Kategoriler
Mustafa Kantarcı Yazıları

Sivrihisar ve Kültürel Miras

mustafa-kantarciCuma Günü, Sivrihisar Sosyal Kültür ve Dayanışma Derneği ve SEV, Arabaşı etkinliği düzenledi. Geniş bir katılımın olduğu etkinlikte, katılımcılar, geçmişte Arabaşı ile ilgili anıları yanında, ilçenin, tarihi ve kültürel mirası da sohbetlere konu oldu.

Tarihi ve kültürel miras, yalnızca bugünkü nesiller için değil, gelecek kuşaklar içinde, sahip çıkılmalı, korunmalıdır. Somut olmayan kültürel mirasın içeriğinde; gelenekler, dil, inançlar, müzik, hikâyeler, şiirler, gösterilerle, yanında, Somut olan kültürel miras olan yapıları, tarihi mekanları ve anıtları içine alan arkeolojik, mimari, bilimsel, teknolojik eserleri korumak gerekir Çünkü tarihi ve kültürel miras, gelecek nesillerin, bize emanetidir.

Toplumların, yarattığı ortak değerlerin, bir toplamını oluşturan bu eserlerin korunmasında, çok büyük özen gösterilmesi gereklidir. Bu eserler, turizm içinde, önemli cazibe alanlarıdır. Ve bu yönüyle de ilgi gerekmektedir.

Sivrihisar’a, genellikle Türkmen gelenek ve görenekleri hakimdir Anadolu’ da, ilk Türk uygarlığı olan Etiler’ e, kadar dayanan ilçe, tarih kokar. Tipik Anadolu şehirlerinin bütün özelliklerini barındıran Sivrihisar, aynı zamanda, ünlü kral Midas’ın da memleketidir. M.Ö 700 yıllarında, Frigler’in yerleşme yeri olunca, “Spalya”’ya dönüşmüş. Şehrin bir diğer özelliği, o dönemin meşhur Kral Yolu’nun üzerinde bulunması idi.

Eti ve Frig uygarlıkların yanı sıra, Roma, Bizans ve Anadolu Selçuklu gibi önemli uygarlıklara da ev sahipliği yapmıştır. Bünyesinden, Yunus Emre, Nasreddin Hoca, Mehmet Kaptan, Sinan Paşa, Aziz Mahmut Hüdai, Hızır bey, Selman-ı Farisi, gibi ilçenin bağrından pek çok insan yetişmiştir.

Sivrihisar’ın, kültür değerlerini en iyi yansıtan öğeler el sanatlarıdır. Asırlar boyu ilçenin sanat anlayışlarını ve yaşam tarzlarını aktarmada, etkin bir rol oynamıştır. Aynı zamanda, her alandaki gelişme düzeyi, el sanatlarındaki gelişim düzeyi ile paralellik gösterir.

Sivrihisar’ da, nostalji yaşatan, keçeciler arastadaki, keçe yapılışı, duvarlara asılı kepenekler, Demirci, ustalarının çekiç sesleri, sırımdan yapılmış halaçların yün atışı, susam ve haşhaştan, yağ çıkaran, yağhanelerin güzel kokuları, bakıra şekil veren bakırcı ve tenekeci ustalarını, berberleri, saraçları, nalbantları, semercileri, terzileri, sarafları ve manifaturacıları, hatırlamamak mümkün mü?

Damak zevki, Sivrihisar mutfağının, önemli özelliğini teşkil eder. Sivrihisarlılar asırlar boyunca edindikleri tecrübelerden dolayı, sofralarını donatan yemeklerin; faydalı, lezzetli ve enerji verici özellikler taşımasına, dikkat etmişlerdir.

Sivrihisarlılar, herhangi bir gıda maddesinin, özellikleri bozulmadan nasıl pişirileceği, nasıl daha lezzetli hale getirileceği ve bazı gıdaların nasıl daha uzun ömürlü olabileceği gibi, konularda, çok büyük maharetler kazanmışlardır.

Sivrihisar, kültürün en önemli unsurlarından biri de mutfaktır. Özelikle de Sivrihisar, mutfak kültürü, zengin bir kültürdür. Sivrihisar, sahip oldukları damak zevkini de sanatla birleştirmiştir. Ayrıca farklı kültürlerin de etkisiyle böylesine zengin bir mutfağın eşsiz örneklerini, büyük bir ustalıkla sergilemişlerdir.

Sivrihisar’ın, yemek kültürü, her beldeye nasip olmayacak kadar zengindir. Bazlama veya mayalı ile sıcak bamya çorbası içmek, yufka ile kelem ve yaprak dolması yemek, baklava, su böreği, arabaşı, altın sarısı un helvası, etli pilav, yarma aşı, dene aşı, keşkek aşı, düğ köftesi, göce aşı, göce dolması gibi daha pek çok yemeğin, damak zevki yıllardır gündemdedir.

BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK’ de, Afyon taarruzu öncesi, Sivrihisar’a teşriflerinde, İlçedeki Zaimoğlu Hacı Ali Ağa’nın konağına, misafir olmuş, kendisine ikram edilen, “Yoğurtlu-kıymalı asma yaprağı dolması” ile “Kıymalı Su Böreği” ve “Altın Sarısı Un Helvası” yemiş ve çok beğendiklerini de ifade etmişlerdi.

Ayrıca Sivrihisar’ da, yetişen, Kepen lahana ve pırasası, Koçaş patlıcanı, Dümrek , nohudu, Okçu fasulyesi, İstiklâlbağı mercimeği, Geçeğin üzümü ve mülk soğanı ve diğer ürünlerin, kendilerine has özellikleri ve damak zevkleri aranan ürünlerdir. Bu ürünlerle pişen yemeklerin, damak zevkine doyum olmaz.

Şu bir gerçek ki Sivrihisar, inanılmaz derecede, tarihi ve kültürel miras sahiptir. Bunun korunması ve ileriye yönelik yaşatılması ve turizme kazandırılması açısından, Kaymakamlık, belediye yanında, Sivrihisar sivil toplum örgütlerine ve halkına da önemli bir görev düşüyor.

Etkinliğe katılan, Sivrihisar Kaymakamı, Sayın Erdinç YILMAZ, konuşması ile bu alanda, umut verirken, büyük de beğeni aldı. Özellikle de Sivrihisar, hakkındaki olumlu görüş ve düşüncelerini, ses tonuna ve beden diline yansıttı. Dinamik, yapısı ile dikkat çekti. Kutluyoruz…

17 Temmuz 2014 Perşembe İstikbal Gazetesi

Kategoriler
26

Eskişehir Sivrihisar

İnsan hayatının her alanına nüfus etmiş köklü tarih ve kültür değerlerinin beşikliğini ve bekçiliğini yapan Anadolu şehirlerinin başında hiç kuşkusuz Sivrihisar gelmektedir. Sivrihisar’ın tarihi araştırıldığında bu tarih ve kültür şehrinin kuruluşunun Anadolu’da ilk Türk uygarlığı olan Etilere kadar dayandığı görülür. Eti uygarlığının yanı sıra Frigya krallığına, Romalılara ve Bizanslılara ev sahipliği yapan Sivrihisar, Büyük Selçuklu Devleti ile İlhanlıların baş tacı vilayetlerinden olmuştur.

Sivrihisar Nerenin İlçesi

Osmanlı zamanında Ankara’ya ve Eskişehir sancağına, Türkiye Cumhuriyetinin ilanı ile Eskişehir’e bağlanan Sivrihisar milli mücadele yıllarında M.Kemal ve silah arkadaşlarına karargahlık etmiş Anadolu’nun geleceğini ilgilendiren önemli kararlara ev sahipliği yapmıştır.

