Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Kuzatlar Bağevi

Şehrin 4-5 km batısında Gavur Bağları denilen mevkide yer alan yapı, Sivrihisar’ın ayakta kalabilen geleneksel bağ evi örneklerinden biridir.

İki katlı evin alt katı çamur harçlı moloz taş duvar, üst katı kuzey duvarı dışında ahşap arası kerpiç dolgulu karkas şeklindedir. Yalnız yapının kuzey duvarında moloz taş örgüsünün üst kat boyunca devam ettirildiği görülmektedir. Batı cephesinin üst kat dış duvarlarının bir bölümü yıkılarak yeni malzeme beton kerpiç ve tuğla ile örülmüştür.

Özgününde düz toprak damlı olan yapının üstü de sonradan kırma çatı ve çinko saçla örtülmüştür. Pencereleri karakapak denilen ahşap kapaklarla dıştan kapatılmış olan evin cepheleri yalın görünüştedir.

Geniş bir bahçenin içinde inşa edilen evin hayat olarak kullanılan bölümünde, yapının güney dış duvarına bitişik halde yapılmış bir havuz dikkati çekmektedir.

kuzatlar-ev-plan
Giriş ve Üst Kat Planları

Evin alt ve üst kat plânlan birbirinden farklıdır. Alt kat bir sofa ile ona açılan tek oda ve tandırevinden oluşmaktadır. Doğu yönde bulunan ve harçevi işlevini de yüklenen tandırevi, burada tek kadı olarak yapıya ekli bir nitelik taşımaktadır. Hela birimi de yapının dışında tutulmuştur.

Evin alt katına, sofaya doğrudan açılan ahşap bir kapıyla girilmektedir. 5.20×6.75 m boylarındaki sofa mekanının ortasında, 2.70×2.70 m ölçülerinde bir havuz ile, kuzey ve güney yönlerde duvar önlerine konulmuş ahşap sedirler yer almaktadır.

Etrafı ahşap parmaklıklarla çevrili olan havuz evin güney dış yüzündeki diğer havuzla içten bağlantılıdır. Başka bir ifadeyle, içteki havuz belli bir seviyeye kadar dolduğunda, fazla su dışarıdaki diğer havuza akmaktadır.

Giriş kat sofası, eskiden batı ve güney yönlerde ikişer pencereden aydınlatılmışken, güneydeki çift görünüşlü iki pencere sonradan bozularak; büyük, tek bir pencereye dönüştürülmüştür. Kuzey tarafta yer alan odanın da aslında bu yönde bulunan üç mazgal pencereden ışık aldığı; ancak, sol baştaki pencerenin yakın zamanlarda kapatıldığı anlaşılmaktadır.

kuzatlar-havuz
Giriş Sofasındaki Havuz

Evin üst katına sofadan ahşap, tek kollu bir merdivenle çıkılmaktadır. Giriş katından farklı olarak üst kat, ortada bir sofa ve bunun iki yanında yer alan birer odayla iç sofalıdır. Sofa ve odalar dikdörtgen planlıdır. Bunların hasır döşemeli tavanları kaplaması olarak özgünlüğünü korumaktadır. Sofada herhangi bir oturma elemanı yoktur. Buna karşılık, güneydeki odanın pencere önlerine üç yönde duvar boyunca ahşap sedirler konulmuştur. Misafir odası ya da baş oda diyebileceğimiz bu mekanın sofa duvarında servis amaçlı olarak düşünülmüş, ortada camekanlı bir servis dolabı dikkati çekmektedir. Kuzeydeki odanın batı duvarı önüne tek sedir yerleştirilmiştir.

İç mekanların duvarlarında gömme ahşap dolaplardan başka, kuzeydeki odanın doğu duvarında, bir tarafında gusülhanesi olan yüklük de bulunmaktadır.

kuzatlar-dolap
Çiçeklik ve Servis Dolapları

Süslemesi
Dışta kayda değer bir süslemesi bulunmayan evin içteki süslemelerini oyma ve geçme teknikleriyle şekillendirilen ahşap elemanlar oluşturmaktadır. Havuzun etrafını dolanan parmaklıklar ve üst kattaki dolaplar geleneksel Sivrihisar evlerinin ahşap süslemelerinde görülen bezeme anlayışını tekrarlamaktadır. Süslemede görülen geometrik ve stilize bitki motifleri yalın kompozisyonlar şeklindedir.

Tarihlendirme
Evin inşa tarihine ilişkin olarak herhangi bir kayıt veya bilgiye rastlanmamıştır. Bununla birlikte, gerek yapının mimari üslubu, gerekse malzemesinin niteliği bunun 19. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş olabileceğini düşündürmektedir.

kuzatlar-bahce-havuz

Notlar
2009 yılındaki incelememizde yapının dış cephelerinin son yıllarda gerçekleştirilen niteliksiz bir onarım ve tadilat sonucunda tümüyle özgünlüğünü yitirmiş olduğunu gördük. Buradaki bilgiler evin eski durumunu tanımlamaktadır.

2009 yılı incelememizde, yapının dış cephelerinin serpme beton harcıyla sıvandığını ve cephelerin böylece özgünlüğünü yitirmiş olduğunu gördük.

Bu bilgiyi Ali Zaimoğlu’nun torunu Mustafa Sakarya (1939 doğumlu, ilkokul mezunu) büyüklerinden rivayetle aktarmaktadır.

Sivrihisar’da birçok evin ahşap işlerini yaptığı söylenen Hafız Ahmed Elmas hakkında yakınlarının verdiği bilgiden başka kaynak bulunmamaktadır. Sanatçının çalıştığı söylenen eserlerde adına rastlanmamaktadır. Yalnızca kendi evinin (Yenice Mah. Uzun Sk. 19 numaralı ev) alt katındaki bir odanın kapısı üzerine Arap harfleriyle “Ahmed Usta” şeklinde adını yazdığı görülmektedir. Sanatçının torunu emekli öğretmen Safiye Porsuk (D. 1945)’un büyüklerinden aktardığı bilgiye göre. Hafız Ahmed Elmas 1847’de Sivrihisar’da doğmuş ve 1945’te 98 yaşında iken ölmüştür. Sanatçı geleneksel usullerle marangozluğu öğrenmiş ve Sivrihisar’da birçok evin ahşap işlerini yapmıştır. Diğer taraftan, hafız olduğu için uzun yıllar öğrencilere hafızlık eğitimi de vermiştir. Hatta, kendisinin daha çok gündüzleri öğrencilerine dersle, geceleri de lamba ışığında ahşap işleriyle meşgul olduğu söylenmektedir.

Bu çalışmanın tamamlanmasından bir süre sonra yapı bir yangın geçirmiş ve daha sonra restorasyonu yapılmıştır.

Bu türden ızgaralı deliklere Sivrihisar evlerinde yaygın olarak karşılaşılmaktadır. Dış kapının mandalına bağlanan bir ip bu deliğe uzatılmakta; kapı çalındığında yukarıdan birisi bu ipe asılarak dış kapıyı açabilmektedir. Böylece aşağıya inilmeksizin yukarıdan kapıyı açabilecek, yani bir anlamda kapı otomatiği görevini yapabilecek bir düzen oluşturulmuştur.

Mustafa Sakarya (D. 1939, ilkokul mezunu), evin yapıldığında R. 1323 doğumlu olan babasının 5-6 yaşlarında olduğunu; bu bilgiyi evi yaptıran dedesi Şefik Sakarya (Ö.1956)’dan bizzat öğrendiğini ve doğruluğundan da emin olduğunu belirtmektedir.

Bilgi Hafız Ahmed Elmas’ın torunu emekli öğretmen Safiye Porsuk (D. 1945) tarafından verilmiştir.

Boyacı Mustafa Efendi’nin kızı ve evin bugünkü sahibi olan Naciye Altın (D. 1926, ilkokul 5. sınıftan ayrılmış ve iyi derecede okuma-yazma bilmekte) bu bilgiyi vermektedir.

* * *

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Sivrihisar’da Sosyo – Kültürel Hayat

sivrihisar-gun-dogumu

Sivrihisar’da belirgin şekilde sınıf farklılıkları bulunmasa da evlerin fiziki büyüklüğünden ailenin nüfus ve ekonomik durumunun etkili olduğu anlaşılmaktadır. Konak tarzındaki büyük konutların, şehrin önde gelen varlıklı ailelerine ait olması bunu açıkça ortaya koyar.

Sivrihisar, milli değerlerimiz açısından, köklü kültür mirasının bilincinde bir orta Anadolu kenti olma özelliğini büyük ölçüde günümüze dek korumuştur. Misafirperverlik, iyi komşuluk ilişkileri, yardımlaşma ve dayanışma gibi, değişen bir dünyada her gün biraz daha erozyona uğrayan ve yok olan pek çok güzellik burada hala yaşatılmaktadır.

Her sabah erkenden, evin kadınının kimse sokağa çıkmadan evinin önünü (sokağı) süpürmesi, Sivrihisar’da çok eski bir gelenektir. Geçmişi yüzyıllara uzanan bu gelenek, belli bir halk kültürünü ve temizlik anlayışını yansıtmakta; eski mahallelerin ve sokakların bugün de her türlü kirlenmeden uzak, şaşılacak ölçüde temiz kalmasına yardımcı olmaktadır.

Sivrihisar’ın eski evleri, üç kuşağın bir arada yaşadığı ataerkil aile yapısına göre tasarlanmıştır. Bu bakımdan konutlar genellikle büyüktür.

sivrihisar-carsi

Yakın zamanlara kadar şehir halkının sosyal yaşamında geçim kaynağı olarak tarım ve hayvancılığın önemli yeri vardı. Şehirdeki yaşlıların anlatımına göre, hemen her ailenin civar köylerde veya yakın çevrede, kendine ait ekip-biçtiği tarlası, bağı veya bahçesi bulunuyordu. Halkın büyük kesimi yaz aylarında “yayla” adını verdikleri bu köylere ve bağlara giderek tarımla uğraşıyordu. Bağların içinde, ailenin yazını geçirebileceği ve işlerini yapabileceği bir bağ evi mevcuttu. Şehir evlerine göre daha küçük ölçekte inşa edilen bu yapılar yakın zamanlara kadar varlığını sürdürmüştür.

Kuzatlar Bağ Evi gibi pek az sayıda bağ evi örneğine bugün de rastlanmaktadır. Böyle bir hayat tarzına bağlı olarak, tarımda kullanılan iş hayvanları ile eve ait diğer bazı hayvanların, yaz mevsimi dışında şehre nakledilerek kışı burada geçirmeleri sağlanıyordu. Dolayısıyla, tüm bunların barınağı için evlerin avlularında ya da alt bölümlerinde ahırlar ve samanlıklar tesis edilmişti. ‘Borda kapı’ denilen büyük avlu kapıları da onların ve çektikleri kağnı, araba gibi araçların kolayca içeriye girmesine imkan veriyordu. Çok eskilerde bu işler için mandaların, daha sonralan ise öküz ve atların kullanılmaya başlandığını yaşlı insanlar ifade etmektedirler. Traktörün kullanılmasından sonra, günümüzde artık bu türden hayvanlara şehirde rastlanmasa da, eski evlerin bir bölümünü işgal eden ve onların hatırasını yaşatan ahır ve samanlıklarla hâlâ karşılaşılmaktadır.

