaşının vatanıdır. “Bunların yaptığı arabaşı bizimkinden değişik bey” diye dalga geçilen yöredir..

Kimileri için; Sadece eşinin memleketi “kaynanam yaşar orada” diyerek hatırladığı yerdir.

Kimileri için; Köyünün dönemecidir. “Sivrihisar’ı geçince dön Afyon yoluna 10 km sonra karşına çıkan köy bizim köy” diye köyünü tarif edenlerin yeridir.

Kimileri için; Doğduğu büyüdüğü, belki mecburiyetlerden ayrılmak zorunda kaldığı, belki de öleceği hatta ölmek istediği bir yerdir.”

Kimileri için; Ah der keşke beni Sivrihisar’a anacığımın yanına defnetseler” diye iç geçirenlerin topraklarıdır.

Kimileri için; Çocukların Ana – Baba memleketi “Arada bir gideriz ama, az durur döneriz” dediği yerdir.

Kimileri için; Anadolu’da yüce Türk ırkının ilk yerleşim yerlerindendir.

Kimileri için; Sivrihisar dedikleri, Bulgurdur yedikleri, Çok hoşuma gidiyor, “Hangırda” dedikleri yerdir.

Kimileri için; Sütü burda kazanıp,peyniri,yoğurdu başka yerde çaldıkları yerdir.

Kimileri için; Sadece cenazelerini gömdüğü yerdir.

Kimileri için …………………………………………………….. diye devam eder gider.

Peki…Ya sizin için Sivrihisar ne anlam ifade eder!!!.

ŞURASI KESİNKİ;

Nasrettin Hoca’nın, Yunus Emre’nin, Hızırbey’in, Aziz Mahmut Hüdai’nin, Sinan Paşa’nın ,Mehmet Kaplan’ın evidir.

Evliyanın ,ulemanın velinin ve delinin yattığı topraklardır.

Kırkların mekanıdır.

Alimlere bilginlere, ulemalara medrese, ilham kaynağıdır.

Osmanlıya sancak, kurtuluş kararlarına mekan, orduya uçaktır.

Hoşgörüde Yunus’un, Düşüncede Nasreddin’in, Adalette Hızır Bey’in yaptıklarıyla dillere destandır. Bunun için bu topraklar çok kutsaldır.
Burası SİVRİHİSAR dostlar kadrini kıymetini bilelim…

Kategoriler
Necmi Günay Yazıları

Sivrihisar ve İnovasyon

Saygıdeğer Hemşehrilerim Kıymetli okurlarım!

Hepinizi içtenlikle selamlarım. Bu yazımda sizlere son zamanlarda moda olan ve herkesin kullandığı “İNOVASYON” sözünün ne anlama geldiğini Sivrihisar için ne ifade ettiğini dilimin döndüğü kadarıyla anlatmaya çalışacağım. Sürç-i lisan edersem affola…

İnovasyon: Türkçe karşılığı olarak “yenilenme” denilebilir. En basit tanımıyla inovasyon, farklı, değişik, yeni fikirler geliştirmek ve bunları uygulamaktır. Bu fikirler, daha önce çözülmemiş sorunları çözmek veya daha önce karşılanmayan ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla geliştirilebilir. Ya da zaten var olan pek çok hizmeti daha güzel, daha kullanışlı, daha çok insanın işine yarayacak hale getirmeyi amaçlayabilir.

SİVRİHİSAR’da ya da dışarıda yaşayanlar ilçemizin gelişmesiyle ilgili fikirler ortaya koyup, görüşlerini ön plana çıkarıp, girişimleri kamuoyu ile paylaşıyor. İcraat az olsa da yok demek inkâr olur. Kimisi de ‘nasıl olsa bir düşünen olur’ deyip tabiri caizse yan gelip yatıyor.

