Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar İlçesi


SİVRİHİSAR İLÇESİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Posta Kodu: 26600

Sivrihisar İlçesi M.Ö. 7. asırda kurulduğu bilinmektedir. 1071 yılındaki Malazgirt savaşından sonraki yıllarda Anadolu’nun Türklerin eline geçmesiyle Sivrihisar’da bir Türk yerleşim bölgesi haline getirilmiştir. Anadolu Selçuklu Devletinin Sınırları içerisinde kalan Sivrihisar dönemin önemli kültür ve ticaret merkezlerinden biri olmuş. Bu dönemde Karahisar adını alan ilçede bir imar hamlesi başlar, bir çok camii, medrese, hamam gibi yapılar inşa edilir. Selçuklu Devletinin 13. Yüzyılda yıkılması ile İlhanlı Devletinin kontrolüne girmiştir. Bir süre Anadolu Selçuklu Beyliklerinden Germiyanoğullarının kontrolünde kaldıktan sonra Sultan 1. Murat zamanında Osmanlı Devleti sınırlarına dahil edilmiş ve 1684 yılında Kaza haline getirilmiştir.

GÜNÜMÜZDE SİVRİHİSAR

Sivrihisar Nüfusu: Yıllara Göre Nüfus Sayım Sonuçları için tıklayın >

Sivrihisar Nerededir?

İdari Yönden Durum: Güneyden Afyon’a ve güney doğusundan Çeltik ilçesi yönünden Konya’ya uzanan yollar kavşağında yer alan Sivrihisar ilçesi Etiler, Frigler, Roma, Bizans, Selçuklu dönemleri ile Bayezid ve Kanuni döneminde vilayet merkezi; 17. yy’a kadar (Bursa) Hüdavendigar sancağına bağlıdır. 1262/1845 yılında Osmanlı vilayet teşkilatının kuruluşu ile Ankara’ya, 1912 – 1914 yılında ise Eskişehir sancağına bağlanmıştır. Birinci Dünya Savaşından kısa bir süre sonra 20 Eylül 1921 yılında Yunan işgalinden kurtarılan ve Cumhuriyet devrinde (1925) ilçe olarak Eskişehir iline bağlanan Sivrihisar merkezinde 13, ilçeye bağlı 65 mahalle, 27 mandıra ve yayla mevcuttur.

hisarkayaArkeolojik Durum: Sivrihisar Eskişehir’in en büyük ilçesidir. İlçe merkezi, Ankara, Eskişehir ve İzmir karayollarının kesişme noktası üzerindedir. Çal Dağının uzantısı olan volkanik bir kaya kütlesinin eteğinde, gökyüzüne doğru yükselen sivri kayalıklarıyla dikkat çeker. İlçeye ismini bu kayalıklar vermiştir. Kayalıkların Hisarönü-Balkayası mevkinde Eskişehir Arkeoloji Müzesi Müdürlüğünce boyalı kaya resmi tespit edilmiştir. Kaya yüzeyine kırmızı boya ile at, insan ve köpek figürlerinden oluşan bir sahne resmedilmiştir. Kalkolitik Çağ’a tarihlenen bu resim sadece Sivrihisar yöresinde değil, şimdilik Orta Anadolu’da bilinen ilk ve tek örnek olması bakımından önemlidir.

Arkeolojik araştırmalar Sivrihisar yöresinin Tunç çağları boyunca yoğun olarak iskan edildiğini gösterir. Bölge, Demir Çağının güçlü krallığı Frigler’in de ana yerleşim sahasıdır. Sivrihisar dağlarının kayalık yamaçlarında Frig yerleşmesi ve kaya anıtlarına ait güzel örnekler vardır. Frig kralı Midas tarafından kurulan Pessinus (Ballıhisar) kenti buradadır. Dönemin ünlü Pers Kral Yolu ilçe sınırları içinde Pessinus’tan geçer. Roma ve Bizans döneminde ticari ve askeri önemini korur. İlçe merkezinin kuzeybatısındaki kale ve eteklerindeki yerleşmenin bu dönemdeki adı Spaleia ‘dır.

