Kategoriler
Portal Sivrihisar Portalı

Sivrihisar İnternet Sitesi

SİVRİHİSAR KÜLTÜR PORTALI

Sivrihisar’ın İnternet Sitesi

Gelişen teknoloji ile birlikte hızla ilerleyen ve etkili bir paylaşım aracı olan İnternet, geniş kitleler tarafından kullanılan en önemli iletişim araçlarının başında gelmektedir. Bir web sitesi ile tüm dünyaya hitap edebilir, milyonlarca insanın sizi tanımasını sağlarsınız.

İlçe Tanıtımı

Neden sivrihisar.web.tr sitesini yayınladık? Sivrihisar hakkında bu zamana kadar yazılmış olan kaynakların sınırlı oluşu ve bu bilgilerin yeterli derecede internete aktarılmamış olması bir web sitesi açmayı gerektirdi. Sivrihisar’ı tanıtmayı amaçlayan İnternet sitesi ile ilçemizin tanıtımına katkıda bulunmak, dağınık ve yayınlanmayan bilgileri tek bir yerde toplamak ve yayınlamak amacı ile sivrihisar.web.tr sitesini kurduk. Tarih ve kültürümüzün ne kadar köklü olduğunu göstermek istedik.

Facebook gibi paylaşım sitelerinde bilgiler akıp gittiğinden ve bir zaman sonra bu bilgilere ulaşmak zor olduğundan, kapsamlı bir web sitemiz olması gerekiyordu. Bu amaç doğrultusunda ulaşılabilinen kaynaklar İnternet ortamına aktarıldı.

Web sitemizde, İlçemizin tarihi ve kültürü hakkında kaynak bilgiler, güncel haberler, duyurular, etkinlikler, makale ve yazılar bulunmaktadır. Ayrıca, çeşitli konulara yer verdiğimiz ve faydalı bilgilerin bulunduğu Sivrihisar Blogspot sayfası da yayında >

Sivrihisar hakkında en kapsamlı bilgiler Kültür ve Haber Portalı http://sivrihisar.web.tr de.

muratMurat SEVİMBAY
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Eğitim Fakültesi, Bilgi İşlem Sorumlusu
ESKİŞEHİR

sivrihisar-web-tr

Kategoriler
26

Eskişehir’in Kültürel Kıyafetleri

ESKİŞEHİR GELENEKSEL GİYSİLERİ

Giysiler sosyal-kültürel değişimlerden en hızlı etkilenen kültürel ögeler arasındadır. Ulaşım, iletişim, moda ve benzeri unsurlar, giysilerin değişmesine, zaman içinde yok olmasına veya gündelik yaşayıştaki işlevlerini yitirerek yerlerini farklı giysilere bırakmak biçiminde karşımıza çıkar.

Eskişehir çevresinde giysiler üzerine yapılan bir araştırmada, Kafkasya göçmenlerinin yaşadığı Belpınar Köyünde, 170 yıldan beri korunan bir giysi günümüz modacılarına örnek olabilecek nitelikteydi. Bu giysinin kol kesim tekniğinin bir kaç yıl önce dünyaca tanınmış bir “blue-jean” firması tarafından kullanıldığının görülmesi, yöresel giysilerden öğrenilecek çok şeyler olduğunu ortaya koyan bir örnektir.

Giyim biçimleri coğrafi ve ekonomik koşullardan etkilenen ve belirlenen, kültür ve tarihi bağlar ve uluslararası ilişkilerle belirlenen biçimlerde karşımıza çıkar. Giyim, bir milletin tarihiyle doğrudan ilişkilidir. Eskişehir’in yöresel kıyafetlerinden söz ederken, yalnızca bir etnik grubun değil, farklı etnik grupların giysilerinden söz etmek gerekir. Çünkü Eskişehir ve çevresi, 18. Yüzyılın ortalarından başlayarak çok farklı etnik grupların yerleşimine sahne olmuş bölgelerden biridir. Bölgenin yerlileri olarak bilinen Manavların yanı sıra. Tatarlar, Çerkezler, Balkan Muhacirleri Eskişehir il sınırları içinde yaşamaktadırlar.

Manavların kullandığı, bölge giyimlerinin biçim ve süslemelerinin zenginliğinin yanı sıra, bölge giysileri yapıldıkları kumaşlarla da dikkati çeker. Bir zamanlar bölgedeki ham maddelerin zenginliği ipek ve pamuklu ve yün dokumacılığının gelişmesini sağlamıştı. Bölgede üretilen kumaşlar ayrıca diğer bölgelere de satılırdı. Kadın giysileri genelde ipek, kadife ve pamuklu kumaşlardan yapılırdı. Erkek giysileri ise yün veya pamukludan üretilirdi. Zengin kadın giyimleri ipek, çetayi, bindallı gibi kumaşlardan yapılırdı. Giysilerin biçimleri, renkleri, üzerilerindeki süslemeler kişiye ait bilgilerin hemen hemen tümünü kolaylıkla verebilirdi. Giysisinden kişinin ekonomik ve sosyal durumunu anlamak mümkündür. Genç kız, evli kadın veya dul bir kadın giysilerinden kolaylıkla ayırt edilebilirdi. Genç kız ve genç gelinler daha parlak, daha süslü giysiler

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Eskişehir’den giyim kuşamdan da bahisle şöyle söz eder:

“…Havasının letafeti dolayısıyla güzelleri çoktur. Halkı, gurbetten gelenlere dost kimselerdir. Çuha ve güzel kumaşlar giyen âyânı çoktur. Şehrin dört çevresi gül, gülistan, bağ ve bostan olup, hububatı çok bir şehirdir. ”

Evliya Çelebi’nin yazısında bizim açımızdan önem taşıyan bölüm; “Çuha ve güzel kumaşlar giyen âyânı çoktur.” cümlesidir. Evliya Çelebi dönemi (1611-1683) düşünüldüğünde bu tür kumaşların, Eskişehir’de dokunması veya yakınındaki Bursa, Kütahya veya Denizli’den getirilmesi gerekiyordu. Öyle ki Eskişehir İline bağlı Dağküplü Köyünde hala pamuklu kumaş dokumacılığı yapılmaktadır. Sarıcakaya Mihalgazi ilçelerinde ise kimi evlerde hala tek tük ipekli dokuma tezgahları bulunmaktadır.

Bilindiği üzere Eskişehir, Türkiye’nin en çok göç almış bölgelerinden biridir. Eskişehir’deki yerleşim dört farklı dönemde ele alınabilir. Bunlar; Türklerin bölgeye yerleşmeleri ve hakim olmalarından önceki dönem (13. Yüzyıl öncesi). 13. Yüzyıldan başlayarak bölgeye Türk boylarının yerleşmesi ve bunu takip eden 18. Yüzyıla dek süren dönem. Bölgeye 18. Yüzyıldan itibaren başlayan Türkmen ve Yörük göçleri dönemi ve bölgeye 19. Yüzyılın başlarından itibaren başlayan muhacir göçleri… Doğal olarak bölgeye gelen, Yörük ve Türkmenler, Kafkasya göçmenleri, Kırım göçmenleri, Balkan göçmenleri kendi giyim kültürlerini de beraberlerinde getirmişlerdir.

Bölgede yerli halk Manavlar, Yörük ve Türkmenlerin kullandığı yaklaşık on farklı kadın giysisi bulunmaktadır. Bu giysilerin bir kısmı birbirine çok benzerler fakat bitişik köylerde aynı giysinin farklı adlarla anıldığı görülür. Giysilerin bir kısmı, mesela Altıparmak ve Hint Kumaşı, adlarını, kullanılan kumaştan almıştır. Kadın giysilerinin hemen hemen tümü “Ağır Esvap” adıyla anılır. Ağır esvapların en önemlilerinden biri, bir tür cepken ve şalvardan oluşan Sarka-Kasnaktır. Sarka-Pesent olarak da adlandırılır. Kadın giysilerini Türkiye genelindeki adıyla da cepken-şalvar ve baştan giyilenler olarak sınıflayabileceğimiz biçimde “entari” ve “gömlek” (yerel ağızla göynek) olarak iki başlık altında toplayabiliriz. Aşağıda verilen bilgiler, genelde cepken ve şalvardan yola çıkılarak üretilen giysileri kapsamaktadır.

Sadece şalvar için yaklaşık doksan (90) farklı kesim ve dikim biçimi olduğu göz önünde tutulursa giysilerin çeşitliliği ve kültürel zenginlik kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Bazı kaynaklarda Eskişehir çevresinde kullanılan “meydani” adıyla anılan yöresel bir giysiden de söz edilmektedir. Meydani bir tür ipekli kumaştır. Genelde varlıklı ailelerin tercih ettiği bir ipekli türüdür. Meydani gibi “tamaşa” da bazı kaynaklarda adları geçmiş, ancak bugün hiçbir örneği bulunmayan “üç etek “ türü giysilerdir.

YÖRESEL KIYAFETLER

Sarka-Kasnak (Pesent)

Sarka-kasnak veya sarka-pesent, bölgede en çok tercih edilen giysilerdir. Sarka önü kapanmayan bir tür cepkendir. Şalvar ise “kasnak” veya “pesent” olarak adlandırılır. Eskişehir’in farklı bölgelerinde farklı sarka-kasnaklar kullanılır. Mesela, Eskişehir Merkezindeki Manavların giydikleri sarka-kasnak, ki merkezde bu ad tercih edilir, Sivrihisar veya İnönü’deki sarka-pesent (kasnaktan) farklılık gösterir. Bu farklılıklar genelde üzerlerinde yer alan motifleriyle ve zaman zaman da kesim biçimleriyle ilgilidir. Sarka işlemeciliğinin günümüzden yüz yıl öncesine dek bölgede yaşayan Ermeni nakışçılar tarafından yapıldığı ve Türk kadınların işleme tekniğini Ermenilerden öğrendikleri söylenir. Ancak buna ilişkin herhangi bir yazılı kaynağa rastlanamadı. Sarkalar bölgede işlemeleri en ağır olan yöresel giysilerdir.

Sarkaların Üretim Biçimi: Sarka-kasnak’ın üst kısmını oluşturan sarka bir tür cepkendir. Kadifeden yapılır. Daha zarif olması istenen modellerde ince ipek kadife kullanılır. Renk olarak kırmızı, bordo, çok ender olarak mor, siyah ve lacivert kullanılır. Eskişehir’de yapılan araştırmalar sırasında bir Yörük köyünde yaklaşık 150 yıllık mavi renkli ve çuhadan yapılmış bir sarka belirlenmiştir.

Sarkalar yuvarlak, zıbın yaka denilen bir yaka biçimine sahiptir. Kollar gövdeye kol oyuntusu olmadan düz biçimde takılır. Bir başka deyişle kolların açık biçimiyle sarka “T” biçiminde görülür. Sarka yapılacak kumaş, bu genellikle kadifedir, ölçülere göre kesilir. Parçalar teyellenerek giysi kabaca ortaya çıkartılır. Daha sonra sim sarma tekniğiyle genellikle altın veya gümüş simle desenler işlenir. Desen aralarına pul veya boncuk, varlıklı bir aile ise küçük inciler dikilir. Sarkanın kol kapaklarına da işlemeler yapılır. Giysinin öne ve arka kısımlarına sim iplikten püsküller yapılır. Genelde ön tarafa, her iki yana üçerden altı adet, arkada ise bir tane ortada, birer tane yanlarda üç adet püskül konur. İşlemelerde bereketi simgeleyen çavdar veya buğday başağı motifleri stilize edilerek kullanılır.

Kumaşın işlemesi bittikten sonra, parçalar ters taraftan ütülenir. Bunlar daha sonra dikilir. İç kısım genellikle beyaz patiska ile astarlanır. Bazı durumlarda sarkanın rengine uygun astar da kullanılır. Sarkanın tamamlayıcısı olan şalvar, “kasnak”, “pesent” veya “don” adıyla anılır. Şalvarlar da kendinden desenli ipekli kumaştan veya düz ipekli veya ipek, keten karışımıyla dokunmuş kumaştan veya atlastan yapılır. Şalvarın dikilmiş biçimi bir “M” harfini andırır. Ön kısımda sarkan bölüm giyilme sırasında kemerin altında toplanır. Renkleri çoğu zaman vişne çürüğü, pembe, zaman zaman mavi ve mor olabilir.

Kasnak veya pesent genellikle sarka kumaşından birkaç ton açık olur. Şalvarlarda kullanılan kumaş on metreye kadar çıkar. Bazı kasnaklarda sadece kumaşın motifiyle yetinilip paça ağızlarına hafifi desenler işlenirken bir kısmı da aynı sarkada olduğu gibi her tarafını kaplayacak biçimde sim sarmayla işlenir. Üzerinde pullar ve boncuklar yer alır. Son olarak kasnağın iç kısmı beyaz patiska veya mermerşâhi ile astarlanır.

Kasnağın kumaşı genelde sarkaya göre daha ince olduğu için, kumaşın işlemeyi taşıyabilmesi için önce ince bir astarla kaplanır (duble edilir) daha sonra işlemesi yapılır. Eğer kumaşın içine ince bir astar konmazsa zaman içinde, işlemelerin yapıldığı yerlerdeki kumaş erimeye başlar. Sarka-kasnak sadece bir kez kullanmak için değil, bir hayat boyu kullanmak üzere tasarlanır. Dolayısıyla iyi korunması gerekir. Koruma için genellikle bohça kullanılır. Bohçanın içine sabun, rendelenmiş sabun veya açılmış ve tütünü açığa çıkartılmış sigara veya bohçanın korunduğu dolaba ceviz yapraklan konur. Bu önlem güve vb. böcekleri bohçadan uzak tutar.

İçe ise “dikolte” veya “dikolta” olarak adlandırılan genelde beyaz kumaştan askılı, göğüslerin üst kısmını gösterecek kadar düz ve derin kesilmiş bir giysidir. Dikolte, yerel ağızda “dekolte” nin bozulmuş halidir. Gerdan ve göğüs, elmas veya inci takıyla kapatılır. Kırsal kesimde göğüs kısmının görünmemesi için “önlük” adı verilen ve renkli pamuklu kumaştan yapılan bir parça boyundan bağlanır. Kolların ucuna, yakaya ve etek kısmına simli şerit dikilir ve sarka tamamlanır.

Sivrihisar sarkalarının işlenmesi sırasında 10-15 cm. çapında kalın kartondan kesilmiş bir kalıp kullanılır. Kalıbın çevresinden sim iplikler geçirilerek işleme yapılır.

Altıparmak

Altıparmak bir kumaş çeşididir. Bu tür kumaşlardan yapılan giysiler “altıparmak” olarak adlandırılır. Altıparmak, “çetayi”, “çitari ”, “çitai ” gibi adlarla da anılır. Altıparmak veya çetayi kumaş hem şalvar ve cepken yapımında, hem de “entari” yapımında kullanılır.

Altıparmak kumaş kullanılarak cepken ve şalvardan oluşan takımlar dikilir. Altıparmaktan dikilen, cepken ve şalvarın, sarka-kasnaktan farklı olarak alt ve üst kısımları aynı kumaştandır. Sarka-kasnakta şalvar yukarıda da belirtildiği gibi, sarkadan bir iki ton açık renkte yapılmaktadır. Altıparmak kumaştan yapılan şalvarın bacak önü ve arkasına aşağıya dek inen sulu işleme yapılır. Bu bazen iki sıra bazen dört sıradır. Suyolu işleme sayısı ön ve arkada eşit sayıda olduğu için, şalvarın ön veya arka kısmı yoktur. Her yüzü de kullanılabilir. Altıparmak kumaşın enli ve birden çok renkli olanı “altıparmak” olarak adlandırılırken, iki renk ve ince çizgilileri “çetayi”, “çitari”, “şitari” gibi adlarla anılır. Bazı çetayi kumaşlar ipek-keten karışımıyla dokunur.

Eskişehir giysileri üzerine yapılan bir çalışmada, 1920 yılından kalma, çok iyi korunmuş bir çetayi “entari” veya Eskişehir Odunpazarı’nda yaşayan Manavların deyimiyle “enteri” ile karşılaşılmıştır. Bu giysinin gelinlik olarak kullanıldığı da anlatıldı. Eskişehir geleneklerine göre, kız evinde yapılan tören sonrası çok sayıda fayton süslenir, gelinin çeyizi bir arabaya konur, gelin ilk faytona biner ve düğün alayı da diğer faytonlara binerek gelini kocasının evine götürürlermiş. Daha sonra dua ve törenle gelin kocasının evine girermiş. Bu gelenek 1950’li yıllara dek devam etmişti.

Canfes (Canfez)

Canfes saf ipekten dokunmuş bir kumaştır. Hafif ve göreceli olarak ince ancak sert bir kumaştır. Tafta’ya benzer. Kırmızı, mavi, bordo veya erguvan renklerinde olabilir. En çok tutulanı “al canfes”tir. Canfes de aynı altıparmak gibi bir kumaş türüdür. Bundan da farklı giysiler yapılabilir. İnce olduğu için genellikle yaz giysilerinde kullanılabilir. Böyle olmasına karşın canfes kumaştan yapılan giysiler farklı bir giysi türü veya modeliymiş gibi sınıflanmaktadır. Canfesten yapılan cepken ve şalvar altın veya gümüş sim iplikle işlenir. Giysi üzerindeki motifler birbirinin tekrarıdır. Cepkenin bel ve etek kısmındaki ve şalvarın ayak bileğindeki motifler birbirinden farklılık gösterir. Canfesten yapılan cepkenin kol ağızları (manşeti) kolu sıkacak biçimdedir ve kol ağızlarında da işlemeler bulunur. Canfese benzer bir giysi de dizbağlı olarak adlandırılır.

Cezi

Cezi, cepken ve şalvardan oluşan yöresel bir giysidir. Genelde düz renk ipekli kumaştan yapılır. Şalvar ve cepken aynı renktir. Cepkenin yakası “V” biçiminde kesilmiştir. Yaka kenarları işlidir. İşleme diğer kıyafetlerde olduğu gibi, altın sim iplikle yapılır. Cezi şalvarının ön ve arka kısımlarında ikişer sıra sulu işleme vardır. Bu işlemeler ön ve arka kısımlarda “V” harfi biçiminde birleşir ve estetik bir görünüş oluşturur. Bazı cezilerde sulu işleme yerine yan taraflarında çiçek işlemeleri yapılır. Kol ağızlarında da işlemeler vardır. Bu işlemeler genelde gül motifi biçimindedir. Bunlar “pançaklı cezi” olarak adlandırılır. Gezide tercih edilen renkler, yeşil, vişne çürüğü, kırmızı, mor, mavidir.

Kıron

Kıron, sarkaya göre daha az işleme içerir. Kıronun kollan sarkaya göre daha uzundur. Kol ağızlarında geniş manşetler bulunur ve bunlar da işlidir. Kıronda bordo kadife kullanılır. Sarkada olduğu gibi ön kısmı açıktır. Kıron ve hörgüçlü kıron olarak ikiye ayrılır. Kıronun omuz kısmına tutturulan bir parça varsa bu hörgüçlü kıron olarak adlandırılır. İç kısmına sarka da olduğu gibi “dikolte” giyilebilir. Ancak yaka kısmına göğüs kısmını kapatmak için işli bir parça konur. Kıronun şalvarı yaklaşık 5-6 metre kumaştan dikilir. Ön kısmına “su yolu” veya “su” denilen bir işleme konur. Bacaklar birleştirildiği zaman bu sulu işlemenin “V” biçimini alması makbuldür. İşlemede sim ve sırma kullanılır.

Sevai

Sevai bir kumaş türüdür. Bu kumaştan yapılan giysiler de sevai olarak adlandırılır. Sevai kumaş ipeklidir ve kendinden desenlidir. Bazı tür sevai kumaşlar altın veya gümüş telle dokunur. Bunlar telli sevai olarak adlandırılır. Sevai kumaştan yapılan cepken-şalvar veya diğer giysiler kanımızca, zenginlik, gösteriş ve estetik konusunda sarka-kasnaktan sonra ikinci sıraya oturtulabilir. Sevaiden yapılan cepkenler uzun kolludur. Geniş yakaları vardır. Kol ağızları genelde kapaklı olur. Kol ağızları ve yakalar simle işlidir. Kumaş kendinden desenli olduğu için işlemeler kol ve paça ağızları ve yaka kısmında yoğunlaşmıştır. Şalvarın ise paçaları sim işlidir.

Hint Kumaşı

Hint kumaşı da bir kumaş türüdür. Bu kumaştan cepken-şalvar veya entariler yapılabilir. Çoğu zaman parlak açık renklidir. Genelde üstte Bol kollu, omuzlan pileli ve vatkalı, bele oturan bir cepken bulunur. Yaka bu cepkenin üzerine takılır. Alta şalvar veya etek giyilir. Diğer şalvarlarda olduğu gibi 8-10 metre kumaş yerine 5-6 metre kumaş kullanılır. Şalvar daha dardır ve uçkurludur.

Sarka Üç Etek

Eskişehir, kent ve ilçe merkezlerinde kadınlar arasında bir tören giysisi olarak sarka – pesent (kasnak) çok yaygın olduğundan söz edildi. Hemen hemen her genç kız ve kadının sandığında bir takım bulunur ve düğün. Bayram, Hıdırellez, Nevruz gibi günlerde giyilir. Kırsal kesimde de benzeri giysiler yaygındır. Bunlar arasında özellikle Yörük boylarının yaşadığı dağ köylerinde “sarka – üç etek” giyilir. Böylesi bir giysi şu parçalardan oluşur: Tepelik (Başlık), Sarka, Yakalık, Enteri (Üç Etek) ve Önlüktür.

Başta gümüş bir tepelik vardır. Tepeliğin üzerine çelme bağlanmıştır. Çelmenin üzerinde iki farklı renkli genellikle (sarı-yeşil) veya (sarı-siyah-yeşil) renklerde ince ipek kumaştan veya ince tülbentten yapılmış detay “çeki” yapılır. Buna “kepez” adı da verilir. Gelin için yapılırsa bu “kepez düzme” olarak adlandırılır. Üst kısımdan “cılır” adı verilen bir parça vardır. Bu tepeliğin cılırı olarak adlandırılır. Çelme elde katlayarak yapılır. Arasına kaymaması için ince kâğıt konur. Tepeliğin üst kısmından “akçe” sarkar. Bu örneğimizde Osmanlı döneminden kalma gümüş akçeler kullanılmıştır. Bu da giysinin yaşıyla ilgili söylenenlerin doğruluğunu ortaya koyar. İç kısımda “ak yağlık” vardır. Yağlık “saçak” olarak da bilinir. Beyaz el dokuması pamuklu kumaştır. Ak yağlığın alt kısmında boncuk vardır. Buna “deve boncuğu” denir. Deve boncuğu ağırdır. O yüzden deve boncukları önce bir beze dikilir ve öyle kullanılır.

Sarkanın içine “enteri” giyilir. Bu üç etektir. Kumaşı kutnudur. Kutnu kumaş ipek ve pamuk ipliğinden dokunur. Kutnu kumaş dokumacılığı Güneydoğu Anadolu’da Gaziantep’te devam ettirilmeye çalışılmaktadır. Yaka kısmında “Yakalık” adı verilen gerdanı ve göğsü kapayan dikdörtgen bir bez parçası vardır. Bu bez basma veya pazenden yapılır.

Çorap Sarka-Pesent detay Enlerinin üzerine pembe el dokuması pamuklu kumaştan bir önlük bağlanır. Önlük üzerinde gümüş bir kemer vardır. Kemer Yörük renklerini içeren kırmızı yeşil ve sarı renkteki, el dokuması kolon ipiyle öne bağlanmıştır. Gümüş kemer stilize koç boynuzu biçimindedir ve mükemmel bir işçiliği vardır. Gümüş zincire bağlı gümüş akçeler sarkar. Ayakta beş tığ ile örülmüş yün çorap bulunur.

İnönü İlçesinde Kullanılmış Olan Erkek Giysisi

Başlık olarak bordo renkli çuha kumaşın kalıplanmasıyla oluşturulmuş bir fes vardır. Fesin üzerine poşu dolanır. İnönü bölgesinde kullanılan poşular parlak ipekli kumaştan yapılır ve genellikle kırmızı, sarı ve üzerinde ince yeşil mavi renklerden oluşur. İnönü yöresi poşuları enli biçimde fes üzerine dolandıktan sonra sol taraftan düğümlenir. Bilindiği gibi sarı, kırmızı, yeşil ve mavi renkler Yürüklerin kullandığı renklerdir. Göynek veya gömlek kutnu kumaştan yapılır. Gömleklerde sarı, kırmızı çizgili kumaşlar tercih edilir. Mor-beyaz çizgili de olur. Gömlek uzun kollu ve yuvarlak yakalıdır. Önden düğmeyle kapatılır. Kol ağızları manşetli ve kol düğmelidir. Cepken bölgedeki diğer benzer giysilerin aksine uzun kolludur. Diğer bölgelerde kolsuz (kartal kanadı) olur.

Giysinin ön kısmında siyah yün iplikten işlemeler vardır. İşlemeler yine diğer bölgelerle karşılaştırıldığı zaman daha sadedir. İşleme cepkenin eteklerinde ve kol ağızlarında devam eder. Cepken yakasızdır, mavi, ince çuha kumaştan yapılmıştır. Yaka ve eteklerde ince beş sıra siyah kordon işleme vardır.

Şalvar veya potur cepkenle aynı kumaştan yapılmıştır ve dize dek uzanır. Ağı geniş, giyimi rahattır. Belde şal kuşak vardır. Kuşak kırmızı, sarı ve yeşil renklerden oluşur. Üzerinde pullu, sim işli ve iğne oyalı mendil bulunur.

Kafkas Göçmenlerinin Giysileri

Eskişehir’de yaşayan etnik gruplardan biri de genel olarak Çerkez olarak adlandırılan ancak Adige, Abhaz, Karaçay gibi farklı Kafkas halklarından oluşan topluluklardır.

Eskişehir’de bugün 11 Adige köyü, 22 Abhaz Köyü, 5 tane de Karaçay Köyü bulunmaktadır. Eskişehir Merkez ve köylerinde yaklaşık 35 bin Kafkas göçmenini yaşadığı düşünülmektedir.

Eskişehir çevresinde yaşayan Kafkas göçmenleri, geleneksel giysilerini son dönemde düğün vb. etkinliklerde ve geleneksel dansları yaparken giymektedirler. Bir başka deyişle söz konusu giysiler gündelik hayattaki işlevlerini neredeyse yitirmiş bulunmaktadır.

Kafkas kadınlarının bir zamanlar giymiş oldukları giysiler şöyle sıralanabilir: Kaftan, kemer, içlik, korse (çuba), başlık (kep), başörtüsü, ayakkabıdır. Kafkas kadın giysileri, genelde oldukça süslü, işlemelidir. İşlemeler altın ve gümüş sim ile yapılmıştır. Kaftanın üst kısmı bedeni sarar. Kol ağızları oldukça geniş ve rahattır. Belden aşağı olan bölümü ise oldukça geniş ve rahat kesimlidir. Kaftanların ön kısmı, etekleri ve kolları altın ve gümüş sim ile işlenmiştir.

Kaftanlar çoğu zaman kendinden desenli Çin ipeğinden yapılır. Üzerinde ayrıca dikilmiş süslemeleri bulunur. Yaka yuvarlak kesimlidir ve yaka kapakları yoktur. Kaftanın ön kısmı açıktır. Bele doğru incelen kesimi vardır ve bel sonrasında bollaşır ve bir çan etek biçimini alır. Burada en ilginç olan ise, kaftanın kesim biçimidir. Koltuk altına konan bir parça sayesinde kaftanı giyen kişi kollarını ne kadar kaldırırsa kaldırsın etek boyunda herhangi bir yükselme olmaz. Bir başka deyişle, etek boyu hep aynı seviyede kalmaktadır. Bu özellik geçtiğimiz yıllarda dünyanın önemli “blue jean” firmalarından biri tarafından kullanılmaya başlanmıştır.

Omuz vatkalı gibi düşünülür ve kollar bileklere dek uzanır. Kol ağızları geniş ve yırtmaçlıdır. Kol ağızları ve yakadan aşağıya dek olan ön kısımda altın renkli ipek kumaştan bir biye geçirilmiştir. Giysiler oldukça muntazam, dikkatli bir el dikişiyle dikilmiştir. Kaftanın içine beyaz bir gömlek giyilir. Gömleğin etekleri kaftanın boyundadır ve iç kısmı astarlıdır. Gömleğin üzerine, bir önlük takılır. Önlük bordo kadifeden yapılır ve üzeri gümüş kopçalarla süslüdür.

İçlik, kaftanın içine giyilen bir parçadır. İçlikle de aynı kaftanlar gibi işlidir. İçlik aynı kaftan gibi tek parça olabileceği gibi, iki parçadan da oluşabilir. Tek parça olanların kaftandan farkı önlerinin kapalı olmasıdır. İçliklerin göğüs kısmına gümüş düğmeler dikilir. Gümüş düğmeler savatlı olabilir. İçliklerde ipek gibi kumaşlar kullanılır.

Bele kemer takılır. Kemerler oldukça kaliteli işçilikle oluşturulmuştur. Genellikle gümüşten yapılır. Ancak çok güzel altından yapılma örnekleri de vardır. Kemerler tek parça olabileceği gibi, farklı parçaların birbirlerine montesiyle de oluşturulabilir.

Kafkasyalı kadınlar bir zamanlar çuba adı verilen bir tür korse kullanırmış. Küçük yaşlarda giyilen bu korse vücudun orantılı biçimde gelişmesini sağlarmış. Korse ancak evlenildiği zaman çıkartılırmış. Söz konusu korsenin dik durması için, kemik veya ahşap destekler konurmuş, bu destekler gece yatarken çıkartılırmış. Kafkasyalı kadınların kıyafetlerini tamamlayan parçalardan biri de keplerdir. Kepler de işli olur ve üstlerine başörtüsü örtülür. Kepler fese benzer ve üzerine şal sarılır. Şal uzun püsküllü ve ipektendir, boyundan dolanarak başın arka kısmında bağlanır.

