Kategoriler
26

Osmanlı Devletinin Kuruluş Döneminde Eskişehir

Prof Dr. Halime DOĞRU

Anadolu’nun Genel Durumu

Anadolu Selçuklu Devletinin son yıllarında Sultanönü civarında yani Selçuklu Devletinin Sol ucunda Moğol baskısı daha da arttı. Aşiret hayatını geleneklere bağlı bir şekilde devam ettiren Türkmenler boy beylerinin idaresinde olarak isyan ediyorlardı. Cimri adındaki kişinin Konya’da hükümdar ilan edilmesi Anadoluyu daha da karıştırdı. III. Gıyaseddin Keyhüsrev veziri Sahip Fahreddin Ali, ile beraber tahtı ele geçirmek için hazırlıklara başladı. Buna rağmen Sultanın Moğollarla birlikte hareket ettiğini düşünen halk Moğollardan kurtuluşun Cimri’nin yanında yer almak olduğunu düşünüp onun yanına gitti. Moğol ilhanı, Türkleri memnun etmek için bir dizi reform hareketine girişti. Keyfi vergilerin kaldırılması ile uçlarda oturanlar rahat nefes aldı. Buna rağmen Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev yanında yer alan ve Sağ-uçta yerleşen Türkmenlerle, Cimri’nin yanında kalan Sol-uç Türkmenleri Eskişehir civarında karşılaştılar.

Moğolların askeri desteğini de alan sultan isyanı bastırdı. (1279) Moğolların yardımı ile III. Gıyaseddin Keyhüsrev tahtına kavuştu ise de Anadolu’daki karışıklıkların ve Moğol baskısının sonu gelmedi. Uçlara gelince buraları otorite boşluğu nedeniyle kaderine terk edildi. Boşluktan yararlanan aşiret reisleri ise kendi beyliklerini ve hakimiyet alanlarını kurmakta gecikmediler. Bunlar arasında Eskişehir ve dolaylarını yakından ilgilendiren iki beylik vardı: Bunlar Germiyanoğulları Beyliği ile Osmanoğulları Beyliği idi.

Osmanoğullarının Uçta Görünmesi

Anadolu Selçuklu Devletinin son yılları ile Osmanlı Devletinin kuruluş yılları incelendiği zaman uç vilayetlerin siyasi, sosyal ve dini yapısı adeta bir bütünlük göstermektedir. Kayı boyundan olan Osmanoğulları da Alaeddin Keykubat zamanında Ankara’nın batısında Karacadağ tarafına konmuşlar, daha sonra 13. yüzyılın ikinci yansında Ertuğrul Beyle birlikte Söğüt ve Domaniç dolaylarına gelip yerleşmişlerdir. Uçlarda oturan Türkmenlerle yeni gelenler arasında kaynaşma konusunda herhangi bir sorun olmamıştır. Osmanlı kaynaklan, devletin çekirdeğinin Karacadağ, Eskişehir-Söğüt ve Domaniç taraflarında olduğunu belirtmektedir. Eskişehir, ancak Osman Bey zamanında bu sınırlara dahil edilebilmiştir.

13. yüzyılın son çeyreğinde uçlarda aşiret beyleri güçlenirken buralardaki şehir ve kasabalarda Selçuklu Moğol kadı ve naipleri görev yapıyordu. Naipler başkent Konya ile gerekli yazışmaları yürüten devlet memurları idi. Kadılar ise her türlü kazai ve adli yetkiye sahipti.

Merkezi “Eskişehir” olan Selçuklu uç vilayeti Sultanönü, Osmanlı Devletinin kuruluş tarihi ile adeta bütünleşmiştir. Uçlarda Bizans’a mensup yerli halkla Türkmenler arasında uyumlu ve ortak bir yaşam bulunuyordu. Kent yol kavşağında bulunmasına rağmen uçta olduğu için bir türlü önemli ticaret merkezine dönüşememişti. Ancak buradaki yerel pazarlarda bölgesel üretim pazarlanıyordu. Genellikle Bizans sınırındaki uç şehirlerinde kurulan hafta pazarları bir türlü uluslararası panayır niteliğine ulaşamıyordu.

Uçlarda kent hayatının gelişmesinde Moğol istilası önünden kaçıp Anadolu’ya gelen kentli göçmenlerin rolünü unutmamak gerekmektedir. Bunlar kırsal hayatı bilmedikleri için şehirlere yerleşip ticaret ve zanaat erbabı olarak kent ekonomisinde yer almışlardır. Kentleşme sürecinde gelişen atölyelerde de sanayiden ziyade tarıma dayalı üretim yapılıyordu. Ancak Türkmenler ekonomik olarak kentle ne kadar ilişkili olduklarını çok iyi bildiklerinden yakınlarına yerleştikleri kentler için hiçbir zaman tahripkar olmadılar.

Erken Osmanlı Kroniklerinde İnönü, Karacahisar, Eskişehir, Bilecik, İtburnu gibi kasaba ve köylerin isimleri çok sık geçmektedir. Çeşitli görüşler olmasına rağmen tarihçiler Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazi’in bu uç vilayette yerleştiği konusunda birleşmektedirler.

Ertuğrul Gazi’nin Uc’a Yerleşmesi

13. yüzyılın ilk yansı sona ererken kendisine bağlı Türkmenlerle birlikte Anadolu’ya gelen Ertuğrul Gazi Selçuklu sultanının emri ile Sultanönü ucuna yerleştirilmişti. Osmanlı Kronikleri hanedanı yüceltmek kaygısı ile Ertuğrul Bey’in uca yerleştirilmesini adeta efsaneleştirmişlerdir ve bu bilgiyi verirken henüz tanımadığımız ortak bir kaynağı kullanmış olmalıdırlar. Verilen bilgiler incelendiği ve çelişkiler tarihi gerçeklerden ayıklandığı zaman Ertuğrul Gazinin Sultanönü ucuna Ankara yakınında bulunan Karacadağ’dan göç ettiği ve bu göçün Alaeddin Keykubat (1220-1237) zamanında olduğu anlaşılmaktadır. Kroniklerde hanedanın atası her fırsatta öne çıkarılmak istenmiş, tanımadığı ve yenilmek üzere olan bir hükümdara yardım ettiği ve bu hizmeti karşılığında ödüllendirilerek verişmesi için kendisine kışlak ve yaylak verildiği anlatılmıştır.

Ertuğrul Gazi Söğüt’te, uca yerleştirildiği sırada bölge Karacahisar, tekfurların denetiminde bulunuyordu. Bunlar uçta Türklerin yeni gelen dinamik elemanlarla desteklenip sayılarının hızla artmasından memnun olmamışlardı. Karacahisar tekfuru hakimiyet alanına tecavüz eden Ertuğrul Gaziyi akınları ile taciz etmeye başladı. Tekfurun saldırılarından kurtulmak için sultandan yardım istediği ve sultanın da yardıma geldiği göz önüne alınacak olursa Ertuğrul Gazi’nin emrindeki ‘savaşçı sayısının fazla olmadığı anlaşılmaktadır. Sultanın bölgeye gelmesinden anlaşıldığına göre Karacahisar tekfuru Ertuğrul Gaziyi rahatsız etmekle kalmamış, sultana karşı olan sorumluluklarını da yerine getirmemiştir, uç bölgelerinde oturan ve haraçgüzar olan Bizans tekfurlarının ara sıra vergi ödemeyi ihmal ettiklerini ve Selçuklu naipleri ile uç beyleri tarafından cezalandırıldıkları kaynaklarda görülmektedir. Bu da onlardan biri olsa gerektir.

Verilen bilgilere göre Sultan, önemi nedeni sultan Karacahisar esini kuşatılmasında yardıma gelmiş ancak Moğol tehlikesi nedeni ile doğuya gitmek zorunda kalmıştı. Ertuğrul Gazi kuşatmaya devam ederek kaleyi almış, tekfuru esir etmiş ve kalenin gaziler tarafından yağma edilmesine izin vermiştir Kroniklerdeki bilgiler arasında tarihi gerçeklere uymayan noktalar bulunmaktadır. Ertuğrul Gazinin yardımına gelen I. .Alaeddin Keykubafın .Anadolu’da Moğollarla savaşması gibi.

