Kategoriler
Edebiyat

Öyle İşte

ÖYLE İŞTE…

Çocukluk; adalet dağıtan, zayıfı koruyan
çizgi kahramanlarımız vardı
ve rüyalarımızı süsleyen masallarla
büyüdük biz…

Gençlik ; bir yanda gelecek telaşı, bir umut…
öbür yanda aşk romanları okuduklarımız
ve başımızda kavak yelleri, şairdik hepimiz…

Orta yaş ; araştırmalar, denemelerle geçti….
küçüklerin aklı ermiyor,
büyükler birşey anlamıyor dedik
ve sanki herşeyi biliyorduk biz…

Yaşlılık ; onun, bunun vaatlerine inandık, martavallara kandık,
büyüttük ellerimizle sahte kahramanları biz…
umutlar kırılınca, anılara döndük
ve geçmişle avunduk biz…

Bir ömür ; sağa saptık, sola baktık,
indik aşağı, çıktık yukarı,
her yer rampa…
düz yol aradık biz…
geldik, gidiyoruz işte, dünyayı değiştiremedik
ve bu dünyanın kargaşasında
ahireti kurtarabildik mi? biz…

Yaşar YURTDAŞ

Kategoriler
Edebiyat

Ahmet Atmaca Şiiri

AHMET ATMACA

1930 tarihinde Sivrihisar’da doğdun,
Memieket sevdasına çocukluktan vuruldun
Susmadın SİVRİHİSAR’IN SESİ oldun,
Anlatmakla bitmezsin Ahmet ATMACA.

Sivrihisar’lı tarihi çınar,
Yüreği canım ilçem diye yanar,
1963’ten bu yana durmaz yazar,
Sivrihisar’ın gururu Ahmet ATMACA

Eserlerin anlatmayla bitmez.
Anlatmaya seni mısralar yetmez,
Sivrihisar tarihi sensiz olmaz,
Sivrihisar Belgeselinin adı Ahmet ATMACA

Doğruların adamı, mazlumların yanındadır,
Sivrihisar’ın nadide aydınlarındandır.
Yaşayan tarihin canlı anlatımıdır,
Sivrihisar tarihinin ışığıdır Ahmet ATMACA.

Konu hak ve adaletse susmaz,
Sivrihisar için çarpar yüreği durmaz,
İnsanları sever kimseyi kırmaz,
Sivrihisar’da kaledir Ahmet ATMACA

Ankara salnamesini Türkçe’ye çevirdin,
OsmanlI, Selçuklu eserlerini sahiplendin,
Nasreddin Hoca kızı Fatma Hanım mezarını buldun.
Karanlık içinde ışıksın Ahmet ATMACA

Ömrünce hep Sivrihisar’ı düşündün.
Tüm dernek, vakıflarda bulundun,
Sivrihisar tarihini gün ışığına çıkardın.
Minnettardır Sivrihisar’lılar sana ATMACA

Sivrihisar’ın gören gözü,
İlçesine hizmettir sözü.
Aydınlık umut doludur yüzü.
Saygılar bizden Sayın AHMET ATMACA

Faruk ÖZ

Kategoriler
Edebiyat

Nasrettin Hoca Şiiri

NASRETTİN HOCA

Sivrihisarlıdır Nasrettin Hoca
İmanı sağlamdır, bilgisi yüce
Hortu’dan yükselen sönmeyen ışık
Sekiz yüz senedir vardı her uca

İmamlık yaparak aldı o adı
Hak dağıtmak için yapıldı kadı
Haksızdan alıp da verdi haklıya
Gönülleri adaletle yıkadı

Bilim deryasında yelkeni açtı
Karanlık dünyaya aydınlık saçtı
İlim katmak için engin ilmine
Sivrihisar’dan da Konya’ya geçti

Nasrettin Hoca’dan yayıldı mizah
Mizahla gerçeği eyledi izah
Düşünen düşündü, aldı hisseyi
Ya haklıyım dedi, ya da eyvah

Hocanın sözleri sözlerin hası
Çekmedi sözünü, yoktu pervası
Nükteleriyle ders verdi cihana
Hemen her konuda çoktur fıkrası

