Kategoriler
26

Eskişehir’in Kültürel Kıyafetleri

ESKİŞEHİR GELENEKSEL GİYSİLERİ

Giysiler sosyal-kültürel değişimlerden en hızlı etkilenen kültürel ögeler arasındadır. Ulaşım, iletişim, moda ve benzeri unsurlar, giysilerin değişmesine, zaman içinde yok olmasına veya gündelik yaşayıştaki işlevlerini yitirerek yerlerini farklı giysilere bırakmak biçiminde karşımıza çıkar.

Eskişehir çevresinde giysiler üzerine yapılan bir araştırmada, Kafkasya göçmenlerinin yaşadığı Belpınar Köyünde, 170 yıldan beri korunan bir giysi günümüz modacılarına örnek olabilecek nitelikteydi. Bu giysinin kol kesim tekniğinin bir kaç yıl önce dünyaca tanınmış bir “blue-jean” firması tarafından kullanıldığının görülmesi, yöresel giysilerden öğrenilecek çok şeyler olduğunu ortaya koyan bir örnektir.

Giyim biçimleri coğrafi ve ekonomik koşullardan etkilenen ve belirlenen, kültür ve tarihi bağlar ve uluslararası ilişkilerle belirlenen biçimlerde karşımıza çıkar. Giyim, bir milletin tarihiyle doğrudan ilişkilidir. Eskişehir’in yöresel kıyafetlerinden söz ederken, yalnızca bir etnik grubun değil, farklı etnik grupların giysilerinden söz etmek gerekir. Çünkü Eskişehir ve çevresi, 18. Yüzyılın ortalarından başlayarak çok farklı etnik grupların yerleşimine sahne olmuş bölgelerden biridir. Bölgenin yerlileri olarak bilinen Manavların yanı sıra. Tatarlar, Çerkezler, Balkan Muhacirleri Eskişehir il sınırları içinde yaşamaktadırlar.

Manavların kullandığı, bölge giyimlerinin biçim ve süslemelerinin zenginliğinin yanı sıra, bölge giysileri yapıldıkları kumaşlarla da dikkati çeker. Bir zamanlar bölgedeki ham maddelerin zenginliği ipek ve pamuklu ve yün dokumacılığının gelişmesini sağlamıştı. Bölgede üretilen kumaşlar ayrıca diğer bölgelere de satılırdı. Kadın giysileri genelde ipek, kadife ve pamuklu kumaşlardan yapılırdı. Erkek giysileri ise yün veya pamukludan üretilirdi. Zengin kadın giyimleri ipek, çetayi, bindallı gibi kumaşlardan yapılırdı. Giysilerin biçimleri, renkleri, üzerilerindeki süslemeler kişiye ait bilgilerin hemen hemen tümünü kolaylıkla verebilirdi. Giysisinden kişinin ekonomik ve sosyal durumunu anlamak mümkündür. Genç kız, evli kadın veya dul bir kadın giysilerinden kolaylıkla ayırt edilebilirdi. Genç kız ve genç gelinler daha parlak, daha süslü giysiler

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Eskişehir’den giyim kuşamdan da bahisle şöyle söz eder:

“…Havasının letafeti dolayısıyla güzelleri çoktur. Halkı, gurbetten gelenlere dost kimselerdir. Çuha ve güzel kumaşlar giyen âyânı çoktur. Şehrin dört çevresi gül, gülistan, bağ ve bostan olup, hububatı çok bir şehirdir. ”

Evliya Çelebi’nin yazısında bizim açımızdan önem taşıyan bölüm; “Çuha ve güzel kumaşlar giyen âyânı çoktur.” cümlesidir. Evliya Çelebi dönemi (1611-1683) düşünüldüğünde bu tür kumaşların, Eskişehir’de dokunması veya yakınındaki Bursa, Kütahya veya Denizli’den getirilmesi gerekiyordu. Öyle ki Eskişehir İline bağlı Dağküplü Köyünde hala pamuklu kumaş dokumacılığı yapılmaktadır. Sarıcakaya Mihalgazi ilçelerinde ise kimi evlerde hala tek tük ipekli dokuma tezgahları bulunmaktadır.

Bilindiği üzere Eskişehir, Türkiye’nin en çok göç almış bölgelerinden biridir. Eskişehir’deki yerleşim dört farklı dönemde ele alınabilir. Bunlar; Türklerin bölgeye yerleşmeleri ve hakim olmalarından önceki dönem (13. Yüzyıl öncesi). 13. Yüzyıldan başlayarak bölgeye Türk boylarının yerleşmesi ve bunu takip eden 18. Yüzyıla dek süren dönem. Bölgeye 18. Yüzyıldan itibaren başlayan Türkmen ve Yörük göçleri dönemi ve bölgeye 19. Yüzyılın başlarından itibaren başlayan muhacir göçleri… Doğal olarak bölgeye gelen, Yörük ve Türkmenler, Kafkasya göçmenleri, Kırım göçmenleri, Balkan göçmenleri kendi giyim kültürlerini de beraberlerinde getirmişlerdir.

Bölgede yerli halk Manavlar, Yörük ve Türkmenlerin kullandığı yaklaşık on farklı kadın giysisi bulunmaktadır. Bu giysilerin bir kısmı birbirine çok benzerler fakat bitişik köylerde aynı giysinin farklı adlarla anıldığı görülür. Giysilerin bir kısmı, mesela Altıparmak ve Hint Kumaşı, adlarını, kullanılan kumaştan almıştır. Kadın giysilerinin hemen hemen tümü “Ağır Esvap” adıyla anılır. Ağır esvapların en önemlilerinden biri, bir tür cepken ve şalvardan oluşan Sarka-Kasnaktır. Sarka-Pesent olarak da adlandırılır. Kadın giysilerini Türkiye genelindeki adıyla da cepken-şalvar ve baştan giyilenler olarak sınıflayabileceğimiz biçimde “entari” ve “gömlek” (yerel ağızla göynek) olarak iki başlık altında toplayabiliriz. Aşağıda verilen bilgiler, genelde cepken ve şalvardan yola çıkılarak üretilen giysileri kapsamaktadır.

Sadece şalvar için yaklaşık doksan (90) farklı kesim ve dikim biçimi olduğu göz önünde tutulursa giysilerin çeşitliliği ve kültürel zenginlik kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Bazı kaynaklarda Eskişehir çevresinde kullanılan “meydani” adıyla anılan yöresel bir giysiden de söz edilmektedir. Meydani bir tür ipekli kumaştır. Genelde varlıklı ailelerin tercih ettiği bir ipekli türüdür. Meydani gibi “tamaşa” da bazı kaynaklarda adları geçmiş, ancak bugün hiçbir örneği bulunmayan “üç etek “ türü giysilerdir.

YÖRESEL KIYAFETLER

Sarka-Kasnak (Pesent)

Sarka-kasnak veya sarka-pesent, bölgede en çok tercih edilen giysilerdir. Sarka önü kapanmayan bir tür cepkendir. Şalvar ise “kasnak” veya “pesent” olarak adlandırılır. Eskişehir’in farklı bölgelerinde farklı sarka-kasnaklar kullanılır. Mesela, Eskişehir Merkezindeki Manavların giydikleri sarka-kasnak, ki merkezde bu ad tercih edilir, Sivrihisar veya İnönü’deki sarka-pesent (kasnaktan) farklılık gösterir. Bu farklılıklar genelde üzerlerinde yer alan motifleriyle ve zaman zaman da kesim biçimleriyle ilgilidir. Sarka işlemeciliğinin günümüzden yüz yıl öncesine dek bölgede yaşayan Ermeni nakışçılar tarafından yapıldığı ve Türk kadınların işleme tekniğini Ermenilerden öğrendikleri söylenir. Ancak buna ilişkin herhangi bir yazılı kaynağa rastlanamadı. Sarkalar bölgede işlemeleri en ağır olan yöresel giysilerdir.

Sarkaların Üretim Biçimi: Sarka-kasnak’ın üst kısmını oluşturan sarka bir tür cepkendir. Kadifeden yapılır. Daha zarif olması istenen modellerde ince ipek kadife kullanılır. Renk olarak kırmızı, bordo, çok ender olarak mor, siyah ve lacivert kullanılır. Eskişehir’de yapılan araştırmalar sırasında bir Yörük köyünde yaklaşık 150 yıllık mavi renkli ve çuhadan yapılmış bir sarka belirlenmiştir.

