Kategoriler
Sağlık

Sivrihisar Nöbetçi Eczaneleri

SİVRİHİSAR İLÇESİ

2017 YILI EKİM AY’I NÖBETÇİ ECZANE LİSTESİ

nobetci-eczane

01 EKİM 2017 Pazar – Şifa Eczanesi 0(222) 711 52 22

02 EKİM 2017 Pazartesi – Merkez Eczanesi 0(222) 711 42 24

03 EKİM 2017 Salı – Sivrihisar Eczanesi 0(222) 711 42 62

04 EKİM 2017 Çarşamba – Nilay Eczanesi 0(222) 711 21 23

05 EKİM 2017 Perşembe – Şifa Eczanesi 0(222) 711 52 22

06 EKİM 2017 Cuma – Merkez Eczanesi 0(222) 711 42 24

07 EKİM 2017 Cumartesi – Sivrihisar Eczanesi 0(222) 711 42 62

08 EKİM 2017 Pazar – Nilay Eczanesi 0(222) 711 21 23

09 EKİM 2017 Pazartesi – Şifa Eczanesi 0(222) 711 52 22

10 EKİM 2017 Salı – Merkez Eczanesi 0(222) 711 42 24

11 EKİM 2017 Çarşamba – Sivrihisar Eczanesi 0(222) 711 42 62

12 EKİM 2017 Perşembe – Nilay Eczanesi 0(222) 711 21 23

13 EKİM 2017 Cuma – Şifa Eczanesi 0(222) 711 52 22

14 EKİM 2017 Cumartesi – Merkez Eczanesi 0(222) 711 42 24

15 EKİM 2017 Pazar – Sivrihisar Eczanesi 0(222) 711 42 62

16 EKİM 2017 Pazartesi – Nilay Eczanesi 0(222) 711 21 23

17 EKİM 2017 Salı – Şifa Eczanesi 0(222) 711 52 22

18 EKİM 2017 Çarşamba – Merkez Eczanesi 0(222) 711 42 24

19 EKİM 2017 Perşembe – Sivrihisar Eczanesi 0(222) 711 42 62

20 EKİM 2017 Cuma – Nilay Eczanesi 0(222) 711 21 23

21 EKİM 2017 Cumartesi – Şifa Eczanesi 0(222) 711 52 22

22 EKİM 2017 Pazar – Merkez Eczanesi 0(222) 711 42 24

23 EKİM 2017 Pazartesi – Sivrihisar Eczanesi 0(222) 711 42 62

24 EKİM 2017 Salı – Nilay Eczanesi 0(222) 711 21 23

25 EKİM 2017 Çarşamba – Şifa Eczanesi 0(222) 711 52 22

26 EKİM 2017 Perşembe – Merkez Eczanesi 0(222) 711 42 24

27 EKİM 2017 Cuma – Sivrihisar Eczanesi 0(222) 711 42 62

28 EKİM 2017 Cumartesi – Nilay Eczanesi 0(222) 711 21 23

29 EKİM 2017 Çarşamba – Şifa Eczanesi 0(222) 711 52 22

30 EKİM 2017 Perşembe – Merkez Eczanesi 0(222) 711 42 24

31 EKİM 2017 Cuma – Sivrihisar Eczanesi 0(222) 711 42 62

***

Sivrihisar Eczahane Adresleri

HIZIR ECZANESİ nöbetçi değildir. 0(222) 711 40 31 – Cumhuriyet Mah. Ordu Cad. no:48

MERKEZ ECZANESİ – Camikebir Mah.Ordu Cad. no:35/A

SİVRİHİSAR ECZANESİ – Cumhuriyet Mah. Ordu Cad. no:2

NİLAY ECZANESİ – Karacalar Mah. Süleyman Demirel Cad. no:10

ŞİFA ECZANESİ – Demirci Mah. Ordu Cad. no:59/B

Kategoriler
Sağlık

Grip ve Kış Hastalıkları

Hastalık deyince insanların çoğunun aklına kış hastalıkları gelir. Nezle, grip, boğaz ağrısı, ateş, burun akıntısı… Gerçekten de dünyada en sık rastlanan enfeksiyonlar bunlardır.

Antibiyotiklerin pek çoğu kış hastalıkları için kullanılmaktadır. Kış hastalıklarının neredeyse %90’ı virüsler tarafından meydana getirilir. Bu viral hastalıklarda antibiyotik kullanmak virüsler üzerinde etkisizdir.

Antibiyotiklerin çok yan etkileri vardır. Bir kür antibiyotik kullanmak, vücutta bulunan probiyotiklerin %95’ini öldürüyor! Bizleri zararlı mikropların yaptığı enfeksiyonlara karşı koruyan probiyotikler bağışıklık sistemimizin ilk savunma hattını oluşturan faydalı bakterilerdir.

Gribe neden olan influenza virüsleri, yapıları gereği çok kolay ve hızlı mutasyona uğrarlar. Bu özellikleri nedeniyle grip salgınlarına yol açarlar.

Gribe karşı nasıl daha dirençli oluruz?

Gripten korunmak için alınacak ilk tedbir, bireylerin bağışıklık sistemlerinin güçlü olması ve hijyen kurallarına uyması gerekir. Daha önce geçirilen grip enfeksiyonlarına karşı vücutta gelişen bağışıklık, gripten korunmada en önemli faktördür. Düzenli el yıkama alışkanlığı ve kapalı ortamları havalandırılmak bile, grip salgınlarından korunmada oldukça önemlidir.

Grip aşısı olmalı mıyız?

Her sene yenilenen grip aşıları, bir önceki senenin grip virüsü suşlarına (ailesine) göre hazırlanır. Geçmiş dönemde hastalık yaptığı tespit edilmiş olan virüslerden korur, gelecekteki grip virüslerine karşı korumaz. Grip virüsü sürekli olarak mutasyona uğrar. Önümüzdeki yıllarda grip hastalığına yol açacak virüsün hangisi olduğunu önceden bilmek mümkün değildir. Grip aşısının yeni grip virüsü tiplerine karşı koruyuculuğu SIFIRDIR!

Grip aşısından beklenen en büyük fayda 65 yaş grubunu korumasıdır. Grip salgınından ölenlerin %90’ından fazlası 65 yaş üstü hastalardır. 65 yaş üstünde grip aşısının koruyuculuğu ise sadece %9 dur. En fazla grip aşısının yapıldığı ve grip hastalığı açısından bir başka önemli risk grubu, 2 yaş altı çocuklardır.