Onun fıkraları birer mihenktir
Gönüllere düzen, ömre ahenktir
Anlayan herkese çok şey anlatır
Her biri koskoca kitaba denktir

Hakkı hak bilmişti, batılı batıl
Çalıştı Hak için, kalmadı atıl
Derin mana vardır her söylediğinde
İster gül sözüne, istersen katıl

Yabana atılmaz hiçbir dediği
Söz ile doldurdu her tür gediği
Parasız sipariş işine gelmez
Yalnız para veren çaldı düdüğü

Yoğurt çalmak idi maksadı güya
“Ya tutarsa” deyip yürüdü suya
Yoğurdu tuttu mu. bilinmez ama
Gönüllerde tuttu çaldığı maya

Hoca yola çıktı, nefsi peşince
Kaybetti dengeyi, eşek koşunca
Çevreye utangaç gözlerle bakıp
“inecektim zaten!” dedi düşünce

Bir davet verildi eşraf olana
Unutuldu Hoca, bozuldu fena
Yeni bir kürk bulup vardı davete
“Ye kürküm, ye!” dedi, “İtibar sana

Leyleği görünce şaştı bu işe
Sığmadı hayale, sığmadı düşe
Biraz bacaklardan, biraz gagadan
Keserek kısaltıp benzetti kuşa

Hazır cevaptı hep. lafa sıkışmaz
Ehli din olanla asla takışmaz
Kuran’a. Hadis’e bağlıydı her dem
Dine muhalif söz ona yakışmaz

Gün geldi ulaştı ilahi emir
Akşehir’de doldu verilen ömür
Örtmedi Hoca’yı o kara toprak
Nasıl ki güneşi örtmezse çamur

***

Şair: Halil Gürkan

Kategoriler
Edebiyat

Sivrihisar Akşamları

SİVRİHİSAR AKŞAMLARI

Akşam yaklaşır, sararırken ufuklar.
Gölgelenip mahmurluğa bürünür kayalar,
Güneş kendini Garipçe kayasının arkasına saklar.
Son görüntü Hisar tepesinde parıldar,
İşte böyle başlar, Sivrihisar’da akşamlar.

Daireler, okullar kapanır sonra dükkanlar.
Minarelerden yankılanır, hicaz makamı ezanlar
İnsanlar çekilir, birer birer meskenlerine.
Sonsuzluğa bürünür, bütün cadde ve sokaklar,
İşte böyle başlar, Sivrihisar’da akşamlar.

Namazdan sonra kurulur yer sofrası,
Ziniye oturur, tarhana bamya çorbası.
Yemesi çok hoştur, Sivrihisar kapaması.
Arkasından gelir meşhur kelem dolması,
İşte böyle başlar, Sivrihisar’da akşamlar.

Ahmet Bican ATMACA

Kategoriler
Edebiyat

2016 Yılını Uğurlama Destanı

İKİBİNONALTI YILINI UĞURLAMA DESTANI

İkibinonbeş yılını da bize arattın,
Dertlerin üstüne türlü türlü dert kattın..
Ülkemizde huzur refah beklerken;
Başımıza bir de FETO belası kattın…
İkibinonaltı yılı uğurlar ola…

FETO’yü başımıza bela ettin,
Çetelerini üstümüze salıp ittin..
Kendi silahımızla ŞEHİT ettin;
ALLAH onun belasını versin…
İkibinonaltı yılı uğurlar ola…

Din adına çıktı yola,
Papa ile girdi kol kola..
El sıkıştı masonlarla;
Şer örgütü kurdu düşmanlarla…
İkibinonaltı yılı uğurlar ola…

Trafik kazaları inmedi gündemden,
Yüzlerce can aldı milletimizden..
Nice canlar ayrıldı aramızdan;
Yollar göl oldu akan kandan…
İkibinonaltı yılı uğurlar ola…

TÜRK Milletinin güçlenmesini çekemediler,
Kıskanıp, Pkk’yı, Fetö’yü üstümüze sürdüler..
Yurdumuzda fitne tezgahları kurdular;
Onbeş Temmuzda milletten tokat yediler…
İkibinonaltı yılı uğurlar ola…

