Kategoriler
26

Milli Mücadelede Eskişehir’in Önemi

Milli Mücadele Açısından Eskişehir’in Önemi Nedir?

Milli mücadele tarihimizde Eskişehir ve halkının ayrı bir yeri vardır. Her şeyden önce Eskişehir, Anadoluyu İstanbul ve Ankara’ya bağlayan demiryoluna sahipti. Bu stratejik önemi dolayısıyla, özellikle ulusal hareketin ilk günlerinde İtilaf güçleri ve onların emrindeki İstanbul Hükumetleri, Eskişehir’i kontrollerinde bulundurmak istemişlerdir. Çünkü onlar, Eskişehir üzerinden Anadolu’nun diğer yerleşim yerlerine ulaşarak buralarda ulusal hareket aleyhinde isyanlar çıkartmak peşindeydiler. Bu arada, İstanbul’u besleyen Konya Ovası ürünü buğday, İstanbul’a Eskişehir üzerinden nakledilmekteydi.

Sivas kongresinin devam ettiği günlerde Ankara ve Eskişehir çevresinde İstanbul Hükumeti taraftarlarıyla Kuva-yı Milliyeciler arasında gizli ve açık bir mücadele mevcuttu. Ali Fuat Paşa her fırsatta durumdan Heyet-i Temsiliye’yi haberdar etmekteydi. Ali Fuat Paşa’nın faaliyetleri ve bölgenin hassas durumu buradaki faaliyetleri tek merkezden yönetecek bir “Milli Komutan” bulundurulmasını zorunlu kılıyordu. Bunun üzerine Sivas Kongresi 9 Eylül’de aldığı bir kararla Ali Fuat Cebesoy Paşa’yı Garbi (Batı) Anadolu Umum Kuva-yı Milliye Kumandanlığı’na atadı. İngilizlerin Eskişehir’de bulunmaları, demiryollarını kontrol altında tutmaları, İstanbul hükumetinin kışkırtıcı tertipleriyle yer yer ayaklanmaların meydana gelişi, Heyet-i Temsiliye’ye karşı kuvvet sevk edileceği söylentileri Ankara’daki Milli Mücadele yanlılarını tasaya düşürmüştü. Bu durum üzerine Ali Fuat Paşa için artık Ankara’da kalmak imkansızdı ve derhal harekete geçmek gerekiyordu. İlk hedef de Eskişehir’di. Eğer Eskişehir’e hakim olunabilirse İstanbul yakınında yabancı kuvvetlerin en çok toplandığı ve Anadolu demiryollarının birleştiği önemli bir mevkiye hakim olunacaktı.

Ali Fuat Paşa Eskişehir yönüne hareket etmeden önce 9 Eylül’de Sivas (ta Umumi Kongre Riyaseti’ne bir telgraf çekerek Eskişehir’deki genel durumu arzetti ve “…şayet İngilizler burada yerleşir ve Teşkilat-ı Milliyeyi devre dışı bırakırlarsa Konya vilayetinden başka Bursa ve Aydın vilayetlerini de Heyet-i Umumiye’den ayırmış olacaklardır. Bu hususun umum kongreye ne kadar kötü etki edeceği şüphesizdir. Bu ahval karşısında Heyet-i Umumiye’nin temin-i selameti için buradan mühim bir müfrezeyi de alarak Eskişehir’e hareket ediyorum. Ali Fuat Paşa, Ankara’dan hareketinden üç gün sonra yani 13 Eylül günü Sivrihisar’a geldiğinde İngilizlerin Eskişehir’de toplandıklarını ve güçlendiklerini öğrendi. Eskişehir’in milli kongreye bağlanması ve şehirdeki İngiliz birliklerinin bölgeden uzaklaştırılması amacıyla bir plan hazırladı. Bu plana göre Eskişehir’in dışarıyla olan bütün haberleşmesi ile demiryolları ulaşımı sür’atle kesilecek, milli istekleri kabul ettirebilecek kuvvet ve kudretin temini maksadıyla halk işbaşına çağrılacak, bunlar milli ve askeri müfrezelerle takviye edildikten sonra bir kısmı Eskişehir – Seyitgazi, bir kısmı da İnönü’nün doğusunda toplanacak, tamamen milli olan bu icraat bir direnişle karşılaşmazsa, Eskişehir kongreye bağlanacak, daha sonra da Eskişehir’le İstanbul arasında aynı durumda olanlar varsa, onlar da aynı hareketle milli kongreye bağlanacaktı.