Geçmişten günümüze cami, kilise, hamam, kaplıca ve çeşmelerin, geleneksel Türk evlerinin el sanatlarının; en önemlisi de Nasrettin hocanın, Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’un fethinden sonra şehrin büyük kadısı Hızır çelebinin Yunus Emre’nin ve daha nicelerinin şehri Sivrihisar tüm güzellikleri ile geniş kitlelerle buluşmayı bekliyor.

eyfel-kulesi

Eskişehir’e gelip de Sivrihisar’ı görmeden dönmek, Paris’e gidip de Eyfel kulesini görmeden dönmek gibidir…

Kategoriler
Sivrihisar Kültürü

Sivrihisar Folkloru

Folklor, Halk bilimi demektir. Bir ülkede veya bölgede yaşayan halkın kültür ürünlerini, sözlü edebiyatını, geleneklerini, törelerini, inançlarını, mutfağını, müziğini, oyunlarını, halk hekimliğini inceleyerek bunların birbirleriyle ilişkilerini belirten bilim dalıdır.

SİVRİHİSAR’ın YENİ KİTABI

ESKİŞEHİR İLİ SİVRİHİSAR İLÇESİ (MERKEZ) FOLKLORU

Tahsin ALTIN hocamızın tez çalışmasından 425 sayfalık bir kitap ortaya çıkmış. “Daha önce Sivrihisar’ın tarihi ile ilgili pek çok eser yazılmış fakat bu eserlerin içerisinde folklor ürünlerine Sivrihisar’ın folkloruna dair pek az örneklere rastlanmaktadır. Sivrihisar yöresinin halk kültürü ve anonim halk edebiyatı ürünleri derlenip inceledikten sonra bu ürünlerin yazıya geçirilmesi amaçlandı. Sivrihisar yöresinin önce Türk halk kültüründeki yerinin belirlenmesine yardımcı olarak, sözlü kültürdeki ürünlerin unutulmasını önlemek amacıyla tespit edilmesi, yazı aracılığıyla gelecek kuşaklara aktarılması ve daha sonra bu alanda yapılacak çalışmalara katkı sağlaması amaçlanmıştır.

Sivrihisar’ın düğünleri, yöresel yemekleri, yöresel kıyafetleri, Sivrihisar’da (halk kültürü geçiş dönemi ürünleri olarak bilinen) doğum, ölüm, sünnet, düğün ve askerlik törenleri, Sivrihisar’da söylenen ninniler, maniler ve türküler, bayramlar, törenler, milli ve dini törenler, mevsimlik törenler, inanışlar, oyunlar, çocuk oyunları, halk oyunları gibi uygulamaları derleyip bunları tüm insanlığa tanıtma gayesidir.”

Kıymetli hemşehrimiz Tahsin ALTIN’ın “Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi (Merkez) Folkloru” adı altında (2014) yılında yayınlamış olduğu kitap, web sitemizde bir çok konuya kaynak olmuştur. Bu eseri kazandırmasından dolayı kendisine TEŞEKKÜR eder, başarılarının devamını dileriz.

HamidYDeğerli Hemşehrilerim;

Geçmişine sahip çıkmayan uluslar ve milletler geleceğini sağlam temeller üzerine kuramazlar. Toplumlar için kültür ve tarih bilinci aynı öneme sahiptir. Tarih ve kültür et ile tırnak gibidir. Bu iki kavramı birbirinden ayrı düşünemeyiz. Geçmişin değerlerine sahip çıkan toplumlar geleceklerini daha sağlam temeller üzerine kurarlar.

Anadolu coğrafyasında pek çok devlet ve uygarlık kurulmuştur. Bu uygarlıklar bulundukları coğrafyaların kültürlerine, yaşayış şekillerine, maddi ve manevi değerlerine etki etmişlerdir.

Çeşitli devlet ve uygarlıklara beşiklik eden, bugün tüm ihtişamıyla ayakta kalma mücadelesi veren şehirlerin başında hiç şüphesiz Sivrihisar gelmektedir.

Sivrihisar’ın kuruluşunun Anadolu’da ilk Türk uygarlığı olan Hititlere kadar dayandığı görülür. Hitit uygarlığının yanı sıra Frig Krallığına, Romalılar ve Bizanslılara ev sahipliği yapan Sivrihisar Büyük Selçuklu İmparatorluğu ve İlhanlıların göz bebeği şehirlerinden olmuştur.

Sivrihisar, gelenek ve görenekleri, yerel dilinde barındırdığı kendine has özlü sözleri ve deyimleri, yöresel yemekleri, el sanatları, yöresel kıyafetleri, inançları, bayramları, doğum, düğün, ölüm, sünnet, askerlik adetleri, ninni, mani, türkü, bilmece, tekerleme, masal, efsane gibi edebi ürünleri, Hızır Bey’i, Nasreddin Hocası, Yunus Emre’si, Mehmet Kaplan’ı vd. gibi alim, bilgin ve bilim adamları, evliyaları ve onlara ait menkıbeleri, hanları, hamamları, çeşmeleri ve tarihi evleri ile unutulmaması ve yaşatılması gereken tarihi bir kültür hazinesidir.

  Hamid YÜZÜGÜLLÜ
Sivrihisar Belediye Başkanı

Kitab Konuları için tıklayın >

[otw_shortcode_content_toggle title=”ABSTRACT ⇓ ⇑” opened=”closed”]

SİVRİHİSAR (CENTER) FOLKLORE ESKİŞEHİR Tahsin ALTIN

MA Thesis, Department of Turkish Language and Literature Uşak University, Institute of Social Sciences, June 2014 Supervisor: Asst. Prof. Derya ÖZCAN

In this study, it has been dwellt on compilation and analysis of folklore and folk literature products of Sivrihisar (center) district of Eskişehir.

In order to provide being in existence of some oral products, which continue their existences colloquially but not taking part in written sources, in the future as well demand of being registered the products of folklore and folk literature systematically by being collected and compiled has gained more importance as days pass. That’s to say the aim of this thesis has arisen from this point. To prevent to disappear of the cultural values we have by realizing them. Beliefs in public, one of the main problems of the folklorists, become monotonous across the fast developing technology and become meaningless more than disappearing have lost their moral base day by day. The aim of this study is to contribute endemically to our folklore products which have been lost.

Some of the information in the thesis have been gotten from written sourcess whereas the great amount of information in it have been gotten from oral sources. There are young ones as well among our references, but most of them are generally ones who are upon certain average of age. This situation has shown us that our study we did can be really useful. Because, the folk idioms and beliefs etc. which have been disappeared gradually can be protected in this way; will teach to the next generations how we had a rich oral culture in the past even if they won’t be used among them.

In conclusion, this study is so important in terms of collecting the folklore products and besides it is very useful in terms of sheding light on the past of the local community. Nowadays, even if the folklore products cannot protect their existences compared to the past, living ones have been tried to be dealt here.[/otw_shortcode_content_toggle]
Tahsin ALTIN – Uşak, 2014
Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı
Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Haziran 2014
Danışman: Yrd. Doç. Dr. Derya ÖZCAN

Kategoriler
Sivrihisar Kültürü

El Sanatları ve Dokuma

Cumhuriyetten önce mevcut el emeği ağırlıklı esnaf ve sanatkarlardan: Yemeniciler, at arabacılar, nalbantlar, sa­raçlar, tabaklar, bakırcılar, kalaycılar, te­nekeciler, hallaçlar, keçeciler, demirciler, yağhaneciler (şırlan yağ imalatçıları-sıvı yağ), semerciler, helvacılar, şıracılar, el dokumacıları, halıcılar, kilimciler, ku­yumcular gibi meslek erbabı teknolojinin ilerlemesi ve üretimin otomasyona bağ­lanması ile artan maliyetler, zevk ve ka­bullerde değişiklikler sebebi ile faaliyet alanından çekilmek zorunda kaldılar. Konfeksiyon fabrikaları geniş yer tutan terzi esnafını belli sayıya indirdiği gibi, küçük el sanatlarındaki ikameler, başka alanlara yönelmeyi teşvik edici bir rol oynadı.