Güneyimizde kan akıyor, insanlık bakıyor,
Sığınmacılar kaçıp, ülkemize geliyor..
Avrupa’ya gidenler Akdeniz’de batıyor;
TÜRK Milleti bunları bağrına basıyor…
İkibinonaltı yılı uğurlar ola…

Birlikten beraberlikten ayrılmayalım,
Fitneyi fesadı ülkemize sokmayalım..
Malazgirt’teki kinlerini unutmayalım;
Kenetlenip hainlere fırsat vermeyelim…
İkibinonaltı yılı uğurlu ola…

Yine de şükredelim halimize,
Birlik, dirlik gelsin ülkemize..
Sımsıkı sarılalım biri birimize;
Onbeş Temmuz’lar gelmesin ülkemize..
İkibinonaltı yılı uğurlu ola…

Ajanların cirit attığı bir ülkeyiz,
Dörtyanı düşmanla çevrili bir yerdeyiz..
Dost belli değil, düşman belli değil;
Birlik beraberlik içinde olmalıyız…
İkibinonaltı yılı uğurlu ola…

Birçok sorun devredildi ikibinonyedi’ye
En büyük dert komşumuz Suriye..
İsteriz bitsin bu zulüm kalsın geriye..
Cenab-ı Allah TÜRK’Ü korusun…
İkibinonaltı yılı uğurlu ola…

TÜRK’ün TÜRK’ten başka dostu yoktur,
Oğuzhan’ın öğüdüdür bu yalanı yoktur..
“Titreyip kendimize dönelim”
Pusuda yatan düşmanımız çoktur…
İkibinonyedi yılı hayırlı ve uğurlu ola…

***

Ahmet Bican ATMACA

Kategoriler
Mesut Kilci Yazıları

Okumak

kitap-okuOkumak; Her çeşidiyle gazete, dergi kitap… İnsan için en önemli, en etkili öğrenme yoludur. Gazete, dergi ve kitaplar… Sessiz öğretmenlerdir. İnsan okuyarak varlıkların ve olayların iç yüzünü öğrenir. Aynı zamanda düşünce ufkunu geliştirip, geniş bir görüş açısı sağlayarak olayları doğru yorumlama kabiliyeti kazanır. Okuyan bir insan beyninin algılama ve anlama oranı, hiç okumayan bir insana göre % 60 fazla olduğu bilinmektedir.

Kendimizi ve çevremizi tanıyabilmek, iyi ifade edebilmek, problemlerimizi istişareyle çözüme kavuşturmak için okumalıyız. Okumak ilaç gibidir. Kimisi tedavi eder, kimisi ağrıyı keser, kimisinin de birçok yan etkisi vardır. İradeyi dondurur. Tiryakilik yapar, uyuşturur. Okumada seçici olmalıyız. Okumak hayatımızda gerekli tüm bilgi birikimini oluşturmada en büyük kaynaklardan biridir. Tarihte bilgi aktarımında en başarılı araçlardan birisi okumak olmuştur. Çünkü etkili okuma dünü, bugünü ve geleceği yaşamaktır.

Batı ülkeleri okur – yazar bir toplum meydana getirmek için öğretim metotları geliştirilmedi. Suç işleme oranını düşürmek diye kaygıları da yoktu. Zorunlu İlköğretim sanayi devriminin sonuçlarından biri olarak ortaya çıkmıştır. Bir taraftan makineleşen dünya üretiminin eleman ihtiyacını karşılamak, bir taraftan da üretilen malların tüketilmesi için pazarlamadan reklamcılığa, bankacılıktan sigortacılığa, borsadan tröstlere kadar liberal ekonominin enstrümanlarına eleman kazandırmaktı. Tüketen toplumlar oluşturmaktı. Bu üretelim, tüketsinler zihniyetinin isteğiydi. Batı toplumu kendi değerlerini kaybetti. Batı insanı yalnızlaştı. Fıtri ihtiyaçlarını başka alanlarda aramaya başladı. Anne, baba, çocuk torun sevgisini hayvan sevgisinde aradı. Fareden yılana, kediden köpeğe, kuştan kelebeğe her türlü hayvanla yalnızlığını gidermeye çalıştı. Ben kendime yeterim başka insana ihtiyacım yok dürtüsüyle bireyselleşti, bencilleşti. Günümüzde seküler toplumlarda insanlar makineleşmenin ötesinde robotlaştı, artık ortaöğretim, neredeyse yüksek öğretimde zorunlu hale geldi.

