Ana Sayfa Şehrengiz Otuzaltı Kısım, Tekmili Birden

Otuzaltı Kısım, Tekmili Birden

109

36 KISIM, TEKMİLİ BİRDEN

1940’lı yıllarda bile Eskişehir’deki sinema sayısı, Anadolu’da başka bir şehirde yoktu. Bu bir ölçüdür. Asri Sinema, Yeni Sinema, Sizin Sinema, Ethem Sineması, Marmara Sineması hiç müşterisiz kalmazdı. O zamanların moda merkezi, şimdi de olduğu gibi İstanbul’du ve İstanbul’da oynamaya başlayan bir film, en geç bir ay sonra Eskişehir’de seyre sunulurdu. Bu hızlı bir intikaldi. Başka bir şehir bu şansı ancak bir yıl sonra yakalayabilirdi.

Çakır ailesinin değirmenlerinin bulunduğu sıcak sular bölgesinin yakınında bir kilise vardı ve onun karşısındaki sinema en gözde olanıydı. En yeni filmler oraya gelirdi ve bu sinemanın müşterileri de farklıydı.

O çağlarda sinema, sosyal dinamiğin en önemli unsurlarından biriydi. Şehirli sinemaya karşı saygılı ve ilgiliydi. Sinemaya gitmek, bir opera veya bale galasına gitmek gibi bir şeydi ve özel itina gerektirirdi. Halka veya eşe dosta gösterilmesi gereken yeni ve pahalı elbiseler giyilir, kokular sürünülür, sürmeler çekilir, kunduralar boyanır, sinemaya öyle gidilirdi. Ve sinemaların fuayeleri kırmızı halılarla kaplıydı.

Gündüzleri genellikle tek matine olurdu. Bazen fazladan bir matine daha eklenirdi ve bu çocuklara yönelik ve tatil günleri, mesela Pazar günü saat onda olurdu. Suare, gece dokuzda başlardı.

Okullar bazen, uygun bir film gelince sınıfça götürürlerdi çocukları. “Dünya Dönüyor” veya “Yeşil Yunus Sokağı” veya “Tarzan ve Oğlu” filmi gelince, sınıf öğretmeni çocuklardan para toplar, tenzilatlı olarak film seyredilirdi. Çocuklar sıra olurlar ve heyecanla sıralara dağılırlardı.

Sizin Sinema, ince uzun, garip bir mekandı. Daha çok “Otuzaltı kısım tekmili birden” filmler getirir, bir film bazen üç dört saat sürerdi. Üstelik bu seanslardan birine bilet alınıp girilince, istenirse bütün gün, bütün gece sinemada kalmak mümkündü.

Film başladıktan sonra eğer salonda yer varsa, kapı önünde paralan yetmediği için bekleşen çocuklar, eksik parayla ve bilet kesilmeden içeriye alınır, sevindirilirlerdi.

Türk filmleri çok sevilirdi. Fakat şarkılı, türkülü Mısır filmleri de revaçtaydı. Müziğini bizim Sadettin Kaynak’ın hazırladığı, ünlü Mısırlı aktör Yusuf Vehbi’nin oynadığı filmler, dolu salonlarda gösterilirdi. Acıklı, aile trajedilerinin

canlandırıldığı bu filmler, göz yaşlarıyla seyredilir, haftalar boyu konuşulurdu. İlgi gören filmler bazen aylarca afişte kalırdı. “Rüzgâr Gibi Geçti” çok uzun süre gösterimde kalmıştı ve Eskişehir’de bu filmin gösterilmesi önemli bir olay olmuştu.

Bir de yazlık sinemalar vardı ki sefasına can yetmezdi. Gazete kağıdından bükülerek yapılmış külaha, üç kuruş verince koca bir huni ayçiçeği verirlerdi. Hafif tuzla kavrulmuş mübarek ayçiçeğinin tadı hiçbir kuruyemişte bulunmazdı. Bu eğlenceliklerini ellerine alan aileler, çocuk çoluk, bir tanesi Yalaman Adası’nda bulunan yazlık sinemaya koşarlardı. Filmin gösterimi sırasında filmdeki sessiz bir sahne, çekirdek çıtırtılarıyla şenlenirdi. Birbirine bağlanmış tahta sandalyeler, filmin heyecanı sayesinde kimseyi rahatsız etmez, aksine onlara harika bir hayal gecesi sunardı.

Yalaman Adası o yıllarda Eskişehir’in hareketli alanlarından biriydi. Bilhassa geceleri orası, Paris’in Champs Elisee’sine benzerdi. Süslü, sürmeli hanımlar, biryantinli, Douglas bıyıklı beyler orada otururlar, karşılaşırlar, buluşurlardı. Yalamanların çay bahçesinde yer bulabilenler şanslı sayılırlardı. Yer bulamayanlar veya çay parası olmayanlar, arkadaşlarının kollarına girer, orada, gece de olsa, gündüz de olsa “piyasa” yaparlardı. Herkesin elinde bir külah dolusu ayçiçeği olması normal bir görüntüydü. Adanın kıyısını çeviren Porsuk, genellikle bakımsız olurdu ve kamışlar adam boyu yükselirlerdi. Toprak ırmağa kaymasın diye kıyıya çakılmış kazıklar vardı.

Gündüzün yakıcı sıcağı geçip yerini kara ikliminin gecesine bırakınca, önce okşayan sonra ısıran bir serinlik Eskişehir sokaklarını sarardı. Saat gece ona doğru yazlık sinemalardan gelen sesler, çevrede olağanüstü bir hava yaratır, sanki en güzel şiirler havada uçuşmaya başlardı. Her gün aynı saatte tekrarlanan film konuşmaları dinleyenlere her defasında başka çağrışımlar yapar, şehri harika bir diyara dönüştürürdü.

Hamamyolu’nun başlangıcında uzun bir direk ve bu direğin tepesinde bir hoparlör vardı. Demir bir direkti ve Eskişehirliler bu direği iyi tanırlardı.

Çünkü belirli saatlerde verilen ajans haberleri bu hoparlörden verilir ve herkes haberleri dinlemek için onun altına toplanır veya yanında bir yere çömelip beklerlerdi. Haber verilmeyen saatlerde buradan müzik yayınlanırdı. Perihan Altındağ, Münir Nurettin, Safiye Ayla, Radife Erten, Abdullah Yüce, Ahmet Üstün, daha eskilerde Hafiz Burhan, Hanende Rauf Beyler, direğin tepesinden dalga dalga Eskişehir’in en uzak semtlerine bile ulaşır, fakiriyle zenginiyle oralardaki insanların gönüllerine huzur, bazen belki biraz da hüzün verirlerdi:

“Sine’i suzânıma ahım yeter,

Pek perişan oldum Allah’ım, yeter.”

ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011