Kafkas erkeklerinin giysileri ise Çerkeska, Kemer, Kalpak, Keçe Başlık (Şapka), Gömlek, Pantolon, Ton, Yamçıdır. Tüm bunlarla birlikte kama kullanılır.

Çerkeska adı verilen bir tür kaftan olan giysi tüm Kafkas halklarının simgesi gibidir. Üst bölümü bele kadar vücudu sarar. Etek kısmı ise oldukça boldur ve hareketleri kısıtlamaz. Genellikle çuhadan yapılır. Çerkeska’nın Rus çarı tarafından çok beğenildiği ve Kazak süvarilerin üniforması hâline getirildiği söylenir. Kemer Çerkeska’nın tamamlayıcısıdır. Gümüşten yapılır. Üzerinde savatlı işlemeler bulunur. Kama da kemer gibi hem giysiyi tamamlayan bir aksesuar hem de her Çerkez erkeğin taşıdığı bir silâhtır. Kamaya çok önem verilir. Kalpak hem sosyal sınıfı ve mensup olunan halkı gösteren hem de başı soğuktan koruyan bir giysidir. Genelde av hayvanlarının postlarından yapılır. Gömlek Çerkeska’nın içine giyilir. Uzun kollu ve dik yakalı olur. Pamuklu ve ipek kumaştan yapılır. Kol ve yakalarda sade işlemeler görülür. Kaytan düğmeler kullanılır. Pantolon Uzun paçalı, uçkurlu, çuha vb. kumaştan yapılan ve hareketleri engellemeyen bir yapıya sahiptir. Bunlar dışında yağmur, rüzgâr ve kardan korunmak için Ton ve Yamçı kullanılır. Ton koyun veya keçi derisinden yapılırken, yamçı keçeden yapılır. Kafkas Çizmesi, yumuşak deriden olur ve kolay hareket etmeyi sağlar. Tabanlarında yumuşak kösele kullanılır.

Tatar Göçmenlerinin Giysileri

Eskişehir’de yaşayan diğer etnik gruplarda olduğu gibi, Tatar giyimleri de artık, düğün, toplantılar, farklı kutlamalar ve geleneksel danslarda giyilen kıyafetlere dönüşmüştür. Özellikle Tatar köylerinde birçok aile, aile yadigârı olan geleneksel giysileri korumaya ve genç kuşaklara aktarmaya çalışmaktadır. Bunun dışında Eskişehir’de bulunan Tatar kültür dernekleri de geleneksel giysilere sahip çıkmaktadır. Eskişehir’de yapılan çalışmalarda bu giysilerin iyi korunmuş güzel örneklerine rastlanmıştır.

Eskişehir ve çevresinde iskân edilen emik gruplar arasında Kırım, Karadeniz’in kuzeyi ve Romanya’dan gelen Tatarlar da vardır. 1853-1856 yılları arasındaki Kırım Savaşının Osmanlı’nın da içinde olduğu müttefiklerin yenilgisiyle bitmesi sonucunda sayıları yüz binleri bulan Tatarlar farklı yollardan Anadolu’ya göçtüler. Bu grupların bir kısmı Kırım’dan Sinop ve Samsun limanlarına deniz yoluyla gelirken bir kısmı da, Karadeniz’in kuzeyini dolaşarak Romanya ve Bulgaristan üzerinden Anadolu’ya ulaştılar. Anadolu’ya göçen grupların önemli bir kısmı Eskişehir-Polatlı arasında yer alan uçsuz bucaksız ovada iskân edildiler. Ovada onlarca Tatar köyü kuruldu. Doğal olarak Tatarlar da diğer etnik gruplar gibi, kültürlerini Anadolu’ya taşıdılar. Uzunca bir süre kapalı bir toplum hayatı süren Tatarlar zaman içinde toplumun içinde yer aldılar.

Eskişehir’de yaşayan diğer etnik gruplar gibi. Tatarların da giyim kuşam gelenekleri olabildiğince değişmiştir. Geleneksel Tatar giysileri günümüzde, bir bahar şenliği olan Tepreş, düğünler ve Tatar Halk Dansları gösterilerinde kullanılmaktadır. Ancak geçmişten kalan giysiler de korunmaya çalışılmaktadır. Diğer etnik gruplarda olduğu gibi Tatarlar da da kadın kıyafetleri daha iyi korunmuş ve günümüzde dek gelebilmiştir. Erkekler iş, alış-veriş, askerlik vb. gibi sebeplerle köylerinden ayrılıp daha büyük yerleşim ve kentlere gittikleri için hızla kentlerde giyilen kıyafetleri benimsemişlerdir. Giysilerde pamuklu ve ipek kumaşlar, deri, yün, kürk vb. malzemeler kullanılır.

Geleneksel kadın ve erkek kıyafetlerinde ortak olan gömlek ve kaftandır. Kadınlar, içlerine bir gömlek giyerler, mevsimine göre gömlek uzun veya kısa kollu olabilir. Gömlek açık yakalıdır. Gömlekler ipek veya keten olabilir. Gömlek dizlere dek uzayabilir. Bol bir şalvar ve şalvar üzerine çoğunlukla yün bir etek giyilir. Hepsini üzerine ise yaklaşık diz hizasına dek uzayan kadife bir kaftan giyilir. Kaftanlar derin yırtmaçlıdır. Kaftanlar gümüş simle ve şeritlerle işlenmiştir ve kaftanın beline işçiliği çok iyi olan bir gümüş kemer takılır. Gümüş kemerlerin bazılarında oldukça iyi savat süslemeler bulunur. Tatar kadınları evde bugünkü mestlere benzeyen, yumuşak deriden yapılmış bir pabuç giyerler.

Eskişehir civarına gelen Tatarların çok önemli bir kısmı Kırım’dan gelmiştir ama bunun yanı sıra Dobruca’dan gelenler de vardır. Geçmişte Tatar kızları ve kadınları saçlarını uzatıp örerlermiş. Ördükleri saçlarının uç kısmına ise nazardan korunmak için, içinde nazar dualarının yazılı olduğu küçük nazarlıklar takarlarmış. Yine geçmişte, üzerleri paralarla veya altın sim işlemelerle süslü fesler giyilirmiş. Feslerin üzerine ise maranta adı verilen çoğu zaman beyaz renkli bir örtü konurmuş. Kış aylarında ise yün şallar kullanılırmış.

Doğal olarak mevsimlere göre giyim kuşam da değişiklik gösterir. Kürk kış aylarının tamamlayıcısıdır. Bazı kaynaklar varlıklı bir Tatar kadınının kış aylarında kullanmak üzere on adet civarında kürk giysisi olduğundan söz eder.

Erkek kıyafetlerinde ise kalçaya dek gelen bol bir gömlek bulunur. Bol, hareketi engellemeyen bir pantolon vardır. Gömlekle aşağı yukarı aynı boyda bir cepken üste giyilir. Bele kemer yerine genellikle kırmızı renkte bir kuşak sarılır. Başta ise kırmızı bir fes bulunur. Kış aylarında ise genellikle av hayvanlarının postlarından yapılma bir kalpak giyilir.

Balkan Göçmenlerinin Giysileri

1800’lü yıllarla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamaya başlaması ve Balkanlarda gücünü yitirmesiyle birlikte, bugünkü Bulgaristan, Makedonya, Bosna-Hersek, Yeni Pazar, Kosova, Arnavutluk ve Yunanistan’dan Anadolu’ya göçler başlamıştır. Ancak söz konusu göçlerle Anadolu’ya gelenler farklı uluslar veya etnik gruplar değildir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanları fethetmesiyle, Anadolu’dan özellikle Konya ve Karaman’dan Balkanlara yerleştirilmiş Türk-Müslüman ahâlinin torunlarıdır. Diğer etnik gruplarda olduğu gibi, Rumeli’den göçen gruplar da günümüzün koşulları dolayısıyla geleneksel giysilerini sadece düğün, bayram, şenlik vb. durumlarda kullanmaktadır. Ancak söz konusu giysiler içinde çok iyi korunmuş örnekleriyle karşılaşmak mümkündür.

Eskişehir ve çevresinde Balkanların neresinden göçmüş olursa olsun, söz konusu göçmenler kısaca “muhacir” (yerel ağızda macır) olarak adlandırılır. Çok farklı kültürel çeşitlilik sunan Balkan coğrafyası, doğal olarak giyim kuşamda da çeşitlilikleri sunmaktadır. Ancak birbirleriyle kesişen birçok nokta da bulunmaktadır. Özellikle Balkanlarda oldukça gelişmiş bir dokumacılık geleneği vardı. Pamuklu, ipek vb. kumaşlar dokunmaktaydı. Dolayısıyla söz konusu dokumacılık tekniklerinin yansımalarını giysilerde de görülürdü.

Kadınların tören giysileri olabildiğince renkli, pahalı kumaşlardan yapılır. Kumaşlar, martin kumaşı, hama kumaşı olarak adlandırılan ipek kumaşlardır. Bunun yanında atlas kumaşlar da kullanılmıştır. Atlas kumaşlar üzerine altın ve gümüş simlerle işlemeler de yapılmıştır. Kadınlar, şalvar ve entari ve gömlekler kullanırlardı. Şalvar ve entarilerin üzerine yelekler giyilirdi. Belde kuşak ve madenî kemerler de kullanılırdı. Kuşaklar genellikle dokuma olurdu. Söz konusu kuşaklar uçkur olarak adlandırılırdı. Uçkurlar üzerine mutlaka işlemeler yapılırdı. Gömlekler genellikle bürümcük adı verilen ince pamuklu-ipekli karışımı, el dokuması kumaştan yapılırdı. Bürümcük gömleklerin kollarına ve göğüs kısmına işlemeler yapılırdı.

Balkanlardan göçen kadınlar iğne oyası, tığ, mekik ve boncuk oyalarını yapmada oldukça beceriklidirler. Başlarına iğne oyası ve diğer süsleme teknikleriyle yapılmış başörtüleri örterlerdi. Ailelerin maddi durumlarına göre göre de farklı takılar kullanılırdı. Sokağa çıkarken, çuhadan yapılma ferace veya yeldirme adı verilen pratik örtüler kullanırlardı.

Ayakta genellikle elde, beş şiş ile örülmüş yün çoraplar giyilirdi. Söz konusu çoraplar çok renkli ve değişik motifler içerirdi. Motiflerin her birine ayrı adlar verilirdi. Terlik, kısa veya uzun konçlu, altı kösele sahtiyan çizmeler, yemeniler, nakışlı ve nakışsız nalınlar ayakta kullanılırdı.

Erkek kıyafetleri, farklı kumaşlardan yapılmış gömlekler (mintanlar), kollu ve kolsuz camedan veya camadan, fermene, kavuşturmalı yelek, salta, farklı tipte yelekler, cepkenler, farklı kesimde poturlar, ağlı şalvarlar, fes, kuşak, ve değişik tipte ayakkabılardan oluşurdu. Başı örtmek için fes kullanılırdı. Gömlekler genellikle el dokuması bürümcük veya pamuklu kumaşlardan yapılırdı. Bölgelere göre erkek gömlekleri ya düz veya işli olabilirdi.

Erkekler şalvar veya potur giyerdi.. Ancak erkek şalvarlarının kesimi kadınlarınki kadar bol olmazdı. Poturlar ise farklı kesim biçimlerine sahipti. Bazı poturların ağı dar olurdu. Bazı poturların ise cep ağızları, ayak bilekleri kaytan ile işlenirdi.

Ayaklara genellikle altı kalın köseleli yemeniler veya çarık giyilirdi. Çoraplar da kadın çorapları gibi yünden örülürdü. Erkek çoraplarında kadın çoraplarında olduğu gibi çok fazla nakış bulunmazdı. -Kaynak 1-

GİYİM, KUŞAM, SÜSLENME

Eskişehir yöresinde manavların, Yörük – Türkmenlerin, Kırım Tatarlarının, Kafkas halklarının geleneksel kadın giyim örneklerine rastlanır. Han yöresinde görülen “saya”lar doğanın gelin üzerinde yansımasıdır. Sayanın içten dışa doğru sırayla giydirilmesi ve gelin başı özenle yapılır. Mihalıççık ve Mihalgazi yöresinde görülen İzmirli ve Çitare şalvarlı takımlar olup isimlerini kıyafetlerin kumaş türünden alır. Geleneksel kıyafetlerin kullanılmasında en özgün yapıya Muttalıp’ta rastlanır. Tamamı şalvar takımdan oluşan kıyafet çeşitleri yine kumaşın türünden ve işlemeden isimlerini alırlar.

Kıyafetlerin giyiminde kadın (gelin) ve kız ayrımı kesin (Sarıcakaya, Beyyayla Geleneksel kıyafetler) olarak ortaya konur. Üzerindeki kıyafetten onu giyenin gelin ya da kız olduğunu anlaşılabilmektedir. Günümüzde kumaş çeşitlenmesine bağlı olarak kadife ve şalvar takımlarının da değişik modelleri çıkmıştır. Buna bağlı olarak bu kesin çizgiler kadınlar tarafından yumuşatılmıştır.

Genç kızlar ve gelinler bazen benzer kıyafetleri giyebilmektedirler. Kafkas göçmeni bayanlar bel kesimi belirgin olan uzun kaftan giyerler ve başlarına cavluk denilen örtme bağlarlar. Bazı kıyafetlere uygun olarak da başlık takılır. Kırım Tatarı kadınların kıyafetleri de yine kaftandır ve başlık kullanırlar. (Alpu-Güneli-Kırım Tatar)

eskisehir-yoresel-giysilerEskişehir yöresinde genel olarak sarka-pesend (şalvar), uzun entari, üç etek kıyafetler göze çarpar, iğne oyalı kıron ve yazmalar başa örtülür. Eskişehir yöresinde yaşayan Yörüklerin bazıları (Aşağı kuzfındık, Yukarı kartal, Yusuflar gibi) daha gösterişli (ağır) olduğu için Kütahya yöresinde çok yaygın olarak dikilen ve işlenen üçeteği (tefbaşı) ve gösterişli iğne oyalarını da satın alıp kendi yörelerinde özellikle gelinlik olarak giymektedirler.

Beyyayla Karakeçili Türkmenlerinin giyimleri de ilgi çekicidir, içe paçalı don, üstüne üç etek, öne önlük giyilir. Başa sarılan örtmeye “aça”, açanın üstündeki parçaya “akyalık”, boyna takılan kırmızı boyunluğa “yakalık”, yeleğe “sarka”, kemere “gümüş kuşağı” denir. (Hacer Sağlam, Sarıcakaya, Beyyayla)

Mihalıççık, Çalkaya köyünde uzun entari, Trablus kuşak ve yelek; kutnu üç etek ve sarka takım olarak giyilir. (Sarıcakaya, Beyyayla Geleneksel kıyafetler)

Gelin kız, üç eteğin üstüne “deldek, deldak” denilen sarka türü kıyafet giyer. Bu kıyafetin astarı ile yüzü arası pamuk katmandan oluşur ve gelin kızı iri gösterir. Halk arasında kız beğenilirken de “Kendiliğinden deldaklı olsun.” ifadesi çok kullanılır. Gelinin kız arkadaşları da törene şalvarlarıyla katılırlar. Törene gelen tüm bayanların kendilerine ait şalvar takımları vardır. Oğlan yengeleri de törene katılırlar, hepsi de aynı renk ve desende şalvar takım giyerler. Bu şeklide oğlan tarafını temsil ettikleri belli olur. Damadın sağdıcı tören başlamadan önce kadın kılığında oğlanın evine silah atarak gelir ve heybesinde getirdiği çerezi kadınlara hediye eder. (Ummuhan Yavuz, Tepebaşı, Yusuflar)

fatma-tasci-hanSaya Giydirme: Sayayı Han yöresinde kadın ya da kız herkes giyer. Bir arkadaşı ona giyerken yardım eder. İçe pamuklu dokuma düz entari, altına koca don giyilir. Üstüne zıbın (yeşil) giyilir. üstüne şal kuşak bağlanır. Zıbının iki eteği arkaya kıvrılır ve ucundaki iple bele dolanır. Bele önlük bağlanır. Baş yapımına geçilir. Pullu alınlık paralı kısımlar alna gelecek şekilde başa tutturulur. Üstüne kara yazma dolanır ve alnın üstünden bağlanır. Kara yazmanın üstüne al yazma bağlanır ve düğümü alnın üst tarafından düğümlenir.

Al yazmanın üstüne yeşil yazma bağlanır ve düğümü yine alnın üst tarafında düğümlenir. Kara, al, yeşil yazma birer santim arayla üst üste getirilmiş olur. Yazmalardan sonra tepelik konur ve üstüne yüzeyi pembe olan çiçekli başörtüsü bağlanır, çeneden tutturulur. Belin arkasına sokma entariler (iki adet kare biçiminde yüzeyi siyah üstü çiçekli kumaşlar) geçirilir. En son kolçaklar kollara geçirilir. (Fatma Taşçı, Han, Erten Mahallesi)

eskisehir-yoresel-giysilerSivrihisar’da uzun entari, sarka-pesend ve sarka-üçetek takım olarak kullanılır. Gelin kızlara yöreye özgü Sivrihisar cebesi ve İncili küpesi alınır. Cebe özel tezgahta balıksırtı gibi örülür. İncili küpede on iki adet inci ve ortasında taş bulunur. Gelin kızlara alınan yöreye özgü özel takılardır. Yusuflar köyünde gelin kız kınada ve gelin suyu (ağırlık) uygulamasında İnönü kadifesi ve şalvar takımlar giyer ve tören sırasında sürekli kıyafet değiştirir.

Muttalıp’ta Çarşamba günü düğün başladığında kızlar kıron giyer ve başlarına krep örterler. Kıronu gelinler kesinlikle giyemezler. İşlemeli kadifeyi (İnönü kadifesi) sadece gelinler giyebilir. Başa iğne oyalı krep örtülür.

Çarşamba davet, Perşembe günü ahenk (fasıl, eğlence) yapılır. Ahenklerde gelinler sarka-pesend (ağır elbise) giyerler. Başlarına iğne oyalı krep örterler. Çitayil uzun çizgili (yeşil üzerine kerim çizgiler gibi) ve çok eskiye dayanan bir kıyafettir. Bu kıyafeti de sadece gelinler giyebilir, kızlar giyerse ayıplanır. 13-14 yaşındaki yeni yetme kızlar düz, basit şalvar takımı olan “cagar” giyerler ve ona uygun sade krep örtünürler. Gezi (Cızı) düz renk (mor, kırmızı) üzerine küçük çiçekleri bulunan şalvar takımıdır, Genç kızlar ve gelinler giyerler. -Kaynak 2-

footerKaynak-1: 81 İLDE KÜLTÜR ve ŞEHİR Say.141 ESKİŞEHİR VALİLİĞİ YAY.
Kaynak-2: Eskişehir’in Somut Olmayan Kültürel Mirası – ESOGÜ YAY.

Kategoriler
Mesut Kilci Yazıları

Vatani Vazife

VATANİ VAZİFE

Kış günü olmasına rağmen Fatma hanımın evinde temizlik işleri başlamıştı. Fatma hanımın evi bir sofa iki büyükçe odadan ibaretti. Taban toprak sıva, duvarlar beyaz kireçtendi. Fatma Hanım ve kızı Ayşe önce odaların duvarlarını kireçle badana yaptılar. Sonra zeminleri inceltilmiş özel toprak çamuruyla cilaladılar. Badanalı odalar kuruduktan sonra Sivrihisar Kilimleri, köşe yastıkları, rengarenk çiçeklerle bezeli kanaviçe örtülerle bir güzel tefriş ettiler. Dip köşe tertemiz oldu. Gelen misafirlerin üşümemesi için iki odaya saç soba kuruldu. Akşam yemeğinde kullanılmak üzere Konya yapımı çiçek motifli tahta kaşıklar, meydan zinileri, ayaklı bakır çorba tasları, pilav tabakları sofra bezleri, şakşaklarına kadar unutulmadı. Şeker, tuz, gaz yağı, ispirto gibi temel maddeler arastadan temin edildi. Geceleri daha bol ışık veren lüks lambası komşulardan ödünç alındı.

Küçük Hakkı Lüks lambasını ilk defa görüyordu. Renkli gözlerini açarak lüks lambasını incelemeye koyuldu. Dayısı anlatmaya başladı.

Halk buna “löküz lambası veya lüküz”der. Gaz lambasına benzer. Gaz lambası gibi deposu vardır. Deposuna gaz doldurulur. Gaz lambasından farkı, fitil yerine gazın yandığı meme ucuna ipek kumaştan yapılmış ısıya dayanıklı, gömlek denilen ve ışığı parlaklaştıran tül kese takılır. Lüks lambası rüzgârdan etkilenmediği ve taşımaya elverişli olduğu için daha çok ev dışında harman yeri. Tarla sulama işleri sırasında, düğünlerde merasimlerde kullanılırdı. Lüks lambasını devamlı kullananlara saygınlık sağlardı. Küçük Hakkı dayıcığım bu ışıtma aleti nasıl yakılır diye sordu. Dayısı
– Gaz deposunun kapağındaki hava kontrol düğmesi kontrol edilir. Gömleğin altındaki hazneye dolacak şekilde ispirto konur. Kibrit ile tutuşturulur. Gömleğin takılı olduğu gazın geldiği düzenek ısınıncaya kadar beklenir. Gömlek beyaza dönüşünce, hava düğmesi kapatılır. Hava pompasıyla yeterli hava gaz deposuna basılır. Lüks camında parlak ışığı belirlenince işlem tamamlanmış olur. Eğer gömleğin ucundaki memede tıkanıklık olursa gazın püskürtülmesi zorlaşır. Bu da yandaki düğme ile bu tıkanıklık giderilir. Diyerek sözlerini tamamladı.

Küçük Hakkı mektebe başlayalı henüz dört ay olmuştu. Fatma hanımın evinde buruk bir sevgi, tarifsiz heyecan dolaşıyordu. Akrabalar, komşular her akşam Fatma hanımın evinde askere uğurlama yemeğinde buluşacak, çünkü Küçük Hakkının dayısı Kazım mart ayında vatani vazifesini yapmaya gidecekti. Asker yemeğine gitmek ve giderken de gidenin maddi durumu, yakınlığına göre yemek götürmek kasabanın mahalli adetlerindendi.

Bu yemekler; Mevsimine göre tarhana çorbası, erişte, dutmaç aşı, badılcan, biber ve kelem dolması, yumurtalı ev makarnası , nohutlu sulu pirinç aşı,sade yağ(tere yağ) lı bulgur aşı arkasına zerdali hoşafı , kuru incir tatlısı sıralanırdı.

Askere uğurlamalarda ilk akşamın misafirleri kardeşler, yakın akrabalardan olurdu. Mart ayının o soğuk günlerinden birisi, bozkırın kuru, kavurucu soğuğu insanın suratına kış tokat’ı gibi vurur. Akşam ezanına kısa bir zaman dilimi kala, dış kapının tokmağı sert hızlı, hızlı çalınıyor. Sokaktan at kişnemesi ile homurtu karışımı sesler geliyor. Hakkı her şeyi unutmuş heyecanla kapıya koştu. Kapı ayrılık acıyla inlercesine gıcırdayarak açıldı. Gelenler annesi Asiye Hanım, ablası Rahime, kız kardeşi Cemile ve amcası Yahya Beydi. İyi giyinmelerine rağmen üşüdükleri hallerinden belli oluyordu. Çocuklar kepeneğin altında geldikleri için ayazdan pek etkilenmemişlerdi. Hakkı doğru kardeşi Cemileye koştu, kucakladı. İki kardeş hasret gideriyor. Anne ve ablasının en son amcası Yahya Bey’e yöneldi, ayrı, ayrı hepsinin elini öptü.

Kategoriler
Sivrihisar Haberleri

Bakarsan Tablo Gezersen Tarih!

gezgin-manzara

Bakarsan Tablo Gezersen Tarih Kokan Bir İlçe

SİVRİHİSAR

Şehir merkezindeki tarihi birikimle birlikte şehir merkezine beş on km’lik uzaklıkta görkemli doğa manzaraları ile karşılaşırsınız. Pastel bir resmin içinde dolaşır gibi hissettiğiniz manzaralardan Sivrihisar nasibini fazlasıyla almış.

Sivrihisar Belediye Başkanı Hamid Yüzügüllü, Mart 2014 seçimlerinden bu yana geçen 18 aylık sürede gerçekleştirilen çalışmalar hakkında şu açıklamalarda bulundu.

“Göreve başladığımızda içine kapalı dışarıdaki güncel hayattan yoksun yorgun, tarihiyle insanlarıyla üzeri tozlanmış bir ilçeydik. Bismillah dedik, ekibimizle birlikte kollarımızı sıvadık hep beraber Sivrihisar’ın üzerindeki toz bulutunu sıyırdık ve cevherleri ön plana çıkarmak için çalışmalarımıza başladık.

Sivrihisar, şu anda şantiye alanı gibi her taraf inşaat halinde. Sokak sağlıklaştırmaları. Restorasyon işleri, Reklasyon alanları, park ve bahçeler yapıyoruz. Ulu Camimizin restorasyon ve çevre düzenlemesini tamamladık. Alemşah Parkının çevre düzenlenmesi ile birlikte, vatandaşlarımız için dinlenme sahası ve yeşil alan oluşturduk. Kilisenin çevre düzenini yaparak ışıklandırdık. Saat Kulemiz için yeni ve geniş kapsamlı bir proje hazırladık, yakın zamanda uygulamasına başlayacağız. Zaimağa Konağını Kurtuluş Müzesi yapmak için çalışmalarımız devam ediyor. Kendimize hedefler koyduk. İnşallah 2016’nın sonuna kadar o hedeflere de ulaşacağız.

Sivrihisar’ı tarihiyle, kültürüyle kısacası her yönüyle insanların ilgisini çekecek, örnek gösterilecek, marka şehir yap­mak için gecemizi gündüzümüze katıp çalışmalarımıza bu doğrultuda devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

Başkan Yüzügüllü “Dörtyol mevkinde bulunan Nasreddin Hoca’mızın heykelini ve parkını yeniledik. Nasreddin Hocamız için Anıt Mezar çalışmalarımız tamamlanmak üzere.

Sivrihisar’da yıllardır eksikliği hissedilen, gençlerimizin ve her kesimden insanımızın spor yapabilmesine olanak sağlayacak Spor Kompleksi oluşturduk. Yüzme havuzu projemizi de yakın zamanda hayata geçireceğiz.

Ayrıca, üç katlı yeni Belediye hizmet binamızı bitirdik. Halkımıza ve memleketimize yakışır bir bina yaptık. Biz, bir şeyleri yaparken günü kurtarmak adına geçici değil, ileriye dönük kalıcı eserler yapmaya çalışıyoruz.”

Köylerimize de Hizmet Götürüyoruz

Büyükşehir yasası ile Sivrihisar’a bağlı 65 köyün mahalle statüsüne dönüştüğünü söyleyen Başkan Yüzügüllü, “Köylerimize de hizmet götürüyoruz, parke kaldırım döşüyoruz, asfalt atıyoruz, çocuk oyun alanları oluşturuyoruz, camilerimize ve imam evlerine bakım yapıyoruz, kısacası Sivrihisar Belediyesi olarak köylerimizin ne ihtiyaçları varsa onları gidermek için çalışıyoruz. Ayrıca, çeşitli fuarlara katılarak Sivrihisar’ımızın dışarıda da tanıtımını yapıyoruz. Yaptığımız projeler ve çalışmalarla ilgili Tarihi Kentler Birliğinden başarı ödülü aldık. Nasreddin Hoca’mızın dediği gibi “Dünyanın Merkezi Burasıdır’’ Sivrihisar’sız hiçbir şey olmayacağını göstereceğiz.” diye konuştu.

Sivrihisar için 3 Milyonluk Ekipman Oluşturduk

Başkan Yüzügüllü “Göreve geldiğimizde ekipman sıkıntısı vardı. 3 milyon TL. ile Kamyon, Greyder, Kepçe, Dozer, Çöp Arabası, Vakumlu Yol Süpürge aracı vs. alarak araç parkımızı güçlendirdik. 3 milyonu da belediye garajımıza yatırım yaptık. Organize Sanayi Bölgesini hayata geçirdik. Planları onaylandı. Levhasını diktik. Kısa süre içinde altyapı ihalesine çıkıyoruz. Doğalgaz çalışmalarımız onaylandı. Allah nasip ederse 2017 yılında Sivrihisar’da Doğalgaz yakmaya başlayacağız. Böylece göçü de önlemiş olacağız. Tarihi Zaimağa Konağının girişinde çirkin bir görüntü oluşturan ve yıllardır atıl vaziyette bulunan bina aslına uygun yeniden inşa edildi. Sivrihisar Belediyesi Misafirhanesi olarak hizmet verecek. Yine ilçemizde restorasyonu başlayıp bir türlü bitirilememiş, yarım kalan Osmanlı Evlerinin takipçisiyiz.

Başkan Yüzügüllü “Seçim vaatlerini birer birer yerine getirmek için çalıştıklarını, seçim döneminde 20 vaat yapmışsak 16. yerine getirdik 18 ay gibi kısa bir sürede. Sivrihisar yıllarca vakit kaybetti, artık kaybedilecek vakit yok.

Her şey SİVRİHİSAR için. DURMAK YOK YOLA DEVAM.

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Mimari ve Süslemeler

Tarihi Sivrihisar Evleri Mimari ve Süslemeleri

MALZEME ve TEKNİK

Sivrihisar evlerinde kullanılan temel yapı malzemesi taş, tuğla ve ahşaptır. Metal pencere şebekelerinde, alçı ve boya maddeleri de süslemede kullanılan ikinci derecede malzemelerdir. Sivrihisar’da evler inşa edilirken temel, zeminde bulunan ana kayaya kadar kazılmıştır. Genellikle 60-150 cm derinliğe inildiğinde kayalık zemine ulaşıldığı için temel seviyesi de bu ölçülerdedir.
zeyneller-evi

Alt kat duvarları çoğunlukla ahşap hatıllı yığma, taş örgüsü şeklindedir. Yapının temel ve su basmanında kullanılan taşlar, şehrin özellikle kuzey kesiminde bulunan kayalıklardan kırılarak veya toplanarak elde edilmiştir. Üst katların duvarları ise ahşap çatkı arasının belli bir düzende tuğla veya kerpiçle doldurulması şeklinde yapılmıştır. Evlerde kullanılan tuğla ve oluklu kiremitler tamamen geleneksel yöntemlerle ve Sivrihisar’da üretilmiştir. Bunun için gerekli toprak kent merkezinden yaklaşık 5 km uzaklıktaki Kepen köyünden kağnılarla taşınmış; Sivrihisar’da çamur haline getirilerek ahşap kalıplara konulmuştur. Kalıpta şekillenen tuğla ve oluklu kiremitler daha sonra fırınlanmıştır. Bunların dışında kullanılan kerpiç ve topraklar ise yakın çevrelerden temin edilmiştir.