Sosyal Durum: Sivrihisar ilçe merkezinde kasaba ve köylerimizde konut ve gecekondu sorunu yoktur. İlçemize bağlı tüm köylerimizde elektrik ve telefon vardır. Nüfusun yaklaşık %30’u ilçe merkezinde % 15’i kasabalarda ve % 55’’ide köy ve yaylalarımızda oturmaktadır. Halkın % 80’ine yakın kısmı tarım ve hayvancılıkla % 20’si ise Küçük Sanat, Ticaret ve Serbest Meslek erbabıdır. Bütün köylerimizde içme suyu mevcut, bazı köylerimizde yetersizdir.

Sağlık Hizmetleri: Sivrihisar ilçe Merkezinde Devlet Hastanesi, Sivrihisar Aile Sağlığı Merkezi, Kaymaz – Dümrek ve Nasrettin Hoca Kasabaları Aile Sağlığı Merkezlerince yürütülmektedir. İlçemizde sağlık hizmetleri, tüm sağlık kuruluşlarımızda 3 Uzman Doktor, 4 Pratisyen Hekim, 8 Aile Hekimi 43 Ebe-Hemşire, 22 Sağlık Memuru, 6 Laborant, 8 Röntgen Teknisyeni, 2 Çevre Sağlığı Teknisyeni, 1 Hastane Müdürü, 1 Ayniyat Saymanı, 3 Memur, 6 Şoför ve 10 Hizmetli ile yürütülmektedir. Ayrıca ilçemiz hudutları içerisinde hizmet veren Türkiye Şoförler Federasyonu tesislerinde de 1999 Eylül ayı içerisinde 112 Hızır Acil istasyonu açılmış olup hizmet vermektedir.

Eğitim ve Kültür Durumu: Sivrihisar İlçe Merkezinde 4 adet olmak üzere toplam 24 adet İlköğretim Okulu, 1 adet Teknik Endüstri Meslek Lisesi, 1 adet İmam Hatip Lisesi, 1 adet Kız Meslek Lisesi, 1 adet Anadolu Lisesi, 1 adet Sağlık Meslek Lisesi, 1 adeti Merkezinde 1 adeti de Kaymaz Kasabasında olmak üzere 2 adet Genel Lise vardır. İlçemiz Merkez İlköğretim Okullarında 74, Kasaba ve Köy İlköğretim Okullarında 68 adet olmak üzere toplam 142 öğretmen görev yapmaktadır. Orta dereceli okullarımızda Merkez’ de 77, Kaymaz Kasabasında ise 6 adet olmak üzere toplam 83 öğretmen görev yapmaktadır. İlköğretim okullarımızda merkezde 1702, Birleştirilmiş sınıflı okullar 383, Kasaba ve Köylerde 1122 adet olmak üzere toplam 3207 öğrenci, Orta dereceli okullarımızda ise Merkezde 880, Kaymaz Kasabasında 34 adet olmak üzere toplam 914 öğrenci eğitim ve öğretim yapmaktadır. Ayrıca Sağlık Meslek Lisesinde de 81 öğrenci eğitim öğretim görmektedir. Ayrıca İlçede Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Muhasebe, Bilgisayar, Teknoloji ve Programlama, İnşaat ve Makine Bölümleri mevcuttur.

Ekonomik Durum: Sivrihisar ilçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Halkın %80’i tarım ve hayvancılıkla,geri kalanı da Küçük Sanat ve Ticaretle uğraşmaktadır. İlçemiz hudutları içerisinde 2.984.986 dekar araziden çeşitli hububat, çeşitli sebze ve şeker pancarı yetiştirilmekte olup, sebzecilik gelişme aşamasındadır.

Sivrihisar ilçesinde 33 adet tarımsal amaçlı kooperatif bulunmaktadır. Bunlardan 26 adeti sulama kooperatifi, 7 adeti tarımsal kalkınma kooperatifidir. İlçemizdeki hayvan varlığı 125.165 küçük baş, 13.005 adet büyükbaş hayvan mevcuttur. Bölgemiz hayvancılığından istenilen miktarda verim sağlanabilmesi için gerekli çalışmalar yürütülmektedir. Bunların başında ırk ıslahı, sun’i tohumlama çalışmaları gelmektedir.

