Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm Tarihi Sivrihisar Evleri

Zaimağa Konağı

Sivrihisar Zaimağa Konağı

Kurtuluş savaşının önemli olaylarına tanıklık etmiş ve düşman istilasına uğramış olan Sivrihisar, pek çok medeniyetlere ev sahipliği yapmış, eşsiz tarih ve kültür mirasına sahip, özellikle Selçuklu ve Osmanlı eserleri ile dopdolu bir yerleşim şehridir. Bu eserlerden biriside Zaimağa Konağı’dır.

Yaşadığı önemli olaylara tanıklık eden, başta Atatürk ve silah arkadaşlarına ev sahipliği yapan Zaimağa konağı, Kuvayı Milliye’nin kurduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükumeti ve Bakanlar Kurulunun Kurtuluş Savaşı sırasında ve en kritik bir dönemde Ankara dışında ilk kez toplandığı ve önemli kararlar aldığı bir konaktır. Bu toplantı, Ankara dışında yapılan ilk Bakanlar Kurulu toplantısı olarak tarihteki yerini alır. Zaim Ağa Konağında alınan kararlar Ankara’ya gönderilir. Bakanlar Kurulu ateşkesi Anadolu’nun hemen boşaltılması şartı ile kabul eder.

KONAĞIN TARİHÇESİ, KONUMU, MİMARİ ve SÜSLEME ÖZELLİKLERİ

Konak 1902 yılında yapılmış olup, Kültür Bakanlığı tarafından 2000 yılında kamulaştırılmış ve restorasyonuna karar verilmiştir. Bakanlık 28 Mart 2007 yılında Konağı, Sivrihisar Belediyesine tahsis etmiştir. Binanın bakım, onarım ve kullanılır hale getirilmesi için Eskişehir Valiliği tarafından aslına uygun şekilde restorasyonu sağlanmıştır. Restorasyon sırasında işçilerin hatasından kaynaklanan bir yangın çıkmış ve üst katta bulunan eşyaların çoğu yanmıştır.

Tipik bir Osmanlı yapısı olan Konak, bir süre konut olarak kullanılmıştır. 1905 yılında Osmanlı – Fransız ortaklığı olan Sosyal Güvenlik Sigortası tarafından sigortalanmış. 1914 yılına kadar dönemin Hükümetlerince sosyal amaçlı kullanırken 1. Cihan Savaşı süresince EYTAM “Bakıma muhtaç çocukların her türlü ihtiyaçlarını karşılayan kurum” olarak kullanılmıştır. Böylesine tarihi ve kültürel değere sahip olan Konak, son dönemlerde ciddi şekilde bakım ve onarıma ihtiyaç duyulduğu halde sahipleri tarafından kullanılmaktaydı.

Kültür Bakanlığınca restorasyon projesi hazırlanan binanın Eskişehir İl Özel İdaresinin sağladığı özel ödenekle; Sivrihisar köylere hizmet götürme birliği tarafından aslına uygun olarak restorasyonu tamamlanmıştır. Konağın restorasyonu ve yenileştirme süresince en ince ayrıntılara özen gösterilerek, yörenin kültür örf ve gelenekleri yanında el sanatları ve zengin Sivrihisar mutfağının sunumunu yapacak şekilde tamamlanarak 6 Temmuz 2009 tarihinde müze ve kültür evi olarak hizmete sunulmuştur. Zemin katı, restoran ve el sanatlarının satıldığı bölüme ayrılan konağın üst katı ise müzedir. K-1*

Not: Yazı içinde olan fotoğrafların üzerine tıklandığında yeni bir sayfada BÜYÜK görüntüleri gelir.

Konumu

Zaimoğlu Konağı, planı (Yenice Mahallesi Uzun Sokak No: 9)

zaimoglu-konak-kroki zaimoglu-konak-ikinci-kat-plan

Geniş bir bahçe içinde yer alan konak, iki katlı olarak inşa edilmiştir. Ayrıca altta yarım kat yüksekliğinde bir bodrumu mevcuttur. Zaimoğlu adıyla anılan Ali Zaimoğlu tarafından inşa ettirilen yapının, usta adı bilinmemekte, ancak ahşap işlerinin Hafız Ahmed Elmas’ın eseri olduğu söylenmektedir.

zaimoglu-konak-bodrum-ve-giris-plan

Konağın bodrum ve giriş kat duvarları yığma çamur harçlı kırma moloz taş; üst katları ahşap çatkı arası tuğla ve kerpiç dolgulu karkas şeklinde inşa edilmiştir. Üstü kırma çatılı ve oluklu kiremitle örtülüdür. Kuzey (giriş) cephesi sokağa bakan konağın arka ve doğu yanında bulunan bahçesi ve avlusu (hayatı) yüksek duvarlarla çevrilidir. Buraya doğrudan açılan çift kanatlı ahşap bir borda kapı mevcuttur.

zaimoglu-konak-02

Konağın müştemilatı, yapının kuzeybatı köşesine bitişik tandırevi dışında yıkılmıştır. İçinde biri çok büyük, diğeri ona göre daha küçük iki ocak ile ahşap ambar ve raf elemanları bulunan bu kısım da harap durumdadır.

Doğrudan bahçeyle ve giriş katıyla bağlantılı olan bodrum katı; kiler, depo, ahır, ambar ve şaraphana gibi bölümlere ayrılmıştır. İç sofalı bir plana sahip üst katlar ise tamamen ikamet amaçlı olarak düzenlenmiştir.

zaimoglu-konak-sofa-sedir

Sokaktan devşirme mermerlerle kaplı iki yönlü dış merdivenden çıkılarak, çift kanadı ahşap bir kapıyla konağın alt kat sofasına girilmektedir. Ortada kuzey-güney yönünde uzunlamasına dikdörtgen planlı bu sofanın dört köşesine birer oda yerleştirilmiş; odaların aralarına gelen boşluk alanlardan batıdaki üst kata çıkan merdivene ayrılmış; doğudaki, eyvan olarak değerlendirilmiştir. Planda dışarı doğru çıkma yapan eyvanın köşesinden helaya geçilmektedir. Zemini ve tavanı tahta döşemeli sofanın güney ucuna duvar boyunca bir sedir konulmuştur. Bu kattaki odaların dördü de oturma amaçlı olarak düzenlenmiştir. Bunların kışlık oldukları da söylenebilir.

zaimoglu-konak-giris-kapi

Sofadan tek kanatlı ve kısmen işçilikli ahşap birer kapı ile girilen bu mekanların hepsinde de sedir, yüklük ve dolap elemanları mevcuttur. Doğu taraftaki odaların işlemek yüklükleri çiçeliklidir ve her ikisinin de köşesinde gusülhanesi bulunmaktadır.

Ahşap bir merdivenle konağın üst katına çıkılmaktadır. Ortada geniş, uzunlamasına dikdörtgen hacim ve onun iki güzünde köşelere yerleştirilmiş odalarla şekillenen bu katın iç sofalı mekan organizasyonu büyük ölçüde giriş katının planını tekrarlamaktadır . Her iki ucuna, kıvrımlı profilli kolçaklarıyla gösterişli sedirlerin konulduğu sofanın tahta çıtalı tavanının ortasında bir göbek yer almaktadır. Duvarlarındaki küçük alçı raflar ve eyvanın kuzey duvarına yerleştirilen süslemeli mermer lavoba ile tahta döşemeli zemindeki kare formlu ızgaralı bir delik mekanın göze  çarpan elemanlarıdır. Pencere sayısının çokluğu nedeniyle bu kattaki mekanlar, alttakilerden daha aydınlıktır.

zaimoglu-konak-bodrum-merdiven

Odaların giriş kapıları oyma ve geçme tarzında özenli ahşap süslemelere sahiptir. Genelde iç düzenlemesi ve elemanları itibariyle birbirlerine yakınlık gösteren bu mekanlardan sokak yönündekiler çıkmalarla genişletilmiştir. Bunlar iç süslemeleriyle de diğerlerinden daha özenlidir. Odalarda pencere önlerine kolçaklı sedirler yerleştirilmiş, duvarlardan birisi, dolap ve çiçeklikli ahşap yüklüklerle kaplanmış; yüklüklerin bir tarafı gusülhane olarak değerlendirilmiştir. Ahşap tavanlar ve duvarlara yerleştirilen gömme dolaplar da nitelikli ahşap işçiliği sergilemektedir. Isıtmanın daima soba ve pirinç mangallarla sağlandığı anlaşılan odalarda ocak yoktur. Soba deliklerinin ise özgün olduğu görülmektedir.

Süslemesi

zaimoglu-konak-tavanlar

Yapının dışta en belirgin süslemesini üst kat cephelerinde tuğlaların çeşitli şekillerde istiflenmesi ile biçimlenen bezemeler oluşturmaktadır. Çıkmalar, bunları ve saçakları taşıyan profilli ahşap konsollar, demir pencere şebekeleri, açıkta bırakılan ahşap hatıllar ve çatkılar yapının sokak cephesinde hareketli ve simetriğe yakın bir dekorasyon oluşturmaktadır. Düz tahta kaplamalı saçaklar ve çift kanatlı ahşap dış kapılar ise sadedir.

zaimoglu-konak-yukluk1

Konak, dıştaki yalın görünüşüne rağmen içte zengin bir süsleme programına sahiptir. İç mekanlardaki süslemeler; oda kapıları, dolaplar, yüklükler, tavanlar, alçı raflar ve sedirlerde görülmektedir. Bezemeyi oluşturan motiflerin tümü geometrik ve bitkisel karakterlidir. Ahşap süslemelerde oyma, geçme ve yüzeyler üzerine çakılan çıtalarla bezeme kompozisyonları meydana getirilmiştir. Çıtalı tavan süslemelerinin ana motifini ince çıtalarla şekillenen küçük kareler içindeki stilize çarkıfelek motifleri ve “S” kıvrımları oluşturmaktadır. Bunların ortasındaki göbeklerde aynca metal süs unsurları da kullanılmıştır.

zaimoglu-konak-yukluk2

Sofaların ve odaların duvarlarında görülen alçı lambalıklar da süslemek elemanlardır. Başka yapılarda da gördüğümüz bu tarz rafların alt kısımlarında simetrik bir kompozisyon oluşturacak şekilde geometrik motifler yer almakta; onun altındaki üçgen panonun içinde tasvir edilen soyut bir çiçekli bitkinin üst köşelerinde, Arapça kabartma olarak yazılan “MaşaAllah 1320” ibareleri okunmaktadır.

Yapının sokak cephesindeki giriş kapısı üzerine konulan “1320” yazılı tuğla tarih kitabesinden, konağın 1902 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. İç mekan duvarlarındaki alçı rafların üzerinde aynı tarihin tekrarlanmış olması da bunu teyit etmektedir. K-2*

* * *

KONAK GİRİŞİNDEKİ LEVHA

Zaimoğlu ailesinin Orta Asya’dan Malatya Darende’ye gelen Selçuklu soyundan olduğu, Irak’ın fethinden sonra Kerkük bölgesine yerleştiği, buradan ayrılarak Kerkük bölgesinde Zeamet sahibi yapıldığı zeamet sahibinin Kara Zaim olduğu bilinmektedir.

sivrihisar-zaimoglu-konak-levha

Geçen zaman içerisinde o bölgede büyük güç kazandığı hakimiyetinin artması üzerine çekemeyenler tarafından Kara Zaim’in isyan edip müstakil olmak istediği iddia edilir. Kendisi saray tarafından azledilir ve öldürülür. Üç oğlu Anadolu’ya sürülür. Büyük kardeş Adana’ya (adanalı Zaim Oğlu ailesi), ortanca kardeş Karadeniz (Rize’deki Senatör olan Turgut Zaim, Milletvekili Rasim Zaimoğlu) küçük 7-8 yaşlarındaki çocuk sadık ailelere Darende’ye gelir. Geçen zaman içerisinde; Kara Zaim’in haksızlığa uğradığı sarayca anlaşılması üzerine saray çocukların bulunmasını ister. Küçük çocuk bulunur. Devrin Padişahı tarafından Sivrihisar Sancağı’nın zamet sahibi yapılır. Zaim Zade Mehmet Ağa Sivrihisar Bölgesinde devlet adına vergi toplar. Atlı sipahi besler. Bu durum Osmanlı’nın çöküşüne kadar devam eder. Zaim Zade Mehmet Efendinin 3 oğlu vardır. (Hasan, Ali, Şefik) bilindiği ikametgahları yenice mahalledir. 1. Konak Şefik, 2. Konak Ali, 3. Konak Hasan Ağa Konağı (yıkılmış yerine evler yapılmıştır.)

Kurtuluş Savaşı sırasında ordu tarafından buluşma yeri olarak kullanılmıştır. Kezban Zaimoğlunun ifadesine göre “Gece yatsı namazından sonra atlı misafirlerin geldiği, kavakdibi tarafındaki kapıdan girdikleri ve hava ağarmadan gittikleri ve misafirler için yemek hazırladıkları, yemekleri mutfaktan erkeklerin alıp götürdüğü, misafirleri başka kimsenin görmediği” söylenmektedir. Çok sonraları Kemal paşa ve arkadaşlarının gelip gittiğini öğrenmişlerdir.

Sivrihisar Zaimağa konağında Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ateşkes koşulları taslağına son şeklini vermek için 24 Mart 1922 Cuma günü Başkomutan Gazi Mustafa Kemal ve Ankara Hükümeti’nin Bakanları Sivrihisar’a gelirler. 24/25 Mart 1922 gecesi toplana Bakanlar Kurulu, kararlarını Sivrihisar Zaim Ağa Konağından Ankara’ya gönderdikleri bilinmektedir. Sivrihisar’daki toplantıda Bakanlar Kurulu, ateşkesi Anadolu’nun hemen boşaltılması şartı ile kabul etmeye karar verirler.

28 Mart 1922 Salı günü Başkomutan Mustafa Kemal’in davet ettiği Sovyet Rusya Büyükelçisi Aralov Zonaryev ve Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilov da Sivrihisar’a gelir. Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, askeri ve sivil zevat Zaim Ağa Konağında sabaha kadar çeşitli konuları görüşürler. 29 Mart 1922 Çarşamba sabahı çaya 1. Ordu Karargahında intikal ettikleri kayıtlıdır.

***

*K-1- BURASI SİVRİHİSAR – Sivrihisar Eğitim Vakfı
*K-2- Tarihi Sivrihisar Evleri – Prof.Dr. Yüksel Sayan, Ege Üniversitesi, 2009
Derleyen/Editör: Murat Sevimbay

ZAİMAĞA KONAĞI SİGORTA BELGESİ

1825 yılında konak konut olarak kullanılırken 1905-1914 yılları arasında EYTAM (askerdeki insanların yardıma muhtaç aile ve çocuklarını himaye eden kurum) hizmetlerinde kullanılmıştır. 1905 yılında Fransız ortaklı ‘Osmanlı Genel Sosyal Güvenlik Sigortası’ şirketi tarafından sigorta edilmiştir.

zaimaga-sigorta-arma
Fotoğrafı büyük görmek için üzerine tıklayın

RESTORASYON ÖNCESİ ve SONRASI KONAK FOTOĞRAFLARI >

VİDEO ⇓

[ot-video type=”youtube” url=”https://www.youtube.com/watch?v=S0-8rXmfz-Q”]

Kategoriler
Camiler Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar Ulu Cami

77 Diyarın 67 Direkle Tuttuğu Saf, Horasandan İstanbul’a Uzanan Bir Cem Hikayesi, Sivrihisar’ın Ulu Camii. Kılıç mescid caminden minber, hayır hasenat ile minare, Konya’dan Mevlana, İstanbul dan Hızır bey, Horasandan Hasan bin Mehmet’in safının omuzunda yüz yıllara meydan okuyor. (*5)

Aynı anda 2000 kişinin ibadet edebileceği Sivrihisar Ulu Cami, Selçuklu döneminin şaheser yapıtlarından günümüze ulaşan Anadolu’daki en büyük ahşap direkli camilerin nadir örneklerinden biridir. İlçenin merkezinde, kapladığı alan ve diğer özellikleri ile ULU kelimesi bu eserde tam anlamını bulmaktadır. (*1)

CAMİNİN TARİHÇESİ, KONUMU, MİMARİ ve SÜSLEME ÖZELLİKLERİ

Sivrihisar denilince kuşkusuz ilk akla gelen mimari yapı Ulu Cami olmaktadır. Şehrin merkezinde yer alan caminin mevcut şeklini, 1232’de Selçuklu devrinden başlayarak, bugüne kadar yapılan çeşitli ekleme ve onarımlar sonucunda aldığı anlaşılmaktadır (*2). Rivayete göre kervansaray olarak yapıldığı daha sonra camiye dönüştürüldüğü biliniyor. (*1)

ulucami-oyma-dolapBugünkü şekliyle Ulu Cami, dıştan yalın görünüşlü bir yapıdır. Caminin en eski kitabesi 1232 tarihini taşımaktadır. Yapıyı ilk yapan Sivrihisarlı kadı Leşker Emir Celaleddin Ali Bey’dir.* Yapı, bugünkü biçimine 1274 tarihinde Mevlana Celaleddin Rumi’nin müritlerinden ve III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in naiblerinden Mikail bin Abdullah (Emineddin Mikail) tarafından kavuşmuştur. Fatih Sultan Mehmet dönemi kadılarından, İstanbul’un ilk Kadısı Hızır Bey bu camiyi 1440 yılında onartmıştır. (*3)

2013 yılında restorasyonuna başlanılan cami Mayıs 2015 tarihinde törenle ibadete açılmıştır. Yıllara meydan okuyan ve ihtişamını koruyan Ulu Cami, Sivrihisar Belediyesinin yapmış olduğu başvuru sonucunda alınan kararla 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası geçici listesine eklendi. (*6)

Ulu Cami 1485 m2’lik bir alana kuruludur. Çatısını 67 adet ahşap direk taşımaktadır. Bu direklerin 19 tanesinin üzerinde mermer sütün başlığı vardır. Direklerden altı tanesinin üst bölümleri rozet, palmet, geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiştir. Direkler üzerinde Bizans dönemine ait başlıklar da kullanılmıştır. Kalın direklerden dört tanesi zamanın özgün ağaç oymacılığı ile işlenmiş olup, bu direklerin alt ve üst tarafında mermerden oyma işçiliği uygulanmış sütun başlıkları vardır.

Minberi ise bir sanat şaheseridir. El işçiliği Horasanlı İbn-i Mehmet tarafından, geçme yöntemiyle ceviz ağacından yapılmıştır. Minber, 1924 yılında yanan Kılıç mescit camisinden getirtilmiştir. Anadolu Selçuklularının en dikkate değer minberlerindendir. Cami içerisinde, oyma tekniği ile yapılmış dolap kapakları da bulunmaktadır.

Cami Minaresi yapının güney cephesi üzerinde köşede yer alır. 1409 yılında (Caminin yapılışından 139 yıl sonra) Osman oğlu Hacı Habib tarafından yaptırıldığı, kitabesinde yazılıdır. Minare kaidesi iri mermer bloklarla yapılmıştır. Kaidenin üstü tuğla hatıllı, kesme taşlı sekiz köşelidir. Minare basamakları ardıç ağacından ahşap olarak yapılmış, gövde tuğladan örülmüştür. Şerefe altındaki petek, Selçuklu tuğla işçiliğinin nefis örneklerindendir. Şerefeden sonra baca üzerinde külahın altında minare yapılırken konulmuş bir sıra cam göbeği mavisi çini bulunmaktadır. Camide, (restore edilmeden önce) Sivrihisar kilim dokumacılığın güzel örnekleri de görülebiliyordu. (*4)

Not: Restorasyon sırasında kaldırılan eski kilimler, Sivrihisar’da açılması planlanan müzede kullanılacağından belediye tarafından muhafaza edilmektedir. (*6)

Dört giriş kapısı bulunan caminin duvarları kesme ve moloz taşla örülmüştür. Caminin sağ ve sol kanadı üzerinde kitabeler bulunmaktadır.

sivrihisar-ulucami-planDış mekan: 26. 50 x 52. 60 =1394 m2.
İç mekan:   24. 60 x 50. 40 =1240 m2. dir.

Kıble duvarına paralel ve 67 ağaç direk üzerine uzanan kirişlerle altı nefli bir yapıdır. Ortadaki 3. ve 4. nefin (şahın) tabanları en yüksek olmak üzere 1,2, ve 5, 6 neflerin tavanları uzayan konsollar üzerinde ortaya doğru yükseliş meyli arz eder. Tümü Orta Asya çadır mimarisi görünümündedir.

ulucami-direkDoğu batı doğrultusunda dikdörtgen planlı yapının harimi enlemesine yöneliş gösteren basit tiptedir. Sahınlar birbirinden ahşap sütunlara bindirilmiş kirişlerle ayrılmıştır. Kirişler arası uzanan yuvarlak döşemelerin, ahşap kaplamaları üstten yapılmıştır. Minber ve mihrap karşısında üç, onun arkasında bir ve çarşı çıkısında iki direk (kısmen sade olsa bile) olmak üzere altı direğin orijinal kaldığı görülmüştür. Bunların üst kısımları, zengin oyma ve kabartmalarla süslenmiş (mihrap önü direkte) yer yer pirinç baklava dilimi levhalar çakılmış, yeşil ve siyah kalem işleri ile boyanmıştır.

