Ana Sayfa Şehrengiz Demiryolu Kumpanyası

Demiryolu Kumpanyası

86

Adana-Ulukışla-Konya canibinden gelen posta treni Eskişehir’e gelince burada durup, uzunca bir süre beklerdi. Ankara cihetinden gelecek tren beklenirdi. Bazen uzun süren bu bekleyişler, eğer Haydarpaşa’da bekleyeni varsa o kişileri üzer, unutulmuşlara ise eğlence sebebi olurdu. Eskişehir istasyonu, yani gar binası ve peronları son derece renkli ve hareketli olurdu. Çeşit çeşit insanlar, anlaşılabilir bir telaşla sağa-sola koşuşur, bir şeyler alır, satar, sorar; bir şeylere kızar, koşar dururdu. Yaz kış renkler ve şekiller farklı olurdu. Fakat daima keyifli idi.

Gar binası, o zamanın en görkemli yapılarından biriydi. Mimari ve estetik bir değeri İfade ederdi. Ortasından sarkan büyük kristal avize, düş ülkesinden alınıp gelinmiş bir harikaydı. Çocuklar çevresinde döndükleri zaman kristal parçaların üzerinde dans eden kırmızı-yeşil-sarı-mor ışıklarla sarhoş olurlar, hayal dünyasına uçarlardı.

Eskişehir’in kuzeyden güneye, doğudan batıya giden tüm önemli yolların geçtiği bir güzergâh üzerinde olması, şehri hep dinamik kılmıştır. Demiryollarının da güzergâh seçiminde aynı düşünceyle hareket etmesi elbette akla uygundur. Fakat demiryolu Eskişehir için demiryolundan daha farklı ve daha fazla şeyler ifade ettiği bir gerçektir. 1892 yılında bu müessesenin şehre uğraması, Eskişehir’in tarihinde, bir trenin herhangi bir şehre uğramasından daha fazla etkiler yapmıştır. İki yıl sonra kurulan cer atölyesiyle ve zaman içinde gelişen diğer tesisleriyle, hastanesi, okulu, kantiniyle, şehre getirdikleri-götürdükleriyle demiryolu, şehir halkının sadece ekonomisini, aşını-işini değil, alışkanlıklarını, eğitimini, hatta değer yargılarını etkiler olmuştur.

İngilizler İstanbul’u işgal edince, Bağdat Demiryolu hattının da önemli bazı noktalarını, güvenlikleri gerekçesiyle kontrol altına aldılar. Eskişehir önemli bir noktaydı. 500’ü aşkın mevcudu olan bir birlikle istasyon çevresine geldiler ve burada karargâh kurdular. Eskişehirliler bu durumdan çok rahatsız Oldu. Şehirde büyük meydan toplantıları yapıldı, durum tel’in edildi. Bir yıl bu huzursuzluk devam etti. Daha sonra Ali Fuat Paşa, Ankara-Eskişehir hattını temizledi ve İngilizleri tutuklayıp işgale son verdi.

Eskişehir istasyonunun zaman içinde önemi artmıştır. Dünya savaşında ve Milli Mücadele’de asker ve mühimmat sevkiyatları buradan yapıldı. İstasyon canlığını hep korudu. Cer atölyelerinin çalışmaya başlamasıyla, burada görev alan Alman ağırlıklı yabancı uzmanlar ciddi bir yekûn oluşturdular. Aileleri, okulları, ibadethaneleri, yani fizik ve moral kültürleriyle, alışkanlıklarıyla geldiler. Önce istasyon civarı, sonra şehrin iç kesimleri farklı bir hareketlilik kazandı. Yeni bir takım kurumlar oluştu. Oteller, lokantalar, okul ve kurslar açıldı; kulüpler çalışmaya başladı. Ve Eskişehir’de demiryollarının sebep olduğu veya temelinde demiryolu olan ilginç bir kültür gelişmeye başladı. İstasyon civarındaki bazı ticarethane levhaları şöyleydi: Depot de Vins, Deutsche Gasthaus, Vestiti Pronti, Mine. Tadeusz, v.b. Alman mühendislerin gittiği kulüplerde Alman prens ve prenseslerinin resimleri vardı ve 1893 yılında Eskişehir’e gelen arkeolog Körle bunları gördü ve yazdı.