ESKİŞEHİR’İN EKONOMİK VE STRATEJİK ÖNEMİ

İtilaf Güçleri Açısından Eskişehir’in Önemi. Milli Mücadelenin başlangıcında İngilizler, İstanbul Hükumeti ve Kuva-yı Milliye arasında önemli olaylara sahne oldu. İngilizlerin, İtilaf Devletleri donanmasının İstanbul’a gelişinden itibaren (13 Kasım 1918) işgaline giriştiği Anadolu demiryolları üzerindeki önemli merkezlerden İzmit, Eskişehir, Konya ve Afyonkarahisar daha bu yolların yapımına başlandığı 1889 yılından itibaren İngiltere, Fransa ve Almanya arasında bir rekabet alanı olmuştu. Zira bu bölgeler hem ekonomik hem de siyasi açıdan büyük önem taşıyordu. Bilhassa İngiltere, dış politikasının temel ilkelerinden kaynaklanan endişeyle ulaşım yollarına büyük önem veriyordu. Ayrıca karayollarının azlığı ve motorlu kara taşıtlarının sayıca son derece sınırlı olduğu o günlerde demiryolları tek ulaşım aracıydı. Özellikle de Haydarpaşa – Bağdat Demiryolu Ön Asya topraklarını aşarak pamuk, petrol, kömür gibi değerli ham-madde kaynaklarının yakınından geçiyordu. Aynı zamanda demiryollarının geçmesiyle tarımsal üretimin arttığı Eskişehir, Kütahya, Ankara ve Konya gibi Anadolu vilayetlerinden gelen tarım ürünleri Haydarpaşa’dan Avrupa’ya taşınıyordu.” Diğer yandan Haydarpaşa – Bağdat hattı İngilizler için Hindistan yolu üzerinde olmasından dolayı da büyük önem taşıyordu. Bu hattın elde tutulabilmesi için de demiryollarının önemli bir kavşak noktasında bulunan Eskişehir’in elde tutulması gerekiyordu.

İzmit – Eskişehir Konya demiryolu hattını kuvvetli bir surette tutacak olan İngilizler bu suretle İzmir Kuva-yı Milliye cephesi silahlı kuvvetlerini Sivas Kongresinin etkisinden uzaklaştıracaklar ve gerekirse hareketlerini Sivas’a kadar uzatacaklardı. Bunun yanında Orta Anadolu’daki milli harekete muhalif mülkiye amirlerinin icraatlarına her türlü yardımı yapacaklar ve yer yer isyanlar çıkaracaklardı. Bütün bu sebeplerin yanında İngiltere çok önem verdiği Boğazlar ve İstanbul bölgesinde kendini güvenlik içinde hissetmek istediğinden, Anadolu ile bağlantı sağlayan Geyve Boğazı ve Eskişehir bölgesine egemen olmak istiyordu. Anadolu’ya taze kuvvet şevki için demiryollarının mutlaka elde bulundurulması gerekiyordu.

İstanbul Hükumeti açısından da Eskişehir’in önemi büyüktü. Her şeyden önce İstanbul’un tahıl ihtiyacı önemli ölçüde buradan karşılanıyordu. Fakat asıl önemi Haydarpaşa-Bağdat demiryolu üzerinde bulunmasından dolayıdır. Bunun yanında Eskişehir İstanbul’u çok yakından ilgilendiren siyasi olaylara sahne olmuştur. I. Dünya Savaşının devam ettiği günlerde de hükumetin geçici olarak Eskişehir’e nakli bile düşünülmüştü. Yine Milli Mücadelenin başladığı günlerde İstanbul’a bağlı önemli merkezler arasında Konya, Afyon, Bursa ve Balıkesir’le beraber Eskişehir de bulunuyordu. Ali Fuat Paşa’ya göre; Anadolu ile İstanbul Hükümetinden hangisinin duruma hakim olacağı meselesi adeta bu şehrin etrafında cereyan edecek olaylara bağlı gibi görünüyordu. Nitekim İstanbul hükümeti Anadolu’daki millî kongreyi dağıtmak için İngilizlerin de yardımıyla burayı bir üs olarak kullanacaktı Neticede gerek Batı Anadolu Kuva-yı Milliye hareketini Sivas kongresinin etkisinden uzaklaştırmak ve gerekse Anadolu’daki milli hareketi dağıtmak için demiryolu üzerindeki bu önemli merkez İstanbul Hükümeti için de son derece ehemmiyetli bir yerdi. Nitekim uzun bir süre Konya ve Afyon ile birlikte Eskişehir de Milli Kongre’ye karşı önemli bir direniş merkezi olmaya devam etmiştir.

Kuva-yı Milliye açısından da Eskişehir son derece önemliydi. Eskişehir’in kazanılması aynı zamanda Konya, Afyon ve Bursa gibi vilayetlerin geleceği ile de yakından ilgiliydi. Ali Fuat Cebesoy’a göre “Şayet İngilizler buraya yerleşir ve Teşkilat-ı Milliye’yi başarısızlığa mahkum ederlerse bu vilayetleri de Heyet-i Umumiye’den ayırmış olacaklardı.” Diğer yandan Ege bölgesindeki Kuva-yı Milliye cephesinin Sivas’taki Milli Kongrenin etkisinden uzaklaştırılması da demiryollarındaki İngiliz denetimine bağlanıyordu.” Ayrıca Eskişehir’de bulunan İngiliz birlikleri Sivas’ta toplanacak olan kongre için de bir tehdit unsuruydu. Bunun yanında Yunan istilasına karşı milletçe girişilecek bir harekatın güvenle ele alınabilmesi için her şeyden önce, İstanbul Hükümetinin müdahalelerini, Anadolu içlerine nüfuzunu önlemek ve ordu saflarıyla sivil idare mekanizması içinde çıkabilecek fikri ayrılıkları ortadan kaldırmak lazımdı. Bunun için de demiryolları ile birlikte Geyve Boğazı ve Eskişehir’e hakim olmak gerekiyordu. Zira gerek İstanbul’dan Anadolu içlerine, gerekse Anadolu’nun doğusundan batıda Yunanlılara karşı asker sevkıyatında demiryolları son derece önemliydi. Nitekim Milli Mücadele boyunca 4000 km.lik demiryolunun yalnızca ve de zaman zaman kullanılabilen tek hattı Ankara – Afyonkarahisar – Konya hattı olmuştur.”

