Kategoriler
Duyurular Etkinliklerimiz

Sivrihisar’a Gezi

Rehber eşliğinde ilçemizin tarihi ve kültürünün tanıtımı yapılacaktır. Hemşerilerimiz, komşu, eş ve dostlarımız davetlidir.

17.05.2017 çarşamba sabah saat 09:00 Emek mahallesi, 71 evler mahallesi, 75.yıl mahallesi muhtarlıkları yanından Sivrihisar’a gidiş dönüş ücretsiz otobüsler kaldırılacaktır. Dönüş saat 18:00’dir

Gezilecek yerlerin başlıcaları: Zaimağa konağı, Ulu cami, Açık hava müzesi ve Kilise, Akbaş köpekleri, Nasrettin hoca sandukası ve kızının mezarı, Saat kulesi, yoğurt pazarı. Ayrıca davetliler, köylülerimizin organik ürünlerinden faydalanabilecekler.

Organizatör: Yusuf Özey – tel: 05379821248
71 evler mahallesi : Veysel Gaznepoğlu – tel: 05352202249
Emek mahallesi: Ramazan Yalçın – tel: 05369557116
75.yıl mahallesi Adnan Kenar – tel: 05367779607

TEŞEKKÜRLER: Sivrihisar Belediyesi sponsorluğunda mahallelerden kaldırılan otobüslerle çarşamba günü dünyanın merkezi Sivrihisar’a düzenlenen kültür gezimizi Emek, 71 Evler, Erenköy ve 75.yıl mahallesinde oturan hemşerimiz, eş dostlarımızın katılımıyla gerçekleştirdik. Hava muhalefeti olmasına rağmen fireler olsa da, çok sayıda bir katılım sağlandı. Katılımcıların ilçemizin, tarihini, kültürünü yerinde görme tanıma imkanını buldular, sağ-olsunlar evliyalarımızın, ecdadımızın ardından da dua larını esirgemediler, boş verilen zamanlarında köylülerimizin organik ürünlerinden peynir, yoğurt, makarna ve dövme sucuk gibi ihtiyaçları doğrultusunda alış veriş yapma imkanını buldular.

Bizlere bu imkanı sağlayan başta Sivrihisar Belediye Başkanı sayın Hamit YÜZÜGÜLLÜ’ye Başkan yardımcısı sayın Hüseyin İLHAN’a Sivrihisar kültür ve sosyal hizmetler müdürü Sayın Meriç OKUR’a hemşerilerim katılımcılar adına teşekkürlerimi sunar, mahallelerden katılıma destek veren 71 Evler sorumlusu sayın Veysel GAZNEPOĞLU, 75.yıl mahalle sorumlusu sayın Adnan KENAR, Erenköy mahalle sorumlusu sayın Bayram GÖKÇE ve Emek mahallesi sorumlusu sayın Ramazan YALÇIN’a teşekkürlerimi sunar başarılarının devamını temenni ederim. SAYGILARIMLA – YUSUF ÖZEY

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar’a Gitmek için 25 Neden

sivrihisara-gitmek-icin-25-neden

Yolunuz Bir Gün Mutlaka Sivrihisar’a Düşsün

Rüzgar gibi zamanın da yabancısı olduğu mekanlar vardır. Yılların, yüzyılların ılık bir aydınlık gibi ışıttığı mekanlarda ise hareketin ve sükunun, huzurlu bir sessizliğin sinip kaldığına tanık olursunuz. Bilgeler yurdu Sivrihisar’da da kafanızı çevirdiğiniz her yerde hafızanın, hatıranın ve yaşanmışlıkların eteklerine tutunan hüzünlü hikayelerle baş başa bulursunuz kendinizi. Eskişehir-Ankara yolunun hemen kenarında, dünyanın bütün gürültülerinden koparak huzurlu bir mola vermek isterseniz, Sivrihisar tam size göre.

Sivrihisar, tarihi yolların kesişme noktasında Friglerden, Romalılardan, Selçuklulardan, Osmanlılardan devraldığı birçok miras ile ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Bir uçbeyliği olan Sivrihisar, özellikle Türk-İslam dönemi eserlerle sizi geçmişe sürükleyecektir. Ünlü Kral Yolu’nun geçtiği ve Kibele Tapınağı’nın bulunduğu Pessinus, üç kıtadan kuşların konakladığı Balıkdamı Kuş Cenneti ve onlarca camii, mescit, çeşme, hamam, eski mahallelerde size zamanın donup kaldığı hissini verecektir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Bursa için söylediğini siz Sivrihisar için söyleyeceksiniz: “Takvimle, saatle ilgisi olmayan ikinci bir zaman daha var.”   Murat KÜÇÜK

SİVRİHİSAR TURİSTİK YERLER

hizbme1- HIZIR BEY MESCİDİ

15. yüzyıla ait yapı, Kubbeli Mahallesi Hızırbey Sokak’tadır. Kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. 1963 yılına kadar Belediyenin gaz deposu olarak kullanılan mescid, yapılan aslına uygun onarımlar sonucu orjinal formuna yakın bir görünüme sahip olmuştur. Bugün ibadete açıktır.  DEVAMI >

ayr

minare

2- KILIÇ MİNARESİ: Mescitsiz Minare, Sivrihisar kılıçla fethedildiğinden ve kılıca dayanılarak hutbe okunan ilk mescit olmasından dolayı bu adı aldığı söylenir. Bir başka rivayete göre Oğuz boylarının Kılıç aşiretinden adını alır. Tümüyle ahşaptan yapılan yapının mescidi yıkılmış ve günümüze yalnızca minare kalabilmiştir. Mescitsiz Minare Selçuklu sanatının güzel bir örneği.

ayr

.hudaicami3- AZİZ MAHMUD HÜDAİ CAMİİ: 1591 tarihinde Azîz Mahmûd Hüdâi tarafından yaptırılan ve ismiyle anılan camiye, 1893’te yeniden yapılmasından dolayı, Azîz Mahmûd Hüdâi Camii yerine Yeni Camii denilmiştir. Ortası büyük, çevresi yarım kubbeler şeklinde, ahşap tarzda yapılmıştır. Minaresi 1894 yılında yapılmıştır. Şerefe altında iki kuşak bulunmaktadır. Yapım sırasında birinci kuşaktaki yüksekliğin yeterli görülmediği ve kuşağın yükseltildiği anlaşılmaktadır. Celvetiyye tarikatının kurucusu Azîz Mahmûd Hüdai, hem bir şeyh hem de bir şairdir. Dönemin büyük sufisi 1543-1623 arasında yaşamıştır.

ayr

akumbet4- ALEMŞAH KÜMBETİ (NAMAZGAH): Eskiden şehir dışında, kırda ve set üzerinde, mihrap konulmak suretiyle, namaz kılınmak için yapılan yere namazgâh denilirdi. Namazgah, namaz dışında bir başka işlev daha üstlenirdi; bayramlarda, yağmur dualarında, hacıları gönderirken, asker uğurlarken halk burada toplanırdı. Sivrihisar’da halk, namazgâhı “Bayram Musalla” diye adlandırıyor. Namazgâhın mihrabı, 7 basamaklı minberi ve orta yerinde müezzinliği bulunuyor. Etrafı taş duvarla çevrili olan namazgâhtaki kitabeden, yapının 1799 yılında tamir edildiği anlaşılıyor.

ayr

balcami

 5- BALABAN CAMİİ: Sofya Fatihi Balaban Paşa tarafından yaptırılmıştır. Dört ahşap direkli ve ahşap örtülü caminin minaresi güzel tuğla işçiliği ile ilgi görür. Cami önündeki çeşmenin de Balaban Paşa tarafından yaptırıldığı kabul ediliyor.

ayr

hkademcami6- HOŞKADEM CAMİİ: 15. yüzyıla tarihlenen bu camii Hacı Hoşkadem tarafından yaptırılmıştır. Karacalar Mahallesi Hoşkadem Sokak 385 ada, 1 nolu parsel de Va­kıflar Genel Müdürlüğü adına kayıtlıdır.

DEVAMI >

ayr

.yhkumbet7- YUNUS HOCA KÜMBETİ: 1274 yılında yapılmıştır. Ravzat-ül Ahbar adlı eserde, Selçuklu Bahriye Nazırı Sadreddin Hoca Yunus’un, Cimri ve Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından öldürülmesi üzerine yapıldığı yazılıdır. 6 metre çaplı kubbesi bulunan kümbetin kapı mermer sövelerinde çarkıfelekler, yaprak ve bitki motifleri ile geometrik bezemeli iki şerit arasında bir geyiği kovalayan aslan figürü görülür.

ayr

.namazgah-28- NAMAZGAH: Eskiden şehir dışında, kırda ve set üzerinde mihrap konulmak suretiyle namaz kılınmak için yapılan yere namazgâh deniliyor. Namaz dışında bir başka işlev daha üstleniyor; bayramlarda, yağmur dualarında, hacıları gönderirken, asker uğurlarken halk burada toplanıyor. Sivrihisar’da halk namazgâhı “Bayram Musalla” diye adlandırıyor. Namazgâhın mihrabı, 7 basamaklı minberi ve namazgâhın orta yerinde müezzinliği bulunuyor. Etrafı taş duvarla çevrili olan namazgâhtaki kitabeden 1799 yılında tamir edildiği anlaşılıyor.

ayr

.ulucami19- ULUCAMİ: Selçuklu döneminden günümüze ulaşan, ahşap direkli camilerin nadir örneklerinden biridir. Şehrin merkezinde, kapladığı alan ve diğer özellikleri ile ulu kelimesi bu eserde tam anlamını bulur.

Geniş açıklama ve fotoğraflar için tıklayın >

ayr

akdomes10- AKDOĞAN MESCİDİ: Selçuk Bey tarafından 15. yüzyılda yaptırılan Akdoğan Mescidi’nin en özgün yanı, tavan örtüsünün 2/3’ünün “tüteklikli örtü” denilen teknikle yapılmasıdır.

ayr

ihsan-erdemligil-konak
İHSAN ERDEMLİGİL KONAĞI

11- İHSAN ERDEMGİL KONAĞI: Atatürk, 7 Mart 1922’de Sivrihisar’a gelir. Kurtuluş Savaşı’nın o zor günlerinde üç gün süreyle İhsan Erdemgil’in konağında kalır. Gündüz cephedeki birlikleri denetleyen Atatürk, geceleri ise İhsan Erdemgil’in konağını karargâh olarak kullanır. 

