Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm Tarihi Sivrihisar Evleri

Zaimağa Konağı

Sivrihisar Zaimağa Konağı

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar Ulu Cami

www.sivrihisar.com.tr/sivrihisar-ulu-cami.html

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar’a Gitmek için 25 Neden

www.sivrihisar.com.tr/sivrihisar-gezilecek-yerler.html

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Tarihi Anıt Yapılar

www.sivrihisar.com.tr/tarihi-anit-yapilar.html

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar Saat Kulesi

sivrihisar.com.tr/sivrihisar-saat-kulesi.html

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar Ermeni Kilisesi

www.sivrihisar.com.tr/sivrihisar-ermeni-kilisesi.html

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Tarihi Yerler Antik Kalıntılar

Sivrihisar Yöresindeki Tarihi Yerler ve Antik Kalıntılar

pessinus-harabeKral Yolu Üzerinde Antik Bir Kent. Pessinus Sivrihisar’a 15 km. uzaklıkta bugün Ballıhisar köyünün oturduğu yerde, ana tanrıça Cybel’e inananların dini merkezi idi. Galatlar, Pessinus’a gelmezden önce burası Frig, Hitit, Asur, Lidya ve Pers yönetiminin altına girmiştir.

Pessinus halkı kendilerine has geleneklere bağlı olan, Prof. W.M. Ramsay’in tespitleri ile Yunanistan dininde domuza mağfiret kurbanı olarak kutsiyet izafe edilirken, Pessinus’ta domuz eti yasaktı.

Hem domuzun kendine karşı umumi nefret, hem de kendisine her temas ede­ni kirlettiği kanaati var idi. Mukaddes şehirlerde domuzun mevcudiyeti bile küfür ve pislik idi.M.S. IV. yy. lara doğru şehirde Cybel dinine ait inanış kayboldu. Hristiyanlığın yayılması ve Aneyra (Ankara)’nın gelişmesi ve Galatia’nın başşehri olması Pessinus’un değerinin kaybolmasına ne­den olmuştu. Pessinus detaylar için tıklayın >

* * *

Amuriyye – (Amurium)

Halen Emirdağ ilçesi hudutları dahilinde ve şimdiki adıyla Hisarköy (1892 yılında kurulan Hacı Hamza köyü yakınında) yerleşim yerindedir. Antik şehrin harabeleri 1836’da İngiliz uyruklu seyyah Willi­am Hamilton tarafından bulundu. Şimdiki kazılara Oxford Üniversitesi adına 1988’de Prof. R. Martin Harrison tarafından başlandı. Bu şahıs da öldüğünden eşi kazılara devam ediyor.

Amurium şehri, muhtemelen erken bronz çağda iskan edildi. Hitit ve Frig dönemlerinde önemli bir yerleşim yeri oldu. 7. yy. da Amurium’un Suriye ve Konstantinopolis arasındaki ana yolda bulunmasından dolayı stratejik öneme kavuşmuştur. Karanlık çağ olarak bilinen dönemde (7-9 yy.) Bizans’ın askeri merkezi, 8. yy. da Bizans’ın 3. büyük şehri idi. 9. asırda piskoposların metro polisi olmuştur. Tarihi kaynaklar Amurium’un M.S. 636-70 yılları arasında en az sekiz kez Arapların saldırısına uğradığını Hali­fe Mutasım tarafından M.S. 838 tarihli kuşatmada Ankara ile beraber yağmalandığını ifade eder. Amurium 1071’den he­men sonra 14. yy. a kadar Sivrihisar’ı merkez edinen Selçuklu emirleri tarafından iskan edildi. Fakat hiçbir zaman Türkler için önemli şehir olmadı. Halkın çoğu şehri terk ederek Sivrihisar’a yerleşti. Hamza Hacılı köyü yakınında Amuriyye kalesi ve kaleye yakın vadi ortasında antik şehir yıkıntıları ve kilise harabesi görülür.

Germia (Myriangelei)

Yeri ihtilaflıdır. Texier, bugünkü Yörme (Gümüşkonak) köyünün kurulduğu alanda olduğunu, Yörme kelimesinin Germa kelimesinin bugünkü telaffuzu olduğunu savunur. Sanskirit dilindeki (Charma)’dan gelir. Hamam anlamında therma kelimesi karşılığıdır der. Ramsay buna itiraz eder. Bazı kitabelerin Germa’yı, bugünkü Mülk ve Mesut köyü yakınındaki yıkıntıları gösterdiklerini ve yol şebekesinin bunu gerektirdiğini (Ancura) Ankara’ya Dorylaion (Eskişehir)’dan gelen askeri yolun Yörme’den geçemeyeceğini söyler.

Ernest Mambeury ise Cerma’nın sıcak sulu hamamının bulunduğu Hamamkarahisar köyünün kurulduğu alanda oldu­ğuna işaret eder. Bu teze mesnet olarak, Germa ismini Therma kelimesinden aldı­ğını ve buranın Roma askeri yolu üzerin­de olup ve bir hamamın varlığını ileri sürer. Halbuki Yerme (Gümüşkonak)’de de sıcak sulu hamam vardı.

Germa Romalıların kolonisi ve Bizanslıların dini merkezi olmuştur. Bizans İmparatorluğu buraya Miriangılos ismini ver­miş, hamam yanma hastane yaptırmıştır.

Euoeoxias

Theodos’un anası veya kızına ithaf edilen şehir veya köyün adıdır. Bazıları bugünkü Yörme köyü yeridir derler. Bazıları da Hamamkarahisar yerleşim yeri olarak gösterirler.

Tricornia (Kaymaz)

Macdonald Kinneir 1813’de yaptığı araştırma sonucu Tricornia harabelerinin Kaymaz’da olduğunu ileri sürerken Ram­say bunu red ile olsa olsa burada yaşa­mış Traknodlara ait yerleşim merkezi olabilir der. Sivrihisar’a 33 km. uzaklıkta­ki Kaymaz çarşı cami avlusunda Frig. Ro­ma, Bizanslılara ait lahit ve mezar tasları vardır. Kaymazda ayrıca üç höyük vardır.

Orcistos (Eski Ali Kel)

Sivrihisar’ın 18 km. güneyinde harabelerinin bulunduğu bölgedir. Harabelerden 8 km. kuzeye gidilince Sakarya nehrinin solunda bugünkü Çandır köyüne varılır. Sakarya nehri üzerinde kurulu sekiz kemer gözlü köprünün M.S. 560 yılında Justinanos tarafından yapıldığı söyleniyorsa da; W.M. Ramsay bu köprü bana Türklerin çok mühim olan Sivrihisar yo­lunu Aziziye (Eski Jirgin-yeni Emirdağ) ve Afyonkarahisar’a götürmek için yaptıkları bir Türk köprüsü gibi geldi diyor

Satranus harabeleri

Kınık köyündeki antik dönemden kalmıştır. Kazı yapılmamıştır. Tesadüfen çıkan dev küplerden birisi Sanat Okulu’nda teshir edilmektedir. Kepen köyünde keza Hamamkarahisar köyünde yığma höyükler bulunmaktadır. Elbette tarih ibret alınmak içindir. Nice medeniyetler yok olup gitmiştir. Bugün onlardan kalan bir iki taş ve harabelerdir.

Sonuç

Yukarıda isimlerini verdiğimiz arkeolog ve seyyahların eserleri okunduğunda dini tespit ve gayenin ön plana alındığı belgelerin ve bilgilerin tespitinin hedef olduğu görülecektir. Buralar bizim ecdadımızın vatanıdır denmek istenmektedir. Bu iddia için adeta tapular aranmaktadır. Hazinedar mescidinde, yabancı bir arkeoloğun, duvardaki resimleri çıkarmak üzere çalışmalar yaparken; orayı ziyaret eden bir avukat amcamıza, kapı eşiği altına materyal olarak konulan taştaki yazıyı göstererek “bu bir kilise olmasın” diye sorduğunu asla unutamam. Halbuki o şahıs, oranın bir cami olduğunu ve Selçuklu eseri olduğunu en iyi bilebilecek bir durumdadır.

Bosna-Hersek’teki savaşta, dünya anıt eserlerinden Mostar köprüsünün özellikle hedef seçilip bombalandığı, minarelerin hedef alındığı, tarihi yüzlerce caminin yıkılıp dozerlerle temelleri dahi sökülerek yerinin kaybedildiği daha dünkü olaylardır.

Ecdadımız, sanat eserlerine hiçbir aşağılık duygusuna kapılmadan, gerektiği önemi vermiş onu değerlendirmiş, camisinde direk, kaide ve başlık olarak, türbesinde, mescidinde, duvarlarında (Yunus Hoca kümbeti ve Akdoğan mescidi gibi) ve diğer yerlerde kullanmıştır. Binlerce şehit kanı ile bu toprakları vatan yapan ecdadımızın kendine özgüveni vardır. Türk İslam medeniyeti, Anadolu medeniyeti değil, yine kendi tarihinden beslenen ve yerine göre diğer medeniyet ürünlerini materyal olarak kullanan özgün bir medeniyettir.

Hal böyle iken yabancı gezginciler, uzmanlar Türk eserlerinden tek kelime bahsetmezler. Onların ilim ve sanat alemine yansımasını istemezler. İşte bizlerle onların farkı. Ancak biz öz değerlerimize sahip olmazsak onu yabancıların koruması beklenemez.

1842’de Hamilton, Ains Wort, Saint Martin, daha sonra Tschihatscheff (1847-1863), Teixer (1862) Vanlennep (1870), Barkley (1891) ve bir çok gezgin Sivrihisar ve çevresindeki yerleşim yerlerinden geçmişlerdir.

DİĞER TARİHİ YERLER KATEGORİSİ >

 Kaynak: Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan KESKİNeml

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Çeşmeler

Selçuklular ve Osmanlılar suya çok önem vermişlerdir. Temizliği imanın bir parçası kabul eden atalarımız, su çıkarmayı, çeş­me yapmayı en büyük hayırlardan say­mışlardır. Dinimize göre susuzluktan ya­nan bir ciğere (canlıya), su veren bir mü­mini, Allah kıyamette susuz bırakmaya­caktır.

Yeryüzünün derinliklerinden çıkan sula­rı, bilgi, büyük para, gayretle getirip can­lıların istifadesine sunmak ne kadar bü­yük bir hayırdır. İnsan vücudunun %82 sinin su olduğu düşünülürse, suyun ne kadar hayatî önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bunun için eski Türk-İslam şehirlerinde her köşede bir çeşmeye rast­lanır. Bugün Eskişehir İlinin Odunpazarı semtini dolaşın, 100’e yakın çeşme gö­rürsünüz. Maalesef çoğu susuz çoğu ba­kımsız. Buna rağmen mevcut sulardan halkın faydalandığını çocukların büyük bir hazla etrafında oyalanıp oynadığını, çeşme ayaklarında devasa çınarların ka­vak ve sair ağaçların yetiştiğini görürsü­nüz.