Ulaşım Durumu: Sivrihisar ilçesi Eskişehir’e 100 km., Ankara iline 135 km.’dir. İlçemize bağlı köylerimizin ulaşım durumu itibarı ile yolları yaz kış trafiğe açıktır.

Coğrafi Durumu: Sivrihisar İlçesinin yüz-ölçümü 2987 Km2 olup rakımı 1071 mt.dir. İlçede karasal iklim türü hakimdir. Eskişehir ilinin doğusunda, deniz seviyesinden 1080-1100 metre yüksekliktedir. Eskişehir’e 98 km, Ankara’ya 138 km, Afyon’a 131 km uzaklıktadır. Ankara- Eskişehir ve Ankara – İzmir devlet karayolu üzerinde yer alır. Doğusunda Ankara ve Günyüzü, güneyinde Konya ve Afyon illeri, batısında Çifteler ve Mahmudiye ilçeleri kuzeyini ise Mihalıççık ilçeleri sınırlar. En önemli dağları ilçenin kendi adıyla anılan Sivrihisar Dağları’dır. Kaymaz bucağına kadar devam eden bu dağ sırasının en önemli tepesi ilçenin 7 km doğusundaki 1690 metre yükseklikteki Çal Dağı tepesidir. Çiftelerden doğan Sakarya Nehri, doğuya dönerek ilçenin güney ve doğusunu dolaşarak tekrar Ankara sınırına geçer. Pürtek ve Hortu suları ilçemizdeki kollarıdır. Kurak ve sert bir iklim hakim sürer. Yağışlar kış ve ilkbahar aylarında görülür. Yazlar kurak ve sıcak geçer. Metrekareye ortalama 2 kg yağış düşer. Lodos, karayel ve poyraz ilçede esen önemli rüzgarlardır. İlçede krom, demir, mozaik, mermer madenleri bulunmaktadır. 

Bitki Örtüsü: Sivrihisar İlçesinde bozkır bitki örtüsü hakimdir. Çıplak, step manzarası arz eder. Bir zamanların palamut yatağı olarak anılan Sivrihisar’da usulsüz kesimler sonunda orman varlığı yok edilmiştir. Kekik ve yavşan denilen otlar bol bulunur. Ekilebilen arazide daha çok tahıl tarımı yapılır. Sulak yerlerde şeker pancarı yetiştiriciliği önemli yer tutar. Sebzenin hemen her çeşidi ilçenin ihtiyacını karşılayacak kadar yetiştirilmektedir. Meyvecilik az da olsa son yıllarda gelişme göstermektedir. Bölgede arpa, buğday ve yulaf ekimi yapılmaktadır. Bazı köylerde (Okçu, Kaymaz ve Memik) fasulye, nohut ve mercimek ekimi yapılmaktadır. Ayrıca, Sakarya ve Porsuk vadisi köylerinde çeltik ziraatı yapılmaktadır. Özellikle Biçer ve İlören köylerinde çeltik yetiştirilmektedir. Ancak, Porsuk çayının kirli geçtiği havzalar, üretim düşüşüne sebep olmuştur. Biçer ve İlören köylerinde kavun, karpuz ve sebze üretimi de yapılmaktadır.

Yüzey Şekilleri: Sivrihisar ilçesi 39 derece 30 dakika 5 saniye enlem kuzey ve 29 derece 6 dakika 15 saniye boylam doğu ve gayet sert ve yüksek ve uçları güneye doğru granit tepelerden müteşekkil bir kavsın içinde olup, Konya hudutlarına kadar devam eden ovaya nazırdır.

Eskişehir ilinin güneydoğu köşesinde, Sakarya yayının içerisinde başlayan Sivrihisar dağları, güneydoğu-kuzeybatı yönünde uzanarak Türkmen dağına ulaşırlar. Kaymaz bucağı eşik görünümlü bir yayla üzerinde yer alır. Deniz seviyesinden yüksekliği 1071 metredir. En yüksek noktası ilçe merkezi doğusunda ve ilçeye 7 km. uzaklıkta Çaldağı (Çürükçal) 1690 metredir.