Bazı Osmanlı Tarihçilerine göre Ertuğrul Bey, Sultan Alaeddin Keykubat’la birlikte Karacahisar kalesinin kuşatmasına katılmış, doğudan gelen Moğol atanı nedeni ile Sultan geri dönmek zorunda kalınca kalenin fethini Ertuğrul bey’e bırakmış ve hizmeti karşılığında bölgeyi kendisine ikta olarak vermiş, Sultan gidince Ertuğrul Bey bu bölgeye yerleşmiştir.

Daha sonraki yıllarda Ertuğrul Gazi’nin uçta yeterli derecede aktif olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Kısa zamanda Karacahisar kalesi Bizans’ın eline geçmiş tekfurlar güçlerini yeniden arttırmışlardır. Ertuğrul Gazinin Uçta pasif bir politika izlemesi ve Selçuklu iktidarının zayıflaması ile birlikte dengeler tekfurların lehine değişmiştir. Ertuğrul Gazi de Söğüt’te emekli yaşamı sürmeye başlamış, Osman Bey babası adına uçta gaza faaliyetini sürdürür olmuştu. Ancak Osman Bey de babasının izinden yürüyor komşu olan ve Bizans Tekfurları ile iyi ilişki içinde olup görevine devam ediyordu.

Osman Beyin Uç’ta Faaliyeti

13. yüzyılın sonunda uçta Selçuklu naipleri bulunuyordu. Ertuğrul Gazi ve Osman Bey uçta Selçuklu Devletinin memuru olan Eskihisar/Dorylaion (Eskişehir) ve İnönü beyleri ile iyi geçinmek zorunda idi. Nitekim Osman Bey her iki naiple, özellikle İnönü naibi ile yakın arkadaşlık ediyordu. Aslında Ertuğrul Gazi ve oğullan diğer komşuları ile de iyi ilişkiler içindeydiler. Uçtaki Bizans Tekfurları da Selçuklu sultanına vergi verip sorunsuz ve güvenli bir yaşam elde ediyorlardı.

Osman Bey daha Ertuğrul Bey’in sağlığında Eskişehir’de oturan gaiple anlaşmazlığa düştü. Aslında bu Selçuklu devletine yapılmış bir baş kaldın idi. Kroniklerde konu gönül ilişkisi şeklinde anlatılarak olayın siyasi niteliği ört bas edilmiş, Osman Bey’in asi bir uç beyi olarak görülmesi önlenmiştir. Osmanlı kroniklerinin tamamında söz konusu başkaldırı Osman Bey ile Eskişehir’de oturan Selçuklu naibinin ayni kıza ilgi duyduğu, ve aralarındaki rekabetin savaşa kadar gittiği şeklinde işlenmiştir.

Neşri eserinde olayı “Hikayet” başlığı altında anlatmıştır. Buna göre: Osman Bey Söğütten Mahruse-i Sultanönü’ye (Eskişehir’e) gelirken İtburun köyünden geçiyordu. Osman Bey itburun köyünde Mal Hatun adında bir genç kızla karşılaştı, çok beğendi ve babası Ertuğrul Gazi’den bu kıza talip olmasını istedi. Mal Hatun “Aramızda kifayet yok” diyerek yapılan teklifi reddederek Osman Bey’i üzdü. Osman Bey Eskihisar Beyi ile görüşmesinde Mal Hatun’u çok beğendiğini, ancak kendisini reddettiğini söyledi ve onu kendisine istemesi için aracılık etmesini talep etti.

Osman Bey; konuşmalardan naibin kızı beğendiğini ve kendisinin isteyeceğini anlayınca güvendiği adamlarını gönderip Mal Hatun’u kaçırttı. Mal Hatunu naibin ulaşamayacağı bir yere yerleştirdi. Kendisi de önü Beyine misafir olup birkaç eğlenceli gün geçirdi. Aslında Osman Bey, Eskişehir / Eski Hisar (Dorylaion) Beyine karşı gösterdiği hareketin olumsuzluğunun farkında olduğu ve Konya tarafından cezalandırılacağını düşündüğü için İnönü Beyine sığınmıştı.

Eskihisar Beyi; adamlarından kızın kaçırıldığını İtburun köyüne gönderdiğini öğrendi. Eskihisar Beyi Osman Beyi İnönü naibinden istedi. İnönü naibinin yanında bulunan ayan ve kethüdaların bazısı Osman Beyi saklamayı, bazıları da teslim etmeyi teklif ettiler. İnönü naibi Konya ile anlaşmazlığa düşmemek için Osman Beyi saklamaktan vazgeçti. Eskihisar Beyinin geldiğini öğrenen Osman Bey İnönü naibini güç durumda bırakmamak için buradan ayrılıp yine naibin denetiminde bulunan Söğüt yakınındaki İnhisar kalesine sığındı. Eskihisar Beyi askerini toplayıp İnhisar önüne gelerek kaleyi kuşattı. Osman Bey; kardeşi Gündüz Alp’le birlikte savaşarak İnhisar’ı terk etti ve Söğüt yoluna koyuldu.

Osman Bey Söğüt’ten gelen yardımla güçlenip Eskihisar Beyinin peşine düştü ve onu ağır bir yenilgiye uğrattı. Osman Bey naiple yaptığı mücadelede başarılı olmuştu. Daha babasının sağlığında Selçuklu otoritesine ciddi bir şekilde karşı çıkmış ve üstünlük kazanmış oluyordu. Bu çatışmada Harmankaya Tekfuru Köse Mihal de Osman Bey’e yardım etmişti. Köse Mihal’in yardıma gelmesi uçtaki bazı tekfurların Osman Beyin korumasını Selçuklu Devletinin korumasına tercih ettiği anlamına geliyordu.

Kroniklerde Eskişehir Adının Kullanılması

Caca-oğlu Nureddin tarafından hazırlanmış olan vakfiyeden Sultanönü Sancağının merkezinin Mahruse-i Sultanyüki adı ile tanındığını öğreniyoruz. Bu ad uzun yıllar Medinetü’s Sultaneyüğü ile değişerek kullanılmıştır. Manuel Komnen tarafından yıktırılmış olan Dorylaion kalesi koruma amaçlı olmasa da gözetleme ve haberleşme anlamında kullanılıyordu. Anadolu Selçuklu Devleti uç vilayetlerinden olan Sultanönü’ne tayin ettiği vali ayni zamanda Eskihisar’ın (Dorylaion) da beyi sayılıyordu.

XIII. Yüzyılın sonuna doğru Selçuklu iktidarının zayıflaması ve Moğol istilası uç vilayetlerinde idari yönden bazı olumsuzlukların yaşanmasına neden oluyordu. Bu durum ileriki yüzyıllarda kaleme alınmış olan kroniklerde kavram kargaşası yaşanmasına neden oluyordu. Tarihçiler eserlerini hazırlarken alan çalışması yapmadıkları için yer adlarında bazı sorunlar ortaya çıkıyordu. Bu nedenle kroniklerde zamanla Mahruse-i Sultanönü, Eskihisar ve Eskişehir’i aynı zamanda ve birbirinin yerine geçecek şekilde kullanılır olmuştur.

Kroniklerde Osman Beyin Selçuklu naibi ile yaptığı savaş anlatılırken Eskihisar ve Eskişehir yer adları dönüşümlü olarak kullanılmıştır. Bunun başlıca nedeni kentte oturan naibin Eskihisar’ı yani Dorylaion’da bulunan ve Manuel Komnen tarafından yıktırılmış olan kaleyi müstahkem mevkii olarak kullanmış olmasıdır. Bu tarihte kale kullanılamaz durumdaydı. Ancak yolları kontrol etmek konusunda stratejik önemi değişmemişti.

XV Yüzyılın başında bile Ahmedi, Dastan ve Tevarih-i Al-i Osman adlı eserinde Eskişehir’i “Sultanönü” şeklinde tanıtmıştır. Ahmedi eserini Edirne’de Süleyman Çelebi’ye (1402-1410) ithaf ettiğine göre Mahruse-i Sultanyüki (Sultanönü) adı 1261 yılından 1410 yılına kadar kesin olarak kullanılmış, kente başka bir ad verilmemiştir.