Bugün Sivrihisar evlerinin çoğunda, gra­nit kayaların delinerek açıldığı su kuyula­rı vardır. Hatta eskilerinin nesilden nesile yeri unutulduğu için, yeni açılan kuyu­larla bazen iki kuyulu evlere rastlarsınız.

Bu evlerdeki kuyuların büyükanneleri­nin; en kıymetli ziynet eşyaları, cebe (bir nevi Sivrihisar’a has örgülü kıymeti yük­sek bileklik) ve takılarını satarak açtırdı­ğını, böylece bilhassa yaz aylarında çeş­me basında sıra beklemekten kurtulduk­larının hikayesini işitirsiniz.

Bu bakımdan kullanılmasa da hiçbir ku­yunun iptal ve doldurulmasına, gönlüm razı olmamış ve aksi davranışın, ataları­mıza karşı bir haksızlık ve kadirbilmezlik olacağı düşüncesini hep taşımışımdır. Bu düşüncemin, elektrik kesilmesi veya su tesisatındaki arızalar sebebi ile susuz kal­dığımızda, bizi adeta ödüllendirdiğine şahit olmuşuzdur. Hem o kuyular, elimi­zin altında su kaynağı olmaları yanında, et ekmek gibi gıdaların bozulmadan ko­runmasında, sıcak yaz günlerinde salla­nan testilerdeki suların soğutulmasında da büyük hizmetler görmüş; onu kazan­ları ve kazdıranları rahmetle yad etme­mize sebep olmuşlardır.

Kuyulardaki suların aşağı seviyelerden akıtılması fikri, çeşmelerin doğmasına sebep olmuştur. Bunun için ya su düze­yinde açılan tüneller vasıtası ile suyun akışı sağlanmış, ya da bu iş sifonla ger­çekleştirilmiştir. Ancak geçmişte Sivrihi­sar’da en yaygın olanı, galeri yardımıyla suyun akıtılmasıdır. Yağan kar ve yağ­mur sularının kaya boşluk ve çatlakların­da toplandıkları yolunda görüş yanında, kayaların gündüz ve gece ısı farkları se­bebi ile terleme dediğimiz olay sonunda suların meydana geldiği seklinde bir gö­rüş de vardır.

Tabakhane Çeşmesi ikinci yerinde Belediye binası yapılırken ilk yerinden kaldırılan çeşme fotoğrafta görüldüğü yerde ve şekilde yapılmışken bunun da yıkıldığı görülmüştür. Suyu yan sokaktan akıyor. İnsaf, vefa ve saygı nerdesin?

Başlıca Çeşmeler

tabakhcTabakhane Çeşmesi: Eski Tabakhane ya­nında bulunması sebebi ile, bu ismin ve­rildiği anlaşılıyor. Çeşmenin kitabesi yok edildiğinden yapılış tarihini bilemiyoruz. Bu çeşmeden istifade etmek üzere yapı­lan Kumacık Hamamı ve çeşmenin sivri kemerli, takribi 2 metre derinlikte 4 metre genişlikte, eyvan (tonoz denilebi­lir) yer alması, arkasında geniş su depo­su ile birlikte üzerinde bir mescid bulun­ması, yapılar yardımı ile bizi Selçuklular dönemine götürmektedir.

Sinan Paşa özel hamamının, ve Kızılay si­neması yapılmadan evvel o mekanda gördüğüm mermer Sekizgen Havuzunda bu kaynaktan istifade ettiği anlaşılıyor. Kaynağı: Şınşırak tepesinin Kızılbel ismi ile anılan eteklerinden çıkar.

kutlu-cesmeKutlu (Kurtlu) çeşme: Cennet sokağını taki­ben Balaban Çeşmesi önünden, Demirci Çeşmesi yanına bir kol ayrılır, hükümet meydanına doğru akarken, buradan alı­nan 2. bir kolla “Kutlu Çeşme” yapılmıştır. Eskiden hükümet binası avlusundaki şadırvanın suyu da, yanındaki su terazisi vasıtası ile bu suya bağlantılı idi. Geçmiş yıllarda belki de burada bulunan “Küçük Hamam” da bu sudan yararlanıyordu.

Sivrihisar Belediyesi yapımında yıktırılan çeşme (üzerindeki mescid daha evvel yı­kılmış) Hüseyin Gencel’in evi önündeki boşluğa alınmış ve çeşme yapılmıştı. Zik­ri geçen çeşmenin de yıkılmış olduğunu görüyoruz. Arkadaki depodan garaja su giderken bugün Garaj Çeşmesinin şehir suyundan beslendiği ifade edilmiştir.

Son olarak öğrendiğimize göre 2001 yılı itibarı ile çeşme; Hüseyin Gencel’in evi­nin önünden de sökülerek yan sokağın girişine alınmıştır.

Hacı Ahmed (Demir) Tabakhane Çeşmesine kaynak katmak için uğraşmış ve Si­nan Paşa sokağının alt tarafında; Tabak­hane çeşmesinden alınan bir kolla; “Hacı Ahmedlerin Çeşme” diye anılan çeşmeyi yaptırmıştır. Son olarak da merhum Sü­leyman Görener yine Tabakhane çeşme­sinden alınan bir kolla Hızır Bey Mahal­lesine Kız Meslek Lisesi yanma bir çeşme yaptırmıştır. Böylece Tabakhane suyun­dan garaja giden su dahil edilirse, Tabak­hane çeşmesi dahil (6) çeşmenin beslen­diğini beyan etmek gerekir.

Not: Bu hayrat suyu çıkaranın çıkardığı bu suyu yüzyıllardan beri kullanmak fa­kat bu hayrı yapanın tayin ettiği yerden çeşmeyi başka yere götürmenin en azın­dan vakıf eden şahsa en büyük haksızlık ve saygısızlık olduğu kanaatindeyim. Ya o suyu içmeyeceksin yahut da içtiğine göre onu getirenin tercihine takdirine hürmet edeceksin. İnsanlık bunu gerektirir. Bele­diyenin de bu hususa riayet etmesi icap eder kanısındayım.

numuneNemane Çeşmesi: Demirci mahallesi Nemane sokaktaki çeşme kitabesi şöyledir. Maşaallah sahih el hayrat- Demirci ma­hallesinden es seyyid el hac Mustafa’nın hayratıdır. Sene 1180 H/1766 M.

Hacı Mustafa’nın Seyyid olduğu yani Hazreti Hüseyin soyundan geldiği anlaşı­lıyor. Seyyid Mahmud zaviyesinde mer­hum Tahsin Özalp’in zikrettiği taşta; merhum ve mağfirun leh elhac seyyid Salih Ağa ruhu için el-fatiha tarihi 1206 yazısı okunmaktadır.

Hacı ve Seyyid olmaları ve ölüm tarihi­nin 1206 olması çeşmeyi yapan zatın mezarının taşının bu olacağını çağrıştırsa da isimler sarahaten farklıdır. Çeşmeyi yaptıran Es-seyyid el-hac Mustafa’dır. Seyyid Mahmud zaviyesi haziresinde ba­zı seyyid mezarları meyanında Hacı Mustafa’nın mezarı da burada bulunabi­lir. Zira ilgili fasılda izah edildiği üzere kitabesi kayıp eski mezarlar veya okuna­mayan mezar şahideleri vardır. Çeşme, bir köşede ve eski bir bina altındadır. İki tuğla ve bir taş olmak üzere almaşık dü­zende sivri kemerli idi. Tamir edilirken hayır sahibi, iyi niyetle fazla para sarf et­miş olsa da eserin mimari özelliği bozul­muştur. Önce sıvanmış sonra da yapı ta­mamen mermerle kaplanmıştır. Eski eser tamirlerinde aslına sadakat şarttır. Aksi takdirde yapılan işe “kaş yaparken göz çı­karmak” denir. Bu işi yapanların ayrıca hukuki sorumluluk altına girdiklerini de göz önünde tutmaları gerekir.

Kaynağı: Sınşırak tepesinin doğu-güney yamacın­da mezarlık duvarı içindedir. Tabakhane ve Balaban çeşmelerin kaynakları, Kızılbel denilen ve bir zamanlar bu bel e bü­yük taşlarla yol yapması dolayısı ile Bele­diyece “Hüseyin Göl” yolu ismi de veri­len kısım tarafındadır. Nemane çeşmesi başı ise, onun sınırı da güneyindedir.

Bel’in altına doğru dereye yapılmış şed­din üzerinden, üç çeşmenin de su boru­ları geçer. Sed üzerinden mezarlığa geçti­ğimizde sağ tarafta bir havuz, sol yukarı da ise Nemane çeşmesinin su borusunun çıktığı, kapatılmış tünel ağzı gelir. Tünel ağzından yukarı doğru takribi 12-14 metre aralarla, baca tabir edilen havalan­dırma ve tahliye kuyuları gelir. Bu kuyu­ların kapaklarına taşlarla işaret konmuş­tur. En yukarıdaki kuyunun derinliği 18 m. olduğu söylenir.

1963 yılında mahalle halkı ile müştere­ken Belediye Başkanı Muzaffer Potuoğlu’nun desteğinde çeşmeyi, çeşmeden kaynağın başına kadar bakıma almıştık. Yaşlılar dehlizlere giremediklerinden bu görev, kitabın yazarına verilmişti.

Suyun dışarıya çıkış yeri ile birinci kuyu arasında tünelin yanları taşla örülmüş, üzeri kapak taşları ile kapatılmıştı. Yan duvarlar pürtlemiş olduğundan, galeri tehlike arz etmektedir. En iyisi su künklerini emniyete alıp bu galerinin açılıp yeniden yapılması gerekir. Tüm dehlize 1962 yılında toprak su künkleri (toprak boru) döşendi. Eski künkler lökl birbi­rine bağlanmıştı. Yenilerini ise çimento ile birbirine ekliyorduk. Yeni künklerin su sızdırdığını da gördüğümden, eskileri söktürmeden yenilerini döşettik. İş bitti­ğinde korktuğumuz basımıza gelmiş bü­tün galeri su içinde kalmıştı. Biz de yeni­sini olduğu gibi bırakarak eski boruları tamirle suları tekrar eski borulara çevir­dik.

Bu işleri yaparken galerinin bazı yerleri boy verse de, bazı yerlerde diz üstü gide­biliyorduk. Yukarılara doğru, yerin altın­dan 18 m. derinde olmamıza rağmen hiçbir su sızıntısına ve neme dahi rastla­madık. Galeriye açılan başka galeride yoktu. Bu tepedeki kuyudan da su çık­mamıştı. Kuyudan sonra galeri üç-dört metre sağa doğru yönelmiş, çürümüş ka­yalar (kis denir) arasından kama gibi aşağı inen bir kaya çatlamış, serçe par­mak girecek bir oyuktan su fışkırıyordu. Kur’an-ı Kerim in ifadesi ile (Yüşakkuka) taş şak olmuş su fışkırmıştı.