Üzerinde yaşadığımız topraklara karşı her zaman bir vefa borcumuz vardır. Bu borcu ne kadar çalışsak ödeyemeyiz. Kimi her zaman köyünü, beldesini, ilçesini, şehrini, bölgesini, ülkesini daha doğrusu insanı ve insanlığı düşünerek yeni fikir ve projeler geliştirir, kimi de tam tersine beleş geçinir.

Kişisel bazda ele alırsak kendimizi şöyle bir sorgulayabiliriz, ‘Bugün Allah için ne yaptın?’ gibi ‘SİVRİHİSAR için ne düşündün ne yaptın’ şeklinde hafızalarımızı yoklasak kimilerinin sayacağı onlarca madde sıralanırken kimileri koca bir hiç diyebilir.

Enerjimizi yaşadığımız topraklar, sahip olduğumuz değerler için faydalı bir şekilde harcasak kötü mü olur? İnovasyon süreci, bilginin ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürülmesi olarak tanımlandığına göre SİVRİHİSAR’la ilgili görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmalıyız. İnternetin hayatımızın her alanına girdiği bir çağda yaşarken bu anlamda yaşanılan eksikliği gidermek daha kolaydır.

Zamanımızı faydasız yorum ve eleştirilerle geçirmek yerine hep artıda olmaya ayırsak, bizzat biz olmasa bile başkalarına fayda sağlasak kötü mü olur? İşsizlik azalır, insanımız daha çok kazanır, SİVRİHİSAR artan geliri, yeni gereksinimleri doğurur.

Bu fikirler, daha önce çözülmemiş sorunları çözmek veya daha önce karşılanmayan ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla geliştirilebilir. Ya da zaten var olan pek çok hizmet daha güzel, daha kullanışlı, daha çok insanın işine yarayacak hale getirilebilir. Bu fikirlerin hayata geçirilmesi ve ortaya hizmet veya iş yapış yöntemlerinin çıkarılması ve uygulanmaya başlanması öncelikli hedefler olmalıdır.

SİVRİHİSAR’ın yeni tanımlara ihtiyacı vardır. Aksi takdirde algılarımız ve alışkanlıklarımız onları köreltmeye devam ediyor. İnovasyon bu açıdan önemli ve bundan sonraki süreçte girişimcilerini SİVRİHİSAR’a çekecek bir etken olarak görüyorum.

Önümüzde tarih bilinci,turizm hareketliliği ve Meslek Yüksek Okullarıyla gelecek öğrencileri gibi hali hazırda iki potansiyel sektör var. Bakalım SİVRİHİSAR bu iki konuda neler yapabilecek. Başkalarından beklemek yerine kimler yeniliklere imza atacak.

Sanal ortamda konuyu tartışmaya açmak beyin fırtınası ile birçok yeni fikrin ortaya çıkmasına sebep olur. Bunlardan uygulanabilir olanları elenir ve projelendirilir. Bu konuda ise SİVRİHİSAR in yönetiminde söz sahibi olanlara büyük iş düşüyor.

Özellikle üniversite öğrencilerinden çok güzel fikirler ortaya çıkacağından eminim. Hem gençlere fırsat tanınmış olur hem de çözüm odaklı düşüncenin yerleştirilmesinde etkili olur.

Ömrümüz “elin adamlarına ve kentlerine özenmekle” geçmemeli. SİVRİHİSAR için şöyle bir düşleyecek olursak, Safranbolu, Beypazarı, örneklerini ele alarak yaşadığımız yerin sahip olduğu değerleri ve geleceğini hedefler koyarak daha güzel ve insanlara fayda sağlayacak biçimde şekillendirebiliriz.

Güzel SİVRİHİSAR’ım her şeyin en iyisini hak ediyor ve bu da ancak gönülden, yapıcı planlar dâhilinde ve çok çalışmayla olur. Bunu zamanla göreceğiz.

SİVRİHİSAR adını duydukça gözleri parlayan ve ” SİVRİHİSAR sevdasını” içinde hisseden tüm hemşehrilerime saygılar sunar, işlerinde kolaylıklar dilerim.

SAYGILARIMLA Necmi GÜNAY

Kategoriler
Necmi Günay Yazıları

Sivrihisar’da Yetişen Üzüm Çeşitleri ve Ürünleri

Sivrihisar bölgesinde yetiştirilen üzümlerin çeşitleri ve özellikleri ile yapılan işlemleri dilimin döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

Amacım; üzüm ve bağlarımızı tanıyanların bilgilerini tazelemek, tanımayanları da bilgilendirmek, dillerde ve beyinlerde güzel tatlar bırakmaktır. Belki de sevdiğiniz üzüm çeşidinde aradığınız tadı bu yazımda bulursunuz.

Sivrihisar ve çevresindeki köylerde tarihin eski dönemlerine kadar uzanan, bağcılık yapıldığı bilinmektedir. Tarihi Ballıhisar (Pessinus) kalıntıları incelendiğinde üzüm salkımları sanki bu gerçeğin canlı şahitleri gibilerdir.

Sivrihisar bağları ve üzümleri, kendisi kadar ünlü ve bir başka yerde görülmeyen özelliklere sahiptir. Bağlarımız tıpkı şehrin mahalleleri gibi kendine özgü yerel isimlerle anılır. Bu alandaki bağlarda kendine has özellik taşıyan üzümler yetiştirilir.

Sivrihisar bağ semtleri: Pirenli, Deveci Yolu, Kozlar Sekisi, Hebip Çeşmesi, Çukur Çeşme, Kanlı Kavak, Efendi Pınarı, üzerinde Höyük, Eskiköy, Ağaçarası, üzerinde Hocayaab, Esegüneyi, Köşk ve Hisar Arkası, Baba Çeşmesi ve Gâvur Köyü Bağlarıdır.

Sivrihisar bağlarında yetişen üzüm cinsleri ve tüketim alanları:

Maarif: Cumhuriyetin ilk yıllarında maarif bakanlığı tarafından yöredeki bağcılara dağıtılan çubuğunun üzümü ki beyaz ve kara renkli bu üzüm yöremizde ilk olgunlaşan ince kabuklu sofra üzümü olup tadı ve kendine has kokusu ile ilk sırada yer alır.

Kekre: Beyaz ve siyah olan sofralık üzüm ince kabuklu olup, yörede en dayanıklı özellikle hevenk yapılarak karanlık oda da mart ayına kadar tüketilirdi.

Narinci: İsminden de anlaşılacağı gibi narin bir üzüm olup, kekre cinsinden ve kırmızı renklidir. Sofrada tüketilir.

Mor Beyaz Siyah Feslikan: Bu üzüme köfter de denilir. İri taneli bol sulu ince kabuklu, kendine has hoş kokusu olan üzüm sofralık ve şıralık olarak tüketilir. En sonra olgunlaşan üzümdür.

Arap Parmağı: Beyaz ve siyah renkli uzun boylu kalın kabuklu sofralık olduğu gibi esasta şıralık olarak değerlendirilir.

Analı Kızlı: Erken olan sofralık üzüm arasında çekirdeksiz küçük taneleri bulunur, irileri anayı, küçükleri ise kızları temsil eder.

Yâd Üzümü: En geç olgunlaşan türdür. Tamamen şıralık olarak değerlendirilir, kalın kabuklu ve bol suludur. Tadı hafif de olsa ekşimsidir.

Sivrihisar Üzümlerinden yapılan çeşitli ürünler:

Pekmez yapımı: Eve getirilen üzümler, şarap hanaya dökülür, ev halkı dökülen üzümleri ayakları ile ezer, elde edilen üzüm şıraları ise bakır kazanda biriktirilir. Şıranın akşamdan ekşisinin giderilmesi içinde, özel şıra toprağı ilave edilir. Süzülen şıra, büyük kazanlara alınır, ocaklara konur, ateşte kaynatılmaya başlanır. Karıştırılarak da pekmeze dönüştürülür.