Direkler, ardıç ve sarı çam cinsi ağaçlardan olup, bazı antik başlıklar kaide yapılıp üzerine oturtulmuştur. Düz ağaç başlıklar yanında Pessinus’tan getirildiği kanaati yaygın olan çeşitli antik başlıklar da kullanılmıştır.

ulucami-direk-mermer

Caminin havalandırılması çatı ortasında bulunan havalandırma feneri ile sağlanmıştır. Zemini tahta ile kaplıdır. Zemin yapılışında yarma tabir edilen teknikle yapılmış, tahta ile kaplı iken restoresinde geçmeli taban tahtası kullanılmıştır. Direkler temele kadar devam eden taşlar üzerine oturtulmuştur. Caminin rutubete karşı korunması için zemin ile taban tahta arasında 150 cm’ye varan boşluk bırakılmıştır. Taban ön safta 20 cm., arka safta (kadılar safı) 1 metre kademelidir.

Camiye Genel Bakış
Cami aydınlıkUlu caminin kuzey duvarında pencere yoktur. Cami avlusuna bakan batı duvarında üç tepe penceresi, güney yönünde mihrabın bulunduğu duvarda 8 alt ve 9 üst pencere vardır. Doğu cephesinde ise kapı açıklığının sağ tarafında iki pencere yer alır. Sol tarafında duvar dışa doğru bir çıkıntı yapar. Kadınlar bölümünü teşkil eden bu kısımda kapı yanında bir pencere ve iki üst pencere ve kütüphanede doğuya bakan 1 üst ve güneye bakan 1 pencere olmak üzere 2 pencere vardır. Pencerelerin tümü ahşap kasalı ve lokma demirlidir.

Caminin kuzey duvarı arkasına, cami duvarına dayalı olarak 1924’den sonra Belediye tarafından manifatura dükkanları inşa edilmiş olup özel şahıslara satılmıştır. Caminin batı avlusundan sonra şadırvana bakan kesimde, Emineddin Mikail Medresesi (1474-75) ve yanlarında vakfiyeleri vardı. Bu vakfiyelerden biri Cafer Akıllı tarafından satın alınmış Horoz sokaktaki arsası ile dükkanın gelirini vasiyetle Orhan Keskin’e kurdurduğu vakıf aracılığı ile Ulucami’ye vakfetmiş, Cami önü açılmak üzere dükkanlar istimlak edildiğinde, bedelsiz olarak cami lehine terkini öngörmüştü.

Güncel: Son yapılan restorasyonda dükkanlar kaldırılmıştır.

Ordu Caddesinin karşı kesiminde (Bugün Halk Bankasının önündeki boşlukta) Mustafa Uça’ya ait lastik, hidrolik ve oto parçası satılan dükkanda 1953 kışında bir gaz sobasından çıkan yangında, tahıl pazarına giden Hazinedar Caddesi köşesine kadar dükkanların tümü yandı. Caminin köşesinden, saçağı tutuştuğu bir anda, damından sarkıtılan kilimlerin devamlı ıslatılması ve Sivrihisarlıların cansiparane gayretleri ile Ulucami yangından güçlükle kurtarılabilmişti.

Ulu cami toprak damlı iken üzerindeki toprak Vakıflar Genel Müdürlüğünce atılmış ve tavan döşemeleri üzerinde 10 cm. kadar (bulgurlama tabir edilen) toprak bırakılarak ahşap çatı ile kaplanmış, çatı üzerine kiremit döşenmişti. Estetik bakımından çatı daha fazla yükseltilemediği ve akıntısı az mesafe uzun olduğundan dam akıyordu. Tarihi Eserleri Koruma Derneği olarak müracaatımız ve kararlı takibimiz sonunda kiremit kaldırılıp 1956-1959 yıllarında Vakıflarca 139.028,17 TL. Harcanarak çatı bakırla kaplanmıştır. (Vakıflar Dergisi, sene 1973) Fakat bu tamirlerden sonra kışın sıcak yazın serin olan cami kışları soğuk olduğundan kalorifer yapılmak istenmiş fakat müsaade edilmemiştir. Çatı bulgurlaması altına bir izolasyon yapılmadığından tahta aralarından camiye toprak dökülüp kirletmekteydi.

2013 yılında Ulucami esaslı bir onarıma tabi tutulmuş, çevresindeki dükkanlar istimlak edilip çevresi açılmıştır. Eski çatı kaldırılarak döşemeler tamir edilmiş, döşeme üstü tahtaları değiştirilmiş, üzeri esaslı bir izolasyondan sonra bakır kaplanmış, raspa ile minare üzerindeki sıva kaldırılmıştır. Pencereler değiştirilmiş, içi de esaslı elden geçirilmiştir. Ser mahfilin Batı yönündeki kısmı kaldırılmış, antik kaidelere görülmeleri için kova yapılmıştır.

Cami Giriş Kapıları

1- Kuzey giriş kapısı: Mihrap karşısında olup en eski kitabeyi taşımaktadır. Kapı girişinin sağ ve solunda cami zemininden bir metre yüksekte bulunan ve son cemaat mahalli vazifesi gören bu kıs­ma, kadılar safı denir. Bugün müezzin mahfeli buradadır. Bu safın üzerinde ve caminin batı yönü boyunca uzanan kadınlar mahfeli olarak da kullanılan sermahfel vardır. Bu mekana üç ayrı yer­den tahta merdivenle çıkılır.

ulucami-kuzey

Ayrıca caminin doğu tarafında, yükselti teşkil eden ana mekandan kafesle ayrılmış 5 ahşap direkli ve kütüphaneye çift kanatlı bir kapı ile irtibatlı, kadınların namaz kıldıkları bölüm vardır. “Hanımların mescitleri evleridir” kabulünden hareketle olmalı, bu mekan 1969 yılına kadar, dere tepe, taş ve toprakla kaplı iken, Tarihi Eserleri Koruma Derneğince temizlik, tesviye ve blokajdan sonra tahta ile kaplatılmıştı. Kuzey giriş kapısı Alemşah Kümbet’ine bakar. Bu kapının üzerindeki kitabe, iki kabara rozet sonra gül bezekler ortasında.

Essultani
– Cedede hazihil imaretül mescid-ül müba­rek fi nevbeti el abd-ül zaif Mikâil
– Bin Abdullah ahsenallahü evakıbehu fi sene selase ve seb’in ve sitre mie (673/1474)
Türkçesi: Sultan adına bu kutsal imaret mescidi Allah’ın aciz kulu “Allah akıbetini hayır etsin” Abdullah oğlu Emineddin Mikail’in görevi sırasında 673/1474 yılında yenilenmiştir.

Emineddin Mikail, Anadolu Seçuklular’ından III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in naibidir. Ünlü hoca Maliye Bakanı Sadeddin Ebu Bekr-i Erdebili’nin azadlısıdır. Üstün gayreti, sağlam isabetli düşüncesi, engin bilgisi ve atılganlığı ile köleliğin malla aynı tutulan seviyesinden, efendiliğin başköşesine yükseldi. Sağlam inancı, güçlü kalemi, engin bilgisi ile insanlar arasından seçilerek sıradan ve seçkin kimselerin gözdesi oldu. Hadis, fıkıh, hikmet ilimlerinde en yüksek payı ve en geniş hisseyi kazandı… Aziz ömründen hiçbir anını İnsani olgunlukları elde etmek ve dünyadakilerin hayır dualarını kazanmaktan başka bir işe harcamadı. (İbni Bibi-Selçukname. Kültür Bakanlığı s. 207)

2- Batı Giriş Kapısı (Çarşı Portalı): Çarşı meydanına açılan ve şadırvana bakan taş kemerli bir girişten, sağ tarafı eski müftülük binası ve musallanın bulunduğu boşluk, sol tarafı ise eski muslukların kaldırılması ile merhum Hacı Süleyman Görener tarafından yaptırılan gasilhane, tuvaletler, abdest alma yeri ve cami kapalı olduğu zaman kullanılan buraya irtibatlı küçük mescidin yer aldığı avluya girilir.

Karşıda üzeri siperli portal, mermer taç kapının ahşap sağ kanadında ve devamla sol kanadında:
Ve ennel mescidallahü- felatedu meallahüahad 1457/1841 M (Kur’an-ı Kerim cüz 29 -sure. 72. 18) (Muhakkak mescidler Allah içindir – Allah birdir kimseyi O’na ortak koşma.) yazılıdır. Ulucami’nin kuzey kapısı ile bu kapı benzerlikler arz etmektedir.

Güncel: Son yapılan restorasyondan sonra batı kapısının avlu ve girişi kaldırılıp, etrafı açık olarak kalmıştır. Tuvaletler ve abdest alma yerleri Alemşah kümbeti yanına yapılmıştır.

e-mikail3- Doğu Giriş Kapısı: Caminin doğu portalı da ahşap kasalı ve ahşap kapılıdır. Bu kapının en üstünde bir kitabe ve yanında Mikâil denilen kanatlı sitilize bir resim yer alır.

Kitabenin okunuşu: (1. tamir kitabesi)
1-Ümmire hazel-cami el mukaddem fi devlet-i effar-is sultan el ümem
2-El nıelik el adil sultan Murad min Al-i Osman muvaletin niam
3-Fağlebelıu Hızır bin Celal halled- Allahü bi latif-i itam
4-Fi amine es salis ve’l-erbain bad-ı sema- niye miefahtetim

Türkçesi: Hizmete giren bu cami, Müslümanların sultanı devletin iftiharı Nimetleri devam eden adaletli melik, âlî Osman’dan Sultan Murad’ın saltanatı esnasında; Allah lütfunu devam ettirsin; zamanın övüncü Celâl oğlu Hızır’ın üstün yardımı ile imar edildi. Allah camiyi afetlerden emin kılsın 843H/1439-40 M. de son buldu.

ulucami-dogu-minare-kitabe

Alttaki kitabenin okunuşu: (2. tamir kitabesi)
1- Eyle ya rab vakfı rahmetine sencedir. Ba hem imam hatip hem cemaati cümleten. Mükerri han olalar, galleti züpte dediler. …
2- Bezl-i sayederler cümle cedid idüp tecdidine Kimi malen kimi say’en lahavle illa bin nasr Vakıfıyiisemma evvelki Emineddin Mikail ide hamiyet ana Mevla şefii ola (…..)
3-Sıdk-ı safa ile (…) eyle dua oku tarihi, zikrııllah oldu dai tecdid-i camii kebir. Da camii kebir tecdid-i bihidayeti rabbül muin. Bina sa­hibi hayr-i bi malil hayri malil (…) ziirriyeteyn
4- (….) Emeltü tarihen lehli min Kıır’an- ı miibin (…) ni’me davul muttakıyn. Fi senetihi ısney ve tis’İne miete ve elf 1192/1778

4- Kadınlar Mahfeli Dış kapısı: Sırf hanımlara ait dış kapıdır. O da özel günlerde kandil ve bayramlarda cemaatin geliş ve dağılımlarında kadın erkek karışmasını önlemek için kullanılırdı. Bu kapının girişe göre solunda abdest almak için, suyu acı bir çeşme vardı. Çeşmenin suyu yukarılarda bir kuyudan gelmiş olmalı.

ulucami-kadin-mahfeli

Kadınlar mahfelinin doğu güney köşesini işgal eden ve kadınlar mahfeline derin bir sivri kemer altındaki iki kanadı bir kapı ile bağlı bulunan ve keza batı kısmı aynı şekilde kemerli, üzerleri kubbeli, doğuda kapısı, güneyde penceresi bulunan bir bölüm vardır. Buranın Emineddin Mikail, daha sonra Hızır Bey Kütüphanesi olduğu bilinmektedir. Hal böyle iken, Ahmed Tevhid Bey ve kendisini kaynak alanlar bu mekana, Sölpük Mescidi deseler de ismin menşei bilinmediği, zikredilmediği gibi restorasyonda mihrap izine de rastlanılmamıştır. Kemerlerin altındaki boşluklarda kütüphane dolap veya rafları olmalıdır. Nitekim şimdi batı kemer altında kütüphane dolabı vardır.

Musalla Kapısı (Mihrap duvarında): Minareye yakın bu kapı, eskiden musalla (meyyit) taşı caminin güneyinde ve bu kapı önünde cadde üzerinde olduğundan, cenaze namazı için kullanıldığı, mu­salla taşının, doğu kapısı girişindeki yere taşınması ile de özel günlerde: bayram namazlarında olduğu gibi; kullanıldığı büyüklerimizce ifade edilmiştir.

Musalla taşına cenaze getirildiğinde imamın namazdan sonra ön safı takiben bu kapıdan çıkıp cenaze namazını kıldırdığı, cemaatinde dışarı çıkanlar yanında içeride kalıp bu kapıdan gelen imam veya müezzin sesine uyup cenaze namazına iştirak ettiği bilinmektedir.

Minarenin Giriş Kapısı Üzerindeki Kitabe:
Külli şey’in halikun illa veçhe Lehiil hükmü ve ileyhi türceun
Heme mergüzarım pir’ü civan Bekini ne maned kes-i cavidan
Bena hazihil imaret-ül mübareke el emirül kebir Cemaleddin Ali bek
Etâlallahü ömrehu li ecl-i validehil mer- humul mağfur Cemaleddin
İsmail bin Akça bey tegammedehullah senettis’a ve isrine ve sitte mie 629/1431
Türkçe çevirisi
– (Onun zatından başka) Her şey yok olacaktır. Hüküm Onun’dur ve nihayet döndürülüp ona götürüleceksiniz.
1-(Farsça) Genç ve yaslı hepimiz mutlaka ölümü tadacağız. Dünyada kimse ebedi kalmayacaktır.
2- Bu mübarek imaret (yapılar manzumesi) büyük emir Cemaleddin Ali Bek tarafından yapıldı
3-Allah onun ömrünü uzatsın vefat eden babası merhum ul mağfur Akçabey oğlu Cemaleddin İsmail için, Allah her ikisini de yarlığasın 629/1431-32 senesinde yapıldı.

ulucami-minare-kitabe

Anlaşıldığı veçhile bu kitabe, imaret kitabesidir. Osman Ergin Bey, Türk şehirlerinde imaret sistemi isimli eserinde: “İmaret: medrese talebeleri ile fakirlere yemek pişirilip yedirilen yerlere verilen addır. Aşhane, aş evi gibi. Bu kelimenin zıddı Harap (mamur olmayan)

Türkler, cami medrese, hastane, aşhane, misafirhane, hankâlı hatta türbe hatta kale hatta minare binalarına kadar teker teker olduğu gibi hepsi bir arada olarak ta imaret adını vermektedirler. İmaret hem mamurluk ve hem de yemek yenilen yer anlamına gelir” demektedir. Ulucami’de minare girişindeki bu kitabenin yanındaki kubbeli mekanın, bu ima­retin mescidi olarak kabul edilmesi halinde, buraya Akçabey Mescidi demek yerine şayet sonraki kullanımlar göz önünde tutulacaksa Emineddin Mikâil Kütüphanesi veya Hızırbey Kütüphanesi demek gerekirdi. Bana Sölpük Mescidi ismi dayanıksız gelmektedir.

Bu kitabenin bulunduğu kapıdan içeri girildiğinde, minare önünde genişçe bir mekan ve kapı karşısında dama doğru çıkan bir taş merdiven görülür. Bu merdivenin minare yapımından evvel minare yerine kullanılması düşünülebileceği gi­bi, toprak damların bakımı için dama çıkmak için veya her ikisi için kullanılmış olması mümkündür.

Minare Kitabesi
Bu minarenin yapım kitabesi şöyledir: Bena hazihil minaretül şerife el mübareke Sahib-ül hayrat Hacı Habib bin Osman, fi evail Recep sene esna ve asere ve semani mieh Receb 814/1409

Bu mübarek minare-i şerife hayırlar sahibi Osman oğlu Hacı Habib tarafından bina edildi. Receb başlarında H. 814/1409 M. (Not: evail- birinci gün değil çoğul olup evvelini ifade eder)

Minarenin külahı 1972 yılı 19 Haziranda rüzgar sırasında meydana gelen anoforda, seren direği kırılıp minare giriş kapısı dışındaki merdivenlerin önüne düşmüştü. Bütün müracaata rağmen Vakıflar ilgisiz kalınca, yine Vakıflar İdaresinin oluru ile Sivrihisar Tarihi Eserleri Koruma Derneği olarak külâhı da diledikleri gibi yapmak isteyen, bazı şahıslara karşı adeta savaş vererek; aslına sadakatle yeniden yapıldı ve minareye parato­ner takıldı. Hasar gören alemi ve kırık di­reği tamirle Alemşah Kümbetinde kullanılmış ve buraya yenisini takılmıştır.

Fondaki gri kayalar önünde fark edilsin diye (1959) sıvanıp üzeri badana edilerek, şerefe altına kırmızı yeşil kuşaklar çekilerek ve minare kapısı üstüne (muhtemelen seren direği değişirse buradan istifade edilsin diye) konulmuş kahverengi mermere, yağlı boya ile ay yıldız çizilerek bilgisizce bu tarihi eser berbat edilmiştir. Bu faaliyetlere Orhan Keskin’in son anda müdahalesi ile Hoşkadem, Balaban, Kılıç Mescid Cami minareleri ve diğerlerinin aynı akıbete uğramaları önlenmiştir. Konya Anıtlar Kurulu Başkanı merhum Prof. Dr. Yılmaz Önge Bey, o tarihlerde Vakıflar Müşaviri olarak Sivrihisar’a her gelişinde minareyi raspa ettirip üzerindeki sıvaları temizleyip eski hüviyetine kavuşturamadığından üzüntülerini beyan etmiştir. 2015 yılı Mayıs ayında restorasyonu tamamlanan caminin minare sıvaları kazınıp eski haline kavuşturulmuştur.

ulucami-hizir-onarim-kitabeCaminin Mihrabı ve Minberi
Mihrab: Kuzeydeki taç kapı karşısında kıble duvarında iki pencere arasında çıkıntı teşkil eder. Kalıplama tekniğinde alçı süslemelidir. Sathi mukarnaslı alçıdan yapılmış mihrabın, Hızırbey tarafından yaptırılan 1439 – 1440 tarihli onarımda konulduğu anla­şılmaktadır. Mihrabı Prof. Dr. Gönül Öney’de aynı zamana tarihlemektedir.
Mihrabı çevreleyen en dıştaki birinci şe­ritte sülüs karakterde yazı, ikinci şeritte ise üzüm salkımları ve dallarından oluşan bitkisel motifler, üçüncü şeritte geçmeli beşgenlerden oluşan beş ve on kollu yıldız motifleri yer alır. Mihrap kavsarasını balık sıra motifli kademeli kaval silme çevreler. Mihrap nişi­nin iki yanında yer alan sutünceler balık sırtı motiflidir.

ulucami1Minber: Anadolu Selçuklularının en dikkate değer minberlerindendir. Camiye girince hemen göze çarpar. Ceviz ağacından yapılmıştır, ileri doğru fırlamış geometrik bölümler içinde Rumî ve palmetlerle in­ce işlenmiş dolgular ve ajurlu korkuluk ve şebekeleri ile Selçuklu ağaç işçiliğinin kıymetli eserlerindendir. Taht kısmında kare şebeke dolgusunda, Kayseri Keykubad’i çinilerinden ve Karahanlılara kadar uzanan Türk süslemelerinde her zaman devam eden sekizgenlerin birbirini kesmesinden meydana gelmiş örgü motifi karakteristiktir.
Kapı kanadında, Hasan Bin Mehmed olarak ustanın adı yazılıdır. Kapı kemerini çevreleyen kitabe kuşağında, Selçuklu sü­lüsü ile Ayet el Kürsi yazılıdır. Ebced hesabı ile “Hace-i ecel” karşılığı tarihi 643 (1445) olup üslup ve karakteri bu tarihe uygundur.

ulucmiMinberin kapı kanatları kapandığında, sivri kemer oluşturan bir şeritte taçlandığı görülür. Sivri kemer yaylan iki yanda kaval silme biçiminde bir sütunceye oturur. Bu minber belki de üzerine sürülen malzemeden olacak, Etnografya Müzesinde bulunan emsallerinde rastlanan ağaç kurdu tahribatına maruz kalmamıştır. Maalesef bilinçsizce minber üzerindeki malzemeler temizlenip, hayır işliyoruz diye mobilya cilası ile cilalanmıştır. Minberin taht kısmında kare şebekenin külaha uzantıları üzerinde, Kufi yazı ile Ayet-el Kürsi nakşedilmiştir.

Taht tacının kaidesinde, kıbleye döndüğümüzde sağ tarafında Bismillahirrahmanirrahim, önünde (Nasrun minallahi ve fethün karib ve beşşiril müminin). Sol tarafında (Ve ennel mescide lillahi felated-ü maallahi ehaden) ayeti kerimeleri sülüs yazı ile yazılıdır. (Okuyan Mehmed Dönmez) Ulu caminin minberinin çarşı açmak ga­yesi ile 1924 yılında yıktırılan Kılıç Mescid Camiinden getirildiği bilinmektedir. Kendi minberinin de Ankara Aslanhane Camii ne götürüldüğü söylene gelmiştir. Zikri geçen minberin ustası Ebu Bekir olup 1175 yılına tarihlendiğinden bu söylenti iddia olmaktan ileri geçmez.

Ulucami’de Hizmet Veren Bazı imam- Hatibler

– Süleyman Efendi. Ö. T. 1848 mezarı Tahtalı Evliya ile beraber Kurşunlu Mezarlığı’na nakledildi.
– Hacı Hilmi Efendi 1896 (İhsan Başol’un baba dedesi)
– Ulemai asitane’den
– Hacı Ali Hoca Ö. T. 1908 Kabri, Kurşun­lu Mh. Kumluyol Mezarlığında
– Sobacının Hafız Ömer Efendi
– Adapazarlı Mustafa Efendi
– Bahri Tok (aynı zamanda Elmalı Kuran Kursu fahri hocası idi.)
– Harun Karça
– Enver Akça
– Ömer Öztürk
– Osman Hatiboglu 1975-1984
– Çorumlu Ahmet Efendi
– Ahmet Hakses

Camide Vaaz Eden Zatlar:

Gecekli Ali Efendi, Müftü Rasih Efendi, Müftü Mehmet Emre, Müftü Orhan Ersoy ve diğer müftü ve vaizler.