Galeride su yoktu. Son kuyuda da yoktu. Hangi güç insanı buraya sevk etmiş ve kayayı çatlatıp bu suyu ikram etmişti. Ben bunu hiçbir zaman maddi planda izah edememişimdir. 1963 yılında çeş­meden itibaren pik su borularının etrafı kazıldı. Komşuların tuvalet bağlantıları, pik borularla ve çeşme borusu altından geçirilerek yapıldı. Demirci caddesinden, Balabana dönen sokakta, su borularının kanalizasyonla yan yana olduğu görülüp, tüm sokağa çeşme borusundan 1,5-2 metre uzaklıkta kalın beton borular dö­şenip, kanalizasyon buraya bağlandı. Ga­leride hayvan olup olmadığı kontrol edilmiş galeri çıkısında tesisata sam (bir nevi kılcal bitki kökü) kaçmaması için, sökülmüş bulunan dirsek yerinden sey­rettik asitli sular dökülerek, isale hattı te­mizlenmiş dirsek takılmış, kuyular ve ga­leri çıkış yeri kapanmıştı.

Bütün bu yazdıklarımdan güdülen amaç ecdat yadigarı ve Sivrihisar için hayati öneme haiz bu çeşmelere, bakım yapa­caklara yol göstermek ve bu işlerde emeklerini esirgemeyen merhum yağcı İsmet ve Ali Amcaların ve Tahsin Çekiç ve diğer ağabeylerimizin ve maddi yardı­mını esirgemeyen mahalledeki büyükle­rimizin rahmetle anılmalarına vesile ol­maktır. Suyun sertlik derecesi 11 ’dir

Öneri: Bugün teknik imkanlar gelişmiş­tir. Galeri girişi yeniden yapılmalı ve de­mir bir kapı konmalı, bakımlar sırasında kullanılmak üzere, tahliye vanası takılmalıdır. Sonradan yapılmış, su bulunma­yan künkler sökülüp, yerine PVC boru­lardan su akışı sağlanmalıdır. Çeşme ar­kasındaki depo üzeri aynı tarihte beton plaka ile kapatılmıştı. Deposu hiç olmaz­sa yılda bir kez fırçalarla temizlenip, su­yu da klorlanmalıdır.

Demirci Çeşmesi: Çok eski bir çeşmedir. Tombak Hacı Mehmed kitabesine göre 1945 yılında büyük masraflarla, çeşmenin hemen üs­tündeki bayır başlangıcından itibaren, sel yatağında kalan kuyulardan dolan molozları temizletmişti. Bu çeşmenin ga­lerileri, Nemane Çeşmesi gibi tek olma­yıp pek çok çatallıdır. Cennet sokağa ve hatta Kızılbel’den gelen dere üzerindeki set yakınına kadar uzanmaktadır. 1963 yılında bu çeşmenin dere yatağında ka­lan bacaları, müracaatımız üzerine Mu­zaffer Potoğlu tarafından yaptırılmıştır. 1999’dayer altı suları artısı ile çeşme tekrar akmaya başlamışsa da, halen ba­kımsızlık sebebiyle akmıyor. Suyun dere­cesi 20 civarında idi.

 

Kurşunlu Çeşme: 15. yy. da Hamdi Baba tarafından yaptı­rıldığı rivayet edilir. 1480 tarihinde yapı­lan Kurşunlu Camii ile yaşıt olmalıdır. Bu çeşmenin savak suyu, yer altında dö­şenen künklerle “Seydi Hamamı’na gi­derdi. Suyu serttir. Kurşunlu Camii kab­ristanının arka kösesinde Osmancık Çeş­mesi vardır. Suyu kalitelidir. Bu isim Os­man Gaziyi hatırlatıyor.

mavikadin-cesmeMavi Kadın Çeşmesi: Mimari özelliği olan bir çeşmedir. Kentsel sit içerisinde bulunan çeşme, Ahi Paşa’nın eşi Mavi Kadın tarafından 780/1378 tarihinde yaptırılmıştır. Günümüzde arka cephesi ve yan cepheleri beton sıvanmış, ön cephesi ise yeşil renge boyanmış olan çeşmenin su sertlik derecesi 10 dur.

Kurtuluş Çeşmesi: Bu çeşme Kurşunlu Camii yanındaki İrfaniye medresesi için gelmişken, medrese­den ve bundan bir kol alan medrese ho­casının evinden çıkarılıp, meydana çeş­me yapılmıştır. (1963) Bu ismi halk vermiştir. Suyu güzeldir. Kaynağı Edilcik eteklerinde mezarlığın güneyindedir. Edilcik çeşmesi yakınında­dır.

acemcesAcem Çeşmesi: Mavi Kadın Çeşmesi arkasından sağ taraftan düz yürüyerek gittiğinizde karşınıza çıkar. Su Damarı Mavi Kadın Çeşmesi ile aynıdır.

Kağnı Pazarı (Kanlıpazarı) Çeşmesi: 1187/1773 tarihli vakfiyede, Çifteler hamamına (Yeni hamam) bu çeşmeden su verildiğine dair vakfiye olduğuna göre, çeşme daha eski bir tarihte yapılmış ol­malıdır. Suyunun gavur köyü üst tarafın­dan çıktığı, Hacı Ümit çeşmesi ile aynı galeride isale hattı bulunduğu hatırımda kalmıştı. Suyun sertlik derecesi 14 dür. Kağnı Pazar çeşmesinden, şadırvana ve yanında hayvanların içmesi için oluklu ve daima akan (şimdi kaldırıldı) çeşme ile Yazıcıoğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılan, Ulucami abdest musluklarına (yerine merhum Süleyman Görener tara­fından yenisi yapılmıştı) su gidiyordu. Şimdi hepsi şehir su tesisatına bağlıdır. Yeri ve şekli çok değişiklik geçiren ve yı­kıldığında Orhan Altın ile kitabın yazarı tarafından Yeni Hamam külhanında sak­lanan (1955 yılı) kitabede: (Ve sekahüm rabbihüm seraben tahura” ayeti yazılıdır. 1325-1907 tarihini taşır. Hızırbey Medresesi Acı Çeşmesi Hızırbey medresesi kuzey kösesinde idi. Suyu çok boldu. Hayvanlar yalağından su içerdi. Karsısındaki Uçapark duvarına alındı. Kurna taşı halen mevcut, bakım, yapılmadığından akmıyor.

Edilcik Çeşmesi: Edilcik yamaçlarından şimdi bulunduğu yere indirilmiştir. Çok eski bir çeşmedir.

balabanBalaban Çeşmesi: (XIV) yy. eseridir. Balaban Camii banisi, Sofya Fatihi Balaban Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sertlik derecesi 20 dir. Ca­mi ile beraber yapılmış olmalıdır. Tahsin Özalp, caminin 740 H/l 339 M. tarihin­de yapıldığını, Balaban Paşanın 748/1347’de öldüğünü’ yazarsa da Sof­ya’nın fethi 1385 yılı Yıldırım Bayezid za­manıdır.

Akdoğan Çeşmesi: I. Murad zamanında (1359-1389) Sivri­hisar Subaşısı Timurtaş Paşazade Umur Bey oğlu Selçuk Bey? tarafından yaptırıl­mış olup, Kaya Saati arkasında caminin yanındadır. (14. yy. sonu) Bu zat Akdo­ğan mescidi, Gecek Cami banisidir.

Hacı Mut (Hacı Ümit) Çeşmesi: Karabaşlı mahallesindedir. Suyu gayet bol ve kurnaları musluksuzdu. Akan su­lar Sivrihisar’ın ihtiyacı olan sebze, ıspanak, salatalık v.s. yetiştirilmesinde kulla­nılırdı. Su sertlik derecesi 20’dir. 1120H/1708 M. senesinde bu çeşme ile Akçesme’ye Aziz Mahmud Hüdai soyun­dan Abdulvehhab’ın vakfı bulunuyor. 1230 H/1814M tarihinde Yazıcı İbrahim Ağa’nın, yine bu çeşmeye iki pamukçu dükkanının gelirini vakfettiğine dair vak­fiyesi vardır. 1995’de mahalleli bir bakım yapmış, Ye­nice mahalle sakinleri bundan bir kol alarak Kavak dibi denilen semtte çeşme yapmışlardır.

Acı Çeşme: Tenekeli Mekteb (Eski Yenice İlkokulu ye­ni kütüphane)’e varmadan evvel, Eskişe­hir Caddesinin sağ tarafında caddenin dirsek yaptığı ve Yenicami yönünden ge­len sokağın karşısında idi. Eskişehir yolu genişletilince, İlkokulun köşesine alın­mıştı. Şehir suyuna ilgi duyulmasını te­min için de, kanalizasyona bağlandığını (1963) öğrenmiştim.

1985 yılında Sivrihisar pansiyonunda su sıkıntısı çekilmesi üzerine, Belediye Baş­kanı merhum Tevfik Karakaya’nın izni ile, Sivrihisar İslami İlimler Vakfı adına kitabın yazarı çeşmenin ihyası ve 900 metre isale hattı ile pansiyonda kalan 100 küsur öğrenciyi susuzluktan kurtar­mıştı. Suyun fazlasını da Belediye Başka­nı Av. İbrahim Demirkol, pansiyon (şim­di Anadolu Lisesi) önüne yaptırdığı çeş­me ile değerlendirmişti. Yine Yenice ma­halleliler su sıkıntısı çektiklerinden, bir kol da oraya vermiştik. Zikri geçen kola, Ali Dede önünde Öğretmen Nurten Karabudak anısına 1996’da bir çeşme bina edildi.

Pansiyon yöneticileri, suyu tahlil ettir­mişler, içilebilirliği yönünde rapor almış­lardı. Yaslılar, o zaman bu çeşmenin su­yunun, merhum İrfan Gider’in evinin tretuvar köşesindeki bacadan başlayarak saat kulesine doğru açılmış, yüksek galeri içinden geldiğini ifade etmişlerdi. Bu galeri Türkler’in Anadolu’ya gelmesinden önce veya Selçuklular döneminde açılmış olabilir.

Kilise önündeki çeşmeden alman bir kol­la, merhum Orhan Yay’ın evinin kösesi­ne Üçpınar Caddesi basında Hikmet Ata­soy’un oğlu adına yaptırdığı anı çeş­mesi vardır. (1994)

Hastane altında özel kaynaktan getirilen su için, Belediye Başkanı Fikret Aslan tarafından güzel bir çeşme yaptırılmıştır. (1998)

Sivrihisar’ın Eskişehir yönüne çıkısındaki tarihi Garipçe Çeşmesi ile eski Ankara yolu çıkışında bağ yolundaki Habip Çeş­mesi, zikre değer çeşmelerdendir. Ba­kımsızlıkları üzücüdür.

Atça (Akça) Çeşmesi: Eski tabakhane al­tında ve salhane üstünde bulunan, alan­da yer alır. Bol sulu Atça (Akça) Çeşmesi, bugün Sanat Okulu avlusuna alınmıştır. Bu çeşme bol suyu ile halı, kilim, yün yı­kayanlara büyük hizmet vermekte idi. Buraya kurulacak bir santrifüjle Uçapark havuzu beslenebilirdi.