Sarkalar yuvarlak, zıbın yaka denilen bir yaka biçimine sahiptir. Kollar gövdeye kol oyuntusu olmadan düz biçimde takılır. Bir başka deyişle kolların açık biçimiyle sarka “T” biçiminde görülür. Sarka yapılacak kumaş, bu genellikle kadifedir, ölçülere göre kesilir. Parçalar teyellenerek giysi kabaca ortaya çıkartılır. Daha sonra sim sarma tekniğiyle genellikle altın veya gümüş simle desenler işlenir. Desen aralarına pul veya boncuk, varlıklı bir aile ise küçük inciler dikilir. Sarkanın kol kapaklarına da işlemeler yapılır. Giysinin öne ve arka kısımlarına sim iplikten püsküller yapılır. Genelde ön tarafa, her iki yana üçerden altı adet, arkada ise bir tane ortada, birer tane yanlarda üç adet püskül konur. İşlemelerde bereketi simgeleyen çavdar veya buğday başağı motifleri stilize edilerek kullanılır.

Kumaşın işlemesi bittikten sonra, parçalar ters taraftan ütülenir. Bunlar daha sonra dikilir. İç kısım genellikle beyaz patiska ile astarlanır. Bazı durumlarda sarkanın rengine uygun astar da kullanılır. Sarkanın tamamlayıcısı olan şalvar, “kasnak”, “pesent” veya “don” adıyla anılır. Şalvarlar da kendinden desenli ipekli kumaştan veya düz ipekli veya ipek, keten karışımıyla dokunmuş kumaştan veya atlastan yapılır. Şalvarın dikilmiş biçimi bir “M” harfini andırır. Ön kısımda sarkan bölüm giyilme sırasında kemerin altında toplanır. Renkleri çoğu zaman vişne çürüğü, pembe, zaman zaman mavi ve mor olabilir.

Kasnak veya pesent genellikle sarka kumaşından birkaç ton açık olur. Şalvarlarda kullanılan kumaş on metreye kadar çıkar. Bazı kasnaklarda sadece kumaşın motifiyle yetinilip paça ağızlarına hafifi desenler işlenirken bir kısmı da aynı sarkada olduğu gibi her tarafını kaplayacak biçimde sim sarmayla işlenir. Üzerinde pullar ve boncuklar yer alır. Son olarak kasnağın iç kısmı beyaz patiska veya mermerşâhi ile astarlanır.

Kasnağın kumaşı genelde sarkaya göre daha ince olduğu için, kumaşın işlemeyi taşıyabilmesi için önce ince bir astarla kaplanır (duble edilir) daha sonra işlemesi yapılır. Eğer kumaşın içine ince bir astar konmazsa zaman içinde, işlemelerin yapıldığı yerlerdeki kumaş erimeye başlar. Sarka-kasnak sadece bir kez kullanmak için değil, bir hayat boyu kullanmak üzere tasarlanır. Dolayısıyla iyi korunması gerekir. Koruma için genellikle bohça kullanılır. Bohçanın içine sabun, rendelenmiş sabun veya açılmış ve tütünü açığa çıkartılmış sigara veya bohçanın korunduğu dolaba ceviz yapraklan konur. Bu önlem güve vb. böcekleri bohçadan uzak tutar.

İçe ise “dikolte” veya “dikolta” olarak adlandırılan genelde beyaz kumaştan askılı, göğüslerin üst kısmını gösterecek kadar düz ve derin kesilmiş bir giysidir. Dikolte, yerel ağızda “dekolte” nin bozulmuş halidir. Gerdan ve göğüs, elmas veya inci takıyla kapatılır. Kırsal kesimde göğüs kısmının görünmemesi için “önlük” adı verilen ve renkli pamuklu kumaştan yapılan bir parça boyundan bağlanır. Kolların ucuna, yakaya ve etek kısmına simli şerit dikilir ve sarka tamamlanır.

Sivrihisar sarkalarının işlenmesi sırasında 10-15 cm. çapında kalın kartondan kesilmiş bir kalıp kullanılır. Kalıbın çevresinden sim iplikler geçirilerek işleme yapılır.

Altıparmak

Altıparmak bir kumaş çeşididir. Bu tür kumaşlardan yapılan giysiler “altıparmak” olarak adlandırılır. Altıparmak, “çetayi”, “çitari ”, “çitai ” gibi adlarla da anılır. Altıparmak veya çetayi kumaş hem şalvar ve cepken yapımında, hem de “entari” yapımında kullanılır.

Altıparmak kumaş kullanılarak cepken ve şalvardan oluşan takımlar dikilir. Altıparmaktan dikilen, cepken ve şalvarın, sarka-kasnaktan farklı olarak alt ve üst kısımları aynı kumaştandır. Sarka-kasnakta şalvar yukarıda da belirtildiği gibi, sarkadan bir iki ton açık renkte yapılmaktadır. Altıparmak kumaştan yapılan şalvarın bacak önü ve arkasına aşağıya dek inen sulu işleme yapılır. Bu bazen iki sıra bazen dört sıradır. Suyolu işleme sayısı ön ve arkada eşit sayıda olduğu için, şalvarın ön veya arka kısmı yoktur. Her yüzü de kullanılabilir. Altıparmak kumaşın enli ve birden çok renkli olanı “altıparmak” olarak adlandırılırken, iki renk ve ince çizgilileri “çetayi”, “çitari”, “şitari” gibi adlarla anılır. Bazı çetayi kumaşlar ipek-keten karışımıyla dokunur.

Eskişehir giysileri üzerine yapılan bir çalışmada, 1920 yılından kalma, çok iyi korunmuş bir çetayi “entari” veya Eskişehir Odunpazarı’nda yaşayan Manavların deyimiyle “enteri” ile karşılaşılmıştır. Bu giysinin gelinlik olarak kullanıldığı da anlatıldı. Eskişehir geleneklerine göre, kız evinde yapılan tören sonrası çok sayıda fayton süslenir, gelinin çeyizi bir arabaya konur, gelin ilk faytona biner ve düğün alayı da diğer faytonlara binerek gelini kocasının evine götürürlermiş. Daha sonra dua ve törenle gelin kocasının evine girermiş. Bu gelenek 1950’li yıllara dek devam etmişti.

Canfes (Canfez)

Canfes saf ipekten dokunmuş bir kumaştır. Hafif ve göreceli olarak ince ancak sert bir kumaştır. Tafta’ya benzer. Kırmızı, mavi, bordo veya erguvan renklerinde olabilir. En çok tutulanı “al canfes”tir. Canfes de aynı altıparmak gibi bir kumaş türüdür. Bundan da farklı giysiler yapılabilir. İnce olduğu için genellikle yaz giysilerinde kullanılabilir. Böyle olmasına karşın canfes kumaştan yapılan giysiler farklı bir giysi türü veya modeliymiş gibi sınıflanmaktadır. Canfesten yapılan cepken ve şalvar altın veya gümüş sim iplikle işlenir. Giysi üzerindeki motifler birbirinin tekrarıdır. Cepkenin bel ve etek kısmındaki ve şalvarın ayak bileğindeki motifler birbirinden farklılık gösterir. Canfesten yapılan cepkenin kol ağızları (manşeti) kolu sıkacak biçimdedir ve kol ağızlarında da işlemeler bulunur. Canfese benzer bir giysi de dizbağlı olarak adlandırılır.

Cezi

Cezi, cepken ve şalvardan oluşan yöresel bir giysidir. Genelde düz renk ipekli kumaştan yapılır. Şalvar ve cepken aynı renktir. Cepkenin yakası “V” biçiminde kesilmiştir. Yaka kenarları işlidir. İşleme diğer kıyafetlerde olduğu gibi, altın sim iplikle yapılır. Cezi şalvarının ön ve arka kısımlarında ikişer sıra sulu işleme vardır. Bu işlemeler ön ve arka kısımlarda “V” harfi biçiminde birleşir ve estetik bir görünüş oluşturur. Bazı cezilerde sulu işleme yerine yan taraflarında çiçek işlemeleri yapılır. Kol ağızlarında da işlemeler vardır. Bu işlemeler genelde gül motifi biçimindedir. Bunlar “pançaklı cezi” olarak adlandırılır. Gezide tercih edilen renkler, yeşil, vişne çürüğü, kırmızı, mor, mavidir.