Milli Mücadelenin en kanlı vuruşmaları Eskişehir ve çevresi toprakları üzerinde yapılmıştır. Mazlum Türk Milleti, burada “makus talihini” yenmiştir. Böylece düşman 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’den denize dökülmüştür. Türk Milleti, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Sevr’i tarihin çöplüğüne atarak Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Eskişehir halkı Yunan işgalinin ağır faciasını yürekleri parçalanarak görmüştür. Eskişehirliler vatanın kurtuluşu için hiçbir fedakarlıktan çekinmemişler, maddi-manevi bütün olanaklarını seferber etmişlerdir.

footer

MİLLİ MÜCADELEDE ESKİŞEHİR – ESOGÜ YAY: 072 YIL 2002
Prof.Dr. Ali SARIKOYUNCU
Doç.Dr. Selahattin ÖNDER
Doç.Dr. Mesut ERŞAN

Kategoriler
26

Eskişehir’in Kurtuluşu

İŞGAL SÜRECİ ve 2 EYLÜL ESKİŞEHİR’İN KURTULUŞU

Kurtuluş günleri şehir ve kasabaların düşman işgalinden kurtarılışının yıl dönümleri olarak kutlanan kendilerine has günlerdir. 1922 yılının zaferlerle dolu Ağustos ayından sonra Eylül ayı şehrimizin de içinde bulunduğu pek çok yerin kurtuluş vakti olmuştur.

EskiEskisehir23Eskişehir sahip olduğu stratejik konum ve demiryollarının kavşak noktasında olmasından dolayı Anadolu’nun önemli merkezlerinden biridir. Daha 22 Ocak 1919’da bunun önemini kavrayan İngiltere 200 kişilik birliğiyle Eskişehir İstasyonunu işgal etmiştir. Zamanla İngiliz işgal kuvvetlerinin sayısı artmış ve Mart 1920’de iki bine ulaşmıştır. İstanbul’un tahıl ihtiyacını karşılayan ve Haydarpaşa-Bağdat demiryolu üzerinde önemli bir merkez olan Eskişehir’in işgali İstanbul Hükumetini de zor durumda bırakmıştır. Bu süreçte İngilizlerin şehirde hoş olmayan davranışlar içerisine girmeleri Eskişehir halkına zor zamanlar yaşatmıştır.

Eskişehir halkı sesini İzmir’in işgaline karşı 17 Mayıs 1919 günü Odunpazarında 10 bin kişinin katılımıyla düzenledikleri mitingle duyurmuştur. Mitingde okunan beyanname ile mevcut durum ve yapılması gerekenler konusunda bilgi verilmiş ve halk direnişe çağrılmıştır. Daha sonra 24 saat süreyle milli yas ilan edilmiş, dükkanlar kapatılmış ve pek çok yere protesto telgrafları çekilmiştir. Eskişehir halkı işgalcilere karşı verdiği bu tür tepkiler dışında Sivas Kongresi’ne üç temsilci göndererek ulusal direnişe de katkı sağlamıştır. İmkansızlıklar içerisinde toplanan kongreye Eskişehir temsilcisi Bayraktarzade Hüseyin Bey 1200 lira bağışta bulunarak büyük bir maddi katkı sağlamış, bir başka Eskişehir temsilcisi Hüsrev Sami Bey’de Heyet-i Temsiliye üyeliğine seçilerek lider kadroda yer almıştır. Kongre kararları da Eskişehir’de coşkuyla karşılanmıştır.

Sivas’ta Batı Anadolu Kuvayı Milliye Komutanlığı’na getirilen Ali Fuat Paşa Mustafa Kemal Paşa’nın da isteği doğrultusunda İngiliz işgali altındaki Eskişehir’in Milli Kongre’ye katılması için çalışmalara başlamıştır. Bu doğrultuda Eskişehir mıntıkasına Kaymakam Atıf Bey atanmıştır. Kısa sürede önemli işlere imza atan Atıf Bey İngilizlerin dikkatini çekmiş ve 7 Eylül 1919’da tutuklanmıştır. Bu haber üzerine Ali Fuat Paşa Milli Mücadele için çok önemli bir mevkide gördüğü Eskişehir’i ele geçirebilmek için kendisi 100 kişilik birlikle yola çıkmış ve 13 Eylül’de Sivrihisar’a gelmiştir. Burada Eskişehir’in Milli Kongre’ye bağlanması ve şehirdeki İngiliz kuvvetlerinin bölgeden uzaklaştırılması için bir plan yapan Ali Fuat Paşa ilk iş olarak bölgenin dışarıyla ilişkisinin kesilmesi üzerinde durmuştur. Haberleşme ve ulaşım kesilip halk işbaşına çağrılırsa kısa sürede denetimin milli kuvvetlere geçeceği düşünülmüştür. Bu amaçla Balıklı Köprüsü tahrip edilmiş ve bu olay İngilizler ve İstanbul Hükumeti nezdinde büyük tepki uyandırmıştır.