Ev hanımlarının yaygı olarak tiftik ve ya­pağıdan eğirip ördükleri çorap ve fanila­lara talep kalmadı, unutulmaya yüz tut­tu. El sanatlarının, ziraai faaliyetler ve hayvancılıkla ilgili olması bu alanlara devletin iktisadi politikaları gereği gös­terdiği ilgisizlikle orantılı olarak bir düşüş trendine girdi. Küçükbaş besiciliği yapan bir tanıdık, 260 kuzunun yünü­nün kırkılması için 100 milyon TL. verir­ken, elde edilen yünü zar-zor 40 milyona sattığını ifade ederken bu gerçeği ifade ediyordu.

halidok

Yakın zamana kadar halıcılık ve kilim do­kumacılığının yörede çok yaygın olduğu görülüyor. Sivrihisar’da halı ve kilimler bugün İstanbul Sultanahmed Halı ve Ki­lim Müzesi’nde büyük bir yer işgal edi­yor. 13-14yy. da dokunmuş hatta 18-19. yy. a kadar uzanan devrede imal edilen kök boyası özgün renk ve desenleri havi essiz örnekler olarak sergileniyor. Sivrihisarlıların ellerinde bulunan halı ve kilim­ler özel bir müzeyi dolduracak sayıda ol­masına rağmen bugün bazı köylerimizde kilim, zili ve cicim, heybe dışında doku­ma yapılmamaktadır.

Ahmet Tevhid’in 1929 tarihli Maarif Ve­kaleti Mecmuasındaki Sivrihisar hakkındaki raporunda zikri geçen Hacı Bayram Camii’nin yan mahfilindeki dev halı, ta­rafımdan görülmüş bas kısmındaki rozet seklinde ortada “Ankara’nın Sivrihisar’ı” yazısı okunmuştur.

1990 tarihinde basılan XXI sayılı Vakıflar Dergisindeki makalesinde Suzan Bayraktaroglu:

Halı, Orta Asya’da Türkler’in yasadığı bölgelerde ortaya çıkmıştır. Sibirya’da pazırık kurganlarında M. Ö. 5. yy. a ait Türk düğümü ile yapılmış halı, bugün Leningrad müzesindedir. Yine eski halılar (M. Ö. 3-4. asır) Doğu Türkistan’da bu­lunmuştur.

Halıcılık Asya’dan yapılan göçlerle Ön asya ya yayılmıştır. Eskişehir ve civarında yörüklerin dokuduğu ender halılar bu­lunmaktadır. Yöre dokumaları Türkmen ve Yörük aşiretleri tarafından yapılmak­tadır. 1320 tarihli Ankara Salnamesinin 168. sayfasında padişah tarafından Sivri­hisar’a 45 adet halı tezgahı tahsis edildiği ve bu tezgahlarda yılda 500 adet halı imal edildiği ve keza 252 adet seccade tezgahı bulunduğu yazılıdır.

Sivrihisar’ın sanayi ürünleri arasında ki­lim, seccade, halı, altın, gümüş sayılmak­ta. Keçe, kadın bilezikleri, bakırdan imal edilen kaplar sanayi ürünü olarak belir­tilmekte idi.Sivrihisar’ın bütün köylerinde kilim, ci­cim, zili olmak üzere dokumalar yapıl­makta idi. Köylerde hâlâ dokuma yapılır. Bu dokumalar seccade, yer yaygıları, hey­be, çuval, yastık olarak kullanılmaktadır. Yörede çorap, eldiven, baslık, kese de örülmektedir.

dokumaDokumalarda özellikle yörük dokumala­rında:

1-Koç boynuzlu

2-Göbekli

3-Parmaklı (merdiven)

4-Eli böğründe

5-Güllü veya Türkmen gülü

6-Toplu

7-Kırk bu­dak yöresel isimleri ile motifler yer al­maktadır.

Parmaklı ya da merdiven motifi, kilim­lerde çok kullanılır. Özellikle kenar bordürlerinde veya ortadaki motiflerin kon­tum olarak yer alır.

Eli belinde (böğründe) motifi bütün ki­lim, cicim, zili ve sumaklarda bulunan özellikle Sivrihisar kilimlerinde ve evde bulunan kara döşeme adıyla bilinen ki­limlerin iç dolgusunda ana motif olarak kullanılır.

Eskişehir Sivrihisar çevrelerinde yaygının ortasında eşkenar dörtgen, altıgen veya sekizgen madalyona “gül motifi” veya ‘Türkmen gülü” denilmektedir.

Kırk budak: Kilim, cicim ve sumaklarda kullanılan motiftir.

Halı, kilim ve düz dokuma yaygılar üze­rinde araştırma yapan bilim adamları, kilimin halıdan önce bulunduğunu söy­lemektedirler. Sadece eris, arkeo tabir edilen enine ve boyuna ipliklerle oluştu­rulan kilim daha basittir. Enine boyuna ipler arasına başka iple düğümler atarak elde edilmiştir.

Kilimler; deseni meydana getiren değişik renkli atkı ipliklerinin durumlarına göre, birkaç tipe ayrılır. Anadolu’da en yaygın olanı ilikli kilimlerdir. Her iplik çözgü ip­likleri arasında desen alanı içinde gidip gelirken, desenler arasında oluşan küçük aralıklara ilik, böyle kilimlere de ilikli ki­lim denir. Bu kilimlerde istenirse aralık­lar çeşidi metodlarla yok edilir.

Cicim: Kilimlerdeki atkı ve çözgü (eris- arkaç) ipliklerinden başka, renkli desen ipliklerinin de kullanılmasından meyda­na gelen bir dokuma türüdür. Genellikle kilim dokumasından sonra iğne ile yapıl­mış olarak bilinir. Genellikle çapraz ve dikey çizgiler kullanılır.

Sivrihisar’da beyaz zemin üzerine “güllü” denilen ortada ufak eşkenar dörtgen madalyonlu ufak seccade boyunda yaygılar, seyrek motifli cicimlerdir. Deseni veren renkli ipler sık sık kullanıldığı motiflerin bir birine çok yakın olduğu sık motifli ci­cimler, yer yaygıları, heybe, çuval, hurç, yastık ve minderde kullanılmıştır.

Zili: Cicimlerde olduğu gibi, atkı ve çöz­gü ipliklerinden başka, deseni veren renkli iplikler bulunmaktadır. Teknik ola­rak cicimden ayrıdır. Deseni veren renkli iplikler zili de atlamalarla motiflerin içini doldurur. Zililer de daha çok boyuna çiz­giler dokunur.

Sumak: Cicim ve zililer de olduğu gibi atkı çözgü iplerinin yanında, renkli iplik­ler çözgü iplerine sarılarak desen veril­mektedir. Dokuma, cicim ve zililerde ol­duğu gibi yaygının tersinden yapılır. Su­mak kelimesi Kafkasya kasabalarından birinin adı olarak kabul edilir. Sumak türleri çeşitlidir.