Nardek yapımı: Üzüm şırası toprağa çalınmadan doğrudan kaynamaya bırakılır, kıvama geldiğinde ocaktan indirilir. Nefis bir içecek olup günümüzdeki kolalı ve kolasız tüm içeceklerden daha leziz ve organik bir üründür.

Üzüm sirkesi yapımı: Şırası alınan üzüm çöpü kurutmadan önce az ölçüde sulandırılarak bir süre bekletilir daha sonra bu su toprak kapta ( küp) saklanır.

Hardaliye yapımı: Yıkanmış üzüm taneleri çok yumuşamadan sadece kabukları patlayacak, lakin sertliklerini muhafaza edecek şekilde bir kapta ezilir. Üzerine havanda dövülen hardal tohumları eklenir. Bir hafta sonra tülbentten süzülür. Bu şerbet ağır bir tada sahip olduğu için sulandırarak içilmesi tavsiye olunur.

Düne dönüp baktığımızda kaybettiğimiz yalnız üzümlerimizin lezzeti değil, kültürümüz ve değerlerimizden de neler kaybettiğimizdir. Bu kültürün kaybolmaması için ESOGÜ Ziraat Fakültesi ve Tarım İl Müdürlüğü ile işbirliği yapılarak, Avrupa Birliği fonundan Sivrihisar ve köylerinde, “Bağcılığın Geliştirilmesi” ile ilgili projeler hazırlanarak hayata geçirilmelidir.

Bu duygularla, Tüm Sivrihisar sevdalılarını saygıyla selamlar, herkese işlerinde kolaylıklar , “Sivrihisar üzümleri ”tadında günler dilerim.

SAYGILARIMLA Necmi GÜNAY

Kategoriler
Necmi Günay Yazıları

Kurban Bayramı

Saygıdeğer Hemşehrilerim Kıymetli okurlarım!

Hepinizi içtenlikle selamlarım .Bu yazımda sizlere Kurban bayramı ve bayramlarla ilgili fikirlerimi sunacağım.Umarım beğenirsiniz.

Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği, küslerin barıştığı, dargınlıkların unutulduğu, tüm insanlığın kardeşçe kucaklaştığı günlerdir. Bayramlar, milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olma bilincinin şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir.

Her bayram aynı sözleri söyler olduk; “Nerede o eski bayramlar”?

Herkesin ”Nerede o eski bayramlar” derken hatırladığı anılar farklılık gösterse de eski bayramlara dair ortak hisler, yaşam alışkanlıkları, gelişen teknolojiyle birlikte insanların bayramlardan uzaklaşıldığı yönündedir. Biraz eskiye özlemi, biraz da toplumları ”hoş” kılan bazı geleneklerin etkisini yitirmesine duyulan sitemi içeren ”Nerede o eski bayramlar” sözü hiçbir zaman hafızalardan çıkmayacaktır.

Bayramlar eskimedi. Aslında değişen, eskiyen bayramlar değil, “Değişen biziz”. Bayram aynı bayram, kültürümüz aynı kültür. Gelişen teknoloji ile, eskiye özgü geleneklerde bitmeye, yok olamaya başladı. Biz eskilerde kaldık. Bayramları.kendi elimizle bizler kaybettik.

Yoğun iş temposu nedeniyle bayramlar tatil ya da dinlenme fırsatı olarak değerlendiriliyor. Hısım akraba ziyaretleri yapmak yerine tatile çıkılması ve bu yüzden de el öpenlerin azalması, büyüklerin bayramlarını daha”buruk” geçmesini sağlıyor. Acaba gelecekler mi, gelemeyecekler mi? diye son güne kadar içlerinden geçirdikleri oluyor.

İş hayatı sona ermiş bütün gününü evinde geçiren, yapacağı bir şey kalmamış hayatlarını çocuklarının torunlarının yolunu gözleyerek geçiren babalarımızı, yaşarken yapayalnız evinde ayaklarını sürüyerek iki lokma yiyecek hazırlamak için uğraşan analarımızı, bu bayram diğer zamanlardan daha sık düşünmeliyiz.