Yapılan çalışmalarda, grip aşısının felçlere neden olan Guillain-Barre sendromuna yakalanma riskini artırdığı gösterildi. Grip aşısı, dünyada hiçbir ülkenin zorunlu aşı programında bulunmamaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2014 yılının Aralık ayında bir açıklama yayınlayarak, 2014 yılında üretilen grip aşısının, gribe karşı hiçbir koruyuculuğu olmadığını bildirdi.

Gripten nasıl korunacağız?

1- Bağışıklık sistemini güçlendirmek için yapılacak ilk iş, beslenmeyi düzenlemektir. Öğün atlamak ve uzun süre aç kalmak bağışıklık sistemini baskılar.

2- Bir kür antibiyotik almak, vücuttaki probiyotiklerin %95’inin kaybına neden olur. Probiyotikler (faydalı bakteriler), enfeksiyon yapan ajanları engelleyebilir. Bol miktarda probiyotik içeren fermente besinler, yani tarhana çorbası, ev turşusu, ev yoğurdu yemek enfeksiyonlardan korunmakta önemlidir. Şalgam suyunun grip virüsü ve grip hastalığını iyileştirmede etkili olduğu Japon bilim adamları tarafından ispatlandı.

3- Vücudumuzda meydana gelen hasarlarda tamir eden faktör kolesteroldür. Kolesterol vücudun yapı taşıdır. Bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışabilmesi için kolesterole ihtiyaç vardır. Bu nedenle, enfeksiyonlardan korunmak için özellikle çocuklarda yağ kısıtlaması yapılmamalıdır.

4- Mevsimi dışındaki sebze meyveleri tüketmeyin. Kerevizin kış hastalıklarına ve gribe karşı korunmanızı sağlar. İşkembe ve Paça çorbası gibi çorbalar, hem kök hücre hem de yüksek oranda kolajen içerir. Bağışıklığı desteklerler.

5- Şekersiz olmak kaydıyla, her gün 4 fincan Grip Çayı içmelisiniz.

Grip çayı

Kaynamakta olan 1 bardak suyun içine kuru kök zencefil ile 3 diş karanfili atın. Ağzı kapalı olarak 6 dakika kaynatın. Ocağı kapattıktan sonra 1 tatlı kaşığı tıbbi adaçayı ekleyip, 10 dakika demlenmeye bırakın. Soğutmadan tüketin. Çocuklar için 1 çay bardağı, yetişkinler için 2 saatte bir, 1 su bardağı ölçüsünde içebilirler. 

***

Kaynak: Akademik makaleler

Kategoriler
Sağlık

Ağır Metal Zehirlenmesi

Ağır Metal Zehirlenmesi Nedenleri ve Ağır Metal Tehdidi

Sanayileşmenin artması ve bunun neticesi olarak kirlenen doğada yetişen kontamine olmuş bitkisel ve hayvansal gıdaların tüketimi, geri dönüşümlü kullanılan malzemeler, denizlerin kirlenmesi, yakıtlar ve bunların kirlettiği havadan dolayı vücudumuzda ağır metal birikimleri ve zehirlenmeler olmaktadır.

Bir zamanlar toplumun belli bir kesimde görülen ağır metal zehirlenmeleri, günümüzde yediden yetmişe her kesimde yaygın olarak görülmeye başladı. “Kendisine ‘modern tıp’ diyen kimyasal tıp ekolü hastalarda ağır metal zehirlenmesi olup olmadığına bakmadan hastalara değişik teşhisler koyuyorlar. Oysa bu hastaların çoğunda ağır metal zehirlenmeleri var.”*

Günlük yaşantımızda ağır metal birikimine maruz kalmamak neredeyse imkansızdır. Çevre şartlarına dayanıklı olan ağır metaller insan ve diğer canlılarda birikmektedir. Bu kirleticiler yıllarca biriktikleri vücuttan anne rahmindeki fetüse, doğum sonrası da anne sütünden bebeğe geçerek devam etmektedir. Vücutta hiç bulunmaması gereken bu toksik metallerin insan organizmasında bilinen hiçbir biyolojik görevi de yoktur. Küçük miktarlarda bile zehirlenme yapabilen ve toksisitesi en yüksek olan metallerin başında kurşuncıva ve kadmiyum gelmektedir.

Ağır Metallerin İnsan Vücuduna Zararları ve Sağlığa Olumsuz Etkileri

Ağır metal birikimi vücuttaki tüm hücreleri tehdit eder. Ağır metallerin ağız, solunum ve cilt yoluyla alımı sonrası kronik olduğu kadar akut zehirlenmeleri de söz konusu olabilmektedir. Bunların, henüz gelişme dönemindeki fetüs ve çocuğun başta sinir sistemi olmak üzere tüm sistemleri üzerinde zarar verici etkileri olacaktır.

Cıva zehirlenmesi merkez sinir sistemi ile böbrek sistemini doğrudan etkiler. Ayrıca gelişim bozukluğu, hareket ve beyin işlevi bozukluklarına neden olur. Cıva ve bileşiklerinin etkisi doz, etkilenen kişinin yaşı, etkilenim süresi, etkilenim yolu, etkilenen kişinin sağlığı ve beslenme düzeyi ile ilişkilidir. İdrar, saç ve kan düzeyinin ölçülmesiyle etkilenim belirlenir. Cıvanın solunması kimyasal akciğer yangısına, doku yıkımına yol açan bronşit oluşumuna neden olur.

Akut arsenik zehirlenmesinin gözlemlenen etkilerinden bazıları bulantı, kusma ve ishaldir. Aynı zamanda böbrek ve karaciğer hasarı, deri pigmentinde artma, görme bozukluğu, kas felçleri de meydana gelmektedir. Kanserojen bir etkisi vardır. Bu etkiler cilt kanseri, kanser olmayan deri lezyonları ve iş sebebi ile oluşan hava yolu kanserleridir. Bulaşma yolları arasında kaynak suları, süt-tozu, soya sosları, su ürünleri besin katkıları ve sigara sayılabilir.