Kilimler, sevgi ile büyütüp beslediği koyunlarının yününün elde didilmesi veya atıcı (hallaç) tarafından atılması sonra­sında, el iğlerinde iplik haline getirilme­sinden sonra, kök boyalarla renklendiril- meşini müteakip dokunurdu. El iğleri alt ve üst tarafı inceltilmiş, alnnda başlan­gıçta volan daha sonra eğrilen ipin sark­mamasını önleme vazifesi gören, ağırsak bulunan bu ig, yerde bulunan ilikmen tabir edilen yuvarlak bir çukurda iğin ba­sından iki parmakla döndürülerek, yün ip yapılır ve ige sarılırdı. Kilimlerde, ge­linlik kızları yeni yuva hasreti, ev kadın­larının da övünülecek ve üzerinde yaşa­nılacak bir eser arzusu, ihtiyarlarda vefa­tını müteakip, cenazesinin sarılıp erte­sinde yıkanıp camiye serilerek Allah rıza­sına erme duygusu yer bulur.

Yörede yetişen tiftik keçilerinin yünleri demir el taraklarında taranır. Kazak, fa­nila, çorap, atkı yapılır adeta öğütülecek birer sanat eseri vücuda getirilirdi.

1-2) Gelin kız motifi (Sivrihisar)
3-4-5) Evliliği belirleyen motifler (Gelin kilimlerinde izlenir)
6-7) Ev sembolü (Günyüzü Türkmenlerinde (Sivrihisar)
8) Dodurga Türkmen damgası (im)

* * *

SİVRİHİSAR KİLİMLERİ ve DETAYLAR İÇİN TIKLAYIN >

Kaynakça:
Orhan KESKİN – Bütün Yönleriyle Sivrihisar
Kategoriler
Sivrihisar Kültürü

Sivrihisar Kapı Tokmakları

KAPI TOKMAKLARI

Kapı tokmakları yapıldıkları çeşitli şekil, motif ve çıkardıkları ses itibariyle bazı anlamları ifade ederler. Ayrıca, ev sahibinin mesleği ve ekonomik durumunu da belirtirler.

Türkler, misafir sever bir milletiz. Dostlarımız, yakınlarımız; evimize gelsinler, sohbet edelim, ikramlarda bulunalım isteriz. Gerçi, tanımadığımız birine veya yolda kalmış yolcuya da her zaman kapımız açıktır. Misafiri velinimet sayar, onun rahatı için, kendini evinde hissetmesi için elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret ederiz. Bunun yanında, kapıya gelenin de geldiğini haber vermesi için ya kapıyı tıklatması ya da zile basması gerekir. Kapı zillerinin kullanılmadığı yıllarda, yani elektrikle henüz tanışmadığımız 80-100 yıl öncesine kadar olan yıllarda, zil yerine kapı tokmakları kullanılıyordu.

kapiKapı tokmakları demirden veya pirinçten, dövme veya döküm olarak yapılır. Demir kutsallığı, pirinç ise ekonomik durumu ve sosyal statüyü ifade eder. Değişik şekil ve motiflerde yapılan tokmaklar iki parçadan oluşur. Birinci parça üst kısımdaki tokmak, ikinci parça da alttaki madeni levha. Tokmak kapı, kanatları üzerine el yetişecek yüksekliğe sabitlenir. Madeni levha da tokmağın alt kısmına tutturulur. Üst kısımdaki tokmağın bu levhaya vurulduğunda ses çıkarması sağlanır. Kapı tokmakları yapıldıkları çeşitli şekil, motif ve çıkardıkları ses itibariyle bazı anlamları ifade ederler. Ayrıca, ev sahibinin mesleği ve ekonomik durumunu da belirtirler. Tarih, kültür ve etnografik eser yönünden zengin olan Sivrihisar ilçemizde, sıkça rastladığımız ve yerel olarak “şak şak” denilen kapı tokmak çeşitlerini hem tanıyalım hem de onların şekil ve motiflerinin ne manaya geldiğini görelim. Onların da mezar taşları, halılar ve kilimler gibi dili vardır; bazen konuşurlar.

TOK06Yuvarlak veya oval motif: Tek olarak kullanıldıkları gibi genelde çift veya üçlü olarak kullanırlar. Kapı çift kanatlı ise birer tane kanatlarda; tek kanatlı ise yan yana olur. Sağ tarafta bulunan, diğerine göre biraz yukarıdadır ve kalın ses çıkarır. Peki niye iki tane diyebilirsiniz. Haremlik selamlık uygulanan bir toplum düşünün. Eve gelen misafir erkekse sağ taraftakini vuruyor. Tokmağın çıkardığı kalın ses, misafirin erkek olduğunu belirtiyor ve kapıya evin beyi veya başka bir erkek çıkıyor.

tokciftGelen misafir hanımsa sol tarafta ince ses çıkaran tokmağı vuruyor. Bu defa da misafiri karşılamaya evin hanımı veya başka bir hanım çıkıyor. Erkeğe ait olanın biraz yukarıda olması erkeğin üstünlüğüne işaret ediyor. Kapının daha alt kısmında bulunan üçüncü tokmak ise haber getiren çocuklar içindir. Onlar küçük olduğu için, boylarına gore, tokmak daha aşağı tutturulur.

TOK03El motifi: Gelen kişi kapıyı çalmak için tokmağı tuttuğunda ev sahibinin elini tutmuş olur. Demek oluyor ki;”Sen benim elimi tuttun. Artık senden ne bana ne de ev halkıma herhangi bir kötülük, zarar gelmez. Tabi benden de sana gelmez.” Eğer el motifinin parmağında yüzük, bileğinde işleme varsa, kapı tokmağı diyor ki: “Benim sahibim kuyumcu. Bu yüzük işin inceliğini, bileğimdeki işleme de kuyumculuğun zerafetini anlatıyor. Eğer elimin üzerinde küçük bir yara izi varsa evde dul bir hanımın olduğunu belirtirim. Yalnız bu motif gayrı müslim vatandaşlarımız tarafından kullanır. Müslümanlarda kapının arkası kişinin özelidir. Bu tür bilgileri dışarı vermem.”

Yılan motifi: Yılan, sağlığı sembolize eder. Gelen misafir tokmağı tuttuğunda, ev sahibine sağlık ve afiyetler dilemiş oluyor. Ayrıca doktor veya sıhhıye olanlar da mesleklerini belirtmek için kapılarındaki tokmakta yılan motifini kullanırlar.

TOK01Ejder motifi: Ev sahibini kötü niyetli misafirlerden koruduğu gibi evi ve ev halkını da her türlü kötülükten korur.

Koç başı motifi: Hane sahibinin hayvancılıkla uğraştığını belirtir. Genelde büyük sürü sahiplerinin kapılarında görülür.

TOK04Baklava dilimi motifi: Bu tokmak diyor ki; “Benim ev sahibim dokumacı. Baklava diliminin üzerine bak, içi işlemeli ise; dokumacılığı ta çocukluktan, aileden veya usta yanında çıraklıktan öğrendiğini anlarsın. Baklava diliminin üzeri sade ise; bu şehre sonradan göçmen olarak geldiğini dolayısıyla dokumacılık mesleğini sonradan öğrendiğini anlarsın. Kilim ihtiyacın olursa gel, burada dokuruz.”

.

TOK05Üzüm salkımı motifi: Bu evin sahibinin bağcı olduğunu, dolayısıyla bağları bulunduğunu simgeler. Üzüm, pekmez ve nardenk lazımsa bu evden temin edilebileceği anlamını da taşır. (Nardenk, ezip çıkarılan üzüm suyunun topraksız kaynatılmışına deniyor. Pekmeze göre biraz acımtraktır. Su katılarak hoşaf yapılır)

.

