Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar İlçesi

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar Tarihi

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar Kültürü

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar’da Zaman Tünelinde Yolculuk

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar Nüfusu

Kategoriler
Kurumlar Sivrihisar Tanıtımı

İlçemizde Eğitimin Tarihçesi

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar Belde ve Köyleri

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Milletvekilliği Yapanlar

SİVRİHİSARDAN MİLLETVEKİLLİĞİ YAPANLAR

Abidin-PotogluAbidin POTUOĞLU (Zeynel Abidin POTUOĞLU)

Mustafa ve Ayşe den olma 1890 Sivrihisar doğumludur, Ortaokul mezunu, Eskişehir İl Genel Meclisi Daimi üyeliği, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeliği, 8. 9. 10. 11. dönemlerde DP Eskişehir milletvekili, 14.1.1947 günü DP Grup Haysiyet Divanı üyeliğine seçilmiş ardından da Demokrat Parti Meclis Grup başkan vekilliği görevi yapmıştır. İstiklal madalyası sahibi, 1924–1945 yılları arasında tam 21 yıl (en uzun süre görev yapan) Sivrihisar belediye başkanlığı yapmış, 27.05.1977 de vefat etmiştir.

* * *

mustafa-balcilarMustafa BALCILAR

1951 Sivrihisar doğumludur. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunudur. Anavatan Partisinden 17, 18, 19 ve 20. Dönem Eskişehir Milletvekilliği, Türkiye Büyük Millet Meclisi Sağlık ve Sosyal Yardım, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Komisyonu, Sağlık ve Sosyal İşler Komisyonu, Sağlık Komisyonu Başkanlığı görevinde bulundu.  İki Çocuk babasıdır.

* * *

sadri-yildirimMehmet Sadri YILDIRIM

1939 Sivrihisar doğumludur. Babası Ahmet Hamdi Bey,  Annesi Gülsüm Hanımdır. İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesini bitirmiştir. Serbest avukatlık yapmaktadır. 21’inci dönem Eskişehir milletvekilliği yapmıştır. Üç cocuk babasıdır.

* * *

ayr

fahri-keskinFahri KESKİN

1947 yılında Sivrihisar’da dünyaya gelmiştir. Babası Ahmet Nuri, Annesi Vesile Mukaddes hanımdır. Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu mezunudur.  İngilizce bilmektedir – Eğitimcilik yapmıştır. 1978 yılında Eskişehir Köprübaşında 10 m² mütevazi bir dükkan ile ticarete başlayan Namlı Gıda, kurucusu Fahri KESKİN’in büyük gayretleri ile o günün ağır ekonomik şartlarına rağmen ayakta kalabilmeyi başarmış, kaliteli ve hesaplı ürünleriyle Eskişehir halkının teveccühünü kazanmıştır.  Adalet ve Kalkınma Partisinden 22’ nci Dönem Eskişehir Milletvekiliği yapmıştır. İngilizce bilmektedir  3 Çocuk babasıdır.

* * *

eml

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar ve Bağcılık

A- Sivrihisar ve çevresindeki köylerde, ta­rihin eski devirlerine kadar uzanan bağ­cılık yapıldığı bilinmektedir. 30-40 sene ev­veline kadar Sivrihisar’da bağcılık, çok il­gi duyulan bir alandı. Geçimini bu şekilde sağlayan pek çok kimse vardı. Bağ sahibi olmak, bir prestij vesilesi kabul edilirdi. Aşağı yukarı her ailenin bağı ve bağları vardı. Sivrihisar’ı merkez kabul edersek, 45’derecelik bir açı dışında 5 km yarı çaplı bir daire teşkil edecek tarzda Sivrihisar’ın etrafı bağlarla kuşatılmıştı. Ballıhisar yolundan başlamak kaydı ile doğuya doğru bu çember içinde yer alan bağ semtleri söyle idi: Pirenli, solunda Deveci yolu, kuzey doğu­sunda Kozlar sekisi, Habip Çesmesi, Çu­kur Çeşme, Kanlı Kavak, Efendi Pınarı, üzerinde Höyük, Eskiköy, Agaçarası, üze­rinde Hocayaab, Esegüneyi, Köşk ve Hi­sar Arkası, Baba Çeşmesi, güney batısında Gavur Köyü bağları.