Okuma alışkanlığı; Kişinin ihtiyaç ve zevk kaynağı olarak idrak etmesi neticesinde okuma işini hayat boyu sürekli, düzenli ve eleştirel bir biçimde gerçekleştirmesidir. Günümüz Batı dünyasında okuyan insanların geniş rakamlara ulaşması bilim aşkıyla olduğunu ileri sürmek yanlış ve yanıltıcı olur. Çünkü okunan nesnelerin tümü bilimsel olmadığı gibi, okuyan insanın bilimsel seviyesinin yükseldiği de iddia edilemez. Batı toplumunda insanların bu kadar okumaya düşkün olmalarının sebebi yalnızlıklarının giderilmesi olabilir. On dokuzuncu yüzyılın başına kadar okumanın gayesi bilim ve teknolojiye ulaşmaktı. Çağıl günümüz insanında okuma ise hem çevrelerinden, hem kendilerinden kaçmak için uyguladıkları bir sığınak olarak düşünülmektedir. Halbuki biz bugüne kadar okumanın kişiye faydalarını şöyle sıralamaz mıydık?

*Zihinsel gelişime doğrudan katkıda bulunur.

*Anadili doğru ve yeterli bir biçimde kullanmasını sağlar.

*Kelime dağarcığının zenginleşmemesine doğrudan yardım eder.

*Sağlıklı ve güçlü bir kişilik geliştirmesine katkıda bulunur.

*İletişim becerisinin güçlenmesine yardımcı olur.

*Eğitim ve öğretim başarısını artırır.

emlYusuf Mesut Kilci – Eğitimci, Yazar

Kategoriler
Mesut Kilci Yazıları

Sılam

SILAM

Öğle ile ikindi arası, köyde başlar temizlik tasası; Tınazdan yükselir talaz habercisi, temmuz’un sıcağında toplanır koyun sürüleri, makbul odur, sahibinin hızlısı, Silibanlı kambur Osman çobanların, Ançıların sürüsü, sürülerin birincisi; Sağmal sürüde yer alır Gımırlar, Emirler, Göceciler. Çonası, eşeği, köpeği belirir sığır yolağının arasında. Kıyıkların kapının önünden geçti Sıyaların koyunu. Emiddinlerin Hulusi’nin belli olur sağmalı; Sırtına tek çizgi çekmiş kasap boyası, sağıldığı işareti taşır koyun kendi gübresinden. İkilemeden zayıf düşmüş sürünün yarısı. Çobanlık, çonalık baba mesleği Serçeler, Fatılar, Kundazlar için. Olmazsa olmaz Silibanlı, Sadıkbanlı Emirdağlı bu meslekte. Her sürünün ayrıdır toplanma yeri; Çakıcıların, Eseflerin sürüsü kendi ağılında toplanır. Sayıca en kalabalık sürü onların, çobanı yad çonası kendilerinden. Bakımlıdır sürüdeki koyunlar, çünkü gütmede sınırsız ekili, nadas tarlalar. İre beylerin davarcılığı tartışılmaz. Sırrı Bozoklu soyadında. Hacıosmanları da unutma…

Kışın çamur, yazın tozdur sokakların arası, tembel, tembel oturur, yaz kış depecikte köyün yüz karası, dedi kodu boş sözler cabası. Tarla, çayır bayırda rızık peşinde koşar, çalışır didinir köyün efendisi. Kepen suyunun suladığı tarlalar özdür. Bozyer, Kapağazı, Dededibi, Soğla, Soğukpınar, Değirmenönü, Akpara derken Kebanbaşında son bulur. Meşhur; Kelem, pırasa, fasulye, mısır, patates, domates, biber, kabak, soğan, turp, barmak, pancar yetişen tarlaya denir avara . Bahar da başlar, sulu tarlada ekimi, dikimi çapası, hasadı biter Kasımın son haftası. Yaprağına kar suyu değmezse kelemin, pırasanın olmaz lezzeti. Göçer tarlaya delikanlısı, kızı, kızanı, gelini avradı.

