Ana Sayfa Şehrengiz Mazlumun Su Muhallebisi

Mazlumun Su Muhallebisi

84

MAZLUM’UN SU MUHALLEBİSİ

Köprübaşı’ndan Hamamyolu’na giderken, şimdi bir bankanın şubesi bulunan mekanın bitişiğinde ünlü bir muhallebici vardı. Arnavut asıllı bir ailenin işlettiği dükkan, taşıdığı ünlü ismi hak eder durumdaydı. Mazlumlar Muhallebicisi o zamanlar Eskişehir’de, önemli buluşma yerlerinden biriydi. Baylan Pastanesi İstanbul’un elitlerini bir araya getirerek ünlenirken, Mazlumlar Eskişehir’in gençlerini topluyordu başına.

Oturacak yer bulunmazdı. Gördüğü bu rağbetin sebebi belki de şöhretiydi. Gerçi bütün tatlıları harikaydı, sütlü tatlıların çeşitleri şehir için yenilikti, fakat belki de yeri sebebiyle pek muteberdi. Sütlacı fırında pişiren ve hafifçe yüzünü kızartan ilk defa Mazlumlar olmuştu. Su muhallebisi çok güzel yapılıyordu burada. Muhallebinin ve süt ile yapılan bütün tatlıların farklı bir hava ve tat ile sunuldukları bu sempatik mekan, bazı iş görüşmelerine de fırsat veriyordu.

Eskişehir’de, savaş yılları sonrasında Anadolu’da sık rastlanmayan farklı kültürlere şahit olmak mümkündü. Pastane veya o zamanki şekliyle muhallebici ve lokanta kültürü bir kent kültürüydü ve Ankara’dan daha yoğun yaşanmaktaydı Eskişehir’de. Mazlumlar’dan başka muhallebiciler de vardı. Dünya şampiyonu Eskişehirli güreşçi Nasuh Akar’a hemşehrileri şehrin en güzel, en işlek yerinde bir dükkan ve bir ev hediye etmişlerdi. Dükkan güzel bir pastane olarak düzenlendi ve Akar Pastanesi, şimdiki Orduevi’nin karşısındaki yerini aldı. Burası, Mazlumlar’ın iktidarını bir süre devraldı ve şehre gelen elit konukların ağırlandığı yer oldu. Nasuh Akar, şöhretinin rüzgarını değerlendirdi, işini geliştirdi ve güreşteki başarısını burada da gösterdi. Genç ve yakışıklı bir şampiyondu. Özellikle hanımlar arasında itibarı fazlaydı. Kente gelen ünlü hanımlar önce şampiyona uğruyor, daha sonra Gar Gazinosundaki şarkılarını söylüyorlardı. Akar Pastanesi ününü uzun süre devam ettirdi. Sonra kayboldu. Akar’ın varisleri bu işi bıraktılar.

Şehrin ünlü mekanlarından birisi de Göksu Lokantasıydı. Eşraf burada konuklarım ağırlar, gelen konuklar gönül rahatlığıyla burada doyurulurdu.

Yemeklerin hazırlanmasından, lezzetinden, sunulmasından itibaren her şey birinci sınıf kalitede cereyan ediyordu ve normal gelire sahip bir aile Göksu Lokantasında bir akşam yemeğini düşünemiyordu. Hesaptan daha çok buranın şöhreti insanı korkutuyordu. Ankara’dan gelen resmi bir heyetin ağırlanacağı ikinci bir yer düşünülmüyordu.

Göksu Lokantasının yemek programı da farklıydı. Eskişehir için o zamanlar yeni olan birçok alafranga yemek burada pişiriliyordu. Bununla beraber tereyağlı damar tuzlama, yani işkembe çorbası veya yoğurtlu ıspanak da listede kendine yer buluyordu.

Eskişehir köklü bir kültür geçmişine ve yapısına sahip olduğu için, bu ortamda baza aileler zorlanmadan süreklilik kazandılar, kurumlaştılar, marka oldular. Bu, ülke genelinde yaygın olan bir durum değildir. Sosyologlar bunun bilimsel açıklamasını yapabilirler. Fakat görünen odur ki, çeşitli iklimlerden gelen insanlar buradan huzurlu bir ortam yaratmışlar, birbirlerine hoş bakarak, bağışlayarak güneşlerini batırmışlardır.

ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011