* * *

ZAİMAĞA KONAĞI: Atatürk`ün Kurtuluş Savaşı sırasında bir süre ikamet ettiği ve Bakanlar Kurulunun, Ankara dışında, ilk kez toplantı yaptığı konağı mutlaka görmelisiniz.

Zaim Ağa Konağı detaylar için tıklayın >

ayr

kurcami12- KURŞUNLU CAMİİ: İlçe merkezindeki cami Şeyh Baba Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Kitabesine göre inşa tarihi 1492’dir. Bina, plan olarak tek kubbelidir. Üç kubbeli bir son cemaat yeri ve sağında caminin zarif bir minaresi ve önünde çeşmesi vardır. Son cemaat cephesi ve minare kesme taştan, diğer kısımları kesme taş üç sıra tuğladan inşa edilmiştir. Son cemaat yeri ince iki yan duvarı uzantısıyla ve kare şeklinde iki yığma ayaktan meydana gelmiş ve üç kubbelidir. Caminin en çarpıcı özelliklerinden biri duvarlarıdır. Duvar kalınlıkları son cemaat duvarında 1.32 m diğer duvarlarda 1.48 m olarak ölçülmüştür. Bu cami 1343’te Hacı Osman oğlu Hoca İbrahim’in yaptırmış olduğu mescidin yıkılıp genişletilen yerine yaptırılmıştır. Caminin yanındaki türbede Şeyh Baba Yusuf’un babası Halil Hoca ve oğlu Veli Hamdi Baba’nın kabri bulunmaktadır.

ayr

pessinus13- PESSİNUS BALLIHİSAR: Ankara-Eskişehir kara yolu üzerinde Sivrihisar’ın 13 km. güneyindeki Ballıhisar’da bulunuyor. Eski Kral Yolu üzerinde olan antik şehrin üzerinde bugün Ballıhisar Köyü kurulmuştur. Friglerce ‘Kybele’ diye adlandırılan ana tanrıçanın bulunduğu en önemli tapınma yerlerinden biri olarak biliniyor. Büyük olasılıkla bir meteor olan siyah taşın gökten inen tanrıça idolünün bulunduğu yerdi. Romalılar, Kartaca’ya karşı yapılan savaşı kazanabilmek için bu taşı MÖ 204 yılında Roma’ya götürürler ve bunu Magna Mater (Ulu Ana) diye adlandırırlar. Pessinus, ana tanrıça için yapılmakta olan törenlere sahne olur ve o dönemlerde kendini ana tanrıçaya adayanların merkezi konumuna gelir.

Pessinus’tan geçen Kral Yolu güvenilir ve kestirme olduğundan Roma ve Bizans çağlarında da kullanılır. Antik kentin yakınlarında yol kalıntıları günümüzde de görülebilir. Roma çağında Pessinus’a giden yollarda mil taşları kullanılır.
Hellenistik çağda şehirdeki tapınak onarılır, meclis binası, stoa, kanal, tiyatro ve yollar yapılır. 1967 yılında Belçika Gent Üniversitesi tarafından aralıklarla 2008 yılına kadar kazı çalışmaları yapılmıştır. 2009 yılından itibaren kazılar, Avustralya Melbourne Üniversitesi tarafından devam etmektedir. Kazılar sonucunda çıkan eserler Eskişehir Arkeoloji Müzesi’nde ve Pessinus’ta kurulan açık hava müzesinde sergilenmektedir.

ayr

doasmes14- DOĞAN ASLAN MESCİDİ:II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in bayraktarı Doğan Aslan Bey tarafından 1247’de yaptırılmıştır. Sekiz dilimli kubbesi ve son cemaat yeri ile bölgedeki yapılardan farklı mimariye sahiptir.

ayr

sivev15- SİVRİHİSAR EVLERİ: Sivrihisar’da zamanın ağırlığını taşıyan, dar yollar arasında birçok eski ev güzel mimarisiyle sizleri büyüleyecek.

Detaylar için tıklayın >

ayr

dogspor16- DOĞA SPORLARI: Sivrihisar’da tracking, hiking, kampçılık, kuş gözlemciliği, kaya tırmanışı için uygun birçok rota bulunuyor.

ayr

hazmesc17- HAZİNEDAR MESCİDİ: İlçenin en önemli tarihi eserlerinden biride, Anadolu’nun Kabe Minyatürlü İlk Mescidi olan Hazinedar Mescidi ilçe merkezindedir. Anadolu Selçuklularından Hazinedar (Maliye Nazırı) olan Necibiddin Mustafa’nın kendi adına 15. yüzyılda yaptırdığı mescidin içerisi minyatürlerle bezelidir.

ayr

kilise118- ERMENİ KİLİSESİ

Yapının Tarihçesi ve Mimari Özellikleri ile ilgili yazı ve fotoğraflar için tıklayınız.

ayr

saatkule19- SAAT KULESİ: Saat Kulesi 1899 yılında dönemin kaymakamı Mahmut Bey tarafından yaptırılmıştır. İlçenin her tarafından rahatça görülebilmesi için yüksek bir kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir. 

Detaylar için tıklayın >

ayr

karamez20- KARAKAYA MEZARI: Köy mezarlığının hemen yanı başında, toprak altındaki volkanik kaya kütlesine oyulmuş olan oda mezar, tipik Frig kaya mezarlarının en güzel örneklerinden biridir. Beşik çatılı, üçgen alınlıklı, arka arkaya yerleştirilen iki odadan oluşur. Arka odada ana kayadan yontulmuş, üzerine ölen kişinin yatırıldığı bir kline vardır. Köyü kuzeyden ve batıdan çevreleyen kaya kütlelerinin yüksek kesimlerinde iki mezar daha bulunmaktadır.

ayr

tekoren21- TEKÖREN KÖYÜ: Köyün hemen kuzeydoğusunda Tunç ve Demir Çağı malzemesine sahip geniş bir ören yeri; kayalara oyulmuş basamaklı sunak, oda mezarı ve üzüm ezme havuzundan oluşan Frig dönemine ait bir açık hava kutsal alanı vardır.

ayr

gelinkiz22- KARACAKAYA GELİN KIZ FRİG KAYA MEZARI: Yüksek ve kayalık Çal Tepesi’nin Karacakaya Köyü’ne bakan kuzey yüzünde, zirveye yakın bir kesimde sert mermer kayaya oyulmuştur. Beşik çatılı, üçgen alınlıklı, tek odalı bir mezardır. Mezar odasının içinde duvar yüzeyine işlenen figüratif kabartmaları ile son derece dikkat çekicidir. Kabartma alanında mezar girişine doğru ilerleyen ata yan oturmuş bir figür ile arkasında yaya olarak onu takip eden mızraklı bir figür vardır.

ayr

hamkarc23- HAMAMKARAHİSAR CAMİİ: Hamamkarahisar Köyü’nde Emir Seyfettin Kızıl tarafından 1259’da yaptırılır. Emir Seyfettin Kızıl’ın Türkmen Bayındır Boyu Beyi olduğu, İzzeddin Keykavus’un danıştığı üç büyük emirden biri olduğu belirtilir. Hamamkarahisar Camii, ana mekan ve son cemaat yeri olarak bölümlerin biçimlenmesi ve bütünleşmesi açısından Osmanlı mimarisine geçiş aşamasında, kimliğini günümüze taşıyabilen özgün bir örnektir.

ayr

zeykoy24- ZEY KÖYÜ: Sivrihisar Dağları’nın kuzey eteklerinde, kayalık bir yamaçta kurulmuştur. Köyün 1 km kadar güneyinde dar bir vadiyi iki yönden sınırlandıran kaya kütlelerinin yüksek kesimlerinde on iki adet oda mezar, iki adet basamaklı sunak ve üzüm ezme havuzu bulunur. Frig kaya sanatının özgün örneklerini oluşturan bu anıtlar ve bu alanın 1 km güneyindeki Zey Kalesi Frig yerleşmesine aittir.

ayr

balkaya25- BÖĞÜRTLEN BALKAYASI FRİG KAYA ANITI: Böğürtlen Köyü’nün güneyinde, Balkayası olarak da adlandırılan yüksek kaya kütlesinin dik yüzüne oyulmuştur. Beşik çatılı, üçgen alınlıklı bir yapının ön cephesini simgeler. Ortada kapıyı simgeleyen dikdörtgen sığ bir niş vardır. Bilinen aynı tip Frig anıtlarından farklı olarak alınlık ve cephedeki geometrik bezemeler, koyu kırmızı renk boya ile yapılmıştır.

Eskişehir Valiliği, EskiYeni dergisi

Kategoriler
Gazete Yazıları

Bir Turizm Cenneti Sivrihisar

iki-eylul-gazeteBize göre bir dünya destinasyonu (varılacak olan yer) olabilecek bir belde. Bu hafta, Eskişehir’e 95 km mesafede bulunan, bir çok Eskişehirlinin bile turizm potansiyelinden haberdar olmadığı Sivrihisar’dayız.

Bir Kültür Hazinesi Sivrihisar

Bu kültür ve turizm cennetinde neler yok ki; Yunus Emre, Nasreddin Hoca, Aziz Mahmud Hüdai, Hızır Bey gibi dünya çapında önemli şahsiyetleri uygarlık tarihine kazandırmış olan Sivrihisar Kurtuluş Savaşı’nın Canlı Tanığı Zaim Ağa Konağı, tarihi cami, mescid, kümbet ve türbeleri, Balık Damı Doğal Su Parkı, Pessinus Antik Kenti, Ermeni Kilisesi, Kumacık Hamamı, Gavur Hamamı, Yazıcıoğlu Kalesi, tarihi Saat Kulesi, tarihi Sivrihisar Uçağı, Akbaş Çoban Köpeği ve Sivrihisar takıları ile tam bir turizm ve kültür merkezi aslında. Şaşırdınız değil mi? Ankara’ya giderken yanından defalarca geçtiğiniz Sivrihisar meğer ne hazinelere sahipmiş? Böyle bir belde dünyanın bir başka yerinde olsa, turist akınına uğrar, tur programlarının olmazsa olmaz destinasyonlarından biri olurdu; ama bırakın dünyayı burnumuzun dibinde olan bu cazibe merkezinin hazineleri hakkında bizler bile bilgi sahibi değiliz.

Haydi biraz tanıyalım bu güzel ve tarihi beldeyi, belki bir hafta sonumuzu AVM ya da AVM benzeri yerlerde değil de eşimiz, sevgilimiz ya da dostlarımızla bir turizm cenneti olan Sivrihisar’da geçirir; zihnimizi, ruhumuzu besleriz.