Sivrihisar’ın Ortaçağ’dan günümüze kadar önemli bir kültür merkezi olduğu; geçmişinde eğitim ve kültür açısından ileri bir seviyede bulunduğu anlaşılmaktadır. 19. yüzyılın sonlarında, Osmanlı eğitim sisteminin artık iyice zayıflamaya yüz tuttuğu dönemde de Sivrihisar’da canlı bir eğitim ve kültür etkinliğinden söz edilebilir. Zira, o devirde kaza dahilinde hizmet veren 18 medrese, 1 rüştiye ve 108 sübyan mektebinin (ilkokul) mevcut olduğu; ayrıca şehir merkezinde Ulu Cami’ye bitişik olarak 1500 ciltlik kitaba sahip bir kütüphanenin bulunduğu bilinmektedir.

Böyle bir ortamın mesesi olarak yetiştirdiği kişilerle de Sivrihisar’ın Türk kültür hayatında önemli yeri vardır. Türk mizahının en büyük ustası Sivrihisar’ın Hortu köyünde (bugün Nasreddin Hoca beldesi) dünyaya gelmiştir. Yine, Osmanlı Devletinin kuruluş devrindeki önemli isimlerden Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’nın Sivrihisar’in Çandır köyünden olduğu ileri sürülmektedir. İstanbul’un ilk kadısı Hızır Çelebi 1407’de Sivrihisar’da doğmuş ve medrese eğitimine burada başlamıştır. Bunlardan başka Seyyid Mahmud Hayranî ile Yunus Emre’nin de —tartışmalı olmakla birlikle— bu çevrede doğduğunu düşünenler vardır. 1986’da yitirdiğimiz Türk Edebiyatının önde gelen isimlerinden Mehmet Kaplan da Sivrihisarlı dır. Bir araştırmacı, onun şahsiyetini oluşturan ana cevherin Sivrihisar olduğunu belirterek, 1972’de kendisiyle yapılan bir röportajda Kaplan’ın; “dedem ve babam dini kitaplarla halk hikayelerini okurlardı. İlkokulda iken sarı kağıdı taş basma, acemi yazılı halk hikayelerini ben de okudum. Kasabamızdaki evde sözlü olarak yaşayan zengin bir halk kültürü vardı. Nasreddin Hoca ve Yunus Emre Sivrihisarlı oldukları için, kadınlar bile onların fıkra ve şiirlerin bilirlerdi… Çevreden gelen bu halk kültürünün bende edebiyata karşı büyük ilgi uyandırdığına kaniyim ” dediğini nakletmektedir.

Öğrencilerinden Z. Kerman’ın, hocası Mehmet Kaplan’ın ölümünden bir süre sonra, evrakı arasında bularak “Hatıralar Çocukluk Yılları” başlığıyla onun adına yayınladığı bir yazı oldukça ilgi çekicidir.

Sivrihisar’daki evlerinin, eşyalarının, komşuluk ilişkilerinin ve o günlerin olaylarının, hayatı boyunca onun üzerinde ne kadar etkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu, aynı zamanda, her yönüyle insana dönük bir mimari kimliğe sahip Türk Evinin ve dolayısıyla Sivrihisar geleneksel evlerinin, bir çocuğun kimliğini kazanmasında nasıl etkin olduğunu göstermektedir.

* * *

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Fiziki Yapıyı Oluşturan Etkenler

Geleneksel Türk kenti ve evlerinin oluşumunda etkin rol oynayan tarih, coğrafi koşullar (iklim, bitki örtüsü, topoğrafya, jeolojik yapı vb.), eski kent dokusu, şehirleşme, nüfus hareketleri, ekonomik durum, inanç, kültür ve gelenekler ile yerleşim yerinde kurulmuş olan sosyal bina üniteleri (anıt yapılar) Sivrihisar evlerinde de doğrudan veya dolaylı biçimde etkisini göstermiştir.

Hem kent hem de ev ölçeğinde fiziki yapıyı oluşturan bu etkenleri sırasıyla şu şekilde ele alabiliriz:

TARİHİ SÜREÇ

Sivrihisar’ın tarihi Hititlere kadar uzanmaktadır. O dönemde burasının ‘Spalia’ veya ‘Spania’ adında küçük bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir. İlk Çağ’da kurulmuş olan ve Sivrihisar ilçe merkezine 15 km uzaklıkta bulunan Pessinus antik kenti (Ballıhisar), M.O. 8.) yüzyılda Kybele’nin kült merkezi olarak önem kazanmıştı. Bu antik kent, eski Kral Yolu üzerinde bulunduğu için ticari anlamda da öneme sahipti. Fakat, M.Ö. 204’de kültün Roma’ya taşınmasıyla bunun eski parlak dönemi sona erdi. Bizans devrinde imparator Iustinianos (527-565) askeri amaçla bu çevrede bir kent kurmak istediğinde, Pessinus’u yeniden imâr etmek yerine, yeni kent için bugünkü Sivrihisar’ın bulunduğu yeri tercih etmiş; Pessinus’un kalıntılarından da büyük ölçüde yararlanarak kendi adını verdiği (Justinianopolis) bir şehir kurmuştu. W. Ramsay, Justinianos’un kurduğu bu kentin zamanla gelişerek bölgenin önemli şehri olan Pessinus’u gölgede bıraktığını yazmaktadır.

Türklerin Anadolu’ya gelmesinden kısa bir süre sonra, Sivrihisar ve çevresine Oğuz boylarından bazı Türkmen aşiretleri gelip yerleşmişlerdir. Ancak Sivrihisar’ın tam olarak Selçuklu hakimiyetine geçiş tarihi bilinmemektedir. Muhtemelen 11. yüzyıldan sonra da kent Anadolu Selçuklu Devleti ile Bizans arasında birkaç kez el değiştirmiş olmalıdır. Bu yüzden yörede 11. yüzyıldan, hatta 12. yüzyılın ilk yarısından günümüze ulaşabilen önemli Türk eseri tespit edilememektedir. Buna karşın bölgede 13. yüzyılda yoğun imar faaliyetleri dikkati çeker. Başta Ulu Cami (1274) olmak üzere hem şehir merkezinde hem de köylerdeki mimari ambardan yörenin bu dönemde hatırı sayılır bir önem taşıdığı anlaşılmaktadır.

14. yüzyılın başlarında, burasının kısa bir süre Moğol güdümündeki yerel beyler tarafından yönetildiği, kentin merkezinde bulunan Alemşah Kümbeti’nin 1327 tarihli kitabesinden öğrenilmektedir.

COĞRAFİ DURUM

Sivrihisar yöresinde İç Anadolu’nun tipik karasal iklimi görülmektedir. Burada kışlar soğuk ve yağışlı, yazlar sıcak ve kurak geçmektedir. Sıcaklık farkları gece ve gündüz arasında da oldukça belirgindir. Kışın soğuk geçmesi evlerin biçimlenmesinde çeşitli yönlerden etkili olmuştur. Söz gelimi, evlerin kuzeye bakan cepheleri mümkün olduğu kadar dışa sağır tutulmaya çalışılırken, pencere açıklıklarının ve açık sofaların güneye bakmasına özen gösterilmiştir. Bundan başka, konutlarda iklime bağlı olarak çeşitli çözüm arayışları da geliştirilmiş; evlerin içinde yazlık ve kışlık mekanlar oluşturulmuştur.

Bugün önemli bir kısmı bozkır görüntüsündeki Sivrihisar çevresinde, yakın zamanlara kadar zengin çam ormanlarının bulunduğu bilinmektedir. Yapılan incelemelerde de evlerin inşası için malzeme temininde yörenin bitki örtüsünden geniş ölçüde faydalanıldığı ve yapı için gerekli ahşabın bu ormanlardan sağlandığı anlaşılmaktadır.

Evlerin inşasında yörenin jeolojik yapısından da oldukça yararlanıldığı görülür. Bu bağlamda şehrin topografik konumu ile arsaların doğal yapısı konutların biçimlenmesinde etken olmuştur. İnşa malzemesi için gerekli taş çevredeki kayalıklardan kırılarak veya toplanarak sağlanmıştır. Aynı şekilde tuğla ve kerpiç de şehre yakın Aşağı Kepen köyünden getirilen topraklardan üretilmiştir.

Eskiden Sivrihisar halkının başlıca geçim kaynağı tarım, hayvancılık ve ticarete dayalıydı. Geçmişte şehirde yaşayan insanların az bir kısmı ticaret ve sanatla uğraşırken, büyük bölümünün tarım ve hayvancılıktan geçimini sağladığı bilinmektedir. Bu durum, evlerde tarım ve hayvancılığa ilişkin olarak çeşitli birimlerin yapımını gerekli kılmıştır.

* * *

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Sivrihisar Eski Kent Dokusu

ESKİ KENT DOKUSU, NÜFUS VE ŞEHİRLEŞME

kale-gravuruAntik devirlerdeki durumu yeterince tespit edilememekle birlikte Sivrihisar; Bizans döneminden itibaren kesintisiz bir yerleşime sahne olmuştur. Diğer Ortaçağ kentlerinde olduğu gibi burada da savunma amacıyla inşa edilmiş bir kalenin varlığı bilinmektedir. 19. yüzyılda şehre gelen seyyahlardan Ainsworth’un eserinde Sivrihisar Kalesi’nin bir gravürü görülür. Halen şehir merkezinden oldukça yüksek bir konumda, Yazıcı Kayası adı verilen sivri kayalıkların üzerinde Sivrihisar Kalesi’nin kalıntıları mevcuttur. Son zamanlarda burada oturan bir derebeyinin adına atfen Yazıcıoğlu Kalesi de denilen bu kaleye, şehirden yer yer zemini taş döşemeli yol takip edilerek güçlükle çıkılabilmektedir. Söz konusu kaleden bugün yalnızca bazı sur duvarları ile çeşitli depo kalıntıları ve yüksek kayalar üzerine inşa edilen bir köşkün duvarlarından bölümler görülebilmektedir.

Çoğu Ortaçağ yerleşmelerinde iç kalenin, kentin hemen hemen merkezinde yer almasına ve onun çekirdeğini oluşturmasına karşılık, Sivrihisar’da böyle bir durumdan söz etmek mümkün değildir. Tarihi kaynaklarda geçen Sivrihisar Kalesi’nin ise bir iç kale mi; yoksa dış kale mi; olduğu belirsizdir. H. Doğru, tarihi bilgilerin ışığında yaptığı incelemelerle 15-16. yüzyıllarda Kılınç, Araklu, Kayalu, Çubuk, Elmalu, Koyuncu, Çapaklu ve Tatlar mahallelerinin kale ve çevresinde bulunduğu görüşüne yer vermektedir. Yukarıda sözünü ettiğimiz kalenin anılan mahalleleri kapsamadığı göz önüne alındığında, Sivrihisar’da kimi eski mahalleleri içine alan başka bir kalenin varlığı akla gelmektedir. Günümüzde ondan herhangi bir kalıntı tespit edilememekle birlikte, yerleşim yerini kısmen veya tamamen kuşatan bir kalenin bulunması o dönemlerin kent anlayışına uygundur. T. Özalp kaleden bahsederken. Köşk denilen yerde Saray ve Selamlık kapılan, Kızılbel denilen yerde Kızılbel Kapısı, Yenice mahallesi yakınlarında Uğrun Kapı, Hisar arkasına giden boğazda da Mudurnu Kapısı olduğunu belirtmektedir. Bu kapıların şehri kuşatan böyle bir kaleye ait olduğu düşünülmektedir.

