Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Kitap Hakkında

sivrihisar-evleri-kitap

Sivrihisar ve çevresinin sahip olduğu tarihi kültür mirası içerisinde, anıtsal yapılar kimi yayınlara konu edilmesine karşılık eski evlerinden pek söz edilmediği görülür. İşte böyle bir eksikliğin dikkatimi çekmesi bu kitabın hazırlanmasında en önemli etkenlerden biri olmuş; sayıları her gün biraz daha azalan bu evlerimizi bir kitabın sayfalarına taşıyabilme çabası araştırmaların temel amacını oluşturmuştur.

Hemen hemen üç yılı aşkın bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkan bu eser, ümit ederim ki geleneksel sivil mimarimizin önemli örnekleri olan birkaç eski evimizin daha yayın yoluyla belgelendirilmesine ve böylece onların gelecek kuşaklara taşınmasına yardımcı olacaktır.

Her çalışmada olduğu gibi bu kitabın hazırlanmasında da pek çok kişi ve kurumun katkısı oldu. Bu bağlamda, proje aşamasında alan araştırmalarımız için maddi destek sağlayan EGE ÜNİVERSİTESİ Rektörlüğü’ne, kitabın basım masraflarını üstlenerek, bu eserin kalıcı bir yayın haline dönüşmesini sağlayan AYDIN GAYRİMENKUL’e; özellikle gösterdiği gayret, ilgi ve desteği yanında, titiz bir şekilde kitabın editörlüğünü de yapan değerli dostum mimar Yusuf İzzettin AYDIN’a; kitabın tasarımına büyük emek veren Sayın Dilek DEMİROĞLU’na; basımından önce kitabı inceleyerek kimi önerilerde bulunan mimar Doç. Dr. Can BİNAN’a; bazı çizimlerini kullanmama izin veren mimar Gözde USLU’ya; alan araştırmalarımızda yardımcı olan Sivrihisar Belediye başkanı Sayın Fikret ARSLAN’a ve yapıların ölçü alımında bana eşlik eden Sayın Alpay ELMAS’a; evlerinin kapılarını açarak bizleri konuk eden ve incelemelerimiz boyunca sabır gösteren misafirperver Sivrihisar halkına en içten teşekkürlerimi sunarım.

Üniversitemizde özverili çabaları ile bize çalışma ortamı sağlayan Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Fikret TÜRKMEN’e ayrıca teşekkür borçluyum. Bunun yanısıra literatür temininde ve çeşitli şekillerde yardımlarından dolayı Prof. Dr. Halime DOĞRU’ya, değerli arkadaşım Prof. Dr. Turan GÖKÇE, Arş. Gör. Murat Ufuk GÜLER ve Sayın Mesut KOYUNCU’ya; yine her zaman manevi destekçilerim olan sevgili eşim Büşra ile kızlarım Meliha Nur, İclal ve Lale Bengisu’ya teşekkürlerimi sunuyorum.

Bornova
15 Temmuz 2009
Doç. Dr. Yüksel SAYAN

Mimar Füsun Özşuca’nın Sivrihisar’ın geleneksel eski evleri konusunda 1986’da hazırladığı yüksek lisans tezi’ ile mimar Gözde Uslu’nun 2003 yılında Zaimoğlu Konağı’nın restorasyonuna ilişkin yüksek lisans tezi, Sivrihisar evleri konusunda yapılmış bilimsel çalışmalardır. Yayımlanmamış olan söz konusu çalışmalardan E Özşuca’nın tezinde, paftalara göre ele alınan eski evler hakkında tespit niteliğinde envanter fişleri hazırlanmış; bu fişlerde yapılara ait birer fotoğraf ile bazılarının plân krokileri yanında kısa bilgilere de yer verilmiştir. Söz konusu çalışmada ayrıca geleneksel evlerin plân ve mimari özelliklerine de kısmen değinilmiştir. G. Uslu’nun tezine konu edindiği Zaimoğlu Konağı ise daha sonra yangın geçirmiş ve yapı, 2009 yılında restore edilmiştir.

Konu hakkında yapılan bu araştırmalara rağmen, henüz yeterince tanınmayan ve dikkatleri çekememiş olan Sivrihisar evlerinin çok daha fazlasını hak ettiği düşünülmektedir. İşte, “Sivrihisar Evleri” adlı bu kitap, böyle bir çabanın ürünüdür. 2001-2003 yıllarında gerçekleştir­diğimiz bu araştırmamızda,* öncelikle kaynaklardan kent baklandaki bilgiler toplanmış; daha sonra Sivrihisar’da yaptığımız alan çalışmalarıyla kentin yerleşim dokusu, anıt yapıları ve eski evleri; yerleşim, plânlama, mimari kuruluş, cephe biçimleri ve süsleme özellikleri açısından et­raflıca incelenmiştir. Bu esnada, Sivrihisar ve çevresinde, eski evlerde yaşayan insanların geçmişte ve günümüzdeki geleneksel yaşam biçimi; başka bir deyişle, mekân-insan ilişkisi de yakından gözlemlenmeye çalışılmıştır. Bunun için şehir merkezinden başka, Ballıhisar (Pessinus), Hamamkarahisar, Nasreddin Hoca (Hortu), Mülk, Oğlakçı, Aşağı Kepen köyleri de yerleşim ve geleneksel evleri açısından incelenmiştir.

Kitapta, elde edilen bilgiler ışığında geleneksel evlerin oluşumunu hazırlayan etkenler üzerinde kısaca durulmuş; yerleşim yerinin gelişiminde önemli rol oynayan yörenin Türk dönemi anıt yapılarına da değinilmiştir. Yapılan tespitler sonucunda, şehir merkezinde özgünlüğünü nispeten koruyabilen evlerden seçilen örnekler, katalogda; çizimler ve resimlerin desteğinde ele alınıp tanıtılmıştır. Ayrıca, kent merkezi dışında, şehir halkının yaz aylarındaki vazgeçilmezlerinden olan bağ evlerinden kalan örnekler de incelenmiş; bunlardan biri kataloğa dahil edilmiştir.

*Kitap basım aşamasındayken Mayıs 2009’da yeniden Sivrihisar’a gittik. Ancak hem sokak dokularının hem de katalogda ele alıp tanıttığımız yapıların büyük ölçüde değişime uğradığına tanık olduk. Geçen altı yıllık sürede bazı yapıları tanımakta adeta güçlük çektik. Bu kitapta yer alan pek çok resimin ve bilginin de böylece birer belgeye dönüştüğünü gördük. Onun için —birkaç resim dışında— eski resimlerin kitaptaki yerlerini koruduk. Hem sokakların hem de yapıların önceki özgün hallerini tanımlayan bilgileri de değiştirmedik.

eml

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Sivrihisar Tarihi Evleri

siv-ev1TARİHİ SİVRİHİSAR EVLERİ HAKKINDA GENEL AÇIKLAMA

Eski bir Anadolu kasabası olan Sivrihisar, kimliğini hâlâ belli ölçüde yaşatan ender yurt köşelerimizden biri bugün. Ankara’ya yakın olması ve yol güzergahında bulunmasına rağmen ilçe merkezi yavaş gelişme göstermiş, belki de bu sayede tarihi dokusu korunabilmiş kentin. Ancak son yıllardaki kimi müdahalelerle bu doku giderek değişmeye ve yok olmaya yüz tutmuş durumda. Tertemiz taş döşemeli sokaklarını iki yönden saran ve adeta birer biblo gibi duran eski evleri böyle bir değişimin başında geliyor.

Sivrihisar’da bu­güne kadar kent merkezi ve çevresindeki diğer mimari anıtların çeşitli yayınlarda ele alınması ve belli ölçüde tanıtılmasına karşılık, eski ev­leri nedense yayınlara pek konu olmamıştır. Bu alanda ilk bilimsel araş­tırma sanat tarihçisi Ramazan Erdoğan tarafından 1974’te Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde yüksek lisans tezi olarak gerçekleştirilmiştir. Söz konusu tez sadece iki nüsha halinde yazılmış; ancak her iki nüsha da zamanla kaybolmuştur. Bu konuda hem tezi hazırlayan Ramazan Erdoğan’ın yaptığı aramalar, hem de bizim gerek tezin danışmanı Prof. Dr. Oluş Arık’ın özel kütüphanesinde, gerek ise Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi’ndeki araştır­malar herhangi bir sonuç vermemiş ve söz konusu tez bulunamamıştır. Sivrihisar evleri için önemli olduğunu düşündüğümüz böyle bir çalışmanın bugün hiç yapılmamış derecesinde tamamen kaybolmuş olması gerçekten üzücüdür.