TARİHTE STRATEJİK BELDELERDEN BİRİYDİ
Eskişehir merkezden çok daha fazla tarihi esere sahip olan Sivrihisar gerek Hristiyan gerek Müslüman ve Türk kültürüne ait onlarca eserle bir dünya destinasyonu olmayı hak etmiş ve turistlerini beklemektedir. Yapılacak en önemli şey Sivrihisar tur programlarını hazırlamaktır…

SİVRİHİSAR’IN HAZİNELERİ
Dünya uygarlık tarihinin en önemli uygarlıklarından olan Eti, Frig, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi dönemlerine ait onlarca esere sahip olan Sivrihisar, insanlığın ortak malı olan bu eserlerini göstermek için ziyaretçilerini bekliyor.

***

ragip-ferda-aydinalp24 Ekim 2015
RAGIP FERDA AYDINALP

Kategoriler
Sivrihisar Portalı

Sivrihisar’a Teleferik

sivrihisar-yoluSivrihisar gezi ve ziyaretleri sırasında İzmir yolundan Sivrihisar’a gelirken yeğenim bir fikir verdi. Karşıdan baktım ve düşündüm, acaba kayaların olduğu yere teleferik olsa nasıl olur diye…

Hayal kurma diyeceksiniz. Neden olmasın? Kayalarımız var, uygun bir yerden bir yere teleferik olamazmı. Üzerinde çalışma yapılsın. Sivrihisar turizmi canlanır, istihdam artar. Neden olmasın?

Belki daha önce gündeme geldi böyle bir fikir, ama internette rastlamadım. Tutarmı böyle bir fikir? Nede olsa Nasreddin Hoca’nın torunlarıyız, ya tutarsa.

teleferik

Murat Sevimbay
Site Admin

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Kuş Cenneti Balıkdamı

– BALIKDAMI KUŞ CENNETİ –

Türkiye’nin en büyük sulak alanlarının başında gelen “Balıkdamı” (Gökada) Sivrihisar’ın 30-40 kilometre güneyinde bulunan Sakarya Nehri üzerinde ve yaklaşık 1470 hektar alana sahiptir. Yaklaşık 5 km genişliğinde ve 20 km uzunluğunda bir alanı kaplar. Toplam alanı ise 30 bin dönüm civarındadır. Balıkdamı çok sayıda küçük gölet ve büyük bir sazlıktan oluşur. 1980 yılında ikinci derecede doğal sit alanı, 1994 yılında yaban hayatı koruma sahası ilan edilerek Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredildi. 2005 yılında yaban hayatı geliştirme sahası ilan edilirken, bir bölümü de ayrılarak koruma altına alınmıştır.

Balıkdamı önemli bir sulak alan olmasının yanı sıra çok sayıda bitki, balık ve kuş türlerine ev sahipliği yapar. Bir bölgenin kuş cenneti olması, göçmen kuşların duraklaması ve bazılarının bu alanda üremesi o sulak alanın mükemmel çalışan bir ekolojik dengesinin olduğunun göstergesidir. Çünkü doğada her şey kendine has hiyerarşik bir sistem içinde yerleşmiştir. Bir sulak alanda göçmen konaklıyorsa o alanda yeterli sayıda balık olduğu aşikârdır. Hakikaten bu balık bolluğundan dolayı bu özel bölgeye de halk tarafından balıkların üreme ve yaşam alanı anlamında “Balıkdamı” ismi verilmiştir.

İhtiyologların (balık bilimcisi) tatlı su balıklarını tanımlamada kullandığı “Türkiye Tatlı Su Balıkları Tayin Anahtarı” isimli eserde ülkemizde bulunan 22 familyaya ait 200’ün üstünde balık türünün özellikleri ve bulundukları lokaliteler vardır. Bazılarının Terra typica (ilk bulunuş yeri) epitetinde Sakarya Nehri yazmaktadır. Bu da bize Sakarya Nehri’nin Türkiye’deki Tatlı su Balık Faunası için önemini göstermektedir. Sakarya Nehri’nin bu zengin balık kompozisyonuna sahip olmasında en önemli faktör de Balıkdamı’dır. Çünkü bu bölge tatlı suda yaşayan bir balığın isteyeceği tüm koşulları fazlasıyla sağlamaktadır. Özellikle balıkların üreme dönemi olan bahar aylarında yaptığı geniş su taşkınlarıyla balıklar için mükemmel yumurtlama alanları oluşturmaktaydı. Fakat 1900 yılların ortalarından itibaren DSİ’nin yaptığı ıslah çalışmalarından Balıkdamı da nasibini almıştır. Geniş ve sığ yataktan akan nehrin kanalı kepçelerle genişletilmiş ve taşkın yapması büyük ölçüde engellenmiştir. İlk bakışta sanki iyi bir uygulama gibi gözükse de yıllar içinde bu kararın ekolojik açıdan ne kadar zararlı olduğu görülmüştür. Nehir taşkın yapmadığı için birkaç dönüm arazi tarıma kazandırılmıştır ancak balıkların üreme sahaları yok edilmiştir.

Bugün halen diğer sulak alanlarımıza göre balıkdamı, hem su kalitesi hem de çevresel faktörler açısından çok daha iyi durumdadır. Peki bölge halkının sık sık dile getirdiği balık sayısının azalmasının sebebi nedir? İşte ilk cevap nehir yatağının insan eliyle tahrip edilmesidir. Özellikle Cyprinidae (sazangiller) ailesine ait balıklar eskisine göre daha derin ve hızlı akan nehirde uygun üreme alanları bulamamakta, sayıları da azalmaktadır. Bu azalma yeterli besin bulunmadığı için kuşların da eskisi gibi artık burayı ziyaret etmemesine sebep olmaktadır. Bölgede artan insan sayısıyla birlikte yıllar içerisinde ekonomik zarar eşiğini geçen avlanma miktarlarımız buradaki türleri tehdit etmiştir.

En önemli tehdit de istilacı balık türleri. Son yıllarda tüm tatlı sularda özellikle Avrupa da ciddi bir istila vardır. 1800 lü yıllardan itibaren Asya kökenli birçok balık insan eliyle Avrupa ya taşınmış kontrolsüz yapılan bu aşılamalar zaman içinde Avrupa tatlı sularını saran bir istilaya dönüşmüştür. Maalesef ki ülkemiz de bu istiladan payını almıştır.

Balıkdamında da ülkemizin yerel balığı olmayan türler son yıllarda gözükmekte bu da ekolojik dengeyi ve besin piramidini sonuçları bilinmez şekilde etkilemektedir. Balıkdamında yaptığımız çalışmalarda bu ortamın doğal elemanı olmayan Carassius gibelio (İsrail sazanı, takoz, gümüşi havuz balığı), Tilipia türleri ve Clarias lazera (kara yayın) türleri tespit edildi. Carassius gibelio halk tarafından İsrail sazanı, takoz ya da gümüşi havuz balığı gibi isimlerle tanımlanan Asya kökenli bir balıktır. Ülkemizde ilk defa 1988 yılında Trakya Bölgesindeki Gala Gölü’nde görülmüş ve kısa sürede birçok sulak alanımızı istila etmiştir. Sazana benzeyen bu balık özellikle yavru iken sazan zannedilmekte bu hatayla da birçok suya aşılanmaktadır. Sazanla benzerliği o kadar çoktur ki birçok balık pazarında sazan diye halka satılmaktadır. Ama fark sofrada hemen ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu balık çok kılçıklı ve sazana göre lezzetsizdir. Küçük omurgasız ve bitkilerle beslenen bu türün en önemli zararı çok aşırı çoğalarak tüm su sistemini istila etmesi diğer doğal türlere üreme alanı ve beslenme şansı bırakmamasıdır.

Peki bu tür niye daha fazla ürüyor? Çünkü İsrail sazanı ginogenetik üreyebilen bir türdür. Yani erkek olmadan üreyebilmektedir. Diğer sazanların spermlerini çalarak sperm parazitliği yapmaktadır. Başka bir türün spermi İsrail sazanının yumurtasına dokunduğu anda yumurta bölünmeye başlayarak 3n kromozoma sahip tamamı dişilerden oluşan yavrular oluşturuyor. Bu şekilde diğer türün yumurtalarının döllenmesini engellediği gibi aynı zamanda diğer türlere göre daha çok sayıda (hepsi dişi olduğu için) yumurta veren birey oluşturuyor. Bunların sonucunda da bir süre sonra girdiği ortamı tamamen istila ederek diğer türlerin yaşam şansını engelliyor. Maalesef ki bu tür son yıllarda Balıkdamı’nda da görülmektedir.

Diğer bir tür ise Afrika kökenli olan, halk tarafından Afrika çingenesi denen bölge halkının ise Tatlı su çipurası olarak isimlendirdikleri Tilipia genusuna ait balıktır. Bu tür çok özel şartlarda ürer ve yaşar. Bu türün yaşamını sınırlayan en önemli unsur su sıcaklığıdır. Sakarbaşı (Çifteler) denen ve Sakarya nehrinin ana kaynağını oluşturan bölgede kışın bile su sıcaklığı 16-17 °C altına düşmemektedir. Afrika çingenesi de en düşük su sıcaklığını bu derecelerde ister; bu yüzden Sakarbaşı, bu balık için ideal bir yaşam alanıdır.

Sürüler halinde dolaşan bu tür, sıcak dönemlerde Balıkdamı bölgesine kadar gelmektedir. Bölge balıkçıları tarafından en çok şikayet edilen yabancı tür ise Clarıas Lazera’ dır. Hatta bu şikâyetler çeşitli yerel ve ulusal basında zaman zaman yer almıştır. Esasında bu tür, Afrika’dan Güney ve Doğu Asya’ya kadar uzanan güney yarım küre kökenli bir balıktır. Batıda ki yayılışı da ülkemizde ki Antakya ve Adana bölgesidir. Bu balık ülkemizin doğal türüdür ama Balıkdamı’na yabancı bir türdür. Antakya ve Adana bölgesinde halk bu balıkları kara balık olarak isimlendirmektedir. Kedi balıkları grubundan olan bu tür görünüş olarak bölgedeki yayına çok benzer ama bilen bir göz ilk bakışta bu türleri birbirinden ayırır. Bizim yayın (Silirus glanis) balığımız daha açık renkte, 3 çift bıyığa sahip ve Dorsal (sırt) yüzgeci kısadır. Kara balık ise koyu renkli, 4 çift bıyıklı ve kuyruğa kadar uzanan Dorsal yüzgece sahiptir. Temel olarak iki tür de aynı şekilde çoğunlukla diğer balıkları avlayarak beslenirler. Ancak özellikle sıcak su ortamında kara balık daha fazla üreme potansiyeline sahiptir. Bu da bu balığı Balıkdamında sık görülen bir tür yapmıştır. Temel olarak özellikle Avrupa da eti tercih edilen lezzetli ve ciddi miktarlarda büyüyebilen bir türdür.

