Ana Sayfa Camiler Hazinedar Mescidi

Hazinedar Mescidi

396

HAZİNEDAR MESCİDİ

Anadolu’nun Kabe Minyatürlü İlk Mescidi (H. 673 – M. 1274)

Hazinedar Mescidi, muhteşem hat ve süsleme sanatıyla, mihrap üzerindeki freskiyle, 1967’de Cambridge’de Uluslararası 3. Türk Sanatları Kongresinde bildiri konusu olmuştur. Anadolu’da fresk olarak yapılmış olduğu bilinen Kâbe motifli ilk örnek Hazinedar Mescidi’nde bulunmaktadır. Hazinedar Mescidi’nin, Hazinedar Medresesi öğrencilerince dershane olarak kullanıldığından minaresiz olduğu ve yanı başına Hoşkadem Camii’nin yapıldığı sanılıyor. Bu mescidi yaptıran Necibiddin Mustafa ve Emineddin Mikail’in kız kardeşi Esma Sultan’ın kabirleri mescid önünde bulunuyor.

Hazinedar Mahallesi, yeni ismi ile Kara­calar Mahallesindedir. Banisi Selçuklu Hazinedarı Necibüddin Mustafa’dır. Vakıf sicil kayıtlarına göre H. 673-M. 1274 yılında yaptırılmıştır. Kitabe yeri boştur. Çalınmış olsa gerekir.

Bina plan olarak tek kubbelidir. Kubbe çapı 11 metredir. Duvar kalınlıkları yaklaşık 110 cm.’dir. Moloz ve kesme taşlar ile tuğla malzeme kullanılmıştır. Duvarlar almaşık düzenle örülmüştür. Pencere kemerleri tuğla örgülüdür.

Kare mekandan kubbeye geçiş dışarıdan sekizgen bir kasnak ile sağlanmıştır. Kub­beye geçiş elemanı olarak içeriden pan­dantifler kullanılmıştır. Beden duvarlarının bitiminde ve kubbe kasnağında iki sıra dişli tuğladan kirpi saçak yer almaktadır. Kubbe kasnağının yan yüzleri dış duvarların devamı gibidir. Giriş kapısı sağ ve solunda ve her yüzde mermer sö­veli dökme demirli ikişer pencere bulunmaktadır. Pencerelerin üzerinde tuğla örgülü, yuvarlak kemerli aynalar bulunmaktadır. Kıble cephesi ile iki yan duvarda yukarıda tuğla kemerli birer pencere ve kapı girişinin iki yanındaki pencerelerin üzerinde de taş lentolu dikdörtgen seklinde yine diğerleri gibi alçı şebekeli iki aydınlık penceresi bulunmaktadır.

Va­kıflar Genel Müdürlüğü yaptığı restorasyon sırasında dikdörtgen şeklindeki iki pencereyi orijinal kabul etmiş dışlık ve alçı şebeke koymuştu. Fakat diğer tepe pencereleri ile benzerlik arzetmeyen bu iki pencerenin kapı girişinin hemen üzerine sonradan inşa edildiğini içerideki sağlı sollu iki kaideden (restorasyondan evvel) anladığım sermahfelin aydınlanması için açılmış olduğu kanaatindeyim. Nitekim sermahfel yapıldığı zaman buna isabet eden kubbe geçişlerindeki pan­dantifler kazınmıştır. Bu sebeple 1962 yılında başlayan Vakıfların restorasyon çalışmalarını yaptıran merhum Yılmaz Önge zikri geçen iki pencereye dışlık ve vit­ray yaptırmamıştı. 1987 yılında yapılan restorasyonda bu pencereler bu günkü hale getirilmiştir.

Mihrap: Mihrap nişi altta dört yüzeyli üstte mukarnas kavsaralıdır. Mukarnas yuvalarının içerisi yivler ve badem motifleri ile doldurulmuştur. Basamaklı bir kuşak ile sınırlandırılmış olan kavsara kemeri nişin iki yanında yer alan sütuncelere oturmaktadır. Sütunceler burmalı ve bitkisel motifli silmelerden oluşur.

Mihrabın üst köseleri geometrik motifler ile bezenmiştir. Bunun üzerinde iç içe kareler içinde sekizgen oluşturulup ortasını dolduracak şekilde sekiz kollu yıldız meydana getirilmiştir. Bunun içerisinde ise altı kollu yeşil renkli bir çini kase yer almaktadır. Üzerinde kabartma arabesk motifler mevcuttur. Mihrabın etrafını iki kalın süs bordürü çevreler. İçteki geomerik bezemeli, dıştaki yazı süslemelidir. Burada bulunan minber Hoşkadem camisine götürülmüştür. Sanatsal değeri yoktur.

Sivrihisar Tarihi Eserleri Koruma Derneği’nin uzun süren ısrarlı takipleri ve Yüksek Mimar Yılmaz Önge’nin (o tarih­te Vakıflar Genel Müdürlüğü Restoras­yon Bölümü Müşaviri) ve Teknisyen Celal Babacan’ın gayretleri ile 1965 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyona başlanmıştır. Sivrihisar Tarihi Eserleri Koruma Derneği bundan birkaç yıl evvel bir şahıs tarafından elma deposu olarak kullanılan mescidi tahliye ettirip temizlemiş bulunmakta idi.