Müezzinler: Mukayyitlerin Eşref Efendi, Hüsnü Horozoğlu, Süleyman Güvener (Tosur Hoca, Ali İhsan Paşa’nın babası), Medine’de medfun Ahmet Aksakal, Hafız Abdullah Şen ve diğerleri. (*4)

Sivrihisar ve Köylerinde Yunan Mezalimi adlı eserde 200 kitabının yakıldığı Müderris Hafız Osman Efendi şeklinde adı geçen, Merhum Hafız Osman DESTİCİ 7 yıl İstanbul Fatih külliyesinde eğitim alır, Sivrihisar’a gelir 1 ay kalır. Ve tekrar gider 7 yıl daha eğitim alır. İstanbul Fatih külliyesindeki 14 yıllık eğitim sonunda Sivrihisar Ulu camisine önce baş imam, hatip sonra MÜDERRİS olur. Mekanı Cennet olsun. -vefatı 1930- (*6)

***

Dipnot:* Sivrihisar’lı kadı leşker (kadıskar) Emir Celaleddin Ali Bey 1256 yılında Moğolların tahttan indirdiği II. İzzeddin Keykavus’un taraftarı olduğu gerekçesiyle Muineddin Pervane’nin tutuklatıp Moğollara teslim etmesi üzerine şehit edilmiştir. Emir Celaleddin Ali Bey’in hayatı hakkında başka bir bilgi bulunamamıştır. (*3)

Ulu Cami hakkında değerlendirme yazısı için tıklayın >

Kaynaklar:
1- Burası Sivrihisar S.E.Vakfı Yay. sh:120
2- T.S.E. Prof.Dr. Yüksel Sayan, Ege Üni. Yay. 2009
3- Eskişehir Valiliği – EskiYeni Kültür Dergisi, Temmuz 2010
4- Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan Keskin 2001-2017
5- Semerkand Video
6- Derleyen/Editör: Murat Sevimbay

Restorasyondan sonraki fotoğraflar

ulucami-arkasi

ulucami-new

2015 ULU CAMİ VİDEO

[ot-video type=”youtube” url=”https://www.youtube.com/watch?v=Avn2r0ZjCgI”]

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar’a Gitmek için 25 Neden

sivrihisara-gitmek-icin-25-neden

Yolunuz Bir Gün Mutlaka Sivrihisar’a Düşsün

Rüzgar gibi zamanın da yabancısı olduğu mekanlar vardır. Yılların, yüzyılların ılık bir aydınlık gibi ışıttığı mekanlarda ise hareketin ve sükunun, huzurlu bir sessizliğin sinip kaldığına tanık olursunuz. Bilgeler yurdu Sivrihisar’da da kafanızı çevirdiğiniz her yerde hafızanın, hatıranın ve yaşanmışlıkların eteklerine tutunan hüzünlü hikayelerle baş başa bulursunuz kendinizi. Eskişehir-Ankara yolunun hemen kenarında, dünyanın bütün gürültülerinden koparak huzurlu bir mola vermek isterseniz, Sivrihisar tam size göre.

Sivrihisar, tarihi yolların kesişme noktasında Friglerden, Romalılardan, Selçuklulardan, Osmanlılardan devraldığı birçok miras ile ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Bir uçbeyliği olan Sivrihisar, özellikle Türk-İslam dönemi eserlerle sizi geçmişe sürükleyecektir. Ünlü Kral Yolu’nun geçtiği ve Kibele Tapınağı’nın bulunduğu Pessinus, üç kıtadan kuşların konakladığı Balıkdamı Kuş Cenneti ve onlarca camii, mescit, çeşme, hamam, eski mahallelerde size zamanın donup kaldığı hissini verecektir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Bursa için söylediğini siz Sivrihisar için söyleyeceksiniz: “Takvimle, saatle ilgisi olmayan ikinci bir zaman daha var.”   Murat KÜÇÜK

SİVRİHİSAR TURİSTİK YERLER

hizbme1- HIZIR BEY MESCİDİ

15. yüzyıla ait yapı, Kubbeli Mahallesi Hızırbey Sokak’tadır. Kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. 1963 yılına kadar Belediyenin gaz deposu olarak kullanılan mescid, yapılan aslına uygun onarımlar sonucu orjinal formuna yakın bir görünüme sahip olmuştur. Bugün ibadete açıktır.  DEVAMI >

ayr

minare

2- KILIÇ MİNARESİ: Mescitsiz Minare, Sivrihisar kılıçla fethedildiğinden ve kılıca dayanılarak hutbe okunan ilk mescit olmasından dolayı bu adı aldığı söylenir. Bir başka rivayete göre Oğuz boylarının Kılıç aşiretinden adını alır. Tümüyle ahşaptan yapılan yapının mescidi yıkılmış ve günümüze yalnızca minare kalabilmiştir. Mescitsiz Minare Selçuklu sanatının güzel bir örneği.

ayr

.hudaicami3- AZİZ MAHMUD HÜDAİ CAMİİ: 1591 tarihinde Azîz Mahmûd Hüdâi tarafından yaptırılan ve ismiyle anılan camiye, 1893’te yeniden yapılmasından dolayı, Azîz Mahmûd Hüdâi Camii yerine Yeni Camii denilmiştir. Ortası büyük, çevresi yarım kubbeler şeklinde, ahşap tarzda yapılmıştır. Minaresi 1894 yılında yapılmıştır. Şerefe altında iki kuşak bulunmaktadır. Yapım sırasında birinci kuşaktaki yüksekliğin yeterli görülmediği ve kuşağın yükseltildiği anlaşılmaktadır. Celvetiyye tarikatının kurucusu Azîz Mahmûd Hüdai, hem bir şeyh hem de bir şairdir. Dönemin büyük sufisi 1543-1623 arasında yaşamıştır.

ayr

akumbet4- ALEMŞAH KÜMBETİ (NAMAZGAH): Eskiden şehir dışında, kırda ve set üzerinde, mihrap konulmak suretiyle, namaz kılınmak için yapılan yere namazgâh denilirdi. Namazgah, namaz dışında bir başka işlev daha üstlenirdi; bayramlarda, yağmur dualarında, hacıları gönderirken, asker uğurlarken halk burada toplanırdı. Sivrihisar’da halk, namazgâhı “Bayram Musalla” diye adlandırıyor. Namazgâhın mihrabı, 7 basamaklı minberi ve orta yerinde müezzinliği bulunuyor. Etrafı taş duvarla çevrili olan namazgâhtaki kitabeden, yapının 1799 yılında tamir edildiği anlaşılıyor.

ayr

balcami

 5- BALABAN CAMİİ: Sofya Fatihi Balaban Paşa tarafından yaptırılmıştır. Dört ahşap direkli ve ahşap örtülü caminin minaresi güzel tuğla işçiliği ile ilgi görür. Cami önündeki çeşmenin de Balaban Paşa tarafından yaptırıldığı kabul ediliyor.

ayr

hkademcami6- HOŞKADEM CAMİİ: 15. yüzyıla tarihlenen bu camii Hacı Hoşkadem tarafından yaptırılmıştır. Karacalar Mahallesi Hoşkadem Sokak 385 ada, 1 nolu parsel de Va­kıflar Genel Müdürlüğü adına kayıtlıdır.

DEVAMI >

ayr

.yhkumbet7- YUNUS HOCA KÜMBETİ: 1274 yılında yapılmıştır. Ravzat-ül Ahbar adlı eserde, Selçuklu Bahriye Nazırı Sadreddin Hoca Yunus’un, Cimri ve Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından öldürülmesi üzerine yapıldığı yazılıdır. 6 metre çaplı kubbesi bulunan kümbetin kapı mermer sövelerinde çarkıfelekler, yaprak ve bitki motifleri ile geometrik bezemeli iki şerit arasında bir geyiği kovalayan aslan figürü görülür.

ayr

.namazgah-28- NAMAZGAH: Eskiden şehir dışında, kırda ve set üzerinde mihrap konulmak suretiyle namaz kılınmak için yapılan yere namazgâh deniliyor. Namaz dışında bir başka işlev daha üstleniyor; bayramlarda, yağmur dualarında, hacıları gönderirken, asker uğurlarken halk burada toplanıyor. Sivrihisar’da halk namazgâhı “Bayram Musalla” diye adlandırıyor. Namazgâhın mihrabı, 7 basamaklı minberi ve namazgâhın orta yerinde müezzinliği bulunuyor. Etrafı taş duvarla çevrili olan namazgâhtaki kitabeden 1799 yılında tamir edildiği anlaşılıyor.

ayr

.ulucami19- ULUCAMİ: Selçuklu döneminden günümüze ulaşan, ahşap direkli camilerin nadir örneklerinden biridir. Şehrin merkezinde, kapladığı alan ve diğer özellikleri ile ulu kelimesi bu eserde tam anlamını bulur.

Geniş açıklama ve fotoğraflar için tıklayın >

ayr

akdomes10- AKDOĞAN MESCİDİ: Selçuk Bey tarafından 15. yüzyılda yaptırılan Akdoğan Mescidi’nin en özgün yanı, tavan örtüsünün 2/3’ünün “tüteklikli örtü” denilen teknikle yapılmasıdır.

ayr

ihsan-erdemligil-konak
İHSAN ERDEMLİGİL KONAĞI

11- İHSAN ERDEMGİL KONAĞI: Atatürk, 7 Mart 1922’de Sivrihisar’a gelir. Kurtuluş Savaşı’nın o zor günlerinde üç gün süreyle İhsan Erdemgil’in konağında kalır. Gündüz cephedeki birlikleri denetleyen Atatürk, geceleri ise İhsan Erdemgil’in konağını karargâh olarak kullanır. 

* * *

ZAİMAĞA KONAĞI: Atatürk`ün Kurtuluş Savaşı sırasında bir süre ikamet ettiği ve Bakanlar Kurulunun, Ankara dışında, ilk kez toplantı yaptığı konağı mutlaka görmelisiniz.

Zaim Ağa Konağı detaylar için tıklayın >

ayr

kurcami12- KURŞUNLU CAMİİ: İlçe merkezindeki cami Şeyh Baba Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Kitabesine göre inşa tarihi 1492’dir. Bina, plan olarak tek kubbelidir. Üç kubbeli bir son cemaat yeri ve sağında caminin zarif bir minaresi ve önünde çeşmesi vardır. Son cemaat cephesi ve minare kesme taştan, diğer kısımları kesme taş üç sıra tuğladan inşa edilmiştir. Son cemaat yeri ince iki yan duvarı uzantısıyla ve kare şeklinde iki yığma ayaktan meydana gelmiş ve üç kubbelidir. Caminin en çarpıcı özelliklerinden biri duvarlarıdır. Duvar kalınlıkları son cemaat duvarında 1.32 m diğer duvarlarda 1.48 m olarak ölçülmüştür. Bu cami 1343’te Hacı Osman oğlu Hoca İbrahim’in yaptırmış olduğu mescidin yıkılıp genişletilen yerine yaptırılmıştır. Caminin yanındaki türbede Şeyh Baba Yusuf’un babası Halil Hoca ve oğlu Veli Hamdi Baba’nın kabri bulunmaktadır.

ayr

pessinus13- PESSİNUS BALLIHİSAR: Ankara-Eskişehir kara yolu üzerinde Sivrihisar’ın 13 km. güneyindeki Ballıhisar’da bulunuyor. Eski Kral Yolu üzerinde olan antik şehrin üzerinde bugün Ballıhisar Köyü kurulmuştur. Friglerce ‘Kybele’ diye adlandırılan ana tanrıçanın bulunduğu en önemli tapınma yerlerinden biri olarak biliniyor. Büyük olasılıkla bir meteor olan siyah taşın gökten inen tanrıça idolünün bulunduğu yerdi. Romalılar, Kartaca’ya karşı yapılan savaşı kazanabilmek için bu taşı MÖ 204 yılında Roma’ya götürürler ve bunu Magna Mater (Ulu Ana) diye adlandırırlar. Pessinus, ana tanrıça için yapılmakta olan törenlere sahne olur ve o dönemlerde kendini ana tanrıçaya adayanların merkezi konumuna gelir.

Pessinus’tan geçen Kral Yolu güvenilir ve kestirme olduğundan Roma ve Bizans çağlarında da kullanılır. Antik kentin yakınlarında yol kalıntıları günümüzde de görülebilir. Roma çağında Pessinus’a giden yollarda mil taşları kullanılır.
Hellenistik çağda şehirdeki tapınak onarılır, meclis binası, stoa, kanal, tiyatro ve yollar yapılır. 1967 yılında Belçika Gent Üniversitesi tarafından aralıklarla 2008 yılına kadar kazı çalışmaları yapılmıştır. 2009 yılından itibaren kazılar, Avustralya Melbourne Üniversitesi tarafından devam etmektedir. Kazılar sonucunda çıkan eserler Eskişehir Arkeoloji Müzesi’nde ve Pessinus’ta kurulan açık hava müzesinde sergilenmektedir.

ayr

doasmes14- DOĞAN ASLAN MESCİDİ:II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in bayraktarı Doğan Aslan Bey tarafından 1247’de yaptırılmıştır. Sekiz dilimli kubbesi ve son cemaat yeri ile bölgedeki yapılardan farklı mimariye sahiptir.

ayr

sivev15- SİVRİHİSAR EVLERİ: Sivrihisar’da zamanın ağırlığını taşıyan, dar yollar arasında birçok eski ev güzel mimarisiyle sizleri büyüleyecek.

Detaylar için tıklayın >

ayr

dogspor16- DOĞA SPORLARI: Sivrihisar’da tracking, hiking, kampçılık, kuş gözlemciliği, kaya tırmanışı için uygun birçok rota bulunuyor.

ayr

hazmesc17- HAZİNEDAR MESCİDİ: İlçenin en önemli tarihi eserlerinden biride, Anadolu’nun Kabe Minyatürlü İlk Mescidi olan Hazinedar Mescidi ilçe merkezindedir. Anadolu Selçuklularından Hazinedar (Maliye Nazırı) olan Necibiddin Mustafa’nın kendi adına 15. yüzyılda yaptırdığı mescidin içerisi minyatürlerle bezelidir.

ayr

kilise118- ERMENİ KİLİSESİ

Yapının Tarihçesi ve Mimari Özellikleri ile ilgili yazı ve fotoğraflar için tıklayınız.

ayr

saatkule19- SAAT KULESİ: Saat Kulesi 1899 yılında dönemin kaymakamı Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. İlçenin her tarafından rahatça görülebilmesi için yüksek bir kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir. 

Detaylar için tıklayın >

ayr

karamez20- KARAKAYA MEZARI: Köy mezarlığının hemen yanı başında, toprak altındaki volkanik kaya kütlesine oyulmuş olan oda mezar, tipik Frig kaya mezarlarının en güzel örneklerinden biridir. Beşik çatılı, üçgen alınlıklı, arka arkaya yerleştirilen iki odadan oluşur. Arka odada ana kayadan yontulmuş, üzerine ölen kişinin yatırıldığı bir kline vardır. Köyü kuzeyden ve batıdan çevreleyen kaya kütlelerinin yüksek kesimlerinde iki mezar daha bulunmaktadır.

ayr

tekoren21- TEKÖREN KÖYÜ: Köyün hemen kuzeydoğusunda Tunç ve Demir Çağı malzemesine sahip geniş bir ören yeri; kayalara oyulmuş basamaklı sunak, oda mezarı ve üzüm ezme havuzundan oluşan Frig dönemine ait bir açık hava kutsal alanı vardır.

ayr

gelinkiz22- KARACAKAYA GELİN KIZ FRİG KAYA MEZARI: Yüksek ve kayalık Çal Tepesi’nin Karacakaya Köyü’ne bakan kuzey yüzünde, zirveye yakın bir kesimde sert mermer kayaya oyulmuştur. Beşik çatılı, üçgen alınlıklı, tek odalı bir mezardır. Mezar odasının içinde duvar yüzeyine işlenen figüratif kabartmaları ile son derece dikkat çekicidir. Kabartma alanında mezar girişine doğru ilerleyen ata yan oturmuş bir figür ile arkasında yaya olarak onu takip eden mızraklı bir figür vardır.

ayr

hamkarc23- HAMAMKARAHİSAR CAMİİ: Hamamkarahisar Köyü’nde Emir Seyfettin Kızıl tarafından 1259’da yaptırılır. Emir Seyfettin Kızıl’ın Türkmen Bayındır Boyu Beyi olduğu, İzzeddin Keykavus’un danıştığı üç büyük emirden biri olduğu belirtilir. Hamamkarahisar Camii, ana mekan ve son cemaat yeri olarak bölümlerin biçimlenmesi ve bütünleşmesi açısından Osmanlı mimarisine geçiş aşamasında, kimliğini günümüze taşıyabilen özgün bir örnektir.

ayr

zeykoy24- ZEY KÖYÜ: Sivrihisar Dağları’nın kuzey eteklerinde, kayalık bir yamaçta kurulmuştur. Köyün 1 km kadar güneyinde dar bir vadiyi iki yönden sınırlandıran kaya kütlelerinin yüksek kesimlerinde on iki adet oda mezar, iki adet basamaklı sunak ve üzüm ezme havuzu bulunur. Frig kaya sanatının özgün örneklerini oluşturan bu anıtlar ve bu alanın 1 km güneyindeki Zey Kalesi Frig yerleşmesine aittir.

ayr

balkaya25- BÖĞÜRTLEN BALKAYASI FRİG KAYA ANITI: Böğürtlen Köyü’nün güneyinde, Balkayası olarak da adlandırılan yüksek kaya kütlesinin dik yüzüne oyulmuştur. Beşik çatılı, üçgen alınlıklı bir yapının ön cephesini simgeler. Ortada kapıyı simgeleyen dikdörtgen sığ bir niş vardır. Bilinen aynı tip Frig anıtlarından farklı olarak alınlık ve cephedeki geometrik bezemeler, koyu kırmızı renk boya ile yapılmıştır.

Eskişehir Valiliği, EskiYeni dergisi

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Tarihi Anıt Yapılar

Eski çağlardan beri yerleşim yerlerinin gelişiminde anıt yapıların önemi büyük olmuştur. Osmanlı döneminde şehir için “suru bulunur, cuması kılınır, pazarı kurulur” tanımı yapılmıştır. Dolayısıyla, şehir denilince üç temel unsur esas alınmıştır: Savunma için ‘sur’, cuma namazlarının kılınması için ‘ulu cami’ ve pazarın kurulması için de gerekli yapılar (han, kervansaray vb.) yerleşim yerlerinin belirleyicisi olmuşlardır. Yalnızca bunlarla da sınırlı kalmayıp, Türk-İslam döneminde bu yapıların yanında; hamam, medrese, türbe, hankâh, şifahane ve çeşme gibi sosyal yapı ünitelerinin gerek kentlerin gelişiminde, gerekse onun birimleri olan mahallelerin oluşmasında doğrudan etkili olduğu söylenebilir. Bu yüzden Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kimi devlet adamları, kendi yetiştikleri yerlerde böyle yapılar inşa ettirmek suretiyle, yerleşim yerlerinin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.

Yukarıda anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere, Sivrihisar’ın kuruluşu ve gelişimiyle ilgili olarak Türk döneminde mahalle ve onları meydana getiren evlerle anıt yapıların sıkı bir ilişkisi vardır. Türklerin şehre yerleşmesinde, burada inşa edilen cami ve mescidler, çevrelerinde halkın iskanını sağlıyor; diğer sosyal bina ünitelerinin teşekkülü ve Türk geleneğinde yeni konutların inşası ile de kent artık yavaş yavaş yeni kimliğini kazanıyordu. Yerleşim yerinin merkezinde bulunan Ulu Cami hem şehrin gelişmesini, hem de Selçukluların buraya verdiği önemi göstermesi bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Daha o zamanlarda şehrin ticari merkezi bu caminin çevresinde oluşmuş ve bu durum günümüze dek değişmeden süregelmiştir.

Bunun yanında çoğu mahallelerin kuruluşu, doğrudan o mahallede inşa edilmiş olan bir cami, mescit, ya da başka bir anıt yapıyla ilgili olmaktadır. Nitekim, eski adlarıyla Hacı Hasan, Hacı Minnet, Hacı Veys, Hacı Kutbeddin, Akdoğan, Faruk, Hacı İshak, Kocaca nam-ı diğer Umuroğlu mahalleleri bu semtlerde yaptırılan bir caminin; Seyyid Mahmud mahallesi ise Seyyid Mahmud adına kurulan bir zaviyenin etrafında şekillenmiştir. Halkın temizlik kültüründe önemli yer tutan hamamların, içme suyu ihtiyacını karşılayan çeşmelerin ve bugün ayakta olmayan diğer birçok yapı türünün de hem kentin, hem de onun birimleri olan mahalle ve evlerin oluşmasında etkisi açıkça görülmektedir. Bu etki, yalnız oluşum safhasında değil, bugün de şehrin yerleşim planında ve silietinde hakim rol oynamaktadır.

Anadolu’da pek çok eski kentimiz gibi, Sivrihisar’daki tarihi yapıların sayısı da günümüzde önemli derece azalmış ve bazı yapı türleri tamamen yok olmuştur. Bunların bir kısmı kasten yıkıma uğramış, geri kalanı da işlevini sürdüremediği için ortadan kaldırılmış veya harap hale gelmiştir. Mimari anıtlardan halen kullanılanların, bir başka deyişle işlevini sürdürebilenlerin ise ayakta kalabilmek için daha şanslı oldukları görülmektedir.