Bu ekonomik özelliklerinden dolayı 25-30 yıl önce Çifteler’de bulunan (Sakarbaşı) Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü’ne ait araştırma havuzlarında Clarias Lazera türünün Sakarya nehrinin bu bölgesine uyumu konusunda çalışmalar yapılmış. Muhtemelen bu çalışmada kullanılan balıklardan bazıları tesisten kaçarak Sakarya’da yeni bir populasyon oluşturmuş, bölgenin yüksek su sıcaklığı sayesinde hızla üreyerek ciddi miktarlara ulaşmıştır. Yayın balığıyla benzer beslenme ve üreme özelliğine sahip bu balık doğal yayınla rekabete girmiş; ayrıca bölge halkı tarafından bilinmeyen kara balık avlanmadığı, yayın balığı ise hem ekonomik değeri hem de bölge halkı tarafından sevilen bir tür olduğu için aşırı avlanma sonucu rekabeti kaybetmiş ve Balıkdamında kara balık çok yoğun olarak görülmeye başlamıştır. Populasyon yoğunluğunun çok olması ve midesinden balık dışında ördek yavrularının bile çıkması sonucu bölge balıkçıları bu türü İsrail yayını olarak isimlendirmişlerdir. Başta da söylediğimiz gibi bu tür ülkemizin bir türü olan ve kara balık olarak isimlendirilen Clarias Lazera türüdür.

Balıkdamında doğal olarak iki tane karnivor (et yiyen) balık vardır. Bunlar Esox Lucius (turna) ve Silirus Glanis yayın balığıdır. Özellikle Turna balığı hem dünyamız hem de ülkemiz için çok ilginç bir balıktır. Holarktik kökenli soğuk iklimleri seven çok eski bir türdür. Kuzey kökenli olan bu balığın güney uçtaki en son yayılış noktası olan ülkemizdeki yeri Balıkdamı’dır Yani kuzey yarım küre kökenli bu balığın doğal olarak yaşadığı en güney nokta Balıkdamı’dır. Turna, su sıcaklığı 25 °C ‘ yi geçtiğinde beslenmeyi durdurur, 28-29 °C sıcaklıklarda ise ölür. Bu sebepten kuzeye göre daha sıcak olan güneydeki su sistemlerinde bulunmaz. Diğer bir özelliği ise etçil olmasıdır. Sadece hayvanlarla beslenen bu tür eğer ortamda yeterince balık varsa sadece balıklar ile beslenir. 1 kg et ağırlığına ulaşması için de yaklaşık 22 balık tüketir. Bu türün günümüzde sayıları azalmış olsa da burada bulunuyor olması bu bölgenin halen ne kadar önemli bir balık alanı olduğunu göstermektedir.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen özellikle sanayiden uzak kalması sonucu Balıkdamının su kalitesi oldukça yüksektir. Günümüzde pek çoğu yok olup giden sulak alanlarımızın aksine Balıkdamı birçok özelliğini muhafaza etmektedir. Halen bölgede çok sayıda balık türü büyük populasyonlar oluşturmakta bu yoğunluklarıyla da göçmen kuşları bölgeye çekmektedirler. Balıkdamı doğal güzellikleriyle, sanayi çağında sanayinin hemen yanı başında temizliğini ve sağlığını koruyabilen nadir alanlarımızdandır. Özellikle Fettahoğlu Mezraasında gözelerden kaynayan ve 3 km boyunca pırıl pırıl akarak Sakarya nehrine karışan Göksu Deltası görülmeye değer bir zenginliğimizdir. Doğada birçok hayvanın danslarını davranışlarını seyretmişsinizdir ama inanın ki Balıkdamında görecekleriniz belgesellerde seyrettiklerinizden bile güzeldir.

Bir akvaryum gibi içini gösteren Göksu Deltası’nda balıkların dansını seyretmeye doyamayacaksınız. Yavaş ve sessiz akan Göksu Deltası’nda bot üstünde yaptığımız araştırma gezilerimizde, sulak alanlarımız, çevremiz, ve en önemlisi evlatlarımız için bırakacağımız dünya ile alakalı karamsarlık duygularımız bir çırpıda silinmiştir. Ne şanslıyız ki bütün olumsuzluklara rağmen halen bu güzelliklerin görülebildiği yerler var. Çalışma hayatımızın üstümüzde oluşturduğu baskı ve gerginliklerin en iyi ilacının halen doğallığını kaybetmemiş bu alanlar olduğu gerçeğinin altını çizerek tüm hemşerilerimizi bir hafta sonu bu bölgeyi görmeye ve tekrar hayata sarılmaya çağırıyorum. Bu şifa kaynağını kullanırken bir şeyi unutmamanızı da hatırlatmak istiyorum; buraların ev sahipleri bizler değiliz! Bu yüzden bu güzelliklerden yaralanırken onları koruyalım ve evlatlarımızın da istifade edebileceği yerler bırakalım. -K1 Sivrihisar’ın Balık Cenneti-

Balıkdamı (Gökada)nın Bitki Çeşitliliği

Balıkdamı (Gökada) Sivrihisar ilçesinin Ahiler, Kurtşeyh, Ertuğrul ve Göktepe köyleri arasında yer alan sulak alanlarımızdan biridir. Göksu Çayının sularıyla hayat bulan alan aynı bölgede Sakarya Nehri ile birleşir. Eskişehir merkezine 140 km uzaklıkta ve deniz seviyesinden 800 mt. yükseklikte olan bölge floristik açıdan oldukça ilginçtir.

Bölgenin bitki çeşitliliğinin belirlenmesi için Eskişehir Osmangazi ve Anadolu Üniversitelerindeki araştırıcılar tarafından 2 çalışma yapılmıştır. Bunlar; Balıkdamı (Gökada)’nın Florası ve The Flora of Balikdami Wetland and Its Surroundings (Sivrihisar, Eskişehir-Turkey)’dir.

Bu çalışmalar sonucunda bölgede yaklaşık 250 bitki türünün doğal yayılış gösterdiği belirlenmiştir. Bu bitkilerin 30’u endemiktir. Bölge tipik karasal iklim etkisinde olup bitki örtüsü step karakterlidir. Bölge bitki çeşitliliği bakımından tipik tatlısu ekosistemlerinin florasına benzerlik gösterir.

Bölgedeki bitkiler 52 familya da 175 cinste toplanır. Bu familyalardan en büyükleri;
Brassicaceae (Hardalgiller), Poaceae (Buğdaygiller), Fabaceae (Bakagiller), Asteraceae (Papatyagiller) ve Lamiaceae (Ballıbabagiller)’dir. Floradaki büyük cinsler ise; Alyssum (Alis), Centaurea (Peygamber çiçeği), Consolida (Hezeran), Gypsophila (Çövenotu) ve Astragalus (Geven)’dir Bölgedeki endemik bitkiler ise Consolida thirkeana, Alyssum pateri Nyar. subsp. pateri, Helianthemum nummularium (L.) Mill. subsp. lycaonicum, Gypsophila eriocalyx, Bolanthus minuartioides, Paronychia argyroloba, Linum hirsutum L. subsp. anatolicum (Boiss.) Hayekvar. anatolicum, Haplophyllum myrtifolium, Astragalus lydius, Astragalus vulnerariae, Trifolium caudatum, Onobrychis armena, Ebenus boissieri, Scabiosa hololeuca, Onopordum anatolicum, Asyneuma isauricum, Convolvulus galaticus, Moltkia aurea, Verbascum ancyritanum, Linaria corifolia, Scutellaria orientalis L. subsp. pectinata, Phlomis armeniaca, Wiedemannia orientalis, Marrubium trachyticum, Stachys cretica L. subsp. anatolica, Thymus leucostomus Hausskn. & Velen var. argillaceus, Salvia wiedemannii, Bellevalia clusiana ve Crocus ancyrensis’dir. Bu endemik bitkilerden Scabiosa hololeuca yüksek risk altında olan ve yakın gelecekte yok olma tehlikesi altında olan (EN, Endangered) ve Thymus leucostomus Hausskn. & Velen var. argillaceus orta vadeli gelecekte yok olma tehlikesinde olan (VU, Vulnerable) risk kategorilerindedir. Diğer endemik taksonlar ise en az endişe verici (LC Least concern) kategorisindedir.

Sulak alanların oluşturduğu ekosistemler yeryüzündeki önemli biyolojik çeşitliliğin bulunduğu bölgelerdir. Bu sistem içerisinde bitkilerin önemi oldukça büyüktür. Balıkdamı bölgesinde de doğal bitkiler bu sucul ekosistemin temel elemanıdır.

Bölgedeki bitki çeşitliliği zengin sayılabilecek durumdadır. Özellikle önemli endemik türler başta olmak üzere tüm floranın olumsuz çevresel etkilerden korunması ve bölge halkının bu türden konularla ilgili olarak bilinçlendirme çalışmalarının yürütülmesi ve bu şekilde Balıkdamı Sulak Alanının yaşamını sürdürmesi sağlanmalıdır. -K2-

Bozkırın Ortasında Gizli Bir Kuş Cenneti

İç Anadolu Bölgesinin alışılmış kuru sarı görüntüsü, nadir olarak yerini yeşile bırakır. Bu yüzden Eskişehir-Ankara yolu boyunca ilerlerken insanın gözleri kısa bir süre sonra alışır bozkıra. Ancak Sivrihisar ilçesinin yaklaşık 25 km güneyine doğru yolunuza devam ederseniz, işte o zaman renkler değişir ve canlanır. Çünkü orada Sakarya nehri üzerinde yaşam savaşı veren bir sulak alan, Balıkdamı vardır. Balıkdamı, Sakarya nehri üzerinde kalan son sulak alanlardan birisidir. Çünkü diğer taşkın ovaları ve bataklıklar alınan yanlış kararlar sonucunda ya kurutulmuş ya da tarım arazisine dönüştürülmüştür.

Batıda Aliken Platosu doğuda ise Polatlı düzlükleri ile çevrelenmiş olan Balıkdamı, iki bölgeden oluşur. Birinci bölge asıl Balıkdamı olarak bilinen kısımdır. Bu bölge yaklaşık 503 hektarlık bir alanı kaplar ve geniş sazlıklar, çamur düzlükler ile mevsimsel gölcükler içerir. İkinci bölge ise Ahiler ve Kurtşeyh Köyleri arasında yer alan bataklık ve çayırlardan oluşan batı kısmıdır. Sazlıklar ve çayırlar yanında su basar söğüt toplulukları da alanda önemli bir bölgeyi kaplamaktadır. Balıkdamının etrafı ise tarım arazileri ile çevrilmiştir.

Toplamda yaklaşık 4000 hektarlık bir alanı kaplayan Balıkdamının özelliği Sakarya Nehrinin bölgede yaptığı mendereslerden kaynaklanmaktadır. Bu mendereslerde meydana gelen taşkınlar sayesinde geniş bir bölge sular altında kalır ve pek çok canlı için yaşam ortamı sağlar.

Balıkdamında su, bölgeye de adını veren balıklar ve diğer pek çok canlı türü ile birlikte kuşlara da hayat verir. Alan pek çok kuş türü için konaklama, beslenme ve üreme olanağı sağlar.

Anadolu birçok kuş türünün göç yolu üzerindedir. Kilometrelerce yol kat eden göçmen kuşlar için göç yolları üzerindeki belli noktalarda konaklamak ve enerji ihtiyaçları için beslenmek son derece önemlidir. Balıkdamı, göç eden birçok kuş türü için önemli duraklama yerlerinden birisini oluşturur. Konu ile ilgili en güzel örnek, baharın gelişini müjdeleyen leyleklerden verilebilir. Balıkdamında göç döneminde leylek sayısı yaklaşık 18 bine kadar ulaşır. Ayrıca kışlamak için bölgeye gelen angıtların sayılarının da 680’e ulaştığı tespit edilmiştir.

Bir sulak alan olarak Balıkdamı, sadece konaklama değil, üreme amaçlı olarak da birçok kuş türü tarafından kullanılmaktadır Tehdit altında olan türlerden küçük kerkenez ve turna Balıkdamında üremektedir. Ayrıca, saz delicesi, çayır delicesi, balaban, alaca balıkçıl, gece balıkçılı ve küçük ak balıkçıl alanda üreyen kuş türlerinden sadece bazılarıdır.

Sahip olduğu biyolojik çeşitlilik nedeniyle bölge 1981 yılında doğal sit alanı ilan edilmiş, daha sonra ise yaban hayatı geliştirme sahası statüsüne getirilmiştir. Ancak alanın sahip olduğu statüler, ne geçmişte ne de günümüzde bu bölgeye gereken özenin gösterilmesine ve insan baskısından kurtulmasına yetmemiştir.

Balıkdamında en önemli sorun, Sakarya Nehri üzerinde yer alan diğer bir çok taşkın ovaları ve bataklıklar gibi bu bölgenin de kurutulması ve tarım arazisi haline dönüştürülmesi planlarıdır. Yani gözlerin alıştığı bozkır sarısına inat, yeşeren bu alanın da yok edilmesi planlanmaktadır. Sonuçta geride ne geniş sazlıklar, çamur düzlükler ve bataklıklar, ne de bu ortamların barınma ve üreme olanağı sağladığı canlılar kalacaktır. Bozkır ortasında kendiliğinden oluşan güzellik, insan kararı ile yok edilecektir.

Ne yazık ki Balıkdamı ve canlıları tehdit eden tek sorun alanın kurutulması değildir. Bölge 60 yıl öncesinde birçok avcının uğradığı bir avlak sahası olarak kullanılmaktaydı. O dönemlerde yapılan avcılık faaliyetlerinden elde edilen hasılattan zamanın avcılarından Sait Selahattin Cihanoğlu “Sporculuk ve Avcılık Hatıralarım” isimli kitabında şu şekilde bahsetmektedir:
“1953-1959 yılları arasında bizim grubun bir günde vurdukları ördek rekorlarını veriyorum. Abbas Celaloğlu iki defa 203 ördek vurmuştur. Biri 1953′ te Meriç Karpuzluda, diğeri 1955 senesi Sivrihisar Ahiler’de, Prenses Zeynep Halim Ahiler’de 130 ördek, bir kaz, Von Aulock Ahiler’de 118 ördek, Ahmet Tugay Ahiler’de 116 ördek, Sakıp Özden Ahiler’de 104 ördek, Ben Ahiler’de 112 ördek Ahiler Köyü ördek, avlak, bataklık ve sazları ile bir zamanlar böyle emsalsiz bir av sahası idi.”

Avcılık tehdidi sadece geçmişte kalan bir kabus değildir. Günümüzde de yasalara rağmen kuşların bilinçsizce avlandığı ve özellikle göç dönemlerinde yapılan avlanmanın bir katliama dönüştüğü bilinmektedir.

Balıkdamı sahip olduğu kuş türleri ile adeta bir kuş cennetidir. Ancak sit alanı ve yaban hayatı geliştirme sahası olarak ilan edilmiş olmasına rağmen, tehlikelerle karşı karşıya kalması düşündürücüdür. Ayrıca, değişik dönemlerde bölgenin sit alanı özelliğinden çıkartılması için bölge halkı tarafından başvurularda bulunulması, alanın korunmasında halkın bilinçlendirilmesinin de son derece önemli olduğunu göstermektedir.

Balıkdamı çok kişi tarafından algılandığı gibi sadece hayvanların otlatıldığı ve tarlaların sulanması için kaynak sağlayan bir yer değildir. Balıkdamı insan da dahil olmak üzere bir çok canlıya yaşama imkanı sunan çöl ortasında bir vahadır. Bölgenin yok olması sadece orada yaşayan türleri değil, insanları da geri dönülmez bir şekilde etkileyecektir. Balıkdamı, Anadolu’da insanın hoyratça harcadığı doğa güzelliklerinden geriye kalabilmiş birkaç yerden sadece birisidir. Geç olmadan gerekli tedbirler alınmazsa yalnız kitaplarda, fotoğraflarda ve anılarda kalan bir güzellik olacaktır. Yok olan değerlerimiz arasına bir yenisinin daha eklenmemesi dileğiyle… -K3-
badami4

Eskişehir’in Saklı Kuş Cenneti: Balıkdamı

Eskişehir, İç Anadolu Bölgesinde yer alan konumu nedeniyle bozkır bir şehir olarak bilinmektedir. Öte yandan şehrin kuzey ve güney-batı sınırları boyunca sahip olduğu önemli orman varlığı ve bu kıraç yapıyı yer yer bozan büyüklü küçüklü birçok yapay-doğal sulak alanlarıyla kıraç yapısına tamamen zıt başkaca yaşam alanlarını da (habitat) bünyesinde barındırmaktadır.

Eskişehir’in sahip olduğu bu yaşam alanı çeşitliliği, beraberinde bu habitatları yurt edinen birçok taksondan fauna elemanlarının da Eskişehir’de yaşamasına imkan kılmıştır. İşte Balıkdamı sulak alanı da Eskişehir’in Sivrihisar İlçesinin 30 km güneyinde Ahiler-Kurtşeyh-Fettahoğlu köyleri arasındaki üçgende yer alan bir su basar nitelikte çayırlık bir alandır. Bu çayırlık alan Sakarya’nın Göksü Deresi’yle birleştiği yerde Tatar Köprüsü’nün yıkılmasının da etkisiyle karstik ve düz bir yapıda olan bu bölgenin suyu tutmasına neden olarak bataklık-sazlık bir nitelik kazanmıştır ve yaklaşık 30 bin dönümden oluşan bir alanı kapsamaktadır.

Balıkdamı, Asya’da yaşayan yabani su kuşları için batıdaki son durak özelliğini de taşımaktadır ve bu özelliğiyle birçok türden yerli, göçmen ve transit göçmen kuş türlerine barınma, beslenme ve üreme alanı sağlamaktadır. Bu bölge aynı zamanda İç Anadolu bölgesinde yer alan karasal iklime sahip Eskişehir’in daha ılıman bir iklime sahip olmasını da sağlamıştır. Balıkdamı, doğal bir sit alanı statüsüyle Milli Parklar, Av ve Yaban Hayatı ile Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca koruma altına alınmıştır.

Balıkdamı ve çevresinde yaşayan veya yaşaması olası fauna elemanlarının saptanması amacıyla, 2001 yılından beri yürüttüğümüz arazi çalışmalarının yanı sıra, geniş bir literatür çalışması ve yöre halkının duyumlarından ve gözlemlerinden yararlanılarak 2008’de başlattığımız bir proje de halen sürdürülmekte olup Eskişehir il sınırları içerisinde yaşayan tüm kuş türleri saptanmaktadır. Proje çerçevesinde gözlenen yaklaşık 240 kuş türünün ancak 160 tanesinin fotoğrafları kaliteli bir şekilde çekilebilmiş, eksik kalan türlerle ilgili çalışmalar da sürdürülmektedir. Bu çalışma sonucunda tespit edilerek belirtilen fauna elemanlarından; iki yaşamlı türleri, sürüngen türleri, kuş türleri ve memeli hayvan türleri verilmiştir.

BALIKDAMI’NA ETKİ EDEN BAŞLICA FAKTÖRLER

Balıkdamı bölgesi, Sakarya Nehri’nin kaynağı olan Sakaryabaşı-Eminekin bölgesinden yaklaşık 80 km uzakta bulunmaktadır. Sakarya nehrinin akış istikameti boyunca şu yerleşim yerleri bulunmaktadır:
Sakarbaşı-Eminekin (Nehir Kaynağı)
Dikmen + Selimiye + Kızılca köyleri
Aktaş Köyü
Çandır Köyü
Gülçayır + Burhanlar Köyü
Buzluca Köyü
Kurtşeyh Köyü
Ahiler Köyü
Balıkdamı Köyü
Yenidoğan Köyü
İlyaspaşa Köyü
Balıkdamı’nı dolaylı olarak etkileyen ya da etkilemesi muhtemel çevreye yakın yerleşim bölgeleri ise şunlardır:
Ballıhisar (Pessinus Antikkenti): Kuzeybatıda 14 km
Ertuğrul Köyü: Kuzeybatıda 8 km
İlyaspaşa Köyü: Güneydoğuda 12 km
Yenidoğan Köyü: Güneydoğuda 5 km
Göktepe Köyü: Güneybatıda 13 km
Ahiler Köyü: Batıda 3 km
Kurtşeyh Köyü: Batıda 8 km

Yukarıda sıralanan yerleşim merkezlerinin hayvancılıkla ve tarımla uğraşmaları göz önüne alınırsa, Balıkdamı ve yöresinin, usulsüz avlanmalar dışında ayrıca kirlenme ve otlatma açısından da olumsuz etkilendiği söylenebilir. 1979 yılında DSİ tarafından yapılan drenaj ve nehir yatağının ıslahı, taşkın alanının daralmasına neden olmuştur. Böylece göl alanının suyu çekilmiştir. Balıkdamı köyünün hemen yakınındaki göl alanının daralması sonucunda, çevre köylerde yaşayan insanların, başıboş otlatılan hayvanları çekilen göl alanına getirmeleri ve kuluçkada yatan kuşların rahatsız olmaları, zamanla azalmalarına neden olmuştur. Sakarya Nehri’nin bu taşkın alanının yatak ıslahı ile yeni toprak kazanılması, amacına ulaşamadığı gibi doğal dengenin de bozulması ile sonuçlanmıştır. Meydana çıkan taşkın alan toprağı, tarıma elverişli olmadığı gibi hayvancılık için de elverişli değildir.

Ağır balçık toprak özelliği sonucu yaz aylarında erken sıcaklarda derin ve geniş çatlaklar oluşmaktadır. Kuvvetli rüzgarlarla kuruyan ve ince bir yapıya sahip olan topraklar erozyonla taşınmaktadır. Bugünkü durumda sulak alan olarak bir sığ göl ve su basar bir çayırlık alan özelliğinde olan Balıkdamı; çeşitli kuş, balık türleri ile bitki türleri açısından çok zengin bir alandır. Gerek çevre avcıları gerekse uzaklardan gelen avcılar için bu bakımdan ilgi çekici bir saha niteliğindedir. Bilinçsiz ve usulsüz avlanmalar sonucu kuş türleri ile balık türleri hızla azalma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Göl çevresi ve içerisinde önceki yıllarda mevcut olan bataklık ağaçları ile kamış- sazlıklar, bilinçsizce tahrip edilerek kuşların kuluçka yuvaları yapma olanağı da azalmıştır.

İLGİ ÇEKEN DİĞER HUSUSLAR

Balıkdamı sahası 1979 yıllarına kadar doğal durumda iken DSİ tarafından Sakarya Nehri’nin tabanının ıslah edilip mecrasına çekilmesi sağlanmış, çevrede yeni tarım arazisi ve mera alanı sağlanmış olmasına rağmen zaman zaman meydana gelen su taşkınları Gökada Gölünü eski durumuna getirmiştir. Arzu edilen amaca tam olarak ulaşılamadığı gibi mevcut doğal denge de bozulmuş, sahaya konaklamak ve bir kısmının da kuluçkaya yatmak üzere gelen göçmen ve yerli kuş türlerinin azalmalarına neden olunduğu sonradan fark edilmiştir. Saha tam olarak korunamamakta, usulsüz avlanmalar (köylülerce ve dışarıdan gelen avcılar tarafından) her yıl devam etmektedir. Nehir yatağının açılmasıyla binlerce yıllık doğal denge, doğanın aleyhine bozulmuştur. Yanlış arazi kullanımı yapılmaktadır. Doğal dengeyi bozacak her türlü avlanma ve otlatma faaliyetleri çevre köylüler tarafından yapılmaktadır.

BÖLGENİN İYİLEŞTİRİLMESİ ADINA NELER YAPILMALIDIR?

Balıkdamı sulak alanını korumak için ona sadece doğal sit alanı statüsü vermek yetmemektedir. DSİ’nin bölge üzerinde her türlü tasarrufa sahip tek kuruluş olması (doğal sit alanı olmasına rağmen) bu koruma durumunu daha da zora sokmaktadır. Bu nedenle DSİ’nin burada yapacağı her faaliyet için mutlaka kurumlar arası işbirliğini gözetmesi ve kararları ortak alması gerekmektedir. Bu kurumlar içinde özellikle bölgede çalışmalar yapan üniversitelerin ilgili bölüm araştırmacılarının da katkısı çok önemli olacaktır. Koruma amaçlı bir bina ile gözlemlerde yararlanılacak ayrı bir bina yapılmasına ihtiyaç vardır.

Daha önce tahrip edilen yerlerde ve sahanın başka uygun yerlerinde söğüt ağaçlanması yapılmalı ve mevcut sazlık alanların yakılması ve kesilmesi engellenmelidir. Balıkdamının tıpkı Manyas Kuş Cenneti gibi tanınması için reklam faaliyetlerine önem verilmelidir. Örneğin; Belediye otobüslerinin ve Eskişehir Merkezli otobüs firmalarının gövdeleri, bu saklı kuş cennetinin fotoğraflarıyla donatılabilir. Ayrıca belirli zamanlarda şehrin çeşitli yerlerine reklam afişleri asılabilir. Bunların yanında bölgeye kuş gözlem turları düzenlenmeli ve Balıkdamı Festivali adı altında ulusal bir festival yapılmalıdır. Çünkü çoğu Eskişehirli hemşerilerimiz bile şehrimizde bu derece önemli bir kuş cennetinin varlığından habersizdir. Ayrıca bu maksatla Eskişehir-Ankara yolu üzerinden başlayarak hem ana yollara hem de tali yollara tanıtım, işaret, ikaz ve yönlendirme levhaları konulmalıdır. Yurdumuzda gıda üretimi bakımından en yüksek verim ve potansiyele sahip sığ göl, sazlık ve benzeri sulak alanların arazi kazanmak amacıyla kurutulması, telafisi imkansız sonuçlara neden olmaktadır. Balıkdamında yapılan yanlış arazi kullanımı önlenmeli, daha önce yapılmış onarılmaz hatalar tekrarlanmamalıdır. -K4-

***

Kaynaklar: Eskişehir Valiliği ESKİyeni Kültür dergisi – Aralık 2010
-K1- Dr. Özgür EMİROĞLU – Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
-K2- Dr. Onur KOYUNCU \ESOGÜ Ö. Koray YAYLACI \ Biyolog
-K3- Yrd. Doç. Dr. Elif YAMAÇ – Anadolu Üniversitesi, Fotoğraf: Can DÜZ
-K4- Yrd. Doç. Dr. Ünal ÖZELMAS – Eskişehir Osmangazi Üniversitesi

Kaynakça: -K1-
1.Geldiay, R. Ve Balık, S., 1988 Türkiye Tatlı Su Balıkları, Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kitaplar Serisi, No: 97, s: 1-159, İzmir.
2.Balıkdamı Ekosistematik Araştırması, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Bilimsel Araştırma Komisyonu Projesi, Proje no 200219041, Araştırıcı, 2002-2005.
3.Emiroğlu, Ö., Sarı, H, M., Şahin, Y., Zararlı ve İstilacı Bir Tür Olan Carassius gibelio ‘nun Uluabat Gölü Balıkçılığı Üzerine Verdiği Zararlar. Türkiye Sulak Alanlar Kongresi konferansı 201-209 pp., Bursa, Türkiye, Mayıs 2009, (Tam Metin Bildiri)

Kaynakça: -K2-
1.Türe C, Ocak A & Mısırdalı H (1996). Balıkdamı’nın (Gökada) Florası, Anadolu Üniversitesi Fen Fakültesi Dergisi, 2: 55-69.
2.Koyuncu O., Ataşlar E., Tokur S., Erten M.E. and Ardıç M., (2008) The Flora of Balikdami Wetland and Its Surroundings (Sivrihisar, Eskişehir-Turkey), Turkish Journal of Botany, 32: 227-241.

Kaynakça: -K3-
1- Eken, G. Bozdoğan, M. İsfendiyaroğlu, S. Kılıç, D.T. Lise, Y. (Edt) 2006. Türkiye’ nin Önemli Doğa Alanları. Doğa Derneği, Ankara.
2- Cihanoğlu, S.S. 1971. Sporculuk ve Avcılık Hatıralarım. İstanbul
3- Yarar, M. ve Magnin, G. 1997. Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları. DHKD, İstanbul.
4- Zeytinoğlu, M. Kılıç, A.Y. ve Zeytinoğlu, H. 1994. Kaybolan Değerlerimizden Balıkdamı. Ege Üniversitesi. Fen Fakültesi Dergisi Seri B. Cilt: 16/1.

Kaynakça: -K4-
1.KİZİROĞLU, İ. Red Data Book, 2008
2.KİZİROĞLU, İ. “Türkiye Kuşları”, 2009
3.TÜBİTAK ve DPT Ortak Yayını, Türkiye Omurgalılar Tür Listesi, 1996
4.DEMİRSOY, A. Yaşamın TemelKuralları-Omurgalılar-Amniyota,1996
5.DEMİRSOY, A. Amfibiler, Çevre Koruma Genel Md., Proje Çalışması,1996
6.DEMİRSOY, A. Memeliler, Çevre Koruma Genel Md., Proje Çalışması,1996
7.2004 Yılı Eskişehir İl Çevre Durum Raporu, Eskişehir, 2005

SİVRİHİSAR BALIKDAMI GÖZLEM EVİ

Eskisine göre suya daha yakın ve olması gereken noktaya uluslar arası standartlara göre yapılan ve geçtiğimiz ay sonu yapımı tamamlanan gözlem evinin yapımında emeği geçen başta Milli Parklar Müdürlüğü görevlileri ve Balıkdamı tanıtımını yapan bu konuda girişimde bulunan ve burayı sürekli gündemde tutan Osmangazi Üniversitesinden Doç. Dr. sn. Ünal ÖZELMAS, Sn. Muharrem KARAKAYA, Sn. Fevzi KIRAÇ başta olmak üzere emeği geçenlere sonsuz teşekkürler.

SİVRİHİSAR BALIKDAMI’NA HAYAT VERELİM

1.Türe C, Ocak A & Mısırdalı H (1996). Balıkdamı’nın (Gökada) Florası, Anadolu Üniversitesi Fen Fakültesi Dergisi, 2: 55-69.

2.Koyuncu O., Ataşlar E., Tokur S., Erten M.E. and Ardıç M., (2008) The Flora of Balikdami Wetland and Its Surroundings (Sivrihisar, Eskişehir-Turkey), Turkish Journal of Botany, 32: 227-241.