Üçpınar caddesindeki çeşmeler, hisar bağlarına giderken Baba Çeşmesi ve eski çeşmelerin çoğu bakıma muhtaçtır.

akcesmeAkçeşme: Selçuklu uç kumandanı Akça Bey tarafın­dan yaptırılmıştır. Hazinedar Camii altında idi. Korunması gerekli kültürel varlıklardan sayılarak, Hazinedar yanındaki yol ortasından aşa­ğıya alınıp, aynen inşa ile restore edilmiş ve suyu bağlanmıştır (1998.) Takdire sa­yan bir hizmettir.

Eski hayvan pazarı yanında, acı sulu eski bir çeşme vardı. Spor sahası yanında sö­ğüt ve kavaklar bu su sayesinde yetişmiş­ti. Bu çeşmenin kendi ve suyu da kaybol­muştur.

Cumhuriyet İlkokulu karşı hizasında, Hakkı Bayındır evini yaptırırken, temel­den su çıkmış biz de bu suyu müsaadesi ve döşediğimiz isale hattı ile İmam-Hatip Lisesi kuzey kapı içine kadar getirmiştik. Bu su sayesinde İmam-Hatip Lisesi bah­çesindeki ağaçlar yetişti. Spor yapan gençler bu sudan yararlandı.

Belediye Başkanı Fikret Aslan’ın 1995 yı­lında suyu getiren ve sahibi olan Sivrihi­sar İslami ilimler Vakfı’na veya okula sorma lüzumunu duymadan, bu suyu okul girişinden kesip, stadyumdaki çim­leri sulamak için, yaptırdığı havuza gö­türdüğünü öğrendik. Halbuki havuza akan başka su bulunuyordu. 1995 yılın­da İmam-Hatip Lisesi avlusunda müdür muavini Tahsin Çekiç’in teşebbüsü ve yo­ğun çabası ile yaptırılan sondajda, 45 m. granit delindikten sonra suya ulaşılmış ve suyun kullanıma elverişli olması üze­rine derin kuyu tulumbası ile, okul bah­çesindeki ağaçlar kurumaktan kurtarıl­mıştır. hayır sahibi Mahmut Kesmez (Kuma Hamamı sahiplerinden) 1997’de bu suya genç yasta trafik kazasında ölen oğlu Asım Kesmez adına bir hatıra çeşmesi yaptırdı.

Hükümet Meydanı Çeşmesi: 1310 lu yıllarda girişte iki yanı aslan hey­kelli ahşap hükümet konağının önüne yapılan abide niteliğindeki çeşme ahşap bina yıkılıp yerine yapılan kargir binanın (halen adliye binası) görüntüsünü boz­duğu ve küçük gösterdiği gerekçesi ile Muzaffer Potuoğlu’nun Belediye Başkan­lığı döneminde yıkılmış, çeşme arkasında meydanın büyük kısmını gölgeleyen bir­kaç asırlık devasa çöl akasyası acımadan kesilmişti.

Hiç olmazsa yıkılan çeşme Sivrihisar gi­rişlerinden birine monte edilse idi Tarihi Sivrihisar ilçesi için, güzel bir intiba ve kazanç vesilesi olurdu diye düşünüyo­rum. Nitekim 1960 yılında ziyaret ettiğim Edirne ili girişindeki böyle haşmetli bir çeşmeyi hala hatırlıyorum. Adı geçen çeşmenin musluk taşı Askerlik Şubesi ön duvarındadır.

babacesYenice Mahallesi Çeşmesi: Yenice mahallesi camii yanındadır. Bele­diye Başkanı Sarızade Ali Ağa zamanında (1904-1906) yaptırılmıştır. Bu gün ba­kımsız olup çirkin manzara arz ediyor.

Habip Çeşmesi: Sivrihisar’ın eski Ankara çıkışındadır.

Baba Çeşmesi: Sivrihisar’ın batısında eski Elcik yolu üzerindedir.

Garipçe Çeşmesi: Sivrihisar’ın Eskişehir çıkışındadır. Çocuk yaşta öğrenim için sıladan ayrılırken içi­ne düştüğümüz durumu en güzel ifade eden bir isim olarak belleğimizde kalmıştır. Suyu kekremsi ve boldur. Maalesef bu gün akmıyor.

porsukPorsuk Çeşmesi: Yeni Sanayi çarşısı arkası bağların arasın­da Porsuk deresi yanındadır. Taşı 1255H/1839 M. tarihini taşır.

Efendi Pınarı: Kanlıkavak Efendi Pınarı mevkiindedir. Bağlar arasındadır.

Bey Pınarı: Ankara otobanı Beypınarı mevkiindedir.

Çukur Çeşme: Şoför ve otomobilciler tesisi karşısında Talat Akay’ın bağ evi kapısı önündedir.

Şadırvan: Çarşı merkezinde 1311/1893 yılında Sul­tan Abdülhamid zamanında, Kaymakam Mahmud Bey tarafından yaptırıldı. Şa­dırvanın üst örtüsü sekizgen piramit ve üzeri çinko kaplı iken, yakın zamanda şimdiki şekli verildi.

Kitabesi:

Vece-alna minel mai külli şey’in hayy
Saye-i şahanede yapıldı işbu şadırvan
Ta kevseri ey adem iç
1311 dahi el mebni idi
Tarihi zemzem hem gel eyle dua kıl padi­şaha hem de zemzem iç.
 

Çeşmelerden bahsetmişken F. Nafiz Çamlıbel’in Şu şiirini yazmadan geçemeyeceğim.

Çoban Çeşmesi
 
Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi.
Ey suyun sesinden anlayan bağlar,
Ne söyler su dağa Çoban Çeşmesi.
 
Gönlünü Şirin’in aşkı sarınca,
Yol almış hayatın ufuklarınca.
O hızla dağları Ferhat yarınca,
Başlamış akmağa Çoban çeşmesi.
 
Bir zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi,
Değdi kaç dudağa Çoban çeşmesi.
 

Yeni Yapılan Çeşmeler: Bu çeşmeler ge­nellikle mevcut sulardan istifade ile ya­pılmıştır. Bunlar Pazar yerindeki Atasoy Çeşmesi, Ali Dede önündeki Nurten Karabudak Hatıra Çeşmesi ve İmam-Hatip Lisesi önündeki Asım Kesmez Hatıra Çeşmesi ile kendi suyu bulunan Yunus Emre Mahallesi Çeşmesi.

* * *

Sivrihisar Su Değirmenleri >

Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan KESKİN

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar Hamamları

Başlıklar

1- Çardak Hamamı

2- Seydiler Hamamı

3– Kumacık Hamamı

4- Küçük Hamam

5- Sinan Paşa Hamamı

6- Yeni Hamam

7- Hıristiyan Hamamı

HAMAMLAR

1- Çardak Hamamı

Hamamkarahisar köyünde Dutlu ve Ka­dıncık köyleri yol ayırımından evvel, tarihi köprüden sonra sağda ve Hamamka­rahisar caminin kuzeyinde yer alır. Tahsin Özalp, Umurbey vakfiyesine daya­narak, hamamın 1175 yılında Umurbey tarafından yaptırıldığını belirtmiştir. Ancak atıf yapılan Başbakanlık Arşivi Tapu Tahrir Defterindeki 453:151 B numaralı belge, Umurbey’in değil oğlu Selçuk Beyin olup 15. yy. da hazırlanmıştır. Hamamın banisinin Umurbey olduğunu kabul edersek, hamamın da 15. yy. ilk yarısında inşa edilmiş olması gerekir. Hamamkarahisar Caminin 1259 yılında yaptırılmış olması, bu hamamın da eskilere uzandığını gerekli kılmaktadır. Mu­hiti incelediğimizde eski hamam kalıntılarının tarihi köprüyü geçişten sonra sol tarafta olduğu ifade edilmektedir. Mevcut hamam sağ taraftadır. Kadın erkek ayrımı, binanın mimari yapı tarzı, bu eserin bir Türk eseri olduğunu gösterir. Kadınlar hamamında, kurna önünde muhtemelen çocukların yıkanması için derin olmayan bir oluk olup, iki kurna­dan gelen su havuza buradan akar. Gerek bu oluk, gerek kadınlar hamamı önündeki yıkılmadan evvelki halini bildiğimiz tarihi sivri kemerli, iki tuğla bir taş şeklinde almaşık düzende yapılan (eski yıkık) çeşmenin çeşmeye gelenlerce, kadınlar hamamından çıkanların görülmemesi için, yatık L seklinde duvar uzantısı doğudaki hamamın, eskiden beri kadınlar hamamı olarak kullanıldığını gösterse gerektir.

Hamamlar birbirine bitişik sekizgen priz­ma gövdeli, doğu batı doğrultusunda iki ayrı bölümlüdür. Batıdaki bölümün güneyinde, doğudaki bölümün doğusunda, eksende dikdörtgen biçiminde birer kapısı vardır. Kapı üzerindeki sivri kemerler tamirde sıvanmış olmalıdır. Hamamların her birinde sivri kemerli ve dikdört­gen biçiminde sekiz nis (girinti- mahalli halk bunlara baca der.) bulunmaktadır. Ortadaki sekizgen havuzun kenarları, 1960 lı yıllardaki tamirde daraltılmış olup nişlere konan çeşmelerde çalışmamıştır. Erkekler bölümüne su, üç kurnadan akardı. (Şimdi her iki hamamda birer kurnadan akıyor.) Hamamların kubbeleri, sekizgen kasnağa oturan 5. 80 metre çapındadır. Duvarlar moloz taşla, kubbeler şaşırtmalı tarzda tuğla ile örülmüştür.

Hamamların kapı girişlerinin önünde, aynı seviyede soyunma mekanları varken, yakın zamanda ihtiyaca cevap vermeyen, yapı ile bağdaşmayan, uydurma yerler yapıldığı görülüyor. Burada hamamlarla uyumlu ve ihtiyaca cevap verecek soyunma mahalleri yapılmasında, mahalli kullanım için de zaruret vardır. Hatta bu, yeni tesislerden ayrı düşünülmelidir.

Hamamların suyu, iki hamamın arasında ve kuzey kesiminde takribi 80 cm. çapında bir kuyudan yükselir ve iki hamama taksim olur. Kurnaların kapanması halinde dahi, suyun kuyudan yükselmediği ifade edilmiştir. Hamamın kuzeyindeki caminin doğu tarafında yapılan artezyen deneyinde, boruların 30 metre derinlikten sonra, 15 metre boşluğa gittiği, cami batısında 10 metre ve daha batıda 5 metre düşüş görüldüğü deneyle anlaşılmıştır. Bundan, kaplıca suyunun cami ile arasında bir mağara vücuda getirdiği mağarada mevcut suyun hamamın kuyusundan yükselebildiği yer ve seviyede hamamların yapıldığı anlaşılmıştır. Muhtemel ki bu mağaraya karışan soğuk sularla hamamın suyu 35°’de karar kılmıştır. Bu muhitte kesinlikle yeraltı suları için bilinçsiz sondaj yapılmamalı hatta DSİ bu yasağı dikkatle takip etmelidir. Köyün ihtiyarları bir zelzele sonrasında, kaplıca suyunun birkaç gün kesildiğini, sonra günlerce bulanık aktığını beyan etmişlerdi.