XV. yüzyılın sonuna doğru kaleme alınmış olan kroniklerde daha Eice belirtildiği gibi Mahruse-i Sultanyüki adı kullanılmamıştır. Onun yerine Eski Hisar; daha sonra Eskişehir kullanılmıştır Fatih döneminde 1466 tarihinde düzenlenen Sultaneyüği Yaya Defteri köylerde yaşayan yayaların sayımına yönelik olduğu için bu defterde Eskişehir adına tesadüf edilmemektedir. Fatih zamanında hazırlanmış 1476 tarihli vakıf icmal defterinde ise Eskişehir adı açıkça okunmaktadır. Caca oğlu Nureddin tarafından yaptırılmış olan camii bu kayıtta “Eskişehir Camii” olarak tanıtılmıştır. Bundan on yıl önce yapılmış olan 1466 tarihli sayımda da Eskişehir adı muhtemelen kullanılmıştır.

Kroniklerde Eskişehir, Karacaşehir, Karaca Hisar hatta İnönü gibi yer adları üzerinde karmaşanın devam ettiği yıllarda bile yerel tespitlerden sonra hazırlanmış tahrir defterlerinde kentin adı açıkça Eskişehir olarak kayda geçmektedir 1476 tarihinden sonra yapılmış olan bütün tahrirlerde daha önce belirtildiği gibi Sultaönü sancağının merkezinin Eskişehir olduğu kaydedilmiştir.

Arşiv belgelerinde tespit ettiğimiz Eskişehir adı daha sonra Kroniklerde de yer almıştır. Verilerin ışığında Dorylaion antik kenti üzerinde bulunan ve Türkler tarafından Eskihisar adı ile tanınan kalenin adi; sancak merkezi olan Mahruse-i Sultanyüki’ye mal edilmiş, ancak kale değil kent olduğu ifade edilerek XV Yüzyılın son çeyreğinden itibaren Eskişehir şeklide kullanılmıştır.

***

[toggles title=”KAYNAKLAR”] Eskişehir Valiliği, EskiYeni Şehir Kültür Dergisi – Ocak 2011

1. Cimri olayı ile İlgili bkz. Mustafa Akdağ age. I, s.81. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi I. Ankara 1961.2. baskı, 17.

2. Anadolu’da kurulan beyliklerle ilgili bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı. Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, Ankara 1984, 3. baskı.

3. I.H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi I, s.99.103 ve dipnot 3. Ertuğrul Bey hakkında bkz. Mükrimin Halil Yınanç. ‘Ertuğrul Gazi’, mad. I.A. Uzunçarşılı’ya göre Cimri ayaklanmasını bastırmak İçin Eskişehir’e kadar gelip asker toplayan lll.Gıyaseddin Keyhüsrev burada Ertuğrul Gazi İle görüşmüş ve karşılıklı hediyeler sunulmuştur. Aksaray”! (s.252) “Anadolu öteden beri garipler sığınağı, rahat yuvası kimsesizlerin zavallıların yurdu olan bir diyardır demekle olaya oldukça romantik yaklaşmıştır.

4. Mehmet Nesri (Cihannüma, Ankara 1987. s.61.73) ‘Sultan Alaaddin-i Saninin Sultan Eyüğü’nün Eskişehir’inde ve İnönü’nde naipleri vardı.’ demektedir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Osmanlı Devleti Teşkilatına Methal. Ankara 1984, s.194) Naib-i ‘Naib, camii umurda ve ekser umurda Sultan makamına kaim olan zattır. Sultan tarafından verilen müsaade üzerine onun namına Icray-i ahkam eden vekiline Naib denir” şeklinde tarif etmiştir.

5. Sultanönü ile İlgili bkz. Ahmet Temir. age. s.61.127, Arapça vakfiyede: ‘Sultan Yügi”. BOA BOA. TT.No.247,5.46. BOA. MAD. Nr8,1b,69b. BOA. MAD.No.22.1866.TB7a.T99b. BOA. Kamil Kapıcı. No.3358.s.3.14 ve 15’de: ‘Sultan Eyügü”. BOA. BOA. TT.No.438, s.146. Sultan Eyüğü. BOA. BOA. TT.No.n2, s.1,70.72.206. BOA. Tl .No.740.s.2,4,81’de ‘Sultanönü’ şeklinde yazılmıştır.

6. Uçlarda kurulan Pazar ve alışveriş hakkındaki çeşitli görüşlerle ilgili bkz. Mustafa Akdağ. ‘Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu ve İnkişafı Devrinde Türkiye’nin İktisadı Vaziyeti’ Belleten 1949, s.51, s.497-571 ve s.55, s.319- 418. Halil inalcık ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu ve İnkişafı Devrinde Türkiye’nin iktisadi Vaziyeti üzerine bir tetkik Münasebetiyle’ Belleten, CXV, s.60. s.629-684. Mustafa Akdağ. Türkiye’nin iktisadi ve içtimai Tarihi. 1.102.

7. Doğan Kuban “Anadolu-Türk Şehri Tarihi Gelişmesi, Sosyal ve Fiziki özellikleri üzerine bazı gelişmeler’. Vakıflar Dergisi, VII, Ankara 1968, s. 60. Uğur Tanyeli,- Anadolu Türk Kentinde Fiziksel Yapının Evrim Süreci, İstanbul 1987. s.97. Faruk Sümer ‘Anadolu’ya Yalnız Göçebe Türkler mi Geldi’, Belleten, XXIV, Ankara 1960. s 567-594. Halime Doğru: XVII: Yüzyıla Kadar Osmanlı Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Görüntüsü. Eskişehir 1995, s.37.

8. Mükrimin Halil Yınanç. “Ertuğrul Gazi”, İ.A.

9. Neşri, Cihannüma, s. 61 ve devamı. İbn-i Kemal, age, I. Defter, s. 49.

10. Aşıkpaşaogiu Ahned Aşıkl; Tevarih-I AH Osman, yay. Nihal Atsız, İstanbul, 1949, s.93.

11. Aldo Galona, ‘Oğuz Efsanesi’ ve Osmanlı Devleti’nin Kökenleri: Bir İnceleme’. Osmanlı Beyliği (1300-1339), Editör: Elizabeth A. Zachariadu, İstanbul 1997, s. 41-61.Aşık Paşazade, age. s.94. Ahmedl, age. s.8.

12. (Mükrimin Halil Yınanç ‘Ertuğrul gazi’ mad. İ.A.) Uzunçarşılı, Osmanlı Tarih) I, s.99. Ibn-i Kemal Tevarih-i Ali Osman-i, I. Defter yay. Şetarettin Turan. Ankara 1970.S.43. Aşık Paşazade Ahmet Aşık). Tevarih- AH Osman vay. N.Atsız. İstanbul 1949, s.93. Ahmed, Dastani ve Tevarih-i Al-i Osman Yay. Matsız. Osmanlı Tarihi, İstanbul 1949.S.8). Nesri ise s.6J de savaşta zor dununa düşen Sultan Aleaddin’i kendisine yardım eden Ertuğrul’a Söğüt ve Domaniç) kışlak ve yaylak olarak verdiğini ve bu bağışını Karacahisar kuşatmasından önce olduğunu bildirir. Diğer bir rivayete göre ise Ertuğrul Bey oğlunu Sultan Aleaddin Kevkubai’a elçi olarak göndermiş ve yerleşmek özere kışlak ve yaylak istemiştir (s.93,İbni Kemal. age. s.50). Teravihi Ibtida-i AH Osman Anonim, (Halime Doğru. Marmara Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. Yayınlanmamış Yüksek lisans Tezi,) 7A: “Sultan Aleaddin’den yer yurt istedi ki ol yerde hazar idiler, Sultan Aleaddin bunlara inönü’den aşağıya Söğüt tarafından yurt verdi.” Şeklinde bir ifade bulunmaktadır.

13. Mükrimin Halil Yınanç “Ertuğrul Gazi’ mad. I.A. Mehmed Neşri. age. s. 69.

14. Ruhi Tarihi, s. 391.Ibn-i Kemal, age, s. 129. Aşık Paşazade, age. s. 100. Neşri, age. s. 97.

15. Selçuklu naibi Eskihisar’ı müstahkem mevkii olarak kullanıyordu.

16. Nesri age. (s.73) ‘Ol vakit Sultan Aleaddin-i Sani’rün Suttan Eyügü’nün Eskişehir’inde ve İnönü’nde naibleri vardı. Osmangazi bunların yanına varup gelüp dostluk iderdi. Ama İnönü beyiyle ittihad ve yarenlerdi. Daim hilesine iyş-ü işretle meşguldi”. S.M.Kramers “Sultanönü’ mad. İ.A.-

17. Neşri. age.CI,s.75.

18. İtburun köyü bazı kroniklerde “Kelp köy” olarak geçer. Günümüzde “Ulu- dere” köyü olarak bilinmektedir.

