Ana Sayfa Şehrengiz Sabahları Odunpazarı

Sabahları Odunpazarı

89

SABAHLARI ODUN PAZARI

Eskişehir’e ilk gelen göçmenler Kırım Tatarlarıydı ve ilk defa 1860 Kırım Savaşı’ndan sonra gelmeye başladılar. Ruslar Kırım’da kırım yapıyorlardı. Eteğini toplayabilen, çoluğunu çocuğunu kanadının altına toplayıp memleketlerini terk ediyorlardı. Çok fazla uzaklaşmak istemeyenler, ümidini az da olsa muhafaza etmek isteyenler, yakınlara, İshakça, Tulçe, Mecidiye gibi yerlere ve Dobruca’ya yerleşiyorlardı. Romanya’nın güneylerine ve İstanbul’a ve Bursa’ya, Kütahya’ya, Eskişehir’e ve Karaman’a gelenler artık dönme ümidi kalmayanlardı ve onlar için Kırım uzak bir düştü.

Eskişehir’e gelenler, ilk kafileler Odunpazarı’na yerleştirildiler. Şehri yönetenler böyle uygun gördüler. Sonraki kafileler ise, ilk gelenlerin gölgesine sığındılar. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı başlayınca 93 muhacirleri nerdeyse akınlar şeklinde Eskişehir’e taşındılar ve Odunpazarı’nı yurt tuttular. Gelenler, savaş bezginleri olarak önce Rumeli’ye, oradan Eskişehir’e geldiler. 

eskhamyOdunpazarı doldu. Gelenleri ağırlayamaz oldu. Porsuk’a taştı mahalle ve öte yakasına geçti. Yeni mahalleler oluştu. Bir arada olmak istiyorlardı. Yol rezilliğini ve savaş bunalımını yaşayanlar birbirlerini daha iyi anlıyorlardı. İşbu sebepten bir arada olmak istiyorlardı. Böylece dayanışmış oluyorlardı.

Evleri göçmen evleriydi. Tevazudan değil, yokluktan, yoksulluktan titreyen evlerdi bunlar. Gözleri yere bakan, tavanları yere yakın, saçakları yoldan geçenlerin şapkaları seviyesinde, pencereleri Tatar gözleri gibi çekik ve küçümen ve gülümseyen evlerdi. Barınak değildi, ev mimarlığında yeni bir şubeydi, muhacir eviydi bunlar. Tepeden tırnağa çekingen, ürkek, buna rağmen sıcak ve kucaklayan evlerdi.

Kimler yetişmedi, kimler çıkmadı bu evlerden. Mesela ünlü, çok ünlü Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay bunlardan biriydi. Küçük bir cüssesi vardı ve boyundan birkaç misli büyük unvanları vardı. İstanbul valisi ve belediye reisi, Ordinaryüs Profesör Doktor Fahrettin Kerim Gökay… Badem bıyıklan, kısacık boyu, 36 numara ayakkabıları vardı. Şöhreti İstanbul’u, giderek Türkiye’yi aşan bir büyük isimdi ve bu küçük, basık tavanlı, çelenleriyle geçenlerin yüzünü çizen, alçak damlı muhacir evlerinden birinden çıkıp gitmişti İstanbul’a. Göçmendi, Eskişehirliydi ve hayatı boyunca bunu hiç unutmadı, Odunpazarı onun hayalinden gitmedi.

Semtini ululamak isteyenler genellikle bir menkıbeye sığınırlar. Denilir ki, vakti evvelde, buralarda hiç kimseler yok iken, yerleşmek için ecdat yer aramış. Ellerine aldıkları üç takım keçi ciğerim, aday bölgelere götürüp ağaç dallarına asmışlar. En geç kokuşan ciğerin bulunduğu yer en havadar yer olacağından, gidilip oraya yerleşilmiş. İşte Odunpazarı da böyle bir yermiş. Şarhöyük ve Köprübaşı imtihanı kaybeden yerlermiş.

eskesk

Şinasi Acar’ın değerlendirmesine göre Odunpazarı fethedilmiş bir meskun bölge değildir ve bu özelliği taşıyan nadir bölgelerden biridir.1 13. yüzyıl başlarında Türkler tarafından kurulmuştur. Bir başka kaynakta ise bu bölge ilk defa 11. yüzyılda Türklerin dikkatini çekmiştir. Bu yüzyılın sonunda I. izzettin Kılıçarslan 1097 yılında Haçlılarla yaptığı savaşta burada ordugâh kurduğu için bölgenin adına Sultan Höyüğü denmiştir. Daha sonra sancağa dönüşen Eskişehir’in adı da Sultanönü diye anılmaya başlanmıştır. Yani Eskişehir’in eski adı, Odunpazarı’na verilen eski ad olmuştur. Şinasi Acar, ETO Dergisi.