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar Kayalıkları

GÜNEŞ DAĞLARINDAN SİVRİHİSAR’A 

kayatrSivrihisar Kayalıkları Eskişehir’e 100 km. uzaklıktadır, ilçenin hemen kuzeyinde yer alan bu bölge ülkemiz adına önemli bir tırmanış bahçesi durumundadır. Yakın zaman içerisinde uluslararası yarışmalara ev sahipliği yapması beklenmektedir. Kamp yerinde su olmadığı için tırmanıcılar yanlarına yeterince su almalıdır. Rotalar uzun yıllardır kullanıldığı için oldukça temizdir. Ancak yer yer parçalanan kayalar da vardır. Önemli rotalar Sineklikaya, Balkaya ve Kuleler topluluğunda bulunmaktadır. Koordinatları 39° 27′ 26.02″ 31° 32′ 08.41″

KARAKAYA

Eskişehir’e 73 km, Kaymaz Beldesi’ne 10,5 km uzaklıkta olan Karakaya Köyü kaya tırmanışına çok uygun olan granit kaya yapılarıyla çok ilgi görüyor. Tırmanış için en uygun mevsim; ilkbahar, yaz ve sonbahar. Rotaların çoğu kuzey yüzünde olduğundan yazın erken saatlerden dışında bütün gün gölgededir.

Kış ise çok soğuk geçtiği için hava kuru bile olsa tırmanmak zordur. Öğrenci kulüpleri özellikle Mayıs ayı içerinde şenlikler düzenlemektedir. Bölge Ankara’ ya da yakın olduğu için çok ilgi görmektedir. Koordinatları 39° 30′ 51.76″ 31° 14′ 29.12″

balkaya  kuleler

İlçemizin doğusunda yer alan Balkayası mevkinde kayada bulunan at ve insan figürleri İÖ 5-6 bin yıllara ait olduğu Anadolu’nun en eski at figürleridir.

balkaya-figurSivrihisar sevdalısı ve fotoğraf sevdalısı Ali Rıza Öztekin ve Nizamettin Aslan ın katkılarıyla 2005 yılında bulunan bu figürler Orta Anadolu Bölgesinde şu ana kadar bilinen ilk örnekler olduğu kaydedilmiştir.

Kaya yüzeyine demir oksit kırmızı boya, başka bir sıvı ile karıştırılarak parmak ile başka bir gereçle sürüldüğü anlaşılan, sıralar halindeki at figürleri ve onlara eşlik eden İnsan figürü ile daha çok köpeği anımsatan küçük bir figür bulunmakta olup, bu resimler Anadolu da bulunan ilk at figürleri olması yönüyle ilginç olduğudur.

Bölgemizin Frigya yerleşim yeri olması ve dolaysıyla at yetiştiriciliği yönüyle de ün salmış önemli bir bölge olmasıdır. Kaya resminin çevresinde bulunan çömlek parçaları ve çakmaktaşı gibi aletlerden son Neolitik ile ilk Kalkolitik Çağ’a ait olduğu bu kaya resimlerinin, İ.Ö. 5-6 bin yıla ait olabileceği ve burasının yerleşim yeri olarak kullanıldığıdır.

SİVRİHİSAR VE KAYALARI HAKKINDA

Sivrihisar’ı adeta bir hilal gibi kucaklayan kayalarımızın ilginç var oluşu, hemen göze çarpmaktadır. İç Anadolu fiziki coğrafyasında, Sivrihisar dağları olarak geçen tipik Anadolu dağ yükseltileri arasında, yörede benzeri görülmeyen granit kaya yapısındaki durumu ilgili nedenidir.

 

Doğuda, Tombak kaya Batıda ise Beş dereler bitiminden başlayarak, her iki yönden simetrik yükselişle heybetli bir görünüm sunmaktadır. Yükseltinin zirvesi Yazıcıoğlu kalesi olup Hilalde başlıca iki geçit bulunmaktadır. Birisi Yazıcıoğlu kalesinin doğusundaki geçit Sivrihisar’ı Hisar yaylasına bağlar. Diğeri ise, Şınşırak kayasının kuzeyindeki geçit olup,burası da ilçeyi Hoca Yakup bağları ile böğürtlen ve mandırayı bağlar, her iki geçitten ancak yaya veya binek hayvanı ile yararlanarak aşılabilinir.

 

Muhteşem kayalıkta, ulaşılması zor olan başlıca zirveler ise Yazıcıoğlu kayası, Balkayası, Dev kayası ile Kartal kayalarıdır. Buralara ancak profesyonel dağcılar çıkabilir.

 

Kayalarımız sadece görkemli görünümü ile kalmayıp bünyesindeki su eteklerindeki pek çok çeşme ve pınarların su ihtiyacını karşılar. Sivrihisar’ın kuzeyindeki kayaların eteklerindeki çeşmelerimiz sırası ile Habib, Delikbaşlar, Eşrefağa, Turşuncuk, Hasancık, Edilcik, Hörhör, Mavikadm, Balaban, Kutlu, Acem, Akdoğan, Üç pınar, Baba, Kavakdibi çeşmeleri. Kayanın arka yüzünde ise Hisar, Böğürtlen, Hoca Yakup, Galip ağa, Talat bey çeşmeleri başlıcalarıdır. Ayrıca Sivrihisar’ın yerli evlerinde içilecek nitelikteki yüzlerce kuyunun su ihtiyacı da kayalardan sağlanmaktadır.

Kayalarımız; yakın tarihe kadar pek çok av hayvanı barındırdı. Keklik, tavşan, tilki ve kurt özellikle kel akbaba, kartal ve atmaca bolca görülürken ne yazık ki, bilinçsiz avlanma ve tarım ilaçlan nedeniyle, günümüzde hiçbir av hayvanı görülmüyor. Sadece farklı ve güzel ötüşüyle kaya bülbülü varlığım koruyor. Kayalarımız; bünyesinde pek çok türden bitki barındırırken özellikle Badem ağacı yetişimine fevkalade elverişlidir. Canlı örneği şınşırak yamacındaki ne zaman dikildiği bilinmeyen, bademlik hiçbir bakım yapılmadan yaşamlarını sürdürüyor. Her yıl bolca meyve vermektedir.

Beklenti ve düşüncelerimiz; Sivrihisar şu anda yönetim ve idari Bakımından fevkalade bir kadroya sahiptir. Uyumlu ve başarılı çalışmalar sergileyen kadro, Sivrihisar dışındaki kurum ve kuruluşlar ile Sivil Toplum örgütleriyle bir araya gelip, diğer konuların yanında kayalarımızla ilgili ciddi ve verimli projeleri hayata geçirebileceklerine inanıyoruz.

Projeler için çok büyük yatırım ve harcamalara gerek olmadığını, tek ve önemli husus, TANITIM ve ORGANİZE olmaktır.

Önerilerimiz; Saat kulesinin bulunduğu kayalık alanın etrafı koruganla çevrelenip, konulacak oturma yerleri ile ilçemizin tamamı, transit yollar göz alabildiğine uzanan ova ve çevre köyler rahatlıkla izlenebilir. Hele bu mekandan gün batışının görünümü muhteşem bir olaydır. Yazıcıoğlu kalesi ile saat kulesinin geceleri zeminden aydınlatılması çok ilgi çekeceği şüphesizdir.

Özellikle turizm operatörleri ile ulusal ve yerel medyanın yanında dağcılık federasyonu, profesyonel kulüplerle bağlantı kurulursa, kayalıklarda gezi düzenlenmesi, katılımcılarda heyecan ve kalıcı anılar bırakacağına eminiz.

Balkayası ile Yazıcıoğlu zirvesinden dürbünle Ankara kalesinin görülmesi ayrı bir önem kazanacaktır. Yöre özellikleri itibariyle fotoğraf sanatçıları için eşsiz kaynaklara sahiptir. Bölgemizi ziyaret edecekler için her türlü tarihsel ve kültürel varlıklar mevcut olup, Ballıhisar’da PESSİNUS kalıntıları Selçuklu ve Osmanlı eserlerinin pek çok örneğini görmek mümkündür.

Sivrihisar tarihteki yeri itibariyle eşsiz bir İNANÇ merkezidir.Her döneme ait camiler kümbetler, pek çok ulu ve evliyanın kabirleri, eski medrese ve zaviyeleri ile görülmeye değer özelliktedir.

Açıklamaya çalıştığımız hususların gerçekleşmesi sonunda ilçemizin her alanda grafiği yükselecek, özellikle ekonomiye ciddi katkı sağlayacağı kesindir.

Son yıllarda bazı çıkarcılar ilçemizin arkası Hisar bölgesinden sanayi amaçlı kaya naklettikleri görülmüş önlem için konu ilgili mercilere iletilmiş sonuçta Eskişehir Kültür ve Tabiat Varlıklarım Koruma bölge kurulu’nun 27/10/2000 tarih 1274 sayılı kurul kararı ile kayalarımızın tamamı koruma (SİT) altına alınmıştır.

SİVRİHİSAR BALKAYASI KAYA RESİMİ


Bir rastlantı sonucu keşfedilen Balkayası kaya resmi, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesindeki sarp kayalıkların doğudaki en uç kısmında, Hisarönü – Balkayası mevki olarak adlandırılan granit cinsi kayalıkların en uç kesiminde bulunmuştur.

balkayaSivrihisar kayalıkları, yüksek zirveli granit kaya kütlelerinin ihtişamı ile sakin ve san bozkır ovanın zıtlığı içinde, Ankara – Eskişehir yolundan geçen herkesin belleğine eşi olmayan bir doğa manzarası olarak kazınır. Özellikle, kayaların zik zak çizen silueti ve bazı kesimlerinde peri bacalarına benzeyen uzunlamasına kaya kütleleri gün batımında büyülü bir siluet halini almaktadır kaya resmi.

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesindeki engin kayalıkların doğudaki en uç kısmında Hisarönü Balkayası mevki olarak adlandırılan granit cinsi kayalıkların en uç kesiminde bulunmuştur. Eskilerinde ayrıca “Şinşirak” olarak adlandırdığı bu kayalıklar, içinden bir su kanalı ve antik bir yolun bağlandığı bağlar ve yoğun bir ağaç örtüsüne sahip küçük bir vadiyi çevirmektedir.