Bu arada İstanbul Hükumeti daha önce Ali Fuat Paşa’nın görev yaptığı 20. Kolorduyu lağvederek yerine merkezi Eskişehir olmak üzere Kiraz Hamdi Paşa komutasında 5. Kolorduyu kurmuştur. 20. Kolorduya bağlı bütün birliklerin 15 gün içinde 5. Kolorduya katılmaları tehditkar bir şekilde istenmesine rağmen kimse 5. Kolorduya katılmamıştır. Aksine birlikler Ali Fuat Paşa’ya bağlılıklarını telgraflarla İstanbul’a bildirmişlerdir. Bu da Eskişehir ve civarında milli kuvvetlerin ve Ali Fuat Paşa’nın kazandığı nüfuz açısından önemli bir gelişmedir.

EskiEskisehir09Eskişehir’in Milli Mücadele için stratejik öneminin farkında olan Ali Fuat Paşa buradaki gelişmeleri izlemek üzere bir istihbarat teşkilatı ve anında müdahale edecek milli müfrezeler oluşturmuştur. Öte yandan yeni hükumet döneminde Eskişehir’e Milli Mücadeleye olumlu yaklaşan, milli kuvvetleri destekleyen Fatin Bey’in mutasarrıf olarak atanması sağlanmıştır. Fatin Bey döneminde Eskişehir’de jandarmaya yardımcı olmak üzere milli kuvvetlerden Kır bekçisi teşkilatı kurulmuştur. Yine bu dönemde eşraf, tüccar, din adamı gibi çeşitli meslek gruplarından bazı kişiler 7 Ekim 1919’da bir araya gelerek Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin Eskişehir şubesini kurmuşlardır.

İstanbul’un işgali üzerine Ankara’da toplanması kararlaştırılan meclis için ülke yeniden seçim sürecine girmiştir. Eskişehir yeni meclise 5 milletvekili seçerek göndermiş ayrıca son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında Eskişehir’i temsil eden Hacı Veli ve Abdullah Azmi de Ankara’ya gelerek meclise dahil olmuşlardır. Ülkeyi işgalden kurtarmak ve Misak-ı Milliyi gerçekleştirmek üzere 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan TBMM’nin ilk işlerinden biri de otoritesini sağlamak ve askerden kaçışları engellemek üzere Hıyanet-i Vataniye Kanununu çıkarmak olmuştur. Bu kanun kapsamında kurulan ve suçluları yargılayıp cezalandıracak İstiklal Mahkemelerinden biri de Eskişehir’de kurulmuştur. Eskişehir, Bilecik, Kütahya ve Geyve bölgelerinden sorumlu olan Eskişehir İstiklal Mahkemesi 20 Ekim 1920 ile 17 Şubat 1921 tarihleri arasında görev yapmıştır.

İşgallere karşı Türk Milletinin verdiği ilk tepkilerden birisi kendi bölgelerini savunmak amacıyla oluşturdukları Kuva-yı Milliye birlikleri olmuştur. Bu birlikler düzenli ordu kuruluncaya kadar kahramanca görev yapmışlar vatanlarını savunmuşlardır. Eskişehir’de öncelikle Mihalıççık, Sivrihisar, Mahmudiye ve Seyitgazi’de de 10 milli müfreze daha sonra mutasarrıf Fatin Bey ve eşrafın desteğiyle Albayrak (500 kişi) ve intikam müfrezeleri kurulmuştur. Düzensiz, eğitimsiz ve dağınık olmakla birlikte bu birlikler yurt genelinde hem düzenli işgal ordusuna karşı hem de iç isyanlara karşı kanlarının son damlasına kadar mücadele etmişlerdir.

18 Haziran 1920’de Batı Cephesi kurulmuş ve düzenli orduya geçilmiştir. Üç gün sonra 21 Haziran 1920’de Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa’yla görüşmek ve Batı Cephesini denetlemek üzere Eskişehir’e gelmiştir. Bu Mustafa Kemal Paşa’nın Eskişehir’e ilk gelişidir. Daha sonra da pek çok kez Eskişehir’i ziyaret etmiştir. Hatta Eskişehir, İstanbul’dan sonra en fazla ziyaret ettiği yer olarak bilinmektedir.

eskisehir-isgalYunanlılar 6 Ocak 1921’de Bursa’dan Eskişehir’e ve Uşak’tan Afyon yönüne doğru taarruza geçmişler, 9 Ocak’ta Bilecik ve Bozüyük’ü işgal etmişlerdir. İnönü mevzilerinde gerçekleşen savaşta Türk ordusu Yunan birliklerini geri püskürtmeyi başarmıştır. 1. İnönü Savaşı olarak tarihe geçen bu savaş Türk düzenli ordusuyla girilen ilk savaştır. Düzenli orduya geçiş sürecinde çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalınmış olmasına rağmen Türk ordusu bu savaşı kazanmasını bilmiştir. TBMM’nin otoritesini ve kazanmaya olan inancını güçlendiren bu savaş Eskişehir’de büyük bir törenle kutlanmıştır.