İç Batı Anadolu’da Eskişehir’in bir ilçesi olan Sivrihisar, eski kent dokusunu ve geleneksel evlerini önemli ölçüde koruyabilen kentlerimizden biridir. Selçuklu döneminde Türk iskânına sahne olan bu yerleşim yerinin ilk devirlerinden itibaren cami, medrese, han ve hamam gibi mimari yapılarla donatılarak bir Türk şehri karakterinde gelişme gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu gelişim ve tarihi doku içerisinde geleneksel evler özellikle dikkati çekmektedir. Ne var ki, günümüzde ciddi koruma önlemleri bulunmayan bu evler; ya yıkılarak yok olmakta, veya yapılan değişikliklerle özgünlüklerini yitirmektedirler. Böylece, Sivrihisar’ın eski dokusu gün geçtikçe değişime uğramakta ve tarihi niteliği kaybolmaktadır.

Özgünlüğünü henüz tamamıyla yitirmemiş olan Sivrihisar evleri, geleneksel Anadolu Türk evlerinin özelliklerini büyük ölçüde taşımanın yanında, dış görünüş ve mekân organizasyonu açısından kendine has karakteristiklere de sahiptir. Yöresel malzemelerle inşa edilen bu yapılarda başlıca malzeme; taş, tuğla, kerpiç ve ahşaptır. Evlerin duvarları, temelden subasmanına veya ikinci kat seviyesine kadar moloz taş örgüsü, üst kısımlar ise ahşap çatkı arası tuğla veya kerpiç dolgulu karkas şeklinde inşa edilmiştir. Şehir merkezindeki evlerin üstleri yakın zamanlara kadar çoğunlukla toprak damlı iken, bugün geleneksel evler kırma çatılı ve oluklu kiremitle örtülüdür. Yalnız çoğu yapıda, oluklu kiremitlerin düşmesi sonucunda, bunların yerini marsilya tipi makine kiremitleri almıştır.

Evlerin plân kuruluşlarında; iklimin, geleneksel yaşamın, ekonomik durumun ve nüfus yapısının; bunlara bağlı olarak da işlevselliğin belirleyici rol oynadığı anlaşılmaktadır. Ancak, konutların sokakla olan ilişkisinde ve cephe düzenlerinin biçimlenmesinde arsanın konum ve büyüklüğünün de etkili olduğu gözlenmektedir. Genelde iki katlı olarak planlanan Sivrihisar evleri, Anadolu geleneksel konut mimarisinde yaygın olan iç sofalı ve dış sofalı plân tiplerinde inşa edilmişlerdir. Yapılan incelemelerde sofasız ve orta sofalı ev tiplerine rastlanmamıştır. İki katlı olanlarda, giriş katının bazı bölümleri çeşitli hizmet birimlerine (kiler, ambar, kışlık oda vb.) ayrılmış; üst katlardaki mekânlar ise tamamen ikâmet amaçlı olarak düzenlenmiştir. Bundan başka, evlerin bodrumları da ahır, samanlık, izbe ve şaraphana olarak değerlendirilmiştir.

Sivrihisar’da geleneksel evlerin çoğunlukla bir hayatı ve bahçesi bulunmaktadır. Tandırevi, hela, ahır, samanlık, arabalık ve kuyu gibi elemanlar evin hayatında yer almaktadır. Buna karşın kimi eski konutlarda bu elemanların bir kısmının evin içerisinde tasarlanmış olduğu da görülür.

Sivrihisar’da geleneksel evlerin sokağa bakan dış cepheleri önem kazanmıştır. Dış süslemeyi, ahşap çatkılar ile bunların aralarını dolduran tuğlaların oluşturduğu stilize motif ve kompozisyonlar meydana getirmekte; konsol/eliböğründeler ve dış kapı kanatlarındaki dekoratif unsurlar da görünüşe zenginlik katmaktadır. Eski Türk evlerinin başlıca karakteristiklerinden sayılan alt katların mümkün olduğu ölçüde dışa sağır tutulması Sivrihisar evlerinde de belirgin bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok az sayıda açıklığı bulunan ya da tümüyle dışa sağır tutulan alt katlara kıyasla üst katlarda pencerelerin sayıca çokluğu dikkati çeker. Bu durum doğal olarak iç mekânlara da yansımıştır. Alt bölümlerin genelde karanlık ve loş havasına karşılık, üst katlar aydınlık ve ferah bir mekân etkisini hissettirmektedir. Çıkmalar evlerin dış cephelerine hareket kazandırmıştır. Daha çok tek veya çift şekilde düz çıkmaların görüldüğü cephelerde nadiren gönyeli çıkmalara da rastlanmaktadır.

Dışta yapıyı güneşe ve yağışa karşı koruyan saçaklar oldukça sade bir görünüme sahiptirler. Bunların bir kısmı düz tahta kaplamak; diğerleri ise kaplamasızdır.

Sivrihisar evlerinde iç mekân süslemesine önem verildiği anlaşılmaktadır. Fakir halk konutlarının çoğunlukla sadeliğine karşılık, bu durum varlıklı ailelerin evlerinde daha belirgindir, içteki süsleme genellikle kapı, dolap, yüklük, çiçeklik ve tavan gibi ahşap elemanlarda toplanmaktadır. Bunlar da oyma ve geçme teknikleri kullanılarak çeşitli motif ve kompozisyonlar oluşturulmuş; bir kısmının üzeri ayrıca aşıboyası ve yağlıboya kullanılarak boyanmıştır. Kimi ahşap oymaların kırmızı kadifeli bir zemin üzerine tespit edilmesi de yaygın bir süsleme anlayışıdır.

Sivrihisar evleri, dış görünüş ve mekân organizasyonu açısından kendine has özelliklerinin yanı sıra, plân elemanları bakımından İç Anadolu’nun Türk konut mimarisi karakteristiklerine, özellikle de Ankara yöresinin geleneksel eski evlerine yakınlık göstermektedirler.

Ballıhisar (Pesinus), Hamamkarahisar, Nasreddin Hoca (Hortu), Mülk, Oğlakçı, Aşağı Kepen köylerinde yapılan incelemeler sonucunda da hem işlev, hem de mimari kuruluş ve yapı elemanları itibariyle köylerdeki geleneksel evlerin şehirdekilere yakınlık gösterdikleri, ancak; şehirdekilere göre köy evlerinin çok daha yalın konutlar oldukları görülmektedir. Çoğunun üst örtüsü sonradan kiremit çatıya dönüştürülmekle birlikte, köylerdeki eski evlerin bir kısmı toprak damlı olarak özgünlüğünü korumaktadır.

Eski bir Anadolu kasabası olan Sivrihisar’ın geleneksel evlerinin korunması ve yaşatılması hayati önem taşımaktadır. Zira bu evler, Türk kültür mirasının çok önemli bir parçası olmanın yanında, yöre insanın geçmişteki sanat anlayışı ve yaşama zevkinden de derin izler yansıtan en somut eserler niteliğindedir.

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr. Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

TARİHİ SİVRİHİSAR EVLERİ KATEGORİ YAZILARI »

zaimoglu-konak-kuzeydogu

* ZAİMOĞLU KONAĞI

 

[otw_shortcode_content_toggle title=”Sivrihisar Houses” opened=”closed”]

do-you-speak-englishSivrihisar, a town of Eskişehir in Midwestern Anatolia, is one of our cities which was able to largely keep its old town characteristics. It seems that the town, which saw Turkish settlement during the Seljucks, was furnished with architectural structures such as mosques, madrasas, hans and hamams (Turkish bath), and that it developed into a city with Turkish characteristics.

Alongside many historical monuments, Sivrihisar also contains a large cultural heritage with its houses. Unfortunately, the town is not very well- known for its traditional houses.

Sivrihisar houses, besides their unique features in terms of appereance and space organization, have the characteristic plan elements of Middle-Anatolian Turkish houses. Also Sivrihisar houses especially show close resemblances to old traditional houses of Ankara region. The main feature which makes these houses special is that they were able to keep their originality despite many alterations. However, due to lack of serious protection measures, these buildings are being demolished and are decreasing in number or losing their originality with alterations. As a result, the old structure of the settlement is subject to change and is loosing its historical properties day by day. In order to keep this original structure alive the monuments that form it should be protected as a whole.

For that purpose, between the years 2001-2003, we carried out a study on Sivrihisar houses with the monetary support of Ege University and it is presently ready for publication as a book.

In the prepared book, the factors (such as history, geography, population, urbanization and culture), that had effects on the formation of Sivrihisar houses, are stressed. Then information on the historical monuments in and around the city is given.

The houses are described thoroughly in the cataloque section where eleven examples were chosen from traditional houses of Sivrihisar.

In the fourth section where architectural properties of Sivrihisar houses are discussed, the houses are examined in terms of their plans, facades, materials, technical and ornamentation aspects.