19. Vakfiyede her İkisine de yer verilmiştir.

20. Aşık Paşa-zade, Tevarih-I AH Osman, yay. N. Atsız, Osmanlı Tarihleri, İstanbul 1949, s. 105. Mehmed Neşri, Cihan-nüma, pay. faik Reşit Unat, M. Altay Köymen, Ankara 1987, s. 85. ibn-i Kemal. Tevarih-i Al-i Osman, I. Defter. Yay. Şerafettin Turan,’ Ankara 1970, s. 95. Ruhi Tarihi, Yay. Yaşar Yücel, Halil Erdogan, Belgeler, Ankara 1992, s. 381.

21. Ahmedi, Dastan ve Tevarih-i Müluk-i AH Osman, yay. N. Atsa Osmanlı Tarihleri, İstanbul 1949, s. 9 ve 15.

22. BOA. İM), No 8.

23. Ahmet Refik Altınay, “Fatih Zamanında Sultaneyüği” Tarih Encümeni Mecmuası, Sene 14, No. 3, istanbul 1340/1924 Defter BOA, Kamil Kepeci Tasnifi, No 3358 de kayıtlıdır.

24. BOA. Kamil Kepeci, No 3358, s. 6.25. Fatih tarafından yaptırılan tahrirlerin tarihi hakkında bkz. Nlcoara Beldiceanu; XIV Yüzyıldan XVI. Yüzyıla Osmanlı Devletinde Tımar, Çev Mehmet Ali Kılıçbay, Ankara 1985. s. 79. Sultanönü Sancağında vakıfların tımara çevrilmesi hakkında bkz.. Halime Doğru; Eskişehir ve Sultanönü Sancağı’nda yer alan kayıtlar.

[/toggles]

Kategoriler
26

Milli Mücadelede Eskişehir’in Önemi

Milli Mücadele Açısından Eskişehir’in Önemi Nedir?

Milli mücadele tarihimizde Eskişehir ve halkının ayrı bir yeri vardır. Her şeyden önce Eskişehir, Anadoluyu İstanbul ve Ankara’ya bağlayan demiryoluna sahipti. Bu stratejik önemi dolayısıyla, özellikle ulusal hareketin ilk günlerinde İtilaf güçleri ve onların emrindeki İstanbul Hükumetleri, Eskişehir’i kontrollerinde bulundurmak istemişlerdir. Çünkü onlar, Eskişehir üzerinden Anadolu’nun diğer yerleşim yerlerine ulaşarak buralarda ulusal hareket aleyhinde isyanlar çıkartmak peşindeydiler. Bu arada, İstanbul’u besleyen Konya Ovası ürünü buğday, İstanbul’a Eskişehir üzerinden nakledilmekteydi.

Sivas kongresinin devam ettiği günlerde Ankara ve Eskişehir çevresinde İstanbul Hükumeti taraftarlarıyla Kuva-yı Milliyeciler arasında gizli ve açık bir mücadele mevcuttu. Ali Fuat Paşa her fırsatta durumdan Heyet-i Temsiliye’yi haberdar etmekteydi. Ali Fuat Paşa’nın faaliyetleri ve bölgenin hassas durumu buradaki faaliyetleri tek merkezden yönetecek bir “Milli Komutan” bulundurulmasını zorunlu kılıyordu. Bunun üzerine Sivas Kongresi 9 Eylül’de aldığı bir kararla Ali Fuat Cebesoy Paşa’yı Garbi (Batı) Anadolu Umum Kuva-yı Milliye Kumandanlığı’na atadı. İngilizlerin Eskişehir’de bulunmaları, demiryollarını kontrol altında tutmaları, İstanbul hükumetinin kışkırtıcı tertipleriyle yer yer ayaklanmaların meydana gelişi, Heyet-i Temsiliye’ye karşı kuvvet sevk edileceği söylentileri Ankara’daki Milli Mücadele yanlılarını tasaya düşürmüştü. Bu durum üzerine Ali Fuat Paşa için artık Ankara’da kalmak imkansızdı ve derhal harekete geçmek gerekiyordu. İlk hedef de Eskişehir’di. Eğer Eskişehir’e hakim olunabilirse İstanbul yakınında yabancı kuvvetlerin en çok toplandığı ve Anadolu demiryollarının birleştiği önemli bir mevkiye hakim olunacaktı.

Ali Fuat Paşa Eskişehir yönüne hareket etmeden önce 9 Eylül’de Sivas (ta Umumi Kongre Riyaseti’ne bir telgraf çekerek Eskişehir’deki genel durumu arzetti ve “…şayet İngilizler burada yerleşir ve Teşkilat-ı Milliyeyi devre dışı bırakırlarsa Konya vilayetinden başka Bursa ve Aydın vilayetlerini de Heyet-i Umumiye’den ayırmış olacaklardır. Bu hususun umum kongreye ne kadar kötü etki edeceği şüphesizdir. Bu ahval karşısında Heyet-i Umumiye’nin temin-i selameti için buradan mühim bir müfrezeyi de alarak Eskişehir’e hareket ediyorum. Ali Fuat Paşa, Ankara’dan hareketinden üç gün sonra yani 13 Eylül günü Sivrihisar’a geldiğinde İngilizlerin Eskişehir’de toplandıklarını ve güçlendiklerini öğrendi. Eskişehir’in milli kongreye bağlanması ve şehirdeki İngiliz birliklerinin bölgeden uzaklaştırılması amacıyla bir plan hazırladı. Bu plana göre Eskişehir’in dışarıyla olan bütün haberleşmesi ile demiryolları ulaşımı sür’atle kesilecek, milli istekleri kabul ettirebilecek kuvvet ve kudretin temini maksadıyla halk işbaşına çağrılacak, bunlar milli ve askeri müfrezelerle takviye edildikten sonra bir kısmı Eskişehir – Seyitgazi, bir kısmı da İnönü’nün doğusunda toplanacak, tamamen milli olan bu icraat bir direnişle karşılaşmazsa, Eskişehir kongreye bağlanacak, daha sonra da Eskişehir’le İstanbul arasında aynı durumda olanlar varsa, onlar da aynı hareketle milli kongreye bağlanacaktı.

ESKİŞEHİR’İN EKONOMİK VE STRATEJİK ÖNEMİ

İtilaf Güçleri Açısından Eskişehir’in Önemi. Milli Mücadelenin başlangıcında İngilizler, İstanbul Hükumeti ve Kuva-yı Milliye arasında önemli olaylara sahne oldu. İngilizlerin, İtilaf Devletleri donanmasının İstanbul’a gelişinden itibaren (13 Kasım 1918) işgaline giriştiği Anadolu demiryolları üzerindeki önemli merkezlerden İzmit, Eskişehir, Konya ve Afyonkarahisar daha bu yolların yapımına başlandığı 1889 yılından itibaren İngiltere, Fransa ve Almanya arasında bir rekabet alanı olmuştu. Zira bu bölgeler hem ekonomik hem de siyasi açıdan büyük önem taşıyordu. Bilhassa İngiltere, dış politikasının temel ilkelerinden kaynaklanan endişeyle ulaşım yollarına büyük önem veriyordu. Ayrıca karayollarının azlığı ve motorlu kara taşıtlarının sayıca son derece sınırlı olduğu o günlerde demiryolları tek ulaşım aracıydı. Özellikle de Haydarpaşa – Bağdat Demiryolu Ön Asya topraklarını aşarak pamuk, petrol, kömür gibi değerli ham-madde kaynaklarının yakınından geçiyordu. Aynı zamanda demiryollarının geçmesiyle tarımsal üretimin arttığı Eskişehir, Kütahya, Ankara ve Konya gibi Anadolu vilayetlerinden gelen tarım ürünleri Haydarpaşa’dan Avrupa’ya taşınıyordu.” Diğer yandan Haydarpaşa – Bağdat hattı İngilizler için Hindistan yolu üzerinde olmasından dolayı da büyük önem taşıyordu. Bu hattın elde tutulabilmesi için de demiryollarının önemli bir kavşak noktasında bulunan Eskişehir’in elde tutulması gerekiyordu.