Bolu Milletvekili Dr. Fuat Bey savaş sırasında yaptığı yardımlardan dolayı Eskişehir halkına teşekkür edilmesi için 20 Ocak 1921’de Meclis Başkanlığı’na önerge vermişti. Yunanlılar yenilginin izlerini silmek ve hedefleri olan Ankara’ya ulaşmak için ikinci kez taarruza geçmişler 26-27 Mart’ta çarpışmalar başlamış, 31 Mart 1921’de Yunan kuvvetleri yine çekilmek zorunda kalmışlardır. Türk ordusuna olan güven iyice pekişmiş ve her iki savaşı da yakından takip eden Eskişehir halkı 2. İnönü zaferini üç gün üç gece sevinç gösterileriyle kutlamıştır. Eskişehir halkı savaş sürecinde yaptıkları para yardımıyla yaralıların tedavisine katkıda bulunmuş ve aldıkları malzemeleri Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ne teslim etmişlerdir.

İnönü savaşlarından sonra Yunanlılar Eskişehir’i hedef alarak dört koldan saldırmışlardı. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa Eskişehir’in Karacahisar Köyünde bulunan Batı Cephesi karargahına gelmiş ve 18 Temmuz’da ordunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi kararlaştırılmıştır. Bu Eskişehir’in boşaltılması anlamına gelmekteydi ve 19 Temmuz Salı günü akşamına kadar şehir boşaltılmıştı. Milli Mücadele’nin önemli tanıklarından Halide Edip ayrıntılarıyla anlattığı bu boşaltma işlemini “son dönemlerin en dramatik olaylarından birisi” olarak nitelemiştir. Batı Cephesi karargahı da 24 Temmuz’da Polatlı’ya taşınmıştı. Tarihe Eskişehir- Kütahya Savaşları olarak geçen ve kaybedilen bu savaşlar ile Eskişehir gibi stratejik önemi olan bir bölge Yunanlıların eline geçmiş ve Ankara’ya iyice yaklaşmışlardı.

Yunanlılar işgal süresince Eskişehir’e bir temsilci, iki kolordu kumandanı ve iki levazım reisi göndermişlerdi. Bu yetkililer halka zulüm yapmaktan geri kalmamış ve kendilerince yasaklar koymuşlardı. Bu arada yerli halktan ve Kumlardan bazı kişilerin Yunanlılarla işbirliği yaptığı görülmüştür ki bunların isimlerini Hakimiyet-i Milliye gazetesi “yılanlar” diyerek vermiştir.

Yunan ordusu 13 Ağustos’ta Ankarayı hedef alarak harekete geçmiş ve 14 Ağustos’ta Sivrihisar’ı almıştı. Ankara’dan top seslerinin duyulduğu hatta meclisin taşınmasının gündeme geldiği bu zor günlerde Türk milleti için kazanmaktan başka çare yoktu.

Sakarya yenilgisinden sonra Yunan ordusu Eskişehir-Afyon hattına çekilirken Türk ordusu onların toparlanmasına fırsat vermeden taarruza geçmeyi planlamıştır. Türk ordusu 26 Ağustos 1922 sabahı topçu ateşiyle taarruza geçmiş, 30 Ağustos’ta gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile Yunan ordusunun büyük bir bölümü yok edilmişti. 1 Eylül 1922’de İzmir’e doğru ilerleyen Türk kuvvetleri 1 Eylül’de Uşak, 2 Eylül’de Eskişehir ve sırasıyla Nazilli, Simav, Salihli, Alaşehir, Balıkesir, Bilecik, Aydın, Manisa ve nihayet 9 Eylül’de İzmir’i düşman işgalinden kurtarmışlardır.

EskiEskisehir11Bu süreçte Eskişehir’de 2 Eylül’de kurtuluşa ermiş ve Milli Mücadele’ye verdiği maddi-manevi destekle adından sıkça bahsedilen bir yer olmuştur. Şehrine dönen Eskişehirliler burayı neredeyse tanınmayacak halde bulmuşlar ama özgürlüğün verdiği güçle yeniden imar faaliyetlerine başlamışlardır. Mustafa Kemal Paşa’nın 15 Ocak 1923’te Eskişehir’e yaptığı gezi de Eskişehir’in imarı konusunda bir dönüm noktası olmuş birçok adım atılmıştır. Mustafa Kemal Paşa Eskişehir halkına yönelik yaptığı konuşmasında; Eskişehir’i ve Eskişehir halkını çok iyi tanırım. Eskişehir halkı, içinde ve yakınında düşman kuvveti mevcut olduğu ve bizim de elimizde kuvvet bulunmadığı zaman çok büyük vatanperverlik, milliyetperverlik ve azim ve kahramanlık göstermiştir.” diyerek başladığı konuşmasında Eskişehir halkının güzide vasıflarla bezenmiş bir halk olduğunu vurgulamış ve bütün hizmetlerinden dolayı tebrik etmiştir.