Türkler tarafından ilk kez hangi tarihte fethedildiği bilinmeyen şehrin, o zamanki durumu hakkında da bilgi bulunmamaktadır. Ancak, diğer Bizans şehirleri gibi burasının da artık eski canlılığını koruyamadığı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla bir kısmı Bizans döneminden kalmış olan mahalleler de şehrin Türkler tarafından fethedilmesinden hemen sonra Türk Şehri karakterinde bir yerleşim yeri olarak gelişme göstermiştir. Şehirdeki mahalle adlarının Türkçe olması da bunu doğrular niteliktedir. Selçuklu ve Beylikler döneminde, başka bir deyişle 13-14. yüzyıllarda Sivrihisar’da inşa edilen mimari anıtlara bakılarak, şehir ve çevresinin önemli bir Türk nüfusa sahip olduğu söylenebilir. Ancak, o dönemlerde buralarda yaşayan insan sayısı konusunda henüz kesin bir tarihi veri yoktur.

H. Doğru, arşiv bilgileri ışığında Sivrihisar’ın 15. ve 16. yüzyıllardaki durumunu ele alırken, kentin o dönemdeki ekonomik yapısı, mahalle sayısı, anıt yapıları ve ev adedi gibi konularda da önemli tespitlerde bulunmuştur. Buna göre, Osmanlı döneminde önceleri bir nahiye merkezi olmakla birlikte Sivrihisar, tamamen bir şehir niteliğinde gelişme göstermiştir. Tarihi arşiv kayıtlarından ve özellikle Tapu Tahrir Defterleri’nden bu konuda bazı önemli bilgiler edinilmektedir. Söz konusu belgelerin verdiği bilgilerden 1486 yılında Sivrihisar’da; 24’ünde Müslümanların, birinde ise gayrimüslimlerin oturduğu toplam 25 mahallenin bulunduğu; daha sonraları Kanuni devrinde de mahallelerin durumunda sayı bakımından değişiklik olmadığı tespit edilmektedir.

Sivrihisar’da genellikle mahalleler bir mescit veya caminin etrafında kurulmuştur. Bu yüzden mahalleler pek çok örnekte olduğu gibi, burada cami-mescit yaptıran şahsın adını almıştır. Bugün de eski mahallelere adını veren kişilerin bazıları sokak, cadde veya semt adlarıyla anılmaktadır. 15. ve 16. yüzyıllarda kentte mahalle sayısının bugünkünden çok fazla olması, mahalle kavramının o zamanlarda bugünkünden daha küçük yerleşme birimleri olduğunu düşündürür. Nitekim bu durumu verilen ev sayıları da açıkça göstermektedir. Söz gelimi, 1486’da Tatlar ve Camii mahallelerinde sadece 9’ar ev bulunurken en çok ev sayısına sahip mahallelerden Çubuk’da 38, Kılınç mahallesinde 35 ve Hacı Minnet mahallesinde de 33 ev yer alıyordu. 1521’de de mahallelerin ev sayısında önemli bir değişiklik gözlenmemektedir. Daha sonraları kimi mahalleler birleştirilerek ortadan kalkmıştır. Bazı mahalle adları yüzyıllardır değişmemiş veya yalnızca küçük ses değişiklikleriyle bugüne gelmiş; bir kısmının adı ise tamamen değiştirilmiştir. Örneğin, Kılınç – Kılıç, Elmalu – Elmalı ve Gedük – Gedik şeklinde söylenişinde birer harf değişikliğiyle, fakat aynı anlamı taşıyan adlarla varlıklarını devam ettirmektedirler. Tatlar, Seyyid Mahmud ve Faruk mahalleleri ise sırasıyla Cumhuriyet, Yenice ve Demirci olarak değiştirilmiştir. 16. yüzyılda şehre uğrayan batılı gezginler daha çok yörenin antik kalıntılarına ilgi duymuşlardır. Bunun yanı sıra, genelde konuk oldukları gayrimüslim konutlarının ilgi çeken döşemelerinden söz etmişler, evlerin mimari özelliklerine ise pek değinmemişlerdir. Ancak bunlardan bazıları yöreyle ilgili izlenimlerini naklederlerken kale ve kent hakkında az da olsa bilgi vermişlerdir. 1842’de Sivrihisar’a gelen seyyahlardan Ainsworth’un kent hakkında pek tutarlı olmayan bilgileri yanında, yukarıda sözünü ettiğimiz Sivrihisar Kalesi’ni tasvir eden gravürü ilginçtir. Kaynağı ve tarihi tam olarak bilinmeyen başka bir batılı seyyahın, tahminen iki yüz yıl öncesine ait olduğu düşünülen Yazıevi Arşivi’ndeki bir gravuründe de bugünkü fiziki yapıya uygun olarak eğimli bir alanda yer alan şehrin arkasındaki sarp kayalıkların bir mezarlık alandan görünüşü resmedilmiştir.

Batılı seyyahlardan S. Martin, “bir Türk şehri” olarak nitelendirdiği kentte 2000 ev bulunduğunu ve şehrin kısmen Pessinus’un harabeleri ile kurulduğunu yazmaktadır. 1862’de Sivrihisar’a gelen G. Perrot da Ermenilerin Türk geleneklerine göre yaşadıklarından bahsederek kadınlar yüzlerini örtüyorlar, erkeklerden kaçıyorlar, evlerde erkeğe çıkmıyorlar” demektedir. Aynı yıl buraya uğrayan ve Pessinus harabelerinin bir gravürünü de çizen C. Texier ise Sivrihisar hakkında kayda değer bilgi vermez. Birkaç yal sonra şehri gören Lennep (1870), kentin arkasındaki dağlara dikkat çekerek “bu kara dağlar, kasabanın ak evleri ile karşıt meydana getiriyorlar” der. Barkley (1891) de dönemin kent dokusu, evleri ve nüfusu konusunda bazı ipuçları veren şu bilgileri aktarmaktadır: “…Tepelerle yarı dairesel şekilde çevrilmiş Sivrihisar’a ulaştık. Bu yarı dairenin içi, değişik ölçülerle biçimini bulmuş konutlarla dolu. Halkının yansından fazlası Türk, gerisi Ermeni. Konutlar tepelere dayanmış olup, arka duvarları tepelere göre şekilleniyor. Konutlar cepheden hemen çoğunlukla iki katlı olarak yapılmışlar. Üst kat derin bir verandaya açılıyor. Alt kadarda küçük odalar bulunuyor. Halk yaz aylarını üst katta açık verandada geçiriyor…”

Daha Selçuklar zamanında bir Türk kimliği kazanan kentin nüfus çoğunluğunun bundan sonra hemen her dönemde müslümanlardan meydana geldiğini kaydetmiştik. Kırım Savaşı (1853-1856) yıllarında Kırım ve Kafkasya’dan getirilen bir grup Ermeni azınlığın Sultan Abdülmecid’in fermanında buraya yerleştirildiği dönemde bile, şehirdeki gayrimüslim halk, kent nüfusunun ancak üçte birlik bölümünü teşkil ediyordu. Dönemin yazılı kaynaklarına göre, 1890’da bunların şehirdeki nüfusu 4 bini aşmıyordu.

1879 tarihli Ankara Salnamesi’nde kaza dahilinde 6.234 ev bulunduğu belirtilmiş; 34.902 olan nüfusun % 12’sinin Ermeni olduğu kaydedilmiştir. Ş. Sami de o tarihlerde (1890’lar) şehir merkezinde 11.211 nüfusun bulunduğunu ve bunun dört bin kadarının Ermeni, geri kalanının müslüman ve Türk olduğunu yazmaktadır . 1907 tarihli Ankara Vilayet Salnamesi kaydında da Sivrihisar Kasabası’nın 36.635 olan toplam nüfusunun 11.515’i kasaba merkezinde gösterilmiştir.

Sivrihisar Belediyesi 1877’de kurulmuştur. Buna karşılık şehrin imar planı ilk kez 1970’te hazırlanarak Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nca onaylamış ve yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu plânda, eski dokuya —kimi sıhhileştirme değişiklikleri dışında— müdahale edilmeksizin şehir merkezi güneye kaydırılmış; yeni yapılaşma için de kentin doğu ve batısındaki araziler iskâna açılmıştır. Ancak, iskâna açılan bu alanlar kısa sürede dolunca, 1980’de öncekine ilave imâr planı hazırlanmış; bu plânda da yeni gelişme alanı için şehrin güney kesimi ile kuzeybatısındaki mülkiyeti belediyeye ait olan arazi gösterilmiştir.

Sivrihisar’ın eski kent dokusu bugün on bir mahalleye dağılmış durum­dadır. Bu dağılımı ana batlarıyla şu şekilde ifade etmek mümkündür: Şehrin kuzeyinde Türk yerleşiminin çekirdeğini oluşturan Kılıç mahallesi yer alır. Onun doğusunda Kubbeli, Camii Kebir mahalleleri ile —yerleşimin en doğu ucunda— Elmalı mahallesi; batısında ise Gedik mahallesi bulunmaktadır. Onların alt kesiminde ise kuzeybatıdan güneydoğuya doğru Yenice, Karabaşlı, Karacalar, Cumhuriyet, Demirci ve Kurşunlu mahalleleri sıralanmaktadır.

Hazırlanan imâr plânlarında yeni yapılaşma alanlarının eski yerleşimin dışında düşünülmesi ve bu süreçte kaçak yapılaşmaya da pek izin verilmemesi kentin eski dokusunun kısmen korunmasında etken olmuştur. Yalnız imâr plânlarında belirtilen ‘sıhhileştirme’ çalışmaları esnasında söz konusu tarihi dokuya zarar veren bir kısım değişiklikler de yapılmıştır. Elmas sokak. Mavi Kadın sokak ve Hızırbey caddesi gibi bazı eski cadde ve sokaklar genişletilirken kimi evler tamamen yok edilmiş, bir kısmı da bu çalışmalardan zarar görmüştür. Ayrıca Elmas sokakta iki katlı tarihi evlerin yoğun olduğu adalarda üç; Ordu ve Eskişehir caddelerine ise dört kadı imar izni verildiği için eski evlerin bulunduğu çevrelerde yeni yapılar inşa edilmiş ve bunlar da doğal olarak eski dokunun görünüşünü bozmuştur.

Ressam Halis Meriç’in 1943’te gerçeğine uygun olarak yaptığı anlaşılan Mavikadın sokağının resmi, sokağın bugünkü durumu ile karşılaştırıldığında, son altmış beş yılda Sivrihisar’da sokak (eski kent) dokusu ve evlerin geçirdiği değişimin boyutunu anlamak mümkün olmaktadır.