Bu bağların büyük bir kısmı, bağlarda çalıştıracak insan bulunamadığı, maliye­tin yüksekliği, kalkan mahsulün değerlendirilmediği ve bunlara ilaveten yeni bağ dikilmediğinden, eskilerin yaşlanma­sı ve zuhur eden filoksera hastalığı dolayısı ile harap oldu.

Belki bin yılın semeresi olan ve bin met­re irtifada yetişen nefis sofra ve sıralık üzümlerin nesilleri adeta tükenme safha­sına geldi. Filoksera’dan korunmak için: Amerikan çubuklara yerli üzümlerin aşı­lanması sureti ile, yöreye özel bağların, nesillerinin korunması yönünde, Vali Bahaddin Güney zamanında Dinek köyün­de yapılan çalışmalar takdire şayandır. Bağların esas harabiyetine; konuya iktisa­di açıdan bakış ve yöre insanının kendini zora sokmama tavrı sebep olmuştur der­sek yanılmış olmayız sanırım.

B- Yörede Yetişen Üzüm Cinsleri Beyaz ve Kara Maarif, Beyaz ve Siyah Kek­re, Mor, Beyaz ve Siyah Feslikan (Köfter), Arap Parmağı, Beyaz ve Siyah Kabuğu Ka­lın (Sıralık) ve kırmızı renkli Narenci. Sıralık üzüm dışındakiler her ne kadar sı­rası olsa da, kabukları gayet ince, nefis koku ve tadda sofralık üzümler olup, adeta bağdan sofraya gelinceye kadar ka­bukları çatlar. Devletin gedrip teşvik etti­ği maarif cinsi üzüm en evvel, köfter ise en sonra olgunlaşır. Bu ikilsi arasında ol­gunlaşan üzümlerle bütün hasat mevsi­minde değişik cins ve nefasette üzümleri bulmak mümkündür.

C- Üzüm Mamulleri Pekmez, sıra, hardaliye (Kükürtle sıranın bekletilmesi), nardenk (çöpü suya vura­rak (mahalli tabir) yapılan sirke), cevizli sucuk, köfter (bulgurlu), kabak reçeli, ka­yısı reçeli, ayva reçeli, patlıcan reçeli. Sivrihisar bağları, çardak ve tel üzerinde olmayıp yükseltilmiş sera tabir edilen toprağa çubukların gidiş ve dönüş istika­metinde sançılması sureti, dip tabir edi­len asmalardan meydana gelir. İklim şartları bunu gerektirmekredir. Sıralar, ilkbaharda; bağ kazımı tabir edilerek ka­zılır ve bağ dipleri sonra kapatılmak üze­re emen seklinde açılır, iki sıra arası sa­banla sürülürdü. Sıraların aynı istika­mette olması sürüm sırasında dalların sabana takılmaması gibi bir kolaylığa da hizmet ediyordu. Kazma işinden sonra bağ budamasında çubuk uçları toprağa san­cıtır, (batırılır.) ilkbahar yağmurları son­rası dipleri örtülüyordu. İhtiyarlayan bağ, kökenlerinden tavşan başı tabir edi­len kökten kesimi sureti ile veya kökün uzun dalının toprak altından uzatılıp ucunun çıkarılması (Ahra geçmek) işlemi ile gençleştirme sağlanırdı.