Görüldüğü üzere 22 Ocak 1919 İngiliz işgalinden başlayıp 2 Eylül 1922’de kurtuluşla sonuçlanan süreçte Eskişehir pek çok badireler atlatmıştır. Hiçbir zaman yılgınlığa düşmeden Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde verilen Milli Mücadele’ye tam destek veren Eskişehir halkı haklı bir gururla 2 Eylül’ü her yıl kurtuluş günü olarak kutlamaktadır. Şehrimizde kampüs, cadde, gazete ve daha birçok yerde 2 Eylül ismi yaşatılmaktadır.

Bu duygu ve düşüncelerle tüm Eskişehir halkının 95. kurtuluş yıl dönümü kutlu olsun.

***

Eskişehir halkı işgal günlerinde çok zulümler görmüş acılar çekmiştir. Yunanlılar hanelere tecavüz etmiş ve istediklerini ele geçirinceye kadar işkenceler yapmışlardır. ”Eskişehir’den Gelen Ses” isimli şiirinde İzzet Ulvi Bey bu günleri şöyle anlatır:

Al sancağa hasret kaldık
Kaygılara yasa daldık
Zalimden çok bunaldık
İmdat senden şanlı ordu
Aman, kurtar güzel yurdu
***
Katil Yunan can yakıyor
Camilere haç takıyor
Porsuk suyu kan akıyor
İmdat senden şanlı ordu
Aman, kurtar şanlı yurdu
***
Eskişehir şimdi viran
Ne ırz kaldı ne mal ne can
Ah yok mudur, can kurtaran
İmdat senden şanlı ordu
Kurtar artık güzel yurdu
***

 

Kaynak ve Alıntı: Eskişehir Valiliği, Eylül 2009 – ESKİyeni Dergi
Eski Zamanlar – İşgal Süreci ve Eskişehir’in Kurtuluşu
Doç. Dr. Emine GÜMÜŞSOY – Eskişehir Osmangazi Üniversitesi

Seçilmiş Kaynakça:
• Güneş, İhsan-Kemal Yakut; Osmanlı’dan Cumhuriyete Eskişehir (1840-1923), Anadolu Üniversitesi Yayını, 2007.
• Ali Sarıkoyuncu, -Selahattin Önder-Mesut Erşan; Millî Mücadelede Eskişehir, ESOGÜ Yayını, 2002.
• Yıldırım, İsmail; Milli Mücadele’nin Başlangıcında Eskişehir (22 Ocak 1919-20 Mart 1920), Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Yayını, 1998.

Kategoriler
26

Eskişehir Mitingi

Milli Mücadele’den Bir Yaprak:

Bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasıyla sonuçlanan Milli Mücadele’nın başlangıç safhası da en az bu sonucun elde edilmesindeki zorlukları yansıtacak değerde olaylarla yüklüdür. Osmanlı devleti açısından yaklaşık on yıl süren I. Dünya Savaşı’nın Mondros sürecindeki gelişmeler, savaşın bütünselliği içinde Türk milleti için “var olmak” noktasında bir kader yolculuğuna dönüşmüştür. Türk milleti, karşı karşıya bulunulan bu tarihsel yıkım süreci içinde, adeta küllerinden yeniden doğarak “varoluş” mücadelesini vermiş, bu suretle tarihsel kimliğine uygun konumunu yeniden belirleme imkânını elde etmiştir. Kuşkusuz bu mücadele hiç de kolay olmamıştır. Her türlü maddi yetersizliğin yanında yaşanılan büyük moral çöküntüsü, verilecek mücadeleyi daha da zorlaştırmaktaydı. Bu alanda karşılaşılan zorluklardan en önemlilerinden biri de işgal ortamında yer yer başlayan bölük pörçük yerel direniş hareketlerinin milli davaya kanalize edilmesiydi. Yaygın olan okur-yazar eksikliğinin yanında kitle iletişim araçlarının yetersizliği, verilecek mücadelenin ülkenin tümü için ve milletçe birlikte verilmesi yönündeki bilincin oluşmasını güçleştiriyordu. İşte bu ortamda mitingler, kitlelerin birbirleriyle canlı iletişimini sağlaması ve bağımsızlık yönünde kamuoyunun oluşturulmasının önemli bir aracı olarak devreye girmişlerdir.