TOK02Kapı tokmaklarının yanısıra bir de kapı halkaları vardır. Bunlar normal yuvarlak demirden ve sacdan yapılır. Ekonomik durumu zayıf olanların kapılarında, tokmak yerine kullanılır. Evden giderken iki halka birbirine iple bağlanır. Evde yokuz demektir. Hırsızlığa karşı bir önlem değildir.

TOK07Sivrihisar’da kapı tokmağı çeşitlerinin bunlardan daha fazla olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü hemen hemen bütün kapılarda izleri var. Kapıyı çalıp evdekilere haber vermeye, tutup çekerek kapatmaya yarayan; estetik olarak kapıların gerdanlığı, küpesi olan tokmaklar sökülmüş veya üzülerek söyleyelim, çalınmışlar. Teknoloji muhakkak ki insanın yaşamını kolaylaştırıyor. Ancak her biri ayrı bir değer olan kültür eserlerimizi de yok ediyor. Keşke ikisini bir arada yaşatabilseydik.

* * *

tokmak

Kaynakça:
Eskişehir Valiliği – EskiYeni Dergi
Kategoriler
Sivrihisar Kültürü

Sivrihisar Geleneksel Takılar

SİVRİHİSAR TAKILARI

İNCİLİ KÜPE

Sivrihisar İncili küpesi 3 boydur. Küpenin kenarlarındaki altın toplar 6, 8 ve 12 tane olarak sınıflanır. Küpenin göbeği orijinalinde kırmızıdır, bir çift küpenin yapımı iki gün alır, işçiliği çok zordur. Bu nadide eserin günümüzde işçiliğini yapan ustaların sayısı ne yazık ki çok azdır.

Eski İncili küpelerde ortasında kullanılan taşa kan taşı deniyor. 4 köşeli yapılırdı. Artık yuvarlak yapılıyor. Çünkü 4 köşeli taşın yuvasını yapmak biraz zahmetlidir.

Küpenin üst kısmındaki mavi taş nazarı, ortasındaki kırmızı taş ateşi, etrafındaki inciler de saflığı ve temizliği temsil ediyor. İncili küpe gelinlik kızların hayalidir. Sivrihisarlı gelinlerin de vazgeçilmezi olmuştur. Düğünlerde İncili küpe olmadan gelinler baba evlerini terk etmemişlerdir.

i-kupe1İncili küpe çok küçük parçalardan meydana gelir. En ağır parçası 1 gramın %20’si, geri kalanlar ise 1 gramın %5-%10’u şeklinde değişir. Bu şekilde 186 parçanın birleşimiyle oluşur. Bu parçalar bir merkez etrafına dizilerek incili küpe oluşturulur. Son olarak 7 gramlık bir incili küpe ortaya çıkmış olur.

Aşama olarak da önce malzemeler hazırlanır; ortası yapıldıktan sonra, ortasından ucuna doğru dizilmeye başlanır. Ortası tek parçadan oluşur, üzerine de süs olsun diye boncuk ya da taş dizilir.

Sadece parçaların yapımında, cilasında, döküm varsa dökümde makine kullanılıyor. Bunların dışında hepsi el işçiliğine dayanıyor.

i-kupeÖncelikle bu takıyı özelleştiren el işçiliği. Ortada bir emek var. Gerçek anlamda altın işçiliğine, kuyumculuğa değer veren kişiler bunu daha iyi anlar. Makineyle yapıldığında takıyı ağırlaşır. Kulakta taşınmaz. Ekonomik değil artık ergonomik olur. İncili küpe genel olarak altından yapılır. Ama gümüşten ve pirinçten de yapıldığı oluyor. Gümüşten yapılanları genelde usta kendisi satar.

gelepinci

GELEP İNCİ

Belli uzunlukta 10-15 sıra ipin üzerine dizilmiş incilerden meydana gelir. İnciler küçük veya büyük boyutta olabilir. Burularak, bükülerek boyun kısmına takılır.

SİVRİHİSAR CEBESİ

Anadolu’nun ilk altın takısı Sivrihisar cebesidir. Trabzonlu Rumlar, onu daha sonra kendine göre formüle etmişler ve Trabzon cebesini ortaya çıkartmışlar. Sivrihisar cebesi, Trabzon cebesinden daha kullanışlı ve dayanıklıdır. Sivrihisar cebesi ustalarının sayısı, ortaya çıktığı günden, günümüze kadar geçen zamanda 10’u geçmez. Sivrihisar cebesinin bir pazarı yok. Pazarı olmadığı için üretimi çok az yapılmaktadır. Bu yüzden cebe ustası yetişmiyor.

cebe1Günümüzde isteğe bağlı olarak Sivrihisar cebesi set halinde (yüzük, gerdanlık, küpe) de yaptırılabilir. Eskiden erkekler kız istemeye gittiklerinde, iki Sivrihisar cebesi olmadığında kızı alamazlardı. Bu yüzden cebe almak çok önemliydi. Şimdi bu gelenek az da olsa devam etmektedir.

Yüzyıllardır süregelen bir geleneğin parçasıdır Sivrihisar cebesi. Sivrihisar’dan çıkmış, Sivrihisarlıların manevi değeri olmuştur. 1600 senelik geçmişi olan bir örgü çeşididir Sivrihisar cebesi. Türkiye’de İç Anadolu Bölgesi’nde eski mezarların birçoğundan örnekleri çıkmıştır. Sivrihisar mezarlarından çıktığı için günümüzde Sivrihisar cebesi ismini almıştır.

Cebe yapımı tamamen el işçiliğine dayalıdır. 55 mikron telden altın ve gümüş olarak iki farklı malzemeden örülür. Yumuşatılmış 14 ve 18 ayar telden de yapılabilmektedir. Ve sadece 4 sıra örgüden oluşabilmektedir. Bu teknikle şu anda gerdanlık ve bilezik üretilmektedir. En büyük özelliği üst taraftan baktığımızda balıksırtı görünümü verirken alt taraftan bakıldığında paralel düz çizgi halinde görünmesidir. Her ustanın farklı cebe örme tekniği vardır. Bu tekniklerin mahremiyeti olan özel sırları vardır.

Düzgün bir cebe yapımının tamamı temiz bir şekilde ortalama 2 gün sürmektedir. Bunun 1.5 günü örgüsü, geri kalan zamanda da kaynak yapımı, kilidinin takılması, cila ve ütü işlemi yapılmaktadır.

Avrupa’da el sanatlarına bizden daha fazla değer veriliyor ve yüksek ücretler ödeniyor. Burada ise cebe yöresel bir değer olarak kalmıştır. Tanıtımı yapılmadığı için de Türkiye’nin diğer şehirlerinde pek bilinmiyor. Cebe yapımı halka açılamadığından dolayı yaygınlaşamamaktadır.

Bir cebe yapımı için 4 şerit, 1 şiş ve 14 metre bir tel yeterlidir. Cebeyi tek kişi üretmek zorundadır. Çünkü; her ustanın el sıkılığı farklıdır. Kiminin örgü aralıkları sıkı; kiminin boldur. Baştan sıkı yapılan örgünün yine aynı sıklıkta devam edebilmesi için aynı kişinin bitirmesi gereklidir.

cebe2Bir cebe yaklaşık 12-14 metre telden yapılıyor ve kalınlığı en az 55 mikrondur. En yumuşak hali ile 22 ayar altın tel ya da 925 ayar gümüş telden üretilir. Onun dışındaki teller genelde çok serttir. Örneğin 24 ayar altın telden yapılan bir cebe, aşırı deforme olabilir. Cebenin en önemli özelliği üstten bakıldığında balıksırtı görünümü verirken, alt taraftan bakıldığında düz bir görünüm vermesidir. Bilezik şeklinde kıvrıldığı zaman örgü kendini kasar ve çember halini alır. Tersten büküldüğünde istediğiniz kadar rahat bir şekilde kıvrılabilmektedir. Bu kasılma bileziğe düzgün bir görünüm vermektedir.