Depecikte çay içtik. Uzun sakosu, elinde bastonu Patron emmiyle sohbet ettik. Harman yerinde düğün yemeği bulgur aşına kaşık salladık. Yağışı bol günlerde sakız gibi yapışkan çamurunu çiğnedik. Kar üzerine saman döktük, at kılından ördük, gözer altına yem serptik güvercin, sığırcık kuşuna tuzak kurduk. Kış gecelerinde bekarlıklarda helemele yaptık, arabaşı yuttuk. Kepenekli dede tepesi, Tınaz da ağaç merdiveni kızak yapıp, kar üzerinde kaydık. Eski mezarlıkta dolma zıplayan küçücük top teptik. Nodalarda ceketinen ümmü tuttuk. Yazın koyun çeşmesinde sürü bekledik, küllüklerde sürüye koyun kattık. Yukarı değirmen önünde köme suda koyun yıkadık, kırttık. Orta çeşme önünde Sebzeci Bektaş emminin kasasında, şeftali, üzüm armudu seyrettik. Kuru derelerde koyun, kuzu güttük. Çıkıda kuru ekmek bölüştük. Çipilde, irmacıda sığır, at otlattık. Hacı kadın ceviz ağacında gölgelendik. Kelem yaprağına domates, biber pırasa doğradık. Tezek közünde patates, patlıcan közledik. Tonbağın tarlanın anında mısır külledik, kavun karpuz kestik. Kabaktan, pancardan, ayçiçeği sapından oyuncak yapıp, oynadık. Ak toprak tozlu yollarda tel çember çevirdik, yarış yaptık. Kapağazında, değirmen önünde, dede dibinde avara suladık. Tırpanla yonca biçtik, tırmıkladık, nodaladık. Avcıörene, Anaçayırlara Özlere pancar ektik, dirgenle söktük, elle pürçükledik, yükledik.

Fasıl, Şeremet, Martlar, Karayatak, Tilkieni, Adayüzü, Arakır… da delece gezdirdik. Harman yerine anlad, dirgenle yığdık, patozda saman eyledik. Yaba, yabaltıyla samanlığı deştik. Tapucu, Sıya, Macır Salim, Sali emminin harman yerinde düveni gördük. Gözer, galbır, şinik, hakla, telisi tanıdık, kileyi öğrendik. Çeş eledik, topraklı süpürdük, savurduk, galbırladık. Saman tozu yuttuk, arpa tozuyla kaşındık. Toprak, saman kardık çamurladık. Kâh kerpiç kestik, kâh duvar, dam sıvadık. Kepir tepelerde malye ile taş söktük, balyozla parçaladık, sardık.

Bamya, tarhana çorbası, mercimekli gavurmalı bulgur, yoğurtlu dutmaç, cimcik, erişte aşı kelem, pırasa dolması, kapama arabaşı yanına sirkeli kıyama kelem, yaprak kelem su turşusu veya sarımsakla naneyle doldurulmuş patlıcan turşusu sıralansın. Arkadan un helvası, höşmelim, muska baklava, patlıcanlı, kabaklı üzüm pekmezi, pancar tatlısı gelsin. Taş fırından nefis kokularla çıkan mayalı, peynirli kompilli, domalanlı kıkırdaklı pideler, şırlanyağlı bol haşgaşlı katıtmalı sündürmeli haşgaşlı, koyun helimesinden tiril, tiril katmerler Kepen ekmeği nerede kaldı. Kışın oturmalara gittik. Tandırda pişmiş karakabağı, misir, nohut buğday karışımı gölleyi kaşıkladık. Kavrulmuş yağlı misir, buğday, patlamış misir gavurgasını avuçladık.

İkindi Sohbetlerinde Gıyık, Durgut, Leblebici, Çavuşun Hüsnü, Zeynellerin Bahri, Bekir emmi gibi büyüklerimizi dinledik. Öşür damında Nori Çavuş, Camcı İbram emminin İstiklal harbi hatıralarında, Kepenekli dede, Hacı dede, Sarız kız efsanelerinde heyecanlandık. Çınarın Hasan, Babucun Memet, Kabakçının Kemalle aynı havayı soluduk. İşte benim sılam.