Milli Mücadele’de İzmir’in işgaliyle başlayan mitingler dönemi 1920 yılı ortalarına kadar sürmüştür. İşgaller karşısında sessizliğini bozan Türk milletinin, nefs-i müdafaa anlamındaki feryadını yansıtan ve emperyalizme dur demek cesaretinin canlı örneğini oluşturan Milli Mücadele’nin mitingler dönemi; hak, adalet, özgürlük ve bağımsızlık söylemlerinin hayata geçirildiği ve bu suretle Milli Mücadele’nin ideolojik zemininin oluşturulduğu ve milli bilincin canlandırıldığı bir dönem olmasıyla da dikkati çeker. Ülke çapında daha çok İstanbul’da yapılanların ses getirdiği bu mitingler zamanla tüm Anadolu’ya yayılarak etkisini sürdürmüştür. İstanbul’da, 18 Mayısta Darülfünun toplantısıyla başlayan mitingler dönemi, 19 Mayıs Fatih Mitingi, 20 Mayıs Üsküdar Mitingi, 22 Mayıs Kadıköy Mitingi ve 23 Mayısta iki yüz bin kişinin katıldığı Sultan Ahmet Mitingi ile doruğa çıkmıştır.1 İtilaf devletlerinin baskısı sonucu, 25 Mayıs 1919’dan itibaren İstanbul Hükümetinin buradaki mitingleri yasaklaması ve bu kararı Anadolu’ya da uygulama düşüncesi karşısında ise Mustafa Kemal Paşa, 28 Mayısta Havza Genelgesini yayınlayarak buna karşı çıkmıştır.2 İzmir, Maraş ve İstanbul’un işgali sonrasında ortaya çıkan ve İtilaf devletlerini tedirgin eden bu mitingler, bazı ilçeleri de kapsayacak şekilde tüm yurda yayılarak milli bağımsızlık yolundaki kamuoyunun oluşturulmasında oldukça etkili olmuşlardır.

Eskişehir, İzmir’in işgaliyle başlayan tehlikeli süreç karşısında en erken duyarlılık gösteren merkezlerden biri olmuştur. Daha başkent İstanbul’da, bu yönde henüz bir hareket başlamadan Anadolu’nun pek çok yerinde mitingler düzenlenmeye ve İtilaf devletleri ile İstanbul Hükümetine protesto telgrafları yağmaya başlamıştır.

Bu mitinglerden biri de, İzmir’in işgalini protesto etmek amacıyla yaklaşık on bin kişinin katılımıyla 17 Mayıs 1919 Cumartesi günü Odunpazarı’nda yapılan Eskişehir mitingi olmuştur. Eskişehir halkının milli bağımsızlık yönündeki büyük duyarlılığını gösteren bu miting öncesinde, miting için hazırlanan beyanname halka okunmuş, daha sonra da konuşmalara geçilmiştir. Yaklaşık bir hafta sonra İstanbul’da çıkan İstiklal Gazetesinde aynen verilen beyannamede özetle şu hususlara yer verilmiştir:

“Tarihi ve coğrafi pek çok delil ile Türklüğe bağlı, milletimizin ebedi hatıralarıyla, memleketimizin ırkî ananeleri ve diniyelerini temsil eden İzmir’imizin Yunan ordusunca işgal edildiğini haber alan miting heyeti 20. asır medeniyetinin meydana getirdiği adalet ihtiyacından mülhem olduğuna kani olduğumuz Wilson prensiplerinin tevil ve tefsiri mümkün olmayan bu tatbik şekline karşı his eylediği hayretle karışık şikâyeti insanlığın vicdanına açıklamayı bir milli vazife telakki eylemiştir.

Dört harp senesi zarfında dahili siyasetin bütün tutarsızlığına rağmen, vatanın şeref ve namusunu müdafaa için severek evladını feda eden milletimiz, mücadele meydanından çekilirken adalet, milliyet prensipleriyle mütenasip kendisine hayat hakkı verileceği vaadine inanmakla beraber iki asırdan beri devletimizin bünyesini kemiren ecnebilerin onlardan daha fazla haklarının korunacağına dair İtilaf devletlerine mensup siyaset adamlarının ibraz eyledikleri muhtelif teminatlara tamamıyla itimat edilmiştir.

… Beşeriyeti mesut bir geleceğe ulaştırmak isteyenler iki yüz seneden beri elim ve kanlı maceralarıyla büyük bir insan kitlesinin mezarını hazırlamış olan yakın doğunun meselesini, doğuluların kabul ve hoşnutluğunu celb edecek bir tarzda halini arzu ediyorlarsa, İzmir’in meşru sahipleri olan Türklere vermekte bir an bile tereddüt etmemelidir. Ancak bu sayede Cemiyet-i Akvam’ın nüfuz ve teşkilatı baki kalabilir “.

Bu beyannamenin halka okunmasından sonra muhtelif hatipler heyecanlı nutuklar söyleyerek bu olay ve memleketin geleceği hakkında halkı aydınlatmaya çalıştılar.4 Mitingde yapılan konuşmaların en etkili olanlarından biri de Darülmuallimin Fenn-i Terbiye Muallimi Murad Bey’in konuşması olmuştur. Yine İstiklâl Gazetesi’nden özetleyerek verdiğimiz ve Eskişehir halkını son derece heyecanlandıran konuşmasında Murad Bey şunları söylemiştir:

“Kalpleri vatan endişesiyle çarpan muhterem hazır-ı kiram!

Bugün hepimizi buraya bu meydana sevk eden amil nedir? İşlerinizi tatil ettiren, dükkânlarımızı, mağazalarımızı kapattıran, bizi keder ve matemlere gark eden sebepler nedir? Of!… İzmir’imizin o güzel ve şirin İzmir’imizin uğradığı o elim akıbet değil mi?

