Ana Sayfa Şehrengiz Köprünün Başında Yangın

Köprünün Başında Yangın

92

KÖPRÜNÜN BAŞINDA YANGIN

1917 yılında şehrin merkezinde ve Porsuk Nehri üzerinde bulunan taş köprü önemli bir yangına şahit oldu. Köprüye cephe veren dükkanlardan birçoğu zarar gördü. Hele Hristaki ve Karnik Efendilere ait dükkanlar ile Habip Hakkı Efendinin mağazası tamamen yok oldu. Büyük savaş devam ediyordu ve Eskişehir, savaşın şartlarını eksiksiz yaşıyordu.

Belediye bu yangını fırsat bildi. Köprü hem insanlara hem araçlara hizmet ediyordu ve trafiği epeyce yoğundu. Genişletilmesi uygun olurdu. Bu konuda bir meclis kararı oluşturuldu ve yanan dükkanlardan bir bölümünün istimlaki karar altına alındı. Böylece, köprünün iki yanma yayalar için konsol şeritler eklenebilirdi ve köprü salt araçlara tahsis edilebilirdi. Karar ilgililere tebliğ edildi. Hemen arkasından da inşaat işine girişildi.

Eskişehir o tarihlerde mutasarrıflıktı. Büyük savaş sırasında Osmanlı Devlet-i Âlisi idari sisteminde bir düzenleme yapmıştı ve Anadoluyu 13 vilayet ile 15 mutasarrıflığa bölmüştü. Mutasarrıflık, valilikten daha az yetki ve sorumluluğu olan bir makamdı. Fakat kaymakamlıktan daha yetkiliydi.

İstimlak kararına dükkan sahipleri itiraz ettiler. Hepsi de nüfuzlu insanlardı. Habip Hakkı Efendi eşraftandı, tanınmış bir tüccardı. Ticaret odasının eski başkanı, şimdi etkili bir üyesiydi. Karnik Agopyan ve Hristaki Efendiler de itibarlı tüccarlardandı. İtiraz yerine ulaştı ve Ankara, Nafia Vekâleti konuyu bilirkişiye havale etmeyi uygun gördü. Karar böylece bir süre geciktirilmiş oluyordu. Fakat inşaat devam etti. Hatta bitti. İkişer metreden dört metrelik ahşap geçitler köprünün yanaklarına konsol olarak eklendi ve hizmete sokuldu. Yol ve köprü rahatladı. Ahşap korkuluklar geçitlerin yanına çakıldı ve yolcular güvende oldular.

Eskişehir’in geçmişinde bu köprünün önemli bir yeri vardı. Ünlü bir köprüydü ve bu şöhretini hak eder durumdaydı. Eski ve yeni mahalleler bu köprüyle birbirlerine bağlıydılar.

Porsuk’u aşmak için sadece yayalar değil, özellikle araçlar ona muhtaçtı. Kervanlar için düşünülmüştü. Başlangıçta 5 metrelik bir taş köprüydü. Romalıların tesis ettiği ayakların izleri ve kalıntıları bugün de izlenebiliyor.

İstasyon, şehrin dinamik bir bölgesiydi ve İstasyon Caddesi buraya kadar 18-19 metre, genişlikte geliyordu. Köprüden sonra daralıyor ve 15 metreye düşerek Odunpazarı eteğindeki Hükümet Konağına doğru uzanıyordu. Bugün adı İki Eylül Caddesi olan yolun sağı-solu söğüt ağaçlarıyla gölgeliydi. Yer yer oluşan küçük meydanlar, harika komşuluk üniteleri teşkil ediyordu. İnsan ölçeğinde olduğu, abartısız ve tabii olduğu için son derece sempatik, sıcak ve huzurlu mekanlar olarak şehirlinin hizmetindeydi.

Köprünün bir yakasında göçmen evleri vardı. Kalabalık, kendine has mekanları oluşmuş, tek katlı, nadiren iki katlı, kil sıvalı, küçük ve pencereleri daima perdeli evleri olan bir mahalleydi. Aynı yakada gar ve irili-ufaklı, tek katlı dükkanlardan oluşan bir doku vardı. Köprünün bu yakası ise, Georges Radet’nin 1893’te yaptığı tespite göre “…hamamlar ve hamamlardan sonra Eskişehir’in çarşı yoludur. Küçük dükkanlar geçildikten sonra yol genişler ve söğütlerle çevrili geniş bir cadde olur. Bu cadde üzerinde buğday pazarı, Assomptioniste rahiplerinin binası, bir mezarlık ve kaymakamın oturduğu konak vardır. Konaktan sonra yokuş başlar ve güneyde Eskişehir Dağı’na doğru gidilir. Bu dağ, Porsuk ovasına doğru hafif meyillerle alçalmaktadır. Eskişehir’in eski mahallesi burada kurulmuştur.”* Aynı gezgin, Eski Mahalle ile Hamamlar arasında hızlı akan, su varlığı zengin bir ırmaktan ve bundan istifade ile taşlarını döndüren birçok değirmenin bulunduğunu, kentin doğusunda bu ırmağın Porsuk’a karışarak onu zenginleştirdiğini kaydeder Daha sonraki yıllarda Eskişehir’in önemli nirengilerini teşkil edecek olar su değirmenlerini, bazı kendiler, bu eski değirmenlerin hatırası olarak kabul ederler.

Zaman içinde Köprübaşı’ndaki köprü, hizmetine devam etti. Bir gözü dolduruldu ve üzerine bina yapıldı. Yoruldu ve hizmeti az gelmeye başladı Onu kaldırıp yerine 12 metre genişliğinde bugünkü betonarme köprü yapıldı. 4 metresi yine yayalara ayrıldı. Şehrin trafik düzenlemeleri yapılırken bu yorgun köprüye fazla iş teklif edilmedi. Yükü hafif tutuldu. Buna rağmen eskinin rüzgarıyla Eskişehirliler onu sakin bırakmadılar. Bugün Köprübaşı’nın adını veren bu yaşlı köprü yine kalabalık, yine popüler…

Porsuk üzerindeki adaya inşa edilen, eskinin görkemli Porsuk Oteli, daha sonra kamuya hizmet edecek şekle sokuldu ve Tepebaşı Belediyesi’ne tahsis edildi.

Yanan dükkanların istimlakine yapılan itiraz üzerine konu bilirkişiye havale edilmişti. Nafıa mühendisi Hüseyin Efendi, konuyu yerinde inceledi ve detaylı olarak raporunu verdi. Rapora krokiler ekledi ve kanaatini bildirdi. Bu istimlak yapılmalıydı, gerekliydi ve köprü genişletilmeliydi.

Belediyeye tahsis edilen eski otelin karşısına bugün, ülkenin her yerinde olduğu gibi, mimari karakterin ne olması gerektiği düşünülmeden, üslupsuz, kimliksiz, ne olduğu belli olmayan binalar dikildi. Oradan geçenler, köprünün daralttığı trafikten tedirgin, Köprübaşı’nın hüznüne yabancı, geçip gidiyorlar.

***

* Tarihçi G. Radet 1893’te yaptığı bu gezinin izlenimlerini iki yıl sonra Paris’te yayımlanmıştır (Şina Acar’ın ETO dergisindeki makalesinden)

Devamı Kitabın 118. sayfasında

ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011