İzmit – Eskişehir Konya demiryolu hattını kuvvetli bir surette tutacak olan İngilizler bu suretle İzmir Kuva-yı Milliye cephesi silahlı kuvvetlerini Sivas Kongresinin etkisinden uzaklaştıracaklar ve gerekirse hareketlerini Sivas’a kadar uzatacaklardı. Bunun yanında Orta Anadolu’daki milli harekete muhalif mülkiye amirlerinin icraatlarına her türlü yardımı yapacaklar ve yer yer isyanlar çıkaracaklardı. Bütün bu sebeplerin yanında İngiltere çok önem verdiği Boğazlar ve İstanbul bölgesinde kendini güvenlik içinde hissetmek istediğinden, Anadolu ile bağlantı sağlayan Geyve Boğazı ve Eskişehir bölgesine egemen olmak istiyordu. Anadolu’ya taze kuvvet şevki için demiryollarının mutlaka elde bulundurulması gerekiyordu.

İstanbul Hükumeti açısından da Eskişehir’in önemi büyüktü. Her şeyden önce İstanbul’un tahıl ihtiyacı önemli ölçüde buradan karşılanıyordu. Fakat asıl önemi Haydarpaşa-Bağdat demiryolu üzerinde bulunmasından dolayıdır. Bunun yanında Eskişehir İstanbul’u çok yakından ilgilendiren siyasi olaylara sahne olmuştur. I. Dünya Savaşının devam ettiği günlerde de hükumetin geçici olarak Eskişehir’e nakli bile düşünülmüştü. Yine Milli Mücadelenin başladığı günlerde İstanbul’a bağlı önemli merkezler arasında Konya, Afyon, Bursa ve Balıkesir’le beraber Eskişehir de bulunuyordu. Ali Fuat Paşa’ya göre; Anadolu ile İstanbul Hükümetinden hangisinin duruma hakim olacağı meselesi adeta bu şehrin etrafında cereyan edecek olaylara bağlı gibi görünüyordu. Nitekim İstanbul hükümeti Anadolu’daki millî kongreyi dağıtmak için İngilizlerin de yardımıyla burayı bir üs olarak kullanacaktı Neticede gerek Batı Anadolu Kuva-yı Milliye hareketini Sivas kongresinin etkisinden uzaklaştırmak ve gerekse Anadolu’daki milli hareketi dağıtmak için demiryolu üzerindeki bu önemli merkez İstanbul Hükümeti için de son derece ehemmiyetli bir yerdi. Nitekim uzun bir süre Konya ve Afyon ile birlikte Eskişehir de Milli Kongre’ye karşı önemli bir direniş merkezi olmaya devam etmiştir.

Kuva-yı Milliye açısından da Eskişehir son derece önemliydi. Eskişehir’in kazanılması aynı zamanda Konya, Afyon ve Bursa gibi vilayetlerin geleceği ile de yakından ilgiliydi. Ali Fuat Cebesoy’a göre “Şayet İngilizler buraya yerleşir ve Teşkilat-ı Milliye’yi başarısızlığa mahkum ederlerse bu vilayetleri de Heyet-i Umumiye’den ayırmış olacaklardı.” Diğer yandan Ege bölgesindeki Kuva-yı Milliye cephesinin Sivas’taki Milli Kongrenin etkisinden uzaklaştırılması da demiryollarındaki İngiliz denetimine bağlanıyordu.” Ayrıca Eskişehir’de bulunan İngiliz birlikleri Sivas’ta toplanacak olan kongre için de bir tehdit unsuruydu. Bunun yanında Yunan istilasına karşı milletçe girişilecek bir harekatın güvenle ele alınabilmesi için her şeyden önce, İstanbul Hükümetinin müdahalelerini, Anadolu içlerine nüfuzunu önlemek ve ordu saflarıyla sivil idare mekanizması içinde çıkabilecek fikri ayrılıkları ortadan kaldırmak lazımdı. Bunun için de demiryolları ile birlikte Geyve Boğazı ve Eskişehir’e hakim olmak gerekiyordu. Zira gerek İstanbul’dan Anadolu içlerine, gerekse Anadolu’nun doğusundan batıda Yunanlılara karşı asker sevkıyatında demiryolları son derece önemliydi. Nitekim Milli Mücadele boyunca 4000 km.lik demiryolunun yalnızca ve de zaman zaman kullanılabilen tek hattı Ankara – Afyonkarahisar – Konya hattı olmuştur.”

Milli Mücadelenin en kanlı vuruşmaları Eskişehir ve çevresi toprakları üzerinde yapılmıştır. Mazlum Türk Milleti, burada “makus talihini” yenmiştir. Böylece düşman 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’den denize dökülmüştür. Türk Milleti, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Sevr’i tarihin çöplüğüne atarak Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Eskişehir halkı Yunan işgalinin ağır faciasını yürekleri parçalanarak görmüştür. Eskişehirliler vatanın kurtuluşu için hiçbir fedakarlıktan çekinmemişler, maddi-manevi bütün olanaklarını seferber etmişlerdir.

footer

MİLLİ MÜCADELEDE ESKİŞEHİR – ESOGÜ YAY: 072 YIL 2002
Prof.Dr. Ali SARIKOYUNCU
Doç.Dr. Selahattin ÖNDER
Doç.Dr. Mesut ERŞAN

Kategoriler
26

Eskişehir Hakkında Genel Bilgiler

old-city26Nüfus: 799.724

Yüzölçümü: 13.925,00 km2

Rakım: 788,00 m

Plaka Kodu: 26

Telefon Kodu: 222

Posta Kodu: 26000

Cumhuriyetin ilanından sonra, sancak ve mutasarrıflıkların il yapılmaları üzerine, Eskişehir’de 1923 yılında il olmuştur. 1926 yılında Eskişehir’in Sivrihisar, Mihallıçcık ve Seyitgazi olmak üzere üç ilçesi bulunuyordu. 28.06.1954 tarihinde 6321 sayılı kanunla Çifteler, Mahmudiye, 27.06.1957 tarihinde 7033 sayılı kanunla Sarıcakaya ilçe haline getirildi ve Eskişehir’in ilçe adedi 6’ya çıkmış oldu.

Daha sonra 19.06.1987 tarihinde 3392 sayılı kanunla Alpu, Beylikova, İnönü; 9.05.1990 tarih ve 3544 sayılı kanunla Günyüzü, Han ve Mihalgazi ilçe haline getirilmiştir. Böylece ilçe sayısı 12’ye çıkmıştır.

Coğrafi Yapısı ve İklimi

Matematik Konum

Boylam: 39,771108

Enlem: 30,518174

Özel Konum: Eskişehir, İç Anadolu Bölgesi’nin kuzeybatısında 29-32 derece doğu boylamları ile 39-40 derece kuzey enlemleri arasında yer almaktadır.

En Yüksek dağı 1825 metre ile Türkmendağı Tepesidir. Eskişehir’in ilçelerinden Seyitgazi’nin küçük bir bölümü Ege’nin, Sarıcakaya İlçesi’nin tümü ile Merkez ve Mihallıçık ilçelerinin bir bölümü Karadeniz Bölgesi’nin etkisindedir. Ancak Eskişehir, coğrafi karakterini genellikle İç Anadolu Bölgesi’nden alır.

Eskişehir’de sert bir kara iklimi hüküm sürer. Gece ve gündüz arasındaki ısı farkı vardır. Kuzeyden Bozdağ ve Sündiken Dağları, güneyden Emirdağ, doğudan Orta Asya Vadisi, batıdan Türkmen Dağı gibi doğal sınırlarla çevrili olan il alanı, yaklaşık 13.653 km2 dir. Bu alanıyla il, Türkiye topraklarının %1.8′ ini kaplamaktadır. İl merkezinin denizden yüksekliği ise 792 m dir.

Eskişehir ili, güneyden Afyonkarahisar’ın Emirdağ ve İnsaniye; güneydoğudan Konya’nın Yunak; doğudan Ankara’nın Polatlı, Nallıhan ve Beypazarı; kuzeybatıdan Bolu’nun Göyük; batıdan Bilecik’in Gölpazarı, Söğüt, Bozüyük ilçeleri ve Kütahya ile çevrelenmiş durumdadır. Yaklaşık %22’sini dağların oluşturduğu ilin, yeryüzü şekilleri içinde ovaların payı %26 dolayındadır.

İç Anadolu’nun kuzeybatı köşesinde yer alan Eskişehir ilinin topografik yapısını, Sakarya ve Porsuk havzalarındaki düzlükler ile bunları çevreleyen dağlar oluşturur. Havza düzlüklerini, kuzeyden Bozdağ-Sündiken Sıradağları, batı ve güneyden ise İç Batı Anadolu eşiğinin doğu kenarında yer alan Türkmen Dağı, Yazılıkaya Yaylası ve Emirdağ kuşatır.