Bugün şehir ve çevresinde mevcut olan Türk dönemi mimari anıdan, yörenin tarihi mirası olmanın ötesinde, bin yıla yaklaşan geçmişinde halkının kültür kimliğine de ışık tutmaktadır. Bu kimliği daha yakından tanımak için şehir merkezindeki bazı anıt yapılardan burada kısaca söz etmek yerinde olacaktır.

Camiler

Sivrihisar denilince kuşkusuz ilk akla gelen mimari yapı Ulu Cami olmaktadır. Şehrin merkezinde yer alan caminin mevcut şeklini, 1232’de Selçuklu devrinden başlayarak, bugüne kadar yapılan çeşitli ekleme ve onarımlar sonucunda aldığı anlaşılmaktadır.

Bugünkü şekliyle Ulu Cami, dıştan yalın görünüşlü bir yapıdır. Üzeri özgününde kamış dolgulu ve toprak damlı iken, 1958’de bu örtü yerine hafif meyilli kırma çatı yapılmış ve kiremitle örtülmüş; 1978’de” kiremitler kaldırılarak çad kurşunla kaplanmıştır. Çatısının ortalarında küçük bir aydınlatma kubbesine (fener) sahip caminin, silindirik gövdeli minaresi yapının doğusuna bitişik olarak inşa edilmiştir. Eserin en dikkati çeken özelliği içteki ahşap direkleridir. Kirişleri taşıyan bu direkler iç mekanı mihraba paralel altı sahına ayırmaktadır. Cami, içte toplam 67 ahşap direkle, Anadolu’daki bu tarz camilerin en büyüğüdür. Bunların kaide ve başlıkları yörenin antik devir yapılarına ait devşirme malzemelerdir. Sütunlarından altısı orijinal. Sade bir iç mekan anlayışına sahip caminin güzel ve özgün süslemeleri de bu direklerin üzerinde bulunmaktadır. Bundan başka, süslemeli alçı mihrabının 15. yüzyıldaki onarımından kaldığı ifade edilmektedir. Üzerindeki kitabesinden ebcet hesabı ile 1245 tarihinde yapıldığı anlaşılan ve Hasan bin Mehmed’in eseri olan minberinin ise. Ulu Cami’ye 1924’de yanan Kılıç Cami’nden getirilmiş olduğu bilinmektedir. Ceviz ağacından yapılmış olan bu minber Anadolu Selçuklu ahşap sanatı içerisinde ayrı bir değer taşımaktadır.

Sivrihisar merkez Karacalar mahallesinde yer alan Hoşkadem Cami’nin kitabesi olmadığından tarihi kesin şekilde tespit edilememektedir. T. Özalp, camiyi 1274’de Hazinedar Necibüddin Mustafa’nın hanımı için yaptırdığını ileri sürmekteyse de tarihi kayıtlardan yapının 15. yüzyıldan kaldığı öğrenilmektedir. Kare planlı ve tek kubbeli caminin kuzeybatı köşesinde tuğladan silindirik gövdeli minaresi yükselmektedir.

Hoşkadem Cami’nin batısında bulunan Hazinedar Mescidi’nin de inşa tarihi ve banisi tam olarak bilinmemektedir. Yapının 13. yüzyılda yine Selçuklu hazinedarı Necibüddin Mustafa tarafından yaptırıldığı ifade edilmektedir. Ancak kimi araştırmacılar eserin 15. yüzyılda inşa edildiğini ileri sürmektedirler. Birkaç kez onarım geçirerek günümüze gelebilen kare plânlı yapının üzerini tromplu tek kubbe örtmektedir. Duvarları taş-tuğla almaşığıyla örülen mescidin minaresi yoktur. Yapının iç duvarlarında minyatür tarzında işlenmiş kalem işi tasvirler mevcuttur. Alçı mihrabının alınlığında gömülü olduğu bilinen çinilerinde ise eser kalmamıştır.

Kurşunlu mahallesinde, mahalleye adını veren Kurşunlu Cami, inşa kitabesine göre Baba Yusuf tarafından 1492 tarihinde yaptırılmıştır. Caminin daha önce burada mevcut olan 1343 tarihli bir mescidin yerinde inşa ettirilmiş olduğu, yapının duvarında bulunan bir kitabe parçasından anlaşılmaktadır. Banisinin adına atfen Baba Yusuf Cami de denilen yapı, kare planlı ve tek kubbeli bir harim mekanı ile üç gözlü son cemaat yerinden oluşmaktadır. Son cemaat yeri üç kubbeyle örtülen caminin minaresi, harimin bati cephesine bitişiktir. Duvarları bir sıra taş, üç sıra tuğla almaşığı esasına göre inşa edilmesine karşılık, yapının son cemaat yerinin cephesinde ve minarenin gövde kısmında yalnızca kesme taş kullanılmıştır.

Karabaşlı mahallesinde hafif yüksekçe bir tepeciğin üzerinde bulunan Namazgâh ilgi çekicidir. Aslının 13. yüzyıldan kaldığı söylenen bu eser, devşirme taşlardan bir mihrap duvarı ile onun orta aksı üzerine yerleştirilen yekpare mermerden bir mihrap ve 8 taş basamaklı minberden ibarettir. Mihrap duvarında bulunan iki mermer kitabenin birisi harflerin aşınması nedeniyle okunamamaktadır. Diğerinde ise Namazgâh’ın 1810’da onarıldığı kaydedilmiştir. Etrafı ihata duvarıyla çevrili Namazgâh’ın kavsarası istiridye şeklindeki mermer mihrabı özellikle dikkat çekicidir.

Karacalar mahallesinde yer alan Yeni Cami, daha önce burada mevcut iken yıkılmış olan Aziz Mahmud Hüdai Cami’nin yerinde kaymakam Mahmud Bey tarafından 1893’de yaptırılmıştır. Dıştan kırma çatılı ve kiremit örtülü olarak görünmesine karşılık, içte ortada dört sütuna oturan pandantifli kubbesi, yanlarda ise beşik tonozlu bir örtü sistemine sahiptir. Kuzeydoğu köşesinde tuğladan silindirik gövdeli minaresi bulunan cami; mihrabı, minberi ve diğer iç süslemeleri ile son devir Osmanlı mimarisinin Sivrihisar’daki temsilcisi niteliğindedir.

Mezar Anıtları

Sivrihisar’da çeşitli türbe yapıları bulunmakla birlikte iki mezar anıtı özellikle dikkat çekicidir. Bunlardan biri Cumhuriyet mahallesinde, Eskişehir yolu üzerinde bulunan Hoca Yunus Türbesidir. Ne zaman ve kimin adına yaptırıldığı kesin olarak bilinmeyen eserin 13. yüzyılın son çeyreğinde Selçuklu emirlerinden Sadeddin Hoca Yunus adına inşa edildiği ileri sürülmektedir. Türbe, altta mumyalığı ile iki katlıdır. Ancak, alt katı bugünkü zemin seviyesinin altında kalmış olduğundan içeri girilememektedir. Kare planlı üst katı ise dıştan sekizgen kasnaklı, içten pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür. Duvarları taş ve tuğla almaşığı ile yapılan eserin inşasında yörenin antik devir malzemesinden oldukça faydalanıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, üst kat giriş kapısını çevreleyen devşirme malzemeden mermer sövelerin\yüzeylerindeki süslemeler özellikle dikkati çekicidir. Bir kısım onarımlarla mevcut şeklini alan ve günümüzde cami olarak kullanılan yapının sıvanmış olan iç mekanında ise kayda değer süs unsuru yoktur.

Şehrin merkezinde, Ulu Cami’nin kuzeyinde bulunan Alemşah Kümbeti, kitabesine göre İlhanlı beylerinden Melikşah Bey tarafından 1327’de kardeşi Sultanşah için inşa ettirilmiştir. Yapı, altta mumyalık bölümüyle iki katlıdır. Kare bir kaide ve gövde üzerinde, sekizgen bir kasnakla yükselen kümbet, üstte piramidal külahla son bulmaktadır. Mumyalık katı içten basık tonozla kapatılan yapının iki yandan merdivenlerle çıkılan üst katı, kare planlı ve tromplu kubbeyle örtülmüştür. Duvarları taştan inşa edilen ve mermerlerle kaplanan türbenin külah kısmının tuğladan yapılmış olması dikkat çekicidir. Kümbet, taç-kapısında ve mihrabında yoğunlaşan mimari süslemeleriyle de önemli bir eserdir.

Hamamlar

Halkın temizliğe verdiği önemin bir göstergesi olarak Sivrihisar’da hamamların sayıca çokluğu dikkati çeker. Kumacık Hamamı, Şeydiler Hamamı, Küçük Hamam, Yeni Hamam, Gavur Hamamı ve Sinan Paşa Hamamı olarak isimleri sayılabilen bu yapılardan bir kısmı tamamen yok olmuş veya kullanılmadığı için harap hale gelmiştir. Bugün şehir merkezindeki hamamlardan yalnızca Şeydiler Hamamı işlevini  sürdürmektedir. 14. yüzyılda yapıldığı kabul edilen ve geçirdiği esaslı tamirlerle günümüze gelebilen bu hamam, soyunmalık, ılıklık, sıcaklık, halvet hücreleri ve külhanıyla klasik Türk hamamlarının planını yansıtmaktadır.

Millet caddesinde bir evin arka hayatında yer alan Sinan Paşa Hamamının bir ev hamamı olarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu bakımdan ayrı bir nitelik ve önem taşıyan yapının Türk hamam mimarisinde “özel hamamlar” içinde değerlendirilmesi gerekir. Tarih kitabesi bulunmayan hamamın 1475-1481 yılları arasında Sinan Paşa tarafından yaptırıldığı kabul edilmektedir. Kırma moloz taştan inşa edilen eser, 1970’de sahibi İhsan Biçerli tarafından onartılmıştır. Halen dışa kapalı olan yapıya, sözü edilen evin tandırevinden bir kapıyla girilmektedir. Küçük ölçülerdeki hamam yalnızca soyunmalık, ılıklık ve su deposu ile külhan bölümlerinden oluşmaktadır. Soyunmalık ve ılıklık bölümleri tromplu birer kubbe ile, su deposunun bulunduğu kısım ise beşik tonozla örtülmüştür.

Çeşmeler

Sivrihisar’da eski evlerin hemen hepsinde bir kuyu bulunmasına rağmen, bunların suyu içmeye ve çamaşır yıkamaya elverişli olmadığı için yakın zamanlara kadar halk su ihtiyacının büyük kısmını sokak ve meydan çeşmelerinden karşılıyordu. Bir kısmı yıkılıp yok olmasına karşın, bugün de neredeyse her sokakta veya meydanda bir çeşme ile karşılaşmak mümkündür. Çeşmeler genelde sonraki onarımlarla özgünlüğünü yitirmiş olmakla birlikte, çoğu halen işlevini devam ettirmekte ve evlerde şebeke su bulunmasına rağmen günümüzde de halk onların suyundan faydalanmaktadır.

Sivrihisar sokaklarında, ya da birkaç sokağın kesişmesinden oluşan meydanlarda bağımsız olarak yapılan çeşmeler arasında Ak Çeşme en anıtsal örneklerden birisidir. İnşa kitabesi olmayan, ancak Selçuklu döneminde yaptırıldığı söylenen bu çeşme, daha önce yol ortasında bulunmasından 1998 yılında bugünkü yerine taşınmıştır.

Tek olarak inşa edilen sokak ve meydan çeşmelerinden başka, evlerin alt kat duvarları içinde yapılan halka açık sokak çeşmeleri de mevcuttur. Bulunduğu sokağa adını veren Nemane Çeşmesi bunlardan biridir. Kitabesine göre 1766 tarihinde muhtemelen evin sahibi Hacı Mustafa tarafından yaptırılan çeşme, özgününde tuğla-taş almaşığıyla inşa edilmiştir. Ancak yakın zamanlarda yapılan tamirlerle eserin tarihi niteliği bütünüyle yok edilerek, cephesi iki renkli mermerlerle kaplanmıştır.

* * *

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr. Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar Saat Kulesi

sivrihisar-manzara

Sivrihisarın Simgesi

saatkuleSaat Kulesi Sivrihisar’ın simgelerinden biridir. 1899 yılında dönemin kaymakamı Mahmut Bey ve Belediye Reisi Yüzügüllü Hacı Mehmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. Büyüktür ve ilgi çekicidir. Sivrihisar’ın sembolüdür.

İlçenin her tarafından rahatça görülebilmesi için yüksek bir kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir. Kare prizma gövdeli olup, 12 m. yüksekliğindedir. Kesme taşlarla yapılmış olup dört tarafında da saat vardır. Aylık kurma ile çalışır. Pirinçten yapılma çan, tokmakla saat başı çalar.

2012 yılında yapılan restorasyonla ilk yapılan zamandaki görünümü verilmiş. Çıkış yolundaki çevre düzenlemesi yapılıp gecede spotlarla ışıklandırılmıştır.

4.5.2010 – Necmi Günay – Saat Kulesine arka taraftaki sekiz basamaklı bir merdiven ile çıkılmaktadır. Üzerinde demir parmaklıklı bir de şerefesi bulunmaktadır. Bunun üzeri kubbe ile örtülüdür. Saat kadranı şehre hakim yere konulmuştur.

Türkiye’de çoğu ilçeye nasip olmayan birçok değer gibi Sivrihisar’ın “Saat Kulesi” de ender kültür varlıkları arasında bize atalarımızdan kalan mirastır ve tarihi eser statüsü kazandırarak korunmalıdır.

Saatin olduğu yeri gerekli düzenlemeler yapılarak kafeterya ve seyir tepesi haline getirip izlerken çaylarını ve kahvelerini yudumlayacak mekanlar yapmalıyız.

sivrihisar-saat-kulesi-geceSaat Kulesi’nin bakımını Değerli büyüğümüz Süleyman Özenç yapıyor. Süleyman usta 60 yıl aralıksız ve karşılık beklemeden saatin bakımını yapmayı sürdürdü. Saatçi Süleyman Usta, 5 günde bir saati kuruyor. Ayrıca meydana gelen arızaları da tamir ediyor.

Vazgeçilmez bir ihtiyaca dönüşen “saat kavramı” insanı zamanın peşinden koşarak mekanik bir varlık haline getirdi. Bizim zamana hükmetmemizi unuturdu. Unutulan bir diğer özellikte SİVRİHİSAR…

Bizleri unutanları ve uyuyanları biliyoruz. Uyumadığımızı ve unutmadığımızı geçici ve zaman kazandırıcı oyalamalardan kurtularak Sivrihisar’ı şaha kaldırmalıyız.

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar Ermeni Kilisesi

SURP YERRORTUTYUN KİLİSESİ

(Kutsal Üçlü Ermeni Kilisesi)

kilise1 kilise-guneyi

KİLİSENİN TARİHÇESİ, KONUMU, MİMARİ ve SÜSLEME ÖZELLİKLERİ

Sivrihisar’a yerleşen Ermeniler, ilçenin saat kulesi eteklerine bir kilise inşa etmişler. 1876’da çıkan yangında zarar gören kilise, Patrik “Nerses Varjabedyan” döneminde Mimar “Mintes Panoyat” tarafından 1881 yılında Surp Yerrortutyun (Ermeni) Kilisesi olarak yeniden inşa edilmiştir. Yapımında pek çok Türk’ün de çalıştığı Kilisenin tamamı taş işçiliği olup yerel taş imalidir. Kilisenin yanında 1883’te Nersesyan Okulu ve bir hamam yapılmıştır.

Adres: Eskişehir’in Sivrihisar ilçesi, Gedik Mahallesi, Muzaffer Atasoy Sokak.

Anadolu’nun en büyük 3 kilisesinden biri olan ve 1400 m2’lik alanda inşa edilen kilise, uzun yıllar bakımsız kalmıştır. 2009 yılında Belediye imkanları ile kısmen de olsa salonu kullanılır hale getirilmiştir. 2001 yılında onaylanmış bir restorasyon projesi ise daha sonra uygulamaya geçirilerek Kültür Bakanlığı tarafından 2010 yılında restorasyon çalışmaları başladı. Ancak restorasyonda Çan Kulesi ile kulenin ana yapısını bağlayan kemer dikkate alınmamıştır. Restorasyonu tamamlanan yapı, kültür ve toplantı amaçlı pek çok hizmete elverişli haldedir. K-1*

2015 yılı Ekim ayında Kilisede; Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla 1. Sivrihisar Sempozyumu yapılmıştır.

kilise-bati-giris-kapi

Kilisenin iki tarafında çan kuleleri bulunmaktadır. Kızıl kesme taştan yapıldığı için Kızıl Kilise de denir. Yapı belli belirsiz fresklerle bezelidir. Kilisenin arka kısmında vaftiz odası, güney kısmında papaz odası bulunuyor. Kilise’nin kitabesinde: “Cemaat üyelerinin yardımlarıyla kutsal üçlü (SURP YERORTUTYUN) adına bir kilise inşa edildi” yazılıdır.

Konum: İlçe merkezinin kuzeybatısında, Yazıcıoğlu Kalesinin güneyinde, ilçe yerleşiminin daha dışında konumlanmış olan Gavur Hamamının da güneydoğusundadır. Kilisenin doğusunda ise saat kulesinin de üzerinde konumlandığı yüksek kayalık alan bulunmaktadır.

Yapı Tanıtımı: Surp Yerrortutyun Kilisesi, yapı kütlesi açısından doğu-batı yönünde dikdörtgen, planlanış biçimi açısından ise üç nefli bazilika planlıdır. Naosta kuzey-güney yönde iki sıra halinde dizilen ve birbirine sivri kemerlerle bağlanan dörder tane sütün ile üç nefli bir mekan oluşturulmuştur. Yapı, temelde üç nefli bir bazilikadır. Fakat yapı örtüsünde, merkeze yerleştirilen bir kubbeye, giriş ekseninde ve doğu batı yönünde yönelen beşik tonoz örtüler, yapının örtü sisteminde haç plana gidişi göstermektedir. Batı cephe düşey olarak dört mermer plaster ile üç bölüme ayrılmıştır. Kırma taşla yapılmış olan yapının kuzey, güney ve batı cephede eksenlerine yerleştirilen, toplam üç girişi bulunmaktadır. Tüm cephelerde çift sıra pencere düzenlemesi görülmektedir. Alt sırada yer alan pencereler dikdörtgen formlu ve üçgen çökertme alınlıklıdır. Pencerelerin kilit taşlarına ise kabartma haç motifleri yapılmıştır. Üst sırada yer alan pencereler ise yarım daire kemerlidir. Bu yarım daire kemer, tuğla kemer ile çevrelenmiştir. Üst sıra pencerelerin üzengi taşları ve kilit taşı yüzeyden daha yüksek görülmektedir.

kilise-plan

Süslemesi: Yapı, doğu batı yönünde uzanan bir kırma çatı ile kubbe ekseninde bir kırma çatının dikey olarak kesmesiyle örtülmüştür. Haç kolları ise çift pahlı çatı ile örtülmüştür. Yapının süsleme özelliklerinde ise sütunların renkli sıvandığı görülmektedir. Bu uygulama sütunların freskli olma ihtimalini düşündürebilir. Apsisin iki yanında kemerlere geçişin sağlandığı plasterların başlık kısmında beş yapraklı ve volütlü bitkisel kabartmalar yer almaktadır.

Batı cephede yer alan giriş kapısı, yapının süsleme anlamında en zengin bölümüdür. Orta nef eksenine yerleştirilen giriş üçlü sivri kemerli düzenlemeye sahiptir.

Apsis yuvarlağının iki ucuna simetrik yerleştirilen nişlerin üst kısmında ise yarım daire formlu bitkisel süslemeler bulunmaktadır. Apsisin güney duvarında yer alan süsleme daha iyi korunarak günümüze ulaşırken, kuzey duvarındaki süsleme ise daha fazla tahrip olmuştur. Birbirleriyle aynı olan mavi renkli bu süslemeler, uçları palmet ve rozetle biten simetrik kıvrımlı bitkisel bezemelerdir.

Apsisin kuzeyinde yer alan nişin en iç kademesinde farklı boyutlarda haç figürleri yüzeye kazınmıştır. Bu alanda, en çok Malta haçı görülmektedir. Farklı boyutlarda yapılmış haçların arasında Yunan haçı da bulunmaktadır.

Apsis sivri kemerinin batı yüzeyinde ise tek sıra yazı dizisi yer almaktadır. Dış hattı siyah, içi ise kırmızı tonda yazılmış olan yazının tamamı büyük harftir. Yoğun bir tahribat olduğu için yazının tamamı mevcut değildir. Yazının bittiği yerde ise iki satırlık bir not yatay olarak yazılmıştır. Apsis sivri kemerinin kilit taşına ise dairesel formlu gözleri ve burnu bulunan bir figür kabartması yapılmıştır.

Sonuç: Surp Yerortutyun Kilisesi ile aynı dönemde yapılmış olan Ermeni kiliseleri incelendiğinde plan uygulamalarında yakın benzerlikler de görülmektedir. 18-19. yüzyıllarda yapılmış yakın örnekler ise Kayseri’de görülmektedir. K-2*

 

DETAYLAR >

Sivrihisar kazasında bulunan kilise vakfının çeşme ve suyolları için Avrupa’dan getirtilecek olan demir boru, musluk ve sair malzemeden gümrük vergisi alınmaması ve malzemenin Haydarpaşa’dan Eskişehir İstasyonu’na kadar yarı ücretle nakledilmesi ile ilgili yazı. 14 Aralık 1907

Sivrihisar Kazası Hristiyan Kilise Vakfının üç aded çeşmenin su yollarına tefriş edilmek üzere Avrupa’dan celb ve mübaya’a edilecek demir borularla dirsek ve muslukların gümrük resminden affı ve Haydarpaşa’dan Eskişehir istasyonu’na kadar nısf ücretle nakli hakkında mu‘amelenin ikmali için istid‘aya rabtı icab eden cedvel numunesidir.