Sivrihisar evlerinde ahşabın önemli bir yeri vardır. Duvarlarda hatıl, çatkı ve üst örtüde sütrüktürel görev üslenen ahşap; kapı – pencere doğramaları, tavanlar, zemin döşemeleri, sedir, yüklük ve dolap gibi elemanların da yegane malzemesini oluşturmaktadır. Genelde sarı çam, meşe ve gürgen türü ağaçların kullanıldığı ahşap malzemenin kerestesi Sivrihisar civarında bulunan Elekli, Ekmekçi Pınarı ve Alan dağlarındaki ormanlık alanlardan sağlanmıştır. Tomruk halinde yine kağnıyla şehre taşınan bu ağaçlar Sivrihisar’da işlenmiştir.

samdanlar-gomme-dolap
Şamdanlar Evi Dolabı

SÜSLEME
Sivrihisar’da özellikle varlıklı ailelerin evlerinde süsleme önem kazanmıştır. Evlerdeki süslemelerin gerek bulundukları yerler, gerek ise motifler açısından çoğunlukla birbirleriyle olan benzerlikleri dikkati çekicidir. Genellikle süslemeler soyut bitki motifleri ve geometrik kompozisyonlardan oluşmaktadır. Figürlü süslemelere yalnızca bazı kapıların üzerindeki tokmak-çekecek tertibatında rastlanmaktadır.

Sivrihisar evlerinin süslemesini yapan ahşap ustalarının, bunları inşa edenlerden farklı olduğunu en azından bazı yapılar için söylemek mümkündür. Bu konuda şehir evlerinin ahşap süslemesinde Hafız Ahmed Efendi (Elmas) önemli bir isimdir. “Ahmed Usta” olarak yalnızca kendi evinde adını kaydetmiş olan bu sanatkârın, Zaimoğlu Konağı ve Zeyneller Evi gibi zengin iç süslemelere sahip iki yapının iç tezyinatını yaptığı bilinmektedir.

Anadolu Türk ev mimarisinin genelinde olduğu gibi, Sivrihisar evlerinde de dışta ev sahibinin ekonomik zenginliğini yansıtan gösteriş ve süslemeden kaçınılmıştır. Onun için konak tarzındaki büyük yapılar bile —büyüklüklerinden başka— dış görünüşleri bakımından orta halli bir aile evinden pek farklı değildir.

Sivrihisar evlerinde alt katların moloz taş örgülü yalınlığına karşılık, üst katlarda ahşap çatkı ve hatılların aralarına konulan tuğlaların değişik dizilişlerinin zengin cephe görünüşleri sergilediğini söylemiştik. Aslında konutların dışta en belirgin süslemesini de bunlar meydana getirmektedir. Bu süslemeler servi, hurma ağacı gibi stilize edilmiş bitkisel karakterli bezemelerle, nazarlık ve çeşitli geometrik motiflerden meydana gelmektedir. Benzer cephe dekorasyonları Ankara ve Bursa yörelerinin eski evlerinde de görülmektedir. Ancak, bu anlayışın Odunpazarı (Eskişehir) evlerinde benimsenip uygulanmaması ilginçtir.

Dış süslemelerin diğer önemli bir unsuru cümle kapılardır. Bunların başlıca bezemesini, aynalıklarına oyma veya kabartma tarzında işlenen geometrik ve bitkisel motifler oluşturmaktadır. Süslemeli metal kapı tokmakları genelde dış kapıların dekorasyonunu tamamlamaktadır.

kagni-sok11Dış cephelerde, çıkmaları ve saçaklan taşıyan ahşap konsol ve eliböğründeler ile pencerelerin demir şebekeleri ve ahşap kafesler de birer dekoratif eleman olarak yapıların görünüşüne zenginlik katarlar.

Bazı evlerin dış cephelerinde sıva üstüne kalem işi tekniğinde çeşitli motiflerin işlendiği görülmektedir. Bunun yanı sıra nadir de olsa yazının cephelerde, saçak altında dekoratif amaçlı kullanıldığına işaret eden örnekler tespit edilmiştir. Ayrıca, geç dönemlerde yapılmış duvar resmi niteliğinde süslemelere de nadir olarak rastlanmaktadır.

Sivrihisar evlerinin iç mekanlarında ve özellikle odalarda ahşap malzemenin kullanıldığı süslemeler yaygındır. Oda kapıları, yüklükler, dolaplar, tavanlar, sedir kolçakları süslemenin görüldüğü başlıca elemanlardır. Oyma, geçme ve çakma gibi ahşap teknikleriyle oluşturulan motifler daima geometrik ve bitkisel karakterlidir. Düz tahta zemin üzerine çıtalarla oluşturulan eş kenar dörtgenlerin arasında stilize çarkı felek motifleri, balıksırtı dizilişler, zikzaklar, rokoko üslubundaki “S” “C” kıvrımları, ışın (şua motifi), soyut bitkisel dallar ve çiçekler en çok tekrarlanan motiflerdir.

kapı-alınlığıAyrıca, bazı ahşap süsleme parçalarının zeminine kırmızı renkli bir kadife kumaşın serilmiş olduğu da görülür. Sivrihisar evlerinde yaygın olan bu süsleme tarzı İç Anadolu’nun başka yörelerinde de uygulanmıştır. Süslemeli olan tavanların hemen hepsinin ortasında süslemeli bir göbek bulunur. Bazı göbeklerde de metalden dizi halinde, servi motiflerine benzeyen süsleme kompozisyonları ilgi çekmektedir.

tavan-kesitleri

Zaimoğlu Konağı’nın ahşap işlerinde boyanın çok az ve tek renk (kırmızı) olarak kullanılmasına karşılık. Şamdanlar ve Şefik Sakarya evlerinin ahşap işlemelerinin bazı kısımları çeşitli renklerde boyanmıştır. Bunların dışında, Zaimoğlu Konağı’nda metalin hem pencere şebekelerinde, hem de tavan göbeklerinde; alçının da raflarda süsleme malzemesi olarak kullanıldığı görülür. Konağın sofa ve oda duvarlarına yerleştirilen ve aynı kalıptan çıktığı anlaşılan bu alçı rafların görünen dış yüzeyleri geometrik ve soyut bitkisel motiflerle bezenmiştir. Aynı tarz alçı raflara Şamdanlar, Boyacılar, Dalimanlar ve Ancılar evlerinin iç duvarlarında da rastlanmıştır.

Ahşabın çok kullanılması, iç mekanlara sıcak bir etki de sağlamıştır. Odaların çoğunda, girişin sağına gelen duvarı boydan boya dolap- yüklük ve çiçeklik elemanları kaplamaktadır. Bunların üzerine işlenmiş olan çeşitli geometrik ve bitkisel motifler zengin süsleme kompozisyonları meydana getirmektedir. Kimi konutlarda bu süslemeler odanın çıtalı tavam ile bütünleşmekte ve böylece süsleme anlayışı mekanın tümüne hakim olmaktadır.

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi 2009

Kategoriler
Edebiyat

Ramazan Şiiri

Ramazan Geldi

Müjdeler olsun Müslümanlara,
Çünkü mübarek Ramazan geldi,
Evlere sürür, gönüllere haz geldi,
Sofralara bolluk, bereket geldi.

Minarelerde yanar renkli mahyalar,
Bu ayda kabul olur bütün dualar,
Ahlaklar değişir, gider kötülükler,
Çünkü bu ayda sabır metanet geldi.

Akşam yaklaşır top atışı beklenir,
Sofralara çeşitli yemekler eklenir.
Besmeleyle, dua ile açılır oruçlar,
Çünkü bu ayda ruhlara saadet geldi.

Açalım Kur-an’ı okuyup dinleyelim,
Ona sevgi ve hürmet edelim.
Gönüllere doldurup, vecde gelelim,
Çünkü bu ayda şefaat geldi.

* * *

Ahmet Bican Atmaca

eml

Kategoriler
Sivrihisar Portalı

Web Sitemize İlgi ve Teşekkür

22 Mayıs 2015 Cuma günü Ulu Caminin ibadete açılışı ile Hisar Cami ve Huzurevi temel atma merasimlerinde Sivrihisar da bulundum. Yeğenim Halil Emin Kızıloğlu ile tarihi yerleri ve Sportif Havacılık Merkezini gezdik. Eskimez dost ve arkadaşlarla hasret giderdik, Ulu Caminin ibadete açılışı ve temel atma törenlerine katıldım. Belediye Başkanımıza, Doç.Dr. Kemal Biçerli abimize, dost ve ahbaplara Sivrihisar’ımızın tanıtımına katkıda bulunmak amacı ile kurduğum http://sivrihisar.web.tr web sitemizden haberdar ettim.

Web sitemiz ile ilgili yazıma, Sivrihisar’ın Sesi Gazetesi de 1282. sayısında yer ayırdı. Yüksel Uça abimiz facebooktan kurmuş olduğunuz site için sizi tebrik ediyorum. saygı ve sevgilerimle mesajı yazmış.

Faruk Öz Değerli hemşerimize; hazırlamış olduğu site ve harcadığı emek için sonsuz minnettarlığımı sunarım. İlçemizi geçmişte yükseldiği güzelim mertebelerde görmek dileklerimle başarılar dilerim. 

İlgilerinden dolayı bende teşekkür ediyorum kendilerine.

Murat Sevimbay

Hafta sonu Sivrihisar ziyaretimin biri de, “Sivrihisar Uluslararası Sportif Havacılık Merkezi” oldu. Sadullah beyle tanıştık. Bir süre söyleşimiz oldu. Türkiye’de ikinci olan böyle bir yere gereken ilginin beklentisi ile yetkililerin bu konu üzerinine eğilmelerini istiyor Sadullah bey. İlçemize her yönden katkısı olacak olan Sivrihisar’da Sivil Havacılık Yüksek okulu bölümü açılması konusunda görüşlerimiz oldu.

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Geleneksel Türk Evleri

Geçmişi binlerce yıl geriye giden Anadolu, 11. yüzyılda yepyeni bir kültürle tanışmış, sönükleşmeye başlayan sanat ortamı yeni bir solukla alevlenmişti. Zira bu yüzyılda Orta Asya steplerinden kopup gelen Türklerin fethederek kendilerine yurt edindikleri bu topraklar, tarihi olduğu kadar kültürel alanlarda da büyük canlılığa sahne oluyordu.

Türkler yerleştikleri bu yeni yurtlarında, doğrudan taklitçiliğe düşmeden; kökleri Orta Asya’ya uzanan kültür ve sanatlarını Anadolu’nun zengin kültür teknesinde yoğurarak, onu kendine has bir çizgide geliştirme başarısını göstermiştir. Orta Asya geleneklerinden derin izler taşıyan Anadolu Türk sanatı ve mimarisi bunun en güzel örneklerini sunmaktadır. Türk sanatı içinde özgün kimliğiyle önemli bir mimarlık türü olan ‘Türk Evi’ de böyle bir oluşumun ürünüdür.

gravurTürk Evi; insan yaşamının, insani değerlerin ve aile huzurunun mimariye yansıdığı bir konut tipidir. Onu, ‘kimlikli bir halk mimarisinin yaşam biçimi ve zevk anlayışına göre şekillenişi’ şeklinde de tanımlayabiliriz. Böyle bir şekillenişte iki önemli unsur dikkati çeker: Bunlardan biri onun dışa bakan yönü; diğeri, içe dönük yüzüdür. ‘Dışa bakan yönü’ derken konutun fiziki dış yapısı ve çevresi ile olan ilişkisi akla gelmektedir. Belli ölçüde ‘mahremiyet’ kavramıyla özdeş­leşen içe dönük yüzü ise, oda içindeki yaşam düzeninden başlayarak, onun sofaya açılımı, katlar arası bağlantısı, hizmet birimlerinin ko­numu, hayat ve yeşil bir iç bahçeyle bütünleşen mimari kuruluşu düşünülebilir. Bunların her biri, aile içi huzurun sağlanmasında önemli unsurlar olarak plânda yerlerini alır; Türk insanın yaşamından, yaşama zevkinden, inançlarından ve geleneklerinden derin izler taşır. Çoğu kez kendine has yöresel özelliklerine ve çeşitli doğal etkenlere karşın ortak bir motifin oluşumu bu sayede gerçekleşerek Türk Evi dediğimiz konut tipinin kimliği belirir.

Bu evler genelde mimar ve mühendisler tarafından değil, halkın içinde geleneksel yöntemlerle mesleğini öğrenen usta ve sanatkârlar tarafından inşa edilmişlerdir. Onun içindir ki, ‘geleneksel Türk Evi halkın ortaya koyduğu bir yapı türüdür’; denilebilir.

Çok geniş bir coğrafyaya yayılan böylesine bir halk mimarisinin nasıl oluştuğu konusu pek çok araştırmacıyı düşündürmüştür. Kuşkusuz, yukarıda da değindiğimiz gibi Türkler ata yurtları olan Orta Asya topraklarında geliştirdikleri kendi kültürlerini 11. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu topraklarına da taşımışlardı. Fakat, Türk Evi dediğimiz oluşumda, getirilen unsurlar nelerdi? Diğer yandan daha önce Anadolu’da yaşayan Hitit, Frig, Lyd, Roma, hatta daha gerilere gidildiğinde Truva ve Çatalhöyük’e uzanan kültürlerin buna katkısı ne idi? Yine Anadolu’da Selçuklu ve erken Osmanlı dönemlerinin, aynı zamanda onların çağdaşı da olan Bizans’ın ve diğer bir kısım küçük yerli toplulukların Türk kentlerinin şekillenişinde ve Türk evlerinin oluşumunda ne gibi etkileri olmuştu?… Günümüzde bu türden sıralanabilecek soruların cevabı artık eskisi kadar karmaşık ve bilinmezler olarak görülmemektedir.

Son yıllarda çok sayıda araştırmacının hem Türk kenti, hem de Türk Evi’ne yönelik araştırma ve yayınları, böyle soruları belli ölçüde aydınlatacak boyuta ulaşmış bulunmaktadır. Ancak, halen Türklerin Anadolu öncesi, hatta Anadolu’ya yerleştikleri ilk devirlerdeki evleri hakkında henüz sınırlı bilgiye sahip olduğumuz da bir gerçektir. Bu konularda yazılı kaynakların aktardıkları ile birkaç saray ve köşk yapısından başka elimizde fazla somut örnek bulunmamaktadır. Orta Asya’da yapılacak yüzey araştırmaları ile kazılardan elde edilebilecek veriler Türk Evi’nin kaynağı ve gelişim tarihinin aydınlatılması açısından hayati önem taşımaktadır. Fakat, diğer yanda halen Anadolu’nun yaşayan kültür mirası içinde ayrı bir öneme sahip olan tarihi evleri de bütünüyle tespit edilip incelenebilmiş değildir. Oysa bu miras sürekli tahrip ve yok olma tehdidiyle karşı karşıyadır.

Geleneksel eski evlerin günümüzde yüz yüze olduğu sorunlar, mevcut olanları incelemeyi, rölöve plânlarını almayı, hatta resimlerini çekmeyi bile oldukça güçleştirmekte; kimi yapılarda bilime kazandırma ve belgelendirme adına bunları yapabilmek olanaksız hale gelebilmektedir. Özellikle son on beş yıldır Türk Evi araştırmalarında ciddi güçlüklerle karşılaşılmakta, bazı evlere girilmesine sahipleri tarafından izin verilmediğinden yapılan incelemeler de sınırlı kalabilmektedir. Onun için Türkiye’de yaklaşık 70-80 yıl önce Türk Evi gerçeğini fark eden ve bu konudaki araştırmaları sistemli bir şekilde başlatan Sedat Hakkı Eldem’e bugün çok şey borçluyuz. Ondan sonra da bu işe gönül verenler, Türk evi’ni yaşatmak için çeşitli etkinliklerde bulunmuşlar; her gün biraz daha kaybolan bu mirası yayınları aracılığıyla bizlere taşımayı amaçlamışlardı.

Türk Evi araştırmalarındaki sorunları göz önüne alarak artık çok iyi biliyoruz ki, bilim adamları bu çalışmalarını çeşitli güçlükleri aşarak ortaya koyabilmişler; büyük özveri ile elde ettikleri bilgi ve dokümanları; kitaplar, makaleler ve bildiriler şeklinde bilime kazandırmışlardır. Bu eserlere şöyle bir bakıldığında —ilk çalışmalar bir yana— daha 20-30 yıl önceki yayınlarda ele alınan eski kentlerin bile pek çoğu itibariyle bugün değişim geçirdiği; tanıtılan eski konutların ise büyük ölçüde artık yerinde olmadığı görülmektedir. Gelinen noktada, içinde bulunduğumuz çağın akışında yaşanan bu hızlı değişimler, eski Türk evleri konusunda yapılan çalışmaları kısa zamanda adeta birer belgeye dönüştürmüştür. Bu durum, çehresi her gün biraz daha değişen geleneksel kent kimliğimiz ve ev kültürümüze ilişkin çalışmaların önem derecesini göstermesi yanında, onların ne kadar hızlı tükenme noktasında olduklarını açıklaması bakımından da ürkütücü bir manzara sergilemektedir.

* * *

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr.Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

Kategoriler
Sivrihisar Kültürü

Sivrihisar’ca

SİVRİHİSAR YÖRESEL ŞİVESİ

SİVRİHİSAR’DA KULLANILAN ŞİVELER
A şu oynayan bem gelin olmadan gidesice
Aaşa napan nerden gelin gız
Abam arabaşı dökmüş,bensiz valaa yimezler.
Abbah pek bahalıymış lennn
Abo osdurgan tasin geliyor
Ahh guzum,kapkara kararmışında,sapsarı sararmışın…
Alaasen sus gari garnım gatıldı
Alasen ilenip durma oh guzum
Alım aşkına doğru konuş sacı sakalı aarısaca
Allah bin beynini
Allah cezanı vermesin
Allah gılına versin sokum sokum sokranır
Allamat verdim ilenme
Allasen garnını doyur.bak allamat verdim
Alllah dürtülü kakıla gal emi
Almadan gidesiceler
Amaan yeter gari başımı ütüledin.
Amaın sesanası böön yüklencemiş
Amanııın gaç gız ol.
Amanın bunlar hamamda gurnayı düğünde zurnayı beğenmez apdılla aga
Amanın günnerin hec hökmü yok
Amanın nemize gerek herif.naparlarsa yapsınlar.polisliğe neyin götürüller allah etmeye
Amanın pek gadın gözel kel şevkabam
An deye gomuşum
Ana gıı akşama bi su böree yapta çayınan yiyivirem..
Anam tezek yapcas
Anan napar,
Anilaillallah ölemi haggat
Anlatımı tam bir roman. altınıza siyersiniz gavur çocukları… beni fazla konuşturman
Annah nedii öle edersiniz,ayıp değimi
Asgerden uzesan geldi.
Aşa ebenden eccik mürebbi iste.
Aşaba bidiki çalçak yoort ver
Aşama ne yiycez
Aşşa malenin veletleri pek azaysız.
Baçaya gübre saçdıydım pavkırdı.
Bakla/Badılcanın okkası gaça
Bayramlık bi dakım urba dikindim.
Bazarda onbaşıların zaleyi gördüm
Bıldır bu vakıt fasille toplardık gışında börttürüp yirdik pek hora geçerdi
Bıldır bu zamanlar hangırdaydık .şimdi hangırdayız
Bıldır iyiyimdi şindi hiç hayrım yook
Bi hebbe ver.keşgee vurdunnu gız.
Bi helke su dökünüvür
Bicamanın pırpıtı çıkmış.
Bide laf atmadan geç, anam bi söylen bin işidin gali…
Bidiki tereziye dokanıvır.
Biri bişii aldimi beem yürem pek gakar-
Bizim koyun zıbarmıs,pertleyisice,
Bizim tavuklar nerelere yımırtlar bilmen
Bobaçça var yinni.
Borda kapı açda goyunlar girsin.
Bön erken yatcam
Bön sırıkta ne filmi var
Böön annem bazlamaç ve bide pişirdi
Böön kına gecesi.saba güve hamamı.öyle damat giyimi.aşama düyün.gireye damat tıraşı.gelin getirme.aşama güve guyması.girertesi güve kaldırımı.
Böörlerim batıyor zıbarasıca,
Böyük baba ırbığı eletiyimmi?
Bu kompillerde pek gıli gıli
Bu veledinde heç duraga yok,
Bugün uğraşamam seninle yat zıbar,
Canım halva (helva)istedi,aba gııı
Cete(otobüs) bindirivirin beni oh guzum,
Cingan gofalaa
Combalak kılma guzum bağırsaan azına gelir.
Çabıt pala pek esgimiş.
Çarşının göbende ilezir etti beni sıracalının çocuu..
Çemkirmeden git emi..
Çenelin altında durma gafana tula düşcek
Çorapsızın evin annacında sevgi abamın evi var.
Daklaşma tek dur.
Davar gütmeye gitcem
Demirci arastasından geciverem
Dımdızlak galmışın
Dızıka dızıka gittim
Dızıkıvır eccik.
Dizlerim sırım sırım sızlar başım zangır zangır aarır
Dizlerimde oklaaç gibi oldu
Donumu yamaycam
Döküle galma emi tola dudaklı
Döşşemizi serdik yatcaz gari,
Duvara mıhı çakamadım,
Duydungu aşanın gız sözlenmiş. Essah mı gııı. Amanın gaç gız ol o gızdan garı marı olmaz
Ekmeen arkasına tandıra keşgek koycam
Eli kulanda/başında varmı (aspirin)
Elim yağlı oynamaycam gali
Eline ayaana nüzul inesice
Emmim hasda olmuş cankurtaranınan şere götürmüşler
Esamı den alaşgına
Esbabları yun hepsinide tokaçlan ha bakin.bidikide abam yusun.
Esbapları yudun mu gııı?
Espap yuycam gııı,
Espapların akını ayrı yudum gökünü ayrı yudum aklar pek agarmadı
Fadime gii sakomu ver
Filim bitti huso al tesbiyi topla başişleri
Gahvenin gaynaması insanı,sıpanın oynaması eşşe başdan çıkarır
Galdı mayarı geyin fıtayı alında bide gelin hamamına götürün pek kirlendim onatcacıkca keseleyip yıkayın
Gali akşam oldu örtüleri seriverin
Ganaat ossun bak. Hakkat mi den . Essa derin.
Gancık yalanmasa erkek dolanmaz
Gapıyı gıygaç bırak.kapıyı körekledinizmi? Kapıyı tırkazlayın. Gapıyı çekivir.
Gapıyı gıygaçlayıvır hava girsin
Garı galk bi çay demlede içem.
Gartalaçları suladınnı?üç dürge suladım abam
Gavur baglarına bayam(badem) silkmeye gitcez amma bamat(bekçi) var,
Gavurga gavurunda yiyeem.
Gayınnadan bi dene ileşber altın
Gayinnaminan pek gadin gecindik hec cekişmedik
Gazanın ateşine dört badılcan sokuvur
Ge bakaam annacıma oturuvur
Ge bakaam yiğenim sen kimlerdensin, kimin oğlusun bakiin
Ge gız bidiki kelam edem dilim şişti
Geberbiyesice nerde galdın tedik ol demedimmi,
Gebermeyesice yatta zıbar galim
Geç yaşına doymadan git emi, ansızın gidesice
Geçdin o daracıkdan üstünü başını ürüsvay ettin.
Gelin abamgilde yuka yapcaz
Gelin yüklü iş yapamaz
Get anam angara mangara istemen.
Get sıracalı,habaan seni.
Gııı,bizim kapaklı zaan varmı sizde,
Gılıın gıdden döküle kalsında ırabbıma yüzüngoyu git emi.
Gılıksız,
Gız dondaşına esbsbları ıslayver gevur kızı esbablara kil dökdunnu
Gız hele şu gelen de bidigicik, gılığından gara zale’nin aamede benzer o deemi…
Giderken gapıyı iyice gapat da bide elininen gıynat iyice gapanıp gapanmadı belli osun…
Gire (pazar)günü gelin gelcek,
Gire girertesi anila cenneşali benden başka şerli yokmu hep bana dökdürdüyonuz gireye gadar ben yoom
Girertesi günü tarlaya gübre saççaz
Gocana döşşeni yaptık yatcasan
Goma len gene mi sen geldin”
Goşum yi gari üküşda al.
Göynek giyde ıccak tutsun,
Gözel ırabbım neler yaradmış. Neylerse gözel eyler.
Gözleri çanağından çıkasıca.
Gulileri gapadınnı
Guma hamamının suyu pek ıccak.valla insanı börtdüregor.
Guy guy suyu guy naşapayınan guy .ordaki saplayınan guy.
Guzum parnak(havuç) gaça
Ha bobam ha. O baaah çok gocaman
Hacanne bu köpek kaparmı, ısdırırmı?yok guzum,ses etmez.karabaşşş onatça dur.hart..
Haccaba bazar nasıl ucuzmu ?
Haççaba babaçça yinni.guzugulada var yirsen.
Hadi anan ekmeene datlı çalsın
Hadi gidem… nereye gidcen vala salman.
Hamır ilenini, eseranı,oklacı,yaslacı yıkayıvır..olmaz vala onuda abam yusun….
Hatça gı gavi giyin saplıcan olucan
Havluyu ısıt ıccacık koy gecer
Hay dilimi arı soksada deyivermeyeydim
Hayadı sona çiçek süpürgesiynen süpürüvür.
Heç hazetmem,,amanın gittilerde kurtulukaldık
Helaya giderken ırbıı unutma
Her sokak köşesinde de analarımızın geleni getirir gideni götürürlerdi… Onların oturdukları yerlere köşe gavesi denirdi…
Herif erken gelcek yemek yapcan gelemeyom
Homur homur homurdanır
Hortlayasıcanın çocuu, ocaa sönesice seni
Hortlayısıcanın enii seni. Olmadan gideşice…
Höşmelimmi dürüvürüyüm,yımırta mı kırıvırıyım….
Iccacık bazlamaları yemeden giden guzum
Icını cıcını çıkarmak.
Iraftakı zanları yeniden durla emi hatça..
Işa gaz koydunmu
Işı sündürde yat zıbar
Işığın gazı varda ıldır ışık yanar niyeyse
Işıklar pek pahalı geldi vala anam şu ışaada verilen para da helal
İki çencere gölle vurdum yanında keşgekde var
İlahim kulaan kuyrun tava sapına dönsün
İrbaam sakosunu geymiş yazıyüzüne aşşa dızıkıp gider.
İşiniz gücünüz cart curt.
İşte oturcasan otur oturmaycasan de gapı..
Kara guzum gandil simidi varsa yolla o yavan olur goymaz
Kel mohiddin ile şamdanların düğünü varmış fıtanı geyde git gız
Kelem börttürdünmü? Kompil külledinni?
Kendi veddetine gider bu adamda
Keşkek vurdum
Kompil tiridi pişirdim,
Köpeeen eniiii”
Köpenen beygir ferledi yimez galim
Kötü osmanın olana bağı bi sürdürüversen len
Kümbürde kilinen espap yudum aklar sakız gibi oldu
Lafı nerden anan aklın nerde get gevur gızı ben gidiyon
Leenn,bi bumbar pişirdim barnaklarını yin,
Len amed aga hangırdan gelin.
Mabalı günahı boynuna,mabalımı çek veya çekeyim
Masus yapar matçalı
Mayıs çinnenmeden tezek olurmu. İlkin adam akıllı çinneycen.
Mecalim takatım galmadı
Mehor gidinin olu
Mekdebe giderken organtilini takmayı unutma emi.
Memedin oğlanda pek yeltek,
Memet emmide minni oşurdur.
Mesmosuz mesmosuz gonusman gıı datlı canıma yettiniz gari
Münüs münüs oturun ha guzum şımarman emi…onatça durun..
Napan gıı?? İyiyin sen napan? Ben de bidiki iyiyin.
Napan needen bizimgız
Nasısın emmi..iyin guzum sen napan
Ne guydun avcumada ne çalıyon yüzüne
Ne var ne dii buraya çokalaştınız guzum.
Nedi yimeycen allasen yi.mabalı boynuna
Neman gözel olmuş yav.vallaha pek hoşuma gitti.
Obaah amaniin ge başıma gelene !!!
Obaah,analailaheillallah
Oh guzum bakkala dızıkıver.
Oh guzum onatça dur.
Olmaya gomaya erme emi matcalı senii
Olmaya gomaya ermede şişe domala gal
Onatca dur cocuk burnundan girerim vala,
Onatca gonuşun gııı daşın kökünü yiyesiceler
Onatca yun gari. Gavlun varmı. Yosa veriin
Onatça durun allasen
Onatça durun gıynaşman kapıyı kıygaçlayıvır
Onun oğlanları şirpedek akıllılar
Öllün körü
Ölmüş eşşek ararlar nal mıh sökmeye
Örtmeden alma getirde yiyem
Öteen okuduydum,böön bida okudum.
Pek ağır ıngıldadamadım.
Pek kirlenmiş onacca tokacla…
Pek tezmecal
Peştambalı örtünde varıvır da gel
Sacı sakalı ağırasıca ginemi burdasın.
Sen duraman şindik gelin gız zebat eltim çaya çaardı,
Seni keraat seni.
Seni velet seni akşam olsun valla babana godurmam …..
Seydi hamamının gurnaları da pek çir akar
Seyirtin dızıkıvır gali
Sıracalı maccalı napan gı,netcen,aha şere gidiyon
Sırtım pek gidişdi.
Sırtına bardak çekeveren olsa bişicin galmaz…
Sidiğinin yoluna daş dursun
Sidiin tutulsun bi şeycikler demem
Sivrihisarın çavuşlarına şikayet ederim çeşmede bez yıkadını sizinkilerin.
Sizde domuz arabası(el arabası) varmı?,
Söölediklerim kulana tınlamadı ki hic
Suları guyunup duru
Şamdanların aşenim gibisin anilailaillallah
Şaplaa yidi ondankeri usukdu.
Şartlar şartolsun vermen seni,
Şartolsun bidaa geç galman
Şey ediim derken,şeeede yazdım.
Şişe domala gal emi.
Şoo bazlamadan bi sokum ver
Şu kasnagı getirde ziniyi koyam
Şu radyoyu açında acansı dinneyin bakın ne varımış
Şu tavuu kesinde bi arabaşı bişirin aaşama.
Tabıdın burula burula gitsin.
Talaz çıktı,şimşak çaktı,kuzudişi yagdı ardından rahmet yagdı
Tandıra badılcan gömdüm
Tandırda budey gavurgası gavurdum
Tandırdan yenicek çıktı, ıccacık bazlamaya sarı yaa süreem de yiyeem.
Tarlada toz, ocakta köz, gakın gidin, siz yatacaz biz
Tayinim sendenni gelir-
Tez gel koş gız,
Vala carparsam
Vala essa dedin.
Valaa,gızda pek gözelimiş
Valla gardaş bıldır bundan iyiydim.
Valla salmam girertesine(pazartesi) kadar bizdesiniz,
Valla vurursam özeni öttürürüm.
Vay bancılasıca hortlaan oğlu vay.
Vay dığa vay
Velesbitimin(bisiklet) tekeri patladı
Yannarım,dallarım pek ağrır.
Yara gabık,gart bağladımı
Yat oraya toşur geliyor.
Yat zıbar gali
Yatın gali. bidene yerinde durmaz gıynayıp durur….
Yatta zıbar gari,
Yeter gali sarkayı geyip.cebeyle incili kübeleri takıp oynatmadınız
Yeter gari vala afaganım galkdı.
Yımırtacı sadet zadırlara düğüne okudu ne götürcez herif.dak 10 lira.aaa amanin pek az olur.
Yiğit yapılı gara gözlü gara gaşlı yiğenim…oh paşam üzme beni…
Yirsem posteki saydırır,
Yudum yudumda belim dutuldu.
Yüzgörümlük mü isten gızım
Zaanları kaplığa dizdim
Zıbarasıca guzum gaygana pek yağlıdır dokunur,
Zobaya bidiki çalı çırpı adda harlıyıvırsın…