Kıron

Kıron, sarkaya göre daha az işleme içerir. Kıronun kollan sarkaya göre daha uzundur. Kol ağızlarında geniş manşetler bulunur ve bunlar da işlidir. Kıronda bordo kadife kullanılır. Sarkada olduğu gibi ön kısmı açıktır. Kıron ve hörgüçlü kıron olarak ikiye ayrılır. Kıronun omuz kısmına tutturulan bir parça varsa bu hörgüçlü kıron olarak adlandırılır. İç kısmına sarka da olduğu gibi “dikolte” giyilebilir. Ancak yaka kısmına göğüs kısmını kapatmak için işli bir parça konur. Kıronun şalvarı yaklaşık 5-6 metre kumaştan dikilir. Ön kısmına “su yolu” veya “su” denilen bir işleme konur. Bacaklar birleştirildiği zaman bu sulu işlemenin “V” biçimini alması makbuldür. İşlemede sim ve sırma kullanılır.

Sevai

Sevai bir kumaş türüdür. Bu kumaştan yapılan giysiler de sevai olarak adlandırılır. Sevai kumaş ipeklidir ve kendinden desenlidir. Bazı tür sevai kumaşlar altın veya gümüş telle dokunur. Bunlar telli sevai olarak adlandırılır. Sevai kumaştan yapılan cepken-şalvar veya diğer giysiler kanımızca, zenginlik, gösteriş ve estetik konusunda sarka-kasnaktan sonra ikinci sıraya oturtulabilir. Sevaiden yapılan cepkenler uzun kolludur. Geniş yakaları vardır. Kol ağızları genelde kapaklı olur. Kol ağızları ve yakalar simle işlidir. Kumaş kendinden desenli olduğu için işlemeler kol ve paça ağızları ve yaka kısmında yoğunlaşmıştır. Şalvarın ise paçaları sim işlidir.

Hint Kumaşı

Hint kumaşı da bir kumaş türüdür. Bu kumaştan cepken-şalvar veya entariler yapılabilir. Çoğu zaman parlak açık renklidir. Genelde üstte Bol kollu, omuzlan pileli ve vatkalı, bele oturan bir cepken bulunur. Yaka bu cepkenin üzerine takılır. Alta şalvar veya etek giyilir. Diğer şalvarlarda olduğu gibi 8-10 metre kumaş yerine 5-6 metre kumaş kullanılır. Şalvar daha dardır ve uçkurludur.

Sarka Üç Etek

Eskişehir, kent ve ilçe merkezlerinde kadınlar arasında bir tören giysisi olarak sarka – pesent (kasnak) çok yaygın olduğundan söz edildi. Hemen hemen her genç kız ve kadının sandığında bir takım bulunur ve düğün. Bayram, Hıdırellez, Nevruz gibi günlerde giyilir. Kırsal kesimde de benzeri giysiler yaygındır. Bunlar arasında özellikle Yörük boylarının yaşadığı dağ köylerinde “sarka – üç etek” giyilir. Böylesi bir giysi şu parçalardan oluşur: Tepelik (Başlık), Sarka, Yakalık, Enteri (Üç Etek) ve Önlüktür.

Başta gümüş bir tepelik vardır. Tepeliğin üzerine çelme bağlanmıştır. Çelmenin üzerinde iki farklı renkli genellikle (sarı-yeşil) veya (sarı-siyah-yeşil) renklerde ince ipek kumaştan veya ince tülbentten yapılmış detay “çeki” yapılır. Buna “kepez” adı da verilir. Gelin için yapılırsa bu “kepez düzme” olarak adlandırılır. Üst kısımdan “cılır” adı verilen bir parça vardır. Bu tepeliğin cılırı olarak adlandırılır. Çelme elde katlayarak yapılır. Arasına kaymaması için ince kâğıt konur. Tepeliğin üst kısmından “akçe” sarkar. Bu örneğimizde Osmanlı döneminden kalma gümüş akçeler kullanılmıştır. Bu da giysinin yaşıyla ilgili söylenenlerin doğruluğunu ortaya koyar. İç kısımda “ak yağlık” vardır. Yağlık “saçak” olarak da bilinir. Beyaz el dokuması pamuklu kumaştır. Ak yağlığın alt kısmında boncuk vardır. Buna “deve boncuğu” denir. Deve boncuğu ağırdır. O yüzden deve boncukları önce bir beze dikilir ve öyle kullanılır.

Sarkanın içine “enteri” giyilir. Bu üç etektir. Kumaşı kutnudur. Kutnu kumaş ipek ve pamuk ipliğinden dokunur. Kutnu kumaş dokumacılığı Güneydoğu Anadolu’da Gaziantep’te devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Yaka kısmında “Yakalık” adı verilen gerdanı ve göğsü kapayan dikdörtgen bir bez parçası vardır. Bu bez basma veya pazenden yapılır.

Çorap Sarka-Pesent detay Enlerinin üzerine pembe el dokuması pamuklu kumaştan bir önlük bağlanır. Önlük üzerinde gümüş bir kemer vardır. Kemer Yörük renklerini içeren kırmızı yeşil ve sarı renkteki, el dokuması kolon ipiyle öne bağlanmıştır. Gümüş kemer stilize koç boynuzu biçimindedir ve mükemmel bir işçiliği vardır. Gümüş zincire bağlı gümüş akçeler sarkar. Ayakta beş tığ ile örülmüş yün çorap bulunur.

İnönü İlçesinde Kullanılmış Olan Erkek Giysisi

Başlık olarak bordo renkli çuha kumaşın kalıplanmasıyla oluşturulmuş bir fes vardır. Fesin üzerine poşu dolanır. İnönü bölgesinde kullanılan poşular parlak ipekli kumaştan yapılır ve genellikle kırmızı, sarı ve üzerinde ince yeşil mavi renklerden oluşur. İnönü yöresi poşuları enli biçimde fes üzerine dolandıktan sonra sol taraftan düğümlenir. Bilindiği gibi sarı, kırmızı, yeşil ve mavi renkler Yürüklerin kullandığı renklerdir. Göynek veya gömlek kutnu kumaştan yapılır. Gömleklerde sarı, kırmızı çizgili kumaşlar tercih edilir. Mor-beyaz çizgili de olur. Gömlek uzun kollu ve yuvarlak yakalıdır. Önden düğmeyle kapatılır. Kol ağızları manşetli ve kol düğmelidir. Cepken bölgedeki diğer benzer giysilerin aksine uzun kolludur. Diğer bölgelerde kolsuz (kartal kanadı) olur.

Giysinin ön kısmında siyah yün iplikten işlemeler vardır. İşlemeler yine diğer bölgelerle karşılaştırıldığı zaman daha sadedir. İşleme cepkenin eteklerinde ve kol ağızlarında devam eder. Cepken yakasızdır, mavi, ince çuha kumaştan yapılmıştır. Yaka ve eteklerde ince beş sıra siyah kordon işleme vardır.

Şalvar veya potur cepkenle aynı kumaştan yapılmıştır ve dize dek uzanır. Ağı geniş, giyimi rahattır. Belde şal kuşak vardır. Kuşak kırmızı, sarı ve yeşil renklerden oluşur. Üzerinde pullu, sim işli ve iğne oyalı mendil bulunur.

Kafkas Göçmenlerinin Giysileri

Eskişehir’de yaşayan etnik gruplardan biri de genel olarak Çerkez olarak adlandırılan ancak Adige, Abhaz, Karaçay gibi farklı Kafkas halklarından oluşan topluluklardır.

Eskişehir’de bugün 11 Adige köyü, 22 Abhaz Köyü, 5 tane de Karaçay Köyü bulunmaktadır. Eskişehir Merkez ve köylerinde yaklaşık 35 bin Kafkas göçmenini yaşadığı düşünülmektedir.

Eskişehir çevresinde yaşayan Kafkas göçmenleri, geleneksel giysilerini son dönemde düğün vb. etkinliklerde ve geleneksel dansları yaparken giymektedirler. Bir başka deyişle söz konusu giysiler gündelik hayattaki işlevlerini neredeyse yitirmiş bulunmaktadır.

Kafkas kadınlarının bir zamanlar giymiş oldukları giysiler şöyle sıralanabilir: Kaftan, kemer, içlik, korse (çuba), başlık (kep), başörtüsü, ayakkabıdır. Kafkas kadın giysileri, genelde oldukça süslü, işlemelidir. İşlemeler altın ve gümüş sim ile yapılmıştır. Kaftanın üst kısmı bedeni sarar. Kol ağızları oldukça geniş ve rahattır. Belden aşağı olan bölümü ise oldukça geniş ve rahat kesimlidir. Kaftanların ön kısmı, etekleri ve kolları altın ve gümüş sim ile işlenmiştir.