Fî 1 Kânûnuevvel sene [1]323
Sivrihisar Belediye Kalfası Ohannes

K-3- OSMANLI BELGELERİNDE SİVRİHİSAR sh-40

***

Սիվրիհիսար հայերեն եկեղեցի – Sivrihisar Armenian church

KAYNAKLAR:
*K-1- Burası Sivrihisar – Naci ŞAKAR
*K-2- Yüksek Lisans, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı
Derleyen/Editör: Murat Sevimbay

PHOTO GALLERY – FOTO GALERİ ⇓

SON

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Tarihi Yerler Antik Kalıntılar

Sivrihisar Yöresindeki Tarihi Yerler ve Antik Kalıntılar

pessinus-harabeKral Yolu Üzerinde Antik Bir Kent. Pessinus Sivrihisar’a 15 km. uzaklıkta bugün Ballıhisar köyünün oturduğu yerde, ana tanrıça Cybel’e inananların dini merkezi idi. Galatlar, Pessinus’a gelmezden önce burası Frig, Hitit, Asur, Lidya ve Pers yönetiminin altına girmiştir.

Pessinus halkı kendilerine has geleneklere bağlı olan, Prof. W.M. Ramsay’in tespitleri ile Yunanistan dininde domuza mağfiret kurbanı olarak kutsiyet izafe edilirken, Pessinus’ta domuz eti yasaktı.

Hem domuzun kendine karşı umumi nefret, hem de kendisine her temas ede­ni kirlettiği kanaati var idi. Mukaddes şehirlerde domuzun mevcudiyeti bile küfür ve pislik idi.M.S. IV. yy. lara doğru şehirde Cybel dinine ait inanış kayboldu. Hristiyanlığın yayılması ve Aneyra (Ankara)’nın gelişmesi ve Galatia’nın başşehri olması Pessinus’un değerinin kaybolmasına ne­den olmuştu. Pessinus detaylar için tıklayın >

* * *

Amuriyye – (Amurium)

Halen Emirdağ ilçesi hudutları dahilinde ve şimdiki adıyla Hisarköy (1892 yılında kurulan Hacı Hamza köyü yakınında) yerleşim yerindedir. Antik şehrin harabeleri 1836’da İngiliz uyruklu seyyah Willi­am Hamilton tarafından bulundu. Şimdiki kazılara Oxford Üniversitesi adına 1988’de Prof. R. Martin Harrison tarafından başlandı. Bu şahıs da öldüğünden eşi kazılara devam ediyor.

Amurium şehri, muhtemelen erken bronz çağda iskan edildi. Hitit ve Frig dönemlerinde önemli bir yerleşim yeri oldu. 7. yy. da Amurium’un Suriye ve Konstantinopolis arasındaki ana yolda bulunmasından dolayı stratejik öneme kavuşmuştur. Karanlık çağ olarak bilinen dönemde (7-9 yy.) Bizans’ın askeri merkezi, 8. yy. da Bizans’ın 3. büyük şehri idi. 9. asırda piskoposların metro polisi olmuştur. Tarihi kaynaklar Amurium’un M.S. 636-70 yılları arasında en az sekiz kez Arapların saldırısına uğradığını Hali­fe Mutasım tarafından M.S. 838 tarihli kuşatmada Ankara ile beraber yağmalandığını ifade eder. Amurium 1071’den he­men sonra 14. yy. a kadar Sivrihisar’ı merkez edinen Selçuklu emirleri tarafından iskan edildi. Fakat hiçbir zaman Türkler için önemli şehir olmadı. Halkın çoğu şehri terk ederek Sivrihisar’a yerleşti. Hamza Hacılı köyü yakınında Amuriyye kalesi ve kaleye yakın vadi ortasında antik şehir yıkıntıları ve kilise harabesi görülür.

Germia (Myriangelei)

Yeri ihtilaflıdır. Texier, bugünkü Yörme (Gümüşkonak) köyünün kurulduğu alanda olduğunu, Yörme kelimesinin Germa kelimesinin bugünkü telaffuzu olduğunu savunur. Sanskirit dilindeki (Charma)’dan gelir. Hamam anlamında therma kelimesi karşılığıdır der. Ramsay buna itiraz eder. Bazı kitabelerin Germa’yı, bugünkü Mülk ve Mesut köyü yakınındaki yıkıntıları gösterdiklerini ve yol şebekesinin bunu gerektirdiğini (Ancura) Ankara’ya Dorylaion (Eskişehir)’dan gelen askeri yolun Yörme’den geçemeyeceğini söyler.

Ernest Mambeury ise Cerma’nın sıcak sulu hamamının bulunduğu Hamamkarahisar köyünün kurulduğu alanda oldu­ğuna işaret eder. Bu teze mesnet olarak, Germa ismini Therma kelimesinden aldı­ğını ve buranın Roma askeri yolu üzerin­de olup ve bir hamamın varlığını ileri sürer. Halbuki Yerme (Gümüşkonak)’de de sıcak sulu hamam vardı.

Germa Romalıların kolonisi ve Bizanslıların dini merkezi olmuştur. Bizans İmparatorluğu buraya Miriangılos ismini ver­miş, hamam yanma hastane yaptırmıştır.

Euoeoxias

Theodos’un anası veya kızına ithaf edilen şehir veya köyün adıdır. Bazıları bugünkü Yörme köyü yeridir derler. Bazıları da Hamamkarahisar yerleşim yeri olarak gösterirler.

Tricornia (Kaymaz)

Macdonald Kinneir 1813’de yaptığı araştırma sonucu Tricornia harabelerinin Kaymaz’da olduğunu ileri sürerken Ram­say bunu red ile olsa olsa burada yaşa­mış Traknodlara ait yerleşim merkezi olabilir der. Sivrihisar’a 33 km. uzaklıkta­ki Kaymaz çarşı cami avlusunda Frig. Ro­ma, Bizanslılara ait lahit ve mezar tasları vardır. Kaymazda ayrıca üç höyük vardır.

Orcistos (Eski Ali Kel)

Sivrihisar’ın 18 km. güneyinde harabelerinin bulunduğu bölgedir. Harabelerden 8 km. kuzeye gidilince Sakarya nehrinin solunda bugünkü Çandır köyüne varılır. Sakarya nehri üzerinde kurulu sekiz kemer gözlü köprünün M.S. 560 yılında Justinanos tarafından yapıldığı söyleniyorsa da; W.M. Ramsay bu köprü bana Türklerin çok mühim olan Sivrihisar yo­lunu Aziziye (Eski Jirgin-yeni Emirdağ) ve Afyonkarahisar’a götürmek için yaptıkları bir Türk köprüsü gibi geldi diyor

Satranus harabeleri

Kınık köyündeki antik dönemden kalmıştır. Kazı yapılmamıştır. Tesadüfen çıkan dev küplerden birisi Sanat Okulu’nda teshir edilmektedir. Kepen köyünde keza Hamamkarahisar köyünde yığma höyükler bulunmaktadır. Elbette tarih ibret alınmak içindir. Nice medeniyetler yok olup gitmiştir. Bugün onlardan kalan bir iki taş ve harabelerdir.

Sonuç

Yukarıda isimlerini verdiğimiz arkeolog ve seyyahların eserleri okunduğunda dini tespit ve gayenin ön plana alındığı belgelerin ve bilgilerin tespitinin hedef olduğu görülecektir. Buralar bizim ecdadımızın vatanıdır denmek istenmektedir. Bu iddia için adeta tapular aranmaktadır. Hazinedar mescidinde, yabancı bir arkeoloğun, duvardaki resimleri çıkarmak üzere çalışmalar yaparken; orayı ziyaret eden bir avukat amcamıza, kapı eşiği altına materyal olarak konulan taştaki yazıyı göstererek “bu bir kilise olmasın” diye sorduğunu asla unutamam. Halbuki o şahıs, oranın bir cami olduğunu ve Selçuklu eseri olduğunu en iyi bilebilecek bir durumdadır.

Bosna-Hersek’teki savaşta, dünya anıt eserlerinden Mostar köprüsünün özellikle hedef seçilip bombalandığı, minarelerin hedef alındığı, tarihi yüzlerce caminin yıkılıp dozerlerle temelleri dahi sökülerek yerinin kaybedildiği daha dünkü olaylardır.

Ecdadımız, sanat eserlerine hiçbir aşağılık duygusuna kapılmadan, gerektiği önemi vermiş onu değerlendirmiş, camisinde direk, kaide ve başlık olarak, türbesinde, mescidinde, duvarlarında (Yunus Hoca kümbeti ve Akdoğan mescidi gibi) ve diğer yerlerde kullanmıştır. Binlerce şehit kanı ile bu toprakları vatan yapan ecdadımızın kendine özgüveni vardır. Türk İslam medeniyeti, Anadolu medeniyeti değil, yine kendi tarihinden beslenen ve yerine göre diğer medeniyet ürünlerini materyal olarak kullanan özgün bir medeniyettir.

Hal böyle iken yabancı gezginciler, uzmanlar Türk eserlerinden tek kelime bahsetmezler. Onların ilim ve sanat alemine yansımasını istemezler. İşte bizlerle onların farkı. Ancak biz öz değerlerimize sahip olmazsak onu yabancıların koruması beklenemez.

1842’de Hamilton, Ains Wort, Saint Martin, daha sonra Tschihatscheff (1847-1863), Teixer (1862) Vanlennep (1870), Barkley (1891) ve bir çok gezgin Sivrihisar ve çevresindeki yerleşim yerlerinden geçmişlerdir.

DİĞER TARİHİ YERLER KATEGORİSİ >

 Kaynak: Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan KESKİNeml

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Çeşmeler

Selçuklular ve Osmanlılar suya çok önem vermişlerdir. Temizliği imanın bir parçası kabul eden atalarımız, su çıkarmayı, çeş­me yapmayı en büyük hayırlardan say­mışlardır. Dinimize göre susuzluktan ya­nan bir ciğere (canlıya), su veren bir mü­mini, Allah kıyamette susuz bırakmaya­caktır.

Yeryüzünün derinliklerinden çıkan sula­rı, bilgi, büyük para, gayretle getirip can­lıların istifadesine sunmak ne kadar bü­yük bir hayırdır. İnsan vücudunun %82 sinin su olduğu düşünülürse, suyun ne kadar hayatî önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bunun için eski Türk-İslam şehirlerinde her köşede bir çeşmeye rast­lanır. Bugün Eskişehir İlinin Odunpazarı semtini dolaşın, 100’e yakın çeşme gö­rürsünüz. Maalesef çoğu susuz çoğu ba­kımsız. Buna rağmen mevcut sulardan halkın faydalandığını çocukların büyük bir hazla etrafında oyalanıp oynadığını, çeşme ayaklarında devasa çınarların ka­vak ve sair ağaçların yetiştiğini görürsü­nüz.

Bugün Sivrihisar evlerinin çoğunda, gra­nit kayaların delinerek açıldığı su kuyula­rı vardır. Hatta eskilerinin nesilden nesile yeri unutulduğu için, yeni açılan kuyu­larla bazen iki kuyulu evlere rastlarsınız.

Bu evlerdeki kuyuların büyükanneleri­nin; en kıymetli ziynet eşyaları, cebe (bir nevi Sivrihisar’a has örgülü kıymeti yük­sek bileklik) ve takılarını satarak açtırdı­ğını, böylece bilhassa yaz aylarında çeş­me basında sıra beklemekten kurtulduk­larının hikayesini işitirsiniz.

Bu bakımdan kullanılmasa da hiçbir ku­yunun iptal ve doldurulmasına, gönlüm razı olmamış ve aksi davranışın, ataları­mıza karşı bir haksızlık ve kadirbilmezlik olacağı düşüncesini hep taşımışımdır. Bu düşüncemin, elektrik kesilmesi veya su tesisatındaki arızalar sebebi ile susuz kal­dığımızda, bizi adeta ödüllendirdiğine şahit olmuşuzdur. Hem o kuyular, elimi­zin altında su kaynağı olmaları yanında, et ekmek gibi gıdaların bozulmadan ko­runmasında, sıcak yaz günlerinde salla­nan testilerdeki suların soğutulmasında da büyük hizmetler görmüş; onu kazan­ları ve kazdıranları rahmetle yad etme­mize sebep olmuşlardır.

Kuyulardaki suların aşağı seviyelerden akıtılması fikri, çeşmelerin doğmasına sebep olmuştur. Bunun için ya su düze­yinde açılan tüneller vasıtası ile suyun akışı sağlanmış, ya da bu iş sifonla ger­çekleştirilmiştir. Ancak geçmişte Sivrihi­sar’da en yaygın olanı, galeri yardımıyla suyun akıtılmasıdır. Yağan kar ve yağ­mur sularının kaya boşluk ve çatlakların­da toplandıkları yolunda görüş yanında, kayaların gündüz ve gece ısı farkları se­bebi ile terleme dediğimiz olay sonunda suların meydana geldiği seklinde bir gö­rüş de vardır.

Tabakhane Çeşmesi ikinci yerinde Belediye binası yapılırken ilk yerinden kaldırılan çeşme fotoğrafta görüldüğü yerde ve şekilde yapılmışken bunun da yıkıldığı görülmüştür. Suyu yan sokaktan akıyor. İnsaf, vefa ve saygı nerdesin?

Başlıca Çeşmeler

tabakhcTabakhane Çeşmesi: Eski Tabakhane ya­nında bulunması sebebi ile, bu ismin ve­rildiği anlaşılıyor. Çeşmenin kitabesi yok edildiğinden yapılış tarihini bilemiyoruz. Bu çeşmeden istifade etmek üzere yapı­lan Kumacık Hamamı ve çeşmenin sivri kemerli, takribi 2 metre derinlikte 4 metre genişlikte, eyvan (tonoz denilebi­lir) yer alması, arkasında geniş su depo­su ile birlikte üzerinde bir mescid bulun­ması, yapılar yardımı ile bizi Selçuklular dönemine götürmektedir.

Sinan Paşa özel hamamının, ve Kızılay si­neması yapılmadan evvel o mekanda gördüğüm mermer Sekizgen Havuzunda bu kaynaktan istifade ettiği anlaşılıyor. Kaynağı: Şınşırak tepesinin Kızılbel ismi ile anılan eteklerinden çıkar.

kutlu-cesmeKutlu (Kurtlu) çeşme: Cennet sokağını taki­ben Balaban Çeşmesi önünden, Demirci Çeşmesi yanına bir kol ayrılır, hükümet meydanına doğru akarken, buradan alı­nan 2. bir kolla “Kutlu Çeşme” yapılmıştır. Eskiden hükümet binası avlusundaki şadırvanın suyu da, yanındaki su terazisi vasıtası ile bu suya bağlantılı idi. Geçmiş yıllarda belki de burada bulunan “Küçük Hamam” da bu sudan yararlanıyordu.

Sivrihisar Belediyesi yapımında yıktırılan çeşme (üzerindeki mescid daha evvel yı­kılmış) Hüseyin Gencel’in evi önündeki boşluğa alınmış ve çeşme yapılmıştı. Zik­ri geçen çeşmenin de yıkılmış olduğunu görüyoruz. Arkadaki depodan garaja su giderken bugün Garaj Çeşmesinin şehir suyundan beslendiği ifade edilmiştir.

Son olarak öğrendiğimize göre 2001 yılı itibarı ile çeşme; Hüseyin Gencel’in evi­nin önünden de sökülerek yan sokağın girişine alınmıştır.

Hacı Ahmed (Demir) Tabakhane Çeşmesine kaynak katmak için uğraşmış ve Si­nan Paşa sokağının alt tarafında; Tabak­hane çeşmesinden alınan bir kolla; “Hacı Ahmedlerin Çeşme” diye anılan çeşmeyi yaptırmıştır. Son olarak da merhum Sü­leyman Görener yine Tabakhane çeşme­sinden alınan bir kolla Hızır Bey Mahal­lesine Kız Meslek Lisesi yanma bir çeşme yaptırmıştır. Böylece Tabakhane suyun­dan garaja giden su dahil edilirse, Tabak­hane çeşmesi dahil (6) çeşmenin beslen­diğini beyan etmek gerekir.

Not: Bu hayrat suyu çıkaranın çıkardığı bu suyu yüzyıllardan beri kullanmak fa­kat bu hayrı yapanın tayin ettiği yerden çeşmeyi başka yere götürmenin en azın­dan vakıf eden şahsa en büyük haksızlık ve saygısızlık olduğu kanaatindeyim. Ya o suyu içmeyeceksin yahut da içtiğine göre onu getirenin tercihine takdirine hürmet edeceksin. İnsanlık bunu gerektirir. Bele­diyenin de bu hususa riayet etmesi icap eder kanısındayım.

numuneNemane Çeşmesi: Demirci mahallesi Nemane sokaktaki çeşme kitabesi şöyledir. Maşaallah sahih el hayrat- Demirci ma­hallesinden es seyyid el hac Mustafa’nın hayratıdır. Sene 1180 H/1766 M.

Hacı Mustafa’nın Seyyid olduğu yani Hazreti Hüseyin soyundan geldiği anlaşı­lıyor. Seyyid Mahmud zaviyesinde mer­hum Tahsin Özalp’in zikrettiği taşta; merhum ve mağfirun leh elhac seyyid Salih Ağa ruhu için el-fatiha tarihi 1206 yazısı okunmaktadır.

Hacı ve Seyyid olmaları ve ölüm tarihi­nin 1206 olması çeşmeyi yapan zatın mezarının taşının bu olacağını çağrıştırsa da isimler sarahaten farklıdır. Çeşmeyi yaptıran Es-seyyid el-hac Mustafa’dır. Seyyid Mahmud zaviyesi haziresinde ba­zı seyyid mezarları meyanında Hacı Mustafa’nın mezarı da burada bulunabi­lir. Zira ilgili fasılda izah edildiği üzere kitabesi kayıp eski mezarlar veya okuna­mayan mezar şahideleri vardır. Çeşme, bir köşede ve eski bir bina altındadır. İki tuğla ve bir taş olmak üzere almaşık dü­zende sivri kemerli idi. Tamir edilirken hayır sahibi, iyi niyetle fazla para sarf et­miş olsa da eserin mimari özelliği bozul­muştur. Önce sıvanmış sonra da yapı ta­mamen mermerle kaplanmıştır. Eski eser tamirlerinde aslına sadakat şarttır. Aksi takdirde yapılan işe “kaş yaparken göz çı­karmak” denir. Bu işi yapanların ayrıca hukuki sorumluluk altına girdiklerini de göz önünde tutmaları gerekir.

Kaynağı: Sınşırak tepesinin doğu-güney yamacın­da mezarlık duvarı içindedir. Tabakhane ve Balaban çeşmelerin kaynakları, Kızılbel denilen ve bir zamanlar bu bel e bü­yük taşlarla yol yapması dolayısı ile Bele­diyece “Hüseyin Göl” yolu ismi de veri­len kısım tarafındadır. Nemane çeşmesi başı ise, onun sınırı da güneyindedir.

Bel’in altına doğru dereye yapılmış şed­din üzerinden, üç çeşmenin de su boru­ları geçer. Sed üzerinden mezarlığa geçti­ğimizde sağ tarafta bir havuz, sol yukarı da ise Nemane çeşmesinin su borusunun çıktığı, kapatılmış tünel ağzı gelir. Tünel ağzından yukarı doğru takribi 12-14 metre aralarla, baca tabir edilen havalan­dırma ve tahliye kuyuları gelir. Bu kuyu­ların kapaklarına taşlarla işaret konmuş­tur. En yukarıdaki kuyunun derinliği 18 m. olduğu söylenir.

1963 yılında mahalle halkı ile müştere­ken Belediye Başkanı Muzaffer Potuoğlu’nun desteğinde çeşmeyi, çeşmeden kaynağın başına kadar bakıma almıştık. Yaşlılar dehlizlere giremediklerinden bu görev, kitabın yazarına verilmişti.

Suyun dışarıya çıkış yeri ile birinci kuyu arasında tünelin yanları taşla örülmüş, üzeri kapak taşları ile kapatılmıştı. Yan duvarlar pürtlemiş olduğundan, galeri tehlike arz etmektedir. En iyisi su künklerini emniyete alıp bu galerinin açılıp yeniden yapılması gerekir. Tüm dehlize 1962 yılında toprak su künkleri (toprak boru) döşendi. Eski künkler lökl birbi­rine bağlanmıştı. Yenilerini ise çimento ile birbirine ekliyorduk. Yeni künklerin su sızdırdığını da gördüğümden, eskileri söktürmeden yenilerini döşettik. İş bitti­ğinde korktuğumuz basımıza gelmiş bü­tün galeri su içinde kalmıştı. Biz de yeni­sini olduğu gibi bırakarak eski boruları tamirle suları tekrar eski borulara çevir­dik.

Bu işleri yaparken galerinin bazı yerleri boy verse de, bazı yerlerde diz üstü gide­biliyorduk. Yukarılara doğru, yerin altın­dan 18 m. derinde olmamıza rağmen hiçbir su sızıntısına ve neme dahi rastla­madık. Galeriye açılan başka galeride yoktu. Bu tepedeki kuyudan da su çık­mamıştı. Kuyudan sonra galeri üç-dört metre sağa doğru yönelmiş, çürümüş ka­yalar (kis denir) arasından kama gibi aşağı inen bir kaya çatlamış, serçe par­mak girecek bir oyuktan su fışkırıyordu. Kur’an-ı Kerim in ifadesi ile (Yüşakkuka) taş şak olmuş su fışkırmıştı.