SİVRİHİSAR’A AİT ÖZLÜ DEYİMLER
Adama fesini ters giydirmek.
Adamın yere bakanından kork.
Adın ne reşit, bi söyle bin işit.
Ağaçtan yukarı yol gitmez.
Ağızdan akıllı.
Ağlayan destiye, sirke kurulmaz.
Ağzı açık ayran delisi.
Ağzı daha süt kokuyor.
Ağzımızla halt ettik. Kartal pınarına temizlemeye gidiyom.
Ahım gitti vahım kaldi.
Ahiret suali sormak
Akıllıya bir bağ sarımsak sermayedir.
Aklı bir karış havada.
Aklına eseni yapmak.
Akli olmayan çavuşlar döner bo..nu avuçlar.
Aklima gelen başuma gelir.
Akşam güneşi güzele vurur.sabahınki sidikliye
Akşamun işini sabaha bırakma.
Ala göze sürme mezedir, bu gün bize yarın sizedir.
Alacağım olsunda, ala kargadan olsun.
Alacağına güvenipte borca girme.
Alacaya garaca yakışmaz.
Alan razı, veren razı.
Alanda satanda memnun.
Alışmadık kıçta don durmaz.
Âlimden zalim, zalimden âlim doğar.
Allah boy vermiş, kaldırıp koyvermiş.
Allah dağına göre fırtına verir.
Allah tan sıska, ne yapsın mıksa.
Allah’a bir can borcum var.
Allah’ın Rahmetinden kaçılmaz.
Anadan gören sofra düzer, babadan gören oda düzer.
Anadan olur buzağı, dökülür çamın kozağı.
Anan soğan, baban şeker, sen nerden oldun nebe şeker.
Anasına bak kızını al.
Arabayı duvara vurunca yol gösteren çok olur.
Arap eli öpmekle, dudak kara olmaz.
Arayit-e kar yağar. Kuzören çilesini çeker.
Arı baldan kaçmaz, tüsgüden kaçar.
Arkasi açılmak
Armudun sapı üzümün çöpü.
Armut dibine düşer.
Arpa samanıynan, tezek dumanıynan belli olur.
Artık aş göz mü çıkarır.
Aşım var göceden, gaygım yok gocadan.
At ölür tayı kalır, katırın neyi kalır.
Atarlar yün ederler, teperler keçe ederler, sivriltir külah ederler, giy başına git işine.
Avradın dolaşığı, sabaha bırakmış bulaşığı.
Avradın iyiyse gir oyna çık oyna, avradın kötüyse gir ağla çık ağla.
Avrat başından, avlu gaşından belli olur.
Ayağı kademli gelmek.
Ayağını sıcak tut, başını serin.
Ayda gelen gül üstüne, her gün gelen kül üstüne.
Ayıkla pirincin taşını.
Aynı hamam aynı tas.
Aza koyuyorum almıyor, çoğa koyuyorum dolmuyor.
Azıcık aşım, kaygısız başım.
B.kunda boncuk mu bulduk.
Bal parmaklanır, yağ tırnaklanır.
Bal yiyen baldan usanır.
Baş çıkmayan yerden, göz yaşı çıkmaz.
Başı darda olmak.
Başından büyük işlere girişmek.
Başkasının ipiyle kuyuya inilmez.
Bedava sirke baldan tatlıdır.
Beni yağ yidi yaptı.
Beş kuruş verdik konuşturduk. On kuruş verdik susturamadık.
Beş parmağında, beş parmak kara.
Bidiki ekmek katığı yap.
Bindiği dalı kesmek.
Bir adamın ya uçar kuşu, yada döner taşı olacak.
Bir baltaya sap olmamak.
Bir dönüm bostan, yan gel oğlum Osman.
Bir eli yağda bir eli balda.
Bir kız’ı on kişi ister. Birine nasip olur.
Bir pireye yorgan yakma.
Bir yaşına daha basmak.
Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.
Biz Eşek olduktan sonra binen çok olur.
Bizim eşek de bu havadan gitti.
Bizim kız bizden kaçar, önünü koyar arkasını açar.
Borç yiğidin kamçısıdır.
Boşa goydum dolmadı,doluya goydum almadı.
Bu adam evi kavı yiyecek.
Bu iş ne ondurur, nede öldürür.
Bu kadar tavuğa bir horoz lazım.
Buğday değirmene gitmeden un olmaz.
Buluttan nem kapmak.
Bundan sonra et olupda, ekmek üstüne gelmez.
Burası dağ başımı.
Burnu bir karış havada olmak.
Burnunun dikine gitmek.
Buyurun cenaze namazına.
Buz kesmek
Büyük lokma ye , büyük söz söyleme.
Cami duvarına işemek.
Cami yıkılsa mihrabı galır.
Can çıkar, huy çıkmaz.
Cart parası, curt parası.
Ceviz/fındık kabuğunu doldurmamak.
Ciğerini sökmek.
Cin olup adam çarpmak.
Cingan çalar kürt oynar.
Cinsdir çeker, soğandır kokar.
Çakı gibi olmak.
Çalımından yanına varılmaz.
Çarşıdaki kasabın etine kelem börttürülmez.
Çarşıdan et gelmeden kelem börttürülmez.
Çaya süre geldim, boy’a süre gidiyorum.
Çencerede çöp yok, içinde heç yok.
Çocuğa iş buyur, kendin peşinden git.
Çok sinsi adamsın.
Çulu çabutu toplamak.
Damarın çekmeden gitsin emi.
Damdan düşen yanıma gelsin.
Dana ne kadar büyük olursa olsun, hep anasını emermiş.
Dedesi goruk yerken, torununun dişi gamaşırmış.
Dediği dedik, çaldığı düdük.
Deli dana gibi dolanmak.
Deli deliden, imam ölüden hoşlanır.
Delik büyük amma, yama güccük goşum.
Delim var dediğine değer.
Deliye her gün bayram.
Dene deneye eş olur,iki dene bir kaşık aş olur.
Denizde kum ben de para.
Dertsiz başım, gaygısız aşım.
Desti kırıldıktan sonra, akıl veren çok olur.
Dilini eşek arısı soksun.
Doğduğuna pişman etmek.
Dokuz dereden su getirir
Domuzdan bi kıl koparmak kardır.
Donundan bir ip çeksen, yedi yaması dökülür.
Dostlar alış verişte görsün.
Dökülen su dolmaz.
Dört ayak üstüne düştün.
Düğün aşıynan misafir ağırlanmaz.
Düğüne gider zurna beğenmez, hamama gider kurna beğenmez.
Dükkan kapısı hak kapısı akmasa da damlar.
Dünya yansa içinde senin hasırın yok.
Düşde gör.
Düşün düşün b.ktur işin.
Eden bulur.
Ekmeği kendinden süreze kavgaya gitmek.
Ekmeğim saçta. Esbabım taşta kaldı.
El eli yikar,elde yüzü.
El elin eşeğini ıslık çala çala arar.
Elde avuçta yok.
Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez.
Ele güne gaşı.
Ele güne muhtaç olmak
Elin akıllısından bizim delimiz iyidir.
Elin atına binen tez iner. .
Elini sıcak sudan soğuk suya sokmaz.
Entari göz mizan, eşek yarım okka, sıpa yüz dirhem.
Erken öten horozun kafasını keserler.
Eşeği dürten os…na katlanır.
Eşeğin istediği yere.
Eşeğin kulağı kesilmekle, at olmaz.
Eşeğin kuyruğu gibi ne uzar, ne kısalır.
Eşek elin, zerdeli emanet, düştük yola sonumuz hayra alamet.
Eşek geldin eşek gidecen.
Eşek hoşaftan ne anlar, suyunu içer denesi kalır.
Eşekten doğar katır, ne hal bilir ne hatır.
Eşşe binmek bir ayıp, inmek iki ayıp.
Et taze ise tak şişe, pişti ise ver dişe.
Eti senin kemiği benim.
Etten yana ayrı, etekten yana ayrı.
Ev üstüne ev olmaz.
Eveleyip, geveleyip durma.
Evveliniz bir damla su, ahiriniz bir avuç toprak.
Fakirin eteğine bir avuç gavurga dökmüşler. Oda etim yandı diye döküvermiş.
Feleğin çemberinden geçmek.
Feneri yolda söndürmek.
Fincancı katırlarını ürkütme.
Firildak gibi dönmek.
Gambersiz düğün olmaz.
Gardaş gardaşı bıçaklar, döner kucaklar.
Gardaş gardaşın ne öldüğünü ister, ne onduğunu.
Gece kuşu olmak.
Gecenin hayrından, gündüzün şerri iyidir.
Geleceği varsa göreceği de var.
Gelin ata bindi, ya kısmet dedi.
Gelin gibi süzülmek.
Gençliğine doymamak.
Gırayı gış, bulaşığı iş etme.
Giyeceksem çulum yeter, yiyeceksem yalım yeter.
Göle yoğurt çalmak.
Gönülsüz davara giden itten, hayır gelmez.
Götü yere yakın olandan korkacaksan.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Göze gelmek.
Gözünü dört açmak.
Gülenin mali ağlayana hayır etmez.
Gün yüzü görmemek.
Gündüz külahlı, gece silahlı.
Günü güne eklemek.
Gürle de yağmazsan yağma.
Ha Sen! Ha Hesar’lı Süleyman.
Hacı baba güldürt.
Hakıklar gibi önlü arkalı yürümeyin.
Hakir görme kimseyi hiç kimse boş değil.
Ham ahlat gibi boğazıma durma.
Haram para ile payidar olunmaz.
Harman veresiye.
Hasbam garipçeden su içmiş, met helvasına aş erer.
Hasedinden çatlamak.
Hatice’ye değil, neticeye bak.
Hay guzum, bal ballanır, al allanır, sal sallanır.
Haydan gelen huya gider.
Helva tartıyla, pilav ölçüyle, ille de bulamaç pişirmesi.
Hem 25 kuruş, hem şöför mahalli.
Hem balık tutayım diyorsun. Hemde kıçım ıslanmasın.
Her akıl bir olsa, koyuna çoban bulunmaz
Her kafadan bir ses çıkar.
Her taşın altından o çıkar.
Her yerin develik damı gibi açık.
Herkes kapısının önünü süpürse böyle olmaz
Herkes kendi evinin kıblesini bilir.
Hırsızın hiçmi suçu yok.
Hoş geldin. Gelinim evimize, ayağınla kadem, başınla dövlet ola.
Huylu huyundan vazgeçmez.
Isıracak köpek dişini göstermez.
İçi seni dışı beni yakar.
İçki efeyi susturur, korkağı coşturur.
İğnenin deliğinden geçmek.
İki çıplak bir hamama yakışır.
İki günlük seyisliğin var. On günlük At b.kunu karıştırıyorsun.
İki kuzu, bir oğlak, sığmaz heybeye.
İki şinik bir ayar, ileşberi kim sayar.
İlle de odunum.
İmam osurursa cemaat sıçar.
İnce eleyip, sık dokumak.
İpe un sermek.
İpsiz sapsız dolaşmak.
İriyi yedin, diriyi yedin, gözü bana mı diktin.
İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki.!
İşi bileceksin işe gitmeyeceksin, sorana da işten geliyorum diyeceksin.
İşten artmaz dişten artar.
İt ite buyurur itte kuyruğuna.
İt iti ısırmaz.
İte dalaşacağına çalıyı dolaş.
İti an çomağı hazırla.
İyi adam sözünün üstüne gelir.
İyi kızı eller över, deli kızı anası över.
Kabağı yiyen girsin güve.
Kaç kaçar, göç göçer, deli kız kulak deldirir.
Kaçanın anasi ağlamaz.
Kambersiz düğün olmaz.
Kapını iyi kapa, komşunu hırsız etme.
Kapıya bağlanacak köpek değil.
Kar üstünde yürür da izini belli etmez.!
Kara kaplı kitap.
Karayemiş yaprakları ne zaman tüşer, pu iş olur.
Kargalarda benim tavuğum, yumurtlamadıktan sonra.
Karı sözü uyulursa hamamda haşlanılır, yağmura yaşlanılır, geriye bir tek taşlanması kalır.
Kaşıkla verir, kepçe ile gözünü çıkarırsın.
Katıra baba kim demişler. Dayım at demiş.
Kayaya kalbur eleği asmak.
Keçinin uyuzu, pınarın gözünden su içer.
Kedi olalı bir fare tuttun.
Kedi uzanamadığı ciğere mundar der.
Kelin ilacı olsa kafasına sürer.
Kependeki keleme burada et dövme.
Kependen gelen yağmura kepenek germe.
Kepenin kelemine görünce Trabzonun lahanası kahrından kızarmış.
Keskin sirke küpüne zarar.
Keyfimin kâhyası misin?
Kıçına gına yak.
Kırdığı ceviz kırkı aştı.
Kırkından sonra azanı teneşir paklar.
Kışın yaba, yazın soba alacaksın.
Kız halaya oğlan dayıya benzer.
Kızdığım dağın odununu yakmam.
Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla.
Kiler yandı sıçana da kalmadı.
Kimse yoğurdum kara demez.
Kimseyi hor görme.
Kocanın iki kaşığı varsa birini kıracaksan.
Koçluk kuzu, ağılda belli olur.
Komşu gızı almak, kalaylı kaptan su içmeye benzer.
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
Kopan urgan kalınsa, düğüm atmak zor olur.
Koynunda yılan beslemek.
Koyun can derdinde, kasap et derdinde.
Koyunun iyisini sürüden ayırmazlar.
Köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağardı.
Köpek sevmediğine çok ürer.
Köpek yaşlanınca, kurdun maskarası olur.
Kör dövüşü.
Körün istediği iki göz, biri eğri, biri düz.
Kuru, kuru kurbanın olayım.
Kurunun yanında yaş da yanar.
Kuşa benzemek.
Kuşun boklusu yuvada kalır.
Kuyruklu yalan.
Küçük taşa kıçını silme.
Küp kırılınca yol gösteren çok olur.
Küpe girmeden sirke olma.
Madem biliyon g.tün huyunu, niye içiyon kuyunun suyunu.
Malım karşımda aklım başımda.
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Mayasıllı g.t gibi vıgırdama.
Meteliğe kurşun atmak.
Modinin İsmet bile senden iyi oynar.
Nalları dikmek.
Namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz.
Ne kızı verir, ne de dünürcüyü küstürür.
Ne umuyon bacından, bacın ölüyor acından.
Ne yapayım, koyun almaz, kuzu emmez.
Nerde beleş orda yerleş.
Nereye gidersen oranın düdüğünü öttüreceksin..
Niyetin nere menzilin ora.
O kadar kusur gadı gızında da var.
O konuşursa bu düşünür.
Oğlun akıllıysa ninesin malı, oğlun deliyse gine ninesin malı.
Ortalığı velveleye vermek.
Ortalık ala gıcırdım boz duman.
Öcek der gelir, böcek der gidersin.
Öküz altında buzağı arama.
Öküz öldü ortaklık bozuldu.
Öldüyse rahmet, kaldıysa selamet versin.
Ölenle ölünmez.
Ölme eşeğim ölme, yonca biter yersin.
Ölüyü çok yıkarsan ya os… ya sı.ar.!
Ön teker nerden giderse, arka tekerde ordan gider.
Önü harman savurur, arkası gavurga gavurur.
Pabucu dama atılmak.
Papaz harmanı gibi.
Para akıl öğretir, don yürüyüş.
Para peşin kırmızı meşin.
Paran varsa bakıra, artarsa katıra yatır.
Paran yoksa, etrafında dostunda kalmaz.
Pehlivan güreşte, çimen güneşte belli olur.
Pekmezden olmaz şeker, herkes nesline çeker.
Peynir ekmek gibi.
Pişmiş kelle gibi sırıtmak.
Rüzgar esmeyince yaprak sallanmaz.
Rüzgara karşı iş.mek.
Sabaha tarhana, öğleye gözleme, akşama bulama.
Saçını süpürge etmek.
Sağı solu kolaçan etmek.
Sağır sultan duydu.
Sakalda oturupta, bıyığı yolma.
Sakalım yok ki sözüm dinlensin.
Saman altına su salıp üstünde ezan okumak.
Saman devri geçti, şimdi duman devri.
Samanın sarısını mart’a koy, sarı öküzün derisini arda koy
Sap benimse, samanlık senin.
Sen bu kafa ile daha çok yaya kalırsın.
Sen hot, ben hot, bu ineğe kim verecek ot.
Senden büyük Allah var.
Senin çaldığını Ha Babanın Süleyman da çalar.
Sev beni seveyim seni, sevmezsen sen beni, neyleyim seni.
Sırık gibi dikilmek.
Sinek pis değil, mide bulandırır.
Soradan görme
Söz büyüğün sus küçüğün.
Sözüm meclisden dışarı
Su akarken, destiyi doldurmak lazım.
Suratı beş karış.
Suya gitmek salıncak, ev süpürmek oyuncak.
Suyunun suyu.
Sülük gibi yapışmak.
Sütü bozuk olmak.
Şeytanin bacağını kırmak.
Şüpheli can cennete varmaz.
Tabanları yağlamak.
Tahtası noksan.
Tarlayı taşlı yerden, kızı gardaşlı yerden alacaksın.
Taş taş üstüne koymamak.
Tavuk var kazdan güzel, gelin var kızdan güzel.
Tencere yuvarlandı kapağını buldu.
Tere yağından kıl çeker gibi.
Testi kırılınca yol gösteren çok olur.
Tıngır elek, tıngır saç, elim hamur karnım aç.
Tıs- Tıs-Tırans-Tıs-Tıs-Tırans (Sivrihisar da Hallaç yün atanların kullandığı nakarat.)
Tost peni körsun da pi soğan kabuği osun.
Tuzsuz helva gibi sallanma.
Uçan kuşa borcu olmak.
Umut dağın ardında.
Un, şeker, yağ hazır. Niye helva yapıp yiyemiyoruz.
Ununu eleyip, eleğini asmak.
Uyku başına sıçramış.
Üç elli yaz belli.
Vur aşağı, al yukarı.
Ya herro ya merro.
Yağmurlu suda tavuğa su veren çok olur.
Yamalık arkaya çöver, herkes kendini över.
Yana yana kül olmak.
Yaptin bir hayır, tut baçağından ayır.
Yaş kemre ye şiş gibi geçmek.
Yatan eşeğe saman yok.
Yatan ölmez, yeten ölür.
Ye kabağı, salla göbeği.
Ye keşke, yat döşşe.
Ye kürküm ye.
Yedi ceddine söver.
Yer yarıldı sanki, içine girdi.
Yere bakan yürek yakan.
Yerinde yeller eser.
Yiğidin malı meydanda.
Yoz sığırına saman verilmez.
Yörük sırtından kurban kesmek.
Yufkayı yapanda yer, geriden bakanda.
Yumurtadan çıkmışta kabuğunu beyenmez.
Yüz verdik deliye, galgıdı çıktı halıya.
Zengin helvasını balla pişirir, fakir dü köftesine un bulamaz.
Yanlış teleffuz edilen bazı deyimler vardır. Birkaç örnek vermek gerekirse;
“Güzel bakmak sevaptır.” değil “Güzel bakmak sevaptır”.
“Azimle sıçan duvarı deler ”değil “Azimli sıçan duvarı deler”
“Göz var nizam var “değil “Göz var izan var.( İzan: anlayış anlama yeteneği.)
“Eşek hoşaftan ne anlar!” değil “Eşek hoş laftan ne anlar”
“Aptala malum olurmuş” değil “Abdala malum olurmuş” (Aptal: şalak alık. Abdal: derviş)
“Kısa kes Aydın havası olsun” değil “Kısa kes Aydın abası olsun ”(Aba giysi. Aydın efesinin abası kısa ve dizleri açıktır.)
“Su uyur düşman uyumaz” değil “Sü uyur düşman uyumaz”(Sü: Asker)
“Saatler olsun” değil “Sıhhatler olsun” (sıhhat: sağlık)
” Su küçüğün söz büyüğün” değil “Sus küçüğün söz büyüğün”
“Elinin körü” değil “ölünün kürü” (Kür: mezar gömüt)
“Sıfırı tüketmek” değil “zafiri tüketmek” (zafir: soluk)
.”Enikonu” değil “önü sonu…

SİVRİHİSAR’DA KULLANILAN ATASÖZLERİ
A
Abdal ata binince ağa oldum sanır.
Acele giden ecele gider.
Acele işe şeytan karışır.
Acemi bülbül bu kadar öter.
Acı badılcanı kırağı çalmaz.
Aç ayı oynamaz
Aç tavuk rüyasında kendini darı ambarında körür
Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü
Adam eşek olunca semer vuran çok olur
Adam olacak çocuk b.kundan belli olur
Adam olana bir söz yeter
Adamın iyisi işte belli olur
Adamın yere bakanından kork
Adım çıkmış dokuza, inmez sekize
Adın çıkacağına canın cıksın
Adın kader olacağına kaderin kader olsun
Ağ (kiç) islanmadan baluk tutulmaz.
Ağacı kurt, insanı dert öldürür
Ağaç yaşken eğilir
Ağır taşı ne sel, götürür ne yel.
Ağlamayan çocuğa meme(emzik) verilmez
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar
Ağlayanın malı güleni hayır etmez
Ağrısız bas olmaz
Akacak kan damarda durmaz
Akan su pislik tutmaz
Akıl akıldan üstündür
Akıl yaşta değil başta olur
Akıllıya bir bağ sarımsak sermayedir.
Akılsız başın cezasını ayaklar çeker
Akılsız dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun
Akıntıya kürek çekilmez
Aklın yolu birdir
Akşamın hayrından, sabahın şerri yeğdir
Alacakla borç ödenmez
Alışmadık g… de don tutmaz
Alışmış kudurmuştan beterdir
Allah bir kapıyı kapatır, bir kapıyı açar
Allah dağına göre fırtına verir.
Allah doğrunun yardımcısıdır
Allah garibi sevindirmek için eşeğini kaybettirir, sonra buldurur
Allah kapının birini kapar, birini açar
Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste
Altın semer vursan da eşek eşektir.
Aman dileyene kılıç sallanmaz
Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz
Anasına bak kızını al
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az
Arayan Mevlasını da, belasını da bulur.
Arı bal alacak çiçeği bilir
Arife tarif gerekmez
Armudun iyisini ayılar yer
Armut dibine düşer
Arsızın yüzüne tükürmüşler, yağmur yağıyor sanmış
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar aslı ayrandır
Aslını inkar eden haramzadedir
At sahibine köre kişner
Ateş düştüğü yeri yakar
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz
Ateşle barut bir arada durmaz
Atın ölümü arpadan olsun
Attan inip eşeğe binilmez
Ava giden avlanır
Ayağını sıcak tut, başını serin.
Ayağını yorganına göre uzat.
Az veren maldan, çok veren candan
Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz
Azıcık aşım ağrısız başım

B
Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur
Bal tutan parmağını yalar
Bal yiyen baldan usanır.
Balık baştan kokar
Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın
Başa gelen çekilir
Başkasının ipiyle kuyuya inilmez.
Bedava sirke baldan tatlıdır.
Belâ geliyorum demez
Besle kargayı oysun gözünü.
Beterin beteri var
Bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp
Bir akılsız kuyuya taş atmış, bin akıllı çıkaramamış
Bir çöplükte iki horoz ötmez
Bir dirhem et bin ayıp örter
Bir dokun bin ah işit
Bir elin nesi var, iki elin sesi var
Bir erkeği vezir eden de avradı, rezil eden de avradı
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır
Bir musibet bin nasihatten iyidir
Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.
Birlikten kuvvet doğar
Borcun iyisi vermek,derdin iyisi ölmek
Borç yiğidin kamçısıdır.
Borç yiyen kesesinden yer
Bos çuval ayakta durmaz
Boynuz kulağı geçer
Bugün bana yarın sana
Bugünün işini yarına bırakma
Bükemediğin bileği öpeceksin
Bülbülü altın kafese koymuşlar, “ah vatanım” demiş
Büyük balık küçük balığı yutar
Büyük başın derdi büyük olur
Büyük lokma ye, büyük konuşma.
C
Can boğazdan gelir
Can çıkmadan huy çıkmaz
Cana geleceğine mala gelsin
Canı yanan eşek attan hızlı koşar
Cefa çekmeden sefa olmaz
Cemaat ne derse desin, imam bildiğini okur
Cömert derler maldan, mert derler candan ederler
Ç
Çalma elin kapısını, çalarlar kapını
Çam sakızı çoban armağanı
Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar
Çıkmadık candan umut kesilmez
Çiğ yemedim ki karnım şişsin
Çirkefe taş atarsan üstüne sıçrar
Çivi çiviyi söker
Çobanın gönlü olursa tekeden süt çıkarır
Çobansız sürüyü kurt kapar
Çocuktan al haberi
Çoğu zarar azı karar
Çok gezen çok bilir
Çok konuşan çok yanılır
Çok laf yalansız, çok para haramsız olmaz
Çok naz âşık usandırır
D
Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur
Dağdan gelir, bağdakini kovar
Damlaya damlaya göl olur, damlacıktan sel olur
Danışan dağdan aşmış, danışmayan düz yolda yol şaşırmış
Davul bile dengi dengine
Davulun sesi uzaktan hoş gelir
Deli deliden, imam ölüden hoşlanır
Deli deliyi görünce değneğini saklar.
Delidir, ne yapsa yeridir
Deliye her gün düğün bayram
Deme dostuna, söyler dostuna
Demir tavında dövülür
Demiri nem, insanı gam öldürür
Denize düsen yılana sarılır
Derdini söylemeyen derman bulamaz
Dere geçerken at değiştirilmez
Dereyi görmeden paçaları sıvama
Dervişin fikri neyse zikri de odur
Dikensiz gül olmaz
Dilin kemiği yok
Dinsizin hakkından imansız gelir.
Dişini gösteren köpek ısırmaz
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar
Domuzdan bir kıl koparmak kardır
Dost acı söyler
Dost başa, düşman ayağa bakar
Dost kötü künde belli olur
Dost söylerse acı söyler
Düğüne gider zurna beğenmez, hamama gider kurna beğenmez
Dünya küçük derler de inanmazdım
Dünya Sultan Süleyman’a kalmamış, bana mı kalacak?
Düşenin dostu olmaz
Düşmanımın düşmanı dostumdur
Düşmez kalkmaz bir Allah

E
Ecel geldi cihana, bas ağrısı mahana
Eceli gelen it cami duvarına işer
Eden bulur, inleyen ölür
El ağzına bakan avradını tez boşar
El atına binen tez iner
El deliye biz akıllıya hasretiz
El elden üstündür.
El eli yıkar, elde yüzü.
El elin eşeğini türkü çağırarak arar
El öpmekle dudak eskimez
El yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu demir sanır
Elçiye zeval olmaz
Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez.
Ele verir talkımı, kendi yutar salkımı
Elin ağzı torba değil ki büzesin
Elin tavuğu ele kaz görünür
Elinin hamuruyla erkek işine karışma
Elle gelen düğün bayram
Elmas çamura düşmeyle değerini yitirmez
Emanete hıyanet olmaz
Emek olmadan yemek olmaz
Er olan ekmeğini taştan çıkarır
Ergene karı boşamak kolay olur
Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır
Erken kalkan yol alır, erken evlenen döl alır
Erken öten horozun kafasını keserler.
Eski dost düşman olmaz.
Eşeğini sağlam kazığa bağla
Eşek hoşaftan ne anlar
Eşek ölünce semeri, insan ölünce eseri kalır
Et girmeyen eve dert kirer
Et tırnaktan ayrılmaz
Etme bulma dünyası
Ev alma, komşu al
Ev üstüne ev olmaz.
Evdeki hesap çarşıya uymaz.
F
Fakirin tavuğu tek tek yumurtlar
Fakirlik ayıp değil, çalışmamak ayıp
Fazla mal göz çıkarmaz
Fazla mal köz çıkarmaz
Fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar

G
Gancık yalanmazsa erkek dolanmaz
Gâvura kızıp oruç bozulmaz
Gecenin hayrından, gündüzün şerri iyidir.
Geç olsunda güç olmasın
Gelen gideni aratır
Gelin ata binince “Ya nasip!” demiş
Gemisini kurtaran kaptandır
Gidip te gelmemek, gelip de görmemek var
Gönül ferman dinlemez
Gönül kimi severse güzel o
Gönül umduğu yere küser
Görünen köy kılavuz istemez
Göz gördü, gönül sevdi
Göz görmeyince gönül katlanır.
Gözden ırak olan, gönülden ırak olur
Gülenin malı ağlayana hayır etmez.
Gülme komşuna, gelir başına
Gülü seven dikenine katlanır
Gün doğmadan neler doğar
Güneş balçıkla sıvanmaz
Güneş giren eve doktor girmez.
H
Halep orda ise arşın burada
Hamama giren terler
Har vurup harman savurma
Haram para ile payidar olunmaz.
Harç aldırır, borç sattırır
Hatasız kul olmaz
Havlayan it ısırmaz
Hay’dan kelen Hu’ya keder
Haydan gelen huya gider.
Hazıra dağ dayanmaz
Hazıra dağ dayanmaz
Hem suçlu hem güçlü
Her güzelin bir kusuru olur
Her horoz kendi çiftliğinde öter
Her koyun kendi bacağından asılır
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır
Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar
Her yokuşun bir inişi vardır
Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma
Horozu çok olan yerin sabahı erken olur
Huylu huyundan vazgeçmez
Huylu huyundan vazgeçmez.