Anadolu’nun bütün eski kentleri gibi, Sivrihisar’da da sokaklar —sonradan genişletilenler dışında— evlerin cepheleri ve yüksek hayat duvarlarıyla kuşatılmış olarak çoğu kıvrımlı ve dardır. Fakat, evlerin üst katlarından taşıntı yapan çıkmalarla, hayat ve bahçelerden yükselen asmalar, diğer ağaçlarla da kaynaşarak canlı ve hareketli bir görünüm oluşturmaktadır. Sokakların kimisi çıkmaz sokak şeklindedir. Osmanlı kaldırımı döşeli dar sokakların zemini sel sularının akması için ortada içe doğru meyillidir

Bunların çoğu, nispeten daha geniş tutulan caddelerle genelde diklemesine bağlantılıdır. Bazen sokakla caddenin kesiştiği noktada, bazen de mahalle aralarındaki bir çeşmenin etrafında birkaç sokağın birleşmesi ile küçük meydanlar oluşturulmuştur.

Evlerin sokakla olan ilişkisi, doğrudan alt kata açılan bir giriş kapısıyla veya hayata (avluya) açılan bir cümle kapıyla sağlanmıştır. Avlu ve hayat bölümlerini yüksekçe bir duvar sokaktan ayırmaktadır. Bu duvarlar aynı zamanda sokağın iki yan sınırlarının belirlenmesinde de önemli rol oynamaktadır. ‘Borda kapı’ denilen büyük, çift kanatlı ahşap kapı, sokaktan bakıldığında masif görünüşlü yüksek duvarlara hareket kazandırmaktadır.

Sivrihisar köylerindeki geleneksel yerleşim dokusu ve sokaklar da şehir merkezinin eski durumu hakkında kimi ip uçları verir. Onlarda da evlerin ve yüksek hayat duvarlarının sokağı iki yönden kuşattığı görülmektedir. Büyük ‘borda kapılar, az sayıda pencere açıklığı bulunan masif alt kat duvarları, üst kadarda çıkmalar ve pencere sayısındaki artışlar, Sivrihisar’ın geleneksel şehir evlerinde de karşılaştığımız unsurlardır. Şehre göre çok daha yalın bir anlayış gösteren geleneksel köy evleri eskiden tamamen toprak damlı iken, bunların pek çoğunun üzeri son zamanlarda kiremitli kırma çanlarla örtülmüştür. Sivrihisar şehir merkezindeki evlerin de eskiden çoğunlukla toprak damlı oldukları ve kiremitli çatıların yakın zamanlarda yaygınlaştığı şehirdeki yaşlılar tarafından ifade edilmektedir.

Her şeye rağmen Sivrihisar, günümüzde geleneksel tarihi dokusunu önemli ölçüde koruyabilmiş ender Anadolu kentlerimizden biridir. Eski kentlerin çoğunda karşılaştığımız çarpık kentleşmeyi, tarihi anıdan gölgeleyen ve geleneksel mimarisiyle her bakımdan çelişen yapıları Sivrihisar’ın eski mahallelerinde daha az görmekteyiz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bunun gerçekleşmesinde yerel idarenin kaçak yapılaşma karşısındaki tutumu ve eski dokunun korunmasında gösterdiği titizliğin payı büyüktür. Ancak bu dokunun korunmasındaki diğer bir etken, şehir halkının bu evlerde hâlâ severek yaşaması ve böylece onları yaşatması olmuştur. Başka bir değişle, geleneksel Sivrihisar evleri genelde bugün de işlevini sürdürdüğü için bakım görmekte ve böylece yaşatılmaktadır. Nitekim kimi kentlerimizin eski mahallelerindeki bakımsızlık ve sahiplenmemeden kaynaklanan durumlarla Sivrihisar’ın eski mahallelerinde pek karşılaşılmamaktadır’. Bu yüzden —kimi evler kaderine terkedilmiş olsa bile— kentin sokakları hala canlı ve şaşılacak ölçüde de temiz bir görüş sergilemektedir.

* * *

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Plan Tipleri

Tarihi Sivrihisar Evleri Plan Tipleri

Sivrihisar evlerinin plân kuruluşları genellikle Anadolu Türk konut mimarisinin karakteristiklerini yansıtmaktadır. Bu bağlamda evlerin plânlarını oluşturan elemanların işlevi ve kullanım tarzları da iç sofalı ve dış sofalı geleneksel Türk evlerinin özelliklerini taşımaktadır. Evler çoğunlukla iki katlı olarak inşa edilmesine karşılık, tek katlı örneklere de rastlanmaktadır. Ancak daha yaygın olanı, arazinin eğiminden faydalanılarak, altta yarım kat yüksekliğinde bir bodrumla iki katlı evlerde iki buçuk, tek katlı evlerde ise bir buçuk katlı dış görünüşe sahip konutlardır. İki katlı evlerin esas ikâmet edilen kısmı üst katlarıdır. Alt katlar; ahır, kiler (harçevi), kışlık oda ve mutfak gibi hizmet birimlerine ayrılmıştır. Zaimoğlu Konağı, Yazıcıoğlu Konağı ve Şefik Sakarya Evi gibi bodrumu bulunan büyük evlerde bu türden birimler bodruma kaydırılarak, giriş katındaki mekânlar tamamen kışlık odalar şeklinde düzenlenmiştir.  Plan örnekleri ⇓

giris-plan-rolovesii

Evlerin ana ortak mekanını sofa oluşturmaktadır. Buna bağlı olarak evlerin planları sofanın konumuna göre şekil almıştır. Yapıların tamamı iç sofalı veya dış sofalı olarak planlanmıştır. İncelenen evlerde, orta sofalı ve sofasız örneğe rastlanmamıştır. Ancak, hem iç sofalı hem de dış sofalı evlerin plan özelliğini gösteren “karma sofalı” diye adlandırılabilecek bazı örneklere de rastlanmaktadır. Bu konuda daha önce (1986) ayrıntılı bir gruplandırma yapan F. Özşuca Sivrihisar evlerinin plan tipolojisini;

1- Dış Sofalı Evler

  • I tipi dış sofalı evler,
  • L tipi dış sofalı evler,
  • Köşe sofalı evler,
  • Üç tarafı kapalı dış sofalı evler

2- İç Sofalı Evler

  • Karnıyarık tipi evler
  • Bir tarafı kapalı karnıyarık tipi evler
  • Haç tipi evler
  • T tipi evler

3. Karma Sofalı Evler
Şeklinde belirlemekte; iç ve dış sofalı evlerin mahallelere yaklaşık eşit oranda dağıldıklarını, karma tiplerin ise çok az görüldüğünü ifade etmektedir. Araştırmacı bunların şehirdeki oranını ise % 52 dış sofalı, % 38 iç sofalı ve % 10 karma sofalı olarak vermektedir. Bu oranların zamana göre değişiklik geçirdiği kuşkusuzdur. Eskiden daha çok rağbet gören dış sofalı evlerin giderek azaldığını, hatta soğuktan korunmak için bunların açık yüzlerinin son zamanlarda kapatıldığını ve daha muhafazalı olan iç sofalı evlerin yaygınlık kazandığını söylemek mümkündür.

* * *

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Plan Elemanları

Tarihi Sivrihisar Evleri Plan Elemanları

geleneksel-sivrihisar-evleriHayat (Avlu) ve Bahçeler
Avlu ve bahçe geleneksel Türk aile yaşamında önemli yer tutar. Sivrihisar’da da avlu ve bahçe eski evlerin adeta ayrılmaz birer parçası durumundadır. Anadolu’nun pek çok yerinde görüldüğü gibi mahremiyet kaygısıyla, burada da hayat (avlu) evlerin ya arkasına alınmış veya sokak istikâmetine gelmesi halinde, bu yönde yüksek bir duvarla sokaktan ayrılmıştır. Tandırevi, kiler, kuyu ve helâ gibi elemanlar çoğunlukla hayat etrafında yer almışlardır. Bazı örneklerde ahır, samanlık ve arabalık birimleri de hayattadır. Burası evin içi sayılır. Evin kadını ekmeğini burada yapar, çamaşırını burada yıkar ve kışlık yiyecekleri hazırlar. Keza üzüm pekmezi de hayatta yapılır. Onun için rahat çalışmak ve çamurdan korunmak amacıyla hayatın bir bölümünün zemini taşla kaplanmıştır. Yöre insanları tarafından “taşlık” olarak adlandırılan, çoğunlukla asma veya ağaçların gölgelediği bu kısımlar, aynı zamanda aile fertlerinin dinlenme mekânlarıdır.

Bahçe de geleneksel Sivrihisar evlerinin diğer önemli bir parçasıdır. Evde bahçe, hayatın geriye kalan bölümünü teşkil eder. Başka bir deyişle hayat bahçenin bir bölümünü oluşturur. Şehirdeki yaşlıların ifade ettiklerine göre, Sivrihisarlıların genelde yakın zamanlara kadar şehrin dışında ve yakın köylerde bağ-bahçeleri bulunuyordu. Halk yaz aylarında oralara giderek ziraatla uğraşıyordu. Bu gelenek günümüzde de kısmen devam etmektedir. Evlerin önündeki bahçeler ise böyle yaşam tarzının şehirdeki uzantısı niteliğindedir. Zira kırsal yaşamda ihtiyaç duyulan öküz, at, merkep ve kümes hayvanları gibi canlılar sahipleriyle birlikte kışın şehre taşınıyordu. Yapılan barınakların bir şekilde bahçe ile organik bağı kurularak, sözü edilen hayvanların sulanması, havalandırılması vb. ihtiyaçları bu bahçelerde gideriliyordu. Bahçelerin içinde çeşitli meyve ağaçları, çiçekler ve bazı durumlarda ailenin ihtiyacı olan sebze de yetiştiriliyordu.

Sofa
Sivrihisar evlerinin tamamının sofalı olduğunu belirtmiştik. Şehirde bu mekânlara ‘hol’ denilmektedir. Geleneksel Türk konut mimarisindeki sofanın işlevi bütünüyle burada da görülmektedir. Sofa; odalar arasında ana mekân olmanın yanında, aile yaşamında ortak kullanım alanı özelliğini de göstermektedir. Onun için sofanın evin en geniş mekânı olduğu dikkati çekmektedir.

Genellikle zemini tahta döşemeli olan bazı sofaların pencere önlerine duvar boyunca sedirlerin yerleştirildiği görülmektedir. Bir kısım sofalarda ocak da bulunmaktadır. Oda mekânlarına kıyasla, süsleme bakımından daha sade oldukları gözlenen sofaların süslemeli tavanlara sahip olanları da vardır. Bundan başka, sofalarda bulunan ahşap dolaplar ve alçı raflar da mekânı zenginleştiren süsleme elemanları olarak belirtilebilir.

Dış sofalı evlerin eskiden dış yüzlerinin açık olduğu ve bunların belli seviyeye kadar tahta veya kafeslerle kuşatıldığı, daha sonraları ise tahta ve kafeslerin kaldırılarak tamamen duvarla kapatıldığı söylenmektedir. Bu durum yapılan incelemelerde de tespit edilebilmektedir.