Diğer önemli yükseklikler güneydoğudan başlayarak, Akyokus (961 m.), (Kanuni zamanında zümrüt madeninin çıkarıldığı) Adatepe (1400 m.), Adatepe önü Boztepe (948 m.) yüksekliğinde üç tepe, 1820 m. yüksekliğinde Arayıt dağı (halen Günyüzü hududunda Kuzören köyü üzerinde), 1300 m. yüksekliğinde Yumrukçalı tepesi, 1361 m. yüksekliğinde Sarnıçlı tepe, 1670 m. yüksekliğinde Büyelik tepe, 1525 m. yüksekliğinde Hasan Paşa tepesi (Dinek köyü üzerinde), Çamlıkdağı, Ge­cek Beli (1525 m.), Yediler tepesi (1531 m.), Karaburhan sivrisi (1322 m.), Karakaya tepesi (1203 m.) yüksekliğindedir. Yeniköy üzerinde “Ekmekçi Pınarı”, Kertek üzerinde “Alan”, her ikisi de geçmişte yayla idi. Karakayaya kadar uzanan silsileye yediler derler. Sivrihisar’ın batısında şehir çıkısında pancar kantarından Eskişehir yönüne doğru Beş Dereler yer alır. Sivrihisar’ın eteklerinde kurulduğu, tarihte “Güneş Dağları” diye anılan granit kayaların ortası ve en yüksek tepesi; eski Justinianus kalesinin bulunduğu, yeni adı ile Yazıcıoğlu kalesidir.

Buradan doğuya doğru Merdivenkaya, Hisarbeli, Ağlıyan kaya, Sivrikaya, Balkayası, Kızılbel, Böğürtlen (çiftlik) gediği, Şınşırak tepesi, kale görünmez uzantıları ile Tombakkaya, Kıblekaya, kaleden batıya doğru Baba çeşmesi, Zey yolu, Gavur kö­yü bağları gediği, Garipçe sivrisi yer alır.

Akarsuları: Sivrihisar İlçesi, batısından Çifteler Sakarya başından 19-250 C sıcaklıkta kaynayan beş kaynak Sakaryayı meydana getirir. Başlangıçta güneyi takip eden Sakarya nehri, doğuya doğru ilerlerken, Kepen çayı, Zorsu, Göksu ve Düden sularını alarak kuzeye döner.

İlçe hudutlarına; kuzeyden Biçer Köyü yakınlarında giren Porsuk nehri, Beylikköprü yakınlarında Sakarya’ya kavuşmak üzere doğuya ilerler.

Karaburhan’dan çıkan Karaburhan suyu; Zey, Dümrek, Memik, Elcik, Mesut Çiftliği ve Babadat sularını alarak Hortu suyu ile birleşir. Pürtek suyu adını alır. Mülk köyü batısındaki tarihi bir köprünün altından geçerek Demirci, Ortaklar güzergahı ile İlören yakınlarında Porsuk nehrine karışır. Tabii zikri geçen çayların suları yazın ziraatta kullanıldığından ancak kısın Sakarya ve Porsuk’a kavuşma imkanı bulur.

Sivrihisar ilçesi; Kaymaz, Koçaş, Oğlakçı ve Bahçecik köylerinde sulamada kullanılan göletler yapılmıştır. Son yıllarda yeraltı suları sondajları ile sulu ziraat artmıştır.

İklimi: Sivrihisar ilçesinde kışlar genellikle yağışlı ve soğuk, yaz ayları kurak ve sıcak geçer. Yağışlar ilkbahar ve yaz aylarında görülür. Rüzgarlar kışın kuzey ve güneydoğudan, diğer mevsimlerde güneybatıdan eser. İlçeyi geniş bozkırlar kaplar. Su boylarında söğüt ve kavak ağaçları boy gösterir. Dağların tepelerinde eski orman bakiyeleri, çanı ve meşelere rastlanır.