Alüminyum zehirlenmesinde otizm, kan ve beyin fonksiyon bozuklukları, çocuklarda zeka geriliği ve öğrenme sorunu, cilt sorunları, karaciğer hastalığı, mide ve bağırsak kanseri, meme kanseri, hiperaktivite, enerji azlığı, parkinson hastalığı, mide ağrısı ve bulantısı, gaz sorunları gibi olumsuz etkiler ile karşılaşılabilir. Alüminyum folyo zehirlenmelerinde şelasyon tedavisi uygulanır.

Bağışıklık sistemini doğrudan etkileyip, zehirlenmelere ve çeşitli hastalıklara sebep olan ve İnsan sağlığı için tehdit oluşturan ağır ve zehirli metallerden bazıları şunlardır:

Platinum: altın, gümüş ve bronz gibi asal metaller, geçiş metalleri grubunda yer alır. Kendine has bir kimyasal yapısı ve fiziksel özellikleri vardır. Platin kıymetli bir madendir, üstün niteliklerinden dolayı birçok endüstri alanında kullanılmaktadır. Bazı platin kompleksleri böbreklerde geri dönüşümü olmayan tahribata yol açarlar.

Gümüş: metalik bir element. Tıpta arjirizm olarak adlandırılan gümüş zehirlenmesi, gümüş bileşiklerle uzun süre temas edilmesi durumunda ortaya çıkar.

Lityum: yoğunluğu düşük kimyasal bir element. Yüksek dozda alınması zehirlenmeye yol açar.

Manganez: çeliğin dayanımını artıran kimyasal bir alaşım elementidir. Metal elektrik kaynağı, çelik, boya, seramik, linoleum, sabun ve pil yapımında kullanılmaktadır. Manganez zehirlenmesi en çok madencilerde görülür. Zehirlenme, karaciğer sirozu, nörolojik ve zihinsel belirtilerdir. Eksikliğinde sürekli yorgunluk, hafıza problemleri, kısırlık, kilo kaybı gibi belirtiler görülür.

Kobalt: kimyasal bakımdan nikel ve demire benzeyen metal bir element. Birçok sanayi üretim işleminde kullanılır. Bazı metallerle alaşımından mıknatıs ve metal kesici uçlar yapılır. Kobalt Zehirlenmesi ve nedenleri >

Magnezyum: kimyasal bir element. İnsan vücudunda en çok bulunan 11. element olan magnezyumun eksikliği ve fazlalığı çeşitli sağlık sorunlarına yol açmaktadır. 

Stronsiyum: gümüşümsü beyaz metalik katı bir elementtir. Toprak alkali metaldir. Stronsiyum tüketimi genelde “stronsiyum karbonat” şeklinde olmaktadır. En yaygın tüketim şekli TV tüplerinde ve özel alaşımlarda kullanılmaktadır. 

Talyum: düşük dozlarda bile zehirleyici olan bir metal element. Özel nitelikli camların üretiminde, böcek ve fare zehiri yapımında kullanılır. 

Arsenik: metal ile ametal arasında olan kanserojen bir element. Böcek ve tarım ilaçları, fare zehiri, bazı kanser ilaçları, boya, duvar kağıdı, seramik, mürekkep, piller, kablolar, mil yatakları gibi çeşitli ürünlerin imalatında kullanılır. 

Kadmiyum: kanserojen olan bir ağır metal element. Seramik, elektrik, pil ve akü sanayisinde kullanılır. Kadmiyum zehirlenmesinde kemik erimesi (osteoporoz) görülebilir. Kadmiyum zehirlenmesi kalsiyum disodyum edetat adlı maddenin ağızdan verilmesiyle tedavi edilir.

Silisyum: camın ham-maddesidir. Başka elementlerin karışımı ile elektronik ve emaye sanayinde kullanılır. Vücudumuzda fazlaca bulunması hemoliz yani alyuvarların parçalanması ile hücrelerin değişmesine sebep olabilir. Solunum yollarında büyük oranda tahribat yapar.

Krom: demiri sertleştirmek için kullanılan bir madendir. Geniş bir kullanım alanı vardır. Vücudumuzda da krom minerali bulunmakta ve fazlası zehirlenmeye yol açmaktadır.

Kurşun: hava, su ve toprak yoluyla, solunumla ve besinlere karışarak biyolojik sistemlere giren son derece zehirleyici özelliklere sahip bir metaldir. 

Nikel: nikelin ağız yoluyla alınması, kontamine yani bulaşma olmuş besinler aracılığı iledir. Nikele maruz kalma, toz ve buharlarının solunması ile olur. Oluşturabileceği başlıca sağlık riski solunum sistemi kanserleridir. En sık rastlanılan burun ve akciğer kanserleridir. Ayrıca, alerji, astım, ürtiker, eritem, kontakt dermatit oluşturabilir.

Cıva: sıvı olan tek madendir. Çok küçük miktarlarda bile etkili olabilen bir sinir sistemi toksinidir. Kağıt ve boya sanayinde, zirai ilaç yapımında, suni gübre üretiminde ve daha birçok laboratuvar gerecinin yapımında kullanılır. Cıvanın renksiz bir buhar halinde kolayca buharlaşması ve havaya karışması onu gizli bir toksin yapar.

Uranyum: radyoaktif ve kimyasal zehirli bir element. Nükleer enerji santrallerinde zenginleştirilmiş uranyum sızıntısından doğan radyasyona uzun süre maruz kalmak kansere neden olur.

Siyanür: son derece toksik bir maddedir. Siyanür içeren maddelerin ağız, solunum ve deriden emilim yoluyla alınması zehirlenmeye sebep olur.

Alüminyum: yumuşak ve hafif bir metaldir. Bazı bilim adamları birçok hastalıkların alüminyum birikmesi ile ilişkisi olabileceğini düşünmektedirler.

Organizmamız için gerekli olan ve yaratılıştan vücudumuzda bulunan, ama çok fazla miktarda olduğunda ağır metal zehirlenmesine yol açan bazı mineraller, radyoaktif element ve kimyasal maddeler de vardır. Bunlardan bazıları bakır, çinko ve selenyum dur.