[/otw_shortcode_content_toggle]

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Geleneksel Türk Evleri

Geçmişi binlerce yıl geriye giden Anadolu, 11. yüzyılda yepyeni bir kültürle tanışmış, sönükleşmeye başlayan sanat ortamı yeni bir solukla alevlenmişti. Zira bu yüzyılda Orta Asya steplerinden kopup gelen Türklerin fethederek kendilerine yurt edindikleri bu topraklar, tarihi olduğu kadar kültürel alanlarda da büyük canlılığa sahne oluyordu.

Türkler yerleştikleri bu yeni yurtlarında, doğrudan taklitçiliğe düşmeden; kökleri Orta Asya’ya uzanan kültür ve sanatlarını Anadolu’nun zengin kültür teknesinde yoğurarak, onu kendine has bir çizgide geliştirme başarısını göstermiştir. Orta Asya geleneklerinden derin izler taşıyan Anadolu Türk sanatı ve mimarisi bunun en güzel örneklerini sunmaktadır. Türk sanatı içinde özgün kimliğiyle önemli bir mimarlık türü olan ‘Türk Evi’ de böyle bir oluşumun ürünüdür.

gravurTürk Evi; insan yaşamının, insani değerlerin ve aile huzurunun mimariye yansıdığı bir konut tipidir. Onu, ‘kimlikli bir halk mimarisinin yaşam biçimi ve zevk anlayışına göre şekillenişi’ şeklinde de tanımlayabiliriz. Böyle bir şekillenişte iki önemli unsur dikkati çeker: Bunlardan biri onun dışa bakan yönü; diğeri, içe dönük yüzüdür. ‘Dışa bakan yönü’ derken konutun fiziki dış yapısı ve çevresi ile olan ilişkisi akla gelmektedir. Belli ölçüde ‘mahremiyet’ kavramıyla özdeş­leşen içe dönük yüzü ise, oda içindeki yaşam düzeninden başlayarak, onun sofaya açılımı, katlar arası bağlantısı, hizmet birimlerinin ko­numu, hayat ve yeşil bir iç bahçeyle bütünleşen mimari kuruluşu düşünülebilir. Bunların her biri, aile içi huzurun sağlanmasında önemli unsurlar olarak plânda yerlerini alır; Türk insanın yaşamından, yaşama zevkinden, inançlarından ve geleneklerinden derin izler taşır. Çoğu kez kendine has yöresel özelliklerine ve çeşitli doğal etkenlere karşın ortak bir motifin oluşumu bu sayede gerçekleşerek Türk Evi dediğimiz konut tipinin kimliği belirir.

Bu evler genelde mimar ve mühendisler tarafından değil, halkın içinde geleneksel yöntemlerle mesleğini öğrenen usta ve sanatkârlar tarafından inşa edilmişlerdir. Onun içindir ki, ‘geleneksel Türk Evi halkın ortaya koyduğu bir yapı türüdür’; denilebilir.

Çok geniş bir coğrafyaya yayılan böylesine bir halk mimarisinin nasıl oluştuğu konusu pek çok araştırmacıyı düşündürmüştür. Kuşkusuz, yukarıda da değindiğimiz gibi Türkler ata yurtları olan Orta Asya topraklarında geliştirdikleri kendi kültürlerini 11. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu topraklarına da taşımışlardı. Fakat, Türk Evi dediğimiz oluşumda, getirilen unsurlar nelerdi? Diğer yandan daha önce Anadolu’da yaşayan Hitit, Frig, Lyd, Roma, hatta daha gerilere gidildiğinde Truva ve Çatalhöyük’e uzanan kültürlerin buna katkısı ne idi? Yine Anadolu’da Selçuklu ve erken Osmanlı dönemlerinin, aynı zamanda onların çağdaşı da olan Bizans’ın ve diğer bir kısım küçük yerli toplulukların Türk kentlerinin şekillenişinde ve Türk evlerinin oluşumunda ne gibi etkileri olmuştu?… Günümüzde bu türden sıralanabilecek soruların cevabı artık eskisi kadar karmaşık ve bilinmezler olarak görülmemektedir.

Son yıllarda çok sayıda araştırmacının hem Türk kenti, hem de Türk Evi’ne yönelik araştırma ve yayınları, böyle soruları belli ölçüde aydınlatacak boyuta ulaşmış bulunmaktadır. Ancak, halen Türklerin Anadolu öncesi, hatta Anadolu’ya yerleştikleri ilk devirlerdeki evleri hakkında henüz sınırlı bilgiye sahip olduğumuz da bir gerçektir. Bu konularda yazılı kaynakların aktardıkları ile birkaç saray ve köşk yapısından başka elimizde fazla somut örnek bulunmamaktadır. Orta Asya’da yapılacak yüzey araştırmaları ile kazılardan elde edilebilecek veriler Türk Evi’nin kaynağı ve gelişim tarihinin aydınlatılması açısından hayati önem taşımaktadır. Fakat, diğer yanda halen Anadolu’nun yaşayan kültür mirası içinde ayrı bir öneme sahip olan tarihi evleri de bütünüyle tespit edilip incelenebilmiş değildir. Oysa bu miras sürekli tahrip ve yok olma tehdidiyle karşı karşıyadır.

Geleneksel eski evlerin günümüzde yüz yüze olduğu sorunlar, mevcut olanları incelemeyi, rölöve plânlarını almayı, hatta resimlerini çekmeyi bile oldukça güçleştirmekte; kimi yapılarda bilime kazandırma ve belgelendirme adına bunları yapabilmek olanaksız hale gelebilmektedir. Özellikle son on beş yıldır Türk Evi araştırmalarında ciddi güçlüklerle karşılaşılmakta, bazı evlere girilmesine sahipleri tarafından izin verilmediğinden yapılan incelemeler de sınırlı kalabilmektedir. Onun için Türkiye’de yaklaşık 70-80 yıl önce Türk Evi gerçeğini fark eden ve bu konudaki araştırmaları sistemli bir şekilde başlatan Sedat Hakkı Eldem’e bugün çok şey borçluyuz. Ondan sonra da bu işe gönül verenler, Türk evi’ni yaşatmak için çeşitli etkinliklerde bulunmuşlar; her gün biraz daha kaybolan bu mirası yayınları aracılığıyla bizlere taşımayı amaçlamışlardı.

Türk Evi araştırmalarındaki sorunları göz önüne alarak artık çok iyi biliyoruz ki, bilim adamları bu çalışmalarını çeşitli güçlükleri aşarak ortaya koyabilmişler; büyük özveri ile elde ettikleri bilgi ve dokümanları; kitaplar, makaleler ve bildiriler şeklinde bilime kazandırmışlardır. Bu eserlere şöyle bir bakıldığında —ilk çalışmalar bir yana— daha 20-30 yıl önceki yayınlarda ele alınan eski kentlerin bile pek çoğu itibariyle bugün değişim geçirdiği; tanıtılan eski konutların ise büyük ölçüde artık yerinde olmadığı görülmektedir. Gelinen noktada, içinde bulunduğumuz çağın akışında yaşanan bu hızlı değişimler, eski Türk evleri konusunda yapılan çalışmaları kısa zamanda adeta birer belgeye dönüştürmüştür. Bu durum, çehresi her gün biraz daha değişen geleneksel kent kimliğimiz ve ev kültürümüze ilişkin çalışmaların önem derecesini göstermesi yanında, onların ne kadar hızlı tükenme noktasında olduklarını açıklaması bakımından da ürkütücü bir manzara sergilemektedir.

* * *

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Sivrihisar Houses

SİVRİHİSAR’DA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÜZERİNE ÜÇ MİMARİ PROJE

Sivrihisar; birçok uygarlığın bıraktığı kültürel mirası korumakta ve kendi geleneksel kimliğini günümüzde de geliştirmeye devam etmektedir. Bu makale kapsamında Sivrihisar’ın sosyal ve kültürel sürekliliği devam ettiren yapıları toplumsal gelişim sürecinde incelenmiştir. Mimari tasarımı doğrudan etkileyecek olan topografyası, coğrafyası ve bitki örtüsü gibi fiziksel özellikleri de analiz edilmiştir. Sivrihisar’ın kendine has özellikleri ve kentsel yaşam döngüsü de göz önünde bulundurulmuş, hazırlanan kentsel iyileştirme projesi sunulmuştur.