Sivrihisar ilçe bölgesi kendine özgü bir iklime sahiptir. Karasal iklimin hakim olduğu bölgede yıllık sıcaklık ortalaması 20 derecedir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçer. Yılın en soğuk ayı -7 ile -10 derece ile Ocak ayıdır. Aralık ayının ortasından Ocak ayının soğuk günler ve don olayları yaşanır. -10 ile -20 derece arasında değişen sıcaklıklar olur. Ancak bu ay içinde bazen ılık günlerde yaşanır. Don olayına en fazla Mart ayında rastlanır. Baharın yarısından sonra sıcaklık 18-20 dereceye kadar çıkar. Temmuz ve Ağustos aylarında en sıcak günler yaşanır. Bu aylarda sıcaklık 30 derecenin üstüne çıkar. Sivrihisar bölgesinde gece ile gündüz arasında sıcaklık farkı bir hayli fazladır. Sonbaharda ise sıcaklık 13-15 dereceye kadar düşer. Bu mevsimde kışın belirtisi hemen hissedilir. (Eskişehir İl Yıllığı, 1973)

Sivrihisar ilçe iklimini yağışlar bakımından incelediğimizde; kışın kar ve yağmur şeklindedir. Aralık ayından itibaren daha çok kar şeklindedir ve don olayları sıkça görülür. Bahar aylarında yağış tipi yağmurdur ve genellikle sağanak şeklinde yağar. Yağış miktarı değişkenlik gösterse de genellikle 340-350 kg / m3’tür. Kasım ayında sulu karların yağmaya başlaması kışın geldiğini göstermektedir.

Tarımcılık: İç Anadolu’da kırsal kesimde yasayan halkın %90’ı tarım ile geçimini sağlamaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında halkın fakir olması ve teknolojinin köylümüze geç ulaşmasından dolayı tarımsal faaliyetler yılın büyük bir bölümünü teşkil ediyordu. Ekmek, dikmek, harmanlamak, pazarlamak yılın 8-9 ayını işgal ediyordu. Şimdi ise başta traktörlerin ve değişik araç gereçlerin halkın hayatına girmesiyle bu işlemler 3-4 aya kadar inmiştir. Tarım aletlerinin toplumsal hayata hızla girmesi geniş ailelerin parçalanmasına da zemin hazırlamıştır. Çünkü önceden her iş insan gücüyle yapılırken aileden her yaş ve cinsiyetteki kişilere ihtiyaç varken şimdi kimseye ihtiyaç kalmadan her iş kendi başına yapılabilmektedir. Bu da daha çok genç nüfusun iş bulmak amacıyla şehirlere göçü artırmıştır.

Sivrihisar ilçe ve çevresinde genellikle “kuru tarım” sulanabilen yerlerde ise “sulu tarım” yapılmaktadır. Kuru tarımın yapıldığı yerlere “kıraç toprak” adı verilir. Bu toprakların su ve mineral bakımından verimi düşüktür. Genellikle bir yıl ekilir, bir yıl nadasa bırakılır veya bir yıl ekilir diğer yıl toprağı yormayacak ekinler ekilerek toprak dinlendirilir. Sulu tarımın yapıldığı yerlere ise “sulu” veya “çayır” denilmektedir. Bu topraklar her sene ekilir. 8-10 yılda bir dinlendirilir. Genellikle Sakarya Nehrinin ve Porsuk Çayının geçtiği yerler bu akarsular ile veya kuyudan su çıkarılmak vasıtasıyla topraklar sulanır. Bu toprakların verimi yüksek olup, alım ve satımı kolaydır.

Sivrihisar ilçe ve çevresinde, kuru tarım faaliyetiyle arpa, buğday, çavdar, yulaf, nohut, kimyon, mercimek, çörekotu, ayçiçeği (yöre diliyle aydın), kavun, karpuz ekilmektedir. Sulu tarım faaliyetiyle başta şeker pancarı olmak üzere soğan, kavun, karpuz ve son yıllarda izin verilmesiyle haşhaş ekilmektedir. Ayrıca bostan denilen yerlere ve tarlalara hayvanlar için yonca ve silajlık mısır ekilmektedir.