Mescide batı duvarında pencere yanında açılan kapıdan girilip çıkılmakta ve mescidin kapısı ise özel şahsın avlu duvarı içinde bulunmakta idi. Bu satırların yazarı Vakıfların fahri avukatı olarak mahkemeye müracaatla tedbir kararı alarak iş teslimi yaptırabilmiş ve doğu tarafındaki pencerelerin önü toprak dolu olduğu ve iş de mahkemelik bulunduğundan uzun yıllar bu kısmın hafriyatı yapılamamış rutubet alan duvarların sıvaları dökülmüş ve hizmete tahsis edilememişti. 1987 yılında ancak ikinci restorasyondan sonra ibadete açılmıştır. Mescidin tabanı sekizgen klasik tuğla ile kaplı iken cemaat tarafından bunlar zedelenmeden üzeri tahta ile kaplanmıştır.

Kubbesi kuru kalama taslarla yükseltilmiş kasnak üzeri duvarlar yapılarak kiremit kaplanmış iken duvarların da yıkılması ile perişan duruma düşmüş iken Vakıflar Genel Müdürlüğü kubbeyi adeta yeniden inşa etmiş, önce yapıştırma kiremitle kaplamış, sonradan kursun kaplatmıştır. Mihrabın sağ ve sol kısmındaki freskler Anadolu’da devrine göre tek örnek teşkil etmektedir. Bunları sıva altında ilk tespit eden Yılmaz Önge Bey’in ilgisi neticesinde, Vakıflar Genel Müdürlü­ğü, Hollanda’lı bir arkeologun çalışması ile bunları ve pencere üzerlerindeki kalem isi süslemeleri meydana çıkartmıştır.

2. restorasyonda maalesef bunların bazıları hasar görmüştür. Sanat tarihi bakımından cami ve bu fresklerin çok müstesna bir yeri bulunmaktadır. Bilimsel makalelere ve bildirilere konu olmuştur.

Cami kapısına gelirken avludaki ilk mezar, Emineddin Mikail’in kız kardeşi Esma Sultan’a, yanındaki ise mescidin ba­nisi Necibiddin Mustafa’ya aittir. Bu husus mezarların restorasyon sırasında izinsiz mezardan kemiklerin toplandığı günü takiben sabah beşer dakika ara ile dinlediğim bir birinden habersiz üç kişinin rüyası, Tahsin Özalp’in takip ettiğim duruşmada kesif sırasında bizzat kendilerini gördüğünü ifade etmesi ve tarihi kaynakların teyidi ile malumumuz olmuştur. Her iki zat da mahallenin ve Sivrihisarlılar’ın derin saygılarını celp etmiş tabiat üstü olayların tezahürlerine şahit olmalarına vesile olmuştur.

Restore Çalışmaları: 1964 de Ankara Üniversitesindeki bir öğrenci, Sivrihisar’da Hazinedar Mescidindeki duvar resimleri üzerinde yaptığı çalışmadan sonra “Güzel, dağlık Türk kasabası Sivrihisar’daki Hazinedar Mescidi duvar resimleri bir Selçuklu eseridir” diyerek duvar resimlerinin Selçuklular zamanında yapıldığını meydana çıkarmıştır.

Daha sonra bu araştırma üzerine bayan Prof. C. Otto Dorn ile harekete geçtik ve gerçekten asırlarca eski duvarlar üzerinde pek çok desenler ve Arapça yazılar bulduk. Zayıf olmakla beraber badananın suyla temizlenen kısımlarında bir şe­hir görüntüsü olduğunu müsaade ettik. Daha sonra Osmanlı resimleri olduğu iddia edilen bu resimleri açığa çıkarmayı ve muhafaza etmeyi düşündük. Alman Arkeoloji Enstitüsü İstanbul Şubesi ile Türk Vakıflar idaresinin ortak çalışmasını rapor haline getiren arkeolog Paul Stop’un bu konuda emeği geçenler için yazdığı satırlar şöyledir:

“Yorulmak bilmeyen çalışmalar için bayan Prof. C. Otto Dom’a ve Alman Arkeoloji Enstitüsü İstanbul Şubesi Direktörü Prof Dr. R. Naumann’a yek çok teşekkür borçluyum. (Lüzumlu paranın aslan payını te­darik ettiği için) Geri kalan parayı tedarik eden Vakıflar İdaresinden Yılmaz Önge’ye teşekkür ederim. Keza 3 ay müddetle her gün bilgisi ve yardımları ile beni donatan Sivrihisar’da avukat Bay Orhan Keskine pek çok teşekkür etmek zorundayım. Samimi yardımları ve çalışmalarımızı çok kolaylaştırdı.”