Ağır Metal Zehirlenmelerine Sebep Olan Etkenler:

– İçme suları
– Egzoz dumanı
– Deniz ürünleri
– Mutfak eşyaları
– Çevre kirliliği
– Amalgam diş dolguları
– Aşılar: aşıların bazılarında alüminyum ve koruyucu madde olarak da timerosal (organik bir civa birleşiği) vardır.
– Saç boyaları ve makyaj malzemeleri
– Tarım ilaçları ve bazı tarım ürünleri
– Cam ve kristal eşyalar
– Boya sanayii
– Tekstil malzemeleri
– Pestisit: Genel anlamı ile insan kullanımına sunulan gıdalarda istenmeyen hayvan veya bitkileri öldürmek amacıyla kullanılan alet veya kimyasal olarak tanımlanan Pestisitler; böcek öldürücüler (insektisit), yabani ot öldürücüler (herbisit), kemirgen öldürücüler (rodentisit) ve küf öldürücüler (fungisit) dir.

Ağır Metal Zehirlenmesinden Hangi Durumlarda Şüphelenmek Gerekir?

– Kanserler: kanser hastalıklarında ağır metal zehirlenme testi yaptırılması gerekir. Özellikle lösemiler, lenfomalar, sindirim sistemi ve solunum  sistemi kanserleri
– Akut böbrek yetmezlikleri: ağır metallerin böbrekler üzerinde toksik (nefrotoksik) etkisi vardır.
– Nöropsikiyatrik hastalıklar: şizofreni, depresyon, dispraksi ve disleksi
– Kansızlık: aplastik anemi, kemik iliğinin yeteri kadar veya hiç yeni hücre üretememesidir. 
– Alerji ve ürtikerler: tedaviye cevap vermeyen ve tekrarlayan alerjiler ağır metal zehirlenmesinden kaynaklanabilir.
– Otizm ve hiperaktivite bozukluğu
– Nöropatiler: sebebi bilinmeyen ve iyileşmeyen vücut ağrıları, nörotoksik sinir harabiyeti, periferik nöropatiler
– Osteoporoz: kemik erimesi
– Parkinson, demans ve alzheimer
– Otoimmün hastalıklar: vücudumuzu hastalık ve enfeksiyonlara karşı koruyan bağışıklık sisteminiz bazen ters hareket ederek vücudumuzdaki sağlıklı hücrelere de saldırır. Buna otoimmün bozukluk denir. Hashimato hastalığı, sedef, romatizmal hastalıklar, otoimmün hepalit, ITP, skleroderma, SLE, multiple skleroz gibi 80 çeşit otoimmün hastalık vardır.

Ağır Metal Zehirlenmesi Belirtileri Nelerdir?

Bağışıklık sistemi baskılanmış ve zayıflamış olmak, sık hastalanmak ve hastalıklara karşı dirençsizlik en fazla olan belirtilerdir. Hafıza kaybı, sinirlilik ve davranış değişiklikleri, el titremeleri, hipertiroidi, deri hastalıkları (dermatit) ve kaşıntılar, motor hareketlerde uyum bozukluğu gibi belirtiler ağır metal zehirlenmelerinin göstergesi olabilir.

Siyanür zehirlenmesinde en duyarlı organlar merkezi sinir sistemi ve kalptir. Orta düzeyde karşılaşmada belirtiler bir saatten önce ortaya çıkmayabilir. Hafif düzeyde karşılaşmada görülen belirtilerin ardından kaslarda güçsüzlük, ataksi, nistagmus ve konfüzyon gelişir. Temas sürdükçe bilinç kaybı, konvülziyonlar ve santral apne gelişir, nabız bu düzeyde genellikle hızlıdır. Yüksek doz ağır temasta ise, ani kollaps gelişip, kişi bilinç kaybı ile haykırarak yere düşer ki bu duruma apoplektik felç biçimi denilmektedir.

Metalik cıva buharına bağlı yüksek doz, kısa süreli etkilenimlerde, akciğer hasarı, bulantı, kusma, ishal, kalp hızı ve kan basıncında artış, deride kızarıklık, göz tahrişi gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir.

Alüminyum zehirlenme belirtileri: Vücut aşırı alüminyum alması durumunda karaciğer fonksiyonlarının bozulması, mide ve bağırsak bozukluğu, böbreklerde hasar, iştahsızlık, psikoz, adale ağrıları, bunama, denge kaybı, vücut yapısının zayıflaması, nefes darlığı gibi belirtiler meydana gelmeye başlar. Yapılan araştırmalarda; kelimelerin telaffuz edilememesi, alzheimer, parkinson, hareketlerdeki koordinasyon kaybı gibi nörolojik belirtilerin sebebi olarak alüminyumun etkili olduğu gözlenmiştir. Özellikle Diyaliz hastalarının Alüminyum folyo kullanımında dikkatli olmaları gerekiyor.

Ağır Metaller Vücuttan Nasıl Atılır

Teşhis: Ağır metal zehirlenmesinin teşhis edilmesi için konuyu iyi bilen bir doktor tarafından kan testi yaptırılması gerekmektedir. Uygun görüldüğünde hastalığın durumuna göre saç, doku ve idrar testleri de istenebilir.

Chelation Tıbbi Tedavi: Ağır metal zehirlenmeleri tedavisine şelasyon tedavisi denir. Bu şelatlanma işlemi bedende biriken zehirli mineral ve metallerin atılması amacıyla yapılır. Bu tedavide panzehir olarak Dimerkaprol yani “British anti-Lewisite = B.A.L” ve DMSA (dimerkaptosüksinik asit) gibi sentetik şelatör olan kimyasal ajanlar kullanılmaktadır. Bu ajanların ciddi yan etkileri vardır, ayrım yapmadan vücuttaki faydalı mineral ve metallerin de atılımına sebep olurlar.

Ajan insan vücudunda biyolojik, kimyasal ya da fiziksel değişiklik yapan madde.

Aşırı bakır birikmelerinden dolayı Wilson hastalığı tedavisinde ise Penisilamin (Penicillamin) ve Trientine hydrochloride ilaçları kullanılmaktadır. Yan etkisinin az olması nedeniyle en çok tercih edilen ilaç “Trientine hydrochloride” dir

Ağır Metal Detoksu ve Bitkisel Destek

Şelasyon tedavisinde yan etki göstermeyen bitkisel destek olarak su yosunlarından klorella (chlorella) ve spirulina tercih edilmektedir. Detoks kürü olarak ise; limon, portakal, havuç, kereviz sapı, maydanoz, kırmızı pancar, zencefil, ıspanak, fesleğen, meryemana dikeni ve zerdeçal tavsiye edilmektedir. Cıva birikmelerinde ise etkili bir bitki olan aşotu denilen kişniş (koriander) önerilmektedir. Sarımsak, (barlauch) toksinlerin vücuttan atılmasına yardımcı olacaktır.