Yusuf Mesut KİLCİ/Eğitimci-Yazar

Kategoriler
Edebiyat

Bir Sivrihisar Şiiri

BİR SİVRİHİSAR ŞİİRİ

Sivrihisar nurlu diyar
Sivrihisardan olsun yar
İki cihan bize kâr
Sevda-i Sivrihisar

Yoktur eşi benzeri
Tarih kokar her yeri
Meşhurdur Erenleri
Gönüllerde Sivrihisar

Arabaşıdır milli aşımız
Kelemden yapılır dolmamız
Hele birde bamya çorbamız
Lezzet yurdu Sivrihisar

Şebit Ekmek şişer sacda
Höşmerim yemekten sonra
Şınşırak Dede suyuyla
Şifa bize Sivrihisar

Cafer-i Tayyar Seyyid Nureddin
Şınşırak Dede Baba Hamideddin
Abdulvehhab gazi Afifi Şemseddin
Bağrındadır Sivrihisar

Nasreddin gibi Hocamız var
Yunus gibi Deryamız var
Hızır Beyler Sinan Paşalar
İftihardır Sivrihisar

Merkeziyle köyleriyle
Türkmeniyle Çerkeziyle
Vakt-i Müdafaa-i Millide
Kahramandır Sivrihisar

Kim derse ehline cimri ve pinti
Sok gözüne Uçağını Gemini
Var mı Senin gibi Vatanperveri
Cömertliktir Sivrihisar

Ulu Camii mukaddes mabed
Memleketimiz var olsun ebed
Bahtın açılacak yurdum sabret
Şahlanmaktır Sivrihisar

Toprağın kudsi suyun kudsi
Bağrında yetişen İnsanlar ulvi
Hepsinde masalahat hepsi âlî
Kültürdür Sivrihisar

Hacı Velileri Hakıkları
Çinileri Kantarcıları
Postacıları Uçaları
Meşhurdur Sivrihisar

Esnafıyla İşçisiyle Sanatkârıyla
Elle dokunmuş göz nuru halısıyla
Çiftinin alın teri bereketli toprağıyla
Nimettir Sivrihisar

Afifoğlu söylemekle bitmez
İftihara övünce kelime yetmez
Bizde Ay Yıldızsız ocak tütmez
Vatandır bize Sivrihisar

Bahattin Yunus Dinçer

Bahattin Yunus DİNÇER
27.04.2016

Kategoriler
Mesut Kilci Yazıları

Vatani Vazife

VATANİ VAZİFE

Kış günü olmasına rağmen Fatma hanımın evinde temizlik işleri başlamıştı. Fatma hanımın evi bir sofa iki büyükçe odadan ibaretti. Taban toprak sıva, duvarlar beyaz kireçtendi. Fatma Hanım ve kızı Ayşe önce odaların duvarlarını kireçle badana yaptılar. Sonra zeminleri inceltilmiş özel toprak çamuruyla cilaladılar. Badanalı odalar kuruduktan sonra Sivrihisar Kilimleri, köşe yastıkları, rengarenk çiçeklerle bezeli kanaviçe örtülerle bir güzel tefriş ettiler. Dip köşe tertemiz oldu. Gelen misafirlerin üşümemesi için iki odaya saç soba kuruldu. Akşam yemeğinde kullanılmak üzere Konya yapımı çiçek motifli tahta kaşıklar, meydan zinileri, ayaklı bakır çorba tasları, pilav tabakları sofra bezleri, şakşaklarına kadar unutulmadı. Şeker, tuz, gaz yağı, ispirto gibi temel maddeler arastadan temin edildi. Geceleri daha bol ışık veren lüks lambası komşulardan ödünç alındı.

Küçük Hakkı Lüks lambasını ilk defa görüyordu. Renkli gözlerini açarak lüks lambasını incelemeye koyuldu. Dayısı anlatmaya başladı.