I
Isıracak köpek dişini göstermez.
İ
İçi beni yakar, dışı seni
İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır
İki cambaz bir ipte oynamaz
İki dinle bir konuş
İki gönül bir olunca samanlık seyran olur
İki karpuz bir koltukta olmaz
İmam osurursa cemaat sıçar.
İmamın dediğini yap, yaptığını yapma
İnsanı gam, duvarı nem yıkar
İnsanlar konuşarak, hayvanlar koklaşarak anlaşır
İnsanoğlu çiğ süt emmiş
İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara
İş bilenin kılıç kuşananın
İş ne yapsan olacağına varır
İşin yoksa şahit, paran çoksa kefil ol
İşleyen demir pas tutmaz
İşten artmaz dişten artar.
İt ite buyurur itte kuyruğuna.
İte dalaşacağına çalıyı dolaş.
İti an çomağı hazırla.
İyi adam sözünün üstüne gelir.
İyi evlat insanı vezir, kötü evlat rezil eder
İyi olacak hastanın doktor ayağına gelir
İyilik eden, iyilik bulur
İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık (Tanrı) bilir
K
Kabul olmayacak duaya âmin demem
Kaçan balık büyük olur
Kaçanın anasi ağlamaz.
Kambersiz düğün olmaz
Kar üstünde yürür da izini belli etmez.!
Kara haber tez duyulur
Kargaya yavrusu bülbül görünür
Kaşıkla verir, kepçe ile gözünü çıkarırsın.
Katranı kaynatmakla olur mu seker, cinsini sevdiğim cinsine çeker
Kavun karpuz yata yata büyür.
Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez
Kaza geliyorum demez
Kazma el kuyusunu kazarlar sonra kuyunu
Keçinin sevmediği ot burnunun dibinde biter.
Kedi her zaman kaymak yemez
Kedi uzanamadığı ciğere mundar der.
Kefenin cebi yoktur
Kel olur sırma saclı olur, kor olur badem közlü olur
Kelin ilacı olsa kafasına sürer.
Kelin tarağı olsa saçını tarar
Kendi düşen ağlamaz
Keser gibi olma, rende gibi ol
Keskin sirke küpüne zarar
Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan
Kırkından sonra azanı teneşir paklar.
Kışın taşa, yazın yaşa oturma
Kız halaya oğlan dayıya çeker.
Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla.
Kızına sahip olmazsan ya zurnacıya varır ya davulcuya
Kızını dövmeyen dizini döver
Kiminin parası, kiminin duası
Kimse yoğurdum kara demez.
Kimsenin ahı kimsede kalmaz
Komşu komşunun külüne muhtaçtır
Komşuda pişer bize de düşer
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
Korkunun ecele faydası yok
Koyun can derdinde, kasap et derdinde.
Koyunun olmadığı yerde, keçiye Abdurrahman Çelebi derler
Köpeğe dalaşmaktansa çalıyı dolaş
Köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağardı.
Köpeksiz sürüye kurt iner
Köprüden geçene kadar ayıya dayı denir
Körle yatan şaşı kalkar
Körler sağırlar birbirlerini ağırlar
Kötü komşu insanı mal sahibi yapar
Kul darlanmayınca Hızır yetişmez
Kurt kocayınca köpeğin maskarası olur.
Kuru laf karın doyurmaz
Kurunun yanında yaş da yanar.
Kuştan korkan darı (mısır) ekmez
Küp kırılınca yol gösteren çok olur.
L
Laf lafı açar
Lafla peynir gemisi yürümez
Leyleğin ömrü laklakla geçer
M
Mal canın yongasıdır
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
Masa varken elini yakma
Merak insanı mezara sokar
Merhametten maraz doğar
Meyveli ağaç taşlanır
Mızrak çuvala sığmaz
Minareyi çalan kılıfını hazırlar
Misafir umduğunu değil bulduğunu yer
Mum dibine ışık vermez

N
Nalıncı keseri kendinden yana yontar
Namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz.
Ne ekersen onu biçersin
Ne gelirse fazla meraktan gelir
Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli
Ne Şam’ın şekeri, ne Arab’ın yüzü
Ne umarsın bacından, bacın ölüyor acından
Nerde birlik, orada dirlik
Nerde çokluk, orda bokluk
Nerde hareket, orada bereket
Neren acırsa canın orda
Nikâhta keramet vardır
O
O kadar kusur kadı kızında da olur
Oynamasını bilmeyen kelin yerim dar dermiş
Ö
Öfke baldan tatlı olur
Öfkeyle kalkan zararla oturur
Ölenle ölünmez
Ölme eşeğim ölme, yonca biter yersin.
Ölmüş eşek kurttan korkmaz
Ölüm hak, miras helal
Ölüyü çok yıkarsan ya os… ya sı.ar.!
Ömür biter dert bitmez
Önce can sonra canan
Önce düşün sonra söyle

P
Papaz her zaman pilâv yemez
Para dediğin el kiri
Para parayı çeker
Parayı veren düdüğü çalar.
Parayla imanın kimde olduğunu Allah bilir
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir
Pire için yorgan yakılmaz.
R
Rüzgâr eken fırtına biçer
Rüzgar esmeyince yaprak kıpırdamaz

S
Sabah ola hayrola
Sabahın şerri akşamın hayrından iyidir
Sabırla koruk havla olur
Sabreden derviş, muradına ermiş
Sağır duymaz yakıştırır
Sakalım yok ki sözüm dinlensin
Sakınan göze çöp batar
Sakla samanı, gelir zamanı
Saldım cayıra Mevla’m kayıra
Sanat altın bileziktir
Sayılı gün tez geçer
Sıcaktan zarar gelmez
Sinek pis değil, mide bulandırır.
Son gülen iyi güler
Son pişmanlık fayda etmez
Sona kalan dona kalır
Sora sora Bağdat bulunur
Söyleme dostuna, söyler dostuna
Söz ağızdan çıkar
Söz bir Allah bir
Söz büyüğün sus küçüğün.
Söz gümüş, sükut altındır
Su içene yılan bile dokunmaz
Su tesdisi suyolunda kırılır
Su uyur düşman uyumaz
Sucu allı pullu kelin etmişler, kimse kabul etmemiş
Sürüden ayrılanı kurt kapar
Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer.
Ş
Şeriatın kestiği parmak acımaz
Şeytan azapta gerek
T
Taş yerinde ağırdır
Taşıma su ile değirmen dönmez
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olamamış
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer
Tembele iş buyurur, ondan akıl öğrenir
Temsilde hata olmaz
Tencere dibin kara seninki benden kara
Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş
Tereciye tere satılmaz
Terzi kendi söküğünü dikemez
Teşbihte(benzetmede) hata olmaz
Tok açın halinden ne bilir

U
Ucuz etin yahnisi bol olur
Ummadığın taş baş yarar
Umut fakirin ekmeğidir
Ü
Ürmesini bilmeyen it sürüye getirir kurt
Üzüm üzüme baka baka kararır
Üzümü ye bağını sorma
V
Vakit nakittir
Vakitsiz öten horozun başını keserler
Veren el, alan elden yeğdir
Vermeden almak Allaha mahsus

Y
Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin
Ya devlet başa, ya kuzgun leşe
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol(Mevlana)
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar
Yanlış hesap Bağdat’tan döner
Yarası olan gocunur
Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder
Yaş kesen baş keser
Yatan aslandan gezen tilki yeğdir
Yatan ölmez, yeten ölür.
Yavaş atın çiftesi pek olur
Yavuz hırsız ev sahibini bastırır
Yemeyenin malını yeller
Yemeyenin malını yerler
Yenilen pehlivan güreşe doymazmış
Yerin kulağı var
Yılanın başı küçükken ezilir
Yiğidi öldür hakkını yeme
Yiğit er meydanında belli olur
Yorgan gitti kavga bitti.
Yuvayı dişi kuş yapar.
Yüzü güzele doyulur da huyu güzele doyulmaz

Z
Zararın neresinden dönersen kardır
Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar
Zora dağlar dayanmaz
Zorla güzellik olmaz

SİVRİHİSAR’A AİT DUA VE BEDDUALAR

A
Aklınla bin yasa
Allah acılarını göstermesin
Allah ağız tadıyla yedirsin.(emekli olanlara)
Allah ağzınızın tadını bozmasın.
Allah akıl fikir versin
Allah analı babalı büyütsün
Allah aramızdan eksik etmesin
Allah Bağışlasın.
Allah basımızdan eksik etmesin
Allah baska dert vermesin
Allah başa kadar mesut etsin.(Yeni evlenenlere)
Allah başka acı vermesin
Allah bereket versin. (Alışverişte)
Allah beterinden esirgesin
Allah bir yastıkta gocatsın.
Allah damatlığına erdirsin.(Sünnet te)
Allah devlete millete zeval vermesin.
Allah düşmanımın başına vermesin.
Allah elden ayaktan düşürmesin
Allah elin diline düşürmesin
Allah esirgesin
Allah evinde gönendirsin
Allah evlat acısı göstermesin
Allah gara gaşlı, gara gözlü bir gız versin.
Allah gaza bela vermesin.
Allah gazadan beladan saklasın.
Allah geçim dirlik versin. (Çocuğu evlenen ailelere)
Allah geride kalanlara uzun ömürler versin.(Cenazede)
Allah Halil İbrahim bereketi versin
Allah hayrını göstersin
Allah işini rast getirsin
Allah kesene bereket versin
Allah kimseyi açlığınan terbiye etmesin
Allah korusun/esirgesin.
Allah kuru iftiradan saklasın.
Allah nazardan saklasın
Allah ne muradın varsa versin.
Allah rahmet eylesin
Allah razı olsun
Allah selamet versin
Allah sevdiğinden ayırmasın
Allah sonunu hayır etsin.
Allah tekrarına erdirsin. (Dini bayramlar için)
Allah tuttuğunu altın etsin
Allah yardım etsin.
Allah yardımcın olsun.
Allah yazdıysa bozsun
Allah yolunu açık etsin.
Allah zihin açıklığı versin.
Allah’ım kabir azabı vermesin
Allah’ım kem gözlerden korusun
Anan atan nur içinde yatsın
B
Babana rahmet
Berhüdar ol!
D
Darısı sizin çocuklarınıza
E
Ecdadına rahmet
El öpenlerin çok olsun.
Eline sağlık. (iş bitiminde)
Ellerin dert görmesin.
G
Geçmişlerinin canına deysin
İ
İşin gücün rast gelsin.
M
Mekanı cennet olsun. (Cenaze sahiplerine)
N
Nur içinde yatsın
S
Su gibi aziz ol.
Su gibi ömrün olsun
Su verenlerin çok olsun
T
Toprak diye tuttuğun altın olsun.
Tuttuğun sarı lira ak kuruş olsun.
Y
Yaşın benzemesin.
Yattığın yer nur olsun.
SİVRİHİSAR’DA ÖRNEK BAZI BEDDUALAR
A
Adı batasıca
Adın kara yerden kelsin
Ağzın burnun eğrilsin.
Ağzından burnundan gelsin.
Allah belanı versin.
Allah dert versin de, derman vermesin.
Allah döküle kal.
Allah iki yakanı bir araya getirmesin.
Allah sende oğlundan gızından bul.
Allah seni kahretsin.
Allah seni nasıl biliyorsa oyle etsin
Allah tez günde canını alsın.
Allahlımdan bul.

B
Bacanda baykuş tünesin.
Basını yiyesice
Başına benim kadar daş düşşün.
Başında baykuşlar ötsün
Boğazımda kalsın
Boynu altında kalasıca
Boyu bosun devrilsin
Boyu devrilesice
Burnundan fitil fitil gelsin..

C
Cehennemim dibine
Cehennemlere kelesice
Çekmeden gidesice
Çenene hırsız taşı dokansın. bi sus.
Çenesi çekilesice
Çenen çekilmesin
Çocuklarından bul.
D
Datlı canından bul
Dilini eşşek arısı soksun
Domalasıca
Domala gal
E
Eli kırılasıca
Elin ayağın tutmasın
Emdiğin süt burnundan gelsin.
Etleri dökülesice
Ettiğini bul.
Evi basına yıkılsın
Evi yıkılasıca
Evine baykuşlar tünesin.
Evladından bul

F
Feleğin sillesini yi işallah
G
Geccaşına doyma
Gelmeden git
Gençliğine doyma
Gençliğinin hayrını körme
Gıran giresice!.
Gidişin olsun da dönüşün olmasın
Gözü cıkasıca
Gözü kör olmayasıca
Gözüne dizine dursun.
Gözünü toprak doyursun
Gudurasıca
Gün görmeyesice

H
Hayrını görme
Huyun suyun kurusun
İ
İbimiyesice!
İki yakan bir araya gelmesin.

K
Kara haberin gelsin
Kefen param olsun
Köküne kibrit suyu dökülsün
Kulağına kurt dusesice
M
Malından canından olmayasıca
Mezarında yatamada galgı inşallah
O
Ocağı batasıca
Ocağı sönesice
Ocağı tütmeyesice
Ocağına baykuşlar tüneyesice
Ocağına incir ağacı dikilsin
Olmaz olasıca
Ö
Ömrü tukenesice
Öte dünyada iki elim yakanda
S
Sabaha çıkmayasın
Sabaha kadar şişe domalakal.
Saçı sakalı ağırasıca
Sakalı ağırasıca
Sen beni güldürmedin, Allah da seni güldürmesin
Seni Allah’a havale ediyorum
Sıracalı/Matçalı
Sidiği tutulasıca
Sidiğin dutulsun.
Südüm haram olsun
Sürüm sürüm sürünesice

T
Tahtalı koye gelin gidesin işallah.
Teneşire gelesice!
Y
Yedi minarede selaan verilsin
Yediğin ekmek közüne dizene dursun
Yerinde yatamayasıca.
Yuzu kesilesice
Z
Zehir zıkkım olsun
Zıkkım iç.
Zıkkımın kökünü yiyesice.

SİVRİHİSAR’DA BAZI İNANIŞLAR
Akşamları sofra bezi silkelenmez.
Ala karga öterse mutlu haber vardır.
Araba, ev gibi pahalı bir şey alınırsa kurban kesilip, arabaya ya da evin kapısına sürülür.
Ayağın altı kaşınırsa gezmeye gidilir.
Ayakkabı ya da terlik çıkarıldığında üst üste gelirse misafir gelecektir.
Ayakta su içilmez.
Ayna kırılması yedi sene uğursuzluk getirir.
Aynı gün doğum yapan kadınlar kırkları çıkmadan bir araya gelmezler.
Ayva çok olursa o yıl kış uzun sürer.
Bardak kırılması nazarın çıkacağına işaret demektir
Bıçak tersine dönerse misafir gelir.
Bıçak veya kesici bir alet, birine verilirken bir yere konulur ve diğer şahıs oradan alır.
Bir evin civarında baykuş ötmesi uğursuzluktur.
Bir kadın aş ererken birine bakarsa çocuğu ona benzer.
Boş beşik sallanmaz. ( Bebeğin başı ağrır. )
Burun kaşınırsa o gün misafir gelecektir.
Çayda çöp çıkarsa misafir gelir .
Çocuğunun güzel olması için gebe kadına ayva yedirilir.
Çocuk apılarsa(emeklerse) misafir gelir.
Çocuk ayaklarının arasından geriye doğru bakarsa misafir gelir.
Çok esneyene nazar değmiştir.
Çorap ve ayakkabı giyerken de sağ ayaktan başlanır.
Dolu yağışı dursun diye saçayağı, dolu yağışı altına atılır.
Ekmeğin yanık yerleri yenilirse para bulunur.
Ekmek keserken sıçrasa misafir gelir
Ekmek yere düşünce üç kez öpüp başa koyulur.
El bağlamak kısmeti kapatır
Eşik üzerine oturulmaz. Oturulursa eve melek girmez.
Evlenmek isteyen genç, babasının ayakkabısını yere çakar.
Ezan okunurken iş bırakılır, iş yapılmaz.
Gece aynaya bakılmaz, bakılırsa uğursuzluk getirir.
Gece ev süpürülmez.
Gece evde şemsiye açmak uğursuzluk getirir.
Gece ıslık çalınmaz.Islık çalmak şeytan çağırmaktır.
Gece ölen kişinin üzerine sabaha kadar bıçak koyarlar.
Gece sakız çiğneyen ölü eti çiğner.
Gece tırnak kesmek uğursuzluktur
Geceleyin aynaya bakan çirkinleşir.
Geceleyin diken çıkarılmaz.
Gelin damadın ayağına basarsa, damat kılıbık olur.
Giden kişi geriye dönsün diye arkasından su dökülür.
Hamileyken saç kesilmez ve boyanmaz. ( Çocuğun ömrü kısalır. )
Hamur yoğururken çevreye sıçrarsa misafir gelir.
Hıçkırık tuttuğunda, geçmesi için sırta vurulur ya da su içirilir..
Hıdrellez günü hiçbir iş yapılmaz kesici aletler ele alınmaz.
Horoz, gece öterse başı kesilir, yoksa uğursuzluk getirir.
İki bayram arası nikah kıyılmaz, düğün yapmak uğursuzluktur.
İnsanın sol kulağı çınlarsa kötü, sağ kulağı çınlarsa iyi haber beklenir.
İstenmeyen bir olay anlatılırken tahtaya vurulur, kulak çekilir.
Kadın yolda yürüyen erkeğin önünden geçmez.
Kafaya veya vücudun bir yerine kuş pislerse uğur getirir.
Kapıdan çıkarken önce sağ ayak atılır.
Kara kedi gören kimse hemen saçını çekmelidir.
Kara kediye taş atmak uğursuzluk getirir.
Karganın veya baykuşun ötmesi hayra alamet sayılmaz.
Karıncanın çok oldu yerde bolluk olur.
Kına gecesinde gelinin eline para koymak bereket getirir.
Kısmetin açılması için, hocaya ve ziyaret yerlerine gidilir.
Kıyafet üzerinde sökükdüğme dikilmez. (iftiraya uğrayabilir.).
Kötü bir şey konuşulduğunda, şeytan kulağına kurşun denir.
Kulak çınlayınca veya göz seğirince biri beni anıyor denir.
Kurbağa ellersen elinde siğil çıkar.
Kuş yuvası bozulmaz. (Bozan kişinin yuvası bozulur.)
Lokma yarım bırakılırsa dağda kurt yer.
Makas ve bıçak istenirse elden verilmez yere konur.
Merdiven altından geçen cüce kalır.
Nazar değmemesi için kurşun döktürülür ve hocaya muska yazdırılır.
Ölü yılan yakılırsa yağmurun yağar.
Saçını kesip yere atarsan başka birisi de saçını çiğnerse başın ağrır.
Sağ elin avuç içi kaşınırsa para girer.
Sağ elin avuç içi kaşınırsa para girer.
Sağ elin içi kaşınırsa para gelir.
Sağ gözün seğirmesi iyiye yorumlanır.
Sol ayak kaşınırsa yolculuk vardır .
Sol elin avuç içi kaşınırsa para çıkar..
Sol gözün seğirmesi darlığa sağ göz ise sağlığa işarettir.
Üzellik otu duvara asılırsa nazardan korur.
Yatakları toplayıp yükledikten sonra üstüne oturmak uğursuzluk getirir.
Yatan bir çocuğun üzerinden atlanırsa boyu kısa kalır.
Yatır ve tekkelerde dilek tutulur.
Yemek tabağının dibini temiz sıyırırsan nişanlın güzel olur.
Yeni doğan bebeğin göbek bağı düştüğünde cami duvarına bırakılır.
Yeni doğan çocuğa nazar değmesin diye atleti ters giydirilir.
Yeni gelinin kucağına oğlan çocuk verilirse ilk çocuğu erkek olur.
Yere düşen bardağın kırılması iyi habere kırılmaması kötü habere delalettir.
Yıldız kayarken dilek tutarsan, dileğin kabul olur.
Yıldızlar sayılırsa ellerde siğil çıkar.
SİVRİHİSAR’DA BİLİNEN SÜLALE LAKAPLARI
21 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen ve 2 Temmuz 1934 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Soyadı Kanunu’na kadar bu topraklarda yaşayan herkes ailesinin ya da kendisinin lakabı ile anılır ve bilinirdi.
Bilindiği üzere Sivrihisar’da kişiler soyadlarından öte sülale ve lakaplarıyla tanınmaktadırlar. Atalarımızda “Yiğit namıyla anılır” dememişler mi?
Araştırmalarımda özellikle Sayın Ali İhsan YAĞCI Bey ile birlikte, Sülaleler arası akrabalık bağlarını ortaya koymaya, bunu da yeni nesillere aktarmaya çalıştık.

Sivrihisar’ın bu sülalerini yazarak geçmişte kalan gelenek, görenek ve kültürünü yazılı ve kalıcı olarak kayıt altına almaya çalıştım. Kaldığımız yerden gelecek genç nesil araştırmacı kardeşlerimiz mutlaka olacaktır ve onlara önemli görevler düşmektedir.
Bu çalışmalar onlara kaynak alt yapısı oluşturmayı amaçlamakta olup, onlara yol göstermek ve kapı aralamak adına arşiv niteliğinde oluşturulmuştur.

SİVRİHİSAR’daki sülalelerden aklıma gelenleri yazmaya çalışacağım Bu araştırmalar sırasında yardımlarını esirgemeyen Sayın Ali İhsan YAĞCI, Sayın GÜRBÜZ KARA, Sayın Erhan EROĞLU ve Sayın YUNUS YERLİKAYA ’ ya huzurlarınızda teşekkür ederim.
A
Abidinbeyler
Abdulkadirler
Adiloflar
Abdullahpaşalar
Acemler
Acuzlar
Adacılar
Adalıihtiyarlar
Ahmet hocalar
Attıngınaslar
Akdeveler
Akmanlar
Akparalar
Aksoylar
Aktakkalar
Alibeyler
Aliçavuşlar
Aliefendiler
Alaboyunlar
Anarlar
Ançılar
Anıklar
Arap Aşalar
Arıkayalar
Arpacılar
Askeroğulları
Aşcı Aliler
Aşcı Sülükler
Âşıklar
Atak Hasanlar
Ataşlar
Ataş Bekirler
Avoğullar
Avukatkamiller
Ayhanlar
Aynacılar
Ayıcılar
Aynalıefeler
Ayvazlar
B
Babulluoğulları
Bacacılar
Badeler
Badeoğulları
Badılar
Bağcılar
Bağmatlar
Balcılar
Balip(ali)ler
Bakırbaşlar
Bakkal Şevketler
Bambullar
Bankacılar
Başçavuşlar
Bayramoğulları
Bektaşlar
Bekirbeyler
Bekir Hocalar
Bektaşiler
Belikuşaklar
Benliler
Beloğlular
Berberhacıahmetler
Berberoğullar,
Berber Basriler (Çıngırlar)
Berber Eyüpler
Berber Haliller
Bıdbıd Ametler
Biberciler
Biciler
Biçerliler
Boğuslar
Bollular (İbram Paşagil)
Boltakkalar
Boşnaklar
Boşnak abdullalar
Boyacılar
Boyacı Mehriler
Boyacı Veciyeler
Böcüler
Bölükeminiler
Bulgurcular
Büyük hagarlar (Ahmet Dinçer)
C
Cafarlar
Caferpaşalar
Cakcuklar
Camgözler
Camışlar
Camiciler
Camoğullar
Candırlar
Canipler
Celallar
Cevcevler
Cıdı Bekirler
Cımbışlar
Cibiller
Cin aliler (Bahri Güvenç
Civelekler
Comular
Cüce hatcalar

Ç
Çağlalar
Çakırlar
Çalgıcı Sadrettinler
Çamoğulları
Çandırlar
Çatallar
Çavuşlar
Çerezciler
Çeteler
Çıbışlar
Çıkçıklar
Çıracılar
Çiçekdağlar
Çiniler
Çinini Aliler
Çoban Mariyeler
Çoban İbikler
Çoban Veliler
Çolaklar
Çorapsızlar
Çölmekler
Çullular
D
Dabanlılar
Daban Aliler
Darbazlar
Dalı oğulları
Dalimanlar
Davulcu ibin
Dayıoğullular
Dedeçakırlar,
Dedeler
Deliahmetler
Delikbaşlar
Dellallar
Demirciler
Demirci Bekirler
Demircitapaklar
Dibekler
Dikkaşlar
Dilberler
Dingiltakkalar
Dirlikler
Dolmalar
Dolma Memetler
Donbaylar
Duzcu Gafarlar
Düztabanlar
E
Edalılar
Efeler
Ekşiler
Elamiler
Elagözler
Elcikler
Emiddinler
Enikler
Engelekler
Eseler
Esnaf Ametler
Eşiler
Eşrefağalar
Eşrefpaşalar
Etekler
Etlibaşlar
Etyemezler
Eviyananlar
Eytamcılar
Eyüppaşalar
F
Faideciler
Fatikler
Fayıklar
Fındıklar
Fotoğrafcı Potikler

G
Gaffarlar
Galenderler
Galıpçılar
Gambır Ametler
Gamitler
Gandeller
Ganıcılar
Ganunlar
Gariphasanlar
Gargalar
Gartallar
Gasap Aliler (Memet Akgözlü)
Gaşlılar
Gatırcılar
Gavaliler
Gaygılar
Gaymazlılar
Gazeteciler
Gaziler
Gedikler
Geneciler
Gevrekler
Gıbıklar
Gıcılar
Gılisiler
Gıyıklar
Gocabaşlar
Gocabıyıklar
Gocagötler
Gocamehmetler
Golatlar
Golsuzlar
Gozancılar
Goruklar
Gostaklar
Gozancılar
Göferler
Gökkürler
Gölleciler
Gökmenler
Gözel Osmanlar
Gubusçular
Guduklar
Gulaksızlar
Gunduracılar
Guzatlar
Güdük aliler
Güdümenler
Güvenler

H
Hacıahmetler
Hacıbatlar
Hacıoğulları
Hacı bacaklar
Hacı Bayramlar
Hacıdervişler
Hacıfevziler
Hacıgökmenler
Hacıhafızlar
Hacıhasanlar
Hacı Kasımlar
Hacıköseler
Hacıkuşular
Hacı minnetler
Hacıomarlar
Hacıminler
Hacıfevziler
Hacıtabaklar
Hacıveliler
Hadigalar
Hakıklar
Hakimler
Haldaylullar
Halitoğlular
Hamdi hocalar
Hamamcı aşalar
Hamamcılar
Hamamcı köseler
Hanimoğluları
Hancılar
Harsılar
Harunlar
Haşgaş Yalılar
Haşimler
Haygızlar
Helecanlar
Helvacılar
Hıdıtlar
Hısımlar
Hızarcılar
Hoca çocukları
Hocaefendiler
Hocagızlar
Horozlar
Hörüler
Hürriyetler
Hüseyin hocalar (Remzi Çakırgöz)
I
Ibıklar
Ilmanlar

İ
İbişler
İhtiyarlar
İlimanlar
İnciler
İncirburunlar
İneşliler
İplik Hatcalar
İsli Hatcalar
İstanbullular (Mayk Muratlar)
İzzet beyler

K
Kadıoğulları
Kalaycılar
Kâğıtçılar
Kalıpçılar
Kal moddinler
Kamçılar
Kamiloğulları
Kanaatler
Kanıcılar
Kanlı Aliler
Kantarcılar
Kapaklılar
Kaplamalar
Karabudaklar
Kara Cemallar
Karahasanlar
Karamehmetler
Karamızraklar
Karaoğlanlar
Kavalcılar
Kavaliler
Kavaslar
Karaniler
Kartallar
Kasapaliler
Kasap Atoşlar
Kasap Kenanlar
Kasap Vehbiler
Katırcılar
Kavaklar
Kavalcılar
Kahveci Kadirler
Kavaslar
Kayıslar
Kaymaklar
Kaymakamlar
Kaymazlılar (Ahmet Karagil)
Kayserililer
Kazancılar
Kazıklar
Kazımağalar
Keçeci Azizler
Kel Aliler
Kelçakılar
Kelekler
Kertekliler
Kerzikler
Keserler
Keşinler
Kıbık Aliler
Kıdanlar
Kınacılar
Kınalar
Kırmızı yelekler
Kırtızlar
Kıyıklar
Kilciler
Kitapçılar
Kocamanlar (Mehmet Bakırelgil)
Kocamehmetler
Kocabaşlar
Koca yaplar
Kocaveliler
Koçedeler
Koçular
Koçaşlılar
Kokuşlar
Kolsuzlar
Konukbaylar
Kopçalar
Kozanlılar
Körametler
Körağalılar
KÖRALİLER
Körçakırlar
Kör fuatlar
Körhaliller
Körhacılar
Kör Mevlitler
Köroğlular
Kürt Yusuflar
Kuçurlar
Kuka bircanlar
Kulaksızlar
Kuyruklar
Kuzanlılar
Kuzatlar
Kuzular
Kücükler
Küçükoğlanlar
Külancılar
Külaşlar
Kümbürler
Kürüknuriler