Toplanan üzümlerin (belki şaraphaneden gelme) şaraphana denilen havuzlarda ezilmesinden sonra süzülen sıra, nar­denk yapılacaksa (nardenk biraz eksimsi olur.) doğrudan kaynatılır. Pekmez yapı­lacaksa sıra toprağı tabir edilen özel ve temiz bir toprakla eksiliği kestirilirdi. Toprakla kestirme dolayısı ile, pekmezle­rin kanserojen madde içerdiği yönünde­ki dedikodu üzerine, bu işin uzmanı Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Metintaş mide kanserlerinde böyle bir vak’aya rastlamadığını, ancak kanserojen madde­yi ihtiva eden toprakla yapılan sıvalar (ve badanalar) dolayısı ile Akciğer kanseri oluşabildiğini beyan etmişlerdir.

1940’lı yıllara kadar Tombakkaya’nın do­ğu yamaçlarında ve Habip Çesmesi kuze­yindeki yamaçlarda, Edilcik Tepesi’nde, taş duvarlarla ayrılmış bağ yerlerini gör­mek mümkündü. 1960’lı yıllardan sonra, eski bağ duvarlarının taşları inşaatta kul­lanılmak üzere taşınmıştır. O tarihlerde de ikaz ettik önlem alınmadı. Aslında ha­rap bağ duvarları kayadaki erozyonu ön­lüyor kaya eteklerinden çıkan çeşme su­ları için depo vazifesi görüyordu. Burala­rın ağaçlandırılması mümkündü.

Ankara yolu yapılırken malzeme atımın­da uygun yerler seçilmediğinden, bilhas­sa Tombakkaya’nm doğu yönünde gö­rüntü bozukluğu ve kadim tabiat varlı­ğında kimlik değişimine sebebiyet veril­miştir.

Bağcılık hakkında teferruata varan bilgi verilmesi; Sivrihisar’da bağcılığın tarihe karışacağı endişesi ile, hiç değilse bu kültürün kaybolmaması gayretine matuftur.

Yörede beyaz ve kara maarifi beyaz ve siyah kekre üzümü; beyaz ve siyah feslikan (köfteş) Arap Parmağı; beyaz ve siyah, kabuğu kalın ve sıralık üzüm olan kırmızı renkli narencidir. Belki bin yıldan beri yetiştirilen nefis sofralık ve şıralık üzümler bugün tükenme noktasına gelmiştir.

* * *

eml

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar Şehrengizi

Kamil UĞURLU ile Zakir ENÇEVİK’in kaleme aldığı ve Çizgi Kitabevi Yay. tarafından 2011 yılında yayınlanan ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ kitabının 172. sayfasında geçen Sivrihisar ile ilgili bölüm.

Sivrihisar Şehrengizi

Eğer Sivrihisar’a sapmadan, yoldan geçip gidenlerdenseniz, biliniz ki kayıptasınız. Sivrihisar, Eskişehir’in hemen yanı başında, Hoca Nasrettin’in şenelttiği, şereflendirdiği harikulade bir yerleşim merkezidir. Her sokağı tarih ve derinlik soluyan bir mübarek beldedir.

Birçok sokağın başında, tarihi bekleyen, onu muhafaza eden ve taşıyan eserlerin derinliği bizcileyin daha birinci sınıfta okuyan müptedileri bile eğer bunca etkileyebiliyorsa, bu işte bir iş var diye düşünülebilir.

Sağa dönen şu sokağın ortalık yerinde bir türbe görürsünüz. Sivrihisarlılar ona Hoca Yunus Türbesi derler. Sadeddin Hoca Yunus adında, ünlü Muineddin Pervane’nin dayısı olan zat dinlenmektedir orada. 1277’den beri orada yan gelmiş dinlenmekte ve o sokağı beklemektedir. Gelen konuklarını ağırlamaktadır. O sokağa giren herkesin kulağına hayır okumaktadır. Belki biraz da Karamanoğlu Mehmet Bey’i şikayet etmekte, ona sitem etmektedir. O yıl, yani onun orada dinlenmeye çekildiği yıl Karaman’da Mehmet Bey Türkçeyi cümle âleme resmi dil olarak ferman etmişti, belki ondan da haberi vardı.