Cebenin bu işlemlerden sonraki aşaması ütü işlemidir. Teller düzgün bir şekilde sıralanarak, oklava şeklindeki aparatlar arasında ezilerek istediğimiz şekli alır. Çünkü elde yapılan örme işleminde hafif de olsa bükümler meydana gelir. Bu bükümleri düzeltmek amacıyla bu işlemi gerçekleştiririz. Ütü yapılmadan örgü kendini göstermez. Son olarak kaynakları, bitip kilitleri takıldıktan sonra cila işlemine girerek çok güzel bir görünüm alır.

incicebeCebeyi çok kalabalık bir yerde öremezsiniz. Sakin bir ortamda örülmesi gerekir. Bu sırada da aklınızdan çok şey geçebilir. Aksi taktirde dikkatiniz dağılır. Atlama yapabilirsiniz. Atlama yapıldığı zaman da örgünün arasında bu hata belirgin bir şekilde görülebilir.

Sivrihisar cebesi üzerinde bir de “Telkâri” denen süsleme sanatı veya el işçiliği görülebilmektedir. “Telkâri” denen süsleme sanatı cebenin genellikle bağlantı yerine ve kenarlarına yapılır.

Üzerinde telkâri bulunan cebeler fiyat bakımından biraz daha pahalı olduğu gibi diğerlerine göre daha da gösterişlidir.

* * *

Sivrihisar’ın Değerleri, Kıyafet ve Takılarımız

Kaynakça:
Tahsin ALTIN – Sivrihisar Folkloru
Eskişehir Valiliği – EskiYeni Dergi
Kategoriler
Video Galeri

Sivrihisar Ulu Camii

2014 YILINDA YAYINLANAN VİDEO

Sivrihisar Ulu Cami Osmanlı mimarisindeki Ulu Cami plan tipinin nadide örneklerinden biridir. Eser aynı zamanda orta Anadolu’daki  ikinci büyük ağaç direkli camidir. Dikdörtgen planlı caminin çatısını ve iç mekanını taşıyan 67 direğin sırrı ne? Sivrihisar Ulu Cami hakkında en yeni ve geniş bilgi için tıklayın. >
[ot-video type=”youtube” url=”https://www.youtube.com/watch?v=eAo2yF3q9cs”]

Kategoriler
Foto Galeri

Şenol Öz Pinterest Fotolar

senol-ozSivrihisar İlçesinin tanıtımı için Şenol ÖZ tarafından pinterest sitesinde oluşturulan fotoğraf galerisi.  Bu linkten bakabilirsiniz.

* * *

Pinterest Nedir?

Diğer sosyal ağlar kadar iddialı bir paylaşım sitesi. Ülkemizde çok fazla kullanılmayan fakat son zamanlarda popüler olan sosyal medya platformudur. Resim imlemeye (LIKE) ve paylaşmaya (PIN) yarar.

Tarayıcı veya uygulamalarda “PIN IT” butonu vasıtasıyla beğendiğiniz resmin bağlantısını veya kendi bilgisayarınızdaki bir resmi paylaşabilirsiniz.

Ayrıca Pinterest kullanıyorsanız, artık resimleri bilgisayarınıza kaydetmenize gerek yok. 2010 yılında sosyal medya platformları arasına dahil olan Pinterest, 2011 yılında popülerlik kazanmıştır. Şu an ise 50 milyon üzeri bir kullanıcıya sahip.

Pinterest’i bir resim panosu gibi düşünebilirsiniz. İlginizi veya dikkatinizi çeken ve beğendiğiniz resimleri bu panoya iğneliyorsunuz. Daha sonra siz yada sizin panonuzu takip eden kişiler bu resimleri görebiliyorlar ve bunun hakkında yorumlarını paylaşabiliyorlar.

Pinteresti bilgisayar, akıllı telefon veya tabletler üzerinden kullanılabilirsiniz. Türkçe dil desteği mevcuttur.

eml

Kategoriler
Tarihi Sivrihisar Evleri

Sivrihisar Tarihi Evleri

siv-ev1TARİHİ SİVRİHİSAR EVLERİ HAKKINDA GENEL AÇIKLAMA

Eski bir Anadolu kasabası olan Sivrihisar, kimliğini hâlâ belli ölçüde yaşatan ender yurt köşelerimizden biri bugün. Ankara’ya yakın olması ve yol güzergahında bulunmasına rağmen ilçe merkezi yavaş gelişme göstermiş, belki de bu sayede tarihi dokusu korunabilmiş kentin. Ancak son yıllardaki kimi müdahalelerle bu doku giderek değişmeye ve yok olmaya yüz tutmuş durumda. Tertemiz taş döşemeli sokaklarını iki yönden saran ve adeta birer biblo gibi duran eski evleri böyle bir değişimin başında geliyor.

Sivrihisar’da bu­güne kadar kent merkezi ve çevresindeki diğer mimari anıtların çeşitli yayınlarda ele alınması ve belli ölçüde tanıtılmasına karşılık, eski ev­leri nedense yayınlara pek konu olmamıştır. Bu alanda ilk bilimsel araş­tırma sanat tarihçisi Ramazan Erdoğan tarafından 1974’te Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde yüksek lisans tezi olarak gerçekleştirilmiştir. Söz konusu tez sadece iki nüsha halinde yazılmış; ancak her iki nüsha da zamanla kaybolmuştur. Bu konuda hem tezi hazırlayan Ramazan Erdoğan’ın yaptığı aramalar, hem de bizim gerek tezin danışmanı Prof. Dr. Oluş Arık’ın özel kütüphanesinde, gerek ise Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi’ndeki araştır­malar herhangi bir sonuç vermemiş ve söz konusu tez bulunamamıştır. Sivrihisar evleri için önemli olduğunu düşündüğümüz böyle bir çalışmanın bugün hiç yapılmamış derecesinde tamamen kaybolmuş olması gerçekten üzücüdür.

İç Batı Anadolu’da Eskişehir’in bir ilçesi olan Sivrihisar, eski kent dokusunu ve geleneksel evlerini önemli ölçüde koruyabilen kentlerimizden biridir. Selçuklu döneminde Türk iskânına sahne olan bu yerleşim yerinin ilk devirlerinden itibaren cami, medrese, han ve hamam gibi mimari yapılarla donatılarak bir Türk şehri karakterinde gelişme gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu gelişim ve tarihi doku içerisinde geleneksel evler özellikle dikkati çekmektedir. Ne var ki, günümüzde ciddi koruma önlemleri bulunmayan bu evler; ya yıkılarak yok olmakta, veya yapılan değişikliklerle özgünlüklerini yitirmektedirler. Böylece, Sivrihisar’ın eski dokusu gün geçtikçe değişime uğramakta ve tarihi niteliği kaybolmaktadır.

Özgünlüğünü henüz tamamıyla yitirmemiş olan Sivrihisar evleri, geleneksel Anadolu Türk evlerinin özelliklerini büyük ölçüde taşımanın yanında, dış görünüş ve mekân organizasyonu açısından kendine has karakteristiklere de sahiptir. Yöresel malzemelerle inşa edilen bu yapılarda başlıca malzeme; taş, tuğla, kerpiç ve ahşaptır. Evlerin duvarları, temelden subasmanına veya ikinci kat seviyesine kadar moloz taş örgüsü, üst kısımlar ise ahşap çatkı arası tuğla veya kerpiç dolgulu karkas şeklinde inşa edilmiştir. Şehir merkezindeki evlerin üstleri yakın zamanlara kadar çoğunlukla toprak damlı iken, bugün geleneksel evler kırma çatılı ve oluklu kiremitle örtülüdür. Yalnız çoğu yapıda, oluklu kiremitlerin düşmesi sonucunda, bunların yerini marsilya tipi makine kiremitleri almıştır.