.Buraya niçin geldik? Burada ne yapmak istiyoruz? Evet bütün cihana, vatanımıza dokunmayınız, ona tecavüz etmeyiniz! Diyeceğiz. Sonra hükümetimize hitap edeceğiz. Çekinmeyiniz, hakkımızı müdafaa ediniz, her türlü fedakârlığı yapaya hazır koca bir millet işaretimize bakmaktadır. Vatan müdafaası için size yardımcı olacaktır. Dört seneden beri hatır ve hayale gelemdik fedakârlıklar icra ettik. Harp cephelerinde çarpıştık, vurduk, vurulduk, soğuktan, sıcaktan, hastalıktan, açlıktan öldük. Cephe gerisinde aç, çıplak kaldık. Hastalık, sefalet çektik. Fakat yine tahammül ettik, ses çıkarmadık.. Acaba bu fedakârlıkları bize yaptıran hangi kuvvet, hangi saikti? Vatan endişesi, vatan müdafaa ve muhafaza etmek emeli değil mi idi?

Biz harbe ne Almanların muzaffer olması, ne medeniyet aleminin iki büyük kurucusu ve koruyucusu olan İngiliz ve Fransızların mağlup olması için girmedik. Biz sırf vatanımızı müdafaa için girdik.

Harbe devam ederken bir cedidin büyük reisi Amerika Cumhurbaşkanı Wilson cenaplarının adalet ilan eden sadası prensipleri kulağımıza ulaştı. Milli hakkımızı tasdik ediyorlardı. Artık harbe devama gerek kalmamıştı. Vatanımıza dokunmayacaklardı. Biz de adil devletlere silahımızı kendimiz teslim ederek adaletlerine iltica ettik.

Fakat. hazır-ı kiram, iğfal edildiğimizi zannediyoruz. Neticenin kötü olacağını görür gibi oluyoruz! Ah! Hayır, hayır! Biz bunu dinlemiyoruz. Biz buna asla inanmak istemiyoruz. Başkalarının fena hırslarını tahrik etmemek için ah İzmir, senin ismini ağzımıza almaya bile cesaret edemiyorduk. Oh güzel İzmir, şirin, sevimli İzmir, munis İzmir. Biz seni yabancı ellerde görmeye tahammül edemeyiz. Senin Türk’ün kalbi gibi sağ, berrak semanın kara bulutlarla, matem bulutlarıyla kaplandığını görmek bizi çıldırtacak..

Evet muhterem hazır-ı kiram ağlayınız! İzmir için ağlayalım. Onsuz yaşayamayacağımızı bütün dünyaya gösterelim. Fakat me’yus olmayalım. Ümitsizlik, bu büyük düşman kalbimize gem vurmasın. Azim ve iradeyi kemiren ümitsizlik biz istila etmesin. Her millet tarihinde böyle felaketli günler kaydetmiş, istiklallerini kaybedenler de olmuştur. Fakat bunların tekrar dirildiklerini, haksızlığın tamir edildiğini görmüyor muyuz?

Hazır-ı kiram, biz bu şekil işgali katiyen el hak tanımıyoruz. Bunun geçici olacağını ümit ediyoruz. Bizi müteessir ve azab eden cihet öteden beri memleketimize bilhassa, İzmir’imize karşı fena his ve emeller besleyen bir hükümet-i askeri tarafından işgalin yapılmasıdır. Biz işte buna tahammül edemiyor ve endişe ediyoruz. İzmir başka şey ile mukayese edilemez. İzmir, Anadolu’muzun, vatanımızın kalbi, ciğeridir. O koparılırsa biz yaşayamayız.. ..Biz mahvolursak, istiklâlimiz giderse bütün şark ve İslam alemi bizimle beraber mahvolacak, çökecektir. Biz yaşayacağız, istiklâlimiz için, vatanımız için icab ederse hepimiz öleceğiz. Bizden sonra gelecek ahfadımıza, “Biz namus ve şerefleriyle ölen bir neslin ahfadıyız” dedirteceğiz. Esir, sefil bir milletin ahfadı lekesini onlara sürmeyeceğiz. İzmir bizimdir, bizim olacak, biz ölmeden o gitmeyecek”.

Özetleyerek verdiğimiz buna benzer yapılan diğer konuşmalardan sonra miting kararları önce Eskişehir Mutasarrıf Vekili Kadı Ahmet Efendi ve İngiliz kontrol zabitine verildi. O gün ahali dükkânlarını hiç açmayarak o günü milli matem olarak değerlendirdi. Daha sonra miting kararları Sadaret makamına, Hariciye ve Dahiliye nezaretlerine gönderildi.

Eskişehir özelinde örneğini verdiğimiz ulusal bağımsızlık düşüncesi ve bu yönde gösterilen duyarlılık, ilerleyen dönemlerde memleketin tümüne yayılarak Milli Mücadele’nin belirlenen hedefe ulaşmasının temel dinamiğini oluşturmuştur. Biz burada, bu kritik sürece yalnızca Eskişehir’den bir pencere açarak memleketin genel manzarasını ve Türk milletinin istiklâl aşkını yansıtmaya çalıştık.

* * *

Yrd. Doç. Dr. Fahri YETİM | Eskişehir Osmangazi Üniversitesi

ESKİyeni Dergi