GİRİŞ

Kentsel mekanın en temel özelliği, özel mekanın dışlayıcı karakterinin aksine, dahil ediciliğidir. Ne kadar farklı olursa olsun kentte var olan hemen hemen her şeyi ve herkesi içine alır. İnceoğlu M.2009:187-191)’nun tanımına göre kentsel mekan kentin ana bütünleşme aracıdır. Sakinlerin veya orayı kullananların başka hiçbir ortak özelliği olmayabilir, ama kenti paylaştıkları kamusal mekân her zaman vardır. Kentsel mekanlar kentlilerin ya da değişik kullanıcılarının kültürel birikimlerini paylaştığı, aktardığı, tekrar öğrendiği yerlerdir. Aynı zamanda bir kentin tanımlanması yani o kente dair imaj oluşumu bağlamında kullanıcılarının; kültürel kimliklerini, kişisel gelişimlerini ve birbirleriyle etkileşimleri sonucu kentli olma deneyiminin elde edilmesi de bu mekanlarda olmaktadır. Kentsel yaşam kültürle değiştiğinden ve geliştiğinden yeni ihtiyaçlara cevap verebilecek kentsel mekanlara ihtiyaç olabilmektedir. Var olan kentsel mekanlar ya tamamıyla hem biçimsel hem de işlevsel olarak değiştirilirler ya da var olan haliyle yenileştirilirler.

Eskişehir Anadolu Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümünün, Üniversite Rektörlüğü tarafından görevlendirmesi ile 2010 yılında “Topluma Hizmet Uygulamaları” kapsamında başlatılan projelerin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Sivrihisar Belediyesi tarafından belirlenmiş olan, Nasrettin Hoca’nın kızı “Fatma Hatun’un Anıt Mezar” tasarımı, Sivrihisar Belediyesi Sergi Parkı ve Dinlenme Tesisi ve belediye tarafından itfaiye araçlarının parkı olarak kullanılan yerin “İş Merkezi”; konulu projeler ihtiyaç programlarının tanımlanması ile çevre verilerinin ışığında tasarlanmış ve uygulanmak üzere ortaya konulmuştur.

ÇALIŞMANIN ÖNEMİ (RESERCH SIGNIFICANCE)

Bu çalışmanın amacı Eskişehir’in Sivrihisar yerleşiminde özgün kültürel ve tarihsel dokunun sürekliliğinin korunarak, yeni kentsel ihtiyaçların modern bir yorumla karşılanmasını sağlamaktır. Çalışma kapsamında Sivrihisar’ın tarihsel gelişimi, sahip olduğu özgün kentsel doku gibi kent yerleşimindeki önemli verileri de irdelenerek tasarlanan kentsel iyileştirme projeleri sunulmuştur.

Sivrihisar’ın Tarihsel bağlamda sürdürülebilir gelişim süreci

Tarihsel bağlamda incelendiğinde Sivrihisar’ın Hititler dönemine kadar eski bir geçmişi vardır. Doğru, H., (1992:14-19)’nun tespitlerine göre; Sivrihisar Etiler, Frigler, Roma, Bizans, Selçuklu dönemleri ile Bayezid ve Kanuni döneminde vilayet merkezi; 17. yy’a kadar Bursa sancağına, 1845 Osmanlı vilayet teşkilatının kuruluşu ile Ankara vilayetine, 1914 yılında Eskişehir sancağına ve Cumhuriyet devrinde 1925 yılında Eskişehir iline bağlı ilçe merkezi olmuştur.

Sivrihisar, Ramsay (1960:218)’ya göre “Bizans ulaşım sistemi içinde, askeri yol ile posta yolunun düğüm noktasında orduların güvenli konaklama gereksinimlerinin karşılanmasına dönük olarak kurulmuş bir kent” olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca ekonomik olarak milletlerarası düzeyde potansiyele sahip maden kaynaklarının güvenli olarak işletilmesi ve pazarlanmasına yönelik işlevlere de hizmet ettiği    söylenebilir.  Ramsay (1960:218)’da belirtilenlere göre Bizans’ın yanı sıra diğer uygarlıkların da bu bölgeyi volkanik bir kaya kütlesi üzerinde askerî ve stratejik bir merkez olarak kullandıklarını söylemek mümkündür. Bu stratejiyi doğru kullanmak için de Kral Yolu üzerinde bulunan ve bu yolu kontrol eden Sivrihisar Kalesi’ni yaptırmışlardır. Bizanslılar bu kaleyi Sivrihisar’ın Ballıhisar köyündeki Antik Pessinus kentinden getirdikleri kesme taş, mermer parçaları ve moloz taşlardan yararlanarak inşa etmişlerdir. Günümüze sur duvar kalıntıları ile kale içerisindeki su sarnıçları, tahıl depoları ve yer altına yapılmış bazı mekânlar dışında pek fazla bir kalıntı gelememiştir. Bu kalıntıların yanı sıra Selçuklu döneminde kentte, “sarnıçlar, yiyecek ambarları ve cephanelikler ile mahzenlerin bulunduğuna ilişkin tespitlerin yapılmış olması da bölgedeki askerî- stratejik niteliğin, kentin mekânsal yapısı ve öğeleri üzerindeki belirleyiciliğini ortaya koymaktadır.”

Sivrihisar kent yerleşimini tanımlayan veriler bağlamında incelendiğinde mahalle dokusunun orijinal yapısını büyük çoğunlukta koruduğu görülmektedir. Sivrihisar, kuzey rüzgârını engelleyen hilal şeklindeki kayaların eteklerinde, doğal bir amfi gibi yüzeye yerleşmiş mahalleler konumundadır. Doğudan batıya aynı seviyede devam eden caddeleriyle birleşen sokakları ve bazen de çıkmaz sokaklarıyla zeminindeki Arnavut kaldırımları özgün mahalle dokusunu oluşturur. Mahalle aralarında çeşmelerin etrafında birleşen birkaç sokağın oluşturduğu küçük meydanların yanı sıra, bir ya da birkaç sokağın cadde ile kesiştiği yerlerde de meydanlar oluşmuştur. Anadolu’daki diğer eski kentler gibi burada da çoğu dar ve kıvrımlı, aynı zamanda evlerin cepheleri ve yüksek hayat duvarlarıyla sınırlandırılan sokaklar bu kent dokusunun korunduğu ve günümüze tarihi bir miras olarak taşındığı yerlerdendir.

Sivrihisar konutları [1] (Figure 2. Housing in Sivrihisar [1]) Sivrihisar mahalle dokusu

Halime Doğru, (1992:21-22)’nun tespitlerine göre “Sivrihisar kuruluşundan bu güne Türk kentlerinin tüm özelliklerini taşımaktadır. XV ve XVI yy.da Sivrihisar kale, hanları, kervansaray, hamam, pazaryeri, çarşı-kapan, medrese ve camii merkezli, komşu hukukunu neredeyse mirasçılar arasındaki hukuka eşdeğer kabul eden adeta tek vücut yerleşmeler halinde idi”. Mahallelerin bu denli iç içe ve bir arada yapılardan oluşması, ayrıca bu yapılardan Ermeni hamamı ile caminin ve ya medrese ile konutların yakınlıkları, bu dokunun yalnızca mimari bağlamda değil aynı zamanda sosyal olarak da hoşgörüyle oluşturulduğu göstermektedir.

Sivrihisar’da restore edilen konutlar ve mahalle dokusu

Kent yerleşiminde mahalle dokusunun yanı sıra konutlarda tanımlayıcı verilerdendir. Bu bağlamda incelendiğinde Sivrihisar’daki evler Orta Anadolu’da geleneksel Türk ev mimarisinin en tipik örneklerinin başında gelir. Doğru, H., (1992:23)’nun tespitlerine göre

“Sivrihisar’da evler başlangıçta yüksek avlu duvarları ile dışa ve komşu mahremiyetine kapalı, avluya ve varsa bahçelerine açık bir konum sergiliyordu. Eski evler genellikle pederşahi ailelerin bir arada oturdukları geniş odalar yanında, yüklük adı verilen yatak ve yorganların konduğu ve altında ekseriya buğday ambarları bulunan kapakları ve çıkıntı teşkil eden yerleşik dolaplar ve ekseri bu dolaplara bitişik müstakil kapalı gusülhaneleri bulunan ailenin mali kuvvetine göre muhtelif odalardan müteşekkildi”. Soğuk iklimsel özelliklerden dolayı “hayat”ların, evin etrafında dışarı kapalı olarak tasarlanarak konutun sıcak tutulmasına özen gösterildiği anlaşılmaktadır. Tüm bu tespitler doğrultusunda Sivrihisar’daki evlerin iklim şartlarına göre düzenlendiği ve çoğunlukla evlerin güneye bakan açık yüzlerinin önem kazandığı ve bilinçli olarak birbirinin görünümünü engellemeyecek şekilde konumlandırıldıkları görülmektedir.