Aşağı ve Yukarı Kepen köylerinde; Lahana (kelem), kırmızı lahana, havuç, ıspanak, siyah ve beyaz turp, şalgam, pırasa, mısır, nane, maydanoz, Koçaş köyünde; Patlıcan ve Biber, Hortu köyünde; kabak, Mülk köyünde; soğan ve patates, İlören ve Biçer köylerinde; çeltik, soğan, pancar, Hamamkarahisar köyünde; kavun karpuz, domates. Çiftlik (Böğürtlen) köyünde; elma, Elcik köyünde taze fasulye, Karkın, Memik, Sarıkavak, Karaturhan köylerinde; nohut, mercimek üretimi yapılmakta ve saydığımız köyler bu ürünleri ile tanınmaktadır.

Sivrihisar ilçe ve çevresinde meyve yetiştiriciliği de önemli bir yer tutmaktadır. Meyve ağaçları genellikle evin bahçesinde veya köylerin bahçelik mekanlarında yetiştirilmektedir. Meyve yetiştiriciliği evin ihtiyacını karşılayacak kadar yapılmaktadır. Fakat ürün çok olursa Sivrihisar Çarşamba pazarında muhakkak alıcısını bekler. Kayısı (yöre diliyle zerdali), erik, vişne, ceviz, badem, elma, armut, ayva, dut, kiraz, iğde, alıç yetiştirilir. Meyve ağaçlarının dışında kavak, söğüt, akasya, çam, ardıç, meşe, karaağaç gibi ağaçlar da dikilerek bağ ve bahçelerin ne kadar zengin olduğu gösterilir.

Hayvancılık: Sivrihisar ilçe ve çevresinde tarımın yanında hayvancılık da en önemli geçim kaynağıdır. Hayvancılıkta esas olarak koyun ve inek yetiştiriciliği yapılır. Az olmakla birlikte arıcılık da yapılmaktadır.

Koyunculuk (davarcılık) yapılan köylerde hayvanların güdülmesi için çobanlar tutulur. İlkbaharın gelmesiyle koyunlar sürüye katılır. Çobanlar sürüye kış gelene kadar bakar. Davar geceleri köyün dışında “Kır ağılı” ya da “yatak” denilen yerlerde kalır. Sadece öğle vakti evlere getirilir ve koyunlar sağılıp, kuzular anneleri tarafından beslendikten sonra tekrar otlamaya götürülür. Koyunlar sadece 3- 3,5 ayyani kış döneminde evde kalır. Bir de kışın Aralık ayında güz davarları seçildikten sonra bahara kadar ağıllarda kalınır. Bu dönem koyunların kuzuladığı dönemdir. Yani “döl alma zamanı” dır. Yörede tiftik ve kıl keçisi de yetiştirilmektedir. Bir sürü içinde muhakkak bu keçiler de bulunur.

İnekçilik de yörenin önemli geçim kaynaklarındandır. Son zamanlarda kurulan kooperatiflerle inek besiciliği de önem kazanmıştır. Kooperatif sayesinde cins inekler alınarak uzman besiciliğe geçilmiştir. Besiciliğin artmasıyla tarımda da değişmeler oldu. İnekler için yonca ekimi artarken, silajlık mısır ekimine başlandı. Önceden ekin sapları tarlalarda kalırken şimdi hemen balya yapılmaktadır.

İnek besiciliği ile üretilen hayvanlardan hem satılarak hem de süt üretilerek gelir sağlanmaktadır. Özellikle sütçülük yöre halkı için önemli bir gelir kaynağı olmuştur. Anlaşmalı firmalar her gün köy köy gezerek köylünün ürettiği sütü satın almaktadır. Yöre halkı ürettiği sütü yoğurt, peynir ve tereyağı hazırlayıp satarak ayrı bir gelir kapısı da bulmuştur.

Arıcılık, geçmiş yıllarda ilçe merkezinde ve köylerinde büyük ilgi görürken zararlılarla zirai mücadele sırasında arılar büyük zarar görmüştür. Arıcılık şimdi eski önemini yitirmiş ve kaybolmaya yüz tutmuştur. Bazı dağ köylerimizde 2-3 kara kovanla faaliyetlerini sürdürmeye çalışan kişiler bulunmaktadır. Yaz aylarında ise seyyar arıcılar bölgeye gelmektedirler.