M
Magılar
Malaklar
Manikler
Mavılılar
Mayharcılar
Mayıplar
Malikler
Medetler
Melinçakıllar
Melikler
Memet Çavuşlar
Mermerciler
Mesciler
Meşeler
Mevlütler
Mıcıklar
Mımırlar
Mısırlılar (Hatice Güvercin)
Minnetler
Mukayitler
Mumcular
Müftüler
Mürevetler
Müştemalar
Müvezzibabalar
N
Nacarlar
Nadarlar (Süleyman İpek)
Nakşıbentler
Nalbantlar
Nalcılar
Nalınlılar
Nallıhanlar
Nasıfler
Nayıflar
Nizamlar
Nuri Hocalar
Nurlar

O
Okkalar
Onbirler
Ormancılar
Onbaşılar (Eşitgengil)

Ö
Öksüzler

P
Palacı Ametler
Pamuksuzlar
Patpatlar
Pençesizler
Postacılar
Potelikler
Potiler
Potoğlular
Potpotlar
Püsküllü hacı (Simitci Rafigil)

S
Saatçihocalar
Saatçiler
Sabiler (Çizmeli Nihat)
Salimhocalar
Sallamakilitler
Sandıkçılar
Sarı aliler
Sarı efeler
Sarıkızlar
Sarımehmetler
Sarıoğulları
Saraç Kör Cemallar
Sarkacılar
Sarkallılar
Satılmışlar
Semerciler (Rıza Yeşeren)
Serezliller
Seydallar (Kaymazlılar)
Seydiler
Sıhiyeömerler
Sırçacılar
Sırmalar
Sinemacısırık
Sirikardeşiler
Sobacılar
SOFUHOCALAR
Sofular
Sölpükler
Sucuköseler
Sülükler
Sünnetci Topal Sarılar
Ş
Şabanlar
Şadılar
Şamdanlar
Şam Külahlar
Şapşukalar
Şavkılar
Şekerahmetler
Şekerciler
Şişciler

T
Tabaklar
Tabak Bekirler
Tabak Celaller
Tabakçılar
Tabakmusalar
Tahsildarlar
Taktaklar
Takozcular
Tapocular
Tavacılar
Tavukçular
Tecenler
Tekeler
Tekkeşinler
Tellallar
Terzi Aliler
Terzi Bahalar
Terzi Gafarlar
Tıkırtıkırlar
Tırampetler
Tırıslar
Tırışmanlar
Tıslar
Tilkiler
Tokmaklar
Tokuşlar
Tongurlar
Topbaşlar
Topalahmetler
Topallar
Topal Gargalar
Topal Sarılar (Ayakkabıcı)
Topal Zehralar
Toşurlar
Tozbeyler
Trampetler
Tüfekçiler
Türkmenbeyler
Türkmenoğulları
Türkyamanlar
Tütüncüler
Tüysüzler

U
Uçalar
Uçkurlar
Uşkurlar
Uykulular
Uzlar
Uzunaliler
Uzunemineler
Uz Modinler
Uzun Olanlar (Kaveci İrfanlar)
Uzun Zaleler
Ünlüoğulları

V
Varvarlar
Vesvesler
Vızıklar
Y
Yaboylular,
Yağaplar
Yağcıhebipler
Yağcılar
Yahaklar
Yahudiler
Yakcılar (delibok esangil)
Yarıkkafalar
Yalıngatlar
Yamyamlar
Yapalılar
Yavanlar
Yazıcıoğulları
Yazımlar
Yeşiller
Yetimkızlar
Yetimler
Yorgalıhocalar
Yörükler
Yumurtacılar (İrfan Gidergil)
Yünatıcılar (Kaşıkcı Ali Benzer)
Yüzügüllüler
Z
Zabitler
Zadırlar
Zaimoğulları
Zalifeler
Zalikalar
Zavraklar
Zayımlar
Zeyliler (Tefik Bingöl)
Zeyneller
Ziverler
Zimzimler
Zotlar
Zortlaklar
Zurnacılar
Sivrihisar adına çok anlamlı şiirler yazan ve en önemlisi “HER VURUŞ BİR TARİH YAZAR” isimli Sivrihisar’ı çok güzel anlatan şiirin sahibi Rahmetli Mürsel PAZARKAYA’nın sülalelerle ilgili şiirini sunuyorum. Mekânı cennet olsun.
KIZ SEN SİVRİHİSAR’IN NERESİNDENSİN?

Yeri süpürür eller,
Kınalanmış iği büktürür,
Kapı önünde çorap örüp oturur,
Kız sen Sivrihisar’ın neresindensin?
Söyle Sivrihisar’dan sen kimlerdensin?

Tombaklar, Nayıflar, Şamdanlardan mı?
Zimzimler, Zayımlar, Darbazlardan mı?
Horabaz,Namane Üçpınardan mı?
Kız sen Sivrihisar’ın neresindensin?
Söyle Sivrihisar’dan sen kimlerdensin?
Zeytin gözler bana dudak büktürür,
O güzel endamın yere çöktürür,
Salınıp yürümen ocak söndürür,
Kız sen Sivrihisar’ın neresindensin?
Söyle Sivrihisar’dan sen kimlerdensin?

Hacıbatlar, İhtiyarlar, Sölpüklerden mi?
Sobacılar, Kağıtçılar, İncilerden mi?
Hörhör, Yenice mahalle, Yecelikten mi?
Kız sen Sivrihisar’ın neresindensin?
Söyle Sivrihisar’dan sen kimlerdensin?
SİVRİHİSAR’lısın da, YETİM’lerdensin.

Mürsel PAZARKAYA

NAM-I DİĞER SİVRİHİSAR
(BİREY LAKAPLARI)

NAM-I DİĞER SİVRİHİSAR
Tanım olarak Lakap: “Kişiye verilen daha belirleyici, belli bir özelliği bulunan ayrı bir isim”dir. Lakapların tanıtma, yüceltme ve küçültme gibi birçok işlevleri vardır. Bilindiği üzere, kişilerle ilgili lakapların kişiyi öveni, hoşa gideni, yücelteni, mutlu edeni ya da hoşa gitmeyeni, küçük düşüreni, inciteni olabilmektedir.
Lakapların, insanların Hayatıyla, sıkı ilişkilerinin olduğunu, Lakap verirken seçtikleri kelimelerin niteliği ve benzetmelerde yöneldikleri noktalar itibariyle de mizahi yaklaşımı Halkın sevdiği ya da sevmediği insanlara lakap verirken eğlenmeyi, espriyi de öne çıkarır.

Sivrihisar hoşgörüsü ve mizahı üzerine kurulu olan bu olgu kişinin tutum ve davranışları, karakter özellikleri, mizacı, fiziki görünüşü, yaşama biçimi, özel zevkleri ve yeteneklerini karşılayan veya çağrıştıran türlü isim ve sıfatlar kişiye lakap olabilmektedir.

Hoşumuza gitsin veya gitmesin, lakaplar hayatımızın bir parçası haline gelmiştir.
Sivrihisar’daki lakaplar içinde insanların kullanılan namlarını sunmaya çalıştım. Tüm araştrmalarıma rağmen bazı kişilerin isimlerini, bazılarında soyadlarını bulamadım. Höşgörünüze sığınır, saygılar sunarım
Amacım; Hoşgörü penceresinden yakaladıklarımı gözler önüne sermektir. Sürçi lisan ettimse affola…
Bu çalışmamda bana yardımcı olan Sayın Ali İhsan YAĞCI, Sayın Erhan EROĞLU, Sayın Mustafa KARATEPE Sayın Ramazan KARATEPE ve adeta çalışmamda koşar adım bunuda yaz, bunu yazdınmı? diyen isimleri bende saklı SİVRİHİSAR halkına gönülden teşekkürlerimi iletirim.
A
—Abbate (Mustafa Öztepe)
—Adem Usta (Adem Derman)
—Akkuzu (Cemal Anılır)
—Ak ebe (Nuriye Öztepe)
—Akücü şadı (İbrahim Uğurlu)
—Alamancı Simitçi Rohi (Ruhi Kılıç)
—Alibaz (Yorgancı Murat Sülükoğlu’nun babası)
—Altın kasap (Muammer Kılıç)
—Arpacı (Bekir Akgün)
—Aşçı Koca Usta (Orhan Çakmak)
—Aşçı (Süleyman Duygulu)
—Aşçı (Süleyman Günay)
— Aşçı Şadı Ana (Maksude Ançı)
— Aşçı (Yılmaz Danış)
—Aşık (Mehmet Ayaş)
—ATATÜRK (Cemal Akyol)
—Atarabacı Boşnak (Ali Kerpiç)
—At Arabacı Çavuş (Dündar Yücel)
—Atarabacı Dikkaş (İsmail Osman Akkaşın babası)
—Atarabacı ibram (İbrahim Kurugöl)
—Ateş Bakkal (Mustafa Ateş)
—Attıngınas (Saffet Mustafa Yerlikaya nın babası)
—Avkat İbram (İbrahim Demirkol)
—Ayakkabıcı köçek (Mustafa Düzgün)
—Ayakkabıcı Topal Mustafa (Mustafa Aydemir)
—Ayna Yaşar (Yaşar Özalp)
—Aynacı (Orhan Köseoğlu)
—Ayvazların Bekir (Bekir Ayvazoğlu)
—Azap (Şeref Büyükkılıç)
B
—Babaçta (Satılmış Güner)
—Babamoğlu (Mehmet İsmail Nezir Tanır)
—Babıç (Cengiz Kalır)
—Babuç burunlu ısmayıl (İsmail Bitirgen)
—Bacacı (Mehmet Bacacı)
—Badak (Hamdi Ercan)
—Badak (Levent Uzun)
—Bağırsakçı (Remzi Danış)
—Bakkal hoca (Mehmet Kılıç)
—Baldudak (Rüstem öncel)
—Balip (Hasan Arıkaya)
—Balo (Osman Sarıkaya)
—Balta (Bekir ……)
—Bazlamaç İbram (İbrahim Bayındır)
—Banbıl (Mustafa Koç)
—Bedford(Mehmet Sarıbaş)
—Belli (Mustafa Benzer)
—Beşliğin Aşa (Ayşe ER)
—Bıdık Omar (Ömer Sülükoğlu)
—Biberci (Mustafa Kıroğlu)
—Bicom (Bekir Piren)
—Bilen Şofor (Tahsin……)
—Bobatca İbram (İbrahim Büyükkılıç)
—Bobop (Hamdi …….)
—Boda (Adem Çelik)
—Bodik (İsmet …..)
—Boğus (Süleyman Işık)
—Boncuk (İsmail Bıçak)
—Boşnak Abdulla(Abdullah Tanır)
—Boşnak İbram (İbrahim Bosna)
—Boyacı (İzzet Akçan)
—Boyacı Vecihenin Ahmet(Nadir Üstünsoy)
—Bulgar Sadık (Sadık Öztürk)
C
—Cacık (Süleyman Anık)
—Çakcun Hacı (Ahmet Soyer)
—Campi (Cengiz Yavuz)
—Ceyar (Mahmut Sayal)
—Cıdı Bekir
—Cırt (Yavuz Efe)
—Cızırt Memet (Mehmet Karagöz)
—Cici berber (İhsan Durali)
—Cingan Amet (Ahmet Nural)
—Cizmeli (Nihat……)
—Cöngelli (Çetin Belikırık)
—Codar(Erdal Çelik)
—Cüce (Abdullah Kurşun)

Ç
—Çadır Şefi (İbrahim Şimşek)
—Çakır (Gürsel Görener)
—Çamır (Şevket Büyükkılıç)
—Çatal (Remzi Geneci)
—Çatal (Kemal Geneci)
—Çavuşun Oğlam(Hamdi Yücel)
—Çayır (Mustafa Ahan)
—Çek (Mustafa Erişen)
—Çekirdekçi (Yalçın Topkaya)
—Çelik Bacak (Nihat Tuzcu)
—Çerkez Moddin (Muhittin Cingöz)
—Çete Dayı (Ahmet Hamdi Eskikent)
—Çıbış (Hasip…….)
—Çıta (Mustafa Akan)
—Çıta (Mustafa Akan)
—Çil ebe (Refiye Özcan)
—Çizmeli (Adil Sürer)
—Çobanoğlu (Gürcan Terler)
—Çolak İbram (İbrahim Akpara)
—Çorapçı (Veli Yar)
—Çorapsız (Yaşar Arıkaya)
—Çuk (Hüseyin Koca)
D
—Dagali (yılmaz Çakır)
—Daliman (Hamdi Er)
—Dana (Memet ……)
—Daracık Fadime (Fatma …..)
—Daşdoş (Bekir Kalır)
—Daşdöş (Memet …….)
—Dede (Remzi Yaşa)
—Değirmenci (İsmet Özmen),
—Delikbaş (Tahsin Sölpüker)
—Demirci(Hikmet Akgün)
—Derici (TahsinGüven)
—Dıgıdık (Celal Kalır)
—Dirlik (İbrahim Yerlikaya)
—Do (Mustafa…….)
—Dobiş (Remzi………)
—Dondijon (Mustafa………)
—Dolma Apo(Abdullah Özarı)
—Dondurmacı (Yavuz Çelikyılmaz)
—Dümdük(İsmet Ünver)

E
—Eczacı (Zeki Çalış)
—Edalı (İsmet Satılmış)
—Elmor (Soner Açıkgöz)
—Engelek (Niyazi …….)
—Enik (Ünal Gezgin)
—Esan Goşum (İhsan Özarı)
—Ese guguk (Yunus……..)
—Eskici (Mesut Duygulu)
—Esnaf Amet(Ahmet Tut)
—Eşşekçi Hacı (Hacı Ali Uzun)
—Etyimez (Rüstem öncel)
F
—Falkonetti ( Nevzat Bitirgen)
—Fındık (Kemal Kaynakçı)
—Fırıncı Kabadayı (Hamdi Özinan)
—Fırıncı (Naciye Elmas)
—Fırtına Alis(Ali İhsan Yağcı)
—Fransalı (Orhan Koç)
—Fransalı Omar(Ömer Koru)
—Froto (Cemal Akyol)
G
—Galaman Kemancı (Mustafa Karabayır)
—Galaman cümbüşçü(İsmail Karabayır)
—Galender (Halil Gökdere)
—Gambır Adil (Adil Bitirgen)
—Gambır Ismayıl (İsmail Yaşar)
—Gamış (Mustafa Çabuk)
—Gamsız (Mithat Eskikent)
—Ganaet Emmi (Selehattin Üzümcünün dedesi)
—Gandilci (Hasan Kandilci)
—Gara Mısdava (Mustafa Demirel)
—Gara mısdava (Mustafa Çakırgöz)
—Gara Zale Zeliha Gençer)
—Gardiyan (Mustafa Özmen)
—Gavas (Mustafa Kavas)
—Gaveci Ecevit (Celal Mertol)
—Gaveci Gışlak(Ali Bağlan)
—Gâvur Ali (Ali Kızıloğlu)
—Gaymak (İsmet Abidin Elcik’in babaları)
—Gazkesmez elcikli (Sadık Dönmez)
—Gazozcu (İzzet Çelikyılmaz)
—Gazozcu (Ünal Yardımcı)
—Geç Abam Geç (Memet Kalır)
—Genç İbram (İbrahim Akpara)
—Gıbıkali (Ali Karatepe)
—Gıligın (YunusÖz)
—Gınanın Çete (Hamdi Kalır)
—Gırbaş (Hüsemettin Yardımcı)
—Gırgır(İrfan…..)
—Gırış (Ali……..)
—Gırış (Hüseyin Kaşıkçı)
—Gıvırcık (Enver Helvacı)
—Gosbıyık (Necati Çakır)
—Gosbıyık (Rıza Kalır)
—Gofalak (Alaattin …….)
—Goruk (Yılmaz Sermi)
—Gostak (Mustafa Gürdal)
—Gostak (Mustafa Gürdal)
—Göde (Niyazi ……)
—Göfer (Muhterem Göver)
—Gölleci (Mehmet Çağlayan)
—Gömlekçi (Süleyman Aytekin)
—Gözel Osman (Osman Özkara)
—Gumcu (Halil Şanlıer)
—Güççük baba (İlyas Kantarcı)
—Güldürt (Fikret Oksay)
—Güllü Kız (Fatma Ebe)
—Gülüm (Ertemel Ahmet)
—Gümgüm (Halil Gömeci)
—Günyüzülü Hacı (Mehmet Özkaya)
H
—Hababanın (Süleyman Sırrının)
—Habeş (Bilal Kara)
—Habeş Amet (Ahmet Kalır)
—Habeş Bekir (Bekir Kalır)
—Hacıbat (Ali Kılıçaslan’ın babası)
—Hadiga (Oğlu Mustafa Elagöz)
—Hagar (Ahmet Anık)
—Hagar taksici (Ahmet Dinçer)
—Hakık (Hasan, Kemal,Mehmet.Zale Ana)
—Hakim Ali (Mustafa Tosun)
—Halk Ozanı Atak (İbrahim Atak)
—Hamamcı (Kemalettin Akgözlü)
—Hamamcı Aşa (Hagar Ahmetin Hanımı)
—Hamamcı Guma (Bekir Şimşek)
—Hamamcı Hulosü (Hulusi Çelik)
—Hampa (Mesut Sülükoğlu)
—Hancı (Muzaffer Akdemir)
—Hesarlı Süleyman
—Hızarcı (Bekir Sülükoğlu)
—Hicri boba (Hicri Yaşar)
—Holivat (Mustafa Topul)
—Horoz (Hüseyin Horozoğlu’nun babası)
—Horozların Hayriye (Hayriye Ünlüer)
—Hölle Baba (Zeki …..)
—Hurdacı (Erol Gürel)
İ
—Ibın Memet (Mehmet Yer)
—İnceefe (Ömer Alkan)
—İliman (Özcan Bayramoğlu)
—İlimuz (Amet Akyol)
—İmam (Özcan Çakır)
—İngiliz (Kemal Sülükoğlu)
—İnneci İsmet (İsmet ……)
—İtfayeci Karşım (Mehmet Bulut)
—İşbilir (Süleyman Eroğlu)

J
—Jett Hoca (Hasan Hüseyin Sayın)
—JR(Ceyar) (Mahmut Sayal)

K
—Kaba (Bilal Kalır)
—Kabırga (Mustafa Işık)
—Kadıoğlu (Ekrem Aras)
—Kâğıtçı (Osman Yalnız)
—Kâğıt yırtan (Musrafa Başerdem)
—Kahraman Hüsamettin (Selahattin)
—Kambur Taksici (İsmail Sezer)
—Kambur (Yahya Özmen)
—Kaptan (Avni Dizman)
—Kaptan (Selahattin Yalınbaş)
—Kara Celal (Celal Aydemir)
—Kara Mısdava (Mustafa Çakırgöz)
—Kara Mısdava (Mustafa Demirel)
—Kara Yavuz (Yavuz Aydemir)
—Karaebe (Sabire……….)
—Karam (Hüseyin Bulut)
—Karaoğlanlar fırıncı ( Refik Özinan)
—Karayavuz (Yavuz Yer)
—Karşım (Memet Bulut)
—Kaymakamlıktan mohterem(Muharrem Günay)
—Kaveci Gadir (Kadir Akat)
—Kedici ( Hikmet Atasoy)
—Kekilli (Satılmış Büyükkılıç –lokantacı)
—Kel Esan (İhsan Tabak)
—Kelek (Mustafa Helvacı)
—Kemik (Vedat Özgüneş)
—Kempes (Kamil Kaşıkçı)
—Kerzin terzi (Necati Zamangil)
—Kevre (Hayri Kösem)
—Kıçıman (Mustafa koyuncu)
—Kıçıman (Selehattin Yalınbaş)
—Kımır (Ali Öncel)
—Kınıklı Gambur (Mehmet Ünlüer)
—Kigın (Hamdi Uzan)
—Klarnetçi (Abdullah Yüksel)
—Koca Reis hacı veli (Muzaffer Atasoy)
—Kokoreç (Hüseyin Danış)
—Kolanyacı mis (Yavuz Ekici)
—Kolombo (Polis Yaşar Gümüş)
—Komili (Serdar çelik)
—Komser Enrayt (Yaşar Gümüş)
—Kont (Hüseyin Subaşı)
—Kont (Murat Özüdüzgün)
—Kont (Muzaffer Güven)
—Koreli (Azmi Şenel)
—Kotik (Mete Atasoy)
—Köfteci dayı (İhsan Kırkız)
—Kör Cavat (Cevat Çağlayan)
—Kör Mükrem (Mükremin Cesur)
—Kör Omar Hoca (Ömer Kırkız)
—Köstü (Hikmet Çözmez)
—Kötü Arabacı Osman (Osman Öskalay)
—Köylü (Tuncer Sakarya)
—Külaş (Hüseyin Damlaca)
—Külleme (Rafet Sarıbaş)
—Kütük Omar(Ömer……)
M
—Macır Amet(Ahmet……)
—Magı (Muhterem Çekiç)
—Magurus (Kadir Geneci)
—Makariyos (İsmail Bayburt)
—Maltepe Omar(Ömer……)
—Malağın (Süleyman Akşit)
—Mamıka’nın Oğlanlar (Bayram-Rafet Sarıbaş)
—Manifaturacı Çakır (Süleyman Görener)
—Manifoturacı Gıcı (Atay Gıcı’nın babası)
—Manifoturacı (Kemal Kilci)
—Manifaturacı Kör Cemal (Cemal Yakar)
—Manik fırıncı Esan (İhsan Sığın)
—Mayharcı (Hayriy İleriye)
—Mayk (Murat Özüdüzgün)
—Mayk kuru temizlemeci (İsmet Alkın)
—Mebus (Yılmaz Özmen)
—Meleğin (Süleyman Akşit)
—Merdivenli (ihsan …..)
—Meşhur Şofor (Mesut Özgüneş)
—Milli (Bahar Uygur)
—Minik(Taner Gürkök)
—Minta ( İsmet Tosun)
—Mişon Amet (Ahmet Piren)
—Mişon (Bekir Piren)
—Mo Yunus(Salim Özçelik)
—Mohini Hoca(Mesut Başerdem)
—Motor Çakır (Çakır Helvacı)
—Müdür (Ahmet Elmas)
N
—Nalban Tevfik (Kemal Atasever)
—Nallan (Muzaffer Erişen)
—Nallan (Orhan Erişen)
—Narkoz (Mustafa Çinioğlu)
—Nasrettin Hoca (Mustafa Karatepe)
—Neşeli (Bilal’in annesi)
—Nori Hoca (Nureddin Sezer)

O
—Onbirlerin hoca (Metin Akdemir)
—Ondeleci Guduret (Kudret Kara)
—Orijinal (Osman …….)
—Orhan Gencebay(Selehattin Er)
—Otobüsçü Kara (Kamil……..)

P
—Pakiş (Metin Görkök)
—Panter (Coşkun kaşıkçı)
—Paşa Dede (Halil Çelen)
—Pat (İsmet Çelik)
—Pat pat (Halil Çelen )
—Pilibis (Mehmet Köseoğlu)
—Potellik(İbrahim Atagüven)
R
—Radyocu (Taner Karaduman)

S
—Saatçi (İsmail Çelik.)
—Sabır (Sabir Öztürk)
—SabiEbe (Sabi Uğurel)
—Saddam (Dilaver Uzungel)
—Sandıkçıların (Hasan Kaya)
—Saraç İsmail (Manifaturacı İsmail Bitirgen)
—Saraç (Davut Erkara)
—Saraç Kör Cemal (Cemal Yakar)
—Sarali (Ali Atmaca)
—Sarı Amet (Ahmet Yüzügüllü)
—Sarı (Cengiz Tuzcu)
—Sarı (Orhan Şanlıer)
—Sarıdayı (Süleyman Ekşi)
— Sarıkız (Saadet……..)
—Sarkacı (Yılmaz Baykal)
—Sebzeci Gözel (Yüksel Güzeloğlu)
—Sebzeci Sarıkız (Orhan Koç)
—Sebzeci Tarzan (Murat’ın ………babası)
—Sevilen Gül (Hayri Piren)
—Sıhıye Esan (İhsan Katırcı)
—Sıhıye İlhan (İlhan Anık)
—Sinemacı Sırık (Tahir Şenol)
—Sucu Köse (Orhan Köseoğlu)
—Sünnetci (Ekrem Yaman)
—Süslü (Mehmet Arslan)

Ş
—Şabşıka (Rıza….)
—Şadı (Maksude Ançı)
—Şallı petek (Selehattin Çelmetekin)
—Şamandıra (Zekai Arabacı)
—Şamdan Hulosi (Hulusi Sargın)
—Şef (Ahmet Sezer)
—Şef Avukat (Mehmet Yavuz)
—Şemit (Şemsettin Belikırık)
—Şeytan (Ali İhsan Akpara)
—Şıkşık Mısdava (Mustafa …….)
—Şılınga Memet (Mehmet……)
—Şiko (Memet Fardeciler)
—Şofor Enik (İbrahim Gezgin)
T
—Tabak Koç (Kemal……)
—Tabak Koç (Raşit….)
—Takoz (Mustafa Özbay)
—Taksici Gara Üseyin (Hüseyin Darıcı)
—Taksici Garacelal (Celal Aydemir)
—Taksici Gavas (Ali Kavas)
—Taksici Kıley (Erhan Benuğur)
—Tatar (Haluk Küçük)
—Tatar ebe (Ulviye……)
—Tatarın Süslü (Yüksel ……)
—Tatlı bela (İrfan Açıkgöz)
—Tavukcu Amet (Ahmet……)
—Tarzan (Muzaffer Küçük)
—Tekçi (Erhan Eroğlu)
—Tek diş (Ünal Kaya)
—Teke (Mehmet Doğrul)
—Tekelci (İbrahim Günaydın)
—Tenekeci (Hülosi Akpara)
—Terzi (Baha Özgüneş)
—Terzi Mai (Kahveci Kadir Alat Kızı)
—Terzi kız Mehmet (Mehmet Baysal)
—Terzi Rohi (Ruhi Gül)
—Tıkırtıkır (Osman …….)
—Tırıs (Ünal Özbay)
—Tırtık (Bülent Kızıloğlu)
—Tıs (Gürsel Akman’in babası)
—Tısın Irza (Rıza Akman)
—Titirek Doktor (Nurettin Tuncel)
—Tito (Abidin Sakarya)
—Tomun Halil
—Topal Amet (Ahmet Tosun)
—Topalın Demirci Memet (Mehmet Başerdem)
—Topal Kemal (Kemal Çakır)
—Torin (İsmail Kalır )
—Toros (Fedalar Zavrak)
—Tosba İsmail Nalcı
—Tosun Paşa (Fikret Arslan)
—Toşur hoca (Süleyman Güvener)
—Toz (Ethem Tozbay)
—Toz Necati (Necati Açıkgöz)
U
—Uzun İmine (Emine Şenol)
—Uyur memedin (İbrahim Uçar)

V
—Vaddafon (Osman Sarıkaya)
—Viraj burunlu Mamut(Mahmut…..)
—Wogs (Gürbüz Oğuzlar)
Y
—YacıAli (Ali Yağcı)
—Yağcı Bakkal (Kemal Yağcı)
—Yallah (Yılmaz Aker)
—Yamyam İbram (İbrahim Eskikent)
—Yangel (Muharrem Keskin )
—Yeşil (Hulisi Uzungel)
—Yetim (Mustafa Çiftçi)
—Yetim Remzi (Fevzi Çiftçi)
—Yoğurt Memet(Mehmet ……)
—Yorgancı (Mithat Sülükoğlu)
—Yörük (Süleyman Turgut)
—Yumurtacı Saadet Ana (Saadet Kartal)

Z
—Zabın ( Bekir Yüzügüllü)
—Zabıta çavuşu (İhsan Elcik)
—Zadır (Abidin Yalınbaş)
—Zafer ebe (Sarı ebe-Ulviye)
—Zaireci (Müşteba Yardımcı)
—Zalad Agam (Erdinç Kalır)
—Zaloğlu (Rüstem Yer)
—Zarraf Gara Üseyin (Hüseyin Aydemir )
—Zehir (Mehmet Akgün)
—Zencirli (Mustafa Sag )
—Zimzim (Erhan Demirkol)
—Zot (Remzi Işık)
—Zurnacı (Osman ……)
—5 dakkalık (Halil İbrahim Özvatan)
—10 ton (Mesut Kurugöl)
—65lik (Orhan……)
SİVRİHİSAR’A AİT BESTELENMİŞ MÜZİK ESERLERİ

TÜRKÜ ÜZERİNE;
Türkü; Kendine özgü ve belirli bir ezgi ile söylenen, halk şiirlerinin her çeşidine verilen ortak isimdir.
Toplumları bir arada tutan ve devamlılığını sağlayan kendilerine ait kültürleridir. Müzik te kültürel varlıklarımızın içinde çok önemli bir yer tutmaktadır.
Sivrihisar toprakların tarihini, kültürünü yüzyılları kapsayan bir zaman süreci içinde birlikte yaşayan insanların; sesini ve duygularını müzikte yaşatmaları oldukça önemlidir.
Ne var ki, teknolojinin ezici üstünlüğünün yanı sıra, toplumsal yaşamımızdaki hızlı değişimler, kaçınılmaz olarak, kültür değerlerimizi de derinden etkileniyor. Ve çok önemli bazı değerler, her geçen gün biraz daha erozyona uğrayarak, zaman içinde birer birer kayboluyor.

Müziğimizi koruyup, gelecek nesillere aktarmak bu yüzden yaşamsal önemi olan bir sorumluluk.
Küreselleşen dünyada, kaybolmaya yüz tutan Sivrihisar müziğimizi araştırmak, tanıtmak, gün yüzüne çıkarmak ve toplumumuza mâl etmek, müzik kültürümüzü gelecek nesillerde de yaşatmak istedim.