Resimlerin Muhafazası

Bütün duvar birkaç milimetre kalınlıkta taşlaşmış durumdaydı. Yarıya yakın kısmı; parça parça dikkatli olarak kaldırıldı. Ön enjeksiyon, % 2 alkol eriyiği ile üst üste bulunan kireç tabakaları yumuşatıldı. Bu çalışma esnasında orta kısımlar hasara uğramış olarak, siyah ve hatta kahve renkli kısımlar dahi açığa çıktı. Orta kısımlar yoğurt ve iyice zayıflatılmış sirke eriği ile tekrar sabitleştirildi. Harç ile duvar arasındaki pek çok oyuk ve kabarcıklara parafin sabunlu bir kalsiyum-hidrat eriyiği ince delikler içinden enjekte edildi. Daha sonraları fresk pres ile itinalı olarak bastırıldı. Duvarda harcın düşen kısımları tamamlandı. Rahatsızlık verici resim ve ornamentlerin düşen renkli kısımları iktisadi olarak yenilendi. Daha sonraki çalışmalarda çimento ile kaplı olan pencerenin altındaki bir kısım açılmamıştır.

Keza pencerenin sol üst kısımlarında ha­fif gri üzerine benzer şekiller vardır. Ma­alesef daha önce kuvvetlice silinmiştir. Hoşkadem’le Hazinedar arasında mevcut özel yoldan (Tapuda Tarik-i Has’ diye geçer) sonra Hazinedar Camii’nin doğu ve kuzeyinde revakları avluya bakan medrese odaları bulunduğu, yapıların ahşap olduğu, tapu kayıtlarından ve mahkemede dinlenen yaşlı kimselerin beyanlarından anlaşılmıştır.

Hazinedar Mescid’i, mescid olmanın ya­nında Hazinedar Medresesi öğrencilerine dershane görevi ifa ettiği, belki de bu se­beple bu mescid yanına sonradan Hoşkadem Camiini inşa gereği doğduğu anlaşılmaktadır. Belki minaresiz olması bun­dandır. Nitekim arkeolog Paul Stop’un çalışmaları sırasında, raporunda belirtti­ği gibi esas süslemelerin dışında eskilerin mesk dedikleri kamış kalemle yazılmış eksersizlere ve süslemelere rastlamıştım.

Bunlardan birinde “Alim ve cahilin yoldaşlığı Bülbül ile karganın yoldaşlığı” seklinde bir beyit ve bazı veciz sözlerin karalandığı tarafımdan görülmüştü. Mihraba göre sağ ve soldaki pencereler üzerindeki süslemelerin 18. yy’a tarihlenmesinde isabet olduğu kanaatindeyim. Ama mihrabın sağ ve sol cephesindeki resimler hiç değilse renk ve yerleştirme­de minyatüre benzeyen havalan ile daha eski tarihli olmalıdır. 18.yy.’a ait olduğu ifade edilen süslemeler daha profesyo­nelce yapıldığı halde mihrap cephesinde­ki yazılar ve süslemeler, medrese öğren­cilerinin eseri olmalıdır.

O tarihlerde bir emsalinin bulunmayışı da bu görüşümü teyit eder kanısında­yım. Kabe’nin ve etrafında yer alan re­vakların tasvirinden yola çıkılarak Kâbe-i Muazzama etrafındaki 462 ayaklı (direkli) 500 kubbeden oluşan mescit kısmının (Harem’in) 1629 tarihinde IV. Murad tarafından yaptırıldığı tarihen sabit olmakla revakları tasvir eden resimlerin bu tarihten sonraya ait olması gerekir. Beylikler Devri Sanatı XIV-XV. yy. -T.T.K. 1989 isimli eserinde Prof. Dr. Gönül Öney

“Bu devirde Sivrihisar Hazinedar Camii ve emsallerinde çini plâkaların veya kaselerin yer yer alçıya gömülmesi gibi bir uygula­ma ile karşılaşıldığını beyan etmektedir.

Hazinedar Camindeki kase halinde tek bir çini zikri geçen camiyi 15. yy.’a en­dekslerse de, bu varsayım olsa olsa mihrap için kabul edilebilir. Kaldı ki mihrabın dahi 1274 tarihinde cami ile birlikte yapılmış olması muhtemeldir.

Bir çinisi ile bile ilmi eserlerde yer alan bu mescidin mihrap üzerindeki çinisinin (şayet altında mevcut ise) üzerine ışıklı besmele takmak bu gafletin keffareti olamaz. Caminin Vakıflar tarafından yapılan badanası sırasında duvar süslemelerinin zarar gördüğünü üzülerek beyan etmek gerekir.

Camiye konulan minber estetik yönünden vazgeçtik hiç olmazsa buradan giden Hoşkadem Camindeki (sanat eseri değildir) ölçüleri taşısa idi, bizlerdeki nisbet duygularımızı rencide etmezdi. İmamın namaz kıldırdığı yer tabana ilave ile yükseltilmiş mihrap da güdük kalmıştır. Her şeyden evvel din görevlilerinin eski eserler yönünden eğitilmesi, hiç olmazsa eski eserlere hiçbir surette müdahale edilmemesi hususunda bilinçlendirilmeleri gerekir.

* * *

Bütün Yönleriyle Sivrihisar
Orhan Keskin