Dış etmenlerin uzun süren aşındırmaları sonucu vadiler, genellikle derinleşmiştir. Vadi yamaçları hafif eğimli olup, yamaç aşındırması güçlüdür. Genç oluşumlar dışında tepe sırtlarının basık ve yuvarlak olduğu ilde, kapalı havza durumu pek görülmez. Denize doğru sürekli bir eğim vardır.

Dağlar, ilin ovalarını çeşitli yönlerden kuşatır. Dağlık alanlarında, farklı aşınma ve çözünme sonucu ortaya çıkan şekiller, genellikle belirgindir. Ovalardan dağlara doğru, çeşitli yükseltilerde uzanan platolar vardır. İlin kuzeyinde, batı-doğu yönünde, Anadolu’nun iç sıradağlarından Bozdağ ve Sündiken Dağlan yer alır ve uzantıları doğuda, il sınırını oluşturan Sakarya Irmağı’na dek sokulur.

Eskişehir ilinin güneydoğu köşesinde, Sakarya yayının içinden başlayan Sivrihisar Dağları, güneydoğu-kuzeybatı yönünde uzanır. Kaymaz Bucağı’na uzanan Sivrihisar Dağlan eşik görünüşlü bir yayla üzerinde yer alır.

Kaymaz Bucağı’ndan sonra yayla görünümü kazanan geniş eşik üzerinde, yer yer yüksek tepeler görülür. Eskişehir il merkezinin güneyinde başlayan bu yayla görünümlü dalgalı alan, batı yönünde sürer. Sarısu Ovası’nın güneyinde, Küçük Türkmen Dağı’nı oluşturur ve il sınırları dışında Domaniç Dağları ile birleşir. Kaymaz Bucağı ile Eskişehir il merkezi arasındaki en önemli yükselti, Koca Kır Yaylası’nın Porsuk Ovası’na inen etekleridir. Porsuk Çayı’ndan batıya doğru gidildiğinde 1.255 m. yüksekliğindeki Küçük Türkmen Dağı’na ulaşılır. Daha batıda ise Kozdoğru Tepesi ile Göktepe bulunur.

Asıl Türkmen Dağı, Porsuk Barajı’nın güneyinden başlar ve uzantıları ile birlikte Sakarya Ovası’na dek uzanır. En yüksek noktası 1.825 m. ile Türkmen Dağı Tepesi’dir. Diğer önemli yükseltiler, Kırgıl Tepe, Kuyu Tepe, Yaylacık Tepe, Deve Eriği Tepesi, Deve Tepe ile Oluk Dağı’dır. İldeki en önemli maden yatakları; Bor-Boraks, perlit, Manyezit, Krom, Toryum, Torit (Kristal) ve Eskişehir’in önemli simgelerinden olan Lületaşıdır.

İklim: Eskişehir, coğrafi şartları, yükseltileri, yeryüzü şekilleri, denize olan uzaklığı gibi nedenlerden dolayı kara iklimi özelliğine sahiptir. Bir taraftan da Ege ve Marmara bölgelerine yakın olması nedeniyle bu bölgeler ikliminin etkilerini taşımaktadır.

Genellikle Eskişehir’de kışlar parçalı bulutlu, kar yağışlı, baharlar orta derecede yağışlı ve yazlar ise az bulutlu ve açık geçer. Yıllık sıcaklık ortalaması, 10.9° dir. Aylık ortalamaya göre yılın en soğuk ayı, -2° ile ocak ayıdır. Aralık ayının ortalarından, şubat ayının ortalarına kadar çok soğuk günler ve don olayları yaşanır. -10° ile -25° arasında değişen derecelere rastlanabilir. Ancak ocak ayı içinde 10° ile 15° lik ılık günler de geçirilir. Mart ayında daha çok don olayına rastlanır. Baharın ikinci yarısında maksimum sıcaklık, 20° nin üstüne çıkar. Haziran, temmuz ve ağustos aylarında en sıcak günler yaşanır. En düşük sıcaklık 10° – 15° dir Temmuz ayının ikinci yansı ile ağustos ayının ilk yansında en yüksek sıcaklık, 30° – 40° arasında değişir.

Burada, kara iklimi özelliğini gösteren en belirgin olay, aynı zamanda gece ile gündüz sıcaklığında 12° ile 29° arasında büyük ısı farklarının olmasıdır. Sonbahar mevsimi, sıcaklığın 20°’ nin altına düşmesiyle, ağustos ayının ikinci yarısından itibaren kendini belli eder. Eylül ayının sonunda sıcaklık, 0° ‘ye kadar inebilir. En yüksek sıcaklık ise, yine eylül ayı içinde, yazın devamı olarak 20° ile 30° arasında oynayabilir. Ekim ayında ortalama sıcaklık, 10° civarında seyreder.

Eskişehir’de yağışlar, kışın kar ve yağmur halinde görülür. Aralık ayından itibaren yağışlar daha çok kar şeklindedir. Nisan ayı sonundan itibaren havalar ısınmaya başlar.

Eskişehir’de bahar yağmurlan, batı ve güneybatıdan gelerek, sağanak halinde düşer. Yıllık ortalama yağış miktarı 378.9 kg/m3 ‘dür. Temmuz ve ağustos aylarında, Akdeniz yaz kuraklığı özelliklerini gösterir. Ancak çok hafif olarak, Karadeniz yaz yağmurlarını da alır. Ekim ayında yağmur, kasım ayında sulu karın yağması, kışın başladığını gösterir. Eskişehir’de rüzgarlar, kışın doğudan batıya eser. Baharın ilk aylarında kuzeybatı rüzgarları hakimdir. Baharın sonunda güneybatı, batı ve kuzeybatıdan gelen rüzgarlar görülür.

Yaz mevsiminde bazen geçici olarak günlük şiddetli doğu rüzgarları da görülebilir. Sonbaharda ise, eylül sonundan itibaren doğu, kuzeydoğu ve güneydoğu rüzgarları ortaya çıkar.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü 2011 verilerine göre;
Yıllık en kuvvetli rüzgar Ocak ayında SE (Güneydoğu) yönünden 22,6 m/sn hızla eser.
Yıllık hakim rüzgar yönü kuzey-kuzeybatı yönündedir.
Yıllık ortalama rüzgar hızı 2,48 m/sn dir.
2011 yılı ortalama bağıl nem  % 62,6’dır.
2011 yılı yıllık toplam orajlı gün sayısı 35’tir.
Yıllık toplam 68 gün kuvvetli rüzgarlı geçmiştir.
2011 yılı yıllık ortalama yerel basınç ise 925.33 hPa’dır.
En düşük yıllık mahalli basınç 910.9 hPa ile Şubat ayında tespit edilmiştir.
En soğuk ay ocak, en sıcak ay temmuz ayıdır.
En yüksek sıcaklık Temmuz ayında 36.2 °C olarak ölçülmüştür.
En düşük sıcaklık Aralık ayında -11.3 °C olarak ölçülmüştür.
2010 yılı verilerine göre; En fazla kar örtülü ay Mart ayıdır. Yıllık toplam 11 gün kar örtülü geçmiştir.
Eskişehir İlinde sert bir karasal iklim görülmektedir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise sert ve yağışlı geçer. Gece ve gündüz arasındaki ısı farkı fazladır.

Bitki Örtüsü : İlin dörtte birini çam, meşe, gürgen, ardıç, katran ve köknar ağaçlarının oluşturduğu ormanlar teşkil eder. Orman olmayan arazilerde, su kenarlarında söğüt,ahlat ve kavak ağaçlarına rastlanmaktadır.

Flora: İç Anadolu stepleri, Kuzey Anadolu ve Batı Anadolu ormanları, Eskişehir’in bitki örtüsünü oluşturur. Sündiken Dağları’nın, Porsuk Vadisi’ne bakan güney yamaçlarında, 1000 metreden sonra meşe çalılıkları, daha sonra da bodur meşeler görülür. 1300 metreden sonra yer yer kara çamların göze çarptığı Sündiken Dağları’nın, Türkmenbaba, Eşekli Türkmen Tepesi ve Bozdağ’ın Sakarya Vadisi yönü incelenirse, (özellikle Tandırlar Dağküplü Köyleri arası çok sıktır) karaçamla kaplı olduğu gözlenir. Burada karaçamların arasında, kızılçamlar da görülür. Taştepe ve Mihalıççık civarına kadar sarıçamlar yer alır. Yapıldak civarındaki çam ormanları arasında, yüksek meşeler görülür. Eskişehir’in güneyindeki platolarda ve Çifteler Ovası’nda orman yoktur fakat karakteristik step bitkileri vardır. Sarısu Porsuk Vadisi’nin bitki örtüsünü, yumak, yavşan ve kekik oluşturur. Porsuk ve Keskin Dereleri’nin kenarlarındaki bitki örtüsü ise, söğütler, kavaklar, karaağaçlar ve koruluklardan oluşur.