Uzun yıllar gurbette yaşadığım için bayramlar yaklaştıkça içimi tarifi mümkün olmayan, buruk ve sıcacık duygular sarar. Bir yerlerde çocuklarının, torunlarının yolunu gözleyen “ana, babalar gelir aklıma”. Yaşlıların elleri öpülünce “El öpenlerin çok olsun, yavrum!”demeleri en az onlar kadar beni de sevindirir.

Gelin bu bayramı kültürümüze uygun kutlayalım. Büyüklerimizi öksüz bırakmayalım, koşup ellerini öpelim. Valizleri kaldıralım, tatile çıkmayalım. Akrabalarımızı ziyaret edelim Dostlarımıza kalbimizde yer açalım.

Ramazan ve Kurban bayramlarında geleneksel hale getirdiğimiz Kurban Bayramının 2 nci günü saat 15.30 da yapılacak ”7 nci GELENEKSEL BAYRAMLAŞMA ETKİNLİĞİ” ne mutlaka katılalım. Karşılıklı sevgi ve saygının en üst düzeye çıktığı, küslerin barıştığı, dargınlıkların unutulduğu, tüm hemşehrilerimizin kardeşçe bayramlaştığı bu etkinlikteki yerimizi alalım.

Bu duygularla Mübarek Kurban Bayramınızı kutlar, sağlıklı, sevgi dolu mutlu ve bol tebessümlü nice bayramlar dilerim.

SAYGILARIMLA Necmi GÜNAY

20 Ekim 2012

Kategoriler
Necmi Günay Yazıları Sivrihisar'da Yetişen Ünlüler

Sivrihisar’lı Bestekar Hüseyin Erbay

Türk Sanat Musikisine pek çok eserler kazandırmış bestekârımızı daha yakından tanımak, bize gönül kapılarını aralayan o güzel eserlerin sahibi Sayın Hüseyin ERBAY’ı tanıtmak üzere huzurlarınızdayım. Sürç-i lisan edersem Affolla…

Eskişehir’de “Türk Sanat Müziği” denilince ilk akla gelen isimlerden Bestekâr, Koro şefi, Ses sanatçısı, Hoca ve Udi Hüseyin ERBAY, 15 Temmuz 1948 tarihinde Sivrihisar’ın Sadıkbağı köyünde dünyaya geldi.

h-erbay

1965 yılında Astsubay okulunu bitirerek Personel Astsubay olarak orduya katıldı.1965-1971 Ankara, 1971-1975 Erzurum, 1975-1983 Eskişehir, 1983-1985 yıllarında Kilis’te çalışıp 1985 yılında kendi isteğiyle emekli olmuştur.

İlkokul çağlarında Kemani Mustafa KARABAYIR ilk hocası olmuş, gençlik ve deneyim kazanmaya başladığı yıllarda ise Nevzat SÜMER hocanın derslerine katılmış, böylelikle ilk ciddi, bilinçli ve sistemli çalışmalarına başlamıştır.

Müzik alanında akademik bir eğitim almamasına rağmen bu işte başarılı olacağına inancından 1965 yılında Ankara Mûsikî Derneğinde başlayıp, 1971 Yılına kadar burada zamanın çok tanınmış ünlü sanat müziği ustalarından ders almıştır.

1971 yılında Erzurum Halk Eğitim Merkezi TSM Korosunu, 1975 yılında da Eskişehir Halk Eğitim Merkezi TSM Korosunu, 1983 yılında Kilis’te de Halk Eğitim Merkezi TSM Korosunu kurmuştur.

İlk beste çalışmalarına 1966–1967 yıllarında başlayan Erbay’ın 100’ye yakın bestesi vardır. Bunlardan 2 si ilahi, 5 i çocuk şarkısı, 1 i oyun havası, 2 si saz semaisi olup geri kalanı şarkı formundadır. Değişik formdaki eserlerinden 60 tanesi TRT Repertuar Kurulundan geçmiş olup, halen radyo ve televizyonlarda sık okunmaktadır.