Eski Türk evlerinin Sivrihisar’daki en seçkin örneklerinden olan Zaimoğlu Konağı mimarisi ve süslemelerinin özgünlüğüyle, yalnız Sivrihisar’da değil bütün geleneksel Türk konut mimarisi içinde bir değere sahiptir. Sayan (2003:97)’ın belirttiğine göre Zaimoğlu adıyla anılan Ali Zaimoğlu tarafından 1901 yılında yaptırılmıştır. Yüksek duvarlarla çevrili geniş bir bahçesi ve avlusu bulunmaktadır. Mekânsal organizasyonları Anadolu’daki Türk evlerine uymaktadır. İç sofalı plan tipinde yapılan konutun alt katı kiler, ambar, pekmezlik, kışlık oda gibi çeşitli hizmet birimlerine ayrılmıştır. Üst katları ise ikamet amaçlı yapılmış ahşap süslemelerce zengin odalardan oluşmaktadır. Genel karakteristiği, mimari elemanları ve mekansal çözümlerine bakıldığında minimalist bir yaklaşımı olan konağın, yapıldığı dönemin sürdürülebilir, ekolojik bina özelliklerini de taşıdığı görülmektedir. Bir başka açıdan, Kurtuluş Savaşı yıllarında Atatürk ve silah arkadaşlarının 24 Mart 1922’de ilk bakanlar kurulu toplantısını bu konakta yaptıkları bilinmektedir. Bu nedenle konağın tarihi ve kültürel değeri sanıldığından daha fazladır. Sivrihisar Belediyesi restorasyon çalışmalarının tamamlanmasıyla konağı müze olarak ziyarete açmıştır.

Sivrihisar’da konutlarında olduğu gibi, geleneksel yapıların birçoğu doğaya ve çevreye duyarlılık, iklimsel koşullara uyum, doğal malzeme kullanımı, sağlıklı ve konforlu yaşam çevreleri oluşturma gibi özelliklerle sürdürülebilir binalar sınıflandırmasına girmektedir.

Sivrihisar konutlarının mekânsal ölçeği değerlendirildiğinde, büyük çoğunluğunun arazi yerleşiminin insani boyutlarda olduğu ve genel olarak dıştaki yalın görünüşüne rağmen içte zengin bir süsleme programına sahip oldukları söylenilebilir. Anadolu halkının sosyal eğilimlerinin doğayla kendiliğinden bütünleşerek, en iyi uyumu oluşturduğu mahalle dokusu, mekân organizasyonu olarak geleneksel Türk konutlarıyla birleştiğinde Sivrihisar’da özgün yapısını kültürel bir miras olarak korumaktadır.

Mekânsal yapısının ve dokusunun yanı sıra Sivrihisar kent yerleşimini tanımlayan birçok tarihi, kültürel ve arkeolojik yapıyı da korumaktadır. Bunlardan biri de şehre hâkim kayalık bir tepe üzerinde bulunan Sivrihisar Saat Kulesi’dir. Acun, H., (1994:35)’un tespitlerine göre Kaymakam Mahmut Bey ile Belediye Reisi Yüzügüllü Hacı Mehmet Efendi tarafından 1900 yılında yaptırılmıştır. l902-1903 tarihli Ankara Salnamesinde Saat Kulesinin l898’de yapıldığını ve saatinin Avrupa’dan getirildiğini de belirtmiştir. Saat Kulesi l2 m. yüksekliğinde ve kare prizma gövdelidir. Kuleye arka taraftaki sekiz basamaklı bir merdiven ile çıkılmaktadır. Üzeri kubbe ile örtülü demir parmaklıklı bir de şerefesi bulunmaktadır. Saat kadranı şehre hâkim bir yöne konulmuştur. 111 senedir Sivrihisar’da bulunan saat kulesinin alt kısmında Türk bayrağı ve Atatürk resmi vardır. Kent merkezi fikrinin hayata geçirilmesine yardımcı olan bu yapı türü, aynı zamanda ilçenin siluetine en az sivri tepeleri kadar etkileyici bir düşey öğe olarak da katılmış olur.

Sivrihisar’ın Kevser Caddesinde bulunan Tarihi Ermeni Kilisesi Altınsapan, E.(1988:56)’a göre 1881’de Ermeniler tarafından taş malzemeleri kullanılarak yapılmış dini ve sanatsal bir yapıdır. Anadolu’daki en büyük kiliselerden biri olduğu bilinen kilisenin ortasında büyük bir kubbe ve köşelerinde de iki büyük çan vardır. Girişi batı cephesindedir ve kapısında melek figürleri vardır. Ayrıca duvarlarda ve kaidesinde birçok yazıt ve kitabe görülmektedir. Sivrihisar Belediye Başkanı Fikret Arslan (2009)’ın belirttiğine göre kilise, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından aslına uygun olarak restore edilerek sergi, konser ve toplantı salonlarının yer alacağı bir Kültür Evi’ne dönüştürülecek.

Sivrihisar Ulu Cami Anadolu’nun en büyük ahşap direkli camilerinden biridir. Altınsapan, E.,(2004: 292)’a göre Selçuklu döneminde 1274 yılında Mevlana Celaleddin Rumi’nin müritlerinden ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in naiplerinden Emineddin Mikail tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir. 1485 m2’lik bir alana kurulu caminin çatısını atmış yedi adet ahşap direk taşımaktadır. Direklerin üst bölümleri rozet, palmet, geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiştir. Direkler üzerinde Bizans dönemine ait başlıklar da kullanılmıştır. Cami içerisinde ceviz ağacından oyma tekniği ile yapılmış dolap kapakları da bulunmaktadır. Caminin sağ ve sol kanadı üzerinde kitabeler bulunmaktadır. Ulu cami’nin kitabesinde yazdığına göre caminin minaresi 1409 yılında Osman oğlu Hacı Habib tarafından yaptırılmıştır. Ayrıca, minberin el işçiliğinin Horasanlı İbni Mehmet tarafından geçme yöntemiyle yapıldığı belirtilmektedir. Sivrihisar el dokuması kilim örnekleri camide sergilenmektedir.

Duvarlar kesme ve moloz taşlarla örülmüştür. Anadolu’daki birçok ahşap sütunlu cami gibi Sivrihisar Ulu Cami de yüz yıllar boyunca sağlam kalabilmiştir. Anadolu’da ayakta kalan ve basit bir forma sahip ahşap taşıyıcı sistemlerin düşey yükler altındaki yapısal davranışı Akan, E., (2010:43-44)’a göre “rijit taş duvarlar sayesinde, çatıyı oluşturan kirişlerin çerçeve sistemi yerine sürekli kiriş gibi davrandığı söylenebilir. Bu durumda ahşap dikmelerin de sadece eksenel yük taşıyan elemanlar olduğu kabul edilebilir. Ahşap dikmelerin, boyları nedeniyle ortaya çıkacak bir burkulma problemi olmadığı sürece önemli bir eğilme momentine maruz kaldıkları söylenemez” şeklinde yorumlanmıştır. Bu çalışmalardan anlaşıldığı üzere, Ulu Cami’nin ahşap taşıyıcı sisteminin, rüzgar ve deprem gibi yatay yük etkilerine karşı çatı strüktürlerini rijit bir şekilde çevreleyen masif taş duvarları sayesinde korunduğunu söylemek mümkündür. Ancak, bu tür camilerin yapısal performansını iyi bir şekilde sürdürebilmeleri için, özellikle ahşap yapı elemanlarının malzeme özelliklerinin ve bağlantı detaylarının bozulmamasına çaba harcanmalı ve iyi korunmalıdır.

Ulu Cami’nin kuzeyinde geniş bir avlu içinde yer alan Alemşah Kümbeti ise kapısının üstündeki kitabeden anlaşıldığına göre, Selçuklular zamanında Melik Şah tarafından, şehit edilen kardeşi Sultan Şah için 728 yılında yaptırılmıştır.

142)’ya göre Alemşah Kümbeti Anadolu Selçuklu türbe mimarisinin devamı sayılan bir yapı olmakla beraber, süslemesindeki bazı motifler Orta Asya geleneklerine işaret etmektedir.

Türbenin sekizgen gövdesi muntazam işlenmiş kesme mermer taşlarından yapılmış, üstü tuğladan yine sekiz dilimli bir piramit külahla örtülmüştür. İki taraflı merdivenle çıkılan üst mekâna zengin süslemeli bir niş içine açılmış kapıdan girilir. Bir duvarında mihrap olan bu mekânın altında esas mezar odası bulunmaktadır. Özalp, T., (1960:54)’e göre nispetleri bakımından biraz dar ve geometrik motiflerin hâkim olduğu çerçevelerle sınırlanmıştır. Bu çerçevelerde dal kıvrımları aralarında hayvan kabartmaları yer almaktadır.