Orta Anadolu Bölgesinin karakteristik bitki örtüsü içerisinde yer alan Eskişehir, % 26,3’ü ormanlarla kaplıdır. Eskişehir, koru ormanlarının % 78’ü karaçam, % 9’i sarıçam, % 6’ü kızılçamdır. Geriye kalanı bataklık ormanları olup, bunun da tamamı meşe cinsidir. Çayır ve mera arazisi ilimizin toplam arazisinin %24’ünü teşkil etmektedir. İlimizde 582.505 hektar işlenen tarım arazisi bulunmaktadır.

Eskişehir ilinde tespit edilmiş 8 adet toprak grubu vardır. Buna göre, % 44.8 ile en fazla kahverengi topraklar, % 26.36 ile kahverengi orman toprakları ve % 12.70 ile kalkersiz kahverengi orman toprakları bulunmaktadır.

Eskişehir İl arazisinin %21.8’i dağlık, % 6’sı yayla, % 25.8’i ova ve %51.8’i dalgalıdır. 582.505 hektar (% 43) tarım alanına sahip olan Eskişehir İlinde ; 325.851 hektar çayır-mer’a arazisi (% 24) , 331.263 hektar (% 24) orman ve fundalık arazi, 125.581 hektar (% 9) tarıma elverişsiz arazi bulunmaktadır.
Eskişehir 2013 yılı verileri ile Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı 3.612.329,48 dekar arazi ve bu arazide çiftçilik yapan 26.966 çiftçi bulunmaktadır.

Eskişehir’de arazinin kullanım durumu ve oranları şöyledir;  İşlenen tarım arazisi 582.505 hektar ile %41,8’i, Orman Arazisi 397.327 hektar %26,3’ü, Çayır-Mera Alanı  325.851 hektar ile %23,4’ü, Su Yüzeyi (Göl-Gölet-Baraj) 3.775 hektar %0,3’ü,  Tarım Dışı Arazi 53.705’i, %3,8’i,  Tescil Dışı alan 59.307 hektar %4,4 oluşturmaktadır.

Arazi kullanım durumu;  Tarla  366.722 ha (%62,95),  Meyve 3.738 ha (%0,65), Sebze 5.682 ha ( %0,98), Nadas 197.164 ha (%33,85) Terkedilen Alan 9.195 ha (%1,57) oluşturmaktadır.

Fauna: Karasal Türler ve Populasyonları

İlimizde faunayı memeliler ve kuşlar olarak tasnife tabii tuttuğumuzda memeliler ve kuşları karada yaşayanlar olarak ayırt edebiliriz. Memelilerin yaşama ortamı ormanlar olup kısmen sazlık ve step bitki örtüsü ile kaplı yerleşim alanlarına uzak mıntıkalarda yaşamlarını devam ettirmektedirler.

Bu yaşam ortamındaki memelileri şöyle sıralayabiliriz.
Geyik (Sığın) : Mihallıççık, Çatacık, Sarıcakaya ormanlarda av koruma ve üretme sahasında olup, yapılan gözlemlerde sayılarının 450 civarında olduğu tahmin edilmektedir.
Ayı (Ursus aretos) : Sayıları oldukça azdır. Nesli tükenmek üzeredir.
Tavşan (lepus europeus) : Sayıları oldukça fazladır. Kırsal alanda ve ormanlarda rastlamak mümkündür. Kakım, Gelincik, Sansar türlerine sıkça rastlanır.
Sincap, Kirpi gibi memelilere azda olsa rastlanmaktadır.
Kurt, Çakal ve Yaban Domuzu gibi memelilerin yaşam ortamları ormanlar olup, sıkça rastlanmaktadır. Miktarları oldukça fazladır.

Eskişehir faunası, özellikle kuş türleri açısından zengindir. Balıkdamı Sulak Alanı (Sivrihisar), Doğancı Göleti (Alpu), Emineken Göleti (Çifteler) ve Yörükkırka Göleti (Merkez) göçmen kuşların uğrak yeri olması nedeniyle, kuş gözlemciliği açısından önemli yerlerdir. Balıkdamı, göç döneminde yaklaşık 140 kuş türü barındırmaktadır.

Ördekgillerden ; Boz kaz, Sakarca, Yeşilbaş, Kılkuyruk,
Sülüngillerden ; Bıldırcın, Çil,
Sutavuğugillerden ; Sutavuğu, Sakarmeke,
Yağmurkuşugillerden ; Gümüşi yağmurcun,
Çullukgillerden ; Çulluk, Çamur kuşu, Döğüşken, Martıgillerden ; Karabaş martı,
Çöltavuğugillerden ; Bağırtlak,
Güvercingillerden ; Tahtalı, Üveyik,
Karatavukgillerden ; Karatavuk, Ormanlarda ve kırsal alanlarda kısmen sulak ve bataklık sahalarda bulunmaktadır. Sayıları vasatın altındadır.

Aquatik Türler ve Populasyonları: Sayıları azalmakta, sıkça rastlanmamaktadır.

Kürklü Hayvanlar: Ayı, Tavşan, Tilki, Sansar, Sincap bulunmaktadır. Populasyonları oldukça azalmıştır.
Balıklar: İlimiz dahilindeki akarsular, göl, gölet ve barajlarda balık türleri mevcut olup sırası ile yüksek rakımlı orman içi akarsularda Alabalık türleri yaşamaktadır. Bu akarsuların aşağı kısımlarında Sazan, Bıyıklı balık, Turna bulunmaktadır.

Mevcut barajlarımızda başta Sazan olmak üzere Yayın ve Yılanbalığı, Kefal bol miktarda üretilmektedir. Ayrıca göl ve göletlerde Sazan, Aynalı Sazan, Yayın Balığı bulunmaktadır. Bunlar suni olarak ta üretilmektedir. Orman içi akarsuların yüksek kesimlerinde alabalıklar tabii olarak yetişmektedir. Diğer türlerde Gökçekaya, Sarıyar Barajı su toplama havzasında, ayrıca DSİ’nin göletlerinde yetişmektedir.

İlimizde 8 adet Tabiat Anıtı bulunmaktadır. Bunlar :
Çatacık Geyik Alanı
Türk Fındığı
Kokulu Ardıç I – II – III
Kaya Ardıcı
Kepez Saçlı Meşesi
Piribaba Meşesi

İlimiz sınırları içerisinde milli park bulunmamaktadır. Fauna alanı memeli hayvanlar açısından önemli olan Çatacık Ormanları (1350m)‟dır. Türkiye’de iki noktada bulunan Kızıl Geyik Üretme İstasyonundan birisi bu bölgede yer almaktadır. Tamamıyla ava kapalı olan Çatacık Yaban Hayatı Geliştirme Sahasında ; Kızılgeyik, ayı, domuz, kurt, tavşan, sincap, yaban koyunu gibi memeli, keklik, doğan, kartal ve şahin gibi kuşlarıyla dikkat çekmektedir.

Ekonomik Yapı: Üretimin Sektörlere Göre Dağılımı %

Tarım: 10
Sanayi: 30
Hizmetler: 60

Toprakların Kullanıma Göre Dağılımı (%)
Tarıma Elverişli: 41,8  
Orman – Funda: 26,3
Çayır-Mer’a: 23,4
Tarıma Elverişsiz: 8,5

Başlıca Tarım Ürünleri
Buğday, Arpa, Şeker Pancarı, Hayvan Ürünleri

Hayvan Sayısı
Büyükbaş: 131.501
Küçükbaş: 707.142
Kümes Hayvanları: 5.056.905

İşgücünün Sektörlere Göre Dağılımı %
Tarım: 35,3
Sanayi: 18,9
İnşaat: 4,5
Hizmetler: 41

Başlıca Sanayi Ürünleri
Şeker, Bisküvi, Lokomotif, Un, Yapı Elemanları, Tuğla, Kiremit, Çimento

İLİN DİĞER İLLER İÇİNDEKİ SOSYO-EKONOMİK GELİŞMİŞLİK SIRALAMASI:   
81 İl içinde 6.sırada yer almaktadır.