Hamamın mülkiyeti Eskişehir Valisi Osman Meriç (5. 2. 1966-10. 5. 1967) zamanında, Özel İdare’den satın alınarak (İrfan Gider’in Belediye Başkanlığı sırasında) Sivrihisar Belediyesi ne mal edilmişti. 1983 yılında hemşehrimiz İsmet Çağlar Paşanın ve Vali Hanefi Demirkol’un gayretleri ile buraya Özel İdare tarafından iki yeni hamam ve konaklama yerleri yapıldı. Hamamın suyu karşılığında, Sivrihisar Belediyesine (Av. İbrahim Demirkol zamanında) tesislerden pay verildi.

Bu inşaat sırasında, İl Bayındırlık Müdürlüğünde bahçe düzenlemesi yapan mimar ve inşaat sırasında Vilayet, Kaymakamlık ve Müzeler Müdürlüğü uyarılmış olmasına rağmen Uluyol üzerindeki (Geçek Çeşmesi ile birlikte ayakta kalabilen) Selçuklu çeşmesi, maalesef kurtulamadı. Sadece tesise girişte ve karşıda temelleri kaldı. Konya Anıtlar Kurulu, bu eserin de korunması gerektiğini vurgulamıştı. Bu hamamı yaptıran Umurbey’in ve oğlu Selçuk Bey in Sivrihisar’da bir çok imar faaliyetinde bulunan kişiler olarak, rahmetle yad edilmesi gerekir.

Yeni hamamların yapılması ile eski hamamlar kaderine terk edilmiş, iki hamam kubbesi arasına konan su deposu görünümü tamamen bozmuştur. Hamamların yapılışı sırasında, yapılacak hamamların, hamamın kuzeyine yapılması önerimiz, sahanın hafriyata müsait olmadığı gerekçesi ile uygulanmamıştı. Gelip geçenlerin beğenisini kazanan ulu ağaçlar gölgesinde çayırlık alan, civarda başka yer yok gibi beton binalarla doldurulmuş, caminin önü tarihi eser olarak kapatılmaması gerekirken estetikten yoksun iki hamamla, yeşil alanın canına okunmuştur. Bu fikrimize, modernlikten dem vurarak itiraz edenlerin (1960 yılından beri tetkik ettiğim) emsallerini görmelerini, büyüklük bakımından emsal olabilecek Oylat Orman Sosyal Tesisleri ve Hamamını görmelerini salık veririm. Bu hamamlara giden suyun, şişirilerek yeni hamama gönderildiği anlaşılıyor. Kaplıca sularının şifa vermesi, kaynaktan çıktığı anda kullanılmasına bağlıdır. Kaldı ki yeni hamama nakil sırasında, kaynakta 36° olan suyun daha soğuduğu görülmektedir. Çalışmayan duş mahalleri çalıştırılır ve burada ısıtılarak kullanılması sağlanırsa ve diğer hijyenik kurallara uyulursa isabetli olacaktır. (Havuzun suyunun boşaltılıp temizlenmesi, dezenfektesi ve yıkanmadan havuza girilmemesinin tercihi gibi)

Fakat her halükarda yeni yapılan hamamların, simdi bulunduğu yerden kaldırılması ve tarihi hamam kuyusundan tabii akışı sağlayacak bir yere, mesela kuzeyine veya eski hamam kalıntıları olduğu bilinen, hamama gelirken geçilen tarihi köprünün soluna yapılması isabetli olacaktır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayınlanan ‘Türkiye’de Sağlık Turizmi ve Kaplıca Planlaması-1988″ isimli eserde kaplıcanın değerlendirmesi şöyledir:

Eskişehir Çardak Kaplıcası Yer ve Konumu: Çardak kaplıcası, Ankara-Sivrihisar yolunun güneyinde Hamamkarahisar köyü sınırları içinde yer alır. (Ankara yolu Nasreddin Hoca’ya kadar çift yoldur. Nasreddin Hoca-kaplıca arası asfalt ve 15 km., Ankara’ya uzaklığı 115 km.’dir.)

Kaynak Akım Değeri ve Banyo Kapasitesi: Kaynak doğal çıkışlıdır. 40 lit­re/sn. akım değerine, 9840 kişi/gün/banyo kapasitesine sahiptir. Sondaj gereği yoktur.

Fizik-Kimyasal Özellikleri ve Etkili Olduğu Hastalıklar: Su sıcaklığı 360C, PH değeri 7. 5, radon değeri 33. 3 eman/litredir. Kaplıca suyu; Bikarbonattı, Kalsiyumlu, Sodyumlu, Bromürlü ve radyoaktif bir bileşime sahiptir. Kaplıca suları banyo ve içme kürleri için elverişlidir. Romatizmal hastalıklar, sinir sisteminin uyarılması, sindirim sistemi hastalıkları, böbrek ve idrar yolları hastalıkları, metabolizma bozukluklarına olumlu etki yapar. Tecrübelerimize göre: suda kükürt de vardır. Cilt hastalıklarına gayet müessirdir. Eskiden sünnet olan çocukları buraya getirirler yaraları en kısa zamanda iyi olurdu.

Kaynak Emniyeti ve Yerleşme Durumu: Kaynak emniyeti sağlanmıştır. Kaynak yakın çevresi, yeni yapılaşma ve gelişmelere çok elverişlidir. Çevre bağ-bahçe deseni ile kaplıdır.

Alt-Üst Yapı Durumu: Yol durumu yeterlidir. (1987’de yeni kaplıcalar ve dinlenme tesisleri yapılmıştır.)

Genel Değerlendirme: Kaplıca sularının tam analizleri yapılmıştır. Hidrojeolojik etüdü ve haritası henüz yaptırılmamıştır. Suyun kullanma hakkı köy tüzel kişiliğine bırakılmıştır. Çardak kaplıcasının “kaplıca yerleşmesi” olarak geliştirilmesi mümkündür. Eskişehir-Ankara arasında yer alan vasıflı, bol su verimli Çardak ılıcasının planlı olarak ele alınması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Not: Bugün kaplıcanın mülkiyetinin %85’i İl Özel İdaresi’ne, %15’i Sivrihisar Belediyesi’ne aittir.

ESKİŞEHİR-ÇARDAK KAPLICA SUYU ANALİZ RAPORU

İyonlar mg/lt me/lt % me
Sodyum (Na+) 64.8318 2.8200 30.5310
Potasyum (K+) 2.8543 0.0730 0.7904
Kalsiyum (Ca++) 95.8041 4.7902 51.8616
Magnezyum (Mg++) 18.7000 1.5391 16.6632
Demir (Fe++) 0.0500 0.0018 0.0195
Aliminyum (Aİ++) 0.1075 0.0119 0.1288
Çinko (Zn++) 0.0160 0.0005 0.0055
TOPLAM 182.3637 9.2365 100.0000
Klorür (CI-) 42.0810 1.1870 12.8099
iyodür (I-) 0.1300 0.0010 0.0108
Bromür (Br -) 2.6750 0.0335 0.3615
Florür (F-) 0.0166 0.0009 0.0097
Sülfat (S042-) 47.5000 0.9896 10.6796
Nitrat (N03-) 4.5407 0.0732 0.7899
Bikarbonat (HC03-) 425.7800 6.9800 75.3267
Hidroarsenat (Has042-) 0.0792 0.0011 0.0119
TOPLAM 705.1662 9.2663 100.0000
Metaborik Asidi (HB02) 2.7000
Metasilikat Asidi (H2Sİ03) 51.6660
GENEL TOPLAM = 759.5322
Serbest Karbondioksit 15.5 mg/lt
Sıcaklık 350 C
pH 7.5
Radon (Ra222) 3333 Pci/lt

Kimyasal Sınıflandırma: Bikarbonattı (% 75,32 milival), Kalsiyumlu (% 51,86 milival)

Sodyumlu (% 30,53 milival) ve Bromürlü (2,67 mg/lt) ve Radyoaktif (3333 Pci/lt).

Sonuç: Son aldığım bilgilere göre İller Bankasında Jeotermal bölümü teşkil edilmiş ve en modern cihazlarla donatılmıştır.

Bir ihtisas merkezi olarak buradan istifade edilmesi gerektiği kanısındayım. Modern kaplıca düzenlemelerinde, eski tesislerin restorasyonla işlevlerinin devamına, gerekirse giriş çıkışların dahi ayrılarak eskiden olduğu gibi bölge halkının, hatta bohçaları ile gelip istifadelerine imkan sağlanması; tarihi koruma gereği olduğu gibi; yeni yapılan tesislere de rağbeti artıracak burada da başka bir kesime hitap edilmiş olacaktır.

Belediye Başkanı merhum Muzaffer Atasoy zamanında, eski tesislerin düzenlenmesi ve restorasyonu için sunulan projeye göre ayrılan para; Sivrihisar’ın öncelikle hidroelektriğe kavuşması için kullanıldığından proje tahakkuk edememiştir.

* * *

2- Seydiler Hamamı

seydi-hamamSivrihisar Kurşunlu mahallesi, Prof. Dr. Mehmed Kaplan Caddesinde (tapuya gö­re Akcami Sokak’ta) 29-28 Kb pafta -280 ada -1 parsel numarada Vakıflar Genel Müdürlüğü adına kayıtlıdır. Kayden 652 m2’dir.

Tarihi kaynaklar vakıf olan hamamın, Seyyid Nureddin’in kızı ve Karaca Ahmed Sultan’ın eşi Nuriye Bacı tarafından 1490’da veya başka kaynaklara göre yine aynı şahıs tarafından Anadolu Selçuklu­lar, Beylikler devrinde yapılmış olduğu­nu, hamamın ön kısmında bulunan or­tası şadırvanlı ilavenin ise Sultan 1. Ahmed’in (1603-1617) kızı ve Anadolu Bey­lerbeyi Nasuh Paşanın esi Ayşe Sultan tarafından, hamamın tamiri sırasında yapıldığını ifade etmektedir. İnşasının 14. yüzyılda yapıldığı kabul edilir. Se­mavi Eyice’nin tasnifi ile orta kubbeli, enine sıcaklıklı, çifte halvetli hamam grubuna dahil edilebilir.