Yeraltı Kaynakları ve Hamamlar

Yeraltı suları zengini olan Eskişehir’in ilçesi Sivrihisar’da da termal sularından dolayı hamamlar ve meydan çeşmeleri yaygın olarak kullanılmıştır. Bu hamamlardan Gâvur Hamamı Altınsapan, E., (1988:88)’ın belirttiğine göre “Ermeniler tarafından 1883’te yapılmış olmakla birlikte, geleneksel Osmanlı hamam mimarisinin tüm özelliklerini yansıtır. Bu eser Osmanlı döneminde azınlıkların geleneksel Türk mimari üslubu etkisinde kaldıklarını belgeleyen bir örnektir.” Ayrıca kilisenin önündeki çeşmenin de bu hamamı besleyen su kaynağı olduğu düşünülmektedir. Çarşı içinde, Belediye Binasının yanında yer alan Kumacık Hamamı’nın 1407 yılından önce yapıldığı sanılmaktadır. Doğru, H., (1992:78)’nun tespitlerine göre XII. ve XIII yy. Türk hamamlarının karakteristik özelliğini taşıyan bu hamamın soyunmalık kısmındaki kagir kemer kalıntıları ile ılıklık, sıcaklık ve halvet bölümlerindeki kubbeler dikkat çekicidir. Hamam önceleri suyunu Tabakhane çeşmesinden alırken sonra şehir suyu şebekesinden almaya başlamıştır. Suyun yeterli olmadığı zamanlarda külhan avlusunda bulunan su kuyusu kullanılmıştır. Yeni Çifte Hamamı ise Abdurrahim Efendi tarafından 1274 tarihinde yaptırılmıştır. Hamamın, külhan kapısından girişte sol tarafta bir kuyusu bulunmaktadır. Hamam kadınlara ve yanında Erkeklere hitap etmek üzere çifte hamam olarak planlandırılmıştır Seydi Mahmud Hz’leri Türbesi’nin karşısında yer alan Seydiler Hamamı ise 1490 yılında yaptırılmıştır. Günümüzde faal olan kullanılan hamam vakıflar adına tescillidir.

ilçede termal suların yanı sıra maden yatakları da bulunmaktadır. Eskişehir-Sivrihisar arasındaki çerçevede çalışan Kulaksız, S., (1981:103-109)’ın da belirttiğine göre1959 yılında MTA tarafından yapılan etütlerde Sivrihisar’ın kuzey çevresinde uranyum ve toryumun yanı sıra Nadir Toprak Elementlerini (NTE) de içeren bir saha saptanmıştır. Ayrıca dericilikte, tekstil sanayide ve boya endüstrisinde kullanılan krom yatakları da ilçe sınırlarında yer almaktadır.

TOPLUMSAL GELENEK VE GÖRENEKLER

Eskişehir ve çevresinde çeşitli dönemlerdeki göçler nedeniyle çok değişik geleneklerin yerleştiği bilinmektedir. Yerleşimin ilk dönemlerinden bu yana varlığını sürdüren Sivrihisar ilçesinde de Eskişehir’in ortak kültürel özellikleri ile gelenek ve görenekleri görülmektedir.

Sivrihisar’da bugün de yaşatılmaya çalışan el sanatları vardır. Örneğin dokumacılık yerleşik yaşama geçmiş olan Yörük ve Türkmen köylerinde oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle Sivrihisar köylerinde ilginç kilim dokuma örnekleri mevcuttur. Sivrihisar Ulu Cami içerisinde de sergilenmekte olan bu kilim örnekleri günümüzde devam eden ve beğenilen geleneklerden biridir. Ev tezgâhlarında kilim ve dokuma üretimi Zey ve Yenidoğan köylerinde sürdürülmeye çalışılmaktadır. Son yıllarda kilimciliğin geliştirilmesi amacıyla Sivrihisar’a bağlı Kayakent’te kilim dokuma okulları açılmıştır. Ayrıca kilim dokumasının yanı sıra çorap, hırka, şalvar, sarka, bindallı gibi yöresel kıyafetlerin de işlemesi yapılmaktadır. Düğünler ve bayramlar gibi özel günlerde bu işlemeli yöresel kıyafetlerin giyilmesi bu kültürel geleneği devam ettirmektedir.

Sivrihisar’da ahşap işçiliği ustaları yaşanılan mekânlarda el sanatlarını uygulamaya yıllarca devam etmişlerdir. Tarihi konakların, evlerin ve dükkânların dış ve iç kısımlarında, özellikle tavan işlemeciliği, pencere, kepenk, yüklük, çiçeklik, lambalık gibi eşyaların yanı sıra günlük hayatta kullanılan ürünlerde de ahşap süslemeler görülmektedir. Ayrıca Sivrihisar’da, dış kapı kanatları üzerindeki dövme demir kapı tokmakları, işlevsel elemanlarının yanı sıra, zengin motif çeşitleri ile de dikkat çeker. Konutların iç ve dış mekânsal organizasyonlarının okunmasında bu ahşap işlemelerindeki farklılıklar yardımcı olmaktadır.

Sivrihisar’da iklimsel özelliklerden dolayı oluşan mekansal çeşitlilik, aynı zamanda zengin yemek kültürünün de oluşmasına katkı sağlamıştır. Geleneksel konutların alt katlarının yemek pişirme birimlerine ayrılmış olması bu kültürün mekansal organizasyonları da etkilediğini göstermektedir. Farklı mevsimlerde ve dönemlerde yetişen zengin malzemeler, özgün yemek çeşitliliğini günümüze de aktarmakta ve beğeni toplamaktadır. Bu zengin yemek kültürünün daha modern bir yaklaşımda halka sunulması kentin ihtiyaçları arasındadır.

Sivrihisar’da Kültürün Yarattığı “Bilge Filozof”

Nasreddin Hoca 1208 yılında Sivrihisar İlçesine bağlı Hortu Köyü’nde doğmuş olup, 13. yüzyılda yaşamış halk filozofu ve tasavvufçusudur. Dedebağı, C., (2010:19-21) Nasrettin Hocayı “hep eğriyi doğrultup, yanlışı düzeltmiş, hakkın, hukukun ve adaletin tecellisi için uğraşmış bir bilge” olarak tanımlamaktadır. Karakurt, S., (2010:37)’a göre Nasreddin Hoca “toplum yapısını gözlemleyerek

toplumu iyi tanıyan, insani ilişkilere hakim, durumları ve olayları hazırcevaplık, nükte ve sağduyu ile çözümleyebilen bir filozof” olarak tanımlanabilir. Her şeyden önce kendisine özgüveni olan, kendisini nasıl ifade edeceğini bilen, bilinçli ve bilgelik vasıflarına sahip bir kişidir. Empatik bir toplum için gayret sarf eden eşsiz bir hoşgörüye sahiptir.

Mizahi zekâsı, fıkraları ve Sivrihisarlı olmasıyla anılan Nasreddin Hoca gibi bir bilgenin bu kentin kültürüyle büyüdüğü anlaşılmaktadır. Yalnızca sosyal hayatın en canlı sahnelerinin ve mekânsal kullanımların fıkralarıyla resmedildiği Sivrihisar’ı değil tüm milleti, medeniyetleri ve kültürleri etkileyebilecek kadar sevilmiş ve etkili olmuştur. Sivrihisar’da yapılan kazılar sonucunda Nasrettin Hoca’nın kızı Fatma Hatun’un mezarı da buradan çıkarılmıştır. Ancak henüz bir anıtı yapılmamıştır.

Kentin Sosyal Kültürel ve Ekonomik Gelişim Durumu

Sivrihisar binlerce yıl öncesine dayanan tarihiyle ve sosyal ve kültürel değerlerin büyük çoğunluğunun korunmuş olmasıyla tarih boyunca ticaret hayatının geçiş noktası olmuş, binlerce yıl bu önemini ve değerini korumuştur. Ancak günümüzde Sivrihisar Belediyesi’nden edinilen bilgilere göre eğitim, ulaşım, ticaret ve sanayi gibi birçok konuda ihtiyaçların karşılanamamasından dolayı yoğun olarak göç yaşanmaktadır.

Sivrihisar Kaymakamlığı’ndan (Arşiv, 2011) edinilen bilgiye göre Eğitim kurumları, sosyal tesisler ve spor alanları açısından yeterli düzeyde olmayan ilçede yirmi dört adet ilköğretim okulu ve sekiz adet lise vardır. İlçede ticaret ve sanayinin yeterince gelişmemiş olması ve tarım alanlarının da zamanla küçülmesiyle halkın geçimini sağlayamadığı anlaşılmaktadır. Nüfusu 2000 yılı sayımına göre 31.664 olup, halkın 21.117’si (%66.7) köylerde,    10.547’si (%33.3) ilçe

merkezinde yaşamaktadır. Sivrihisar, 3000 km2’lik yüzölçümü ile Türkiye’nin toprak olarak en büyük ilçelerinden biridir. Ayrıca topraklarının çok büyük bir kısmı ekilebilir arazi niteliğindedir. İlçede otuz üç tane tarım kooperatifi bulunmaktadır. Halkın %80 inin geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Buğday, pancar ve soğan da başlıca tarım ürünleridir.