Kimi örneklerde sofanın bir bölümü zemin seviyesinden yükseltilerek ayrı bir oturma alanına dönüştürülmüştür. Açık tarafı ahşap parmaklıklarla çevrilmiş olan bu kısım trabzanın küçük bir söyleyiş farkıyla Sivrihisar’da ‘dırabazan’ olarak adlandırılmaktadır.

Kuzatlar Bağevi’nde olduğu gibi bağ evlerinin giriş kat sofalarında yer alan havuz, mekânın önemli bir parçası halini almıştır. Bunların benzerleri Safranbolu evlerinde de görülmektedir.

Odalar
Sivrihisar evlerinin odaları iç mekân kuruluşu ve sahip olduğu elemanları bakımından geleneksel Türk Evi odalarının ana özellikleri5 ile aşağı yukarı uyum içindedir.

İki katlı evlerin alt katlarındaki mekânların bir kısmı kışlık odalar olarak düzenlenmiştir. Bazı konutların bodrumlarında yer alan mekânların da bu amaçla kullanıldığı tespit edilmiştir. Sürekli ikâmete açık olan üst kattaki odalardan en az birinin misafirleri ağırlamada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Çok işlevli olarak kullanılan bu odaların başlıca mobilyası pencere önlerinde duvar veya duvarlar boyunca uzanan sedirler ile yüklük ve dolaplardan ibarettir. Baş oda diyebileceğimiz, genelde sokağa çıkma yapan bu mekânların kapıları, dolap-yüklük kapakları, çiçeklikleri ve tavanları daha özenli bir işçilik sergilemektedir.

Üst kattaki odalar sofaya açılırlar. Ancak, sofanın ortak kullanımı söz konusu olduğundan, pek çok yörede karşılaşılan mahremiyet düşüncesinin odaların biçimlenişine yansıdığı gözlenmektedir. Zira, her oda bir anlamda bağımsız bir yaşama birimidir ve bunların kendine özgü bir mahremiyeti söz konusudur. Bunun için, oda kapılarının açıldığında, sofada oturanların ilk bakışta içeriyi görmesini engelleyecek kimi çözümler geliştirilmiştir. Sözgelimi Zeyneller Evi’nde oda kapıları köşeye alınarak girişin bulunduğu köşeler pahlanmıştır. Yine, odalarda kapı önüne yerleştirilen yüklük ve çiçeklik elemanları da içerinin ilk anda görünmesini engellemektedir. Bilindiği gibi aynı evde yaşayan insanların oda kapısını çalması ve izin alması pratik olmadığı gibi pek adet de değildir. Böyle durumlarda bu türden çözümler, odada kalanların dışarıdan gelenlere karşı toparlanma ve kendilerine çeki düzen vermesine yardımcı olmaktadır.

Ahşabın çok kullanılmış olması, odalara sıcak bir mekân etkisi kazandırmıştır. Şimdilerde pek az örneğine rastlansa da odaların zeminine yörede ve hatta bu evlerde dokunan kilimler serilirdi. Yaşlıların söylediklerine göre eskiden, sedirler üzerine de “sedir kilimi” denilen daha ince, özel dokunmuş kilimler serilir; bunların üzerine minderler ve arkalarına hasır yastıklar konulurdu. Genellikle yastıkların üstündeki kaneviçe işlemeli örtülerle de odalar çok renkli, canlı ve etkili birer mekân haline getirilirdi.

Hamam
Odalarda yüklüğün bir tarafındaki dolap biçimindeki yıkanma birimlerinden (gusülhane) başka, evlerde daha geniş yıkanma elemanlarına da rastlanmaktadır. Bunlar Anadolu’nun birçok yöresinde, özellikle konak tipi büyük konutlarda karşılaştığımız özel ev hamamları grubu içinde ele alınabilirler.

Sivrihisar’da daha çok büyük yapılarda bulunan ev hamamlarının, yapıların planlaması içinde sabit bir konumlarının olmadığı söylenebilir. Bunların bir kısmı avluda, konuttan organik olarak bağımsız bir konumda; bazıları ise evin içindedir. Dışarıdakilerin içtekilere kıyasla daha anıtsal bir kuruluşa sahip oldukları görülmektedir. Bunlardan Sinan Paşa Hamamı’nın şehirdeki en eski ve büyük örneği olduğunu daha önce belirtmiştik. Yazıcıoğlu Konağı’nın avlusunda yer alan hamam da ilginç bir örnektir. Tek hacimden ibaret hamamın üzeri kubbe ile örtülmüştür. Sinan Paşa Hamamı’nda olduğu gibi bunun da girişi, bitişiğindeki tandırevinden sağlanmıştır. Bu kısım aynı zamanda hamamın soyunmalık işlevini de yüklenmiştir. Ayrıca burada bulunan ocağın yıkanma için gerekli sıcak sutaın ısıtılmasında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Diğer ev hamamları genelde tek mekândan ibarettirler. Bazılarının girişinde küçük bir so}oınmalığa rastlanmaktadır. Kimi yapılarda da hamamlar evin içinde yer almaktadır. Şamdanlar Evi’nin her iki katında ve Şefik Sakarya Evi’nin üst katında da bu tarz hamamlar mevcuttur.

Tandırevi
Basit tanımı ile Sivrihisar’da tandırevi; içinde bir ocak – tandır elemanı ile ambar ve dolapların bulunduğu küçük mekânlardır. Bunlar evlerin önemli plân elemanlarıdır. Zira hem şehirde, hem de köylerde yaşayan halk, ekmeğini evinin bir bölümünü işgal eden bu mekanlarda hazırlıyor ve tandırda pişiriyordu. Hatta M. Kaplan’ın ifadesiyle şehirde bile çarşıdan ekmek almak eskiden ayıp sayılıyordu. Bugün de tandır evleri ve tandırların bir kısmı belli ölçüde işlevini sürdürmektedir.

Ekmek yapımından başka, tandırevi günlük başka işlerde de kullanılıyor; çamaşır yıkamak ve hatta yıkanmak için gerekli olan su buradaki ocakta ısıtılıyordu. Yine pekmez kazanının da çoğunlukla tadırevinin büyük ocağında kaynatıldığı yörenin yaşlılarından öğrenilmektedir.

Tandır evlerinin çoğunlukla evlerin hayatında bulunduğu söylenmektedir. Ancak mevcut örneklerden, bu elemanların evin plânında sabit bir konumlarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim, Şefik Sakarya ve Zeyneller evlerinde olduğu gibi konutların içinde tasarlanmış olanlarına da rastlanmaktadır.

Mutfak
Sivrihisar’ın bazı geleneksel konutlarında tandırevi dışında ayrı bir mutfak mekânı ile karşılaşılmaktadır. Evin iç kısmında ve çoğunlukla zemin katlarında bulunan bir mekân bu amaçla kullanılmıştır. Bu birimlerin içinde de ocak ve dolaplar bulunmaktadır. Evlerin plânı içinde sabit bir yerleri olmamakla birlikte, mutfakların evlerin giriş katında düşünüldüğü görülmektedir. Bu nedenle nispeten az ışık alan mutfakların sade mekânlar oldukları anlaşılmaktadır.

İzbe (Depo)
Evlerin bodrumlarında veya zemin katlarında bulunan karanlık mekânlara izbe denilmektedir. Bu mekânlar genellikle serin olduklarından kiler amaçlı olarak da kullanılmışlardır. Nitekim, izbelerde açılan kuyular da yiyeceklerin soğuk tutulması ve daha uzun süre saklanması amacıyla kullanılmıştır. Ancak, yörede izbelerin kilerden farklı olarak isimlendirilmesi, işlevlerinin de kısmen farklı olduğunu göstermektedir. Kilere daha çok kuru yiyecek maddelerinin konulmasına karşılık, izbeye yazın bahçeden, tarladan elde edilen sebze ve meyvelerin (elma, patates, soğan vb.) konulduğu, ayrıca kalan boşlukların alet-edevat için bir çeşit depo niteliğinde kullanıldığı, eski evlerin sakinlerinden öğrenilmektedir.

Harçevi (Kiler)
Un, bulgur, yağ, şeker gibi her evin ihtiyacı olan yiyeceklerin depolanması için kilerin geleneksel Türk Evi’nde çok büyük önemi vardır. Bu bağlamda kiler, Sivrihisar evlerinin de en önemli plân elemanlarından birisidir. Bunların izbelerden kısmen farklı olduklarına yukarıda değinmiştik. Bir evde kilerin sayısı ailenin ekonomik durumuna, ihtiyacına ve konutun büyüklüğüne göre değişmektedir.

Genellikle evlerin alt katlarında bulunan kilerlere yörede “harçevi” denilmektedir. Dışa pek açıklığı bulunmayan ve bu yüzden karanlık olan bu mekânların zemini özgününde sıkıştırılmış toprak veya tuğla döşemelidir. Ancak, bunların bir kısmı sonradan betonla kaplanarak değişikliğe uğramıştır. Şefik Sakarya Evi’nin alt katındaki kilerlerin birisi bu anlamda özgünlüğünü korumaktadır.

Helâ
Eski evlerin çoğunda helâ avluda ya da bahçede bulunuyordu. Bunlar yakın zamanlara kadar işlevini sürdürdüğü için korunmuş ve kullanılmıştı. Ancak daha sonraları, şehir şebeke suyunun evlere verilmesiyle helâlar evin içine alınmıştır. Zaimoğlu Konağı, Şefik Sakarya Evi, Ançılar Evi gibi kimi varlıklı ailelerin evlerinde ise —su dışarıdan gelmesine rağmen— bu mekânlar özgününde içeride yapılmıştır.

Hayat ve bahçelerde bulunan eski helâlar zamanla yıkılıp ortadan kaldırıldığı için şimdilerde bunlardan az sayıda örnek kalmıştır. İncelenen yapılardan sadece Şamdanlar Evi’nin bahçesindeki helâ işlevini sürdürmektedir.

Ahır ve Samanlık
Sivrihisar’da kent yaşamının yanı sıra Anadolu’nun birçok kasaba ve şehrinde olduğu gibi, insanların büyük bir kısmı kırsal yaşamla ilişkisini de sürdürmüştür. Buna bağlı olarak, bir kısım hayvanların kent merkezinde barındırılması zorunlu hale gelmiştir. Onun için evlerin alt katlarında, bodrumunda veya avlunun bir köşesinde yer alan ahırlar ve samanlıklar evin ihtiyacı olan çeşitli hayvanların barındırılabilmesi için düşünülmüştür. Ahırlar; içinde yemliği bulunan basit mekânlardır. Samanlıklar da bunlara bağlı olarak yapılmış birimlerdir.