SİVRİHİSAR’IM SİVRİHİSAR’ LIM
Kayalar dibinde cennet gibisin
Evliyalar enbiyalar yerisin
Sanki eşin yokmuş şehir gibisin
Dünyanın merkezi Sivrihisar’ım

Sivrihisar’ım Sivrihisar’ lım
Gelişiyor benim Sivrihisar’ım
Dörtyol’u aşıyor Sivrihisar’ım

Anayollar benim ilçemden geçer
Zenginleyenler hep kentlere göçer
Garipler yurdudur Sivrihisar’ım
Sivrihisar’ım Sivrihisar’ lım
Gelişiyor benim Sivrihisar’ım
Dörtyol’u aşıyor Sivrihisar’ım

Meşhur olur kışın arabaşısı
Hele su böreği bamya çorbası
İstanbul kadısı Hızır hocası
Yetiştirmiş benim Sivrihisar’ım
Yunus Emre’si Nasrettin Hoca’sı
Yetiştirmiş benim Sivrihisar’ım

Sivrihisar’ım Sivrihisar’lım
Gelişiyor benim Sivrihisar’ım
Dörtyol’u aşıyor Sivrihisar’ım

Asil halkı haram rüşvet yemedi
Yalan yere boşa yemin etmedi
3 gardaştan Hasan Mehmet Kemali
Bağrına basıyor Sivrihisar’ım

Sivrihisar’ım Sivrihisar’lım
Gelişiyor benim Sivrihisar’ım
Dörtyol’u aşıyor Sivrihisar’ım

Necati DEMİR

Kaynak= http://www.youtube.com/watch?v=8bYAWwDvvI8
SİVRİHİSAR KIZLARI
Sivrihisar dağları
Gül kokuyor bağları
Ne de güzel oynuyor
Sivrihisar’ın kızları

Aman aman kekliğim
Gerdana gül ektiğim
Yeter senin elinden
Bunca zaman çektiğim

Limonum portakalım
Yalvaralım kalalım
Sivrihisar’ın içinden
Bir kızda biz bulalım

Sivrihisar çarsısı
Elindedir aynası
Oğlanla konuşurken
Çıkageldi anası

Limonum portakalım
Yalvaralım kalalım
Sivrihisar’ın içinden
Bir kızda biz alalım

Aman aman kekliğim
Gerdana gül ektiğim
Yeter senin elinden
Bunca zaman çektiğim
Sivrihisar tepesi
İncilidir küpesi
Bir servete bedeldir
Kolundaki cebesi

Aman aman kekliğim
Gerdana gül ektiğim
Yeter senin elinden
Sivrihisar’da çektiğim

Limonum portakalım
Yalvaralım kalalım
Sivrihisar’ın içinden
Bir kızda biz bulalım Ömer ULUTAŞ
[ot-video type=”youtube” url=”https://www.youtube.com/watch?v=Us7Ln3PBReI”]
SİVRİHİSAR YOLLARI DÜZDÜR
Sivrihisar yolları düzdür
Üstündedir kayalar
Oğlan kızı kandırmışta
Sevdim diye oyalar.

Mozaik Değirmeni de
Taş döğüyor toza bak
Elbaşı bağlamak niye
Sen kendi haline bak
Elbaşı bağlamak niye
Sen kendi işine bak

Sefai don Sarka geymiş
Çifte ben var yüzünde
Şu Kızın güzelliği de
Cümle âlem dilinde
Ayağında Şalvarı da
Yelpir yelpir savurur
Ayrılamam gülüm senden
Ancak Ölüm ayırır
Ayrılamam gülüm senden
Bizi ölüm ayırır

Şadırvana suya gider
Su testisi elinde
Aklımı başımdan aldı
Sürmeleri gözünde

Mozaik Değirmeni de
Taş döğüyor toza bak
Elbaşı bağlamak niye
Dön de bir haline bak
Elbaşı bağlamak niye
Sen kendi haline bak. Zekayi KARABULUT
YEKTE

Hey heyyyy hey

Cami altı hasırdan, hasırdan
Bir yar sevdim Mısırdan, Mısırdan
Kara gözlü sevdiğim, sevdiğim
Geliyor Sivrihisar’dan, Sivrihisar’dan.

Yekte anam yekte
Pastırmalar dikte
Ne olursa olsun
Güzel delikanlılıkta.

Hey heyyyyy heyy.

Bulgur yedim
sert dokundu dişime,dişime
Evdeki garı ne garışır işime,işime
Sıçarım onun altın dişine

Yekte anam yekte
Pastırmalar dikte
Ne olursa olsun
Güzel delikanlılıkta.

Hey heyyyyy heyy.

Motor aldım çalıştı, çalıştı
Sibopları alıştı, alıştı
Şenay’ı da görünce, görünce
Şanzımanı karıştı, karıştı.

Yekte anam yekte
Pastırmalar dikte
Ne olursa olsun
Güzel delikanlılıkta.

Hey heyyyyy heyy

Tavşan gider ekine
Kulakları dikine
Şu Sivrihisar kızları
Gider bir çuval ekine

Yekte anam yekte
Pastırmalar dikte
Ne olursa olsun
Güzel delikanlılıkta.

YAR SEVDİM

Yar sevdim Sivrihisar’da
Öptüm beyaz gerdandan
Gece gelemiyom da
Kız korkuyom anandan
Aman yar yandım yar
Öldüm yar eridim gelin

Yar sevdim Çifteler’ li
Göğsü gümüş düğmeli
Kendisi mazlum ama
Anası çok cilveli
Amanın yar yandım yar
Öldüm yar eridim gelin

Yar sevdim Emirdağ’ lı
Aslında Karabağ’ lı
Gülüm böyle olmuyor da
Dünür salayım gayrı
Aman yar yandım yar
Öldüm yar eridim gelin

ANONİM

SİVRİHİSAR’LIM BENİM….
Acı dolu,hüzün dolu.
Gelip geçti seneler….
Hasret yaktı yüreğimi
Kor ateşten…

Bakışların benden uzak.
Gözlerim sana tutsak.
Bir sevda yolu elbet…
Sivrihisar’a götüren……

İlk aşkım, ilk göz ağrım…
Sevincim,heyecanım…
Yazım, kışım, baharım…
Sivrihisar’lım benim….

Nerde kaldı, güzel günler…
Hani o tatlı sözler….
Yazıcıoğlu küskün….
Kumluyol suskun…

Kara kışı yaşasam…
İçimi tek ısıtan…
Bir sevda yolu elbet…
Sivrihisar’a götüren….

Dr. Kemal ASLANCAN

SİVRİHİSAR YOLU

Sivrihisar’ yol gider
Bağların arasından
Bağda bir güzel gördüm
Üzüm yer asmasından
Onikiden vurdu güzel
Kalbimin ortasından
Yedi kilo erdim ben
O yarin Sevdasından

Suya gider bir güzel
Su testisi elinde
Su istedim verdi bana
Kalaylı kap tasından

Zekayi KARABULUT

KEPEN HAVASI
Motor aldım seksene
Çık üstüne sürsene
Motor kendi gidiyor
Üstündeki serseme

Yandımmmmm Yandım yavrum istersen
Anneni yolla seversen
Dünürünü yolla
Şinanay şinanay nom

Yılana bak yılana
Kıvrım kıvrım dolana
Ben yârimi kaybettim
Bin altın var bulana
Yandımmmmm Yandım yavrum istersen
Anneni yolla seversen
Dünürünü yolla
Şinanay şinanay nom

Çok sevdimde bağlandım
Girdim çıktım ağladım
Kahvelere kıyamazken
Kore’yede asker yolladım.

Yandımmmmm Yandım yavrum istersen
Anneni yolla seversen
Dünürünü yolla
Şinanay şinanay nom

Tavşan gider ekine
Kulakları dikine
O yar saraç getirmiş
Başındaki kefiye

Yandımmmmm Yandım yavrum istersen
Anneni yolla seversen
Dünürünü yolla
Şinanay şinanay nom

Meşe meşeye benzer
Şişe şişeye benzer
Şu Kepen’in kızları
Cennet kuşuna benzer

Yandımmmmm Yandım yavrum istersen
Anneni yolla seversen
Dünürünü yolla
Şinanay şinanay nom
ANONİM

ONİKİDEN VURDU GÜZEL!

Sivrihisar’ yol gider
Bağların arasından
Bağda bir güzel gördüm
Üzüm yer asmasından

Onikiden vurdu güzel
Kalbimin ortasından
Yedi kilo erdim ben
O yarin Sevdasından

Suya gider bir güzel
Su testisi elinde
Su istedim verdi bana
Kalaylı kap tasından

Zekayi KARABULUT

SİVRİHİSAR DÜĞÜN TÜRKÜSÜ

Oğlan kızı, kız oğlanı seviyor,
Oğlan evi kıza dünür gidiyor.
Anne, baba verdik he diyor…
Düğünümüz derneğimiz şen olsun
Gelin ile güveyi mutlu olsun

Kıyıldı nikâhlar içildi kahveler,
Dostlara gönderildi davetiyeler
Davetliler, hediyelerle geldiler
Düğünümüz derneğimiz şen olsun
Gelin ile güveyi mutlu olsun

Çalındı davullar zurnalar
Oyun oynar coşar dostlar
Güveyi giyinir okunur dualar
Düğünümüz derneğimiz şen olsun
Gelin ile güveyi mutlu olsun

(a) Ahmet Bican ATMACA

SİVRİHİSAR HALAY HAVASI

Kızlar çeker Halayı
Dostlar gelmiş Düğüne
Ben yârimi görmedim
Dert oldu yüreğime

Vur davulcu davula
Güm Güm Gümlesin
Vur davulun sesini
Sivrihisar dinlesin

Vur Davulcu Davula
Güm güm gümlesin
Vur davulun sesini
Nazlı yar duysun gelsin
Halay çeker bar çeker
Halayı Kızlar çeker
Yarini görmeyenler
Benim gibi Ah çeker

Vur Davulcu davula
Güm güm gümlesin
Vur davulun sesini
Sivrihisar dinlesin

Vur Davulcu davula
Güm güm gümlesin
Vur davulun sesini
Nazlı yar duysun gelsin

Zekayi KARABULUT

TAZE DE ÇIKTI YEDİN Mİ?
Eskişehir Kalabak suyundan,
Sivrihisar’ın unundan,
Sürel ekmek fırından,
Tazede çıktı yedin mi?

Kepenin keleminden,
Altın kasabın etinden,
Yusuf ustanın elinden,
Sarmada çıktı yedin mi?

Koçaşın patlıcanından
Mülkün acı soğanından
Kartalların manavından
Sebze de çıktı yedin mi?
Oğlakçının tavasından,
Mandıranın helvasından,
Çini Bahçe kebabından,
Tazede çıktı yedin mi?

Beylikova’nın sazlarından,
Bozan’ın kızlarından,
Alpu’nun kazlarından,
Kapamada çıktı yedin mi?

Yusuf KOYUNCU

SİVRİHİSAR’DA İSİMLER VE SÖYLENİŞ ŞEKİLERİ
SİVRİHİSAR’DA İSİMLER

A
Abdullah-Abdılla
Abdurrahman-Abdıraman
Adalet-Edalet
Ahmet-Amet
Aleyna-Aleyina
Alaaddin Alaat
Ali İhsan-Alisan/Aleysan
Ali Osman-Alosman
Asiye-Asya
Aslıhan-Aslaan
Asuman-Asıman
Atilla-Atila
Ayhan-Ayan
Ayşe-Aşa
Ayşegül-Aşagül
Ayşenur-Aşanur
B
Bahadır-Baadır
Bahattin-Bayittin
Bedia-Bediya
Bircan-Bican
Buğra-Buura
Burak-Bırak
Burhan-Buran
Bülent-Bilent
Bünyamin-Binyamin

C
Cahit-Cayit
Cumhur –Cumur
Ç
Çağatay-Çaatay
Çağla-Çaala
Çağlaya-Çaalayan
Çağrı-Çaarı
Çiğdem-Çiidem
D
Davut-Davıt
Derya-Deyra
E
Emine-İmine
Erdinç-Erdiç
Erhan-Eran
Ertuğrul-Erturul
Ethem-Etem
Eyüp-Eyip
F
Fahrettin-Farettin
Fahri-Fari
Faruk-Farık
Fatih -Fati
Fatma-Fadime
Fazilet-Fazlet
Fedakar-Feda
Fehmi-Feemi
Ferhat-Ferat
Fethi-Feti
Fevzi-Feyzi
Fikrîye-Fikir
Firdevs-Firdes
Funda-Fında
Fusün-Fisun
G
Güleser-Gülser
Gülnaz-Günnaz
Gülseren-Güsseren
Gülsüm-Güssün
Gülşen-Güşen
Gürhan-Güran
H
Habib-Hebip
Hafize-Hafze
Hakkı-Haggı
Halil-Halla/Hallaga
Halise-Halis
Hamiyet-Hamyet
Hatice-Hatça
Havva-Hava
Hayrettin-Hayreddin
Hidayet-Hüdayet
Hulisi-Hülosu
Huri-Hori
Huriye-Horiye
Hüseyin-Üseyin
Hüsna-Hesna
İ
İbrahim-İbram/İrbam
İhsan-Esan
İlhami-Elami
İshak-İsak
İsmail-Ismayıl
K
Kadir-Gadir
Kadriye-Gadiriye
Kezban-Keziban
L

Lütfiye-Nüttiye
Lütfü-Nütfü
M
Mahmut-Mamıt
Makbule-Makgole
Maksude-Maksud
Mehmet-Memed
Mehtap-Meytap
Melahat-Melaat
Meliha-Meliya
Meryem-Meyrem
Mevhibe-Mehibe
Mithat-Mitad
Muharrem-Marem
Muhsin-Mosin
Muhterem-Motterem
Mukaddes-Gaddes
Murat-Mırat
Musa-Mısa
Mustafa-Mısdava/Mıstık
Muzaffer-Muzaafer
Münevver-Minever
Müşerref-Müşeref
Müzeyyen-Müzüyen
N
Nagehan-Nagihan
Nazire-Nazir
Nebahat-Nebaat
Nezahat-Nezaat
Nurhan-Nuran
Nuri-Nori
Nurittin-Norittin
Nuriye-Noriye
O
Orhan-Oran
Ö
Ömer-Omar
P
Pembe-Pempe
Perihan-Peraan
R
Rabia-Rabiye
Rahim-Rehme
Rahşan-Raşan
Ramazan-Iramazan
Raziye-Irazıya
Rıza-Irza
Rüştü-Ürüştü
S
Saadet-Sadet
Saffet-Safet
Saide-Sayde
Sebahattin-Sabattin
Sebahat-Zebaat
Sebiha-Sebiya
Selahattin-Seladdin
Sıdıka-Sıddık
Süheyla-Süleyla
Ş
Şadiye-Şadik
Şefika-Şevke
T
Tahsin-Tasin
Tevfik-Tefik
Ü
Ümran-İmran
Ümmüham-İmman
Y
Yakup-Yakıp
Yunus-Yonis
Z
Zebahat-Zebaat
Zehra-Zeera
Zeliha-Zale
Zeliha-Zeliya
Zübeyde-Zübüde
SİVRİHİSAR ŞİVESİNE UYGUN SAHNELENECEK TİYATRO ESERLERİ
TİYATRO ESERİ OLACAK YAZILAR
Yöresel şivemiz kulanılarak tiyatral yazı hazırlığını Sivrihisarda gelin mi olmak zor Gayınna mı ve Sivrihisar’da bir evde dini bayramlaşmada geçenler olarak yazdım.
Daha sonra bu konuda çalışmalar yapan Sayın Niyazi KOCA Bey’in;
-Sivrihisar’lı iki goşunun konuşması,
-İsmet Aga ile Mıstık Aganın yol arkadaşlığı,
-Sivrihisar’lı AtayIn asker mektubu yazılarınıda kitabımıza almayı uygun gördüm.
Değerli katkılarından dolayı Sayın Niyazi KOCA Bey’e huzurlarınızda teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

SİVRİHİSAR’DA GELİN Mİ OLMAK ZOR GAYINNA MI?
Konuşmaya ve günlük sohbete konu olan kişiler;
İsimler;
Zeliha(Zale)
Mustafa(Mısdava)
Emine(İmine)
Fatma(Fadime)Gelin
Abdullah(Apdılla)
Sebahat(Zebaat)
İsmail(Ismayıl)
Nuriye(Noriye)
Mehmet(Memet)
Perihan(Peraan)
Zeliha anne, Emine anne ve Fatma gelinin günlük yaşantılarından bir kesit. Günlük konuşma ve Sivrihisar yöresel ağızla konuşmaları ve biraz da dedikoduları. Yöremize has bir dille canlandırmaya çalışacağım. İsimler, lakaplar ve olay hayalidir. Sürç-i lisan edersem affola…

Zalena üstüne güneş doğmadan ve gargalar kahvaltısını yapmadan uyanmış baaça da kendi kendine söylenmektedir: Sidiği dutulasıca gelin gece uyumaz, zabanan, da gakmak bilmez.
Pek dediler baa alma o gızı amma beem velede söz geçiremedim ki. Ahh ahhh.!!!.
O sırada borda gapı çalınır.Gapıya doğru giderken de düşünür ve arkadan körekli gapıyı açar.
Amanin kim geldi ki bu saatte.Hayrolsun
-Ana gaç gız senmiydin gelen. Neman iyi ettin de geldin.Ge hoş geldin bakaam.
-Zabah şeriflerin hayrolsun Zaleba.naparsınız bi bakiin diye geldim. Mısdava emmi var mı? yoosa giriin.
Seende zabah şeriflerin hayrolsun imine ge gir hoş geldin.yok mısdava emmin.
Bende pek sıkıldıydım. Beem gelin varya, Geccaşına doymayasıca gakmadı.daha yatır köpeen eniği.
-Gız anam bu satedek yatılırmı hiç. Valaa pek ıratına düşkünümüş.seen gelinde.
-Gız ool sorma ne bu gelinden çektiim. Galkıpda bi hayadı süpürüvürmedi. Aşamdan dedim halbukise.. Eli işe varmaz anası gılıklının. Sen naaptın İmine oğlana gız soruşturunnu?
-Yok gız anam bulamadım. Bende saa soruyun die geldiydim. Gızların köküne gıran girdi sankı. Şöyle eli ayaa düzgün iyi huylu ahlaklı bişi bulamadım. Zaleba oğlanı eversem hacıya gitceen.
-Gız sen ne düşünün kendini yoran saa Keçecilerin Apdıllanın gızını alaam pekde gözel.
-Gız Zaleba onlar bize olurmu. Onun anasını pek gavga gaaşası deller. pek geçimsizimiş. Oolana dillik vermez.
-Anasını napacan gızı alacan. Gız pek hamarat, elinden her iş gelir. Geldii gibi bide hürmetli.Geçen oturmuya gitdiydim bi bazlamaç bişirmiş Allah seni inandırsın pamık gibi.
-Yoo alman ben onun gızını. Anasıynan geçinemeyiz. Zaleba Atıcıların gızı Zebaat’i bildinni. Oğlan dutdurdu onu baa alın der duru.
-Gız sen delirdin ni o gız pek fingirdek. Aaşam zabah çadıravanın önünde ileri geri gezer. Pek bi gezenti. lom lom gonuşur lafını sözünü de bilmez. Heç dünür gitmen derim. Ondan garı marı olmaz.
Bu sırada içerden bir ses gelir ve evin gelini kalkar…
– Hoş geldin İmine deza. Naparsınız? Ne der ne gorsunuz.?
-Hoş bulduk Fadime guzum. Ne edem beem oğlanı everecen de gız ararın yok mu şööle seen arkadaşlarından ağızlı yüzlü bişi.
-Gız İmine deza valaa bidene var acap beğennni bilmenki. Galaycılar’ın gızı Peraan.
-Yoo bilemedim guzum nası bi gız. namazlı abdeslimi? böyüne güccüne saygıyı bilsin. Ben başka bişi araman zaten.Geçincek onlar.Yuvasında mutlu olduunu isterin.
-Ee gösteriin saa gızı. öbür gün zabah hamama gelcek sende gel orda görün hem senide bi yuruz. Gız pek iyi, pek onatça İmine deza gız ayaana da pek tedik, canı da pek tez.
-Neyse gelin gızım bakcaz gari.
Gelin elini yüzünü yur,ve seslenir.
-Ben zıfrayı guruunda çay içip, yimek yiyem. Aç aç durma dezam.
-Pek nasipliymişsin İmine… zabahtan keşkek vurduydum ocağa. Aşamada göce aşı var. Ismayıl abiyi de çaaramda aşam yimeeni burada yiriz.
Zale aba bak yimek zıfrasına gelmişim gayınnnam da pek sever beni.Pek hoş gelinlik etdim ona. Rahmetlinin bi dedini iki ettirmedim.
-Şindiki gelinler ölee mi laf dedittirmezler. Lombadak lafı deyegollar, ne böök bililler ne güccük.
-Gız İmine aha bizim gelinde öyle dökülegalasıca. zabaleyin bi garış surat gakar. Hemen televizyonun gaşısına Gız anam televizyonun başından galdıraman. Ben demesem mutfağa girip de bişi hazırlamaycak.yaptığı aş da bişiye benzese bari.
-Zalebam vala bööle gelin olmaz olsun.yarın bende ele garışcaan.Allah etmeye bööle gelin beem afakanımı galdırı valaa.
-Bak geçen bi pilav bişirdi pilav yincek gibi deyil mübarek. tabaane suyundan bi helke su guymuş içine olduu gibi lapa yi yiyebilirsen.yımırtacıdan eççik ders alsın gözelim sarı yağa yazık olmuş. ıccak su mu guydu napdı,ondan lapa olmuş o pilav.
-İmine sen el değilsin hiç bişi bilmeden böötmüş soonada evermiş gurtulmuş anası.Anaan evinde insan heç mi bişi öğrenmez. Bişirdiği aş yinmez.
-Zaleba Gett ondan avrat mavrat olmaz. bööle gonuşma şartolsun olana gız aramakdan cayacam gorkuyom vala abaam
-İmine gardaşım ben olmasam oğlan aç galır inan olsun. Bide pek gamsız pek. Onun bulduğu gızdan hayır gelir mi hiç,bulduuda kendine benzer.
-Nedeyin anam seen bildiğin var.zamane gızları bööle biz heç de bööle değildik.
-Sen boşver onu cumayı aşamı Noriye’nin gızının düğünü var ora götürüün.
-Ozaman yarın ben ekmek bişiriimde bi hamama gidem. Sırtım pek gidişir. Hamamında suları pek çir akar sadıga gurnaları gapatmış ginede çir amma napacan hamamın dadını evde yıkanmak vermiyo.
-Noriyenin düğüne pek çok gız gelir ordan bakaam. Vardır bi nasibi elbet.hayırlısı nı iste. hayırlısıyla olsun hayırsızısa olmasın.
-Gız İmine saa Noriye’nin güccünü alalım. Pek gözel kibar, hanım, becerikli de.Şu gıza bi bakın allaşgına. hadi bi tentene modeli sormaya gidem de bi bak. Yaşı güccük amma böödün sen ne olcak.
-Nebilin gı o da pek çelimsiz pek de kemçik.daha çocuk gibi o da olmaz ama Memed’e deyin varı.
-Amaninnnnn sağa da gız beğendiremiyoz. Demirciye mi dövdürecen. neyse bulacaz gali bi gelin.
!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

SİVRİHİSAR’DA BAYRAM
SİVRİHİSAR’ da bir bayram ziyaretini yöremize has bir dille anlatacağım. Kişiler hayalidir. Sürç-i lisan edersem afola…
—Selamın aleyküm
—Aleykim selam
—Oooo kimler gelmiş hoş geldiniz sefalar getirdiniz guzularım
—Abdılla emmi bayramın mübarek olsun Öpüüm.
—Gusura kalman kakamıyon.gocadık gari.
—Olurmu abdılla emmi zamet etme sen
—Vala guzum yanarım pek aarır ,artık çekmiyor
—Haccana seninde mübarek olsun.Öpüüm
—Sizinde mübarek olsun guzum
—Geçin şöle geçin üstünüzü alıyın hoş geldiniz.
—Naparsınız? ne var ne yok.
—Anan boban nasıl.
—İyiler soranlara çokça selamları var.
—Gardaşların da geldimi?
—Yok abdılla emmi o bu bayram gelemedi.
—Leen cocuga para versaa
—Apdılla emmi bozukluk çıkarır ve uzadır .güle güle harca
—Guzularım garnınız açmı?
—Yok Haççana bayram yimeeni yidikde çıkdık
—Bak vala mabalı günaa boynunuza.
—Yok Haççana elin evimi aç olsak deriz nedii çekineem
—Allah tekrarına erdirsin. Yavrularım guzularım
—Sayılı gün deyimi tez geçer.
—Tez geçerde Abdılla emmi eski bayramların dadı duzu yok deeilmi.
—Öle vala tez geçiyor göz yumup açana kadar.
—Gızım mantonu çıkar rahat oturun iğreti gibi oturman hele
—An biz fazla durmaycaz
—Daha yeni çıktık ilk gapı sizsiniz
—Daha bi sürü gapı var malum bayram
—Amanın sizde oturun hele
—Zaten bayramdan bayrama gelirsiniz ondada ataş almaya gelmiş gibi

Bu sırada çocuklardan, gızlardan, damatlardan konuşulmaya başlanır.
Hatta önüne biraz da düşerim. Başlar dedikodu kulak verelim hele…
—Nerde çoluk çocuk gelin damat Apdılla emmi? Kimse yok evde.
—Valla guzum beeem hortulu ortanca gelin küs bu bayram gelmedi elimizi öpmeye..
—Abdılla emmi görcez yarın onlarda gayınna,gaynata olcak ölmez erersek
—Damatlar nasıl onlar napallar?
—Beem güççük güveede pek meyhor çıktı.Gızıma heç günyüzü göstermiyo ama napsın işte cocukların hatrına çekip duru..
—Gelinlerinden dünürlerinden memnunmusun?
—Bem gelini hortlayasıca honaz anası öreedir.Mezarda dogru yatamaz insallah galgır
—Gız Haçça gak şeker kolanya dut.
—Haççana kolanyayı dutar.
—Arkasından şekerleri de dutar bi dene alınır adetten
—Bi dene alana ,allasen bi dene daa al.çocuğun içinde al.
—Haçça fıstınan, gaba şekerde getir yisin guzularım
—Tamam, adam çocuklar bi nefeslensin.
—Abdılla emmi ben fısdığı az yiyin olmazmı
—Niye guzum siz genc adamsınız bişi olmaz.eridirsiniz siz.
—Vala geçen bayramda çok gaçırdım üstüne afiyet amel olmusudum
—Sen bilin bak israr etmen ama iştahın varıkan yi .yimezsen mabalımı çek.
—Şu datlılardan aldege Haçça
—Vala bu bayram baklava yapamadım yaam unum var emme kim pişircek guzuum.Abdılla Emminde hazır tulumba aldı geldi.
—Haçcana sende amma yaptın senin elin ererken gözün görürken azmı yidik baklavandan
—Haccana mutfaga geçer,gelirken datlı tabaanı hörüklemiştir.
—Obaahh!!! çok Haççana bu hepsini yiyemen ben
—Vala bana çok gelir
—Yi guzum yi siz gençsiniz bişicik olmaz yakarsınız.
—Bize müsade Abdılla emmi.Hadi allasmalladık
—Haçcana hemen lafa dalar.
—Gurban kestinizmi leeen kesmedıysenız surda kemik var onu guyuunda alın gidin
—İyi bakam müsaade sizin.Güle güle
—Allah tekrarın erdirsin
—Anana bobana selam söyle…
SİVRİHİSAR LI İKİ GOŞU NUN GONUŞMASI

* Napan goşum

**A… napin eyiyiz, eyi demek adet olmuş. Siz de, ne var ne yok. Naparsınız…

* Vala bizde eyiyiz dizlerim bir hafdadır, arıyıp dururdu da bidene kıya gösterin dedim, oda bi çuval hap yazdı. Kim yutuca sa, oradan da pazara çıkacan ufak tefek bişeler alında dönücen…

**Aha bende zabah nemazında galk dım hamur yoğurduy dum. Bazlama pişirin diye tandırda yanmadı kör olasıca, ekme zor bela bişirdim. Ekmen arkasına da İbram emmin canı keşkek isteyip durudu onu goydum tandıra da. Gapının önünü süpürüverin dediydim. Seni gördüm…

* Napcan goşum, bi dene iş bitmez hep aynı, dur durak yok. Ha şurdan Hatçeye gidinde bidiki oturuyun dedim, canım pek sıkılıp durur da, zeynim dağılsın diye…

** Gız goşum, Emine ana gil naparlar eyilermi. Çokdan beri bi dene uyrayın derin uyramadım.

* Naspınlar goşum, kendilerini daşıyorlar işte gah hasta, gah eyiler.
** Ya dünya hali hepimizin olaca o…
* Doru söylen goşum.
** Gız goşum sölemeden duramadım, Fadime gızını verdimi, öle bi sölendi varda…
* Vala bilmen goşum, sen ne bilirsen bende onu bilirin, bi sölenti var da aslını bilen yok, gız köye varman demiş. Şee re ev döşerlerse olur demiş heralda…
**Anam şindikiler de “Yımırtadan çıkmışda gabunu beyenmezler…
* Napcan goşum zeman onu getir di. “Bi gızı on kişi istermiş de bi kişi ye nasip olurmuş”
**Hadi goşum pek zaman geçirdik, çocuklara selam söle..
* Dur goşum, bi dene bazlama goyunda yin. gokmuştur…
** Gerek yok goşum.
* Vala olmaz almazsan gücenirin.
** Bidene bazlamaynan, pideli goydum…
* Hadi goşum ölmüşlerin canına deysin. Pekde gözel bişmişler…
** Lafımı olur be bizden yana helalı hoş olsun. Afiyetinen yin…
* Sende selam söle…
İSMET AGA İLE MISTIK AGANIN YOL ARKADAŞLIĞI

Hesar Yaylasından İsmet aga ile Böğürtlen Köyünden Mıstık aga nin Pazar alış verişinden sona şeerden dönüş de yol arkadaşlığı hikayesi

**İ : Köye nerden gidem. Mıstık ağa.

*M :Sen bilin, ikimizde sonuçda gayadan arkaya aşacaz.