Halk buna “löküz lambası veya lüküz”der. Gaz lambasına benzer. Gaz lambası gibi deposu vardır. Deposuna gaz doldurulur. Gaz lambasından farkı, fitil yerine gazın yandığı meme ucuna ipek kumaştan yapılmış ısıya dayanıklı, gömlek denilen ve ışığı parlaklaştıran tül kese takılır. Lüks lambası rüzgârdan etkilenmediği ve taşımaya elverişli olduğu için daha çok ev dışında harman yeri. Tarla sulama işleri sırasında, düğünlerde merasimlerde kullanılırdı. Lüks lambasını devamlı kullananlara saygınlık sağlardı. Küçük Hakkı dayıcığım bu ışıtma aleti nasıl yakılır diye sordu. Dayısı
– Gaz deposunun kapağındaki hava kontrol düğmesi kontrol edilir. Gömleğin altındaki hazneye dolacak şekilde ispirto konur. Kibrit ile tutuşturulur. Gömleğin takılı olduğu gazın geldiği düzenek ısınıncaya kadar beklenir. Gömlek beyaza dönüşünce, hava düğmesi kapatılır. Hava pompasıyla yeterli hava gaz deposuna basılır. Lüks camında parlak ışığı belirlenince işlem tamamlanmış olur. Eğer gömleğin ucundaki memede tıkanıklık olursa gazın püskürtülmesi zorlaşır. Bu da yandaki düğme ile bu tıkanıklık giderilir. Diyerek sözlerini tamamladı.

Küçük Hakkı mektebe başlayalı henüz dört ay olmuştu. Fatma hanımın evinde buruk bir sevgi, tarifsiz heyecan dolaşıyordu. Akrabalar, komşular her akşam Fatma hanımın evinde askere uğurlama yemeğinde buluşacak, çünkü Küçük Hakkının dayısı Kazım mart ayında vatani vazifesini yapmaya gidecekti. Asker yemeğine gitmek ve giderken de gidenin maddi durumu, yakınlığına göre yemek götürmek kasabanın mahalli adetlerindendi.

Bu yemekler; Mevsimine göre tarhana çorbası, erişte, dutmaç aşı, badılcan, biber ve kelem dolması, yumurtalı ev makarnası , nohutlu sulu pirinç aşı,sade yağ(tere yağ) lı bulgur aşı arkasına zerdali hoşafı , kuru incir tatlısı sıralanırdı.

Askere uğurlamalarda ilk akşamın misafirleri kardeşler, yakın akrabalardan olurdu. Mart ayının o soğuk günlerinden birisi, bozkırın kuru, kavurucu soğuğu insanın suratına kış tokat’ı gibi vurur. Akşam ezanına kısa bir zaman dilimi kala, dış kapının tokmağı sert hızlı, hızlı çalınıyor. Sokaktan at kişnemesi ile homurtu karışımı sesler geliyor. Hakkı her şeyi unutmuş heyecanla kapıya koştu. Kapı ayrılık acıyla inlercesine gıcırdayarak açıldı. Gelenler annesi Asiye Hanım, ablası Rahime, kız kardeşi Cemile ve amcası Yahya Beydi. İyi giyinmelerine rağmen üşüdükleri hallerinden belli oluyordu. Çocuklar kepeneğin altında geldikleri için ayazdan pek etkilenmemişlerdi. Hakkı doğru kardeşi Cemileye koştu, kucakladı. İki kardeş hasret gideriyor. Anne ve ablasının en son amcası Yahya Bey’e yöneldi, ayrı, ayrı hepsinin elini öptü.

Kategoriler
Mesut Kilci Yazıları

Sivrihisarda Sabah

SİVRİHİSAR DA SABAH

    Uzaktan tatlı, tatlı bir ses geliyor. Küçük Hakkı yarı uykulu, yarı uyanık sesi anlamaya çalışıyor. Kendisini köydeki evlerinde hissediyor. Hafifçe gözlerini aralayınca pencereden gökyüzünün alaca karanlığını fark ediyor. Gözlerini tavana dikince köydeki evlerinde olmadığını algılıyor. Biraz daha dikkatini toplayınca uzaklardan gelen sesin tanıdık olduğunu anlıyor.