Kuyu
Sivrihisar’da eskiden hemen her evin bir kuyusu bulunuyordu. Bunlar ya evlerin altındaki izbede veya avluda yer alıyordu. Ancak kuyu suları acı olduğundan içmede kullanılmıyor; şehir şebeke suyunun evlere verilmesine kadar içme suyu mahalledeki sokak çeşmelerinden sağlanıyordu. Buna karşılık kuyu sularının daha çok bahçe ve hayvan sulama için kullanıldığı söylenmektedir. Ayrıca, Sivrihisar’da değirmene götürülecek buğday önceden mutlaka evlerin hayatında yıkanıp, sergiler üzerine serilerek kurutur; bu yıkama işleminde de kuyu suyu kullanılırdı. Kuyu suları çamaşır yıkamak için de pek elverişli olmadığından çamaşır için gerekli su yine mahalle çeşmelerinden getiriliyor, kuyu suyu yalnızca çamaşırın durulanmasında işe yarıyordu. Ayrıca, yukarıda da değindiğimiz gibi kuyuların çok önemli bir işlevi soğutma idi. Şehirde elektriğin olmadığı ve buzdolabının bulunmadığı dönemlerde, bu kuyular bazı yiyecek ve içeceklerin soğutulmasında evlerin buzdolabı görevini görüyordu.

Günümüzde, bir yandan şehir suyu şebekesinin gerçekleştirilmesi ile evlere su verilmesi, diğer yandan elektriğin şehre gelmesi ve evlerde buzdolabı kullanımının yaygınlaşması sonucunda kuyular önemini yitirişmiş ve bunların bir kısmı kapatılmıştır.

Şaraphana
Üzüm yörede yetiştirilen önemli ziraat ürünlerden biri idi. Üzümden elde edilen pekmez evlerde bulunan ve ‘şaraphana’ adı verilen, etrafı duvarlarla çevrili küçük bir havuzun içine dökülüp ezilerek yapılıyordu. Şaraphanalar 1-1,5 m yükseklikteki duvarların çevirdiği küçük boyutlu, havuz şeklinde elemanlardır. Bunların içi, ezilen üzüm suyunun dışarı sızmaması için betonla kaplanmıştır. Altlarında, ezilen üzüm suyunu akıtmak için bir delik ve oluk bulunur. Buradan bir kapla alınan şıra kaynatılmak üzere kazana dökülür. Genellikle hayatta veya evlerin alt katlarında yer alan şaraphanaların evin plânlaması içinde belirgin bir yerleri olmadığı da söylenebilir. İncelenilen evlerden Bacacılar Evi’nde hayatın bir tarafında ve sofanın altında yer alan şaraphana, Zaimoğlu ve Yazıcıoğlu konaklarında bodrumda; Boyacılar Evi’nde ise giriş katındaki sofanın bir tarafındadır. Bu son örnekte şaraphananın sofadan girilen bir oda mekânında düşünülmüş olması ilginçtir. Eskiden hemen hemen her evde bir şaraphananın bulunduğunu şehirdeki yaşlılar ifade etmektedirler. Ancak günümüzde, bunların çoğunun kullanılmadığı için kaldırıldığı ve pek az örneğin özgün şekliyle mevcut olduğu görülmektedir.

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi 2009

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Dış Yapı Elemanları

Tarihi Sivrihisar Evleri Dış Yapı Elemanları

sivrihisar-oldDış Duvarlar
Dış duvarlar çoğunlukla bodrum ve subasman hizasına kadar (zeminden 1-1,5m yükseklikte) çamur harçlı moloz taş örgü; üst kısımlar ise ahşap çatkı arası tuğla ve kerpiç dolgulu karkas şeklindedir. Bunun yanı sıra moloz taş örgülü duvarların yüksekliği yapıya göre değişmektedir. Bazı evlerin giriş katlarında, dış duvarlar tamamen taş örgülüdür. Hatta, Bacacılar ve Kaymazlar evlerindeki gibi kimi yapılarda, üst katlarda da dış duvarlar bütünüyle moloz taş örgüsü şeklinde olabilmektedir. Yal ın görünüşlü dış duvarlardan yalnızca tuğla dolgulu bölümler, ahşap çatkılarla birlikte dekoratif görüntüler oluşturmaktadır.

Üst Örtüler
Sivrihisar şehir merkezinde, İç Anadolu’nun diğer yörelerinde olduğu gibi düz toprak damlı yapılarla karşılaşılmamaktadır. Avludaki ahır ve hizmet birimlerinde de bu türden örtüye rastlanmamıştır. Bugün şehirdeki mevcut geleneksel evlerin tamamı kırma çatılı ve üzeri kiremit örtülüdür. Özgününde evlerin örtüsünde oluklu kiremit kullanılmıştır. Ancak, kimi yapılarda kısmen veya tamamen kırılması veya düşmesi sonucunda bunlar makine ürünü Marsilya tipi yenileriyle değiştirilmiştir. Eskiden kentte düz veya hafif meyilli toprak damlı evlerin de bulunduğu söylenmektedir. Nitekim çevre köylerdeki evlerin bir kısmının halen düz toprak damlı olduğu görülmektedir.

Saçaklar
Evin dış duvarlarını yağıştan ve güneşten koruyan saçaklar, Sivrihisar evlerinde sade ve gösterişsizdir. Bazı evlerin sokak cephesindeki saçakları düz tahta ve çıtalarla kaplanmıştır. Buna karşılık kimi örneklerde saçaklar kaplamasızdır. Saçaklarda herhangi bir süsleme unsuru görülmemektedir. Yalnız bazı örneklerde saçakları destekleyen ahşap konsollar cephelerde dekoratif bir görüntü sergilemektedir.

Dış Kapılar
Sivrihisar evlerinde dış kapılar ya avluya (hayata) veya sokaktan doğrudan giriş katın sofasına açılırlar. Bu ikinci tarzda, eve doğrudan girişi sağlayan kapı birkaç basamaklı merdivenle sokağın zemin seviyesinden yükseltilmiştir. Ayrıca hayata veya bahçeye açılan genişçe ikinci bir kapı yapılmıştır ki, yörede bu kapılara “borda kapı” adı verilmektedir.

Yapıya girişi ve evin sokakla olan ilişkisini sağlayan dış (cümle) kapılar ahşaptan ve çift kanatlı olarak yapılmışlardır. Avluya açılan kapıların genelde sade olmalarına karşılık, eve asıl girişi sağlayan kapıların bir kısmında daha özenli ahşap işçiliği görülmektedir. Süslemek olanlarda, aynalıklara yerleştirilen çeşitli boyutlardaki baklava dilimlerinin (eşkenar dörtgen) oluşturduğu kompozisyonlar ile sotait çiçeklerle bezenmiş olanlar özellikle dikkat çekicidir.

Kapıların kilit tertibatı dönemi için her yerde görülebilen klasik tiptedir . Fakat, kilit sistemine bağlı olan ve üst katın sofasına kadar uzanan bir ip aracılıyla dış kapının yukarıdan açılabilmesi özgün bir çözüm sunmaktadır. Aslında mahremlerle ilgili olduğu anlaşılan bu sistem, günlük kullanım için de oldukça pratiktir.

Dış kapıların üzerinde bulunan tokmak ve çekecek tertibatı da kapıların görünüşünü zenginleştirmektedir. Bilindiği gibi kapı tokmakları eve dışarıdan gelenin, geldiğini haber vermek için zil görevi yapan elemanlardır. Daha basit görünüşlü çekecekler ise, kapıyı dışandan çekip kapatma işlevi yapan unsurlardır. Bazı evlerin dış kapısı üzerinde tokmağın yerini çevirmeli zil tertibatının aldığı da görülmektedir. Ancak eski evlerin hemen hepsinde —günümüzde bir kısmı kaybolmuş olmakla birlikte— bir tokmak veya çekecek bulunduğunu düşünmek mümkündür. Bir kısmı çok yalın ve basit objeler olmalarına karşılık.

cekecek-kapi-tokmakÇekecek tarzında bir kapı tokmağı
Sivrihisar evlerinde kapı tokmakları ve çekecekler oldukça çeşitli ve zengin bir koleksiyon oluşturmaktadır. Bunlar arasında en dikkati çekenleri ise Gedik mahallesi Kevser sokakta 2 nolu evin dış kapısında bir kenger yaprağının içinden çıkan kıvrımlı ejder başının yer aldığı tokmaktır. Şehirde bununla aynı özellikte iki örnek daha tespit edilmiştir. Muhtemelen bunların aynı kalıptan çıktığı anlaşılmaktadır.

dis-merdivenDış Merdivenler
Dış merdiven (Zaimoğlu Konağı) Evin giriş katına açılan ve ana kapıya çıkışı sağlayan dış merdivenler, taş ya da mermer basamaklı olarak yapılmıştır. Bunlar kapının önünde küçük bir sahanlığa, tek ya da iki yönden uzanmaktadırlar. Konumuna göre dış merdivenler, sokağa veya hayata bakan cephelerin şekillenmesinde etkili olmuşlardır. Bu durum aynı zamanda yapıların plânlanmasına da yansımıştır.

Avlu giriş kapılarında, bazen tek basamak şeklindeki bir eşik dışında pek merdivenle karşılaşılmamaktadır. Dış merdivenler, bodrumun yarım kat kadar yükseltilmesi sonucunda, alt katlara giriş için gerekli olmuştur. Bunların basamak sayıları oldukça azdır. Zaimoğlu Konağı’nın iki yönlü ve sahanlıklı yedi mermer basamaklı dış merdiveni en büyük örneklerden birisidir.

kafesli-pencerePencereler
Ahşap kafesli pencereler (Zaimoğlu Konağı) Sivrihisar evlerinde genellikle düşey dikdörtgen görünüşlü pencereler tipiktir. Bazı yapılarda üst kısmı kemerli pencere örneklerine de rastlanmaktadır. Bunların kimisi giyotin şeklinde açılmaktadır.

Sivrihisar evlerinde zengin vitraylı tepe penceresi saptanamamıştır. Geleneksel Türk evlerinde ve özellikle konak tarzı yapılarda yaygın şekilde karşımıza çıkan bu elemanların Sivrihisar’da da uygulanmış olması muhtemeldir. Ancak, bu türden pencerelere sahip eski evlerin ya tamamen yıkılıp ortadan kalkmalarıyla veya yapılan tadilatlar sonucundaki değişikliklerle yok oldukları düşünülebilir. İncelenilen örneklerden yalnızca Şamdanlar Evi’nde, dolap üstünde yalın görünüşlü tepe penceresi mevcuttur.

Güvenlik amacıyla hem giriş kat, hem de üst katlardaki pencerelerin metal şebekeli olmasına karşılık, ahşap parmaklıklı pencerelere de rastlanmaktadır. Kimi eski evlerin üst kat pencerelerinin alt kısımlarının, ya da tamamının ahşap kafesli oldukları da görülmektedir. Aslında daha yaygın olması gereken kafesli pencerelerin çoğunun sökülüp kaldırıldığı veya tahrip olduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden şehirde ahşap kafesli pencerelerle nadiren karşılaşılmaktadır. Diğer bir kısım evlerin üst kat pencerelerinin de ahşap veya demir parmaklıklı oldukları görülmektedir. Demir parmaklıklı örneklerde, içeriden bakıldığında dış kapının görünebilmesi için alt kısımlarının dışarı çıkmalı yapıldığı dikkati çekmektedir.

bacaBacalar
Bacalar, tandırevi (ocak) bacaları ve soba bacaları olmak üzere iki ayrı tipte yapılmışlardır. Evlerin çatılarından yükselen soba bacalarının üzeri, genellikle üç ya da dört yönde açıklığı bulunan bir küple kapatılmıştır. Onlara kıyasla çok daha geniş tutulan tandırevi bacası dışta tuğla veya taş örgü şeklinde yükselir ve üzerinde dört yönlü açıklığı bulunur.