Evlerin plân kuruluşlarında; iklimin, geleneksel yaşamın, ekonomik durumun ve nüfus yapısının; bunlara bağlı olarak da işlevselliğin belirleyici rol oynadığı anlaşılmaktadır. Ancak, konutların sokakla olan ilişkisinde ve cephe düzenlerinin biçimlenmesinde arsanın konum ve büyüklüğünün de etkili olduğu gözlenmektedir. Genelde iki katlı olarak planlanan Sivrihisar evleri, Anadolu geleneksel konut mimarisinde yaygın olan iç sofalı ve dış sofalı plân tiplerinde inşa edilmişlerdir. Yapılan incelemelerde sofasız ve orta sofalı ev tiplerine rastlanmamıştır. İki katlı olanlarda, giriş katının bazı bölümleri çeşitli hizmet birimlerine (kiler, ambar, kışlık oda vb.) ayrılmış; üst katlardaki mekânlar ise tamamen ikâmet amaçlı olarak düzenlenmiştir. Bundan başka, evlerin bodrumları da ahır, samanlık, izbe ve şaraphana olarak değerlendirilmiştir.

Sivrihisar’da geleneksel evlerin çoğunlukla bir hayatı ve bahçesi bulunmaktadır. Tandırevi, hela, ahır, samanlık, arabalık ve kuyu gibi elemanlar evin hayatında yer almaktadır. Buna karşın kimi eski konutlarda bu elemanların bir kısmının evin içerisinde tasarlanmış olduğu da görülür.

Sivrihisar’da geleneksel evlerin sokağa bakan dış cepheleri önem kazanmıştır. Dış süslemeyi, ahşap çatkılar ile bunların aralarını dolduran tuğlaların oluşturduğu stilize motif ve kompozisyonlar meydana getirmekte; konsol/eliböğründeler ve dış kapı kanatlarındaki dekoratif unsurlar da görünüşe zenginlik katmaktadır. Eski Türk evlerinin başlıca karakteristiklerinden sayılan alt katların mümkün olduğu ölçüde dışa sağır tutulması Sivrihisar evlerinde de belirgin bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Çok az sayıda açıklığı bulunan ya da tümüyle dışa sağır tutulan alt katlara kıyasla üst katlarda pencerelerin sayıca çokluğu dikkati çeker. Bu durum doğal olarak iç mekânlara da yansımıştır. Alt bölümlerin genelde karanlık ve loş havasına karşılık, üst katlar aydınlık ve ferah bir mekân etkisini hissettirmektedir. Çıkmalar evlerin dış cephelerine hareket kazandırmıştır. Daha çok tek veya çift şekilde düz çıkmaların görüldüğü cephelerde nadiren gönyeli çıkmalara da rastlanmaktadır.

Dışta yapıyı güneşe ve yağışa karşı koruyan saçaklar oldukça sade bir görünüme sahiptirler. Bunların bir kısmı düz tahta kaplamak; diğerleri ise kaplamasızdır.

Sivrihisar evlerinde iç mekân süslemesine önem verildiği anlaşılmaktadır. Fakir halk konutlarının çoğunlukla sadeliğine karşılık, bu durum varlıklı ailelerin evlerinde daha belirgindir, içteki süsleme genellikle kapı, dolap, yüklük, çiçeklik ve tavan gibi ahşap elemanlarda toplanmaktadır. Bunlar da oyma ve geçme teknikleri kullanılarak çeşitli motif ve kompozisyonlar oluşturulmuş; bir kısmının üzeri ayrıca aşıboyası ve yağlıboya kullanılarak boyanmıştır. Kimi ahşap oymaların kırmızı kadifeli bir zemin üzerine tespit edilmesi de yaygın bir süsleme anlayışıdır.

Sivrihisar evleri, dış görünüş ve mekân organizasyonu açısından kendine has özelliklerinin yanı sıra, plân elemanları bakımından İç Anadolu’nun Türk konut mimarisi karakteristiklerine, özellikle de Ankara yöresinin geleneksel eski evlerine yakınlık göstermektedirler.

Ballıhisar (Pesinus), Hamamkarahisar, Nasreddin Hoca (Hortu), Mülk, Oğlakçı, Aşağı Kepen köylerinde yapılan incelemeler sonucunda da hem işlev, hem de mimari kuruluş ve yapı elemanları itibariyle köylerdeki geleneksel evlerin şehirdekilere yakınlık gösterdikleri, ancak; şehirdekilere göre köy evlerinin çok daha yalın konutlar oldukları görülmektedir. Çoğunun üst örtüsü sonradan kiremit çatıya dönüştürülmekle birlikte, köylerdeki eski evlerin bir kısmı toprak damlı olarak özgünlüğünü korumaktadır.

Eski bir Anadolu kasabası olan Sivrihisar’ın geleneksel evlerinin korunması ve yaşatılması hayati önem taşımaktadır. Zira bu evler, Türk kültür mirasının çok önemli bir parçası olmanın yanında, yöre insanın geçmişteki sanat anlayışı ve yaşama zevkinden de derin izler yansıtan en somut eserler niteliğindedir.

Tarihi Sivrihisar Evleri
Prof.Dr. Yüksel Sayan – Ege Üniversitesi, 2009

TARİHİ SİVRİHİSAR EVLERİ KATEGORİ YAZILARI »

zaimoglu-konak-kuzeydogu

* ZAİMOĞLU KONAĞI

 

[otw_shortcode_content_toggle title=”Sivrihisar Houses” opened=”closed”]

do-you-speak-englishSivrihisar, a town of Eskişehir in Midwestern Anatolia, is one of our cities which was able to largely keep its old town characteristics. It seems that the town, which saw Turkish settlement during the Seljucks, was furnished with architectural structures such as mosques, madrasas, hans and hamams (Turkish bath), and that it developed into a city with Turkish characteristics.

Alongside many historical monuments, Sivrihisar also contains a large cultural heritage with its houses. Unfortunately, the town is not very well- known for its traditional houses.

Sivrihisar houses, besides their unique features in terms of appereance and space organization, have the characteristic plan elements of Middle-Anatolian Turkish houses. Also Sivrihisar houses especially show close resemblances to old traditional houses of Ankara region. The main feature which makes these houses special is that they were able to keep their originality despite many alterations. However, due to lack of serious protection measures, these buildings are being demolished and are decreasing in number or losing their originality with alterations. As a result, the old structure of the settlement is subject to change and is loosing its historical properties day by day. In order to keep this original structure alive the monuments that form it should be protected as a whole.

For that purpose, between the years 2001-2003, we carried out a study on Sivrihisar houses with the monetary support of Ege University and it is presently ready for publication as a book.

In the prepared book, the factors (such as history, geography, population, urbanization and culture), that had effects on the formation of Sivrihisar houses, are stressed. Then information on the historical monuments in and around the city is given.

The houses are described thoroughly in the cataloque section where eleven examples were chosen from traditional houses of Sivrihisar.

In the fourth section where architectural properties of Sivrihisar houses are discussed, the houses are examined in terms of their plans, facades, materials, technical and ornamentation aspects.