Hamamlar sulara bağlı vakıflardan olduğu için, Cumhuriyetin ilk yıllarında, bu hamamın mülkiyeti suların belediye­lere intikali sırasında buna bağlı vakıf mal varlıklarıyla beraber Sivrihisar Belediyesi’ne geçmiştir. Hamamlar her an bakım gereken yerler olmakla, alınan ki­ralar bakımı karşılayamadığından 1960’lı yıllarda harabiyete terk edilmişti. Sivrihisar Tarihi Eserleri Koruma Derneği ola­rak hamamın restoresi için, Yüksek Mühendis Muzaffer Kozanoğlu’na yaptırdı­ğımız keşif özetinde bulunan meblağ, Be­lediye’nin takati üzerinde görüldüğünden hamam kaderine terkedilmiş, ahşap so­yunma yeri, bazı kubbeler hatta göbek ta­şının yola bakan tonozu bile, çoluk çocu­ğun oyuncağı olmuş, kısmen yıkılmıştı. 1964yılında Belediye Hukuk Müşaviri ve Avukatı sıfatı ile, tabii üye olarak iştirak ettiğim Belediye Meclisi’nde bir kısım delegeler hamamın tehlike arzettiğini söyleyerek dozer temin edilip yıkılmasını ve yandaki dereye doldurulmasını teklif ettiler. Bu teklif taraf bulduğu bir esnada kültürel varlıklarımızdan olan bu eserin yıkılamayacağını beyanım ve bu beyanı­mın, yine Belediye Meclis üyesi olan Av. İhsan Biçerli tarafından desteklenmesi üzerine, Belediye Meclisi hamamın yapıl­ması ve bu maksatla, gerektiğinde, dev­redilmesi hususunda tüm yetkiyi Orhan Keskin’e verdi. (1964 yılı)

O zamanlar Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde uzman olan (daha sonra Selçuk Üniversitesinde profesör) Yıl­maz Önge Bey’in destek ve gayretleri ile adı geçen hamamın, 1965 yılında 7044 sayılı ka­nun gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne, restore edilmesi şartı ile bedelsiz bir şekilde devri ve tahsisat ayırttırılıp restorasyona geçilmesi temin edildi. Hamamın tuğlalarını ve inşaat malzeme­lerini tedkik eden Yılmaz Önge Bey, “Tuğlalar bir ocak tuğlası değil adeta kırk harman tuğlası, fakir bir dönemde yapıl­mış, bir şaheser vücuda getirilmiş” diyor­du. Bu eser, bu toprakları vatan yapma ülküsü ve insan sevgisi ile insanlara ha­yırlı olma idealinin ürünü idi. Şüphesiz işin temelinde bu duygu ile ihlas ve Al­lah sevgisi vardı. Bu sebeple Allah bu eserin kurtulmasını murad etti, sebepler; halketti. Bu ise Vakıflar bünyesindeki yeri dolmayacak mimarlar, teknisyenler ve taşeron her biri hamam restarasyonu ko­nusunda uzman kişiler el koydular. Ah­şap soyunma yeri ve duvarlar yıkıldı. Sonradan açılan kapılar kapatılıp oriji­nalleri açıldı. Yıkılan duvarlar ile “aralık” tabir edilen yerden başlayarak, dere bo­yundaki (kuzeydeki) duvarlar ve külhan duvarları yenide yapıldı. Prof. Mehmet Kaplan caddesine bakan duvarın dibi boşaltılıp, yapılan istinad duvarı ile bina rutubetten kurtarıldı.

Yıkılan tonoz ve kubbeler aslına uygun restore edildi. Aralık kısmında kaybolan kuzey kesimindeki kubbe geçişi, Türk üç­genleri yenilendi, kubbesi yapıldı. Tüm taban mermerleri kaldırıldı duvarlar rasba edilip tüfeklikler1 açıldı, yenilendi. La­birent araları temizlendi, yıkıklar yeni­den yapıldı ve ısı geçirgenliği dolayısı ile granit plakalarla (mahalli dilde kapak taşı denir) kaplandı.

Su kurnalara toprak künklerden gidiyor­du. Bunların yerine soğuk- sıcak su için galvaniz borular kondu. Sıcak ve soğuk su depoları onarıldı. Taban ile bakır arası eskilerin lök tabir ettiği pamuk, alçı, zey­tinyağı, yumurta akı ve hatta kıtık yoğ­rulmak suretiyle meydana getirilen, be­tona göre sağlam ve esneme özelliği olan bir malzeme ile dolduruldu. Kenarlı ve göbeği şişkin bakır ısıtma kazalı, bakırın yanmaması için kazanın içinde her halü­karda su kalacak şekilde, çukura oturtul­du.

Sahasında uzman teknisyenler tarafından sıvaları yapıldı. Duvar ve taban mermer­leri döşendi. Köselerde olduğu için kul­lanma zorluğu yaşandığı bildirilince kur­nalar duvar ortalarına alındı ve olukları konuldu.

Ahşap soyunma yerinin ahşap tavanı ye­rine, ters kirişlerle beton plaka yapıldı. Dört mermer direk, ortasında altıgen fıs­kiyeli havuzun üzerine aydınlık feneri ya­pıldı. Hamamın dere tarafındaki duvarı yapılırken; külhanın bu taraftaki kapısına yakın yerde açılmak üzere örülmüş bir labirent girişi dikkat çekti. Bu giriş labi­rentlerin külle dolması halinde, buradan girilip temizlenmesi için konulmuştu. Yeni yapılan duvarda da aynı giriş yeri korundu.

Restorasyona kadar sakla­nan orijinal çörtenlere uygun, yenileri yaptırılıp yerine kondu. Kubbe derzlenip saplandı. Soyunma yerinin çatısı kiremit­le kaplandı. Adım adım gerek vakıflar adına ve gerekse ricası üzerine taşeron merhum Şükrü Murat adına izlediğimiz ve gereğinde yardımcı olduğumuz resto­rasyon faaliyetlerini bu kitapta zikretme­mizin sebebi, ilçemizde bulunan diğer hamamların restoresine ışık tutması, kültürel varlıklarımıza ileride sahip çıka­cak gönül ehli insanlara emsal teşkil et­mesi içindir. Yoksa biz burada kendimize pay çıkarıyor değiliz. Bu beyanımı teyid için aşağıdaki hatırayı nakletmeyi uygun buluyorum (Orhan Keskin)

Hamamın restoresi bitmiş sıra işin tesli­mine gelmişti. Eski eser müteahhidi Kay­serili dostum Şükrü Murat Bey, hama­mın anahtarını bana teslim etti. Vakıfla­ra teslimine kadar camlarının kırılma­ması, etrafına pislik atılmaması, hülasa korunması için bir şahıs bulmamı rica etti. Ücretinin tarafından karşılanacağını söyledi. Kurşunlu Mahalle de, babamın emsallerinden Baha Efendinin bir yeğeni vardı: Maksud Hoca. Bu zat Baha Efendi yanında kalıyordu. Eski imamlardan olup, çoluk çocuğu da yoktu. Kendisine saygı duyduğum hâl ve kaâl sahibi Mak­sud Hocanın bu nezaret isini yapmasını ve kendine uygun bu hizmet vesilesi ile nasiplenmesini arzuladım. Bunu kendisi­ne söylediğimde, “Orhan Efendi, ezan okununca ben camiye giderim devamlı duramam” diyerek görevi kabul etmek istemedi. Ben de kendisine “Hamamda namaz kılmak dinen olmaz, Kurşunlu Ca­mi yanımızda, elbette camiye gideceksin” dedim ve anahtarı teslim ettim. Benden anahtarı aldıktan sonra emsali bir arka­daşına anlatmış:

-Üç gecedir rüyamda Şeydi Nuriye Bacıyı görüyorum. Uzunca boylu, parçalı etekli elbise giymiş, uzun olduğu anlaşı­lan saçları dahil bası örtülü olarak yüzü­nü saklamak sureti ile bana:

-Benim hamamı sen koruyacaksın diyor. Maksud Amca:

“Beni kim dinler? Seni (o zaman jandar­ma karakolu hamamın karsısında oldu­ğundan) jandarmalar korusun.” dedi ise de “Hayır bu görev sana verildi, bu isi sen yapacaksın” cevabını alıyor. Üç gün müd­detle aynı rüyayı görüyor.

”işe bakar mısın bugün de Orhan Bey ça­ğırdı, bu işi benden rica etti” diyor.

Bu masal değil, yaşanmış bir olaydır. Mehmet Emre Hocamızın “Hatıralarım” (Erhan Yay. dağıtım 2000) isimli eserin­de (s. 22) beyan ettiği üzere: “Zahiri planda vazifeli olanlar, o işin hadimi olarak görülüyorsa da asli failler perde geri­sindeki ricalullahtır. Yani hakiki tasarruf onların elinde bulunmaktadır.” Bizim gibi hizmeti yürütenler görünürdekilerdir. Ben tüm hizmetlerde bu hususu gözet­tim ve vasıta tayin edildiğimiz için de Şükrettim.

Seydiler Hamamının Özellikleri
Soyunma mahalli: 3 eyvanlı, ortası kub­beli, çift halvetli ana bölümden oluşan bu hamam da ahşap kirişleme tavanlıdır. Soyunma mahalli, ahşap tavanlı hamam­larda dikkat çeken bir özellik; soyunma mahallinin duvarı ile kârgir örtülü kom­şu mahallerin duvarları arasında bir dilitasyon bırakılmış olmasıdır. Önce bu ha­mamda kârgir örtülü, aralık, soğukluk, sıcaklık ve su deposu inşa edilmiş bilaha­re ahşap soyunma yeri (Ayşe Sultan tara­fından XVII. yüzyılın ilk yarısı) ilave edil­miştir.

seydiler-hamamAralık: Anadolu’daki XII-XIII.yy. ha­mamlarının hepsinde soyunma mahal­linden soğukluğa geçişte üçgen (Türk usulü) kubbe geçişli, üstü kubbeli mekan vardır. Buranın kuzey duvarı yıkık oldu­ğu için, restorasyondan evvel buradan giriş devre dışı bırakılıp doğrudan soğuk­luğa kapı açılmıştı. Aralık genellikle ha­mamlarda ısı kaybını önleme yanında peştamal değiştirme yeri olarak da görev yapıyor.

Soğukluk: Bazı kitaplarda ılıklık olarak da isimlendirilen soğukluk, mahalli Türk hamamlarında ana bölümlerden biridir. Ahşap soyunma mahallerinin, kısın so­ğuk olması dolayısıyla hem zeminden ve hem de bitişiğindeki sıcaklıktan gelen su buharı ile ısınan ılıklığın, soyunma ma­halli olarak da kullanılır olması dolayı­sıyla geniş tutulmuştur. İkinci olarak bu mahalleri, keçeciler keçe dövmek ve keçe­yi olgunlaştırmak için de kullanmışlar­dır. Planda görüldüğü üzere aralıktan ılıklığa geçiş kapısının sağındaki yükselti­nin, keçeciler tarafından kullanıldığı yo­lunda rivayetler de bulunmaktadır. Sıcaklık: 5-8 metre çapında bir kubbenin örtebileceği merkezi bir mekan etrafında, aksiyal olarak tertiplenmiş eyvanlar ve köşe halvetlerinden teşekkül eden sauna, yüzyıllar boyunca geleneksel kompozis­yon olarak uygulanmıştır.