Genelde açıklık kısmın üstü kırma çatı şeklinde yapılmış ve oluklu kiremitle örtülmüştür. Mutfak ve sofalarda nadiren karşılaşılan ocakların bacaları da tandırevi bacalarının özelliklerini göstermektedir.

Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi 2009

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

İç Yapı Elemanları

Tarihi Sivrihisar Evleri İç Yapı Elemanları

İç Duvarlar
İç duvarlar ahşap çatkı arası kerpiç dolgulu karkas şeklinde yapılmış, bunların yüzeyleri her iki tarafta saman katkılı çamur harcı ile sıvanmış ve üstleri kireçle badana edilmiştir.
İç duvarların kalınlığı normalde 20-30 cm arasında değişmektedir. Ancak dolap – yüklük elemanların yerleştirildiği duvarlar onların derinliği ölçüsünde genişletilmiştir.

zemin-dosemesi
Tuğla zemin (Kaymazlar Evi)

Zemin Döşemeleri
Evlerde zemin döşemeleri, alt katlarda bazen sıkıştırılmış toprak veya sal taşları; kimilerinde de tahtadır. Şefik Sakarya Evi’nin alt katındaki kilerlerin ve Kaymazlar evi’nin üst kat zemininin tuğla ile döşendiği görülmektedir. Eski evlerin sıkıştırılmış toprak ya da bu şekilde tuğla döşemeli zeminlerinin çoğunun sonradan betonla kaplandığı anlaşılmaktadır.

Üst katların zeminleri çoğunlukla düz tahta döşemelidir. Ancak bazı evlerde ısı ve ses yalıtımını sağlamak için alt katın tavanı ile üst katın zemini arasında kalan boşluk (kiriş araları) kerpiç harcı ile doldurulmuştur.

Eski evlerin çoğunda, üst kat sofalarının zeminlerinde kare şeklinde ızgaralı bir açıklık dikkati çekmektedir. Yukarıda da ifade edildiği gibi bu kısım, üst kattan kapının sürgüsüne takılan bir ip vasıtasıyla kapıyı açmak ve gerektiğinde gelenle buradan konuşmak için yapılmıştır.

samdanlar-tavan
Şamdanlar Ev Tavanı

Tavan Kaplamaları
Evlerin tavanlarını esasen kirişler üzerine serilen hasır ve saz üzerine dökülen toprak tabakası oluşturur. Bu tavan kuruluşu iç mekânların ısı yalıtımı için iyi bir çözüm olmuştur.

Tavanlar görünüşlerine göre, tahta kaplamalı ve kaplamaz tavanlar olmak üzere iki şekilde incelenebilir. Kaplamasız tavanlarda kirişler ile altındaki hasır veya saz açıkta görünür. Kaplamalı tavanlarda bu kısımlar düz tahtalarla kaplanmış ve yüzeyi çıtalanarak çeşitli dekorlar oluşturulmuştur.

Tavan kaplamalarının niteliği için ev sahibinin ekonomik durumu ve mekâna verilen önemin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, varlıklı ailelerin evlerinde tavanlar çoğunlukla tahta kaplamalı ve çıtalı iken, fakir ailelerin evlerinde kaplamasız bırakılmıştır.

İç Merdivenler
Evlerde katlar arası bağlantıyı sağlayan iç merdivenler ahşaptan yapılmıştır. Bu bağlantı genelde sofalar arasında kurulmuştur. Dış merdivenler gibi, iç merdivenler de evin plânında önemli bir yer tutar ve onun şekil almasında etkin rol oynarlar. Diğer taraftan evin durumu, merdivenlerin yüksekliği ve kol sayılarını doğrudan etkilemektedir. Bunların çoğu sahanlıklı, tek ya da çift kollu olarak yapılmıştır. Bir yüzü duvara yaslanan merdivenlerin açık olan diğer kısımları ahşap parmaklıklardan oluşan sade işçilikli bir korkuluğa sahiptir.

İç merdivenlerin altları, çoğunlukla belli bir seviyeye kadar doldurulmuş; kalan kısımları ve sahanlık altları ise kiler olarak değerlendirilmiştir. Genelde buraya bir kapı ile girilmektedir. Şamdanlar ve Zeyneller evleri ile, Yazıcıoğlu Konağı’nda bunların tipik örnekleri görülmektedir.

Sedirler
Geleneksel Türk Evi’nin oturma düzenlerinde önemli bir yer tutan sedirler, Sivrihisar evlerinin sofa ve odalarında da yaygın olarak karşımıza çıkan sabit elemanlardır. Bunlar genellikle pencere önlerine yerleştirilmiştir. Tamamen ahşaptan yapılan sedirlerin bir çeşit koltuk veya kanepe görüntüsü veren kolçaklı, zarif örneklerine de rastlanmaktadır. Özellikle profilli ahşap kolluklara sahip olanlar geleneksel sedir tarzından oldukça farklı bir görünüştedir.

Büyük sedirlerin altlarındaki boşluklar bazı örneklerde sandık baza olarak değerlendirilmiştir. Üzerine halı veya kilimler serilip minderlerin konulduğunu; onların arkalarına hasır yastıklar yerleştirilerek üzerinin dantelli kanaviçeli örtülerle süslendiğini daha önce belirtmiştik. Nadir de olsa bu tarz döşeme örneklerini halen görmek mümkün olmaktadır.

Oda Kapıları
Geleneksel Sivrihisar evlerinde oda kapılarına ayrı bir önem verilmiştir. Bunlar genelde özenli ahşap işçilikleri sergilemektedir. Bir kısmının açıklıkları kemerlidir. Üst bölümlerinde de zengin ahşap dekorasyonlar oluşturulmuştur. Bu durum varlıklı ailelerin konutlarında daha belirgindir. Şamdanlar, Bacacılar, Kaymazlar, Zaimoğlu, Şefik Sakarya ve Dalimanlar evlerinde bunların güzel örnekleri görülmektedir.

Oda kapıları —pek az istisnalar dışında— doğrudan sofadan açılmaktadır. Çoğu evin odasında, kapı açıklığı ile yüklük ve çiçeklik elemanı arasında bir giriş alanı oluşturularak, dışarıdan giren birinin odanın içini ilk anda görmesinin engellendiği anlaşılmaktadır. Kimi oda kapıları çift kanatlı olarak yapılmıştır. Zeyneller Evi’nin üst katındaki oda kapılarının pahlı köşelere yerleştirilmiş oldukları ayrıca dikkat çekicidir.

Bazı oda kapılarında, kapı kanatlarının oyma – geçme tarzındaki ahşap işçiliklerinden başka, yan yüzlerinde ve üstlerinde de çeşitli ahşap süslemeler görülmektedir.

oyma-dolap
Oyma dolap (Bacacılar Evi)

Dolaplar, Yüklükler ve Çiçeklikler
Sivrihisar evlerinin odalarında dolaplar hem bağımsız olarak, hem de yüklüğe bitişik olarak yapılmışlardır. Yüklüğe bitişik olarak yapılanlar genellikle çiçekliklidir. Bağımsız olanların da bir kısmının üzerinde açık bir gömme raf (oyma dolap) bulunmaktadır. Çiçeklikler, ortada bir dolabı çevreleyen çok sayıda küçük süslemeli gözden oluşmaktadır. Çiçeklik gözleri, zengin şekilde ahşap oymalarla dekorlanmıştır.

Yüklükler dolapların daha büyük şekilleridir. Başka bir anlatımla, dolaplar tek kapaklı yapılmalarına karşılık yüklükler çift kapaklı olup, normal dolaplara göre niş derinliği daha fazladır. Bunlar büyüklükleri dışında dolapların özelliklerini yansıtırlar. Bazı evlerin odalarında, ortada çift kapaklı bir yüklük ile bunun her iki yanında tek kapaklı birer dolabın yerleştirilmesiyle simetrik bir düzenlemenin oluşturulduğu da görülür. Yüklük ve dolapların süslenmesine önem verilmiştir. Kimi yüklük ve dolapların kapakları ile üst bölümleri ince ahşap işçiliği göstermektedir.

Bunların bir kısmı aynı elden, belli şekil ve kalıplar kullanılarak yapılmış olduğu izlenimini veren motif ve kompozisyonlara sahiptir. Bazı süslemeli dolap – yüklük elemanlarının çeşitli renklerde boyandığı da dikkati çekmektedir.

Gusülhaneler
Geleneksel Türk Evi odalarındaki gusülhaneler Sivrihisar evlerinde de mevcuttur. Bunlar yüklüğün bir tarafına yerleştirilmiş dolap şeklindeki yıkanma birimleridir. Odaların çoğunda gusülhane elemanı bulunmaktadır. Fakat burada ocak olmadığından yıkanma için gerekli suyun dışarıdaki ocaklardan birinde ısıtılıp getirildiği anlaşılmaktadır.

ocak-duzeniOcaklar
Türk Evi’nde yaygın olmasına karşılık Sivrihisar evlerinin odalarında ocakla karşılaşılmamaktadır. Bugün mevcut bütün örneklerde, odaların soba ve mangalla ısıtıldığı, bu yüzden ocağa pek yer verilmediği anlaşılmaktadır. Ancak kimi evlerin sofalarında ocağa rastlanmaktadır. Genellikle, büyük ve küçük ocak olmak üzere iki tip ocak tespit edilmektedir. Küçük ocaklar yemek ve kahve pişirmek için kullanılır. Büyük ocakların ise üzerlerinde pekmez ve bulgur kaynatılır; büyük kazanlar ancak bu ocakların üstüne konulabilir. Bu tip ocaklar genellikle hayatta, sofada ve tandır evinde bulunmaktadır.

Tandır evinde tandırın yanı sıra ocak özel bir yer işgal etmektedir. Hatta bazı tandır evlerinin büyük ve küçük ocağa birlikte sahip oldukları görülmektedir. Bunların hem tandır, hem de ocak olarak kullanılan (ocaklı tandır) örnekleri ise ilgi çekicidir.

Raflar
Anadolu’nun birçok yöresinde yaygın olan ve evlerin iç mekanlarında adeta duvarın yüksekliğini bölerek ona farklı bir görüntü kazandıran raflara Sivrihisar evlerinde karşılaşılmamaktadır. Daha farklı bir düzenleme sergileyen, alçıdan süslemeli küçük rafların ise aynı kalıpta şekillendirilerek evlerin iç duvarlarında uygulanmış olduğu anlaşıl¬maktadır. Odaların dekorasyonuna katkı da sağlayan bu elemanlar, lambalık olarak yapılmışlardır.

Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Cephe Düzenlenmesi

CEPHE DÜZENLEMESİ

Anadolu’nun birçok yöresinde olduğu gibi, Sivrihisar evlerinin de sokağa bakan cepheleri önem kazanmıştır. Bitişik nizamda olmayan konutlar için bu, yalnızca giriş cephesiyle sınırlı değildir. Dışarıdan, yani sokaktan bakıldığında görülebilen bütün cephelerde estetik kaygı sezilmektedir. Zengin ile fakir evleri arasında dış görünüş açısından, —ölçülerin biraz daha büyümüş olması haricinde— önemli bir sınıf farklılaşması görülmemektedir.