İstasyon ve çevresinin gelişmesine paralel şehrin iç kesimlerinde de bazı değişiklikler oluyordu. Porsuk’un” sol kıyısında küçük Tatar evleri görülmeye başlandı ve bunlar kısa süre içinde hızla geliştiler, çoğaldılar. Şehirde Almanca konuşan, konuşulan bölgeler oluştu. Bugünkü Sakarya Caddesi’nde bir Alman misafirhanesi vardı ve altında, yani zemin katında Alman hocaların yönettiği bir kurs, Eskişehir’li genç kızlara biçki-dikiş ve nakış öğretiyordu.

1955 yılında yıkılan ve yerine şimdiki hangarın yapıldığı eski gar binası, demiryollarının Alman mimari karakterinde geliştirilmiş ve gar binalarında uygulanan, kullanışlı, sağlam, sade, buna rağmen estetik endişeler taşıyan .irin bir yapıydı. Sıcaktı. Yolcularla kolay ve samimi ilişkiler kurabiliyordu. İstasyona uzanan iki yanı ağaçlı bulvarın sonunda gözleri sürmeli bir dilber gibiydi. Pencerelerinin söveleri konturlarla belirlenmiş, tebessüm eden güzel bir kıza benziyordu. Verdiği perspektif insan ölçeğindeydi. Önünde bekleyen faytonlarla, atlarla ve arabacılarla ahbaptı.
Neden yıkıldığını Eskişehirliler anlayamadılar.

İstanbul’dan Eskişehir’e trenle 14-15 saatte geliniyordu. Tehir olduğunda bu süre uzayabiliyordu ve çok zaman da uzuyordu.
Eskişehirli şair Ceyhun Atuf Kansu, demiryollarıyla ilgili şiir gibi bir betimleme yapar ve şu güzel cümleleri kurar ki, haklıdır:
“Demiryolu güneşte parlayıp gider. Ordan-burdan, kayaların bağrından pınarlar açılır ve tren küçük bir istasyonda durur. Koca Araplardır burası; altı çakıl, yöresi yosun, pırıl pırıl bir kaynak durur. Tren karşıdan gelen postayı beklediğinden, susamış yolcular inip inip testi, bardak su doldurur içerler. Çocuklar, buzlu sesleriyle kaynamış yumurta satmaktadırlar ki, sabahtır ve kara vagonlarda Erzincan hemşehrileri, Şarkışla köylüleri ve de ince belik kız çocukları iyice acıkmışlardır. Karlı bozkırda bir güneş, karçiçeğini ışıldata ışıldata, demiryolunun iki yanından, bir ırmak gibi akıp gitmektedir ki, bir demiryolu gitmektedir, bir güneş gitmektedir…”

Gar ve demiryolu daha uzun anlatılmalıdır. O günleri yaşamayanlar inanmakta zorlanabilirler. Fakat Eskişehir’de demiryollarının özel, çok özel bir lokomotifi ve vagonu vardı. Kumpanyanın personelinden veya yakınlarından biri vefat edince, bu vagon cenazeye göre tanzim edilir, o özel lokomotifle, özel bir hat ile kabristana nakledilirdi. Dünyanın hiçbir yerinde ve diğer kültürlerde bu inceliğe rastlanamaz. Lokomotif cansız emaneti ve yakınlarını taşıyan vagonu arkasına takar ve düdük kolunu sonuna kadar çekerdi. Bu acı ötüş Eskişehir’in en uzak mahallelerinde bile duyulur, göçen kişiye fatiha okunurdu. Kabristan, şimdiki Muttalip Yolu’nun başlangıcındaki parkın bulunduğu yerdi. Bu özel ray hattı yakın zamana kadar varlığını sürdürdü. Sonra kaldırdılar.

ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011