XIII. yy. sonlarına doğru bazı örneklerde eyvan genişliklerinin, derinliklerine nisbetle artmaya başladığı dikkat çeker. Siv­rihisar Şeydiler Hamamı da buna örnek­tir. Şeydiler Hamamı’nda sekizgen bir göbek taşı bulunan merkezi mekan etra­fında, iki köşede halvet ve üç eyvan to­noz bulunuyor.

Karşıdaki tonozun karşı duvarında sıcak su haznesi kapısı, altında çabuk terleme­yi sağlayan sıcak taş, sağdaki halvette de güreşçilerin ter atmasını kolaylaştıran; sı­cak su haznesine yukarıdan menfezle bir bağlantı vardır. Sauna vazifesi görür.

Su deposu: Halvetlerle külhan arasında­ki bölümdedir. Bacanın hizasına isabet eden hazne içinde kazan bulunur. Sıcak su deposu üzeri tonozdur. Bunun deva­mında arada kalın bir duvardan sonra soğuk su deposu bulunur. Bu depo, so­ğuk su kurnalarına ve sıcak su deposuna bağlantılıdır. Üzeri kubbe örtülüdür. Buraya su, eskiden toprak künklerle bağ­lantısı bulunan Kurşunlu Camii önünde­ki çeşme savağından gelirdi. Gelen su ki­fayet etmez ise su deposunun karşısında, caddenin öbür tarafında Şeydi Mahmud Zaviyesi duvarındaki girintide mevcut kuyudan, kovalarla çekilir aradaki irtibat borusuna dökülerek soğuk su deposu doldurulurdu. Simdi depo şehir suyuna bağlantılıdır. Zikri geçen kuyuya konulan santrifüjle depo soğuk su ile doldurulur. Külhan: Su depolarının gerisinde yer alır. Depoların uzunluğundadır ve ahşap örtülüdür. Hanlardan gelen “kön” (yem ve saman artığı ile gübre), külhan da­mında kurutulur üzerindeki deliklerden aşağıya atılarak yakılırdı. Son zamanlar­da odun ve kömür yakılmaktadır. Sonra­ları bir de boyler (kalorifer) konmuştur. Isıtma Sistemi: Türk hamamları genellikle, külhanda, sıcak su deposun­daki kazanın altına rastlayan ocakta, odunların yanması ile meydana gelen alev ve dumanın, sıcaklık ve ılıklık ma­hallerinin altındaki cehennemlikte labi­rentlerden dolaşarak, duvarlardaki tüfek­liklerden dışarı çıkması ile; kısmen de, depoda ısınan suyun buharlaşarak ha­mama yayılması ile ısıtılmaktadır. Restorasyon sonrası, suyun ısınma soru­nu ortaya çıkmış neticede, yapılış sırasın­da civar ormanlık olduğundan, ocak ve menfezlerin yüksek ateşe göre dizayn edildiği anlaşılmıştır.

Tabii Aydınlatma: Soyunma mahallinde, 6 köseli şadırvan üzerinde yer alan ay­dınlık feneri ile bunun dışındaki yerler­de, ışık gözleri ve kubbe ortalarında kü­çük aydınlık fenerleri ile tabii aydınlan­ma sağlanmıştır. Eskiden geceleri karpit lambaları ile aydınlatılırdı. Soyunma ye­rinin tavanı eskiden ahşap örtülü iken restorasyonda beton tabii ye yapılmıştır.

hamam-takunyaHamamların İşlevi: Hiç şüphesiz basta te­mizlik gelir. Dinimiz temizliği imandan bir cüz kabul eder. Bunun yanında Ana­dolu insanı için hamamın sosyal tarafı da önemlidir. Kız Bohça Bekleme Merasi­mi, Gelin Hamamı ve Damat Hamamı gibi düğün merasimleri hamamda yapı­lır.

Hamam, bir buluşma, kaynaşma, yar­dımlaşma mahallidir. Hamamların soğuk algınlığı gibi bazı hastalıklara iyi geldiği, hamamın doğumu kolaylaştırdığı yaygın kanaatlerdendir. Hamamda doğduğunu söyleyen birçok tanıdıklarımız vardır. Kaynanalar oğullarına, görümceler kar­deş ve ağabeylerine kızları hamamda be­ğenirlerdi.

* * *

3- Kumacık Hamamı

Çarşı içinde eski Belediye binası yanındadır. 27×13 metre boyutlarında ve 350 m2’dir. Hafizuddin kızı Safiyetullah’ın 810 H / 1407 M. tarihli vakfiyesinde, Kumacık Hamamının dörtte birini vakfettiğine dair vakfiyeden yola çıkarak, bu hamamın 1407 yılında mevcut olduğu göz önüne alınırsa daha evvelki bir tarihte yapıldığı açıklık kazanır.

Krokinin tetkikinde anlaşılacağı üzere bu hamam da XII-XIII. yy. Türk hamam­larının karakteristik özelliğini gösterir. Soyunma mahallinin kargir kemerlerle desteklenen ahşap kirişleme tavanla ör­tülü olduğu, kemer kalıntılarından anla­şılmıştır. Hamam bunun dışında Seydiler Hamamı ile büyük benzerlik arz eder. Bu da üç eyvan, bir kubbe ve halvetli ana bölüm karakteri arzeder.

Seydiler Hamamında bölümler hakkında geniş bilgi verildiğinden burada detaya girilmeyecektir. Krokide görülen hamam giriş kapısı dışındaki medhal, Şeydiler Hamamı’nda da vardı. Her ikisinin de üstleri açıktı, gaye soyunma mahallinde­ki mahremiyetin temini olabilir. Nitekim ileride bahsedeceğimiz yeni hamamda da aynı medhal bulunmakta olup üzeri ah­şap kaplıdır.

Bu eser, Anıtlar Yüksek Kurulunca tarihi ve mimari kıymeti sebebi ile, korunması gerekli eserler arasında tescil edilmiş, Va­kıflar Genel Müdürlüğü’ne mal edilmesi için gerekli kesif ve hesapların hazır ol­duğu tarafıma ifade edilmişse de, yıllar­dan beri bu güzel esere el atılmadığı gibi, günden güne daha fazla harap olmakta­dır. Bu hamamın, özel kişilere ait olduğu fakat maliklerine de el sürdürülmediği bilinmektedir. Dolayısıyla yıkılmaya mahkum edilmiştir.

Hamamın batı yönündeki duvarı yıkılıp yolu kapatmıştı. Enkazının kaldırılıp yo­lun açılması ve duvarın geçici yapımı, o zamanki Belediye Başkanı Avukat İbra­him Demirkol ile kurul arasında uzun yazışmalara neden olmuştu.

Hamam, suyunu, Sivrihisar’a şehir suyu tesisatı yapılmadan evvel, şimdiki Beledi­ye binasının altında bulunan tabakhane çeşmesinden alır, su kafi gelmezse kül­han avlusunda bulunan kuyudan su tak­viyesi yapılırdı. İlçenin merkezinde bulu­nan, küçük olması dolayısıyla restoresi kolay, fakat göreceği hizmet büyük olan ecdad yadigarı bu eserin acilen onarıl­ması çevre ve görünüm kirliliğinin orta­dan kalkması için gerekli olduğu gibi, Sivrihisar’ın tarihi kimliğini sergilemesi bakımından da önem arz etmektedir.

* * *

4-Küçük Hamam

Küçük Hamamın Sivrihisar Hükümet Bi­nası önünde, bir kubbesi mevcut havu­zun altına isabet eden bir hamam olduğu bilinmektedir. Hükümet binası avlu tanzimi sırasında bu hamama ait temelleri gördüğüm gibi, hamamın bol sulu kuyusunun da Belediye tarafından doldurulduğunda, bütün meydanı adeta sel bastığını duymuş, üzülmüştüm. Bu hamamın önündeki meydanın güneyine düsen evlerin, inşaları sırasında hamama ait küller sebebi ile temele ulaşmakta zorluk çektiklerini müşahede etmiştim. Küçük Hamam’ın, eski vakfiye kayıtlarına göre 750/1349’da Ahi Paşa tarafından yaptırıldığı ve bu zatın kabrinin, Mavi Kadın Çeşmesi yanında olduğu ifade edil­mektedir. (T. Özalp, Sivrihisar Tarihi, s. 36) Tekören köyünde, Ballıhisar’da hamam deresinde ve Kepen köyünde1 16-17. yy. da hamamlar bulunduğu eski belgeler­den anlaşılmakta ise de bugün mevcut değildir.

Küçük Hamam yanındaki Hacı Piriye ait dükkanın, Kurşunlu Camiye vakfedildiğinden bahsedilirken bu dükkanın için­den su aktığı beyan ediliyor. Bu suyun hamamda kullanılan su olması müm­kündür.

* * *

5- Sinan Paşa Hamamı

Soner Özdemir’in mülkiyetinde olan bu hamam, Cumhuriyet Mahallesi Sinanpaşa Sokakta yer alır ve sivil mimari ör­neklerinden biridir.

Bu hamamın Sinan Paşa tarafından 1475-1481 yıllarında yaptırıldığı bilin­mekte olup, eseri tedkik eden Yılmaz Önge Bey, XV. asrın son çeyreğine ait mi­mari özellikleri bütünü ile taşıdığını be­yan etmiştir. Bu eser 1970’li yıllarda sa­hibi merhum Avukat İhsan Biçerli tara­fından aslına uygun bir şekilde restore ettirilmiştir.

İki kubbeli ve kubbeler takribi (4×4-5×5) + (4×4-5×5) ebatlarındadır. Birbirine 1 kapı ile geçişlidir. Sivri kemerli dış kapı­dan 1. kubbeli mekana girildiğinde sol tarafın 15-20 cm. kadar yüksek olduğu, buranın soyunma yeri ve ılıklık olarak kullanıldığı anlaşılıyor. 2. kubbeli me­kanda kenarlar yıkanma ve oturma yerle­ri olarak, tabanından 15-20 cm. yüksekte olup kullanılan sular bunun dibindeki kanaldan akıyor. Gerek 1. ve gerekse 2. mekanda kullanılan sular bu esik önün­deki kanallarla dışarı atılmaktadır. Karşı­da bir kurna ve kurna üzerinde menfezi bulunan tonozlu bir kısım bulunur. Giri­şe göre tonozun yüksekte bulunan bir bölümü soğuk su deposu, geri kalan yer sıcak su haznesi olarak yapılmış ortasın­da bakır ısıtma kazanı bulunmakta idi. Yine bu ikinci bölümde, girişe göre doğu duvarında sivri kemerli ve 2 m. uzunlu­ğunda bir nis, önü plaka mermerle kapa­tılmak sureti ile yıkanma küveti meyda­na getirilmişti. Hamamın suyu muhte­melen tabakhane çeşmesinden gelmiş ol­malıdır. Esasen hamamın dizaynı da yüksek bir görgü ve zevkin eseridir. Fakat ne yazık ki bu eser ilim alemince gere­ğince bilinmemektedir.