Kaftanlar çoğu zaman kendinden desenli Çin ipeğinden yapılır. Üzerinde ayrıca dikilmiş süslemeleri bulunur. Yaka yuvarlak kesimlidir ve yaka kapakları yoktur. Kaftanın ön kısmı açıktır. Bele doğru incelen kesimi vardır ve bel sonrasında bollaşır ve bir çan etek biçimini alır. Burada en ilginç olan ise, kaftanın kesim biçimidir. Koltuk altına konan bir parça sayesinde kaftanı giyen kişi kollarını ne kadar kaldırırsa kaldırsın etek boyunda herhangi bir yükselme olmaz. Bir başka deyişle, etek boyu hep aynı seviyede kalmaktadır. Bu özellik geçtiğimiz yıllarda dünyanın önemli “blue jean” firmalarından biri tarafından kullanılmaya başlanmıştır.

Omuz vatkalı gibi düşünülür ve kollar bileklere dek uzanır. Kol ağızları geniş ve yırtmaçlıdır. Kol ağızları ve yakadan aşağıya dek olan ön kısımda altın renkli ipek kumaştan bir biye geçirilmiştir. Giysiler oldukça muntazam, dikkatli bir el dikişiyle dikilmiştir. Kaftanın içine beyaz bir gömlek giyilir. Gömleğin etekleri kaftanın boyundadır ve iç kısmı astarlıdır. Gömleğin üzerine, bir önlük takılır. Önlük bordo kadifeden yapılır ve üzeri gümüş kopçalarla süslüdür.

İçlik, kaftanın içine giyilen bir parçadır. İçlikle de aynı kaftanlar gibi işlidir. İçlik aynı kaftan gibi tek parça olabileceği gibi, iki parçadan da oluşabilir. Tek parça olanların kaftandan farkı önlerinin kapalı olmasıdır. İçliklerin göğüs kısmına gümüş düğmeler dikilir. Gümüş düğmeler savatlı olabilir. İçliklerde ipek gibi kumaşlar kullanılır.

Bele kemer takılır. Kemerler oldukça kaliteli işçilikle oluşturulmuştur. Genellikle gümüşten yapılır. Ancak çok güzel altından yapılma örnekleri de vardır. Kemerler tek parça olabileceği gibi, farklı parçaların birbirlerine montesiyle de oluşturulabilir.

Kafkasyalı kadınlar bir zamanlar çuba adı verilen bir tür korse kullanırmış. Küçük yaşlarda giyilen bu korse vücudun orantılı biçimde gelişmesini sağlarmış. Korse ancak evlenildiği zaman çıkartılırmış. Söz konusu korsenin dik durması için, kemik veya ahşap destekler konurmuş, bu destekler gece yatarken çıkartılırmış. Kafkasyalı kadınların kıyafetlerini tamamlayan parçalardan biri de keplerdir. Kepler de işli olur ve üstlerine başörtüsü örtülür. Kepler fese benzer ve üzerine şal sarılır. Şal uzun püsküllü ve ipektendir, boyundan dolanarak başın arka kısmında bağlanır.

Kafkas erkeklerinin giysileri ise Çerkeska, Kemer, Kalpak, Keçe Başlık (Şapka), Gömlek, Pantolon, Ton, Yamçıdır. Tüm bunlarla birlikte kama kullanılır.

Çerkeska adı verilen bir tür kaftan olan giysi tüm Kafkas halklarının simgesi gibidir. Üst bölümü bele kadar vücudu sarar. Etek kısmı ise oldukça boldur ve hareketleri kısıtlamaz. Genellikle çuhadan yapılır. Çerkeska’nın Rus çarı tarafından çok beğenildiği ve Kazak süvarilerin üniforması hâline getirildiği söylenir. Kemer Çerkeska’nın tamamlayıcısıdır. Gümüşten yapılır. Üzerinde savatlı işlemeler bulunur. Kama da kemer gibi hem giysiyi tamamlayan bir aksesuar hem de her Çerkez erkeğin taşıdığı bir silâhtır. Kamaya çok önem verilir. Kalpak hem sosyal sınıfı ve mensup olunan halkı gösteren hem de başı soğuktan koruyan bir giysidir. Genelde av hayvanlarının postlarından yapılır. Gömlek Çerkeska’nın içine giyilir. Uzun kollu ve dik yakalı olur. Pamuklu ve ipek kumaştan yapılır. Kol ve yakalarda sade işlemeler görülür. Kaytan düğmeler kullanılır. Pantolon Uzun paçalı, uçkurlu, çuha vb. kumaştan yapılan ve hareketleri engellemeyen bir yapıya sahiptir. Bunlar dışında yağmur, rüzgâr ve kardan korunmak için Ton ve Yamçı kullanılır. Ton koyun veya keçi derisinden yapılırken, yamçı keçeden yapılır. Kafkas Çizmesi, yumuşak deriden olur ve kolay hareket etmeyi sağlar. Tabanlarında yumuşak kösele kullanılır.

Tatar Göçmenlerinin Giysileri

Eskişehir’de yaşayan diğer etnik gruplarda olduğu gibi, Tatar giyimleri de artık, düğün, toplantılar, farklı kutlamalar ve geleneksel danslarda giyilen kıyafetlere dönüşmüştür. Özellikle Tatar köylerinde birçok aile, aile yadigârı olan geleneksel giysileri korumaya ve genç kuşaklara aktarmaya çalışmaktadır. Bunun dışında Eskişehir’de bulunan Tatar kültür dernekleri de geleneksel giysilere sahip çıkmaktadır. Eskişehir’de yapılan çalışmalarda bu giysilerin iyi korunmuş güzel örneklerine rastlanmıştır.

Eskişehir ve çevresinde iskân edilen emik gruplar arasında Kırım, Karadeniz’in kuzeyi ve Romanya’dan gelen Tatarlar da vardır. 1853-1856 yılları arasındaki Kırım Savaşının Osmanlı’nın da içinde olduğu müttefiklerin yenilgisiyle bitmesi sonucunda sayıları yüz binleri bulan Tatarlar farklı yollardan Anadolu’ya göçtüler. Bu grupların bir kısmı Kırım’dan Sinop ve Samsun limanlarına deniz yoluyla gelirken bir kısmı da, Karadeniz’in kuzeyini dolaşarak Romanya ve Bulgaristan üzerinden Anadolu’ya ulaştılar. Anadolu’ya göçen grupların önemli bir kısmı Eskişehir-Polatlı arasında yer alan uçsuz bucaksız ovada iskân edildiler. Ovada onlarca Tatar köyü kuruldu. Doğal olarak Tatarlar da diğer etnik gruplar gibi, kültürlerini Anadolu’ya taşıdılar. Uzunca bir süre kapalı bir toplum hayatı süren Tatarlar zaman içinde toplumun içinde yer aldılar.

Eskişehir’de yaşayan diğer etnik gruplar gibi. Tatarların da giyim kuşam gelenekleri olabildiğince değişmiştir. Geleneksel Tatar giysileri günümüzde, bir bahar şenliği olan Tepreş, düğünler ve Tatar Halk Dansları gösterilerinde kullanılmaktadır. Ancak geçmişten kalan giysiler de korunmaya çalışılmaktadır. Diğer etnik gruplarda olduğu gibi Tatarlar da da kadın kıyafetleri daha iyi korunmuş ve günümüzde dek gelebilmiştir. Erkekler iş, alış-veriş, askerlik vb. gibi sebeplerle köylerinden ayrılıp daha büyük yerleşim ve kentlere gittikleri için hızla kentlerde giyilen kıyafetleri benimsemişlerdir. Giysilerde pamuklu ve ipek kumaşlar, deri, yün, kürk vb. malzemeler kullanılır.

Geleneksel kadın ve erkek kıyafetlerinde ortak olan gömlek ve kaftandır. Kadınlar, içlerine bir gömlek giyerler, mevsimine göre gömlek uzun veya kısa kollu olabilir. Gömlek açık yakalıdır. Gömlekler ipek veya keten olabilir. Gömlek dizlere dek uzayabilir. Bol bir şalvar ve şalvar üzerine çoğunlukla yün bir etek giyilir. Hepsini üzerine ise yaklaşık diz hizasına dek uzayan kadife bir kaftan giyilir. Kaftanlar derin yırtmaçlıdır. Kaftanlar gümüş simle ve şeritlerle işlenmiştir ve kaftanın beline işçiliği çok iyi olan bir gümüş kemer takılır. Gümüş kemerlerin bazılarında oldukça iyi savat süslemeler bulunur. Tatar kadınları evde bugünkü mestlere benzeyen, yumuşak deriden yapılmış bir pabuç giyerler.