Galeride su yoktu. Son kuyuda da yoktu. Hangi güç insanı buraya sevk etmiş ve kayayı çatlatıp bu suyu ikram etmişti. Ben bunu hiçbir zaman maddi planda izah edememişimdir. 1963 yılında çeş­meden itibaren pik su borularının etrafı kazıldı. Komşuların tuvalet bağlantıları, pik borularla ve çeşme borusu altından geçirilerek yapıldı. Demirci caddesinden, Balabana dönen sokakta, su borularının kanalizasyonla yan yana olduğu görülüp, tüm sokağa çeşme borusundan 1,5-2 metre uzaklıkta kalın beton borular dö­şenip, kanalizasyon buraya bağlandı. Ga­leride hayvan olup olmadığı kontrol edilmiş galeri çıkısında tesisata sam (bir nevi kılcal bitki kökü) kaçmaması için, sökülmüş bulunan dirsek yerinden sey­rettik asitli sular dökülerek, isale hattı te­mizlenmiş dirsek takılmış, kuyular ve ga­leri çıkış yeri kapanmıştı.

Bütün bu yazdıklarımdan güdülen amaç ecdat yadigarı ve Sivrihisar için hayati öneme haiz bu çeşmelere, bakım yapa­caklara yol göstermek ve bu işlerde emeklerini esirgemeyen merhum yağcı İsmet ve Ali Amcaların ve Tahsin Çekiç ve diğer ağabeylerimizin ve maddi yardı­mını esirgemeyen mahalledeki büyükle­rimizin rahmetle anılmalarına vesile ol­maktır. Suyun sertlik derecesi 11 ’dir

Öneri: Bugün teknik imkanlar gelişmiş­tir. Galeri girişi yeniden yapılmalı ve de­mir bir kapı konmalı, bakımlar sırasında kullanılmak üzere, tahliye vanası takılmalıdır. Sonradan yapılmış, su bulunma­yan künkler sökülüp, yerine PVC boru­lardan su akışı sağlanmalıdır. Çeşme ar­kasındaki depo üzeri aynı tarihte beton plaka ile kapatılmıştı. Deposu hiç olmaz­sa yılda bir kez fırçalarla temizlenip, su­yu da klorlanmalıdır.

Demirci Çeşmesi: Çok eski bir çeşmedir. Tombak Hacı Mehmed kitabesine göre 1945 yılında büyük masraflarla, çeşmenin hemen üs­tündeki bayır başlangıcından itibaren, sel yatağında kalan kuyulardan dolan molozları temizletmişti. Bu çeşmenin ga­lerileri, Nemane Çeşmesi gibi tek olma­yıp pek çok çatallıdır. Cennet sokağa ve hatta Kızılbel’den gelen dere üzerindeki set yakınına kadar uzanmaktadır. 1963 yılında bu çeşmenin dere yatağında ka­lan bacaları, müracaatımız üzerine Mu­zaffer Potoğlu tarafından yaptırılmıştır. 1999’dayer altı suları artısı ile çeşme tekrar akmaya başlamışsa da, halen ba­kımsızlık sebebiyle akmıyor. Suyun dere­cesi 20 civarında idi.

 

Kurşunlu Çeşme: 15. yy. da Hamdi Baba tarafından yaptı­rıldığı rivayet edilir. 1480 tarihinde yapı­lan Kurşunlu Camii ile yaşıt olmalıdır. Bu çeşmenin savak suyu, yer altında dö­şenen künklerle “Seydi Hamamı’na gi­derdi. Suyu serttir. Kurşunlu Camii kab­ristanının arka kösesinde Osmancık Çeş­mesi vardır. Suyu kalitelidir. Bu isim Os­man Gaziyi hatırlatıyor.

mavikadin-cesmeMavi Kadın Çeşmesi: Mimari özelliği olan bir çeşmedir. Kentsel sit içerisinde bulunan çeşme, Ahi Paşa’nın eşi Mavi Kadın tarafından 780/1378 tarihinde yaptırılmıştır. Günümüzde arka cephesi ve yan cepheleri beton sıvanmış, ön cephesi ise yeşil renge boyanmış olan çeşmenin su sertlik derecesi 10 dur.

Kurtuluş Çeşmesi: Bu çeşme Kurşunlu Camii yanındaki İrfaniye medresesi için gelmişken, medrese­den ve bundan bir kol alan medrese ho­casının evinden çıkarılıp, meydana çeş­me yapılmıştır. (1963) Bu ismi halk vermiştir. Suyu güzeldir. Kaynağı Edilcik eteklerinde mezarlığın güneyindedir. Edilcik çeşmesi yakınında­dır.

acemcesAcem Çeşmesi: Mavi Kadın Çeşmesi arkasından sağ taraftan düz yürüyerek gittiğinizde karşınıza çıkar. Su Damarı Mavi Kadın Çeşmesi ile aynıdır.

Kağnı Pazarı (Kanlıpazarı) Çeşmesi: 1187/1773 tarihli vakfiyede, Çifteler hamamına (Yeni hamam) bu çeşmeden su verildiğine dair vakfiye olduğuna göre, çeşme daha eski bir tarihte yapılmış ol­malıdır. Suyunun gavur köyü üst tarafın­dan çıktığı, Hacı Ümit çeşmesi ile aynı galeride isale hattı bulunduğu hatırımda kalmıştı. Suyun sertlik derecesi 14 dür. Kağnı Pazar çeşmesinden, şadırvana ve yanında hayvanların içmesi için oluklu ve daima akan (şimdi kaldırıldı) çeşme ile Yazıcıoğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılan, Ulucami abdest musluklarına (yerine merhum Süleyman Görener tara­fından yenisi yapılmıştı) su gidiyordu. Şimdi hepsi şehir su tesisatına bağlıdır. Yeri ve şekli çok değişiklik geçiren ve yı­kıldığında Orhan Altın ile kitabın yazarı tarafından Yeni Hamam külhanında sak­lanan (1955 yılı) kitabede: (Ve sekahüm rabbihüm seraben tahura” ayeti yazılıdır. 1325-1907 tarihini taşır. Hızırbey Medresesi Acı Çeşmesi Hızırbey medresesi kuzey kösesinde idi. Suyu çok boldu. Hayvanlar yalağından su içerdi. Karsısındaki Uçapark duvarına alındı. Kurna taşı halen mevcut, bakım, yapılmadığından akmıyor.

Edilcik Çeşmesi: Edilcik yamaçlarından şimdi bulunduğu yere indirilmiştir. Çok eski bir çeşmedir.

balabanBalaban Çeşmesi: (XIV) yy. eseridir. Balaban Camii banisi, Sofya Fatihi Balaban Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sertlik derecesi 20 dir. Ca­mi ile beraber yapılmış olmalıdır. Tahsin Özalp, caminin 740 H/l 339 M. tarihin­de yapıldığını, Balaban Paşanın 748/1347’de öldüğünü’ yazarsa da Sof­ya’nın fethi 1385 yılı Yıldırım Bayezid za­manıdır.

Akdoğan Çeşmesi: I. Murad zamanında (1359-1389) Sivri­hisar Subaşısı Timurtaş Paşazade Umur Bey oğlu Selçuk Bey? tarafından yaptırıl­mış olup, Kaya Saati arkasında caminin yanındadır. (14. yy. sonu) Bu zat Akdo­ğan mescidi, Gecek Cami banisidir.

Hacı Mut (Hacı Ümit) Çeşmesi: Karabaşlı mahallesindedir. Suyu gayet bol ve kurnaları musluksuzdu. Akan su­lar Sivrihisar’ın ihtiyacı olan sebze, ıspanak, salatalık v.s. yetiştirilmesinde kulla­nılırdı. Su sertlik derecesi 20’dir. 1120H/1708 M. senesinde bu çeşme ile Akçesme’ye Aziz Mahmud Hüdai soyun­dan Abdulvehhab’ın vakfı bulunuyor. 1230 H/1814M tarihinde Yazıcı İbrahim Ağa’nın, yine bu çeşmeye iki pamukçu dükkanının gelirini vakfettiğine dair vak­fiyesi vardır. 1995’de mahalleli bir bakım yapmış, Ye­nice mahalle sakinleri bundan bir kol alarak Kavak dibi denilen semtte çeşme yapmışlardır.

Acı Çeşme: Tenekeli Mekteb (Eski Yenice İlkokulu ye­ni kütüphane)’e varmadan evvel, Eskişe­hir Caddesinin sağ tarafında caddenin dirsek yaptığı ve Yenicami yönünden ge­len sokağın karşısında idi. Eskişehir yolu genişletilince, İlkokulun köşesine alın­mıştı. Şehir suyuna ilgi duyulmasını te­min için de, kanalizasyona bağlandığını (1963) öğrenmiştim.

1985 yılında Sivrihisar pansiyonunda su sıkıntısı çekilmesi üzerine, Belediye Baş­kanı merhum Tevfik Karakaya’nın izni ile, Sivrihisar İslami İlimler Vakfı adına kitabın yazarı çeşmenin ihyası ve 900 metre isale hattı ile pansiyonda kalan 100 küsur öğrenciyi susuzluktan kurtar­mıştı. Suyun fazlasını da Belediye Başka­nı Av. İbrahim Demirkol, pansiyon (şim­di Anadolu Lisesi) önüne yaptırdığı çeş­me ile değerlendirmişti. Yine Yenice ma­halleliler su sıkıntısı çektiklerinden, bir kol da oraya vermiştik. Zikri geçen kola, Ali Dede önünde Öğretmen Nurten Karabudak anısına 1996’da bir çeşme bina edildi.

Pansiyon yöneticileri, suyu tahlil ettir­mişler, içilebilirliği yönünde rapor almış­lardı. Yaslılar, o zaman bu çeşmenin su­yunun, merhum İrfan Gider’in evinin tretuvar köşesindeki bacadan başlayarak saat kulesine doğru açılmış, yüksek galeri içinden geldiğini ifade etmişlerdi. Bu galeri Türkler’in Anadolu’ya gelmesinden önce veya Selçuklular döneminde açılmış olabilir.

Kilise önündeki çeşmeden alman bir kol­la, merhum Orhan Yay’ın evinin kösesi­ne Üçpınar Caddesi basında Hikmet Ata­soy’un oğlu adına yaptırdığı anı çeş­mesi vardır. (1994)

Hastane altında özel kaynaktan getirilen su için, Belediye Başkanı Fikret Aslan tarafından güzel bir çeşme yaptırılmıştır. (1998)

Sivrihisar’ın Eskişehir yönüne çıkısındaki tarihi Garipçe Çeşmesi ile eski Ankara yolu çıkışında bağ yolundaki Habip Çeş­mesi, zikre değer çeşmelerdendir. Ba­kımsızlıkları üzücüdür.

Atça (Akça) Çeşmesi: Eski tabakhane al­tında ve salhane üstünde bulunan, alan­da yer alır. Bol sulu Atça (Akça) Çeşmesi, bugün Sanat Okulu avlusuna alınmıştır. Bu çeşme bol suyu ile halı, kilim, yün yı­kayanlara büyük hizmet vermekte idi. Buraya kurulacak bir santrifüjle Uçapark havuzu beslenebilirdi.

Üçpınar caddesindeki çeşmeler, hisar bağlarına giderken Baba Çeşmesi ve eski çeşmelerin çoğu bakıma muhtaçtır.

akcesmeAkçeşme: Selçuklu uç kumandanı Akça Bey tarafın­dan yaptırılmıştır. Hazinedar Camii altında idi. Korunması gerekli kültürel varlıklardan sayılarak, Hazinedar yanındaki yol ortasından aşa­ğıya alınıp, aynen inşa ile restore edilmiş ve suyu bağlanmıştır (1998.) Takdire sa­yan bir hizmettir.

Eski hayvan pazarı yanında, acı sulu eski bir çeşme vardı. Spor sahası yanında sö­ğüt ve kavaklar bu su sayesinde yetişmiş­ti. Bu çeşmenin kendi ve suyu da kaybol­muştur.

Cumhuriyet İlkokulu karşı hizasında, Hakkı Bayındır evini yaptırırken, temel­den su çıkmış biz de bu suyu müsaadesi ve döşediğimiz isale hattı ile İmam-Hatip Lisesi kuzey kapı içine kadar getirmiştik. Bu su sayesinde İmam-Hatip Lisesi bah­çesindeki ağaçlar yetişti. Spor yapan gençler bu sudan yararlandı.

Belediye Başkanı Fikret Aslan’ın 1995 yı­lında suyu getiren ve sahibi olan Sivrihi­sar İslami ilimler Vakfı’na veya okula sorma lüzumunu duymadan, bu suyu okul girişinden kesip, stadyumdaki çim­leri sulamak için, yaptırdığı havuza gö­türdüğünü öğrendik. Halbuki havuza akan başka su bulunuyordu. 1995 yılın­da İmam-Hatip Lisesi avlusunda müdür muavini Tahsin Çekiç’in teşebbüsü ve yo­ğun çabası ile yaptırılan sondajda, 45 m. granit delindikten sonra suya ulaşılmış ve suyun kullanıma elverişli olması üze­rine derin kuyu tulumbası ile, okul bah­çesindeki ağaçlar kurumaktan kurtarıl­mıştır. hayır sahibi Mahmut Kesmez (Kuma Hamamı sahiplerinden) 1997’de bu suya genç yasta trafik kazasında ölen oğlu Asım Kesmez adına bir hatıra çeşmesi yaptırdı.

Hükümet Meydanı Çeşmesi: 1310 lu yıllarda girişte iki yanı aslan hey­kelli ahşap hükümet konağının önüne yapılan abide niteliğindeki çeşme ahşap bina yıkılıp yerine yapılan kargir binanın (halen adliye binası) görüntüsünü boz­duğu ve küçük gösterdiği gerekçesi ile Muzaffer Potuoğlu’nun Belediye Başkan­lığı döneminde yıkılmış, çeşme arkasında meydanın büyük kısmını gölgeleyen bir­kaç asırlık devasa çöl akasyası acımadan kesilmişti.

Hiç olmazsa yıkılan çeşme Sivrihisar gi­rişlerinden birine monte edilse idi Tarihi Sivrihisar ilçesi için, güzel bir intiba ve kazanç vesilesi olurdu diye düşünüyo­rum. Nitekim 1960 yılında ziyaret ettiğim Edirne ili girişindeki böyle haşmetli bir çeşmeyi hala hatırlıyorum. Adı geçen çeşmenin musluk taşı Askerlik Şubesi ön duvarındadır.

babacesYenice Mahallesi Çeşmesi: Yenice mahallesi camii yanındadır. Bele­diye Başkanı Sarızade Ali Ağa zamanında (1904-1906) yaptırılmıştır. Bu gün ba­kımsız olup çirkin manzara arz ediyor.

Habip Çeşmesi: Sivrihisar’ın eski Ankara çıkışındadır.

Baba Çeşmesi: Sivrihisar’ın batısında eski Elcik yolu üzerindedir.

Garipçe Çeşmesi: Sivrihisar’ın Eskişehir çıkışındadır. Çocuk yaşta öğrenim için sıladan ayrılırken içi­ne düştüğümüz durumu en güzel ifade eden bir isim olarak belleğimizde kalmıştır. Suyu kekremsi ve boldur. Maalesef bu gün akmıyor.

porsukPorsuk Çeşmesi: Yeni Sanayi çarşısı arkası bağların arasın­da Porsuk deresi yanındadır. Taşı 1255H/1839 M. tarihini taşır.

Efendi Pınarı: Kanlıkavak Efendi Pınarı mevkiindedir. Bağlar arasındadır.

Bey Pınarı: Ankara otobanı Beypınarı mevkiindedir.

Çukur Çeşme: Şoför ve otomobilciler tesisi karşısında Talat Akay’ın bağ evi kapısı önündedir.

Şadırvan: Çarşı merkezinde 1311/1893 yılında Sul­tan Abdülhamid zamanında, Kaymakam Mahmud Bey tarafından yaptırıldı. Şa­dırvanın üst örtüsü sekizgen piramit ve üzeri çinko kaplı iken, yakın zamanda şimdiki şekli verildi.

Kitabesi:

Vece-alna minel mai külli şey’in hayy
Saye-i şahanede yapıldı işbu şadırvan
Ta kevseri ey adem iç
1311 dahi el mebni idi
Tarihi zemzem hem gel eyle dua kıl padi­şaha hem de zemzem iç.
 

Çeşmelerden bahsetmişken F. Nafiz Çamlıbel’in Şu şiirini yazmadan geçemeyeceğim.

Çoban Çeşmesi
 
Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi.
Ey suyun sesinden anlayan bağlar,
Ne söyler su dağa Çoban Çeşmesi.
 
Gönlünü Şirin’in aşkı sarınca,
Yol almış hayatın ufuklarınca.
O hızla dağları Ferhat yarınca,
Başlamış akmağa Çoban çeşmesi.
 
Bir zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi,
Değdi kaç dudağa Çoban çeşmesi.
 

Yeni Yapılan Çeşmeler: Bu çeşmeler ge­nellikle mevcut sulardan istifade ile ya­pılmıştır. Bunlar Pazar yerindeki Atasoy Çeşmesi, Ali Dede önündeki Nurten Karabudak Hatıra Çeşmesi ve İmam-Hatip Lisesi önündeki Asım Kesmez Hatıra Çeşmesi ile kendi suyu bulunan Yunus Emre Mahallesi Çeşmesi.

* * *

Sivrihisar Su Değirmenleri >

Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan KESKİN

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar Hamamları

Başlıklar

1- Çardak Hamamı

2- Seydiler Hamamı

3– Kumacık Hamamı

4- Küçük Hamam

5- Sinan Paşa Hamamı

6- Yeni Hamam

7- Hıristiyan Hamamı

HAMAMLAR

1- Çardak Hamamı

Hamamkarahisar köyünde Dutlu ve Ka­dıncık köyleri yol ayırımından evvel, tarihi köprüden sonra sağda ve Hamamka­rahisar caminin kuzeyinde yer alır. Tahsin Özalp, Umurbey vakfiyesine daya­narak, hamamın 1175 yılında Umurbey tarafından yaptırıldığını belirtmiştir. Ancak atıf yapılan Başbakanlık Arşivi Tapu Tahrir Defterindeki 453:151 B numaralı belge, Umurbey’in değil oğlu Selçuk Beyin olup 15. yy. da hazırlanmıştır. Hamamın banisinin Umurbey olduğunu kabul edersek, hamamın da 15. yy. ilk yarısında inşa edilmiş olması gerekir. Hamamkarahisar Caminin 1259 yılında yaptırılmış olması, bu hamamın da eskilere uzandığını gerekli kılmaktadır. Mu­hiti incelediğimizde eski hamam kalıntılarının tarihi köprüyü geçişten sonra sol tarafta olduğu ifade edilmektedir. Mevcut hamam sağ taraftadır. Kadın erkek ayrımı, binanın mimari yapı tarzı, bu eserin bir Türk eseri olduğunu gösterir. Kadınlar hamamında, kurna önünde muhtemelen çocukların yıkanması için derin olmayan bir oluk olup, iki kurna­dan gelen su havuza buradan akar. Gerek bu oluk, gerek kadınlar hamamı önündeki yıkılmadan evvelki halini bildiğimiz tarihi sivri kemerli, iki tuğla bir taş şeklinde almaşık düzende yapılan (eski yıkık) çeşmenin çeşmeye gelenlerce, kadınlar hamamından çıkanların görülmemesi için, yatık L seklinde duvar uzantısı doğudaki hamamın, eskiden beri kadınlar hamamı olarak kullanıldığını gösterse gerektir.

Hamamlar birbirine bitişik sekizgen priz­ma gövdeli, doğu batı doğrultusunda iki ayrı bölümlüdür. Batıdaki bölümün güneyinde, doğudaki bölümün doğusunda, eksende dikdörtgen biçiminde birer kapısı vardır. Kapı üzerindeki sivri kemerler tamirde sıvanmış olmalıdır. Hamamların her birinde sivri kemerli ve dikdört­gen biçiminde sekiz nis (girinti- mahalli halk bunlara baca der.) bulunmaktadır. Ortadaki sekizgen havuzun kenarları, 1960 lı yıllardaki tamirde daraltılmış olup nişlere konan çeşmelerde çalışmamıştır. Erkekler bölümüne su, üç kurnadan akardı. (Şimdi her iki hamamda birer kurnadan akıyor.) Hamamların kubbeleri, sekizgen kasnağa oturan 5. 80 metre çapındadır. Duvarlar moloz taşla, kubbeler şaşırtmalı tarzda tuğla ile örülmüştür.

Hamamların kapı girişlerinin önünde, aynı seviyede soyunma mekanları varken, yakın zamanda ihtiyaca cevap vermeyen, yapı ile bağdaşmayan, uydurma yerler yapıldığı görülüyor. Burada hamamlarla uyumlu ve ihtiyaca cevap verecek soyunma mahalleri yapılmasında, mahalli kullanım için de zaruret vardır. Hatta bu, yeni tesislerden ayrı düşünülmelidir.