Ayrıca, insan vücudundaki toksinleri temizleyen ganoderma lucidum yani kırmızı reish mantarı kullanılması tedaviye çok fayda sağlayacaktır. Geniş bir kullanım alanı olan Ganoderma Lucidum mantarı, hücrelerin yenilenmesi ve bağışıklığı hiçbir toksik etki yapmadan güçlendirme özelliğine sahiptir. Şifa Allah’tan.

Ağır metallerin vücuttan atılmasının uzun bir tedavi süreci vardır, bundan dolayı acele davranış ve yanlış uygulamalardan kaçınmalı, hastayı dikkatle takip etmelidir. Şelasyon tedavisi süresince detoks kür ve diyeti uygulamak daha da faydalı olacaktır.

* * *

*Bu konu ile ilgili geniş açıklamayı 2015 yılında Hayykitap tarafından yayınlanan Dr. Ümit Aktaş’ın “Bitkisel Kürlerle İlaçsız Tedavi” kitabında bulabilirsiniz.

İlginç Bir Zehirlenme ve İyileşme Hikayesi

Alüminyum Folyo Zararları

Küçük yaşlarda bir kız çocuğu yorgunluk ve mide bulantısı şikayetlerinden dolayı ailesi tarafından bir tıp fakültesine götürülüyor. İncelemeler ve tahliller sonucu aplastik anemi teşhisi konuluyor.

Günümüzün “modern tıp” dedikleri kimyasal tıp ekolü, ağır metal zehirlenmesi olup olmadığına bakmadan hastalara değişik teşhisler koyabiliyorlar. Basit bir kan testi ile saptanacak olan ağır metal zehirlenmesine baktırmıyorlar. Halbuki bu hastaların bazılarında ağır metal zehirlenmeleri olabiliyor.

Aplastik anemi, kemik iliğinin baskılandığı ve tüm kan hücrelerinin sıfırlandığı bir hastalıktır. Kanserden daha kötüdür.

Hasta kıza kemoterapi ilaçları ve kortizon vermeye başlıyorlar. Ama tedaviye cevap alınamıyor, zaman geçiyor, hastaneye yürüyerek giden 12 yaşındaki kız çocuğu, yatağa bağlı halde, ölümün eşiğine geliyor. Ailesi çocuğunu başka doktorlara da götürme kararı alıyor.

Dr. Ümit Aktaş’ın Kliniğine getirilen çocukta aplastik anemiye neden olan, Alüminyum zehirlenmesi imiş.

Bir kan testi ile saptanabilecek olan ağır metal testi yapılmamış ve çocuk kemoterapi ilaçları ile kortizon verilerek yatalak hale düşürülmüştü.

Doktor Ümit Aktaş, ağır metalleri vücuttan temizleyen şelasyon tedavisi uyguluyor ve çocuk tamamen iyileşiyor.

Peki bu çocuk alüminyumu vücuduna nereden almıştı?

Anne, tost makinesinin yüzeyi çizildiği için alüminyum folyoyla kaplamış. Bu makinede kaplama olarak kullanılan alüminyum folyo, çocukta alüminyum zehirlenmesine neden olmuştu.

Alüminyum folyolar ısıyla temas ettiklerinde muhafaza ettikleri yiyeceğin içine alüminyum salmaya başlar ve tüm ailede alüminyum zehirlenmesi olduğu görülür. Ama zehirlenmeden en fazla etkilenen küçük kız olmuştu.

Derleyen: Murat SEVİMBAY

Kaynaklar: Türkiye Halk Sağlığı Kurumu ve Akademik Makaleler

Kategoriler
Sağlık

OtoHemoTerapi Nedir

Otohemoterapi 110 yılı aşkın bir süredir dünyada kullanılan ve bilimsel araştırmalar ile kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir.

Kategoriler
Sağlık

Zehir İnsan Vücudunu Nasıl Etkiler

İnsanlık tarihi ne yazık ki her zaman dostane muhabbetlerle geçmemiştir. Husumetler, kavga ve hırslar, rekabet ve benlik kavgaları nice can almış, nice ocak söndürmüştür. Kabil’in gerçekleştirdiği ilk cinayetten bu güne on binlerce insan birbirinin kanına girmiş. Cinayetler tarihi elbette bu sayfalara sığmayacak kadar geniş bir konudur. Ama cinayet şekilleri incelenildiğinde akla gelen birtakım ölüm metotları vardır. Bunların bazıları göz önünde büyük bir cesaretle işlenirken bazıları da sin­sice ve gizlice gerçekleştirilmiştir.

İnsan katletmek tarih içinde birçok toplumda en büyük suçlardan biri olarak kabul edilmiştir. Babil’in Hammurabi kanunlarında katli gerçekleştirene kısas uygulanırken, birçok toplumda işkenceyle öldürme yoluna gidilmiştir. Cezanın ağırlığı, suçu işleyenin kendisini saklama arzusu, ölüm yöntemlerinde arayışlara sebep olmuştur. Belli etmeden, iz bırakmadan gerçekleştirilecek katl yöntemleri içinde en çok öne çıkanı şüphesiz zehirleme yöntemidir. Geçmişte nice insan, hasımlarını hep bu yöntemle ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Taht kavgaları, mal paylaşımları, aile içi husumet, kan davası ve daha birçok ihtilaf ve rekabet zehirle çözülmeye çalışılmıştır.

Ortaçağ Avrupa’sında aristokrasi içindeki kavgalarda zehirleme çok kullanılan bir yöntem haline gelmiştir. İtalya’nın Borjiyaları, düşmanlarına karşı hazırladıkları özel zehirlerle meşhur olmuş bir ailedir.

Fransız edebiyatçılarından Rabelais, taşrada parasız kaldığın­da, Paris’e dönebilmek için muzipçe bir plan yapar. Kaldığı han odasında üç cam şişe hazırlayıp üzerlerine, “Kral, kraliçe ve prens için zehir” yazar. Odayı toplayanlar bu yazıyı görüp şikayet ede­cek, tutuklanan Rabelais, polis eşliğinde Paris’e getirilecektir. Tet­kik sırasında şişedekilerin zehir olmadığı anlaşılır ve salıverilir. Bu plan sayesinde para ödemeden Paris’e gelebilmiştir.