Eskişehir civarına gelen Tatarların çok önemli bir kısmı Kırım’dan gelmiştir ama bunun yanı sıra Dobruca’dan gelenler de vardır. Geçmişte Tatar kızları ve kadınları saçlarını uzatıp örerlermiş. Ördükleri saçlarının uç kısmına ise nazardan korunmak için, içinde nazar dualarının yazılı olduğu küçük nazarlıklar takarlarmış. Yine geçmişte, üzerleri paralarla veya altın sim işlemelerle süslü fesler giyilirmiş. Feslerin üzerine ise maranta adı verilen çoğu zaman beyaz renkli bir örtü konurmuş. Kış aylarında ise yün şallar kullanılırmış.

Doğal olarak mevsimlere göre giyim kuşam da değişiklik gösterir. Kürk kış aylarının tamamlayıcısıdır. Bazı kaynaklar varlıklı bir Tatar kadınının kış aylarında kullanmak üzere on adet civarında kürk giysisi olduğundan söz eder.

Erkek kıyafetlerinde ise kalçaya dek gelen bol bir gömlek bulunur. Bol, hareketi engellemeyen bir pantolon vardır. Gömlekle aşağı yukarı aynı boyda bir cepken üste giyilir. Bele kemer yerine genellikle kırmızı renkte bir kuşak sarılır. Başta ise kırmızı bir fes bulunur. Kış aylarında ise genellikle av hayvanlarının postlarından yapılma bir kalpak giyilir.

Balkan Göçmenlerinin Giysileri

1800’lü yıllarla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamaya başlaması ve Balkanlarda gücünü yitirmesiyle birlikte, bugünkü Bulgaristan, Makedonya, Bosna-Hersek, Yeni Pazar, Kosova, Arnavutluk ve Yunanistan’dan Anadolu’ya göçler başlamıştır. Ancak söz konusu göçlerle Anadolu’ya gelenler farklı uluslar veya etnik gruplar değildir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanları fethetmesiyle, Anadolu’dan özellikle Konya ve Karaman’dan Balkanlara yerleştirilmiş Türk-Müslüman ahâlinin torunlarıdır. Diğer etnik gruplarda olduğu gibi, Rumeli’den göçen gruplar da günümüzün koşulları dolayısıyla geleneksel giysilerini sadece düğün, bayram, şenlik vb. durumlarda kullanmaktadır. Ancak söz konusu giysiler içinde çok iyi korunmuş örnekleriyle karşılaşmak mümkündür.

Eskişehir ve çevresinde Balkanların neresinden göçmüş olursa olsun, söz konusu göçmenler kısaca “muhacir” (yerel ağızda macır) olarak adlandırılır. Çok farklı kültürel çeşitlilik sunan Balkan coğrafyası, doğal olarak giyim kuşamda da çeşitlilikleri sunmaktadır. Ancak birbirleriyle kesişen birçok nokta da bulunmaktadır. Özellikle Balkanlarda oldukça gelişmiş bir dokumacılık geleneği vardı. Pamuklu, ipek vb. kumaşlar dokunmaktaydı. Dolayısıyla söz konusu dokumacılık tekniklerinin yansımalarını giysilerde de görülürdü.

Kadınların tören giysileri olabildiğince renkli, pahalı kumaşlardan yapılır. Kumaşlar, martin kumaşı, hama kumaşı olarak adlandırılan ipek kumaşlardır. Bunun yanında atlas kumaşlar da kullanılmıştır. Atlas kumaşlar üzerine altın ve gümüş simlerle işlemeler de yapılmıştır. Kadınlar, şalvar ve entari ve gömlekler kullanırlardı. Şalvar ve entarilerin üzerine yelekler giyilirdi. Belde kuşak ve madenî kemerler de kullanılırdı. Kuşaklar genellikle dokuma olurdu. Söz konusu kuşaklar uçkur olarak adlandırılırdı. Uçkurlar üzerine mutlaka işlemeler yapılırdı. Gömlekler genellikle bürümcük adı verilen ince pamuklu-ipekli karışımı, el dokuması kumaştan yapılırdı. Bürümcük gömleklerin kollarına ve göğüs kısmına işlemeler yapılırdı.

Balkanlardan göçen kadınlar iğne oyası, tığ, mekik ve boncuk oyalarını yapmada oldukça beceriklidirler. Başlarına iğne oyası ve diğer süsleme teknikleriyle yapılmış başörtüleri örterlerdi. Ailelerin maddi durumlarına göre göre de farklı takılar kullanılırdı. Sokağa çıkarken, çuhadan yapılma ferace veya yeldirme adı verilen pratik örtüler kullanırlardı.

Ayakta genellikle elde, beş şiş ile örülmüş yün çoraplar giyilirdi. Söz konusu çoraplar çok renkli ve değişik motifler içerirdi. Motiflerin her birine ayrı adlar verilirdi. Terlik, kısa veya uzun konçlu, altı kösele sahtiyan çizmeler, yemeniler, nakışlı ve nakışsız nalınlar ayakta kullanılırdı.

Erkek kıyafetleri, farklı kumaşlardan yapılmış gömlekler (mintanlar), kollu ve kolsuz camedan veya camadan, fermene, kavuşturmalı yelek, salta, farklı tipte yelekler, cepkenler, farklı kesimde poturlar, ağlı şalvarlar, fes, kuşak, ve değişik tipte ayakkabılardan oluşurdu. Başı örtmek için fes kullanılırdı. Gömlekler genellikle el dokuması bürümcük veya pamuklu kumaşlardan yapılırdı. Bölgelere göre erkek gömlekleri ya düz veya işli olabilirdi.

Erkekler şalvar veya potur giyerdi.. Ancak erkek şalvarlarının kesimi kadınlarınki kadar bol olmazdı. Poturlar ise farklı kesim biçimlerine sahipti. Bazı poturların ağı dar olurdu. Bazı poturların ise cep ağızları, ayak bilekleri kaytan ile işlenirdi.

Ayaklara genellikle altı kalın köseleli yemeniler veya çarık giyilirdi. Çoraplar da kadın çorapları gibi yünden örülürdü. Erkek çoraplarında kadın çoraplarında olduğu gibi çok fazla nakış bulunmazdı. -Kaynak 1-

GİYİM, KUŞAM, SÜSLENME

Eskişehir yöresinde manavların, Yörük – Türkmenlerin, Kırım Tatarlarının, Kafkas halklarının geleneksel kadın giyim örneklerine rastlanır. Han yöresinde görülen “saya”lar doğanın gelin üzerinde yansımasıdır. Sayanın içten dışa doğru sırayla giydirilmesi ve gelin başı özenle yapılır. Mihalıççık ve Mihalgazi yöresinde görülen İzmirli ve Çitare şalvarlı takımlar olup isimlerini kıyafetlerin kumaş türünden alır. Geleneksel kıyafetlerin kullanılmasında en özgün yapıya Muttalıp’ta rastlanır. Tamamı şalvar takımdan oluşan kıyafet çeşitleri yine kumaşın türünden ve işlemeden isimlerini alırlar.

Kıyafetlerin giyiminde kadın (gelin) ve kız ayrımı kesin (Sarıcakaya, Beyyayla Geleneksel kıyafetler) olarak ortaya konur. Üzerindeki kıyafetten onu giyenin gelin ya da kız olduğunu anlaşılabilmektedir. Günümüzde kumaş çeşitlenmesine bağlı olarak kadife ve şalvar takımlarının da değişik modelleri çıkmıştır. Buna bağlı olarak bu kesin çizgiler kadınlar tarafından yumuşatılmıştır.

Genç kızlar ve gelinler bazen benzer kıyafetleri giyebilmektedirler. Kafkas göçmeni bayanlar bel kesimi belirgin olan uzun kaftan giyerler ve başlarına cavluk denilen örtme bağlarlar. Bazı kıyafetlere uygun olarak da başlık takılır. Kırım Tatarı kadınların kıyafetleri de yine kaftandır ve başlık kullanırlar. (Alpu-Güneli-Kırım Tatar)

eskisehir-yoresel-giysilerEskişehir yöresinde genel olarak sarka-pesend (şalvar), uzun entari, üç etek kıyafetler göze çarpar, iğne oyalı kıron ve yazmalar başa örtülür. Eskişehir yöresinde yaşayan Yörüklerin bazıları (Aşağı kuzfındık, Yukarı kartal, Yusuflar gibi) daha gösterişli (ağır) olduğu için Kütahya yöresinde çok yaygın olarak dikilen ve işlenen üçeteği (tefbaşı) ve gösterişli iğne oyalarını da satın alıp kendi yörelerinde özellikle gelinlik olarak giymektedirler.