Bir başka sokağın başını Alemşah türbesi tutmuştur. Selçuklu’nun büyük hükümdarı Melikşah tarafından şehit kardeşi Kiru Baltu oğlu Sultan Şah için yaptırılmış, Muharrem 728’de yani 1327 yılında Hatip Necip adlı ustaya yaptırılmış bir aziz türbe bekçilik etmektedir. Gelene geçene güler yüzle esenlik dileyerek beklemektedir.

Bir başka sokağın ortasına postunu seren aziz Mahmud Suzani’dir. Elini kulağına götürmüş, ezan okuma durumunda, gelen geçene 1348 yılından beri harika bir telkinde bulunmaktadır. Demektedir ki: Ey buradan, gönlünde bin gaile ile gelip geçen. Bilmiş olasın ki, dünyada her şey gelip geçicidir. Baki olan, gelip geçici olmayan, azamet ve heybet ve in’am ve ikram sahibi olan Rabb-i Yezdan’dır. Bekçileri bile bu ihtişam içinde olan bir beldeye destursuz girebilmek mümkün olmasa gerektir.

Sivrihisar Ulu Camii türünün özgün numunesidir. 1244 tarihli yapım olarak belirlendiğine göre, Nasrettin Hoca, bu mekânda namaz kılmış olmalıdır.

Sivrihisarlılarla latifeleşmiş, bahçesinde, şehrin bıçkın gençleriyle, ahi esnafıyla, eşrafıyla oturup kalkmış olmalıdır. Burası böylesine mübarek hatıralar taşıyan bir mekandır. Ulu Cami son derece etkileyici bir mekandır.

Selimiye’nin, Süleymaniye’nin, Sultan Ahmet’in Osmanlı asaletinin yanında tam bir Yörük, tam bir Türkmen mekandır. Fakirliğini asla gizlemeyen, iddiasızlığını olağanüstü bir urba gibi üstünde taşıyan ve bununla gurur duyan, başka şartlarda garipsenecek birçok hususiyeti kendine tarz edinip büyüyen ve güzelleştiren, özelleştiren bir yapıdır. Şehrin orta yerine uzanmış, Hoca Nasrettin’in konaklarını ağırlamaktadır. Kendisine yapılmış sataşmaları bile ciddiye almamış, onları sinesinde eritmiş, yabancılıklarını setretmiştir.

Duvarına yaslanan iğreti dükkanlar sanki sonradan onun parmakları olmuş gibi, havanın içinde eriyip kaybolmuştur.

Bir güz günü buraya ilk gelişimizde, kapıdan itibaren her şey bizi bir anda sarıp sarmalamış, sarhoş etmişti. Gerçekten bir mekân, aradan geçen bir yıla yakın bir zamandan sonra bile, geçirdiği ölümcül hastalıklara rağmen, her dağdan, kıyıdan, köşeden getirilip bünyelerine yamanan iğreti yamalara rağmen asaletini ve etkileyiciliğini bu kertede korumuş mekan yeryüzünde fazla değildir.

Cemaati esnaf ve köylülerdi. Aklı, tezgâhındaki terazide olan esnaf takımı, bir an önce borcunu ödeyip, namazını farzlayıp kaçmayı düşünseler bile ve köylüler gördükleri tedarikte bir eksiklik var mı, evdeki kocakarının ısmarıcında bir noksanlık olur da, azan işitir miyim kaygısıyla kendini namaza tam veremiyorsa bile, bu aziz mekan, Nasrettin ve Türkmen toleransıyla onları sarıp sarmalamış, hoş görmüş, sırtlarını sıvazlamış ve divana durdurmuştu. Bizim gözümüz tavanda, mihrapta, minberde ve yerdeki sergideydi. Pencerelerin iptidai güzelliğindeydi. Duvardaki istiflerin özentisiz naif güzelliğindeydi. Orada geçen zaman güzel bir zamandı.