SÜRDÜRÜLEBİLİR PROJELER (SUSTAINABLE PROJECTS)

Sivrihisar tarihi geçmişi, mimarisi, örf, adet, gelenek ve görenekleri gibi birçok sosyal, kültürel ve tarihi mirasını günümüzde yaşatmaktadır. Ancak kentteki yaşam kültürle değiştiğinden ve geliştiğinden, bu modern çağda yeni ihtiyaçlara cevap verebilecek kentsel mekânlara ihtiyaç duymaktadır. Sivrihisar’daki ticaret merkezlerinin ve sosyal tesislerin eksikliği, aynı zamanda halkın geçimini tarımdan ve hayvancılıktan sağlayamaz hale gelmiş olması kentin göç vermesine neden olmaktadır. Kent bütünüyle ele alındığında daha çok sosyal alana, yeşil alana, alışveriş ihtiyaçlarının giderilebileceği tesislere ihtiyaç duymaktadır.

Anadolu Türk konut mimarisinin en güzel örneklerini barındıran, zengin yemek kültürü beğenilen, birçok tarihi ve kültürel yapıyı ve özgün dokuyu koruyan bu kentin, sakinlerinin ve ziyaretçilerinin ihtiyaçlarının giderilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Sivrihisar Belediyesi tarafından belirlenmiş olan, Nasrettin Hoca’nın kızı “Fatma Hatun’un Anıt Mezar” tasarımı, Sivrihisar Belediyesi Sergi Parkı ve Dinlenme Tesisi ve belediye tarafından itfaiye araçlarının parkı olarak kullanılan yerin “İş Merkezi”; konulu projeler ihtiyaç programlarının tanımlanması ile çevre verilerinin tasarlanmıştır.

“Sürdürülebilir binalarda sürdürülebilirlik göstergesi öne çıkmaktadır. Bunlar; ışığında üç alt ekolojik sürdürülebilirlik, ekonomik sürdürülebilirlik ve sosyal/kültürel sürdürülebilirliktir.” tanımını yapmaktadır.

Bu tanıma göre sürdürülebilirlik;

  • Ekolojik olarak kaynakların ve ekosistemlerin korunması,
  • Ekonomik olarak; kaynakların verimliliği, kullanım ve bakım maliyetlerinin düşük olması,
  • Sosyal ve kültürel anlamda; konforun, sağlığın ve sosyal- kültürel değerlerin korunmasıyla ölçülebilir.

Bourdeau, L., (1999, Özmehmet, 2007:812) bir bina tasarlanırken,

içinde bulunduğu kentin ya da bölgenin fiziksel dokusunun yanı sıra sosyoekonomik doku üzerindeki geçmişten kaynaklanan ve gelecekte de karşılaşacağı zararların da göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtmiştir. Sivrihisar’da sürdürülebilir projeler tasarlama çabası gelecekteki yaşam çevrelerini oluşturmak için benimsenmesi gereken hedefleri barındırmaktadır. Bu hedefler;

  • Kent yerleşimindeki bütün insanların kaliteli bir yaşam sürmesi
  • İnsanların, sosyal ve kültürel gereksinimlerine cevap verebilecek bir uygulama sunulması,
  • Mevcut çevresel değerlerin ekolojik ve sürdürülebilir geişiminin sağlanması,
  • Tüm kullanıcıların benimseyip, sorumluluk hissettiği ve değer verdiği bir mimari projenin ortaya çıkması şeklinde sıralanabilir.

Bu bağlamda ortaya çıkan tasarımlar günümüzdeki sürdürülebilir mimari tasarım anlayışını yansıtmaktadır. Tasarlanan bu sürdürülebilir projeler doğal kaynaklara saygı gösteren, kültürel ve tarihsel farklılıkları   benimseyen tasarım ürünleridir. Modern anlayışta bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır.

Nasrettin Hoca’nın Kızı Fatma Hatun’un Anıt Mezar Tasarımı

Eskişehir’in Sivrihisar İlçesi’nde yapılan kazılar sonucunda çıkarılan Nasrettin Hoca’nın kızı Fatma Hatun’un mezarı için Eskişehir-Sivrihisar yolundaki Nasrettin Hoca Anıt Parkı’nın bulunduğu alana bir anıt mezar tasarlanmıştır. Mimari tasarım ve çevre düzenlemesini kapsayan Anıt park, Nasrettin Hoca heykeli ve ön tarafındaki alanla birlikte yaklaşık 85 m2’lik alanı kaplamaktadır. Anıt parkın çevresinde yeşil alan ve yetişkin ağaçlar mevcuttur. Parkın batı tarafında çarşı olarak kullanılan alan ve yapı bulunmaktadır.

Anıt mezar projesi Nasrettin Hoca heykelinin ön tarafındaki boşluğa konumlandırılmıştır. Anıt tasarlanırken modern bir yaklaşım sergilenmiştir. Anıt tek bir kütle olarak değil birçok parçadan, sütunlar, çerçeve, çeşmeler ve duvarlar, oluşacak şekilde tasarlanmıştır. Anıt mezar kısmı sütun ve çerçevelerin oluşturduğu mekân da konumlanmıştır. Anıtın çevresinde bulunan ve anıta ulaşım yerlerinde bulunan duvarlarda ise Nasrettin Hoca’yı, kızını ve fıkraları anlatan yazıların bulunduğu bölümler yer almaktadır. Yapılan literatür araştırmaları sonucunda Nasrettin Hoca’nın hayatı, yaşadığı olaylar, kızı hakkında bilgiler elde edilerek, insanlara bilgi vermesi amacı ile anıtta yer almasına karar verilmiştir. Nasrettin Hoca’nın ders veren fıkralarına da anıtta yer verilmiştir. Duvarlar bazı yerlerde çeşmeye dönüşerek serin bir dinlenme mekânı oluştururken aynı zamanda suyun oluşturduğu sesle insanı dinlendiren bir ortam oluşturulmuştur.

Anıt mezar tasarımında ön planda tutulan diğer konular ise erişilebilirlik ve yeşil alandır. Anıta ulaşımın ve gezi alanlarının rahat ve keyifli mekânlar olmasına dikkat edilmiştir. Bu amaçla anıta ulaşım basamaklar ve rampalarla sağlanmıştır. Erişilebilirlik açısından ise farklı kotlarda ayrı ayrı engelli rampası bulunurken, anıt mezar ve heykel arasına da rampa konulmuştur. Rampalara %6 eğim verilerek ulaşımın en rahat şekilde yapılaması sağlanmıştır. Basamaklar anıtın güney ve batı tarafında kesintisiz olarak devam etmektedir. Sadece ulaşım amaçlı olmayan basamaklarda, farklı kotlarda farklı genişliklere yer verilerek dinlenme alanları ve oturma birimleri oluşturulmuştur. Anıt mezar ve çevresi tasarlanırken yeşil alanın yok olmasına izin verilmemiş ve özellikle mevcut yeşilin ve ağaçların korunması ve tasarıma katılması sağlanmıştır. Tüm mevcut ağaçlar korunarak dinlenme alanları ve oturma birimleri bu ağaçların oluşturduğu gölgeliklerde konumlandırılmışlardır.

Sivrihisar Belediyesi İtfaiye Bölgesi İş Merkezi Mimari Projesi

Sivrihisar Belediyesine ait iş merkezi mimari tasarımı Sanayi Caddesi ve Tabakhane Caddesinde bulunan eski itfaiye alanına önerilmiştir. Arazide yapı yapma alanı 2340m2 dir. Çevresinde konut alanları, park ve çay bahçesi bulunmaktadır. Arazinin kuzey tarafında bir meydan bulunmakta ve ulaşım araçlarının park ve bekleme yeri olarak kullanılmaktadır. Bina tasarımında özellikle eğimin kullanımı ve erişilebilirlik kriterleri ön planda tutulmuştur. Yapı otopark, dükkânların bulunduğu kısım ve belediyeye ait olan kısım olarak üç bölümden oluşmaktadır ve 8797 m2 kullanım alanına sahiptir.

Üç kattan oluşan yapıda belediye bölümü ara kat eklenerek oluşturulmuştur. Bu yapının eğime oturmasını sağlamak ve ulaşımı daha rahat kılmak amacı ile yapılmıştır. Bu şekilde oluşturulan katlar ile yapı otopark girişleri hariç üç girişe sahiptir. Erişim kolaylığı bakımından tüm giriş katları zeminle aynı kota oturmaktadır. Bina içindeki ulaşım merdiven ve asansörler ile sağlanmaktadır. Tasarlanan yapıda belediye bölümüne ve iş merkezi bölümüne ait dükkânlar bulunmaktadır. Bu dükkânlar farklı büyüklüklere sahip iki farklı tiptedir.