Sonuç: Bu eserin acilen korunması gerek­li eserler arasında tescili gerekir kanısın­dayım. Yoksa bir gün ortadan kaybolma­sı mukadderdir.

* * *

6- Yeni Hamam

Sivrihisar Kılıç Mahallesi’nde Kağnı mev­kiinde, tapunun 351 kütük, 29. 28 Hd. Pafta, 164 ada, 37 parsel de, 6. 6. 1986 tarihinde alman tapu kaydına göre: De­mirlerden Hacı Ahmet, Ayvaz Paşa oğul­larından Süleyman karısı Ayişe-i Sıttika (Başayvaz), (Ayise-i Sıttika’nın kardeşi) Süleyman’ın vefatları ile, hanımları Fat­ma ve Ümmügülsüm’e, Mehmet’e, Sü­leyman Kamil kızları Fatma Zehra’ya ve Medihatül Aliye Öztim’e hisseleri nisbetinde ait olduğu ifade ediliyordu. Hamamlarda ve değirmenlerde, eski ta­pu kayıtlarında yıl 361 gün itibar edile­rek gün ve saat üzerinden hisseler belir­lenirken, tapu yeni olmakla, zikri geçen tapu kaydında verasette iştirak olarak hisseler beyan ediliyordu.

Bu zevatın mirasçıları, murislerinden yadigar bu hamamın iyi anılmaya vesile ol­ması, içlerini sızlatan harabiyetten kur­tulması için gereğini yapmak üzere, bu kitabın yazarına bir görev vererek ha­mamdaki hisselerini hayırlı faaliyetlerine şahit oldukları, Sivrihisar İslami ilimler Vakfına devri hususunda irade beyan et­tiler.

Bu güzel niyet sahipleri, işlemler sırasına göre merhume Kezban Tüzün, Sevim Gü­rel, merhum İbrahim Kara, merhum Ah­met Demir, merhum Hüseyin Demir, Gülten Askun, Gülsen Keten, Sehabettin Erkara, merhum Süleyman Şemsettin Erkara, merhum Mustafa Hulusi Erkara, Atay Erkara, Nuriye Özdemir, Aliye Erka­ra, Doğan Şengül Erkara, Şahin Erkara, Prof. Dr. Ali Eren, Ali Usluer, Yunus Usluer’di. Diğer hissedarlar da, yalnız Yılmaz Eren hariç, murislerinden intikal eden eserin yaşaması için gerekeni yapa­caklarını beyan ettiler, Allah kendilerin­den razı olsun. Niyetleri ile mükafatlan­dırsın. Ölenlerine de rahmet etsin. Hissedarlardan Yılmaz Erene Vakıf Baş­kanı İhsan Küçükaslan, Ferit Gürel ile gitti. Kendisinin 51978’de 317 hissesi ol­duğu, bu hisseyi hibe etmek istemez ise vekalet vermesi halinde, iştirak halindeki mülkiyetin müşterek mülkiyete çevrilerek tüm masrafı vakfa ait olmak üzere tapusunun verileceği, aksi takdirde hamamın yıkılmaya mahkum olduğu anla­tıldığı halde, menfi cevap alındığından maalesef iyi niyetlerimiz gerçekleşemedi. Gerçi dava ile sonuç almak mümkündü ama, bizler hayır işine husumet demek olan davayı sokmak istemedik.

Hamamın banisi: Abdurrahim Efendi’dir. 1138 H / 1724 M. de inşa etmiş­tir. Bura ile ilgili Vakfiye Tarihi: 1154 H. / 1741 M. dir. Vakfedenin torunu Odabaşı Ali Efendi oğlu Abdullah, Sivrihisar’a gelerek, geliri­ni Kutbuddin mahallesindeki medreseye ve medrese içindeki camiye ve sıbyan mektebine vakfetti. 1218 H. / 1803 M. de.

Bu hamama ait (Kanlı Pınar) Kağnı paza­rı çeşmesinden su akıtılmasına dair 1180 H. /1766 M. tarihli bir vakfiye bulundu­ğu anlaşılmaktadır.

Hamamın, külhan kapısından girişte sol tarafta bir de kuyusu bulunmaktadır. Hamam kadınlara ve yanında erkeklere hitap etmek üzere çifte hamam olarak planlandırılmıştır.

Semavi Eyice’nin sınıflandırması ile, ha­mamın erkekler kısmı haç benzeri 4 eyvanlı ve 4 köşe halvetli hamamlar sınıfındandır.

* * *

7- Hıristiyan Hamamı

1868’deyapıldı. Ermeni Kilisesinin inşası 1881’dir. Klasik Osmanlı mimarisi ürü­nüdür. Selçuklu ve Osmanlı hamamla­rında yer alan soyunma yeri, aralık, ılık­lık, sıcaklık ve soğuk – sıcak su hazneleri aynen yer alır.

Hamamın suyu Baba Çeşmesi önlerin­den alınıp, kayalar üzerine yapılan setler­den getirilmiştir. Kilisenin önündeki çeş­me, hamamı besleyen su olmalıdır. Bu eserin de korunması gereklidir.

* * *

Kaynak: Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan KESKİN

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Su Değirmenleri

Su Değirmenleri; Su gücü ile çalışan değirmenlerdir. Ço­cukluğumuzda değirmenlerle tanışma­mız masallarla olmuştur. Değirmenlerde geçen cin peri ve bilge masalları çok ilgi çekici idi. Bir de sahip oldukları merkep­lerle gece gündüz demeden buğdayları götürüp, öğüttürüp getiren cefalı ve ve­falı insanlar çocuk gönlümde değirmen merkezli kahramanlık senaryoları oluştu­rurdu.

Hane reisi kışlık dediği buğdayını amba­rına depoladığı, bağını bozup pekmez, nardenk, tarhana, reçelini hazırladığı, ba­ğından kestiği kuru ağaçları parçalayıp izbesine ahırına yerleştirdiği, bulgur yar­ma denesini hazırladığında, büyük bir tevekkülle ve şükürle, geçim derdinden yarı yarıya kurtulmuş hissederdi kendini. Harman kalknğında alınan buğday (mi­safir de dahil edilmek sureti ile) ihtiyacı geçmiş yılların tecrübesine dayanarak tesbit edilirdi. Mahsul, döğenlerde (dü­ven) her ne kadar öküz dışkıları Yunan bakiyesi miğferlere alınıyor ise de, gayri müsait şartlarda ezilip buğday elde edil­diği ve selektörden geçmediği için, ka­zanlarda güzelce yıkanır süzülür, dip kö­şe temizlenen sokak veya meydanlara se­rilen sergiler üzerinde kurumak üzere yayılırdı.

Kuşların tavukların kirletmemesi ve ye­memesi için, tatilde olan çocuklara bek­leme görevi verilirdi. Bu işe: daneden ga­lat tabiri ile “dene beklemek” denirdi.

Kuruyan buğdaylar yıkanmış kelere de­nen yün çuvallara konur değirmene gön­derilmek üzere hazır edilirdi.

Şehir halkı yakın zamana kadar, yani motorla çalışan un değirmenleri ve un fabrikalarının yapımına ve özellikle ek­mek ihtiyaçlarını fırınlardan temin alış­kanlığına kadar, ekmeğini evinde yapar­dı. Ekmekleri ya tandır üzerine konan toprak saçlar üzerinde bazlama olarak, yahut ta yine tandır üzerine konan saçlarda pişirilen yufka şeklinde hazırlanırdı. iptidai ev fırınlarında tepsi ekmeği de pişirilirdi.

Üç beş günlük ihtiyacı karşılayacak miktarda pişirildiğinde, ekmekler çillenmesin diye sepetler içinde kuyu boş­luğuna sallanır, ihtiyaç halinde çıkarı­lan ekmekler ısıtılıp yenirdi. Kışlık için komşuların da iştiraki ile teknelerde yoğrulan biteği üzerinde hazırlanan yu­mak tabir edilen birer yufkalık mayasız hamurlar, “yassı ağaç” tabir edilen diz üstü masalarda, “okluagaç” tabir edilen oklava ile açılır, “pişirgeç” tabir edilen uç kısmı yassı oklava yardımı ile tan­dırda pişirilirdi. “Saçkı” tabir edilen sa­man imalat artığı yakıtın, “külle” tabir edilen havalandırması bulunan tandır­da yakılması sureti ile ısıtılan saçta, yufkalar çevire çevire iyice pişirilir ve sinilerde üst üste konur serin bir yerde saklanırdı.

İhtiyaç halinde, yufkalar yazın bağlardan toplanmış güzel kokulu “çiçek” tabir edi­len otdan yapılmış özel süpürge yardımı ile serpme sureti ile ıslatılıp üzeri bezle kapatılır, yufka yumuşadığında “dürge” tabir edilen şekilde katlanır ve sofraya getirilirdi. Alınteri göz nuru mahsulü aile boyu hazırlanan ekmek, hakkı verilerek “nan-ı aziz” izzetli nimet kabul edilir. Çö­pe animak bir yana en büyük hürmeti görürdü.

Sivrihisar ilçesinde. Kepen Köyünde Ke­pen Çayı üzerinde üç adet su ile çalışan değirmen vardı. Babadat, Biçer, Hortu, Zey, Elcik, Kaymaz, Okçu ve Sakaiya va­disinde Kurtşeyh’de (Fettioglu Değirme­ni) bu değirmenlerden bulunuyordu. Su miktarına göre bir iki veya çok taşlı olur­du. Değirmenlerde hisseler saat üzerin­den belirlenir “döner taşı” olmak zengin­lik alameti sayılırdı. Enerjide sıfır mali­yetle üretim revaçtaydı.

Yine değirmenler, genellikle buğdayı un yaparken “hak” tabir edilen belli ölçekte mahsul alırlardı. Daha sonraları motorla çalışan un değirmenleri, su ile çalışanla­rın yerini aldı. Su değirmenleri; duran tasları, üzerine yıkılan damları, kuruyan kanalları, çatlayıp çürüyen savakları olukları ile tarihe karıştı.

“Değirmen bile, mahsulü dişendikten he­men sonra iyi öğütmez, taşların karşılıklı aşınması lâzım. Evlilikte geçim de beyle­dir. Sabır ister karşılıklı feragat ister” mi­salleri “saçımı değirmen damında ağartmadım” tabirleri, niceleri… hafızalarda kaldı.

Güftesi Yunus Emre’ye, bestesi İsmail Dede Efendi’ye ait Beytullah-ı tavaf edenlerin vecd ile dönüşlerini tasvir eden “Yörük değirmenler gibi dönerler..” benzetmesi ile değirmenler hafızalarda hoş seda olarak kaldı.

* * *

Bütün Yönleriyle Sivrihisar
Orhan Keskin – 2001