İL TEŞVİK KANUNU KAPSAMINDA DEĞİLDİR.

TEMEL GEÇİM KAYNAKLARI: Geçim kaynakları il merkezinde sanayi, ilçelerde ise tarıma dayalıdır. İlin ihracatında % 48,11 ile makine imalat sanayi birinci durumdadır. 2012 yılı  ihracatı 2.087.148.867 $’dır.

İL EKONOMİSİ İÇİNDE SEKTÖRLERİN PAYLARI 
Tarım                                             :    % 10         
Sanayi                                           :    % 30        
Hizmet                                           :    % 60   

Karayolu: Eskişehir, ülke ulaşım sistemi içinde önemli bir konuma sahiptir. İstanbul’un İç Anadolu ile Ankara’nın da Güney Marmara ve Batı Anadolu ile bağlantısını sağlayan yollar üzerinde önemli bir duraktır. Eskişehir’in ana karayolu bağlantısı İstanbul-Eskişehir-Ankara devlet yoludur. Adapazarından ayrılan bu yol güneye inerek Bilecik’ten geçer ve Bozüyük’ten doğuya yönelerek Eskişehir İl sınırı içine girer. Tüm ili kuzeybatı-güneydoğu yönünde geçen bu yol il ulaşımının omurgasıdır. Merkez ilçe ve Sivrihisar bu yol üzerinde yer alır. İl’in diğer karayolu bağlantıları bu yoldan ayrılır. Eskişehir’de ulaşımı olmayan köy bulunmamaktadır.

Önemli Merkezlere ve Komşu İllere Karayolu Uzaklığı
Eskişehir-İstanbul: 315 km
Eskişehir-Ankara: 234 km
Eskişehir-İzmir: 461 km
Eskişehir-Bursa: 152 km
Eskişehir-Kütahya: 80 km
Eskişehir-Bilecik: 79 km
Eskişehir-Afyonkarahisar: 171 km

Havayolu: Eskişehir Anadolu Havalimanı Özel sektöre hava taşımacılığı ve havaalanı işletmeciliği yapabilme hakkı 1983 yılında yayınlanan 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu ile verilmiştir. Anadolu Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi’ne aittir, Anadolu Üniversitesi İki Eylül Kampüsü’nde bulunmaktadır. Eskişehir Anadolu Havalimanı, Tren Garına uzaklığı 6,4 km’dir. Eskişehir otogarına uzaklığı 5,8 km’dir. Yurtiçi seferleri, yolcu sayısının yetersiz olması nedeniyle kaldırılmıştır. Sadece Brüksel-Eskişehir , Eskişehir-Brüksel arası uçak seferleri vardır. Eskişehir’e en yakın havaalanı Ankara Esenboğa Havalimanıdır. Eskişehir’e uzaklığı 272 km’dir.

Demiryolu: Eskişehir, ülke demiryolu sisteminin en önemli kavşak noktalarındandır. Ankara ve tüm Anadolu’ya bağlantılıdır. Merkezi garlar arasındaki mesafeler Eskişehir-Ankara 264 km. Eskişehir-Haydarpaşa 375 km. Eskişehir-Afyon 162 km.dir. Devlet Demiryollarının il içindeki uzunluğu 215 km.dir. Her yöne giden ekspres ve posta trenlerinin kilit noktası durumundadır. Eskişehir – Konya, Eskişehir – Ankara Arasında Her Gün İşleyen Yüksek Hızlı Trenler seferleri vardır.

Eskişehir çok eski bir yerleşme merkezidir. Bölgenin ilk yerleşme noktası şimdiki yerin 6 km kuzeyindeki Dorylaion’dur. Tarihinin çok eski olmasından dolayı da Eskişehir adı verilmiştir. Yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu çıkan eserlerin verdiği bilgilerden, Eskişehir ve yöresinin, M.Ö. 3000 yıllarına kadar varan, eski bir yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır. Anadolu’da M.Ö. 2000 yılında hüküm süren Hititler devrinde de Eskişehir‘in önemi ve yeri dolayısıyla etilik (Beylik) olduğu görülmektedir.

M.Ö. 1200 yılından sonra Frigler Anadolu’ya girmiş ve Eskişehir bir Frig şehri olarak Dorylaion adı ile kurulmuştur. Friglerden sonra şehir Lidyalılar’ın, M.Ö. 546 yılında da Persler’in hakimiyetine girmiştir.
M.Ö. 334 yılında İskender’in eline geçen Eskişehir, İskender’ in ölüm tarihi olan M.Ö. 323 yılına kadar Hellenizm dönemini yaşamıştır. Grekler’in, Anadolu’ya bu devirde, kitleler halinde gelip yerleştikleri, tarihi belgelerden anlaşılmıştır.

M.Ö. 190 yılında Romalılar’ın eline geçen Eskişehir, Roma’nın M.S. 395’de ikiye bölünmesine kadar Roma İmparatorluğu’nun, sonra da Bizanslılar’ın idaresinde kalmıştır.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanında doğudan gelen bir çok Türk boyları, Bizanslılar’ın zayıflığından da istifade ederek Doğu Anadolu’ya yerleşmeye başladılar. Selçuklu Hükümdarı Alparslan’ın 1071‘de Malazgirt Savaşı’nı kazanmasından sonra Türklere bütün Anadolu kapıları açıldı. Süratle ilerleyen Türk orduları 1074 ‘de Eskişehir’i aldılar. Bundan sonra Eskişehir, doğudan devamlı gelen boylar için bir yerleşme noktası oldu.

Eskişehir, Anadolu Selçuklular ile Haçlılar arasında yapılan kanlı savaşlara sahne olmuştur. Anadolu Selçukluları’nın kuruluşundan yıkılışına kadar bir Selçuklu şehri olarak kaldığı halde, bu savaşlar nedeniyle fazla Selçuklu eseri yapılamamıştır. Anadolu Selçukluları’nın tarihi eserleri, o devirde uzun süre uç beyliğin merkezi olan Sivrihisar’da görülür.

Osmanlı Devleti’nin Kurucusu Osman Bey, 1284 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Mesut tarafından gönderilen fermanla aşiret reisliğinden çıkarak uç beyi olmuştur. Osman Bey, uç beyi olduktan sonra, gün geçtikce kuvvetlenmiş ve 1289 yılında hakimiyet sahasına Eskişehir ve İnönü’yü de katmıştır.

Osmanlıların ilk zamanlarında, devletin kuruluş merkezlerinden birisi olması sebebiyle Eskişehir’e yakın ilgi gösterilmişse de duraklama ve gerileme devirlerinde pek ilgi gösterilememiştir. Bu nedenle Eskişehir, yakın zamana kadar gelişememiştir.

Şehir, ancak 1877-1878 Osmanlı – Rus Harbi’nden sonra muhacirlerle beraber kalabalıklaşmaya başlamış ve gelişmiştir. Eskişehir’in asıl gelişmesi demiryolunun işletmeye açılmasından sonra olmuştur.

Bugün Türkiye’nin sayılı merkezlerinden olan Eskişehir, Fatih’in ilk zamanlarına kadar Ankara Beyliği’ne bağlı olarak kalmıştır. 1451 yılından sonra Kütahya’nın Beylerbeylik haline gelmesi üzerine Anadolu İdari Teşkilatı’nda değişiklik olmuş; bu arada Ankara’ya bağlı bulunan Eskişehir, Kütahya Beylerbeyliği’ne bağlanmıştır.

1841 yılından sonra değişen idari taksimatta Eskişehir, merkezi Bursa olan Hüdavendigar Eyaleti’ne bağlanmış ve 1923 yılına kadar kaymakamlıkla idare edilmiştir.

Kaynakça:
-Eskişehir Valiliği
-Eskişehir Büyükşehir Belediyesi
-Eskişehir İl Çevre Durum Raporu-2011- Eskişehir Valiliği İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü
-Seçilmiş Göstergelerle Eskişehir 2012- TÜİK
-Eskişehir  Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü
-Eskişehir İli Doğa Turizmi Master Planı 2013-2023- Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma Ve Milli Parklar Gene Müdürlüğü

Kültür ve Turizm Bakanlığı, http://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/eskisehir