**İ : Gavur köyünden gitsek sa uzak, bal gayasından gitsek ba uzak, en isimi şurdan tombak gayadan aşıverem. Yoluda gısaltmış oluruz.

*M : Öle edem bari, eşşe de bidiki zor olur ama. Gayada pek dik mubarek.

**İ : Mıstık ağa, seninde eşşen zelberide çoomuş. Ne yükledin buna böle.

*M : Sorma goyunun duzu galmamış, garıda çamaşıra bidiki kil alıvır dedi. Yükün olup oluca bu, kendimize bişey almadık anacan.

**İ : Neyseki eşşen de, kahramana benzeyo,

*M :Öledir, yedini inkar etmez. Senin eşşen de pek cılızmış, heç bakmamışın.

**İ : Öle de gılına bakma sen, ayana pek tedik, bide inadı olmasa. Bunun bölesine dört goyun vedim.

*M : Ogadarcıkda olsun gali.

**İ : İmkanım olsa, Mıstık ağa, şu gayaları devirip de buraya gözel bi yol yapasım gelir.

*M : Eyide buraları oyucanda, şeerlileri napcan.
**İ : Şeerlilere nolcak.

*M : Gayadan guzeyden gelen poyraz şerlileri hasdalıkdan gırar geçirir, .

**İ : Doru söylen be Mıstık ağa ben bunu düşünemediydim.

*M :Eşşen sırtındaki semerde pek gözelmiş kime yaptırdın.

**İ : Şaraç Cemal a yaptırdım, 50 liraya eşşe satsan etmez o paraya.

*M :Eşek azaldı ya her bişici gıymata bindi,

**İ : Bi bizim eşek ler gıymata binmedi.

*M : Benim olanda goyundan birazını satam da, vesait alam deyip durur.

**İ :Eyide olur.

*M :Eyi olurda, Araba golayınan yörürmü, su yakmaz ya bu . Eşşen masrafı vasıta gadar olmaz. Atan önüne bi tutam ot yer durur. Oda olmazsa otu nerden, nerden bulur yer.

**İ : Vesait de ele güne gaşı da eyide olur, yaşdan yamurdan gorur adamı.

*M :Babamın bi sözü vardı. “Oğlun akıllıysa ninesin malı, oğlun deliyse gine ninesin malı ” bizim nemize arkadaş vesait, hem goyunun yünüde para, etide para, boku da para, vesait paramı saçıcak benim deli olan işte hoydur hoydur gezicek aklı sıra.

**İ : Goyunları ikilemeden varsak bari, geç galdın deye garının dır dırıda çekilmez.
*M : Aha da hesar görük dü. Gözün aydın İsmet aga.

**İ : Bidiki da olsa eşşek eyice köstürdü galik.

*M : Aha yol ayrımına geldik, bundan sonrasıda golay, düz aşşa gider.

**İ : Hadi yolun açık olsun.Mıstık aga, Abama selam söle, hesara dut yemeye gelin bekleriz.

*M : İşden başımızı gaşıcak zaman yok, nereye gelicen şu telaşeleri atladam bakam da geliriz işallah. Sende selam söle salıcakla galın. Böğürtlene gelin.

SİVRİHİSAR’CA AÇIKLAMASI

ŞEER “İlçe ve Kazanın kısaltılarak söylenmesi”,
BÖĞÜRTLEN “ Çiftlik Köyünün eski adı”,
HESAR “Hisar Yaylası”,
BİDİKİ “Az”,
ZELBER “Eşek yükü”,
GOYUN “Koyun, Davar”,
GILIINA” Ufak, tefek, kılık kıyafet”,
ALIVIR” Alıvermek”,
CILIZ” Zayıf”,
TEDİK” Hızlı yürüyen”,
OGADARCIK” Yeterli, kafi dercede”,
GAYA” Kaya”,
NAPCAN “ Ne yapacaksız”,
GIRAR “ Kırmak, dökülmek, parçalanma”,
DORU “ Doğru”,
SEMER” Binek hayvanlarında yük taşıma ve binmek için kullanılan tahtadan ve keçeden yapılan binmelik edevat”,
SARAÇ “Binek ve Koşum havyalarına ait alet, edevat vb malzemeleri yapan usta”,
BİŞİCİ “ Üzerinde görünen, değersiz gibi duranlar”,
GIYMAT” Kıymet, değer”,
VESAİT “ Araba, araç”,
GOLAY “Kolay”,
TUTAM “ Elle tutulacak kadar az olan”,
ELEGÜNE GAŞI “ Elaleme karşı, Bizi görenlere, komşulara
NİNESİN “Neylesin, ne yapsın”,
NEMİZE “ Biz kimiz, bize olmaz, alakasız”,
HOYDUR, HOYDUR “Boş, boş gezmek”,
GOYUNLARI İKİLEMEK “ Köy ve Yaylalarda süt sağımı için gelen koyunların ikinci sefer tekrar sağılması işi.”,
DIR DIR “ Çok konuşma”,
KÖSÜLMEK “ Yorulma”,
GAŞICAK “ Kaşıma”,
SALICAK “ Sağlıcakla kalma esenlik dilemek”,

SİVRİHİSAR lı ATAY ın ASKER MEKTUBU

Anacım, Babam her ikinizinde elinizden doyasıya öperim, sizleri pek özledim. Ablalarımı, Enişdelerim inde ellerinden öperin, yeğenlerimin gözlerinden öper. Eşe dosta akrabaların hepsine ayrı ayrı selam ederim.

Beni sorcak olursanız saalım saatim iyi hamdolsun. Bol bol karavana yeyip, eyitim yapar dururuz. Zaban beşinde galkar, aşamın dokuzunda yatarız. Anecanız aşama gadar kösülüyoz. Yaddımız yeri beyeniyoz. Asger de kilo almaya başladım. Asger urbaları da ba gocaman geldi, bakam izne gelince Memet emmiye bidiki daraltdırın derin.

Anam, Asger yeme eyide senin bişirdiğin bazlamanın gogusu burnumda düder, hele Anam gıymalı, peynirli yapdın su böre, yağlı basdıyı pek özledim.

Hani beyenmedim kepenin keleminden doldurdun kelem dolmasını, içinde gırmızıca duran o gırmızı beberi onu bile özledim. Oradayken beyenmez burnumu bükerdim demi.

Buralara gelince hepsinin gıymadını bildim.

Ana sahi gomşularımız naparlar eyilermi, Çakır emmi, Aşana gil, benim argadaş Memet giller nasılar görüsen beem selamımı söle.

Yanımda govuş argadaşlarım var, onlara bizim oraları anadırın da beni usanmadan dinlerler yazık.
Emmi min olu Hasan ın dününü anadırın pek hoşlarına giddi, ikide bi anadır dururun, bende asgerden dönünde aynısını yapıcan, sizleri de davet edicen derinde pek sevinirler.

Hele bide Sivas lı Muhlis var bi görsen ufak tefek bizim oradaki cılızların Mutda, bezer onu gör, onu görme, tıpa tıp aynı, seni beem düne okucan yağlı bamya yı, etli pilavı nan üzüm hoşafını, arkasından da gartalaç a dürülü un helvadan sa yidicen seni diriltcen adam edicen derinde pek hoşuna gider.

Ana aşam olunca buralarda kocaman, kocaman dalar var. Bizim oraların gayalar aklıma gelir heç buralarda bizim gayalara benzeyeni yok. Malelerimizdeki gibi güldür, güldür akan çeşmeler de yok. Bakraç dan içdim suda beni bi dene gandırmaz, hele bi gelin Sivrisara da vala Üçpınarın suyuunan, Nemanenin suyundan gana, gana garnım şişinceye gadar içicen.

Ana Babama söle de gendini pek yormasın, eskiden çalışmazdım gezcen diye, buralar da sıkıyı yiyince oraya bi gelin hele, gece gündüz çalışcan, işden gorkmacan, çalışmak neymiş görsünler.

Ana bidene şu bizim aşa male deki beem gonuşdum gızı Babamın bidene gulana çıtladıvır bakam ne decek, sende ara sıra ölesine ne var ne yok diye gidip geliver. Kavak dibine su doldurmaya gelirse benden mektup ne gelmiş de bakam ne decek. Ana vala isdeyen olursa da caydır. Ben gelinceye gadar göz kulak ol, Anam anam sen bilin.

Ana hatıra olsun diye size resim gönderiyon, bakdıkca beni hadırlarsınız, Ana işallah bir ay sona izne gelecek gibiyim. Şindikden büyüklerin ellerin den, küçüklerin gözlerinden öperim. Kendinize iyi bakın. Allah a emanet olun. Sizi canından çok seven olunuz…

SİVRİHİSAR MANİLERİ

MANİ ÜZERİNE;
Mani; Başta aşk olmak üzere hemen her konuda yazılabilen bir halk edebiyatı nazım türüdür.
Anonim Halk şiirinin en küçük ve en sevilen biçimidir.
Sevgi, övgü, yergi, ayrılık, hasret ve aşk konularını işler. Konu sınırlaması yoktur. Genellikle tek bir dörtlükten oluşur.
Manilerde Sivrihisar insanının duygu, düşünce hasret ve özlemlerini, memleket sevgisini, acıyı, kaygıyı, sevgi, ayrılık ve sistemlerini görmek mümkündür.
Bu çalışmamda yardımlarını esirgemeyen Sayın Şahin ELAGÖZ hocama teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

SİVRİHİSAR MANİLERİ

Sivrihisar dedikleri
Bulgurdur yedikleri
Pek hoşuma gider,
Hangırda dedikleri..

Sivrihisar kızları,
Sürmelidir gözleri,
Ben kızlara bakarken,
Kaybettim öküzleri.

Üç pınara testi koydum,
Damla, damla dolacak,
Benim sevdiğim oğlan,
Baş öğretmen olacak.
Gâvur köyünün üzümü,
Gel kırma sözümü,
Utandım diyemiyom,
Bir öpeyim yüzünü.

Kayadan indi kuzu,
Kuzuya verin tuzu,
Kız seni kim alacak,
Yaşın geçti otuzu.

Ay yabalar, yabalar,
Tezek dolu sobalar,
Fakire kız vermiyor,
O zalim babalar.

Elindeki saz nedir,
Dilindeki söz nedir,
Madem beni seviyon,
Yanındaki kız nedir.

Entarim yandan, yandan,
Yeni geldim hamamdan,
Keşke sevmez olaydım,
Ben usandım bu candan.

Dama çıkmış bir güzel,
Damın etrafın gezer,
Senin sevdiğin yarin
Benden neresi güzel

Kayadan kayarım
Yoktur benim ayarım,
Ben bu dertten ölürsem,
Kaderime yanarım.

Bacadan hasırım var,
İçinde mısırım var,
Gelsin baksın kaynanam,
Neremde kusurum var.

Çıktım kaya başına,
Yazı yazdım taşına,
Kimin yari çirkinse,
Toprak koysun başına.

Kayada kara çalı,
Kararıp durma çalı,
Ben sana varırmıyım,
Sümüklü sıracalı.

Karadut özüynen,
Kim görmüş gözüynen,
İnsan yare küser mi, ?
Ellerin sözüynen.

Kayanın ardı bostan,
Dillere oldum destan,
Yar gelin olup gitti,
Yıkılsın bu gülistan.

Kayanın altı çarşı,
Dükkânlar karşı karşı,
Sen oradan çık, ben burdan,
Dosta düşmana karşı.

Sivrihisar tepe bayır
Yanıyor cayır cayır
Ver anne sevdiğime
Hem sevapır hem hayır.

Karpuz kestim içine
Baba benim suçum ne
Allah nasip eylesin
Sivrihisar içine.

RAMAZAN MANİLERİ

Besmeleyle çıktım yola
Selam verdim sağa sola
A benim ağalarım
Ramazanınız mübarek ola.

Ulu cami direk ister
Söylemeye yürek ister
Benim karnım tok ama
Arkadaşım börek ister

Davulcunuz kapıya geldi
Cümlenize selam verdi.
Darılmayın iki gözüm
Bahşişin almaya geldi.

İşte geldi gidiyor
Mutlu günler bitiyor
Onbir ayın sultanı
Bize vedâ ediyor.
Niyazi KOCA

YARINLARIN SİVRİHİSAR’I
İnsanların kaderleri gibi yerleşim yerlerinin de kaderleri vardır. Bu kader onların tarihsel, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişimlerine yön verir.
“SİVRİHİSAR ” ismi zaten geçmişi ve geleceği hakkında bizlere bir taraftan bilgi vermekte diğer taraftan güzel yarınların oluşması için yol göstermektedir.
İlçemizin geçmiş tarihi, kültürü ve turizm potansiyeli yüzyıllar boyunca bu yöre insanının sofrasındaki ekmeği, umudu, hayali olmuştur. Ama bir yörenin gelişimi sadece bir gelişe bağlanırsa tam gelişmenin oluşmasını beklemek doğru olmayacaktır.
Çağımızın rekabetçi anlayışına ve teknolojik gelişimine uygun bireyler “SİVRİHİSAR’IN YARINLARINI” oluşturmalıdır.
Yapılan bütün çalışmalarda dönemin tanıtım dönemi olduğu unutulmamalıdır. Sahip olduğumuz kültür insanlar tarafından bilinmelidir. Adı sanı bilinmeyen bir yer olmaktan çıkarılmalı, marka kent haline getirilmelidir. Bunu da ancak festivaller, Nasrettin hoca anma günleri, makarna günleri, işgalden kurtuluş günleri ve tanıtım faaliyetleri ile sağlayabiliriz.
İlçemizin bir festivalinin olması bize ait bir ürün ortaya çıkarılması gerekir. Bu bir nevi marka oluşturmaktır. Nasıl ki ülkemizde kirazıyla, üzümü ile elmasıyla ünlü yerler varsa bizim de kendimize ait, bizi anlatan, bir ürün veya çalışmamız olmalıdır.
Koçaş Patlıcanı, Kepen Kelemi, Okçu Fasulyesi, Böğürtlen Havucu vs. Eğer bu markayı oluşturabilirsek ilçemiz daha geniş kitleler tarafından bilinecek ve geniş kesimlerin ilgisini artıracaktır.
Bunun yanında yöremize has olan yemeklerin(Arabaşı, Kapama, Bamya Çorbası, Düğü köftesi, Bastı, Dene, Keşkek ve Göce Aşı)mutlaka tescilleri yapılarak, patentleri alınmalı, bunların SİVRİHİSAR’A ait olması sağlanmalı, yemek kültürümüze kimse sahip çıkamamalıdır. Bu bizim için iyi bir tanıtım ve reklâm olacaktır.

Her şeyden önce SİVRİHİSAR da yaşayan insanlar olarak kendimizi tanımak ve kendimize güvenmek zorundayız. Bu güven bizi istediğimiz, amaçladığımız noktalara taşıyacaktır. Bir şeyler yapmış olmamız veya yapabilecek olmanın vermiş olduğu huzur ve güven istenilen başarının habercisidir.

SAYGILARIMLA      Necmi GÜNAY

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar Kültürü

SİVRİHİSAR’IN KÜLTÜRÜ HAKKINDA

sivrfotoAnadolu topraklarının her noktasında görülen binlerce yıllık tarih mirası, zengin kültür ve sanatsal değerleri ve dünya uygarlığına öncülük etmiş, üzerinde yaşayanlara hayat ve mutluluk kaynağı olmuştur Sivrihisar.

Ulusların kimlikleri tarihi ve kültürel miraslarla değerlenirken, bu kıymetler özüne sadık kalınarak gelecek kuşaklara aktarılması yaşayanların en anlamlı görevidir.

Çok eski bir tarihe sahip olan Sivrihisar; Hitit, Frig, Roma, Bizans, İlhanlı, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Sivrihisar topraklarına göç ederek yerleşen Ermeniler, Osmanlı döneminde bu bölgede el sanatları, kuyumculuk ve giyim kuşam gibi sanatlarda ilerleyerek; bölgenin, sosyal ve kültürel değişiminde etkili olmuştur. Sivrihisar köy ve kasabalarında değişik kökenli ve farklı tarihlerde yerleşmiş olan yerliler (manav), Yörükler, Türkmenler, Tatarlar, Çerkezler, Abazalar, Romanya ve Bulgaristan göçmenleri gibi topluluklar da bulunmaktadır. 

Bu farklı kökenli kültürler; zaman içinde birbirlerinin adet ve göreneklerini, giyim şekillerini, sosyal yaşantılarını, birbirlerine benimseterek kaynaşmışlardır. Sivrihisar, giyim yönünden olduğu gibi, el sanatları ve mimari yönden de zengin bir kültüre sahiptir.

antika0Sivrihisar’daki geleneksel giyim kuşam örneklerinden; Entari, iç Entari, Delme, Şalvar, Çetayi, Sarka, Mayhar, Mendil Kuşak, Baş bağlamada kullanılan örtü ve Takılar, Çorap ve diğer takı çeşitleridir. Giysilerin model, kumaş ve süsleme özellikleri, yöreye has takı özellikleri Sivrihisarlıların zevkini ve yaşayış biçimini yansıtmaktadır. Sivrihisar halkı, gelenek ve göreneklerine son derece bağlı olmakla birlikte; teknolojinin ilerlemesi, kadının çalışma hayatına atılması ve kıyafetlerin elde edilmesindeki güçlükler geleneksel giysilere olan ilgiyi yavaş yavaş azaltmıştır. Bu giysiler düğünlerde ve kına gecelerinde giyilerek sergilenmektedir.

bazlamaYemek Kültürü: Sivrihisar, Tarih boyunca çeşitli medeniyetlere kucak açması ve asırlar boyu çeşitli uygarlıkların uğrak yeri olması nedeniyle zengin bir mutfak kültürünün özelliklerini taşımaktadır. Yurdumuzun kilit bölgesinde bulunması; kuzeyden-güneye ve doğudan-batıya geçiş yolu üzerinde yer alması nedeniyle çeşitli medeniyetlerin yemek kültürleriyle büyümüş ve gelişmiştir. Tarihi zenginlikler ile çeşitli kültürlerin Sivrihisar ve çevresinde yaşaması, bu şirin ilçemizin yeme içme kültürünü geliştirmiş ve ilçeye apayrı bir zenginlik katmıştır.

Sivrihisar Kültüründe Örf, Adet ve Gelenekler

antikaToplumlardaki sosyal ilişkileri belirlemede ve kolaylaştırmada gelenek ve göreneklerin rolü oldukça büyüktür.

Anadolu’nun mücevherlerinden olan Sivrihisar, gelenek ve göreneklerine bağlılığı ile tanınır. Yüzlerce yılın imbiğinden süzülerek günümüze kadar ulaşan misafir ağırlama üslubu, kendine has geleneksel yemekleri, kız isteme, nişan ve düğün adetleri, asker uğurlama törenleri ile geçmişin tüm izlerinin yaşatıldığı Sivrihisar, toplumsal dayanışmanın da engin kültür birikimini bünyesinde barındırır.

Bayram öncesinde ve kış hazırlıklarında, eş-dost ve akrabalar, birbirlerine yardımcı olur, elbirliği yaparlar. Geçmişin kültürel değerlerini tüm canlılığı ile yaşatan Sivrihisar’da deyimler, atasözleri bugün hala halkın dilinde kullanılmakta, gelecek kuşaklara aktarılmaktadır.

Örf; maruf yani bilinen manasınadır. İnsanlarca iyi kabul edilen akl-ı selim erbabının (Aklı başında kimselerin) reddetmediği hususlar anlamındadır. Hukuk açısından, örf ve adetler kuvvetini kanundan değil teamülden, yani uzun yıllar uygulama ve kabul görmekten alır. Devamlıdır, genellikle değişmez herkes tarafından kabul edilir. Mahalli adetler memleketin belli bir yerinde yerleşen adetlerdir.

Sivrihisar da Çarşıdan alınan şeyler içindekini göstermeyen hasırdan yapılmış üzeri meşin kaplı zenbille veya büyük mendil içinde taşınır, hatta alış verişlerde nefis sinmiştir diye vitrinde sergilenen mallar alınmazdı. Komşulara akrabadan çok öncelik verilir, yardımlaşmanın her türlüsü sergilenir, kusurlar örtülür, iyilikler teşvik edilir herkes komşu çocuğunun hal ve hareketinden kendini sorumlu tutardı.

Pederşahi bir aile düzeni vardı. Aynı evde oğullar, gelinler, torunlar dede ve ebeleri ile birlikte otururlar, gelinler ev işleri, oğullar ticaret, sanat ve ziraatla uğraşırken torunların bakım ve terbiyesi bu yolda tecrübesi olan büyük anne-babaya ve genç amcalara düşerdi. Toplum ahlakını bozan hal ve davranış sahiplerine değer verilmez hareketlerinin kabul edilemez olduğu; en azından Selam alıp vermemek şekli ile de olsa; kendilerine hissettirilirdi.

Sivrihisar tarihin her döneminde kültür zenginliklerin zirvesine ulaşmış, kültürün her dalında örnek ve kalıcı eserler bırakmıştır. Anadolu da aile yapısının ne denli sağlam ve güvenli oluşumunda aileyi oluşturan bireylerin birbirlerine olan sevgi ve saygının sonunda, insanlar hep mutlu olmuşlardır. Kurulan yuvalar sağlıklı şekilde yürütülürken, tabi ki huzur dolu yuvada yetişen çocuklarda mutlu ve başarılı olacağı kuşkusuzdur.

Kültürümüzün simgesi olan aile birliğinin oluşumunda, aile büyüklerinin sorumluluğu ve çok yönlü düşüncesi yanında çeşitli konulardaki değerlendirmeleri kurulacak aile birliğinin güçlü ve uzun ömürlü olacağı garantisi durumumdadır.

Mesleki Adetler: Bir meslek mensupları arasında yerleşen adetlere ise mesleki adetler denir.

Mesleki adetlere Ahilik konusunda geniş yer vermiş “Harama bakma, haram yeme, haram içme, doğru sabırlı, dayanıklı ol, yalan söyleme, büyüklerden önce söze başlama, kimseyi kandırma, kanaatkar ol, dünya malına tamah etme, yanlış ölçme, eksik tartma, kul hakkına riayet et, kuvvetli iken affetmesini, hiddetli iken yumuşak davranmasını bil. Kendin muhtaç iken başkalarına verecek kadar cömert ol” nasihatlerinin örf adet gereği Ahi Baba tarafından kalfalık merasiminde kalfa kulağına söylenmesinin adet ve teamülden olduğunu zikretmiştik.

Meslek mensupları, bu esaslara uydukları müddetle yücelmiş ve toplum huzur toplumu olmuştur. Şüphesiz bahse konu kuralların kaynağı Kur’an, Hadisler ve bundan doğan Allah korkusuna dayalı ahlaktır. Bölgemizde, ahlakımızın temeli; çocukluk çağlarımızdan itibaren; ayıptır, yazıktır israftır, günahtır kavramları ile şekillendirilmiştir.

Sivrihisar Ulu cami ile arada bir cadde olmasına rağmen tabakhane* çeşmesi üzerindeki mescit, tabakların üzerine sinen kokularla cemaati rahatsız etmemek kaygısının ürünü idi. Yemeniciler arastasında matbaacı Ahmet Atmacanın dükkanı karşısındaki dükkanlar üzerindeki mes­cid de bu gaye için kullanılmıştır.

*Tabakhane: ham derilerin işlem gördüğü yer.

bogcaYöremizde düğün, dernek, giyim, kuşam: Evlenecek gençler, anne babanın veya yakınlarının beğenileri sonucu (görücü usulü ile) kendilerinin kabulü halinde evlenmeye karar verirlerdi. Belli merasimlerle, söz ve nişandan sonra taraflarca belirlenen bir tarihte “okuncu” tabir edilen kişiler vasıtası ile daveti takiben Salı günü “kına gecesi” ile düğün başlar, Çarşamba sabahı çalgı ile hamama gidilir, öğleden sonra da güvey tıraş edilir giydirilirdi. Perşembe günü öğleyin konu komşu akraba ve fakirlere yemek verilir yemekten sonra da gelin getirilirdi. Akşam oğlan evi tarafından yakınlara “güveyi kuyması yemeği” tabir edilen yemek verilir, topluca kılınan yatsı namazından sonra dualarla damat “dünya evine” girerdi. Cuma günü damadı arkadaşları ziyaret eder topluca, camide kılınan Cuma namazından sonra arkadaşlarına verilen yemekle merasim son bulurdu.

siniDüğün yemekleri: Bamya çorbası, etli pirinç pilavı, hoşaf ve tekrar pilavın yenilmesinden sonra un veya irmik helvası ile biter dua ile son bulurdu. Bu yemek listesi pratikti, herkes bu yemekleri adet gereği yaptıklarından zengin fakir ayırımı yapılmasına müsait değildi. Şayet yemek artsa düğün süresince bozulmadan değerlendirilmesi mümkündü israfa yer verilmemişti.

Sivrihisar’da eskiden düğünlerde sini kullanılırdı. Halk ağzıyla zini denir. Kış akşamları arabaşısı bu sinilerden yutulur. Siniler genelde bakırdan yapılır ve normal tepsiden daha büyük ve ağırca olur.

Eğlence: Düğünlerde evliliğin duyurulması esastır. Erkekler için erkek çalgıcı, kadınlar için kadın çalgıcı temin edilerek ayrı mekan­larda eğlence tertip edilirdi. Erkeklerin gizli de olsa içki içmesi hoş karşılanmazdı.

sarkaKıyafetler: Şimdilerde olduğu gibi her merasimde ayrı kıyafet giyme kaygısına yer olmayıp, ninesinden kalan sevai don, meydani don, kutni tabir edilen donları üzerine kuşağı, ipek bluz üzerine işlemeli sarkayı ve üzerinde poşuyu, yahut uzun entariyi içtenlikle giyerlerdi. Bu kıyafetleri olmayanlar da düğüne davet edilmeyen tanıdıklardan alıp giyerlerdi.

Takılar: Kadınlar için takı takmak arzusu normaldir. Fakat fakir kimseler bu imkâna sahip olmadıklarından, hâl-i vakti yerinde tanıdıklarından, İncili küpe, inci, cebe, altın dizisi gibi ziynet eşyalarını ariyet olarak alır düğün sonrasında iade ederlerdi. İtimat o derece yaygın idi ki bazen milyarlar tutan bu ziynet eşyalarının gönderilen 14-15 yaşlarındaki bir çocuğa dahi tesliminde tereddüt edilmezdi. Kimsede emanete hıyanet etmez, zenginin malına da göz koymazdı.

Normal Kıyafetler: Dışarıya çıkmak durumunda kalan hanım ve kızlar, şalvar üzeri bluz veya kazaktan, yahut da entariden ibaret normal kıyafetleri üzerine “mayhar” denilen bir nevi avukat cübbesi gibi vücudu tümü ile örten, vücut hadlerini gizleyen özel bir manto giyer başına da önceleri peştamal (al veya ak olabilir) sonraları yünden atkı örterlerdi. Mayhar sof veya kıldan, ince dokunmuş bir kumaştan yapılırdı.

Erkek Kıyafetleri: Pantolon, gömlek (içlik de denir) üzeri delme tabir edilen yelek ve üzerine giyilen ceketten ibaretti. Başa da şapka giyilir, öğrenciler hariç başı açık gezenler hoş karşılanmazdı. Kumaşlar şimdiki gibi dayanıklı olmadığı ve geçim zor olduğundan, yeni elbise ve gömlek dikilirken yedek yaka ve süvarilik (yama için gerekli) hazır edilirdi. Temizlik ve başkalarını rahatsız etmemek esastı.

Ahşap İşçiliği: Sivrihisar’da ahşap işçiliği ustalar tarafından yıllarca, yaşanılan mekanlarda uygulanmıştır. Evlerin ve dükkanların dış ve iç kısımlarında, özellikle tavan işlemeciliği, pencere, kepenk, yüklük, çiçeklik, lambalık gibi eşyaların yanı sıra günlük hayatta kullanılan ürünlerde de görülür.

Keçecilik: Tüm Anadolu’da olduğu gibi Sivrihisar’da da geleneksel el sanatları yaşatılmaya çalışılmaktadır. Sivrihisar’ın geleneksel el sanatları arasında yer alan tepme keçe sanatı, Orta Asya’ya özgü göçebe yaşam biçiminin bir ögesi olarak gelişmiş ve batıya yönelen Türk boyları tarafından Anadolu’ya taşınmıştır. Temel ham maddesi yün olan keçe yaygı, seccade ve daha çok da kepenek yapımında kullanılmaktadır. Keçelerin üzerine mavi, kırmızı yeşil renklerden oluşan motif ve şekiller işlenmekte; söz konusu motifler ise demiryolu, göbek, yıldız gibi isimlerle anılmaktadır.

* * *

Sitemizde; Sivrihisar kültürü hakkındaki konuları iki kategoriye ayırdık:

1- Folklorik olarak hayatın geçiş dönemleri olan doğum öncesi ve doğum sonrası aşamaları, sünnet – askerlik adetleri, düğün, ölüm, ayrıca ninni – mani – türkü – bilmece – tekerleme – masal ve efsane gibi edebi ürünleri, inançları, bayramlar, törenler, kutlamalar, halk hekimliği, gelenek ve görenekleri, yerel dilinde barındırdığı kendine has özlü sözleri ve deyimleri, el sanatları ve dokuma, yöresel kıyafet ve takıları kategorisi >

2- Mutfak kültürü ürünleri olan yöresel Sivrihisar yemek ve tarifleri kategorisi >

.

incili-kupe-gumus-cebe pullu-kupe yoresel-giygiler giyim yoresel-kiyafetler pullu-entari kadife-sarka-sevai                                       sarka2

Kaynaklar:
Orhan KESKİN – Bütün Yönleriyle Sivrihisar, 2001
Eskişehir Valiliği – EskiYeni Dergi, Aralık 2010
Tahsin ALTIN – Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi Merkez Folkloru, 2014
Sivrihisar Eğitim Vakfı – Burası Sivrihisar, 2016