Ana Sayfa Makale ve Yazılar Milli Eğitim mi, Milli Çöküş mü

Milli Eğitim mi, Milli Çöküş mü

13

MİLLİ EĞİTİM Mİ, MİLLİ ÇÖKÜŞ MÜ?

Derste böyle oturan öğrenciye ne yapabiliriz? Hiç bir şey yapamayız. Kızarsak sözlü şiddet uygulamış oluruz psikolojisi bozulur. Dokunursak şiddet olur adliyelik oluruz. Performansına kötü not verirsek müdür arıza çıkarır.

Sonra anne babası okulu başımıza yıkar. İl ve ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü soruşturma açar. Medya: -“Yine Öğretmen Şiddeti” diye afişe eder. MEM yetkilileri öğrenciyi evinde ziyaret eder hediyeler verir gönlünü alır. Öğretmenin öğrenciden özür dilemesi ile mevzu kapanır… Saygılar (!) (Bir Öğretmenden alıntı)

Bir öğretmenin “Milli eğitim mi, Milli Çöküş mü” yazısından alıntı olan resmi görünce yazmadan geçemedim.

2007 yılında Leonardo da Vinci Pilot Projeler Kapsamında Avrupa Komisyonunca desteklenen “Raylı Sistemler ve Teknolojileri öğretim Programları Geliştirme Projesinde (Deprast)” görev almıştım. Proje sahibi Milli Eğitim Bakanlığıydı. Uluslararası Demiryolları Birliği (UIC), Fransa, İspanya, Slovakya proje ortaklarıydı. TCDD ise sessiz ortaktı. Projede TCDD’nin sessiz ortak geçmesine takılmayın, hep konuşan taraf oldu. Proje sonundaki değerlendirme toplantısında sunumlar TCDD personelleri tarafından yapılmıştı. Bendeniz de Elektrik Elektronik Programının sunumunu yapmıştım.

Proje değerlendirme toplantılarından sonra yabancı misafirler Anadolu Teknik Liseleri bünyesinde açılan Raylı Sistem Teknolojileri bölümlerini ziyaret ediyorlardı. Haydarpaşa Teknik okullarına yaptıkları sınıf ziyareti tesadüfen benim dersime denk geldi. Okul Müdürü eşliğinde heyet sınıfa girdiğinde sınıf ayağa kalkarak gelenleri selamladıktan sonra oturdu. Misafirler, öğrencilerle sohbet etmeye başladılar. Bu sırada yanıma gelen İspanyol delege:
– Dersimiz sinyalizasyon tekniği, konumuzda interloking değil mi?
– evet, yazılar Türkçe olmasına rağmen doğru tahmin ettiniz.
– Ben de sinyalizasyon uzmanıyım.
Kendisiyle kısa sohbetten sonra bana dedi ki:
– Biz sınıfa girdiğimizde öğrenciler ayağa kalkarak bizi selamlamışlardı ya,
– Evet
– Buna benzer uygulamalar eskiden bizde de vardı. Ancak Avrupa Birliğine girdikten sonra kayboldu. Bu uygulamaları kaybettiğimizde ne kadar çok şey kaybettiğimizi zamanla anladık. Bir daha da geri dönüş olmuyor. Sakın ola ki bu ve benzeri uygulamaları kaybetmeyin.

Ben İspanyol delegeye uyarısı için teşekkür ettim. Bu arada diğer delegeler de gitmeye karar verdiler. Şimdi öğretmenin “Milli eğitim mi, Milli Çöküş mü” yazısını ve andımızın kaldırılışını birde benim bu anımla değerlendirin lütfen. Sanırım daha anlamlı olacak.

Milli eğitimle kıyısından köşesinden de olsa ilgilenmem nedeniyle tespit ettiğim bir başka hususta öğretmen (eğitimci) kalitesinin gün geçtikçe düşüyor olmasıdır. Elbette öğretmenlerimizin başta ücret ve atanamama gibi birçok sorunları var. Bu sorunları halletmek çok zor değil ama kalite sorunu ülkemize yüzyıllar ve nesiller kaybettirecek sorunların başında gelmektedir. Öğretmenlerin yetişmesinde Eğitim süresi uzamasına rağmen kalitede düşüş yaşanmaktadır. Gözde üniversiteler olarak nitelediğimiz üniversitelerin mezunları dahi maalesef vasat. Birçoğunun Türk dilini etkili şekilde kullanma becerileri yok. Öğretmenlerin bilim, teknik ve kültürün değişik dallarında özel öğrenim görmüş, aydın, münevver, insana değer veren, hoşgörülü, entelektüel kişiler olarak yetiştirilmesi gerekirken; kendini yeniliklere kapatmış, araştırma ve okuma alışkanlığı oluşmayan, politik yönünü hep ön planda tutan yapıda cemaatlere teslim edilmiş şekilde yetiştiriyoruz. İlkokula bir eğitmenle başlamıştım. O eğitmen bile bu gün üniversitelerde yetiştirdiğimiz öğretmenlerden daha entelektüeldi. Düşük profilli başbakanın bile kabullenildiği bir ülkede profili yüksek öğretmen arzulamak ne kadar gerçekçi? Bu da bir başka tartışma konusu.

Öğretmenler içinde yanlış işler yapan, şiddet uygulayan kişilere her dönemde rastlamak mümkün. Çok nadirde de olsa bu tip bir olay meydana geldiğinde olay basında öyle abartılı veriliyor ki, veliler çocuklarını öğretmene karşı aşırı koruma yolunu seçmektedir. Elbette yanlış yapanlar cezalandırılmalı, ancak abartıya gidildiğinde tüm öğretmenler üzerinde sindirici, yanlışlara müdahale etmeyen bir yapıya dönüşmektedir. Öğretmenlik gelişmiş toplumların tamamında saygın bir meslektir. Çocuklarımızın yanında öğretmenlerin saygınlığını etkileyecek tavır ve davranışlardan kaçınmamız en başta çocuklarımız için gereklidir. Öğretmen ailenin rakibi olmadığı gibi, ailenin ve çocuğun hayallerini gerçekleştirmesindeki en önemli kişidir.

İskender, öğretmeni “Babam beni gökten yere indirdi, Hocam ise beni yerden göğe yükseltti” diyerek anlatmıştır. Aristoteles “Eğitim, refah anında bir süs, felaket sırasında bir sığınaktır” demektedir. Mustafa Kemal Atatürk ise “Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe mekanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır” diyerek öğretmeni yüceltmektedir. Hz. Ali’nin “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözü üzerine söylenebilecek başka bir söz var mıdır?

Öğretmenlik mesleğinin hak ettiği saygınlığa kavuşması dileklerimle tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum. Öğretmenlerin mutluluğu, toplumun mutluluk anahtarlarından birisidir.

***

Veysel Karani Babacan
23.11.2018

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz