Ana Sayfa Şehrengiz Pataporma

Pataporma

74

– PATAPORMA –

Bu malzeme Eskişehir’e has özelliklerden biriydi. Aynı malzemeyi aynı formlarda bütün orta halli ve yoksul kesim kullanırdı. Muhacir kesiminin ağzında adı Pataporma idi.

Sokaktan duyulan satıcı seslerinden biri de kömürcünün sesiydi. Başlangıçta taşımak için eşek yükü kullanılırken daha sonra gelişme oldu ve tek atlı arabalarla dağıtılır, satılır oldu. Satılan, kömür tozuydu. Fakat güçlü bir enerji kaynağıydı, kok kömürünün tozuydu. Kullanışlı bir malzemeydi. Kilo ile alınırdı. Evinin ihtiyaçlarını dişi bir turna gibi düşünen anne, tedbirini alır, yazdan kışlık yakacaklarını tanzim etmeye, düzenlemeye başlardı. Bu kömür tozu, eğer uygun yer varsa avlunun bir köşesinde, yoksa, sokağın sonundaki boş arsada bir miktar toprakla karıştırılır, kömürü bol bir hamur yapılırdı. Tam hamur kıvamındaki bu karışım, yuvarlak ahşap kalıplara beş- altı santim kalınlıkta dökülür, yirmi-yirmibeş santim çapındaki bu dairesel çamurlar kurumaya terk edilirdi. Tamamen kuruduktan sonra, ıslanmayacak şekilde bir kuytuya istif edilir ve kullanıma hazır bekletilirdi.

Pataporma harika bir yakacaktır. Onsuz maltız yakılamaz. Maltız da önemlidir; özel bir ocak tipidir, içi çamurla sıvanarak yalıtılmış gazyağı tenekesinden yapılırdı. Üzerine tencere veya karavana veya leğen konulacak yere, yani ısıtılacak kap ile ateş arasına ızgara çakılırdı. Çamaşır bu ocağın üzerinde kaynayan su ile yıkanırdı. Güçlü bir ısı kaynağı olduğu için suyu hemen kaynatır, çamaşıra hazır duruma getirirdi ve bu sebeple maltızsız çamaşır yıkanmazdı. Ayrıca kuru fasulye eğer toprak tencerede pişirilecekse maltızdan gayrisi olmazdı. Tavuk, şimdilerde olduğu gibi kafeste ve fenni yemle beslenmediği için zor pişen bir yemekti ve maltız burada da devreye sokulurdu.

Pataporma, yanan bir miktar odunun üzerine kırılarak, taş parçaları büyüklüğünde konur, az bir çıra ile hemen tutuşur, yanmaya başlar ve kendiyle birlikte ızgaraları da akkor şekline dönüştürürdü. Onda pişen yemeğin lezzeti farklı olurdu. Güveç, ailelerin sık yedikleri bir yemek değildi. Dolayısıyla, güveç yapılacağı zaman evde bayram var demekti. Anne maltızı sabahtan hazırlamaya başlayınca, eğer o gün çamaşır günü değilse, evin çocukları sevinmeye başlarlardı. Çünkü bu, o gün evde ya güveç, ya tavuk, ya da kuru fasulye var demekti ve bunların hepsi de şölen yemeği sayılırdı.

Evin kışlık yakacaklarından ilginç olan bir tanesi de kurutulmuş melaslardı. Melas şimdilerde hayvan yemi olarak kullanılıyor ve kıymetli bir yem dolgu maddesi olarak kabul ediliyor. Eskiden bu sistem bilinmiyordu ve Eskişehir Şeker Fabrikası, işlediği pancarların küspesini civardaki boş araziye döküyor, orada melas tepeleri teşekkül ediyordu. Güneşin altında bu dağların tepeleri kuruyor, kabuk bağlıyor, tahta gibi kaskatı kesiliyordu. Eline keserini alan ahali, bu aşamada tepelere tırmanıp kuruyan kısımları yardımcılarına, yani oğullarına veya kızlarına aktarıyor, onlar da bunları kendi kısımlarında biriktiriyorlardı. Etraf mis gibi melas kokardı. Bazıları bu kokuyu sempatik bulmayabilir. Ama, bunu ekonomik bir girdi olarak evlerinin avlusuna taşıyıp orada istif edenlerin böyle bir kaygıları yoktu. Aksine onlar mutluydular. Bedavadan yakacak sağlıyorlardı.

Kuruyan ve sertleşen melas, çıplak ayakla üstüne çıkanların bacaklarını çiziyor, kanatıyordu. Fakat özünde alkol olduğu için kanayan veya çizilen yerlerde iltihaplanma olmuyordu. Elleriyle bu kabukları toplayanların elleri, kolları, her tarafları melasa bulanıyordu ama bundan kimse tiksinmiyordu. Bu iş, mevsiminde o kadar ciddiye alınıyordu ki, millet ailece, sabahtan ve öğle yemeklerini de yanlarına alarak gidiyordu küspe kurusuna. Öğle vakti, eller kurada bir beze şöylece siliniveriyor, sonra sofraya oturuluyor, yemekten sonra mesai tekrar başlıyordu. Aynı tepelerde çalışan onlarca aile, herkes kendi işinde, bazen tepeden tepeye laf atılarak, yarenlik yapılarak küspe kurusu işine yoğunlaşıyorlardı.

Kurutulmuş küspe bitince, bu defa ıslak olanlara sıra geliyor, onlar da pataporma kalıplarına sıkıştırılarak basılıyor, düzgün, dairesel formlarla kurutulmaya bırakılıyorlardı.

Bu kurutulmuş küspe yakıtı elbette pataporma gücünde bir enerji kaynağı değildi. Bünyesinde taşıdığı ispirto sebebiyle çabucak tutuşuyor, çabucak geçiyordu. Daha çok tutuşturucu olarak, ocaklarda, sobalarda çıra yerine kullanılıyordu. Ama onu yakıp tek malzeme olarak onunla ısınanlar da çoktu.

* * *

ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011