Yapı, tipik bir ulu camidir. Minare kapısındaki kitabeden inşa yılının 1232 olduğu anlaşılmaktadır. Değişik devirlerde onarımlar görmüş, her onarımı ayrı bir kitabeyle anlatılmıştır. Kullanılan malzeme, yine gidişatın tabii gereği olarak devşirme karakterlidir. Mesela kündekârinin en eski örneklerinden biri olan minber, 1900’lerin ilk çeyreğinde yanan Kılıç Mescidi’nden alınıp getirilmiştir. Dolayısıyla 13. yüzyıl yapı geleneği dışında 15. yüzyıl Osmanlı karakteri taşımaktadır. Fakat asla iğreti durmamakta, aksine harika bir uyum göstermektedir. Sanki zaman içinde umumi havaya sinmiş, sindirilmiştir.

Duvarları her zaman tekrarlanan bir yanlışın devamı olarak sıvanmış, çatı akmasın diye saç ile kaplanmıştır. Kuzey ve batı cephelerine yapılan dükkanlar ona zorla komşu kılınmıştır. Şimdilik şikâyeti yok gibi olmasına rağmen aslında olmalıdır.

Yapının tarihçesi ilginçtir. Selçuklu Sultanı Keykubâd döneminde, onun veziri Celaleddin Ali Bey tarafından yaptırılmış, 1274’te muhtedi bir Müslüman olan Mikail bin Abdullah tarafından bugünkü şekline getirilmiştir. Minaresi 1409’da eklenmiş, mihrabı değiştirilmiş, 1244 tarihini taşıyan minberi 1924 yılında Kılıç Mescidinden alınmış şimdiki yerine konulmuştur.

Bütün bunlara rağmen Sivrihisar Ulu Camii, kanaatimize göre mimarlık sanatı ve tarihi açısından ciddi bir incelemeye alınmalıdır. Bu yapı keşfedilmelidir. Çevresi temizlenmeli ve ziyarete açılmalıdır. Çünkü buna bedel değerler taşımaktadır. Allah biliyor ya, biz bu camiden en az Şam’daki Emeviyye Camisi kadar etkilendik ve hayranlık duyduk.

Hukuk âlimi dostumuz Orhan Keskin, Sivrihisar’ı yaşamış, araştırmış ve yazmış. Son derece ciddi, düzgün ve ilmi değeri olan bir “Sivrihisar Şehrengizi” çıkmış ortaya. Bu yaşlı ve güzel merkezin ebatları, bu kitaptan sonra daha doğru tespit edilebiliyor. Sokaklarında eteğini beline sokmuş Molla Nasrettin’in güleç ihvanını dolaşır görüyorsunuz.

Şehirlerin ruhu olduğuna inanıyoruz. Canlı olduğuna ve geçmişleriyle daima alışverişte olduğuna inanıyoruz. Orhan Bey buna şahitlik ediyor.

***

Kaynak: ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Çizgi Kitap Yay. 2011 – sh.172
Kamil UĞURLU – Zakir ENÇEVİK

Şehrengiz, Divan edebiyatında bir şehri ve o şehrin güzellerini ve güzelliklerini anlatan eserlerdir. Daha çok klasik mesnevî tarzında kaleme alınan bu eserlerin başında şehirle ilgili çok umumi bilgiler verilir ve şehre övgü düzülür. Bazen bahar ve tabiat tasvirleri yapıldıktan sonra, bir şehirdeki güzellerin bir veya iki beyitlik tanımları verilir. Bu güzellikleriyle şehri birbirine kattıklarından bu eserlere ‘Şehr-engiz’, yani Şehir Karıştıran denilmiştir. Şehrengizlere konu olan şehirler genelde devlet tarihinde ve sosyo- kültürel açıdan önemli yerlere sahip olan şehirlerdir.