2001’in sonbaharında, Sivrihisar’ın fotoğraf sevdalıları Ali Rıza Öztekin ve Nizamettin Aslan, kayalık bölgede fotoğraf çekmek için dolaşırken, ani bir yağmurun başlamasıyla bir kaya cephesine sığınırlar. Bu arada dikkatlerini, kayanın 4 m üzerinde, L şeklinde bir nişin içinde yer alan kırmızı çizgisel şekiller çekmiş ve duvar yazısı olabileceğini düşündükleri bu yeni keşiflerini fotoğraflayarak kayıt altına almışlardır. Kaya resminin fark edilmesinde, olasılıkla yağmurun resmi ıslatarak kırmızı toprak boyayı daha belirgin hale getirmesi etkili olmuştur. Çünkü, ilk bakışta bir yazı olarak düşünülen kırmızı şekiller, dikkatle incelendiğinde kalabalık bir kompozisyonun tekil ögeleri olan hayvan ve insan figürleri olarak algılanmaktadır. Öğle saatlerinden önce resmin doğuya bakan ve açık olan cephesine kuvvetli güneş ışınları vurması, resmin değil anlaşılmasını, seçilebilmesini bile zorlaştırmaktadır.

Yer seviyesinden yaklaşık 4 m yukarıda ve L şeklinde bir kaya nişinin içinde yer alan resim, granit kaya cephesine kırmızı toprak boya ile yapılmıştır. Resmin ana eksenindeki atlar ve bir insan figürünün oluşturduğu kompozisyon, çizgisel ve şematik at tasvirlerinin oluşturduğu kalabalık grup ve onların karşısında yer aldığı anlaşılan kolları havada şematik bir insan figüründen oluşur. Kaya resmi, çıplak gözle bakıldığında dikine iki sıra halinde gövdeleri oldukça uzatılmış, kuyruk ve kafa kısımları daha kalın fırça darbesi ile vurgulanmış at figürlerinden ve kompozisyonun hemen sağ tarafında yer alan atlardan daha büyük resmedilen bir insan figüründen oluşmaktadır.

Her iki sıradaki atların bir kısmının diğerlerinden daha küçük betimlendiği de gözden kaçmamaktadır. Daha küçük boydaki atların ikinci sıranın üst kesiminde üçlü bir öbek oluşturması dikkat çekicidir. Atların genel olarak, baş kısımlarının aşağı eğik ve bacaklarının düz halde sabit konumları, atların koşmalarından ziyade dinlenir halde olduklarını gösteriyor gibidir. Kompozisyonun sağ kesiminde atlardan ayrı olarak, daha büyük resmedilmiş ayakta bir insan figürü sahneyi tamamlayan bir diğer ögedir. İnsan figürünün altındaki boş bırakılan alanda (kalabalık at kompozisyonunun önünde) ise, daha çok köpeği anımsatan eğik kısa başlı, kısa ve bodur gövdesi ile bir figür daha yer almaktadır. Figürlerin ağırlıklı olarak şema-tize bir şekilde tasvirlenmesi ve zaman içinde boya pigmentlerinin solması, resim hakkındaki yorumları zorlaştırmaktadır. Üst Paleolitik Dönem Batı Avrupa Mağara Sanatında karşılaştığımız at tasvirleri ile karşılaştırıldığında (Chauvet, Lascaux), resimlerin özellikle bu gelenekten farklı olarak, şematik çizimleri ile genelde Mezolitik ve Neolitik Dönem Kuzey Avrupa, Ön Asya ve Orta Asya’da görülen şematik kalabalık hayvan toplulukları (At, Geyik vb.) ve insanı ilişkisini konu alan (bazılarının kostümlerinden şaman figürleri olduğu anlaşılan) resim geleneğini hatırlatmaktadır.

2005 yazında, kaya resminin üzerinde Eskişehir (Arkeoloji) Müzesi ve Anadolu Üniversite işbirliği ile belgeleme çalışmaları yapılmıştır. Resim üzerinde yapılan ilk tetkiklerde, özellikle sağ ve sol taraflarda boyanmış figürlerin genel olarak zaman içinde yağmur suyu ve güneş ışınları gibi dış etkilere maruz kaldığı görülmektedir. Bunun sonucunda resmin solduğu ve böylece çıplak gözle her figürün fark edilmesinin güçleştiği belirlenmiştir.

Kaya resminin çevresinde bulunan çok sayıda çanak çömlek parçası ile çakmak taşı dilgiler ve bazalttan bir ezgi taşı kaya resminin tarihlenmesi konusunda fikir verebilecek buluntulardır. Bölgede uzun yıllar araştırmalar yapan İstanbul Üniversitesi’nden Prof.Dr. Turan Efe’nin bu buluntuları Son Neolitik ile ilk Kalkolitik çağ’a ait olduğunu belirtmesi kaya resminin M.Ö. 5. binyıla ait olabileceğini düşündürmektedir.

Şimdiye kadar yapılan araştırmalar ışığında Balkayası resmi, içerdiği 20 at ve 1 insan figürü ile üslup açısından Prehistorik döneme ait gözükmektedir. Kaya resminin olduğu kaya kütlesinin yüzünün işlenmiş olduğu ve kabartmalarla bezendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, kaya yüzeylerindeki bazı işlenmiş kısımların direk soku yerleri, bu alanın olasılıkla üstü kapalı bir alan olduğu ve niteliğini henüz bilemediğimiz bir amaçla kullanılmış bir mekan olabileceğini düşündürmektedir. Buranın bir yerleşime ait olduğuna ilişkin öngörümüzü güçlendiren bir diğer neden ise, resmin bulunduğu uzunlamasına alanın (yaklaşık 5×25 m) üzerinde ve yamaca doğru olan dolgusunda yoğun seramik ve az da olsa çakmaktaşı dilgiller ve bir bazalt öğütme taşma sahip olmasıdır. Kırmızı, bej ve gri renkteki bu seramiği, Orman Fidanlığı ve Keskaya yerleşmelerindeki örneklerinde olduğu gibi Eskişehir Bölgesi Erken ve Kalkolitik seramik grupları ile ilişkili olduğu söylenebilir.

Atlar ile insan arasındaki ilişki hem bölge için hem de Anadolu’nun Tarih öncesi sürecinde Önemli detaylara sahiptir. Eskişehir Merkez’e bağlı Orman Fidanlığı Kalkolitik Dönem yerleşmesinin Orta Kalkolitik Çağ tabakalarında ele geçen çok sayıdaki yabani at kalıntısı M.Ö 5. bin yılda bölgede atın önemli bir besin kaynağı olarak tüketildiğini kanıtlar. Geçim ekonomisinde yabani atın yeri ve tarihsel süreçte Frigya bölgesinde at yetiştiriciliğinin önemi, Balkayası kaya resminin merkezini atların oluşturması ile örtüşür niteliktedir. Sonuç olarak, Balkayası kaya resmi, yalnızca Eskişehir için değil, bölgedeki tek kaya üstü resim olması nedeni ile bütün Orta Anadolu içinde büyük önem taşımaktadır.

2006 ve 2007 yılında yapılan yüzey araştırmalarında, geniş kayalık alanda daha başka resim ve kabartmalar ile herhangi bir yerleşme alanına ait izlerin bulunmasına çalışılmıştır. (Kaya altı sığınakların veya benzer kaya fonksiyonları). Bu nedenle, ortasında taraçalı olarak inen yüksek bir düzlüğü çeviren kayalıklar, en az üç çalışma alanına bölünmüştür. Güney’de Şinsirak Tepesi, kuzeyde Balkayası mevki ve Batı Tepesi olarak belirlenen çalışma alanlarına 2 gün süren arazi yürüyüşünde, en az iki düzinenin üzerinde çeşitli kabartmalar bulunmuştur. Bu kabartmaların çoğunluğu, 2005 yılında Balkayasında kaya yüzeyinde tespit edilen göz kabartmasının benzeri, doğuya bakan 20’ye yakın göz kabartması bulunmuştur, özetle kayalıkların doğal mirasına zengin ve yeni kültürel varlıkların eklenmesi ile bölgenin kültürel mirasının yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Sivrihisar ilçesinin zengin geleneksel tarihi kent dokusu ve hemen arkasında yer alan kayalıkların binlerce yıl geriye giden, belki de bölgedeki en eski yerleşimin izlerini de verebilecek zengin arkeolojik birikimi kuşkusuz ilçenin kültürel miras planlaması için büyük bir potansiyele sahiptir. Bu nedenle, bölgedeki tarih öncesinden günümüze kadar olan yerleşmeye ait bulguların daha detaylı ve uzun bir süreçte araştırılıp değerlendirilmesi gerekmektedir.

***

Kaynak: Sivrihisar Eğitim Vakfı – Burası Sivrihisar

Kategoriler
Sivrihisar Haberleri

Vali Tuna, Sivrihisar İlçesini Ziyaret Etti

Vali Tuna, Beylikova, Mihalıççık ve Sivrihisar İlçelerini Ziyaret Etti

Vali Güngör Azim Tuna, Beylikova,  Mihalıççık ve Sivrihisar ilçelerinde bir dizi ziyarette bulunarak çeşitli incelemelerde yaptı.

12-sivVali Tuna, Sivrihisar Kaymakamı Hüseyin Çakırtaş ve Belediye Başkanını makamlarında ziyaret ederek ilçe ve belediye çalışmaları hakkında brifing aldı. 

21-sivZiyaret esnasında duygularını dile getiren Vali Tuna, 20 Eylül 1921 yılında düşman işgalinden kurtarılan ilçenin kurtuluşunun 92. Yıl dönümü kutlayarak, “Türk Dünyası 2013 Kültür Başkenti maskotu Nasreddin Hoca’nın doğduğu, dünyanın merkezi dediği ve bağrından çıkardığı değerleriyle, bereketli toprakların  düşman işgalinden kurtuluşunun 92. yıldönümü sevincini yaşıyoruz” dedi.

.

14-sivDaha sonra Sivrihisar Ulucami restorasyon çalışmalarını yerinde inceleyen Vali Tuna, çarşı esnafı ve vatandaşlarla sohbet etti. Vali Tuna, sohbet esnasında cebinde sigara paketi gördüğü bir vatandaşa, sağlıklı yaşamak istiyorsa sigarayı bırakmasını tavsiye etti.

20-sivVali Tuna’ya vatandaşlar tarafından beyin damarlarını tedavi edici özelliği olan Sivrihisar çevresinde bulunan hünnap ikram edildi. Vali Tuna daha sonra Hızırbey Türbesi, Ermeni Kilisesi, Eski hastane ve Eski Askerlik Şubesinde incelemelerde bulundu.

valitunaVali Tuna’ya ilçe ziyaretleri esnasında Vali Yardımcısı İsmail Küreci ve İl Emniyet Müdürü Mustafa Şahin eşlik etti.

18-siv