Avrupa tarihinde zehir o kadar yaygındı ki birçok kral, parmağında, içinde zehir bulunan yüzük taşırdı. Soylular birbirlerine karşı çok sık ihtilal girişiminde bulunabiliyor ve indirilen kral acımasızca işkenceye uğrayabiliyordu.

Böyle bir darbe sırasında kralın kendisini kestirmeden kurtarabileceği en kesin yöntem, yüzüğündeki zehri içmekten geçiyordu. Halbuki bizim toplumlarımızda bu tarz ihtilaller olmadığı için yüzükte zehir taşımak gibi bir âdet hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Osmanlı tarihini yazarken kendi tarihleri gibi yorumlayan Avrupalılar, Yıldırım Bayezid’in ölümünü de böyle bir Avrupai anlayışa bağlamışlardır. Tarihte hiçbir Osmanlı padişahı parmağındaki yüzükte zehir taşımamıştır.

Zehir denince akla sadece mantar gibi birtakım bitkisel zehirler ölmemelidir. Yılan zehri de tarihte sıklıkla kullanılmıştır. Önce Roma İmparatoru Sezar, ardından halefi Antonius ile evlenen ve Roma’nın Mısır’ı, ilhakına engel olan Kleopatra, Oktavyus’un Antonius’u Aktium Deniz Savaşı’nda yenerek Mısır üzerine yürümesi nedeniyle intihar etmek zorunda kalmıştır. Dendera Tapmağının mahzenlerine saklanan bu güzel kadın, başka bir kurtuluş yolu kalmayınca bir yılan zehriyle hayatına son verecektir.

Dev Roma ordularını dize getiren tarihin en büyük komutanlarından Anibal, düşmanının başkentini yok etmediği için büyük bir hezimet yaşayacak, ordusu bozularak kaçmak zorunda kalacaktır. O günlerde her yer Roma’dır. En son, Britanya kralı olan dostu Prusya’nın başkenti Bursa’ya gelecektir. Romalılar burada da peşini bırakmayınca Bursa’dan Gebze’ye geçer. Yakalanması an meselesidir. Romalılara esir düşmektense özgürce ölmeyi tercih eder ve burada kendisini zehirleyerek hayata gözlerini yumar.

Tarihte zehir, sadece intihar ve intikamlar da değil, meşru in­fazlar da da kullanılmıştır. İlk çağın ünlü düşünürü Sokrat, devrin önde gelenlerin ayaklarına bastığı için idama mahkum edilir.

Sevenleri evine toplanmış, âdeta onunla vedalaşmak için çevresinde halka olmuşlardır. Öğrencileri gözyaşı dökmektedir. İnfazı bizzat kendisi gerçekleştirmek ister. Baldıran zehri, bir kapla önüne getirilir. Hanımı ağlayarak, “Ama suçsuzsun,” der. Hayat arkadaşına dönüp, “Suçlu olarak öldürürsem daha mı iyi olurdu?” diyecek ve çevresindekilerin hüzünlü bakışları arasında kabı ağzına boşaltacaktır.

Dost gibi görünen düşmanların elinden zehirlenen ne çok insan vardır tarih sayfaları arasında. Devir, Emevîler dönemidir. Hz. Ali’den sonra haksız güç kullanarak yönetimi ele geçiren Emevîler, kavmiyetçilik yapmaktadır. Mekke ve Medine’deki sahabe çocukları, devrin en yaşlı âlimleri olarak hâlâ dimdik ayaktadır ve Emevî yönetimini kabul etmemektedirler. Peygamber Efendimiz’in (a.s) Biricik torunları Hz. Hasan’ı, karısını kandırarak bizzat onun eli ile zehirleyenler, suyuna elmas tozu attırıp ciğerlerini parçalatmış, Hz. Hüseyin’i Kerbela’da şehit etmişlerdir. Mekke şehrinin başına zalim mi zalim bir vali olan Haccac getirilmiş, oradaki bütün ayrılık hareketlerini bastırmıştır. Ama Medine’de emin bir vali vardır; Ömer bin Abdülaziz Hazretleri. Onun kanatları altındaki sahabeye hiçbir Emevî dokunamamaktadır. Ancak o günlerde Emevîlerin ödünü koparan büyük bir sahabe hac ibadeti için Mekke’ye geçer.

Bu kişi, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah bin Ömer’dir (ra) Onun bir işaretiyle Emevilere karşı binlerce insan ayaklanabilecekken o güzel insan, “Kardeş kam dökülmesin!” diye susmaktadır. Haccac aradığı fırsatı Mekke’deki Şühedâ mevkiinde bir evin bahçesinde yakalamıştır. Hacda ta kalmış Abdullah bin Ömer Hazretleri‘nin (r.a) kabr-i şerifi vaf sırasında bu büyük sahabenin ayağının altından geçirdiği zehirli bir telle onu zehirleyecektir. Zehrin etkisiyle ne konuşabilmekte ne de hareket edebilmektedir. Ama gözleriyle bile son anlarında yanındakilere abdest aldırmalarını anlatmayı başarabilmiştir.

O gün Medine valiliği yapan, sahabeyi koruyan, ileride Emevilerin başına gelip iki buçuk yıllık iktidarında zekat verilecek fakir bırakmayan büyük devlet adamı Ömer bin Abdülaziz de bu menfur saldırıdan kurtulamayacaktır. Hanımının akrabaları, kendi menfaatlerine engel olan bu adalet timsali damadı acımadan zehirleme kararı alacaklardır. İşin ibretlik tarafına bakın ki, Ömer bin Abdülaziz kendisini zehirleyen kişiyi tahmin de edecektir.

Yardımcılığını yapan bu zatı yanma çağıracak, kendisini neden zehirlediğini soracaktır. “1000 altın aldım,” diyen yardımcısına, “Ahiretini kurtarmak için bu aldıklarını devlete bağışla, seni affettim,” der. Ve ekler, “Hemen buradan uzaklaş. Ben bu şekilde ölürsem ve bu işi senin yaptığını öğrenecek olurlarsa sana zarar verirler,” der.

Büyük Sultan Fatih’in ölümüyle iki oğlu arasında amansız bir taht mücadelesi başlar. Küçük kardeş Cem, abisi Bayezid’e karşı gerçekleştirdiği iki savaşın ikisini de kaybetmiştir. Ama gözü kara ve cesurdur.

Rodos şövalyeleriyle anlaşacak, onların gemileriyle Trakya’ya geçip mücadelesini buradan sürdürecektir. Ancak şövalyeler kendisine ihanet eder ve tutuklayarak Fransa kralına satarlar. Oradan Roma’ya götürülür ve Papaya teslim edilir. İki sene boyunca kendisine Hristiyan olması ve Osmanlıya karşı kendileriyle işbirliği yapması telkin edilir. İhanet kokan bütün teklifleri şiddetle reddeder. Papa kendisinden umudu kestiğinde, Cem Sultan’ı yavaş yavaş zehirleme kararı alır. Dost gözüken düşman eller bu yiğit delikanlıyı, Fatih’in yadigârını Roma’da katledeceklerdir.

Avrupa’da yaygın olarak kullanılan zehir kültürü edebiyatta bile yerini almıştır. Mesela Shakespeare birçok eserinde zehir vurgusu yapmıştır. Kahramanı Romeo, bir ara hasımlarıyla mücadele etmek için zehir ararken, zehir üreticisi kendisine bütün detaylarıyla bunu nasıl kullanacağını anlatmaktadır. Zehrin iz bırakmadan insan hayatına son verme yöntemi yanında hızlı ve kesin bir şekilde etkili olması da popülaritesini arttırmıştır. Tarihin en büyük suikastçı topluluğu olan Haşan Sabbah ve Haşhaşîleri, suikastlarının hemen hepsinde zehir kullanmayı âdet haline getirmişlerdir. Yalnız onların metotları biraz farklıdır.

Hasımlarının yiyecek ve içeceklerine zehir karıştırmak yerine en etkili zehir mâyîsini, hançerlerinin ucuna sürmektedirler. Kalabalık bir ortamda düşmanlarına sinsice yaklaşmakta ve ellerindeki ucu zehirli hançeri vücuduna saplamaktaydılar. Bu zehir o kadar güçlü idi ki değil saplanmak, sadece ucu çizse bile karşıdaki kişiyi öldürebiliyordu. Nitekim Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah ve veziri Nizamülmülk hep bu şekilde katledilmiş, etraflarındaki muhafızların varlığı, onları kurtarmaya yetmemiştir.

Fatih Sultan Mehmed, sadece Venedikliler tarafından 20’nin üzerinde zehirle suikasta uğramış ve hepsinden de kurtulmasını bilmişti. Osmanlı padişahları, yemek yoluyla zehirlenmeye karşı yanlarında devamlı “çeşnicibaşı” denilen görevliler tutarlardı. Bunların görevi padişahtan önce yemeğini tatmak ve böylece sultanın zehirlenmesini önlemekti.

Bugün Topkapı Sarayı mutfaklarında uçuk yeşil renkte birtakım kaplar bulunmaktadır. Çin’de imal edilmiş sele donlar olarak bilinen bu kapların bazıları öyle özelliklere sahiptir ki içine zehirli bir yemek konsa tabak ya kırılıyor ya da boyası atıyordu. Böylece padişahı kimse zehirleyemiyordu.

İlk çağdan beri uygulanan öldürme metotlarından zehirle öldürme ilerleyen yıllarda çeşitlilik kazandı. Sadece bitkisel yöntemlerle değil, kimyasal birtakım elementlerle de etkili zehirler keşfedildi. Artık sadece kurbağa ve yılan zehri değil cıva ve sülfat gibi maddeler de kullanılmaya başlandı. 18. yüzyılın sonlarına kadar bilim, bir kişinin sülfattan zehirlendiğini anlamakta aciz kalıyordu.

Tabiatta bulunan zehir aslında diğer bir bakış açısıyla Yaratıcı’nın insana bahşettiği bir şifa idi. Çünkü nice zehirli madde, az ve yerinde kullanıldığında şifa yerine geçebiliyor. Sorumuzun cevabına geçmeden önce sözlerimi, antik çağdan önemli ve meşhur bir hikayeyle bitirmek istiyorum. Bu hadiseyle, şifa ile zehir arasındaki perdenin ne kadar ince olduğunu çok daha iyi görebileceksiniz.

Bir gün yolunuz Ayasofya ya düşerse, ana giriş kapısından nartekse geçtiğinizde sol tarafta taştan oyulmuş dev bir çanak göreceksiniz. Tek bir ayak üzerinde duran çanağa yaklaştığınızda, iki yılanın çanağa dolanmış ve başlarını da çanağın birer kenarından içeriye daldırmış, bir şeyler içmekte olduklarını gösteren bir sunak tasına şahit olacaksınız. İşte Hristiyanlık öncesinden kalma bu meşhur sunak tasının hikayesi İzmir Bergama’ya kadar uzanmaktadır.

Roma İmparatorluğu üzerinde bulunan en büyük üç hastaneden biri zamanında Bergama da (Pergamon) bulunmaktaydı. Asklepyon olarak adlandırılan bu hastanedeki görevlilerin bir âdeti vardı. Kapıya bir hasta geldiğinde içeri alınmadan önce tetkik edilirdi. Eğer hastalığı iyileşecek gibiyse içeri alınırdı. Yok iyileşmesi mümkün olmayan bir illet olduğu anlaşılırsa kapıdan sokulmazdı. Hastanede ölen bir hasta sebebiyle Asklepyon’un ününe gölge düşsün istenmezdi. O gün yine bir hasta Asklepyon’un kapısını çalmıştı. Görevliler baktılar hasta iyileşecek gibi değil. Âdet olduğu üzere kapıdan içeri sokulmadı. Zaten rahatsız olan adam, bu durum karşısında iyice umutsuzluğa kapılarak bir an önce ölmek istedi. O sırada az ileride yerde bir kap gördü. İçinde bir miktar süt vardı ve iki yılan başını sokmuş hem süt içiyor hem de İçine zehirlerini akıtıyorlardı. Hasta kişi kısa yoldan ölmenin yolunu bulmuştu. Kabı eline aldı ve zehir akıtılmış sütü içti. İşe bakın ki bu Şehir onun hastalığına panzehir oluvermişti. Şifa buldu ve iyileşti. İşte o gün bugündür ilacın ve şifanın sembolü olarak kaldı; bir kap ve içine başlarını sokmuş iki adet yılan.