Hamamların suyu, iki hamamın arasında ve kuzey kesiminde takribi 80 cm. çapında bir kuyudan yükselir ve iki hamama taksim olur. Kurnaların kapanması halinde dahi, suyun kuyudan yükselmediği ifade edilmiştir. Hamamın kuzeyindeki caminin doğu tarafında yapılan artezyen deneyinde, boruların 30 metre derinlikten sonra, 15 metre boşluğa gittiği, cami batısında 10 metre ve daha batıda 5 metre düşüş görüldüğü deneyle anlaşılmıştır. Bundan, kaplıca suyunun cami ile arasında bir mağara vücuda getirdiği mağarada mevcut suyun hamamın kuyusundan yükselebildiği yer ve seviyede hamamların yapıldığı anlaşılmıştır. Muhtemel ki bu mağaraya karışan soğuk sularla hamamın suyu 35°’de karar kılmıştır. Bu muhitte kesinlikle yeraltı suları için bilinçsiz sondaj yapılmamalı hatta DSİ bu yasağı dikkatle takip etmelidir. Köyün ihtiyarları bir zelzele sonrasında, kaplıca suyunun birkaç gün kesildiğini, sonra günlerce bulanık aktığını beyan etmişlerdi.

Hamamın mülkiyeti Eskişehir Valisi Osman Meriç (5. 2. 1966-10. 5. 1967) zamanında, Özel İdare’den satın alınarak (İrfan Gider’in Belediye Başkanlığı sırasında) Sivrihisar Belediyesi ne mal edilmişti. 1983 yılında hemşehrimiz İsmet Çağlar Paşanın ve Vali Hanefi Demirkol’un gayretleri ile buraya Özel İdare tarafından iki yeni hamam ve konaklama yerleri yapıldı. Hamamın suyu karşılığında, Sivrihisar Belediyesine (Av. İbrahim Demirkol zamanında) tesislerden pay verildi.

Bu inşaat sırasında, İl Bayındırlık Müdürlüğünde bahçe düzenlemesi yapan mimar ve inşaat sırasında Vilayet, Kaymakamlık ve Müzeler Müdürlüğü uyarılmış olmasına rağmen Uluyol üzerindeki (Geçek Çeşmesi ile birlikte ayakta kalabilen) Selçuklu çeşmesi, maalesef kurtulamadı. Sadece tesise girişte ve karşıda temelleri kaldı. Konya Anıtlar Kurulu, bu eserin de korunması gerektiğini vurgulamıştı. Bu hamamı yaptıran Umurbey’in ve oğlu Selçuk Bey in Sivrihisar’da bir çok imar faaliyetinde bulunan kişiler olarak, rahmetle yad edilmesi gerekir.

Yeni hamamların yapılması ile eski hamamlar kaderine terk edilmiş, iki hamam kubbesi arasına konan su deposu görünümü tamamen bozmuştur. Hamamların yapılışı sırasında, yapılacak hamamların, hamamın kuzeyine yapılması önerimiz, sahanın hafriyata müsait olmadığı gerekçesi ile uygulanmamıştı. Gelip geçenlerin beğenisini kazanan ulu ağaçlar gölgesinde çayırlık alan, civarda başka yer yok gibi beton binalarla doldurulmuş, caminin önü tarihi eser olarak kapatılmaması gerekirken estetikten yoksun iki hamamla, yeşil alanın canına okunmuştur. Bu fikrimize, modernlikten dem vurarak itiraz edenlerin (1960 yılından beri tetkik ettiğim) emsallerini görmelerini, büyüklük bakımından emsal olabilecek Oylat Orman Sosyal Tesisleri ve Hamamını görmelerini salık veririm. Bu hamamlara giden suyun, şişirilerek yeni hamama gönderildiği anlaşılıyor. Kaplıca sularının şifa vermesi, kaynaktan çıktığı anda kullanılmasına bağlıdır. Kaldı ki yeni hamama nakil sırasında, kaynakta 36° olan suyun daha soğuduğu görülmektedir. Çalışmayan duş mahalleri çalıştırılır ve burada ısıtılarak kullanılması sağlanırsa ve diğer hijyenik kurallara uyulursa isabetli olacaktır. (Havuzun suyunun boşaltılıp temizlenmesi, dezenfektesi ve yıkanmadan havuza girilmemesinin tercihi gibi)

Fakat her halükarda yeni yapılan hamamların, simdi bulunduğu yerden kaldırılması ve tarihi hamam kuyusundan tabii akışı sağlayacak bir yere, mesela kuzeyine veya eski hamam kalıntıları olduğu bilinen, hamama gelirken geçilen tarihi köprünün soluna yapılması isabetli olacaktır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayınlanan ‘Türkiye’de Sağlık Turizmi ve Kaplıca Planlaması-1988″ isimli eserde kaplıcanın değerlendirmesi şöyledir:

Eskişehir Çardak Kaplıcası Yer ve Konumu: Çardak kaplıcası, Ankara-Sivrihisar yolunun güneyinde Hamamkarahisar köyü sınırları içinde yer alır. (Ankara yolu Nasreddin Hoca’ya kadar çift yoldur. Nasreddin Hoca-kaplıca arası asfalt ve 15 km., Ankara’ya uzaklığı 115 km.’dir.)

Kaynak Akım Değeri ve Banyo Kapasitesi: Kaynak doğal çıkışlıdır. 40 lit­re/sn. akım değerine, 9840 kişi/gün/banyo kapasitesine sahiptir. Sondaj gereği yoktur.

Fizik-Kimyasal Özellikleri ve Etkili Olduğu Hastalıklar: Su sıcaklığı 360C, PH değeri 7. 5, radon değeri 33. 3 eman/litredir. Kaplıca suyu; Bikarbonattı, Kalsiyumlu, Sodyumlu, Bromürlü ve radyoaktif bir bileşime sahiptir. Kaplıca suları banyo ve içme kürleri için elverişlidir. Romatizmal hastalıklar, sinir sisteminin uyarılması, sindirim sistemi hastalıkları, böbrek ve idrar yolları hastalıkları, metabolizma bozukluklarına olumlu etki yapar. Tecrübelerimize göre: suda kükürt de vardır. Cilt hastalıklarına gayet müessirdir. Eskiden sünnet olan çocukları buraya getirirler yaraları en kısa zamanda iyi olurdu.

Kaynak Emniyeti ve Yerleşme Durumu: Kaynak emniyeti sağlanmıştır. Kaynak yakın çevresi, yeni yapılaşma ve gelişmelere çok elverişlidir. Çevre bağ-bahçe deseni ile kaplıdır.

Alt-Üst Yapı Durumu: Yol durumu yeterlidir. (1987’de yeni kaplıcalar ve dinlenme tesisleri yapılmıştır.)

Genel Değerlendirme: Kaplıca sularının tam analizleri yapılmıştır. Hidrojeolojik etüdü ve haritası henüz yaptırılmamıştır. Suyun kullanma hakkı köy tüzel kişiliğine bırakılmıştır. Çardak kaplıcasının “kaplıca yerleşmesi” olarak geliştirilmesi mümkündür. Eskişehir-Ankara arasında yer alan vasıflı, bol su verimli Çardak ılıcasının planlı olarak ele alınması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Not: Bugün kaplıcanın mülkiyetinin %85’i İl Özel İdaresi’ne, %15’i Sivrihisar Belediyesi’ne aittir.

ESKİŞEHİR-ÇARDAK KAPLICA SUYU ANALİZ RAPORU

İyonlar mg/lt me/lt % me
Sodyum (Na+) 64.8318 2.8200 30.5310
Potasyum (K+) 2.8543 0.0730 0.7904
Kalsiyum (Ca++) 95.8041 4.7902 51.8616
Magnezyum (Mg++) 18.7000 1.5391 16.6632
Demir (Fe++) 0.0500 0.0018 0.0195
Aliminyum (Aİ++) 0.1075 0.0119 0.1288
Çinko (Zn++) 0.0160 0.0005 0.0055
TOPLAM 182.3637 9.2365 100.0000
Klorür (CI-) 42.0810 1.1870 12.8099
iyodür (I-) 0.1300 0.0010 0.0108
Bromür (Br -) 2.6750 0.0335 0.3615
Florür (F-) 0.0166 0.0009 0.0097
Sülfat (S042-) 47.5000 0.9896 10.6796
Nitrat (N03-) 4.5407 0.0732 0.7899
Bikarbonat (HC03-) 425.7800 6.9800 75.3267
Hidroarsenat (Has042-) 0.0792 0.0011 0.0119
TOPLAM 705.1662 9.2663 100.0000
Metaborik Asidi (HB02) 2.7000
Metasilikat Asidi (H2Sİ03) 51.6660
GENEL TOPLAM = 759.5322
Serbest Karbondioksit 15.5 mg/lt
Sıcaklık 350 C
pH 7.5
Radon (Ra222) 3333 Pci/lt

Kimyasal Sınıflandırma: Bikarbonattı (% 75,32 milival), Kalsiyumlu (% 51,86 milival)

Sodyumlu (% 30,53 milival) ve Bromürlü (2,67 mg/lt) ve Radyoaktif (3333 Pci/lt).

Sonuç: Son aldığım bilgilere göre İller Bankasında Jeotermal bölümü teşkil edilmiş ve en modern cihazlarla donatılmıştır.

Bir ihtisas merkezi olarak buradan istifade edilmesi gerektiği kanısındayım. Modern kaplıca düzenlemelerinde, eski tesislerin restorasyonla işlevlerinin devamına, gerekirse giriş çıkışların dahi ayrılarak eskiden olduğu gibi bölge halkının, hatta bohçaları ile gelip istifadelerine imkan sağlanması; tarihi koruma gereği olduğu gibi; yeni yapılan tesislere de rağbeti artıracak burada da başka bir kesime hitap edilmiş olacaktır.

Belediye Başkanı merhum Muzaffer Atasoy zamanında, eski tesislerin düzenlenmesi ve restorasyonu için sunulan projeye göre ayrılan para; Sivrihisar’ın öncelikle hidroelektriğe kavuşması için kullanıldığından proje tahakkuk edememiştir.

* * *

2- Seydiler Hamamı

seydi-hamamSivrihisar Kurşunlu mahallesi, Prof. Dr. Mehmed Kaplan Caddesinde (tapuya gö­re Akcami Sokak’ta) 29-28 Kb pafta -280 ada -1 parsel numarada Vakıflar Genel Müdürlüğü adına kayıtlıdır. Kayden 652 m2’dir.

Tarihi kaynaklar vakıf olan hamamın, Seyyid Nureddin’in kızı ve Karaca Ahmed Sultan’ın eşi Nuriye Bacı tarafından 1490’da veya başka kaynaklara göre yine aynı şahıs tarafından Anadolu Selçuklu­lar, Beylikler devrinde yapılmış olduğu­nu, hamamın ön kısmında bulunan or­tası şadırvanlı ilavenin ise Sultan 1. Ahmed’in (1603-1617) kızı ve Anadolu Bey­lerbeyi Nasuh Paşanın esi Ayşe Sultan tarafından, hamamın tamiri sırasında yapıldığını ifade etmektedir. İnşasının 14. yüzyılda yapıldığı kabul edilir. Se­mavi Eyice’nin tasnifi ile orta kubbeli, enine sıcaklıklı, çifte halvetli hamam grubuna dahil edilebilir.

Hamamlar sulara bağlı vakıflardan olduğu için, Cumhuriyetin ilk yıllarında, bu hamamın mülkiyeti suların belediye­lere intikali sırasında buna bağlı vakıf mal varlıklarıyla beraber Sivrihisar Belediyesi’ne geçmiştir. Hamamlar her an bakım gereken yerler olmakla, alınan ki­ralar bakımı karşılayamadığından 1960’lı yıllarda harabiyete terk edilmişti. Sivrihisar Tarihi Eserleri Koruma Derneği ola­rak hamamın restoresi için, Yüksek Mühendis Muzaffer Kozanoğlu’na yaptırdı­ğımız keşif özetinde bulunan meblağ, Be­lediye’nin takati üzerinde görüldüğünden hamam kaderine terkedilmiş, ahşap so­yunma yeri, bazı kubbeler hatta göbek ta­şının yola bakan tonozu bile, çoluk çocu­ğun oyuncağı olmuş, kısmen yıkılmıştı. 1964yılında Belediye Hukuk Müşaviri ve Avukatı sıfatı ile, tabii üye olarak iştirak ettiğim Belediye Meclisi’nde bir kısım delegeler hamamın tehlike arzettiğini söyleyerek dozer temin edilip yıkılmasını ve yandaki dereye doldurulmasını teklif ettiler. Bu teklif taraf bulduğu bir esnada kültürel varlıklarımızdan olan bu eserin yıkılamayacağını beyanım ve bu beyanı­mın, yine Belediye Meclis üyesi olan Av. İhsan Biçerli tarafından desteklenmesi üzerine, Belediye Meclisi hamamın yapıl­ması ve bu maksatla, gerektiğinde, dev­redilmesi hususunda tüm yetkiyi Orhan Keskin’e verdi. (1964 yılı)

O zamanlar Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde uzman olan (daha sonra Selçuk Üniversitesinde profesör) Yıl­maz Önge Bey’in destek ve gayretleri ile adı geçen hamamın, 1965 yılında 7044 sayılı ka­nun gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne, restore edilmesi şartı ile bedelsiz bir şekilde devri ve tahsisat ayırttırılıp restorasyona geçilmesi temin edildi. Hamamın tuğlalarını ve inşaat malzeme­lerini tedkik eden Yılmaz Önge Bey, “Tuğlalar bir ocak tuğlası değil adeta kırk harman tuğlası, fakir bir dönemde yapıl­mış, bir şaheser vücuda getirilmiş” diyor­du. Bu eser, bu toprakları vatan yapma ülküsü ve insan sevgisi ile insanlara ha­yırlı olma idealinin ürünü idi. Şüphesiz işin temelinde bu duygu ile ihlas ve Al­lah sevgisi vardı. Bu sebeple Allah bu eserin kurtulmasını murad etti, sebepler; halketti. Bu ise Vakıflar bünyesindeki yeri dolmayacak mimarlar, teknisyenler ve taşeron her biri hamam restarasyonu ko­nusunda uzman kişiler el koydular. Ah­şap soyunma yeri ve duvarlar yıkıldı. Sonradan açılan kapılar kapatılıp oriji­nalleri açıldı. Yıkılan duvarlar ile “aralık” tabir edilen yerden başlayarak, dere bo­yundaki (kuzeydeki) duvarlar ve külhan duvarları yenide yapıldı. Prof. Mehmet Kaplan caddesine bakan duvarın dibi boşaltılıp, yapılan istinad duvarı ile bina rutubetten kurtarıldı.

Yıkılan tonoz ve kubbeler aslına uygun restore edildi. Aralık kısmında kaybolan kuzey kesimindeki kubbe geçişi, Türk üç­genleri yenilendi, kubbesi yapıldı. Tüm taban mermerleri kaldırıldı duvarlar rasba edilip tüfeklikler1 açıldı, yenilendi. La­birent araları temizlendi, yıkıklar yeni­den yapıldı ve ısı geçirgenliği dolayısı ile granit plakalarla (mahalli dilde kapak taşı denir) kaplandı.

Su kurnalara toprak künklerden gidiyor­du. Bunların yerine soğuk- sıcak su için galvaniz borular kondu. Sıcak ve soğuk su depoları onarıldı. Taban ile bakır arası eskilerin lök tabir ettiği pamuk, alçı, zey­tinyağı, yumurta akı ve hatta kıtık yoğ­rulmak suretiyle meydana getirilen, be­tona göre sağlam ve esneme özelliği olan bir malzeme ile dolduruldu. Kenarlı ve göbeği şişkin bakır ısıtma kazalı, bakırın yanmaması için kazanın içinde her halü­karda su kalacak şekilde, çukura oturtul­du.

Sahasında uzman teknisyenler tarafından sıvaları yapıldı. Duvar ve taban mermer­leri döşendi. Köselerde olduğu için kul­lanma zorluğu yaşandığı bildirilince kur­nalar duvar ortalarına alındı ve olukları konuldu.

Ahşap soyunma yerinin ahşap tavanı ye­rine, ters kirişlerle beton plaka yapıldı. Dört mermer direk, ortasında altıgen fıs­kiyeli havuzun üzerine aydınlık feneri ya­pıldı. Hamamın dere tarafındaki duvarı yapılırken; külhanın bu taraftaki kapısına yakın yerde açılmak üzere örülmüş bir labirent girişi dikkat çekti. Bu giriş labi­rentlerin külle dolması halinde, buradan girilip temizlenmesi için konulmuştu. Yeni yapılan duvarda da aynı giriş yeri korundu.

Restorasyona kadar sakla­nan orijinal çörtenlere uygun, yenileri yaptırılıp yerine kondu. Kubbe derzlenip saplandı. Soyunma yerinin çatısı kiremit­le kaplandı. Adım adım gerek vakıflar adına ve gerekse ricası üzerine taşeron merhum Şükrü Murat adına izlediğimiz ve gereğinde yardımcı olduğumuz resto­rasyon faaliyetlerini bu kitapta zikretme­mizin sebebi, ilçemizde bulunan diğer hamamların restoresine ışık tutması, kültürel varlıklarımıza ileride sahip çıka­cak gönül ehli insanlara emsal teşkil et­mesi içindir. Yoksa biz burada kendimize pay çıkarıyor değiliz. Bu beyanımı teyid için aşağıdaki hatırayı nakletmeyi uygun buluyorum (Orhan Keskin)

Hamamın restoresi bitmiş sıra işin tesli­mine gelmişti. Eski eser müteahhidi Kay­serili dostum Şükrü Murat Bey, hama­mın anahtarını bana teslim etti. Vakıfla­ra teslimine kadar camlarının kırılma­ması, etrafına pislik atılmaması, hülasa korunması için bir şahıs bulmamı rica etti. Ücretinin tarafından karşılanacağını söyledi. Kurşunlu Mahalle de, babamın emsallerinden Baha Efendinin bir yeğeni vardı: Maksud Hoca. Bu zat Baha Efendi yanında kalıyordu. Eski imamlardan olup, çoluk çocuğu da yoktu. Kendisine saygı duyduğum hâl ve kaâl sahibi Mak­sud Hocanın bu nezaret isini yapmasını ve kendine uygun bu hizmet vesilesi ile nasiplenmesini arzuladım. Bunu kendisi­ne söylediğimde, “Orhan Efendi, ezan okununca ben camiye giderim devamlı duramam” diyerek görevi kabul etmek istemedi. Ben de kendisine “Hamamda namaz kılmak dinen olmaz, Kurşunlu Ca­mi yanımızda, elbette camiye gideceksin” dedim ve anahtarı teslim ettim. Benden anahtarı aldıktan sonra emsali bir arka­daşına anlatmış:

-Üç gecedir rüyamda Şeydi Nuriye Bacıyı görüyorum. Uzunca boylu, parçalı etekli elbise giymiş, uzun olduğu anlaşı­lan saçları dahil bası örtülü olarak yüzü­nü saklamak sureti ile bana:

-Benim hamamı sen koruyacaksın diyor. Maksud Amca:

“Beni kim dinler? Seni (o zaman jandar­ma karakolu hamamın karsısında oldu­ğundan) jandarmalar korusun.” dedi ise de “Hayır bu görev sana verildi, bu isi sen yapacaksın” cevabını alıyor. Üç gün müd­detle aynı rüyayı görüyor.

”işe bakar mısın bugün de Orhan Bey ça­ğırdı, bu işi benden rica etti” diyor.

Bu masal değil, yaşanmış bir olaydır. Mehmet Emre Hocamızın “Hatıralarım” (Erhan Yay. dağıtım 2000) isimli eserin­de (s. 22) beyan ettiği üzere: “Zahiri planda vazifeli olanlar, o işin hadimi olarak görülüyorsa da asli failler perde geri­sindeki ricalullahtır. Yani hakiki tasarruf onların elinde bulunmaktadır.” Bizim gibi hizmeti yürütenler görünürdekilerdir. Ben tüm hizmetlerde bu hususu gözet­tim ve vasıta tayin edildiğimiz için de Şükrettim.

Seydiler Hamamının Özellikleri
Soyunma mahalli: 3 eyvanlı, ortası kub­beli, çift halvetli ana bölümden oluşan bu hamam da ahşap kirişleme tavanlıdır. Soyunma mahalli, ahşap tavanlı hamam­larda dikkat çeken bir özellik; soyunma mahallinin duvarı ile kârgir örtülü kom­şu mahallerin duvarları arasında bir dilitasyon bırakılmış olmasıdır. Önce bu ha­mamda kârgir örtülü, aralık, soğukluk, sıcaklık ve su deposu inşa edilmiş bilaha­re ahşap soyunma yeri (Ayşe Sultan tara­fından XVII. yüzyılın ilk yarısı) ilave edil­miştir.

seydiler-hamamAralık: Anadolu’daki XII-XIII.yy. ha­mamlarının hepsinde soyunma mahal­linden soğukluğa geçişte üçgen (Türk usulü) kubbe geçişli, üstü kubbeli mekan vardır. Buranın kuzey duvarı yıkık oldu­ğu için, restorasyondan evvel buradan giriş devre dışı bırakılıp doğrudan soğuk­luğa kapı açılmıştı. Aralık genellikle ha­mamlarda ısı kaybını önleme yanında peştamal değiştirme yeri olarak da görev yapıyor.

Soğukluk: Bazı kitaplarda ılıklık olarak da isimlendirilen soğukluk, mahalli Türk hamamlarında ana bölümlerden biridir. Ahşap soyunma mahallerinin, kısın so­ğuk olması dolayısıyla hem zeminden ve hem de bitişiğindeki sıcaklıktan gelen su buharı ile ısınan ılıklığın, soyunma ma­halli olarak da kullanılır olması dolayı­sıyla geniş tutulmuştur. İkinci olarak bu mahalleri, keçeciler keçe dövmek ve keçe­yi olgunlaştırmak için de kullanmışlar­dır. Planda görüldüğü üzere aralıktan ılıklığa geçiş kapısının sağındaki yükselti­nin, keçeciler tarafından kullanıldığı yo­lunda rivayetler de bulunmaktadır. Sıcaklık: 5-8 metre çapında bir kubbenin örtebileceği merkezi bir mekan etrafında, aksiyal olarak tertiplenmiş eyvanlar ve köşe halvetlerinden teşekkül eden sauna, yüzyıllar boyunca geleneksel kompozis­yon olarak uygulanmıştır.