Beyyayla Karakeçili Türkmenlerinin giyimleri de ilgi çekicidir, içe paçalı don, üstüne üç etek, öne önlük giyilir. Başa sarılan örtmeye “aça”, açanın üstündeki parçaya “akyalık”, boyna takılan kırmızı boyunluğa “yakalık”, yeleğe “sarka”, kemere “gümüş kuşağı” denir. (Hacer Sağlam, Sarıcakaya, Beyyayla)

Mihalıççık, Çalkaya köyünde uzun entari, Trablus kuşak ve yelek; kutnu üç etek ve sarka takım olarak giyilir. (Sarıcakaya, Beyyayla Geleneksel kıyafetler)

Gelin kız, üç eteğin üstüne “deldek, deldak” denilen sarka türü kıyafet giyer. Bu kıyafetin astarı ile yüzü arası pamuk katmandan oluşur ve gelin kızı iri gösterir. Halk arasında kız beğenilirken de “Kendiliğinden deldaklı olsun.” ifadesi çok kullanılır. Gelinin kız arkadaşları da törene şalvarlarıyla katılırlar. Törene gelen tüm bayanların kendilerine ait şalvar takımları vardır. Oğlan yengeleri de törene katılırlar, hepsi de aynı renk ve desende şalvar takım giyerler. Bu şeklide oğlan tarafını temsil ettikleri belli olur. Damadın sağdıcı tören başlamadan önce kadın kılığında oğlanın evine silah atarak gelir ve heybesinde getirdiği çerezi kadınlara hediye eder. (Ummuhan Yavuz, Tepebaşı, Yusuflar)

fatma-tasci-hanSaya Giydirme: Sayayı Han yöresinde kadın ya da kız herkes giyer. Bir arkadaşı ona giyerken yardım eder. İçe pamuklu dokuma düz entari, altına koca don giyilir. Üstüne zıbın (yeşil) giyilir. üstüne şal kuşak bağlanır. Zıbının iki eteği arkaya kıvrılır ve ucundaki iple bele dolanır. Bele önlük bağlanır. Baş yapımına geçilir. Pullu alınlık paralı kısımlar alna gelecek şekilde başa tutturulur. Üstüne kara yazma dolanır ve alnın üstünden bağlanır. Kara yazmanın üstüne al yazma bağlanır ve düğümü alnın üst tarafından düğümlenir.

Al yazmanın üstüne yeşil yazma bağlanır ve düğümü yine alnın üst tarafında düğümlenir. Kara, al, yeşil yazma birer santim arayla üst üste getirilmiş olur. Yazmalardan sonra tepelik konur ve üstüne yüzeyi pembe olan çiçekli başörtüsü bağlanır, çeneden tutturulur. Belin arkasına sokma entariler (iki adet kare biçiminde yüzeyi siyah üstü çiçekli kumaşlar) geçirilir. En son kolçaklar kollara geçirilir. (Fatma Taşçı, Han, Erten Mahallesi)

eskisehir-yoresel-giysilerSivrihisar’da uzun entari, sarka-pesend ve sarka-üçetek takım olarak kullanılır. Gelin kızlara yöreye özgü Sivrihisar cebesi ve İncili küpesi alınır. Cebe özel tezgahta balıksırtı gibi örülür. İncili küpede on iki adet inci ve ortasında taş bulunur. Gelin kızlara alınan yöreye özgü özel takılardır. Yusuflar köyünde gelin kız kınada ve gelin suyu (ağırlık) uygulamasında İnönü kadifesi ve şalvar takımlar giyer ve tören sırasında sürekli kıyafet değiştirir.

Muttalıp’ta Çarşamba günü düğün başladığında kızlar kıron giyer ve başlarına krep örterler. Kıronu gelinler kesinlikle giyemezler. İşlemeli kadifeyi (İnönü kadifesi) sadece gelinler giyebilir. Başa iğne oyalı krep örtülür.

Çarşamba davet, Perşembe günü ahenk (fasıl, eğlence) yapılır. Ahenklerde gelinler sarka-pesend (ağır elbise) giyerler. Başlarına iğne oyalı krep örterler. Çitayil uzun çizgili (yeşil üzerine kerim çizgiler gibi) ve çok eskiye dayanan bir kıyafettir. Bu kıyafeti de sadece gelinler giyebilir, kızlar giyerse ayıplanır. 13-14 yaşındaki yeni yetme kızlar düz, basit şalvar takımı olan “cagar” giyerler ve ona uygun sade krep örtünürler. Gezi (Cızı) düz renk (mor, kırmızı) üzerine küçük çiçekleri bulunan şalvar takımıdır, Genç kızlar ve gelinler giyerler. -Kaynak 2-

footerKaynak-1: 81 İLDE KÜLTÜR ve ŞEHİR Say.141 ESKİŞEHİR VALİLİĞİ YAY.
Kaynak-2: Eskişehir’in Somut Olmayan Kültürel Mirası – ESOGÜ YAY.

Kategoriler
26 Eskişehir Yemekleri

Eskişehir Mutfağı

Yemek ve içmek insanın en temel ihtiyaçlarının başında yer alır. İnsan belki bir barınak olmadan da hayatını sürdürebilir, ama yemeden içmeden yaşayabilmesi imkansızdır. İlk insanla birlikte sadece toplayıcılıkla ve avcılıkla sağlanan yiyecekler, zaman içinde, ateşin ve kap kaçağın da bulunması ve geliştirilmesiyle, daha sistemli biçimde üretilmeye başlandı. Kısaca yemek ve içmek kültürün en önemli öğelerinden biridir.

Anadolu ise bu kültürün odak noktasında yer alır. İlk Çağ’dan günümüze kadar bu topraklarda yaşamış uygarlıkların süzgecinden geçip gelmiş çok zengin bir mutfağa sahibiz. Eskişehir’de birçok farklı kültürün kesiştiği, bir araya geldiği bir bölge olarak bu zenginlikten nasibini fazlasıyla almıştır.

Eskişehir Mutfağı dendiği zaman; Eskişehir yerlilerinin. Manavların, mutfağından oluşan “Odunpazarı Mutfağı”, Kafkasya’dan göçenlerin beraberlerinde getirdikleri “Çerkez Mutfağı”, “Kırım ve Tatar Mutfağı”, Balkan etkilerinin görüldüğü “Muhacir Mutfağı” ve “Rumeli Mutfağı” akla ilk gelenlerdir. Kuşkusuz Odunpazarı veya Manav mutfağı, gelen göçlerden ve farklı mutfaklardan ve diğer mutfaklardan da etkilemiştir. Bölgede Manav, Türkmen ve Yörük yemekleri birbirine muhakkak ki çok benzer.

Manav Mutfağı’nın temelini buğday, bulgur, hamur işleri ve et oluşturur. Sebze yemekleri hamur işlerini takip eder. Sebze yemekleri arasında bamyanın farklı bir yeri vardır. Bahar aylarında yabani olarak yetişen madımak, kuzukulağı gibi bitkiler tercih edilir.

Eskişehir’de haşhaş, börek, çörek ve gözlemelerde bolca kullanılır. Ayrıca haşhaş yağı da çok kullanılan yağlar arasındadır. Haşhaş yağının yanı sıra susam yağı, kuyruk yağı ve tereyağı da geleneksel yemeklerde kullanılır. Kavrulan haşhaş tohumları kıyma makinelerinde veya taş değirmenlerde ezilerek haşhaş yağı veya sıvı yağlarla karıştırılır börek, çörek veya gözlemelerde kullanılır. Odunpazarı semtinde yerliler hâlâ kış hazırlıklarım yaparlar. Kış için erişte (ev makarnası) ve göçeli tarhana, yufka mutlaka hazırlanır. Kış için aynca lahana, hıyar, domates, biber turşuları, karışık turşular yapılır. Peynir, peynir loru, kese yoğurdu veya katı yoğurt (süzme yoğurt) da kış için hazırlanır. Porsuk Nehri binlerce yıldır çok balık vermesine rağmen, Eskişehir Mutfağı’nda balık yemeklerine pek rastlanmaz. Odunpazarı mutfağında başlangıç yemeği genellikle çorbalardır.

Eskişehir Yemekleri

Başlangıç Yemekleri arasında: Göçeli Yoğurt Çorbası, Yoğurt Çorbası (Toyga Çorbası), Göçeli Tarhana Çorbası başta gelir. Bunlar dışında Miyane (Meyane) Çorbası, Ovmaç Çorbası, Eskişehir merkez ile birlikte özellikle Sivrihisar ve köylerinde yapılan Bamya Çorbası, yine Sivrihisar yöresinde yapılan Bıtbıtı Çorbası, Seyitgâzi ve çevresinde yapılan Arpacık Çorbası önemli yer tutar.