Zemin kata +1085.50 kotundan doğu ve batı cephesinde iki giriş verilmiştir. Zemin katta girişler içeri çekilerek bekleme mekânı oluşturulmuştur. Kat yüksekliği 6 metre olduğu için girişi insan ölçeğine uygun hale getiren 3 metre yüksekte saçaklar yer almaktadır. Zemin katta dükkânlar, orta bölümde ise yeşil ve su öğeleri kullanılarak oturma dinlenme alanları vardır. Alanda şekil zemin ilişkisi kurularak kapılardan içeri yönlenmeyi ve oturma birimlerinin oluşumu birbiri ile ilintili olarak oluşturulmuştur. Farklı malzeme ve renk kullanımı ile zeminde farklılaşma yapılmıştır. Yapıda iki adet merdiven ve asansör çekirdeği vardır. 60 araçlık Otoparktan teras çatıya kadar devam eden kuzey taraftaki merdiven belediye katına da hizmet etmektedir. Ara kat olan belediye katına +1088.50 kotundan giriş verilmiştir. Belediyeye ait dükkânlar bu kattadır. Girişin ön kısmı meydanlaşarak toplanma ve bekleme mekânı oluşturulmuştur. Birinci katın tamamında iş merkezi bölümüne ait dükkânlar vardır. Orta kısımda ise galeri boşluğu oluşturulmuştur ve oturma birimleri yer almaktadır. Zeminde farklı malzeme kullanımı devam etmektedir. Teras çatı kullanımı sağlanmıştır. Birinci katta yer alan galeri boşluğunun üzeri cam ve çelik örtü ile kapatılarak yapının doğal ışıktan yararlanılması sağlanmıştır. Teras katıda kullanıma açılarak oturma ve seyir alanı olarak kullanılabilmektedir.

Sergi parkı ve dinlenme tesisi projesi tasarımı, Sivrihisar’ın güneydoğusunda Eskişehir-Ankara yolu bitişiğinde, Uçak Müzesi batısında bulunan, belirlenmiş alana yapılacaktır. 6146 m2 alana sahip olan arsada yapı yapma alanı 47 35 m2 ve arazide 3 metrelik bir eğim farkı bulunmaktadır.

Projenin tasarımında; erişebilirlik, kot farkından yararlanma, tesisin genel itibariyle çevreden algılanabilirliğinin sağlanması, kendi içinde dolaşım alanları, tesis içerisinde satış ve pazarlamaya yönelik dükkânların var oluşu ve sosyal bir doku oluşturarak insanların sosyalleşmesini ve huzurunun ön planda tutulmasını amaçlaması öncelikli kriterleri oluşturmuştur. Sosyal tesis, genel yeme içme ve kafeterya birimi, dükkânlar, havuzlar, yürüme yolları ve çocuk parkı gibi yapı birimlerinden oluşmaktadır. Yürüme alanlarının arazinin batısında yapılacak olan parkla bağlanması düşünülmüş ve iki mekânın bütünlüğünü sağlamak amaç edinilmiştir.

Yeme içme birimleri tesisin doğusunda yer almaktadır. Yapı, idari ve servis personele hizmet edecek şekilde planlanmış ve gerekli servis ekipmanının yapıya girişinin kolay sağlanması için yapı arkasından mutfak ve diğer birimlerle bağlantılı olan bir servis girişi düşünülmüştür. Yapının dış cephesinin geçirgen bir yapıya sahip olması düşünülmüş, gün ışığından en üst düzeyde yararlanılması sağlanmıştır. Yapının ön cephesinde, açık yeme içme birimleriyle ve genel tesisle ilişkili bir havuz konulmuş, bu alanda su öğesiyle bireylerin doğrudan ilişki kurması amaçlanmıştır.

Dükkân birimleri tesisin batısında yer alıp her biri beş dükkândan oluşan yapı birimleri olarak düşünülmüştür. Dükkânlar arasında dolaşım aksları lineer şekilde kurgulanarak dükkânların her yönden algılanması sağlanmıştır. Dükkânlar arasında sokak dokusu oluşturulmuş, düzenli ve keyifli bir dolaşım için ortam sağlanmıştır.

Yürüme alanları arsanın kuzeyinde yer almakta olup, doğal çevreyle bütünleşen, oturma birimleriyle dinlenme olanağı sağlayan ve doğusunda çocuk parkı, batısında yapılacak olan park alanıyla bağlantılı olarak planlanmış bir yapı birimidir.

SONUÇ ( CONCLUSION)

Toplumların geçmişe ait değerlerinin korunmasında tarihi kentlerin kültürel ve sosyal kimliklerinin sürdürülebilir olması gerekmektedir. Sivrihisar da kendine has gelenekleri, görenekleri, kentsel dokusu, yüzlerce yıl uygarlıkların bıraktığı tarihi mirası ve daha sayamayacağımız kadar çok verisi ile değerlerinin yaşatılması gereken kentlerden biridir. Sivrihisar’ın dar ve kıvrımlı sokakları, meydan çeşmeleri ve birbirinin görünümünü engellemeyecek şekilde konumlandırılan konutlarının oluşturduğu özgün mahalle dokusu bugüne kadar orijinalliğini koruyabilmiştir. Birçok uygarlığa stratejik konumunun sağladığı avantajlarla yerleşim yeri olmuştur ve bu sayede o uygarlıkların kültürel birikimlerini de barındırmaktadır. Kentin farklı dönemlerde inşa edilen tarihi ve kültürel yapıları bugün Sivrihisar’a ait özgün dokuyu ören yapılardır. Bu bağlamda kent genelinde sosyal, kültürel ve tarihsel bir süreklilik vardır. Ancak aynı zamanda değişen çağın getirdiği ihtiyaçların da karşılanabilmesi için yeni düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Sivrihisar’a yapılan kentsel tesisler doğal mekânlarla bütünleşen ve kentte süreklilik sağlayan, böylelikle kentlinin benimseyip kendine ait olduğunu hissedebileceği ve sorumluluk duyacağı mekânlar olarak kurgulanmıştır. Bu bağlamda tasarımlarda bu kriterler göz önünde bulundurulmuştur.

Anıt mezar tasarımında, anıtın sadece mezar kısmına odaklanmadan çevresi ile birlikte düşünülerek her parçanın farklı bir görev üstlendiği çeşitli yapılardan oluşan, rahat bir ulaşım ile her türlü insanın erişebileceği ve yeşil dokunun korunarak tasarıma dâhil olduğu modern bir anıt mezar tasarlanmıştır.

Sosyal tesis projesi genel olarak doğal mekânla bütünleşen, yapı ve su öğeleriyle huzurlu ve mutlu bir mekân kurgusuna sahip, aynı zamanda dükkân, yeme içme ve kafeterya birimleriyle ticari öğelere de olanak sağlayan, çok işlevli, ulaşılabilirliği kolay bir mekân olarak düşünülmüş ve bu doğrultuda bir tasarım yapılmıştır.

Sergi parkı ve dinlenme tesisi tasarımında göz önüne alınan kriterlerle farklı kotlarda yer alan girişler yapılarak rahat bir ulaşımın sağlandığı bir mekânlar sunulmuştur. İç mekânda galeri boşluğu ve doğal ışıklandırma kullanımı ile ferah bir kullanım oluşturan, yeşil, su öğeleri ve farklı zemin döşemeleri ile eğlenceli oturma mekânları bulunan bir iş merkezi tasarımı gerçekleştirilmiştir.

Sürdürülebilirliğin ön plana çıkmasıyla, bilinçli toplumlar doğaya minimum zararı verecek bir hayat tarzı oluşturma çabasına girmişlerdir. Bu çabanın yansıması, mimaride sürdürülebilir tasarımlar olarak kendini göstermektedir. Günümüzde teknolojiyle ve modern anlayışla tasarlanan sürdürülebilir yapılar gibi, geleneksel yapıların birçoğunda bu tarzın benimsendiği ve çevreyle barışık olma çabasının ürünü oldukları görülmektedir. Anadolu geleneksel mimarisinde sürdürülebilirliğin yansımaları özellikle konutlarda ve mahallelerde görülmektedir. Anadolu yerleşmelerinde birçok örnekte olduğu gibi Sivrihisar geleneksel mimarisi ekolojik ve sürdürülebilir nitelikler taşımaktadır. Kentin ihtiyaçları doğrultusunda yapılacak olan her tesisin bu sürekliliği sağlaması gerekmektedir. Özellikle topluma hizmet kapsamında yürütülen kentsel iyileştirme projelerinin bu sürekliliği sağlamaları beklenmektedir.

TEŞEKKÜR

Bu çalışmada emeği geçen ve katkıda bulunan başta; Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü’ne, Sivrihisar Belediye Başkanlığına ve tasarımda emeği geçen Mimarlık Bölümü Öğrencilerime, ayrıca çalışmanın yayın haline gelmesinde emeği geçen Prof.Dr. Ruşen Yamaçlı ve Yük. Mimar Pınar Demirel Etli’ye teşekkür ederim.

2013 July 2013 Mehmet İnceoğlu

Anadolu Üniversitesi, Eskişehir-Turkey