XIII. yy. sonlarına doğru bazı örneklerde eyvan genişliklerinin, derinliklerine nisbetle artmaya başladığı dikkat çeker. Siv­rihisar Şeydiler Hamamı da buna örnek­tir. Şeydiler Hamamı’nda sekizgen bir göbek taşı bulunan merkezi mekan etra­fında, iki köşede halvet ve üç eyvan to­noz bulunuyor.

Karşıdaki tonozun karşı duvarında sıcak su haznesi kapısı, altında çabuk terleme­yi sağlayan sıcak taş, sağdaki halvette de güreşçilerin ter atmasını kolaylaştıran; sı­cak su haznesine yukarıdan menfezle bir bağlantı vardır. Sauna vazifesi görür.

Su deposu: Halvetlerle külhan arasında­ki bölümdedir. Bacanın hizasına isabet eden hazne içinde kazan bulunur. Sıcak su deposu üzeri tonozdur. Bunun deva­mında arada kalın bir duvardan sonra soğuk su deposu bulunur. Bu depo, so­ğuk su kurnalarına ve sıcak su deposuna bağlantılıdır. Üzeri kubbe örtülüdür. Buraya su, eskiden toprak künklerle bağ­lantısı bulunan Kurşunlu Camii önünde­ki çeşme savağından gelirdi. Gelen su ki­fayet etmez ise su deposunun karşısında, caddenin öbür tarafında Şeydi Mahmud Zaviyesi duvarındaki girintide mevcut kuyudan, kovalarla çekilir aradaki irtibat borusuna dökülerek soğuk su deposu doldurulurdu. Simdi depo şehir suyuna bağlantılıdır. Zikri geçen kuyuya konulan santrifüjle depo soğuk su ile doldurulur. Külhan: Su depolarının gerisinde yer alır. Depoların uzunluğundadır ve ahşap örtülüdür. Hanlardan gelen “kön” (yem ve saman artığı ile gübre), külhan da­mında kurutulur üzerindeki deliklerden aşağıya atılarak yakılırdı. Son zamanlar­da odun ve kömür yakılmaktadır. Sonra­ları bir de boyler (kalorifer) konmuştur. Isıtma Sistemi: Türk hamamları genellikle, külhanda, sıcak su deposun­daki kazanın altına rastlayan ocakta, odunların yanması ile meydana gelen alev ve dumanın, sıcaklık ve ılıklık ma­hallerinin altındaki cehennemlikte labi­rentlerden dolaşarak, duvarlardaki tüfek­liklerden dışarı çıkması ile; kısmen de, depoda ısınan suyun buharlaşarak ha­mama yayılması ile ısıtılmaktadır. Restorasyon sonrası, suyun ısınma soru­nu ortaya çıkmış neticede, yapılış sırasın­da civar ormanlık olduğundan, ocak ve menfezlerin yüksek ateşe göre dizayn edildiği anlaşılmıştır.

Tabii Aydınlatma: Soyunma mahallinde, 6 köseli şadırvan üzerinde yer alan ay­dınlık feneri ile bunun dışındaki yerler­de, ışık gözleri ve kubbe ortalarında kü­çük aydınlık fenerleri ile tabii aydınlan­ma sağlanmıştır. Eskiden geceleri karpit lambaları ile aydınlatılırdı. Soyunma ye­rinin tavanı eskiden ahşap örtülü iken restorasyonda beton tabii ye yapılmıştır.

hamam-takunyaHamamların İşlevi: Hiç şüphesiz basta te­mizlik gelir. Dinimiz temizliği imandan bir cüz kabul eder. Bunun yanında Ana­dolu insanı için hamamın sosyal tarafı da önemlidir. Kız Bohça Bekleme Merasi­mi, Gelin Hamamı ve Damat Hamamı gibi düğün merasimleri hamamda yapı­lır.

Hamam, bir buluşma, kaynaşma, yar­dımlaşma mahallidir. Hamamların soğuk algınlığı gibi bazı hastalıklara iyi geldiği, hamamın doğumu kolaylaştırdığı yaygın kanaatlerdendir. Hamamda doğduğunu söyleyen birçok tanıdıklarımız vardır. Kaynanalar oğullarına, görümceler kar­deş ve ağabeylerine kızları hamamda be­ğenirlerdi.

* * *

3- Kumacık Hamamı

Çarşı içinde eski Belediye binası yanındadır. 27×13 metre boyutlarında ve 350 m2’dir. Hafizuddin kızı Safiyetullah’ın 810 H / 1407 M. tarihli vakfiyesinde, Kumacık Hamamının dörtte birini vakfettiğine dair vakfiyeden yola çıkarak, bu hamamın 1407 yılında mevcut olduğu göz önüne alınırsa daha evvelki bir tarihte yapıldığı açıklık kazanır.

Krokinin tetkikinde anlaşılacağı üzere bu hamam da XII-XIII. yy. Türk hamam­larının karakteristik özelliğini gösterir. Soyunma mahallinin kargir kemerlerle desteklenen ahşap kirişleme tavanla ör­tülü olduğu, kemer kalıntılarından anla­şılmıştır. Hamam bunun dışında Seydiler Hamamı ile büyük benzerlik arz eder. Bu da üç eyvan, bir kubbe ve halvetli ana bölüm karakteri arzeder.

Seydiler Hamamında bölümler hakkında geniş bilgi verildiğinden burada detaya girilmeyecektir. Krokide görülen hamam giriş kapısı dışındaki medhal, Şeydiler Hamamı’nda da vardı. Her ikisinin de üstleri açıktı, gaye soyunma mahallinde­ki mahremiyetin temini olabilir. Nitekim ileride bahsedeceğimiz yeni hamamda da aynı medhal bulunmakta olup üzeri ah­şap kaplıdır.

Bu eser, Anıtlar Yüksek Kurulunca tarihi ve mimari kıymeti sebebi ile, korunması gerekli eserler arasında tescil edilmiş, Va­kıflar Genel Müdürlüğü’ne mal edilmesi için gerekli kesif ve hesapların hazır ol­duğu tarafıma ifade edilmişse de, yıllar­dan beri bu güzel esere el atılmadığı gibi, günden güne daha fazla harap olmakta­dır. Bu hamamın, özel kişilere ait olduğu fakat maliklerine de el sürdürülmediği bilinmektedir. Dolayısıyla yıkılmaya mahkum edilmiştir.

Hamamın batı yönündeki duvarı yıkılıp yolu kapatmıştı. Enkazının kaldırılıp yo­lun açılması ve duvarın geçici yapımı, o zamanki Belediye Başkanı Avukat İbra­him Demirkol ile kurul arasında uzun yazışmalara neden olmuştu.

Hamam, suyunu, Sivrihisar’a şehir suyu tesisatı yapılmadan evvel, şimdiki Beledi­ye binasının altında bulunan tabakhane çeşmesinden alır, su kafi gelmezse kül­han avlusunda bulunan kuyudan su tak­viyesi yapılırdı. İlçenin merkezinde bulu­nan, küçük olması dolayısıyla restoresi kolay, fakat göreceği hizmet büyük olan ecdad yadigarı bu eserin acilen onarıl­ması çevre ve görünüm kirliliğinin orta­dan kalkması için gerekli olduğu gibi, Sivrihisar’ın tarihi kimliğini sergilemesi bakımından da önem arz etmektedir.

* * *

4-Küçük Hamam

Küçük Hamamın Sivrihisar Hükümet Bi­nası önünde, bir kubbesi mevcut havu­zun altına isabet eden bir hamam olduğu bilinmektedir. Hükümet binası avlu tanzimi sırasında bu hamama ait temelleri gördüğüm gibi, hamamın bol sulu kuyusunun da Belediye tarafından doldurulduğunda, bütün meydanı adeta sel bastığını duymuş, üzülmüştüm. Bu hamamın önündeki meydanın güneyine düsen evlerin, inşaları sırasında hamama ait küller sebebi ile temele ulaşmakta zorluk çektiklerini müşahede etmiştim. Küçük Hamam’ın, eski vakfiye kayıtlarına göre 750/1349’da Ahi Paşa tarafından yaptırıldığı ve bu zatın kabrinin, Mavi Kadın Çeşmesi yanında olduğu ifade edil­mektedir. (T. Özalp, Sivrihisar Tarihi, s. 36) Tekören köyünde, Ballıhisar’da hamam deresinde ve Kepen köyünde1 16-17. yy. da hamamlar bulunduğu eski belgeler­den anlaşılmakta ise de bugün mevcut değildir.

Küçük Hamam yanındaki Hacı Piriye ait dükkanın, Kurşunlu Camiye vakfedildiğinden bahsedilirken bu dükkanın için­den su aktığı beyan ediliyor. Bu suyun hamamda kullanılan su olması müm­kündür.

* * *

5- Sinan Paşa Hamamı

Soner Özdemir’in mülkiyetinde olan bu hamam, Cumhuriyet Mahallesi Sinanpaşa Sokakta yer alır ve sivil mimari ör­neklerinden biridir.

Bu hamamın Sinan Paşa tarafından 1475-1481 yıllarında yaptırıldığı bilin­mekte olup, eseri tedkik eden Yılmaz Önge Bey, XV. asrın son çeyreğine ait mi­mari özellikleri bütünü ile taşıdığını be­yan etmiştir. Bu eser 1970’li yıllarda sa­hibi merhum Avukat İhsan Biçerli tara­fından aslına uygun bir şekilde restore ettirilmiştir.

İki kubbeli ve kubbeler takribi (4×4-5×5) + (4×4-5×5) ebatlarındadır. Birbirine 1 kapı ile geçişlidir. Sivri kemerli dış kapı­dan 1. kubbeli mekana girildiğinde sol tarafın 15-20 cm. kadar yüksek olduğu, buranın soyunma yeri ve ılıklık olarak kullanıldığı anlaşılıyor. 2. kubbeli me­kanda kenarlar yıkanma ve oturma yerle­ri olarak, tabanından 15-20 cm. yüksekte olup kullanılan sular bunun dibindeki kanaldan akıyor. Gerek 1. ve gerekse 2. mekanda kullanılan sular bu esik önün­deki kanallarla dışarı atılmaktadır. Karşı­da bir kurna ve kurna üzerinde menfezi bulunan tonozlu bir kısım bulunur. Giri­şe göre tonozun yüksekte bulunan bir bölümü soğuk su deposu, geri kalan yer sıcak su haznesi olarak yapılmış ortasın­da bakır ısıtma kazanı bulunmakta idi. Yine bu ikinci bölümde, girişe göre doğu duvarında sivri kemerli ve 2 m. uzunlu­ğunda bir nis, önü plaka mermerle kapa­tılmak sureti ile yıkanma küveti meyda­na getirilmişti. Hamamın suyu muhte­melen tabakhane çeşmesinden gelmiş ol­malıdır. Esasen hamamın dizaynı da yüksek bir görgü ve zevkin eseridir. Fakat ne yazık ki bu eser ilim alemince gere­ğince bilinmemektedir.

Sonuç: Bu eserin acilen korunması gerek­li eserler arasında tescili gerekir kanısın­dayım. Yoksa bir gün ortadan kaybolma­sı mukadderdir.

* * *

6- Yeni Hamam

Sivrihisar Kılıç Mahallesi’nde Kağnı mev­kiinde, tapunun 351 kütük, 29. 28 Hd. Pafta, 164 ada, 37 parsel de, 6. 6. 1986 tarihinde alman tapu kaydına göre: De­mirlerden Hacı Ahmet, Ayvaz Paşa oğul­larından Süleyman karısı Ayişe-i Sıttika (Başayvaz), (Ayise-i Sıttika’nın kardeşi) Süleyman’ın vefatları ile, hanımları Fat­ma ve Ümmügülsüm’e, Mehmet’e, Sü­leyman Kamil kızları Fatma Zehra’ya ve Medihatül Aliye Öztim’e hisseleri nisbetinde ait olduğu ifade ediliyordu. Hamamlarda ve değirmenlerde, eski ta­pu kayıtlarında yıl 361 gün itibar edile­rek gün ve saat üzerinden hisseler belir­lenirken, tapu yeni olmakla, zikri geçen tapu kaydında verasette iştirak olarak hisseler beyan ediliyordu.

Bu zevatın mirasçıları, murislerinden yadigar bu hamamın iyi anılmaya vesile ol­ması, içlerini sızlatan harabiyetten kur­tulması için gereğini yapmak üzere, bu kitabın yazarına bir görev vererek ha­mamdaki hisselerini hayırlı faaliyetlerine şahit oldukları, Sivrihisar İslami ilimler Vakfına devri hususunda irade beyan et­tiler.

Bu güzel niyet sahipleri, işlemler sırasına göre merhume Kezban Tüzün, Sevim Gü­rel, merhum İbrahim Kara, merhum Ah­met Demir, merhum Hüseyin Demir, Gülten Askun, Gülsen Keten, Sehabettin Erkara, merhum Süleyman Şemsettin Erkara, merhum Mustafa Hulusi Erkara, Atay Erkara, Nuriye Özdemir, Aliye Erka­ra, Doğan Şengül Erkara, Şahin Erkara, Prof. Dr. Ali Eren, Ali Usluer, Yunus Usluer’di. Diğer hissedarlar da, yalnız Yılmaz Eren hariç, murislerinden intikal eden eserin yaşaması için gerekeni yapa­caklarını beyan ettiler, Allah kendilerin­den razı olsun. Niyetleri ile mükafatlan­dırsın. Ölenlerine de rahmet etsin. Hissedarlardan Yılmaz Erene Vakıf Baş­kanı İhsan Küçükaslan, Ferit Gürel ile gitti. Kendisinin 51978’de 317 hissesi ol­duğu, bu hisseyi hibe etmek istemez ise vekalet vermesi halinde, iştirak halindeki mülkiyetin müşterek mülkiyete çevrilerek tüm masrafı vakfa ait olmak üzere tapusunun verileceği, aksi takdirde hamamın yıkılmaya mahkum olduğu anla­tıldığı halde, menfi cevap alındığından maalesef iyi niyetlerimiz gerçekleşemedi. Gerçi dava ile sonuç almak mümkündü ama, bizler hayır işine husumet demek olan davayı sokmak istemedik.

Hamamın banisi: Abdurrahim Efendi’dir. 1138 H / 1724 M. de inşa etmiş­tir. Bura ile ilgili Vakfiye Tarihi: 1154 H. / 1741 M. dir. Vakfedenin torunu Odabaşı Ali Efendi oğlu Abdullah, Sivrihisar’a gelerek, geliri­ni Kutbuddin mahallesindeki medreseye ve medrese içindeki camiye ve sıbyan mektebine vakfetti. 1218 H. / 1803 M. de.

Bu hamama ait (Kanlı Pınar) Kağnı paza­rı çeşmesinden su akıtılmasına dair 1180 H. /1766 M. tarihli bir vakfiye bulundu­ğu anlaşılmaktadır.

Hamamın, külhan kapısından girişte sol tarafta bir de kuyusu bulunmaktadır. Hamam kadınlara ve yanında erkeklere hitap etmek üzere çifte hamam olarak planlandırılmıştır.

Semavi Eyice’nin sınıflandırması ile, ha­mamın erkekler kısmı haç benzeri 4 eyvanlı ve 4 köşe halvetli hamamlar sınıfındandır.

* * *

7- Hıristiyan Hamamı

1868’deyapıldı. Ermeni Kilisesinin inşası 1881’dir. Klasik Osmanlı mimarisi ürü­nüdür. Selçuklu ve Osmanlı hamamla­rında yer alan soyunma yeri, aralık, ılık­lık, sıcaklık ve soğuk – sıcak su hazneleri aynen yer alır.

Hamamın suyu Baba Çeşmesi önlerin­den alınıp, kayalar üzerine yapılan setler­den getirilmiştir. Kilisenin önündeki çeş­me, hamamı besleyen su olmalıdır. Bu eserin de korunması gereklidir.

* * *

Kaynak: Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan KESKİN

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Su Değirmenleri

Su Değirmenleri; Su gücü ile çalışan değirmenlerdir. Ço­cukluğumuzda değirmenlerle tanışma­mız masallarla olmuştur. Değirmenlerde geçen cin peri ve bilge masalları çok ilgi çekici idi. Bir de sahip oldukları merkep­lerle gece gündüz demeden buğdayları götürüp, öğüttürüp getiren cefalı ve ve­falı insanlar çocuk gönlümde değirmen merkezli kahramanlık senaryoları oluştu­rurdu.

Hane reisi kışlık dediği buğdayını amba­rına depoladığı, bağını bozup pekmez, nardenk, tarhana, reçelini hazırladığı, ba­ğından kestiği kuru ağaçları parçalayıp izbesine ahırına yerleştirdiği, bulgur yar­ma denesini hazırladığında, büyük bir tevekkülle ve şükürle, geçim derdinden yarı yarıya kurtulmuş hissederdi kendini. Harman kalknğında alınan buğday (mi­safir de dahil edilmek sureti ile) ihtiyacı geçmiş yılların tecrübesine dayanarak tesbit edilirdi. Mahsul, döğenlerde (dü­ven) her ne kadar öküz dışkıları Yunan bakiyesi miğferlere alınıyor ise de, gayri müsait şartlarda ezilip buğday elde edil­diği ve selektörden geçmediği için, ka­zanlarda güzelce yıkanır süzülür, dip kö­şe temizlenen sokak veya meydanlara se­rilen sergiler üzerinde kurumak üzere yayılırdı.

Kuşların tavukların kirletmemesi ve ye­memesi için, tatilde olan çocuklara bek­leme görevi verilirdi. Bu işe: daneden ga­lat tabiri ile “dene beklemek” denirdi.

Kuruyan buğdaylar yıkanmış kelere de­nen yün çuvallara konur değirmene gön­derilmek üzere hazır edilirdi.

Şehir halkı yakın zamana kadar, yani motorla çalışan un değirmenleri ve un fabrikalarının yapımına ve özellikle ek­mek ihtiyaçlarını fırınlardan temin alış­kanlığına kadar, ekmeğini evinde yapar­dı. Ekmekleri ya tandır üzerine konan toprak saçlar üzerinde bazlama olarak, yahut ta yine tandır üzerine konan saçlarda pişirilen yufka şeklinde hazırlanırdı. iptidai ev fırınlarında tepsi ekmeği de pişirilirdi.

Üç beş günlük ihtiyacı karşılayacak miktarda pişirildiğinde, ekmekler çillenmesin diye sepetler içinde kuyu boş­luğuna sallanır, ihtiyaç halinde çıkarı­lan ekmekler ısıtılıp yenirdi. Kışlık için komşuların da iştiraki ile teknelerde yoğrulan biteği üzerinde hazırlanan yu­mak tabir edilen birer yufkalık mayasız hamurlar, “yassı ağaç” tabir edilen diz üstü masalarda, “okluagaç” tabir edilen oklava ile açılır, “pişirgeç” tabir edilen uç kısmı yassı oklava yardımı ile tan­dırda pişirilirdi. “Saçkı” tabir edilen sa­man imalat artığı yakıtın, “külle” tabir edilen havalandırması bulunan tandır­da yakılması sureti ile ısıtılan saçta, yufkalar çevire çevire iyice pişirilir ve sinilerde üst üste konur serin bir yerde saklanırdı.

İhtiyaç halinde, yufkalar yazın bağlardan toplanmış güzel kokulu “çiçek” tabir edi­len otdan yapılmış özel süpürge yardımı ile serpme sureti ile ıslatılıp üzeri bezle kapatılır, yufka yumuşadığında “dürge” tabir edilen şekilde katlanır ve sofraya getirilirdi. Alınteri göz nuru mahsulü aile boyu hazırlanan ekmek, hakkı verilerek “nan-ı aziz” izzetli nimet kabul edilir. Çö­pe animak bir yana en büyük hürmeti görürdü.

Sivrihisar ilçesinde. Kepen Köyünde Ke­pen Çayı üzerinde üç adet su ile çalışan değirmen vardı. Babadat, Biçer, Hortu, Zey, Elcik, Kaymaz, Okçu ve Sakaiya va­disinde Kurtşeyh’de (Fettioglu Değirme­ni) bu değirmenlerden bulunuyordu. Su miktarına göre bir iki veya çok taşlı olur­du. Değirmenlerde hisseler saat üzerin­den belirlenir “döner taşı” olmak zengin­lik alameti sayılırdı. Enerjide sıfır mali­yetle üretim revaçtaydı.

Yine değirmenler, genellikle buğdayı un yaparken “hak” tabir edilen belli ölçekte mahsul alırlardı. Daha sonraları motorla çalışan un değirmenleri, su ile çalışanla­rın yerini aldı. Su değirmenleri; duran tasları, üzerine yıkılan damları, kuruyan kanalları, çatlayıp çürüyen savakları olukları ile tarihe karıştı.

“Değirmen bile, mahsulü dişendikten he­men sonra iyi öğütmez, taşların karşılıklı aşınması lâzım. Evlilikte geçim de beyle­dir. Sabır ister karşılıklı feragat ister” mi­salleri “saçımı değirmen damında ağartmadım” tabirleri, niceleri… hafızalarda kaldı.

Güftesi Yunus Emre’ye, bestesi İsmail Dede Efendi’ye ait Beytullah-ı tavaf edenlerin vecd ile dönüşlerini tasvir eden “Yörük değirmenler gibi dönerler..” benzetmesi ile değirmenler hafızalarda hoş seda olarak kaldı.

* * *

Bütün Yönleriyle Sivrihisar
Orhan Keskin – 2001