eml

Tarih Tıbbı Konuşturdu 2
Timaş Yay. – 2015

Kategoriler
Kurumlar Sağlık

Sivrihisar Devlet Hastanesi

Sağlık Bakanlığı
Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu
Eskişehir İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliği
Sivrihisar Devlet Hastanesi

Kategoriler
Kurumlar Sağlık

Sivrihisar Aile Sağlığı Merkezi

http://sivrihisarasm.gov.tr/
ayr
dr-mehmet-o-yilmazDr. Mehmet Oğuzhan YILMAZ
Sivrihisar Aile Sağlığı Merkezi
Yönetici Hekim
ASM Adresi : Sivrihisar İlçesi
mehmet.yilmaz6@saglik.gov.tr
ASM Tel: 711 22 21
ayr

dr-muhammed-ehsanDr. Muhammed EHSAN
Sivrihisar Aile Sağlığı Merkezi
ASM Adresi : Sivrihisar İlçesi
muhammed.ehsan@saglik.gov.tr
ASM Telefon : 711 43 10

ayr

dr-hulya-korkmazDr. Hülya KORKMAZ
Sivrihisar Aile Sağlığı Merkezi
ASM Adresi : Sivrihisar İlçesi
hulya.korkmaz2@saglik.gov.tr
ASM Telefon : 711 38 47

 

ayr

dr-akgun-gulenDr. Akgün GÜLEN
Sivrihisar Aile Sağlığı Merkezi
ASM Adresi : Sivrihisar İlçesi
akgun.gulen@saglik.gov.tr
ASM Telefon : 711 21 65

 

ayr

dr-umit-inceDr. Ümit İNCE
Sivrihisar Aile Sağlığı Merkezi
ASM Adresi : Sivrihisar İlçesi
umit.ince@saglik.gov.tr
ASM Telefon : 711 43 10ayr

Aile Hekimi Sorgulama Sistemi >

Kategoriler
Sağlık

Koruyucu Hekimlik

Koruyucu hekimliğin önemi

Koruyucu hekimlik nedir?

Hastalıklarla baş etmenin en kolay ve ucuz yolu, hastalığa yakalanmadan önce gerekli önlemlerin alınmasıdır. Koruyucu hekimlik tıbbın yarısıdır ve diğer yarısı da tedavi hekimliğidir. Hekimin öncelikli görevi hastasına zarar vermemektir. Bunun için önce hastayı her yönüyle iyi tanımak, ilk klinik belirtileri doğru anlamak kadar, altta yatan sebeplere ulaşmaya çalışmak gerekir. İnsan veya hayvan vücudunun sağlıklı işleyişi, binlerce denge ve savunma sistemi üzerine kuruludur. Bu denge ve sistemlerin bozulmasına engel olmaya yönelik atılan her adım ve çalışma KORUYUCU HEKİMLİK alanına girer.

Koruyucu hekimlik; beslenme, temizlik, aşılama, yaşam koşulları (gürültü, stres, çevre ve doğanın korunması), zoonoz hastalıklar gibi geniş kapsamlı ve çok önemli konuları içerdiğinden, toplum ve hayvan sağlığı birlikte ele alınarak değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Koruyucu hekimliğin gelişmesi, toplumun sağlık kalitesinin yükselmesi demektir, bu da ülkeler için en önemli gelişmişlik ölçülerinden birisidir.

Genel olarak sağlık uygulamalarında tedavi hekimliğinin öncelikli olarak görülmesi, koruyucu hekimliğin ihmal edilmesi büyük ekonomik sosyal yük olarak geri dönmektedir. Bu konuda ciddi araştırmalar yapılarak, eğitim başta olmak üzere özel sağlık politikaları geliştirilmelidir. Veteriner hekimler koruyucu hekimlik alanında insan sağlığını da içerisine alan çok önemli bir misyona sahiptir.

İslam Dini de hasta olmadan önlem almak hususuna önem vermiştir.

Kur’ân ve hadislerde koruyucu hekimliğe ait hükümleri bir sıralamaya tâbi tutmak gerekirse şu başlıklar altında toplayabiliriz:

1. Bulaşıcı Hastalıklardan Korunma
2. Zararlı Yiyecek ve İçeceklerden Uzak Durma
3. Beden ve Çevre Temizliği
4. Dengeli Beslenme ve Vücut Sağlığını Koruma

Kategoriler
Sağlık

Kırmızı Reishi Mantarı

Bağışıklık Sistemimizin Kuvvetli Olması ve Hücrelerin Yenilenmesinde En Etkili Bitki

Yıllardır bilim adamları, insan sağlığının korunması ve geliştirilmesi konusunda çeşitli alternatifler üzerinde çalışmıştır. Yakın geçmişte, kişinin görünürdeki sağlıklı görüntüsünün aslında çok kritik ölümcül bir rahatsızlığı gizleyebildiği anlaşılmıştır. Asemptomatik hastalıkların istilasıyla birlikte insan sağlığı üzerinde etkili şifalı bitkilere olan ihtiyaç daha da öne çıkmıştır.

Ancak, bilhassa sağlığı geliştirici bir madde olarak Ganoderma’nın etkinliği üzerinde son yıllarda yapılan bilimsel keşifler ışığında sağlığımızı koruma adına belli girişimler başlatmak için asla çok geç kalmış sayılmayız. Yıllar boyu yapılmış olan bilimsel araştırmalar ışığında Ganoderma’nın çeşitli etkileri hakkında bilgilendirmeyi ve bu bilgileri okuyuculara kolay anlaşılabilir bir şekilde sunmayı istedik.

Okuyucuların kendileri için Ganoderma’nın potansiyelini incelemeye sevk etmesini, sağlıklarını yeniden gözden geçirmeye ve optimal düzeyde bir sağlığa kavuşarak daha kaliteli bir yaşama ulaşmaları için yaşam tarzlarında gerekli olan değişiklikleri yapmaya teşvik etmesini umuyoruz.  Leow Soon Seng – Gano Excel

* * *

[ot-video type=”youtube” url=”https://www.youtube.com/watch?v=CroV56gLX8E”]

ganoderma

ganoderma-etkileri