Etli yemekler arasında: haşlanmış parça et önemlidir. Bu yemekte et önce haşlanır, daha sonra kızartılır. Sulu köfte, ciğer sarma, soğanlı yahni gibi yemekler vardır. Unutulmuş yemeklerden biri de Hüsnü Bey Kebabı’dır. Hüsnü Bey Kebabı, baharat ve soğanla iyice karıştırılmış kuşbaşı etlerin, asma yaprağına sarılarak hafif ateşte uzun süre pişirilmesiyle yapılır. Bunlar dışında İşkembeli Nohut, Papaz Yahnisi (Soğan Yanhisi), Sıkıcık Köfte (Sulu Köfte) gibi yemekler bulunur.

Sebze yemekleri arasında ise: Güveçte Etli Bamya, -bu genellikle düğün yemeğidir-, Kuşbaşılı Bamya, Sebze Kavurmaları, Musakkalar, Yaprak, Biber, Patlıcan, Kelem (lahana). Domates ve Soğan Dolmaların, Bulgur Dolması, Tabada (Efelek) Dolması yer alır. Türkiye’nin çoğu yerinde yaprağa sarılarak yapılan yemekler “sarma” olarak adlandırılır. Manavlar çoğu kez bu tür yemekleri de dolma olarak adlandırır.

ciborekHamur işleri arasında: Haşhaşlı, Peynir, Kıyma ve Kabaklı Gözlemeler, Etli ve Mercimekli Mantı, Cimcik Mantısı, Haşhaşlı Çörekler, Patatesli ve Sade Bazlama, Haşhaşlı Katmer, Ağzı Açık, Mercimekli Börek, Su Böreği, Kıymalı, Patatesli, Mercimekli Börekler, Çibörek, Hamursuz ve Kıkırdaklı Hamursuz bulunur.

Özellikle Mercimekli Mantı sevilen yemekler arasındadır. Kıyma yerine haşlanmış, ezilmiş mercimekle hazırlanan bu mantı önce fırınlanır, pişirileceği zamansa kaynar suda haşlanır, sarımsaklı yoğurt ve kızgın yağda kavrulmuş kırmızı biberle servis edilir.

Sade ve Etli Pilavlar, Bulgur Pilavı, Mercimekli Bulgur Pilavı, Etli ve Nohutlu Düğün Pilavı, İç Pilav pirinç ve bulgurdan yapılan yemekler arasında sayılabilir.

Tatlılar arasında: Helvaların, baklavanın adları sayılabilir. Ancak Manavların en önemli tatlısı kabak tatlısıdır. Odunpazarında yaşayan, kökleri Selçuklulara kadar dayanan ve “Manav” olarak adlandırılan yerli halk, çevrede aynı zamanda “Kabakçı Manavlar” olarak da bilinir. Sadece Kabak Tatlısı değil. Bal Kabaklı Gözleme de eskilerin severek yaptığı yiyecekler arasındadır.

Bunların yanı sıra, Oklaç Tatlısı (Büzme Tatlı) da vardır. Eskişehir merkezde ve Manav köylerinde oklavaya “oklaç” denir. Oklaç tatlısı, açılan yufkaların oklavaya sarılması, iki uçtan sıkıştırılması ve cevizle süslenip şerbetinin dökülmesiyle oluşturulan bir tür baklavadır. Höşmerim, Güllaç, Haside, Su Muhallebisi, Revani, İrmik Helvası, Un Helvası, Kadayıf, Pişmaniye, İncir tatlısı gibi tatlılar da bulunur. Met Helvası: Sivrihisar yöresine has bir helva çeşididir » 

Eskişehir Yemekleri ve Tarifleri Kategorisi >

81-ilde-kultur-ve-sehir81 İLDE KÜLTÜR ve ŞEHİR
ESKİŞEHİR VALİLİĞİ YAY. – 2014

eml

Kategoriler
Sivrihisar Yemekleri

Nardenk ve Hardaliye

NARDENK

İmalatı; bağ bozumu zamanı evlerde pekmez yapılırken üzüm suyu hiçbir katkı maddesi koymadan doğrudan doğruya kaynatılırsa kendisine has özel tat ve lezzette nardenk elde edilir. Hakiki, ilaçsız, katışıksız, halis üzüm suyudur. Makama, pilav veya herhangi bir peynirli dürüm yanında içilir.

* * *

HARDALİYE

Malzemesi:

-Beyaz üzüm şırası

-Kükürt

-Hardal

-2 adet cam kap

-Bez tülbent ve Tel

Yapılışı: Beyaz cins üzümlerin seçilmiş taneleri özel bir kapta ezilerek şıra haline getirilir. Şıra 2- 3 defa tülbentten süzülür. Şıra posadan iyice arındırılır. Şıra 1 gün dinlendirilir. Diğer yandan kükürt hafif ateşte eritilir. Tellere bağlanmış bez parçaları erimiş kükürt içine daldırılarak kükürtlü bez haline getirilir. Hazırlanmış damacana içine doğm yıkılmış kükürtlü bez sarkıtılır. Kükürtün yanık dumanı ile dolan damacananın ağzı güzelce kapatılır. Damacanadaki kükürt dumanının çıkmasına izin vermeden acele acele ve dikkatle bir huni ile şıra konur. Böylece şıra ile kükürt dumanı karışmış olur. Bu karışım 1 gün bekletilir. İkinci gün bu karışım yeniden başka bir damacanaya boşaltılır. Aynı işlem 3. Günde devam eder. En sonunda hardal ezilerek bir bez torba ile kükürtlü duman ile mayalanmış şıra içine sallandırılır. Hardal ile de bir hafta mayalandırılmış olur. Artık hardaliye ikrama hazırdır.

Sivrihisar Yemekleri

Tahsin ALTIN
Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi
Merkez Folkloru -2014

exprt

Kategoriler
Sivrihisar Yemekleri

Haşhaşlı Gözleme ve Tarifi

 Malzemesi:

-Un (1 adet için 100 gr.)

-1 Kg. haşhaş

-Sıvı yağ, tuz, su

Haşhaşın Hazırlanışı: 1 kilo haşhaş tencereye konulup kavrulur. Kavrulduktan sonra ya makinede çekilir ya da dibekte yağı çıkana kadar dövülür. Böylece hazır hale getirilir.

Yapılışı: Bir leğene un koyulup üzerine yeteri miktarda tuz atılır ve unun ortası açılır. Unun ortasına su konulup un yoğrulmaya başlanır. Hamur yeteri kadar yumuşayınca dinlenmeye ahnır(En az 1 saat dinlenmesi gerekir). Hamur dinlendikten sonra, hamurdan avuç içi büyüklüğünde bezeler yapılır. Bu bezeler oklava ile açılır. Bu arada haşhaşların içine sıvı yağ konulur ve karıştırılır. Bu karışımdan açtığımız bezelerin ortasına sürülür. Bezeler kare şeklinde katlanmaya başlanır. Katlama esnasında da her katmana haşhaş .konulur ve tekrar oklava ile açılır. Toprak saçta pişirilir. Pişirme esnasında da üzerine sıvı yağ sürülür. Çay, zeytin, peynir ve domates ile servis edilir.

Sivrihisar Yemekleri

Tahsin ALTIN
Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi
Merkez Folkloru -2014

exprt

Kategoriler
Sivrihisar Yemekleri

Lokma ve Tarifi

Malzemesi:

-3 su bardağı un

-3 su bardağı toz şeker

-2 çorba kaşığı sıvı yağ

-1 çorba kaşığı limon suyu

-2 su bardağı sıvı yağ

-1 çay kaşığı tuz

Şerbetinin Yapılışı; 3 bardak toz şeker ile 3 bardak su bir tencerede en az 15- 20 dakika kaynatılır. Üzerine limon suyu eklenir ve şerbet soğumaya bırakılır.

Mayanın Hazırlanışı: Maya üzerine bir tatlı kaşığı toz şeker ve az su ilavesi ile güzelce ezilir.

Hamuru: Elenmiş un + üzerine 1 çay kaşığı tuz ve hazırlanan maya + sıvı yağ ile güzelce azar azar su katarak yoğrulur. Hamurun kıvamı bulamaç gibi olmalıdır. Ilık bir ortamda hamur üzeri örtülerek en az 1 saat kadar dinlendirilir. İyice kabarasıya mayalandırılır.