Gelenler sadece Kırım kökenli Tatarlar değildir. Abazalar, Çerkezler, Balkan Türkleri, çingeneler… Fakat hâkim unsur Tatarlardır ve Odunpazarı’nm kültür yapısını, Anadolu kültürüyle Kırım ve Balkan kültürünü karıştırıp yeni ve kendine özgü bir yapıya kavuşturmuşlardır. Kırım’da yapılan çibörek ile Eskişehir’de yapılan çibörek arasındaki nüans, bu tezi doğrular niteliktedir.

Manavlar, yani eski Odunpazarlılar, gelen konuklarla yerleri daralınca, onlardan yanlarına yakıştırdıklarını da alıp İstasyon cihetine doğru genişlediler Onların eski mekânlarını terk etmeleri sebebiyle semt önce şehre küser gibi oldu. Tenhalaştı. Giderek seyreldi ve fakir takımın oturduğu bir bölge halini aldı.

Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar böyle devam etti. Eski sıcak komşuluk ilişkileri yerlerini ıssız, koyu gölgeli ve ürkütücü karanlık mahallelere bıraktı. O havadar, yüksek, güzel semt, fakirlerin barındığı bir bölgeye dönüştü. Kadınlar, evlerin önünde oturamaz, dedikodu yapamaz oldular. Boyası kavlayan pencere pervazları öylece bırakıldı ve Odunpazarı öldü.

eskesk

Sonra Kaknüs kuşu oldu. Küllerinden kendini yeniden yarattı. Attar’ın o hikâyesini yeniden yaşadı ve şimdi ehil ellerin himmetiyle Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri oldu. Bu oluşum devam ediyor. Bölge takriben seksen hektarlık bir alana yayılmıştır ve yapı yasağı getirilen bir alan olarak ilan edilmiştir.

Yapı adaları Osmanlı sivil mimariye uygun olarak teşekkül etmiştir. Eğime, araziye uygun ve saygılı evler planlanmış zamanında. Kimse kimsenin rüzgârını kesmeden, gölge etmeden, güneşine mani olmadan konulmuş evler. Birbirine yaslanan, birbirini merak eden evler değil bunlar. Sokaklar oldukça düz ve anlamlı. Dışarıya kapalı ve kendi içinde açık, tabiatı ve güneşi ve rüzgârı olabildiğince, alabildiğince rahat kullanan düzenlemeler yapılmış. Alt kadar, Türkevi plan anlayışına uygun olarak hizmet alanlarına ayrılmış. Üst katlar hayata sunulmuş. Manzarayı kollayan, hatta sokağı kollayan çıkmalar, cumbalar inşa edilmiş. Orta sofalı evler yaygın olarak düzenlenmiş, her sofaya (veya hayata) en az iki mekân, iki oda, bazen üç-dört-beş oda açılmış. Her oda bir “göz” olarak kabul edilmiş. Evlenen oğlana o gözler “hane”lik etmiş, baba ocağından ayrılmasına gerek kalmamış.

Yolları taş ile döşemişler. Ortadan bir arık bırakıp, yüzey sularını mahalleden savmışlar. Evler, insanlar, çeşmeler, sokaklar, camiler, çınar ve söğütler, mahalle kahveleri, meczuplar, satıcılar ve kapı önü sohbetleriyle Odunpazarı, tipik Türk mahallesinin özellikli bir örneğini yakın zamanlara kadar yaşatmış. Şimdi tekrar silkiniyor.

* * *
ESKİŞEHİR ŞEHRENGİZİ
Kamil UĞURLU ve Zakir ENÇEVİK
Çizgi Kitabevi Yay. – 2011