1 Ekim 1975 tarihinde kurulan ve bu yıl 38. Sanat yılını kutlayacak Eskişehir Halk Eğitim Merkezi TSM Korosu hocamızın çok sevdiği, uzun yıllar uğraş verdiği, bağrından nice sanatçıların çıktığı, kendi çocuğu gibi büyütüp meyvelerini gördüğü okuldur.

Türk Müziği Dünyasında Hoca ve şef olarak başarılı olduğu kadar, bestekâr olarak da Türkiye çapında haklı bir üne kavuşmuştur. Sesini yurt dışında da duyuran ender sanatçılarımızdandır. Makedonya ve Belçika’da korosu ve solistleriyle konserler vermiştir.

Romantik, akıcı, güncellikle sanatı kaynaştıran, ritmik, kendine has besteleri ile sanatseverlerin gönüllerinde taht kurmuş ender sanatçılarımızdan biridir.

Geniş bir repertuara sahip, bestekârların eserlerini iyi tahlil eden, yeni bir eseri gerektiği gibi yorumlayabilen, eserleri müzikal yönden iyi tanımak, korosundaki saz ve ses sanatçılarının özelliklerini iyi bilen, disiplinli ve müzik sanatının gerektirdiği hassasiyet ve otoriteye sahip biridir.

“Besteci olarak hiçbir zaman iddialı değilim ama koro şefi ve hoca olarak oldukça iddialıyım” diyecek kadar alçak gönüllü ve mesleğinin aşığıdır.

Besteleri melodik, duygu dolu, tamamen doğal, ilham mahsulü olup, eserlerinde akıcılık, romantizm ve derin bir duygu zenginliği vardır. Tüm besteleri günümüzün zevk ve anlayışına hitap etmektedir. Besteleri günümüze seslendiği gibi geleceğe de seslenmektedir.

Kendisi çok hassas bir ruha sahip olduğu için nağmeleri musiki bilgi ve bestekârlık tekniği ile ustaca birleştirip sevilen birçok esere imzasını atmıştır.

Renkli kişiliği ise eserlerine de yansımıştır. Romantik ve duygusal bir besteci kişiliğine sahiptir. Genellikle aşk ve romantizm içeren sözleri seçmiştir.

Bestecilik dalında büyük ödüller almış, gerek resmi ve gerekse özel kuruluşların açtığı beste yarışmalarında bugüne kadar 20 ye yakın BAŞARI ödülü almıştır.

Hocamızın ismi Sivrihisar Belediye Başkanlığınca doğum yeri olan Sivrihisar Karabaşlı mahallesinde bir sokağa,

halen oturduğu Eskişehir Vişnelik Mahallesindeki bir sokağa ve Kilis’te bir caddeye verilmiştir. Ayrıca Eskişehir Odunpazarı Belediye Başkanlığınca Ihlamurkent’te bir parka “Bestekâr Hüseyin ERBAY Parkı” adı verilmiştir.

Hüseyin ERBAY, 1972 yılında Nurten Hanım’la evlendi. İki kızı, 3 torunu vardır. Allah üstadımıza ve ailesine uzun ömürler versin.

Hocamızın Türk Müziğine katkıları yadsınamaz. Saygıdeğer Hocamızın ülkemizin, bölgesel olarak da Eskişehir ve Sivrihisar’ın tanıtımına ve bu uğurda harcadığı emeklere tüm SİVRİHİSAR’lılar olarak saygı duyuyor ve kendisine teşekkürü borç biliyoruz.

Toplumsal yaşamın önemli alanlarında güzellikler üreten sanatçılarımıza toplumca şükran borçluyuz. Bundan sonraki çalışmalarında başarılar dilerim. İyi ki varsınız Sayın Hocam…

Unutmayalım ki; Hüseyin ERBAY’ lar bu ülkede kolay yetişmiyor. Kıymetlerini bilelim.

SAYGILARIMLA Necmi GÜNAY