Sokaktan bakıldığında, evlerin cepheleri yerleşim alanının eğiminden dolayı, bodrumlu tek katlı yapılarda 1,5; iki katlı konutlarda ise 2,5 katlı bir görünüş sergilemektedir.

Geleneksel Türk evlerinin karakteristik özelliklerinden biri alt kat cephelerindeki pencere sayısının azlığıdır. Böyle bir uygulama, sokaktan toz ve pisliğin eve girmesini önlemekle birlikte, işlik olarak kullanılan alt katlarda mahremiyeti de sağlamaktadır. Sivrihisar’da genelde ahşap hatıllı, moloz taş örgüsü şeklinde yükselen bu kısımlar yalın ve masif görünüşlüdür. Alt katların aksine üst katlardaki pencerelerin sayıca çokluğu dikkat çekicidir. Bu bölümde pencerelerin yanı sıra üst katın çıkmaları ve bunları destekleyen konsollar/eli böğründeler de görünüşe hareket kazandırmıştır.

siv-e21Cephe biçimlerinin oluşumunda komşu yapıların ve evin inşa edildiği parselin konumu da etkili olmuştur. Genelde evlerin ana cephelerini cadde veya sokağa yöneltme arzusu fark edilmektedir. Çıkmalar böyle bir arzuyu karşılamakla kalmaz, aynı zamanda değişik alternatifler de sağlar. Bu sayede evlerin üst kat mekanları sokak yönünde düzgün şekilde genişletilebilmiştir. Ayrıca konutun sokağa ve dış dünyaya daha fazla açılımı da gerçekleştirilmiştir.

Ahşap çatkılar ve bunların aralarını dolduran tuğlaların dizilişleriyle oluşturulan dekorasyonlar dış cephelere etkileyici bir görünüm kazandırmıştır. Tuğlalar dış cephelerde stilize motif ve kompozisyonlar meydana getirecek şekilde dizilmiştir. Bunların derz araları ve ahşap çatkı yüzeyleri de dıştan kireç harcıyla sıvanarak iki renkli dekoratif bir görüntü elde edilmiştir. Bu tarzdaki ana cephelerin Sivrihisar evleri için karakteristik olduğu söylenebilir. Ancak kimi evlerin sonradan beton harcıyla sıvanarak cephelerinin özgünlüğü bozulmuştur.

Cepheyi; üstten yalın saçaklar ve oluklu kiremitle kaplı, kırma çatılı üst örtü tamamlamaktadır.

* * *

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Mimari ve Süslemeler

Tarihi Sivrihisar Evleri Mimari ve Süslemeleri

MALZEME ve TEKNİK

Sivrihisar evlerinde kullanılan temel yapı malzemesi taş, tuğla ve ahşaptır. Metal pencere şebekelerinde, alçı ve boya maddeleri de süslemede kullanılan ikinci derecede malzemelerdir. Sivrihisar’da evler inşa edilirken temel, zeminde bulunan ana kayaya kadar kazılmıştır. Genellikle 60-150 cm derinliğe inildiğinde kayalık zemine ulaşıldığı için temel seviyesi de bu ölçülerdedir.
zeyneller-evi

Alt kat duvarları çoğunlukla ahşap hatıllı yığma, taş örgüsü şeklindedir. Yapının temel ve su basmanında kullanılan taşlar, şehrin özellikle kuzey kesiminde bulunan kayalıklardan kırılarak veya toplanarak elde edilmiştir. Üst katların duvarları ise ahşap çatkı arasının belli bir düzende tuğla veya kerpiçle doldurulması şeklinde yapılmıştır. Evlerde kullanılan tuğla ve oluklu kiremitler tamamen geleneksel yöntemlerle ve Sivrihisar’da üretilmiştir. Bunun için gerekli toprak kent merkezinden yaklaşık 5 km uzaklıktaki Kepen köyünden kağnılarla taşınmış; Sivrihisar’da çamur haline getirilerek ahşap kalıplara konulmuştur. Kalıpta şekillenen tuğla ve oluklu kiremitler daha sonra fırınlanmıştır. Bunların dışında kullanılan kerpiç ve topraklar ise yakın çevrelerden temin edilmiştir.

Sivrihisar evlerinde ahşabın önemli bir yeri vardır. Duvarlarda hatıl, çatkı ve üst örtüde sütrüktürel görev üslenen ahşap; kapı – pencere doğramaları, tavanlar, zemin döşemeleri, sedir, yüklük ve dolap gibi elemanların da yegane malzemesini oluşturmaktadır. Genelde sarı çam, meşe ve gürgen türü ağaçların kullanıldığı ahşap malzemenin kerestesi Sivrihisar civarında bulunan Elekli, Ekmekçi Pınarı ve Alan dağlarındaki ormanlık alanlardan sağlanmıştır. Tomruk halinde yine kağnıyla şehre taşınan bu ağaçlar Sivrihisar’da işlenmiştir.

samdanlar-gomme-dolap
Şamdanlar Evi Dolabı

SÜSLEME
Sivrihisar’da özellikle varlıklı ailelerin evlerinde süsleme önem kazanmıştır. Evlerdeki süslemelerin gerek bulundukları yerler, gerek ise motifler açısından çoğunlukla birbirleriyle olan benzerlikleri dikkati çekicidir. Genellikle süslemeler soyut bitki motifleri ve geometrik kompozisyonlardan oluşmaktadır. Figürlü süslemelere yalnızca bazı kapıların üzerindeki tokmak-çekecek tertibatında rastlanmaktadır.

Sivrihisar evlerinin süslemesini yapan ahşap ustalarının, bunları inşa edenlerden farklı olduğunu en azından bazı yapılar için söylemek mümkündür. Bu konuda şehir evlerinin ahşap süslemesinde Hafız Ahmed Efendi (Elmas) önemli bir isimdir. “Ahmed Usta” olarak yalnızca kendi evinde adını kaydetmiş olan bu sanatkârın, Zaimoğlu Konağı ve Zeyneller Evi gibi zengin iç süslemelere sahip iki yapının iç tezyinatını yaptığı bilinmektedir.

Anadolu Türk ev mimarisinin genelinde olduğu gibi, Sivrihisar evlerinde de dışta ev sahibinin ekonomik zenginliğini yansıtan gösteriş ve süslemeden kaçınılmıştır. Onun için konak tarzındaki büyük yapılar bile —büyüklüklerinden başka— dış görünüşleri bakımından orta halli bir aile evinden pek farklı değildir.

Sivrihisar evlerinde alt katların moloz taş örgülü yalınlığına karşılık, üst katlarda ahşap çatkı ve hatılların aralarına konulan tuğlaların değişik dizilişlerinin zengin cephe görünüşleri sergilediğini söylemiştik. Aslında konutların dışta en belirgin süslemesini de bunlar meydana getirmektedir. Bu süslemeler servi, hurma ağacı gibi stilize edilmiş bitkisel karakterli bezemelerle, nazarlık ve çeşitli geometrik motiflerden meydana gelmektedir. Benzer cephe dekorasyonları Ankara ve Bursa yörelerinin eski evlerinde de görülmektedir. Ancak, bu anlayışın Odunpazarı (Eskişehir) evlerinde benimsenip uygulanmaması ilginçtir.

Dış süslemelerin diğer önemli bir unsuru cümle kapılardır. Bunların başlıca bezemesini, aynalıklarına oyma veya kabartma tarzında işlenen geometrik ve bitkisel motifler oluşturmaktadır. Süslemeli metal kapı tokmakları genelde dış kapıların dekorasyonunu tamamlamaktadır.

kagni-sok11Dış cephelerde, çıkmaları ve saçaklan taşıyan ahşap konsol ve eliböğründeler ile pencerelerin demir şebekeleri ve ahşap kafesler de birer dekoratif eleman olarak yapıların görünüşüne zenginlik katarlar.

Bazı evlerin dış cephelerinde sıva üstüne kalem işi tekniğinde çeşitli motiflerin işlendiği görülmektedir. Bunun yanı sıra nadir de olsa yazının cephelerde, saçak altında dekoratif amaçlı kullanıldığına işaret eden örnekler tespit edilmiştir. Ayrıca, geç dönemlerde yapılmış duvar resmi niteliğinde süslemelere de nadir olarak rastlanmaktadır.

Sivrihisar evlerinin iç mekanlarında ve özellikle odalarda ahşap malzemenin kullanıldığı süslemeler yaygındır. Oda kapıları, yüklükler, dolaplar, tavanlar, sedir kolçakları süslemenin görüldüğü başlıca elemanlardır. Oyma, geçme ve çakma gibi ahşap teknikleriyle oluşturulan motifler daima geometrik ve bitkisel karakterlidir. Düz tahta zemin üzerine çıtalarla oluşturulan eş kenar dörtgenlerin arasında stilize çarkı felek motifleri, balıksırtı dizilişler, zikzaklar, rokoko üslubundaki “S” “C” kıvrımları, ışın (şua motifi), soyut bitkisel dallar ve çiçekler en çok tekrarlanan motiflerdir.

kapı-alınlığıAyrıca, bazı ahşap süsleme parçalarının zeminine kırmızı renkli bir kadife kumaşın serilmiş olduğu da görülür. Sivrihisar evlerinde yaygın olan bu süsleme tarzı İç Anadolu’nun başka yörelerinde de uygulanmıştır. Süslemeli olan tavanların hemen hepsinin ortasında süslemeli bir göbek bulunur. Bazı göbeklerde de metalden dizi halinde, servi motiflerine benzeyen süsleme kompozisyonları ilgi çekmektedir.

tavan-kesitleri

Zaimoğlu Konağı’nın ahşap işlerinde boyanın çok az ve tek renk (kırmızı) olarak kullanılmasına karşılık. Şamdanlar ve Şefik Sakarya evlerinin ahşap işlemelerinin bazı kısımları çeşitli renklerde boyanmıştır. Bunların dışında, Zaimoğlu Konağı’nda metalin hem pencere şebekelerinde, hem de tavan göbeklerinde; alçının da raflarda süsleme malzemesi olarak kullanıldığı görülür. Konağın sofa ve oda duvarlarına yerleştirilen ve aynı kalıptan çıktığı anlaşılan bu alçı rafların görünen dış yüzeyleri geometrik ve soyut bitkisel motiflerle bezenmiştir. Aynı tarz alçı raflara Şamdanlar, Boyacılar, Dalimanlar ve Ancılar evlerinin iç duvarlarında da rastlanmıştır.

Ahşabın çok kullanılması, iç mekanlara sıcak bir etki de sağlamıştır. Odaların çoğunda, girişin sağına gelen duvarı boydan boya dolap- yüklük ve çiçeklik elemanları kaplamaktadır. Bunların üzerine işlenmiş olan çeşitli geometrik ve bitkisel motifler zengin süsleme kompozisyonları meydana getirmektedir. Kimi konutlarda bu süslemeler odanın çıtalı tavam ile bütünleşmekte ve böylece süsleme anlayışı mekanın tümüne hakim olmaktadır.

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi 2009