   Bu ses en yakın camii minaresinden geliyor. Vakit sabah namazı, seher vakti müezzin yanık sesiyle ezanı ne de güzel okuyor. Diğer camilerden gelen ezan sesiyle seher yeli gibi insanın ruhuna ayrı bir haz veriyor. Ezan sesi Küçük Hakkının yüreğinde bir şeylerin kıpırdanmasına duygu iklimine yelken açmasına sebep oluyordu. Annesi, kardeşleri aklına düşüyor, gözleri buğulanıyordu. İki sıcacık gözyaşı sanki yüreğinden çağlıyordu. Küçük Hakkı için, için ağlıyordu. Bir taraftan da ağlamasının duyulmasını istemez gibi yattığı yerden yandaki yatağı süzüyordu. Yandaki yatakta dayısı Kazım uyuyor, ara sıra dişlerini gıcırdatıyor, anlaşılmayan sözler mırıldanıyor, sayıklıyordu.

   Bu sırada oda kapısının aralığından cılız, cansız bir ışık belirdi. Bu ışık gaz lambasının ışığı idi. Anneannesi yatmadan önce gaz lambasını karşılıklı iki odanın ışıktan faydalanacağı orta yerine koymuştu. Karşı oda da teyzesi ile anneannesi uyuyordu. Az sonra ışık daha da canlandı. Odanın kapısı hafifçe biraz daha aralandı. Tatlı, nazik, kısık bir ses duyuldu.

  – Kazım oğlum; Beni duyuyor musun? Sabah namazı vakti, kalk oğulcuğum.

Kazım gözlerini açtı, sağ tarafına döndü. Euzubillahineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim dedi, hafifçe yataktan doğruldu. Hayırlı sabahlar Allah (C.C) senden razı olsun diyerek annesine teşekkür etti.

   Fatma Hanım aynı nezaketle diğer yatağa yöneldi. Zaten Küçük Hakkı ezandan beri uyanıktı. Euzu besmele çekti, yatağından ok gibi fırladı, Fatma Hanım boynuna kollarını doladı, iki yanağından öperek;

– Teşekkür ederim anneanneciğim dedi.

Elbiselerini giydi. Dayısıyla bahçedeki tulumbadan yeterince su çektiler. Güzelce abdest aldılar. Sabah namazının sünnetini evde eda ederek Elmalı Camisinin yolunu tuttular. Elmalı Camii mahallenin en küçük camisi sayılır. Aslı mescid olan bu camii on sekizinci yüzyılda yapılmıştır. Kayıtlarda ismi Hacı Eskici Mescidi olarak geçer. Zaman içinde mahalle mektebi olarak kullanıldığı halk arasında söylene gelir.

   Gün ışımağa başlamıştı. Cemaate yetişmek için iki dua yolcusu adımlarını sıklaştırdılar. Bu arada seher vaktinin doyumsuz havasını derin, derin nefes alarak ciğerlerine çektiler. Önde dayısı arkada Küçük Hakkı Elmalı Camiine girdiler. Süzülerek ön saflardan birinde boş yere oturdular. Bahri Hoca mihrapta oturmuş, Lüksün ışığında cemaate yavaş, yavaş Kur’an-ı Kerim okuyordu. Göz ucuyla cemaati süzüyordu. Artık cemaat tamam der gibi Kur’an-ı Kerim okumayı sonlandırdı. Saatler sabah vaktinde epeyce yol almıştı. Zaman sabah namazını kılma zamanıydı. Biraz daha beklense namaz için tehlikeli zaman dilimi kerahet vakti müdahil olacaktı. Sabah namazı cemaatle huşu içinde kılındı.

  Camii cemaati sabah namazı olmasına rağmen kalabalıktı. Fakat çoğu yaşlı erkeklerden meydana geliyordu. Camiden çıkanlar tek, tek evlerinin yolunu tutuyor. Kimisinin kamburu çıkmış iki büklüm elinde asası sokaktaki kaldırım taşlarına vura, vura ilerliyor. Ayak sesleri ile asadan çıkan seslerin ahengi sabahın o mahur sessizliğini bozuyordu. Yolun bittiği yerde cemaat birbirine hal hatır sormadan, hayır dileği ve selamlaşmadan sonra ayrılıyordu. Küçük Hakkı ile dayısı camiden çıkan son kişilerdi. Camii imamı Bahri Hoca caminin kapısını kapattı. Camiinin önünde Küçük Hakkının dayısı ile sohbete başladılar.

eml