[/otw_shortcode_content_toggle]

Kategoriler
Makale ve Yazılar

Kapan Hanları

KAPAN HANLARI, Osmanlı döneminde başta İstanbul olmak üzere ticaret pazarlarına sahip şehirlerde, (Sivrihisar’da) özellikle zahire türünden ihtiyaç maddelerinin alınıp satıldığı toptancı halleri, mal çardakları ve borsalarıydı.

Kapan kelimesi sözlüklerde ‘büyük terazi, kantar’ anlamında açıklanmaktadır. Latince “campana”dan Farsça’ya buradan kab-ban (kab tutan, kab ile uğraşan) şekliyle Arapça’ya geçtiği, Türkçe’ye ise “kapan” olarak girdiği düşünülmektedir. Mısır’da kantar kullanan kimseye ‘’kabbani’’, alım satım mukavelelerine nezaret eden kurumada ‘’Divanü-l kabbani’’ denirdi.

İstanbul’a gelen yiyecek ve ihtiyaç maddelerinin, ekspertiz, ölçüm, fiyatlandırma ve dağıtım işlemlerinin yapıldığı kapanlar, Haliç girişinde ayrı birer iş ve ticaret merkezi konumundaydı. Bunların en büyükleri “Yağkapanı, Balkapanı, Unkapanı”dır. Bunlar, içinde satılan malların adlarıyla anılmaktaydı. Böylece büyük tartı aletinin adı olmaktan çıkıp günümüz toptancı hallerine veya zahire borsalarına benzeyen yerlerin adı olmuştur.

Anadolu Selçuklu döneminde de görülen kapan sistemi, Osmanlı döneminde ticarete elverişli kıyı bölgelerinin, özellikle de İstanbul’un alınmasından sonra daha da gelişti. 19. yüzyılda iltizam yönteminin kapan vergileri için de öngörülmesi sonucunda kapanlarda bozulma başladı. Tanzimat döneminde İstanbul kapanlarının tümü Şehre­maneti (İstanbul Belediyesi) hizmetleri kapsamına alındı. Bir süre sonra da bu geleneksel düzen yerini Batı’daki hal ve borsa sistemlerine bıraktı.

* * *

Kapan hanlarının nasıl ortaya çıktığı, hanın nasıl işlediği, görevlilerinin kimler olduğu, burada hangi işlerin yapıldığı?

Anadolu Selçuklu Devleti’nin gücü zafiyete uğramasıyla, Osmanlılar da bağımsızlık peşinde fetihler hızla devam etti ve kısa sürede kuvvetli bir devlet ortaya çıktı.

Bu fetihler toprak kazanmaya yarıyor ve devlet toprakları genişliyordu ama devlet demek sadece toprak demek değildi. Osman Gazi ve sonraki Beyler “yaptıklarının kuru cihangirlik kavgası olmadığını” biliyorlar ve bu konuda bilgili ve bilinçli davranıyorlardı. Aynı zamanda fethettikleri bölgelerin insanlarının yaşayışını kolaylaştırıcı ve geliştirici faaliyetler de sürdürüyorlardı. Yeni yollar açıyorlar, çeşmeler, hanlar, kervansaraylar, köprüler, aş evleri, medreseler, camiler ve mescitler, hamamlar, zaviyeler inşa ettiriyorlardı. 

Bursa, Osmanlılarca 26 Nisan 1326 tarihinde alınabilmiştir. Bu tarihten itibaren şehre Orhan Gazi, Lala Şahin Paşa gibi devletin ileri gelenlerinin hanlar yaptırmaya başladığını görüyoruz. İşte bu manada Sultan I. Murad da şehrin alış veriş işlerinin düzene girmesinde önemli bir fonksiyon üslenecek olan Kapan Hanını inşa ettirdi. Ardından Sultan Yıldırım Bayezid de Ulu Cami’yi ve Bedesteni inşa ettirdi. Böylelikle Bursa şehri kuruluş devri Osmanlı Şehri hüviyetinin üç önemli yapısına kavuşmuş oldu. Bunlar, şehrin merkezî yapısı Ulu Cami, onun tamamlayıcısı Bedesten ve Kapan Hanıydı.

Müslüman Türk ve Arap devletlerinde kullanılan kapan tabiri Osmanlı’larda ilk devirlerde kapan daha sonralarda da un kapanı (kapan-ı dakik), bal kapanı, yağ kapanı vb. satılan malın adıyla birlikte kullanılmış, böylece büyük tartı aletinin ismi olmaktan çıkıp günümüz toptancı hallerini veya zahire borsalarına benzeyen yerlerin adı olmuştur. Un, yağ ve baldan başka tahıl, kahve, tütün, ipek, pamuk kumaş ve çeşitli dokumalar üreticiden satın alınarak başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerdeki kapanlara getirilirdi. Buralarda kadı naibinin nezaretinde esnaf temsilcilerinin de hazır bulunmasıyla muhtesip nezdinde mallar tartılır, ağırlık, kalite ve çeşidine göre vergi ve narha tabi tutulduktan, fiyatları belirledikten sonra esnaf aracılığıyla tüketiciye arz edilirdi.

Osmanlı Devleti genelinde var olduğunu gördüğümüz ve önemli gelir kaynaklarından olan kapanlardaki işlemler önceleri devlet adına emin, naib, kethüda gibi memurlar tarafından yapılırken zamanla ortaya çıkan mali buhranlar yüzünden kapanlar iltizama verilmeye başlanmıştır. Kapanların işleyiş sistemi üzerine şunları söyleyebiliriz; Buğday, arpa, pirinç gibi hububat dışında her çeşit yağ, peynir, işkembe, bal vb. içine alan zahire ticaretiyle uğraşanlara ‘’kapan tüccarı’’veya ‘’kapan hacıları’’ denirdi. XVIII. yüzyıl ortalarında İstanbul’un zahire ihtiyacının yüzde doksanından fazlasını bunlar karşılardı.

Kapanlara mal ve yiyecek getirme işini üstlenen büyük tüccarlara ve gemi sahiplerine ‘kapan hacıları’ deniyordu. Kapan hacıları, Osmanlı topraklarında veya dış ülkelerden yükledikleri zahire ve emtiayı İstanbul’a getirdiklerinde ilgili kapana boşaltırlar, ‘çardak’ (gümrük) işlemlerini yaptırırlardı. Kapanlardaki fiyatlandırmada genelde kapan hacılarının bildirdikleri alım fiyatı, navlun ve diğer ücretler dikkate alınarak yapılmaktaydı.

Diğer esnaf gibi birbirlerine kefalet sistemiyle bağlanmış olan kapan tacirleri ayrıca devlet tarafından denetlenir, bu kontrol üretim bölgelerinde bile sürdürülürdü. Zira taahhüt edilen malın ilgili şehre sevk edilmeyip daha yüksek fiyatla yollarda satılması bu ürünün karaborsaya düşmesine ve fiyatının aşırı yükselmesine sebep olurdu. Bunun için kapan tüccarı o bölgenin voyvodasına veya ilgili memurlarına mübâya’a miktarını ve fiyatını gösteren bir belge sunmak zorundaydı.

Kısacası, “kapan hanları”, yahut sadece “kapanlar”, işlek ticaret şehirlerinin alışverişlerinde ve pazar hayatında çok önemli ve karakteristik birer kurum olarak incelikleriyle bilinmedikçe, Osmanlı Türkiye’sinin şehirlerindeki iktisadi hareketliliği bütünü ile kavramak mümkün değildir. Selçuki Türkiye’sinin iktisadi yaşantısında şehir içindeki “kervansaraylar” fonksiyonunu, Osmanlı Türkiye’sinin iktisadi hayatında “kapan hanları” almış görünmektedir.

Yrd. Doç. Dr. Sezai SEVİM