Lokmanın Yapılışı: Dar ve derince bir tencereye 2 su bardağı sıvı yağ konur ve iyice kızdırılır. Hamurdan bir parça avuç içine alınır sıkılır. Başparmak ile işaret parmağı arasında fırlayan hamurdan her defasında soğuk su ile ıslatılmış demir kaşık ucu ile alınan hamur kızgın yağa atılır. Hamur kabarık pembe rengi alınca delikli kevgirle alınır ve sıcak lokmalar soğuk şerbet içine atılır. Lokmalar şekerini emdikten sonra tabaklar ile servis yapılır.

Sivrihisar Yemekleri

Tahsin ALTIN
Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi
Merkez Folkloru -2014

exprt

SİVRİHİSAR LOKMA TATLISI

Kategoriler
Sivrihisar Yemekleri

Muska Baklava ve Tarifi

Sivrihisar Baklavası

Sivrihisar ilçesinde baklava yapımı köklü bir geçmişe sahiptir. Sivrihisar baklavası dillere destandır. Lezzetini hiç bir yerde tatmadığınız bu baklavayı denemenizi şiddetle tavsiye ederiz.

muska-baklavaHamuru için malzemesi:

-1000 gr. Kadar baklavalık un

-Bir miktar nişasta (Uğra için)

-3 adet yumurta

-500 gr. Süt

-500 gr. Ceviz içi

-500 gr. Sıvı yağ

-1 çay bardağı yoğurt

Şerbeti için:

-1000 gr. Toz şeker -5 su bardağı su -1 adet limon

Hamurun Yapılışı: Süt + yumurta + yoğurt bir kapta karıştırılır. Üzerine un ilave edilerek hamur katı olacak şekilde yoğrulur. Bu hamurdan en az 20 adet beze olur. Bezeler oklava ile açılırken un ve nişasta karışımı (uğra) ile yufkalar çok ince açılır. Açılan yufkalar bir masa üzerine arasına nişasta serpilerek tek tek üst üste konur. Baklava tepsisi sıvı yağla yağlanır. Masa üzerindeki yufkalar (7×7 cm en ve boyda) kareler halinde kesilir. Her biri demet arasına kırılmış ceviz konarak muska gibi katlanır ve yağlı tepsiye muskalar sırt sırta gelecek şekilde dizilir. 180 derece ısıdaki fırına konur. Hamur ısınınca fırından çıkarılarak sıvı yağın tamamı kaşıkla üzerine dökülür. Tepsi yeniden fırına konulur. Baklava pembeleşesiye kızartılır. Tepsi çıkarılır ve soğutulur. Daha önce hazırlanmış şerbet baklava tepsisine konur. Baklava sıcak ise soğuk şerbet kullanılır.

muska-bak

Sivrihisar Yemekleri

Tahsin ALTIN
Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi
Merkez Folkloru -2014

exprt

Kategoriler
Sivrihisar Yemekleri

İrmik Helva ve Tarifi

Malzemesi:

-500 gr. İrmik

-500 gr toz şeker

-250 gr. Margarin veya 2 çay bardağı sıvı yağ

-500 gr su veya süt

-100 gr çam fıstığı

Yapılışı: geniş tencerede yağ eritilir üzerine irmik ve çam fıstığı ilavesi ile 40-45 dakika kadar ateş üzerinde kavrulur süt veya su ile şekerin (3/4)ü karıştırılarak ve kaynar vaziyette iken fıstıklı irmik üzerine dökülür ve karıştırılır. Suyu çekesiye ateş kısılır. Suyu çekilince geri kalan (1/4) toz şeker üzerine serpilip karıştırılır. Ağzı kapatılarak dinlenmeye bırakılır.

Sivrihisar Yemekleri

Tahsin ALTIN
Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi
Merkez Folkloru -2014

exprt

Kategoriler
Sivrihisar Yemekleri

Höşmerim ve Tarifi

Höşmerim tatlısı her ne kadar Balıkesir ve Çanakkale’ye özgü bir tatlı olarak bilinse de; Ankara ve Sivrihisar’da da yapılır. Balıkesir’de irmik ve tuzsuz peynirle yapılır. Çanakkale’de ise tencerede pişirildikten sonra fırında üzeri kızartıldıktan sonra servis edilir.

Yeni evlenen bir çiftten eşi akşama bir tatlı yapmasını ister; yeni gelin evde kalan malzemeler ile eşine akşam yemeğinden sonra bir tatlı hazırlar. Yapmış olduğu tatlıyı kendisi de bir şeye benzetemeyen gelin; eşine sorar: “ Hoş mu Erim? “ der ve bu şekilde bu tatlının adı; Höşmerim olarak yayılır.

Malzemesi:

-500 gr. Kaymak veya krema

-100 gr. Kadar un

-250 gr. Pekmez veya gül reçeli veya süzme bal

Yapılışı: Kaymak veya krema tavada eritilir. Üzerine azar azar un katılırken (tavaya yapışmasın diye ) tahta kaşıkla dipten dipten karıştırılarak kavrulur. Kendisine has özel rengi alınca bir tarafı kızartılmış olur. Bu defa tavada öbür tarafı çevrilerek pembeleşene kadar kızartılır. Ilık iken üzerine tercih ettiğimiz tatlılardan birini üzerine dökerek servis yapılır.

exprt
Tahsin ALTIN
Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi Merkez Folkloru -2014

Kategoriler
Sivrihisar Yemekleri

Un Helva ve Tarifi

UN HELVASI

Malzemesi :

-2 su bardağı un

-2, 5 su bardağı süt veya su

– 2 su bardağı toz şeker

-1,5 küçük paket margarin veya 1,5 çay bardağı sıvı yağ

-2 çorba kaşığı çam fıstığı

Yapılışı: Un yağ ile tavada kavrulur. Fıstıklar ilave edilerek 8-10 dakika daha karıştırılır. Ayrıca ateş üzerinde şeker ile kaynatılmış süt, kavrulmuş unun üzerine kaynar olarak dökülür ve karıştırılır. Suyu iyice çekince ateşten indirilir. Soğutularak tabaklara servis yapılır.

Altın Sarısı Un Helvası: Un, şeker, yağ ana maddesi bunlar. Un deyişmez ama şeker yerine, pekmez kullananlarda olurdu. O zaman, kara datlıdan yapılıncada helva kırmızı olurdu. Yağlarda deyişir: Tere yağlı , zeytinyağlı, şırlan yağı (haşhaş yağı) ilede pişirilirdi. O devirde, su böreğini ve haşhaşlı ek­meği hep şırlan yağı ile pişirirlerdi. Alışanlar için, çok sevilirdi. Un, şeker, yağ hepsi bir hesaba göre tartılır. Un ile yağ helva pişecek bakır leğende, karıştıra karıştıra pişirilirdi. Bu pişirme öyle bir kıvama gelirdiki, ki­misi bunun renginden, kimisi kokusundan anlardı. Bu kıvama gelme haline (mihânesi) gelmiş derlerdi. Başka bir kapta hazırlanan sıcak şeker şerbeti bu leğendeki mihânenin üstüne coos diye dökülür, iyice karıştırılır ağzı kapatılırdı. Kendi kendine helva kabarır leğen do­lardı. Sivrihisarın düğün, dernek ve davetlerinde, altın sarısı un helvası baş yemeklerimizdendir. Sivrihisar’ımızda çok güzel altın sarısı, tane tane serpilen, hiç yapış yapış olmayan bu un helvasını pişiren ustalarımız var.

* * *

MET HELVASI »

Tahsin ALTIN
Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi
Merkez Folkloru -2014

exprt

Kategoriler
Sivrihisar Yemekleri

Cılbır ve Tarifi

ÇILBIR

Malzemesi:

-1 su bardağı yoğurt

-6 adet yumurta

-2 çorba kaşığı tereyağı

-3 diş dövülmüş sarımsak

-2 çay kaşığı pul biber

-Tuz,

-1,5 çorba kaşığı sirke

-5 su bardağı su

Yapılışı: Tencereye konan 5 bardak suya tuz ve sirke ilave edilerek iyice kaynatılır. Ocağın ateşi kısılır. Yumurtalar tek tek bir kaba kırılarak, şekli bozulmadan sıcak suyun bulunduğu tencereye kaydırılır. Tencere kapağı kapatılır. 2- 4 dakika kadar yumurtalar suda rafadan olacak şekilde pişirilir. Genişçe bir tabağa; önce ayrı bir kapta hazırlanmış sarımsaklı yoğurt konur. Sonra pişen yumurtalar tek tek bir süzgeçle sıcak sudan alınarak yoğurt üzerine aralıklarla yerleştirilir. En sonunda da tavada eritilmiş tereyağı ve pul biber yumurtalar ile yoğurt üzerine gezdirilir.

Sivrihisar Yemekleri

Tahsin ALTIN
Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi
Merkez Folkloru -2014

exprt