Sivrihisar ilçesinde tavukçuluk merkez ve köylerinde yapılmaktadır. Merkezdeki Yenice mahalle, Kurşunlu mahallesi. Kılıç mahallesi. Yunus Emre mahallesi gibi kenar mahallelerde ve tüm köylerde tavukçuluk yapılmaktadır. Tabii bu tavukçuluk seri üretim halinde değil de ihtiyacı karşılamaya yöneliktir. Son zamanlarda Eskişehir yolu üzerine çeşitli tavuk fabrikaları kurulmaya başlanmıştır.

Ayrıca, Sakarya Nehri kıyısında oltayla veya ağla balık avlanmaktadır. Nehirde daha çok sazan ve yayın balıkları bulunmaktadır. Fazlaca balık tutulduğu zaman köylerin meydanında ve Sivrihisar şadırvan meydanında satılmaktadır.

Bağcılık: Detaylar için tıklayın >

Sivrihisar ve Yöresinde Bulunan Madenler: Mermer: Karkın köyü, Zey köyü, Dumluca köyü, Dümrek kasabası, Sivrihisar çevresinde Bey Pınarı ve Kızılca meşe mevkii, İstiklal Bağı köyü.

Alçı: Gülçayır köyü, Demirci köyü. Acı (Yeşil Köy)

Altın: Karakaya köyü. Kaymaz kasabası, Halilbağı köyü

Uranyum-Toryum: Karkın ve Kızılcaören köyleri

Kömür: Zey köyü

Şap: Zey köyü

Straneziyum: Yenidoğan köyü

Krom: Karaburhan, Zey ve Dumluca köyleri

Simli Kurşun: Dumluca köyü

Bakır: Karakaya ve Ağören köyleri

Zümrüt: Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı İbrahim Paşa’nın başvekilliği zamanında yapılan Anadolu Eyaleti tahrir defterinin 438 tapu sıra numarasına kayıt edilen ve 20. sayfasından öğrendiğimize göre Sivrihisar’da padişahın “has” larından zengin zümrüt madeni vardı. Bu maden Osmanlıların Mısır Said’inde ve Habeş üzerinde işledikleri zümrüt madeninden çok fazla ve çok zengin idi. Sarayın zümrüt ihtiyaçlarının çoğu Sivrihisar’dan çıkarılmıştır.

Sivrihisar ilçe yöresinde; “demir”, “magnezit”, “barif’, “fluorit”, “jips”, “talk’ madenlerinin olduğu ifade edilmektedir.

* * *

DETAYLI SİVRİHİSAR İLÇE TARİHİ >

Kaynak:
Eskişehir Valiliği – ESKİyeni Dergi
Sivrihisar Belediyesi yayınları
Orhan Keskin – Bütün Yönleriyle Sivrihisar

eml

information about Sivrihisar city

Kategoriler
Sivrihisar Yemekleri

Sivrihisar Yemekleri

SİVRİHİSAR YEMEK KÜLTÜRÜ

İnsanlar, yaşadıkları ortamların da etkisi ile çok çeşitli beslenme alışkanlıkları geliştirmişlerdir. Bir toplumun beslenme kültürü, yaşama biçimiyle doğrudan ilgilidir. Her toplumun ayrı bir damak zevki, kendine özgü bir yeme içme kültürü, yeme içme alışkanlığı ve beğenisi vardır. Sivrihisar ve yöresinin tarihi özelliklerinin yanı sıra yemekleri de oldukça zengin ve lezzetlidir. 

Zengin yemek alışkanlıkları ile çevresinde yetişen tahıllar, bitkiler, baklagiller, sebzeler, meyveler ve yetiştirilen hayvanlarla zengin bir mutfak kültürüne sahip olan Sivrihisar’da çorbalar, etli yemekler, tatlılar, turşular, içecekler bu zengin kültürü oluştururlar.

sivrihisar-mutfakSivrihisar mutfağında pek çok sebze çeşidi vardır. Sebzeler etle birlikte soğanlı, domatesli ya da salçalı pişirilmesi yaygındır. Çoğunlukla yemeklere konan soğan, kıyma, et, salça ve sebzeler su konmadan önce yağda kavrulur. Soğan, hemen hemen bütün yemeklerin baş malzemesidir. Yağda kavrularak ya da çiğ olarak salata da kullanılır. Bahçelerde yetişen ot, mantar ve köklerden geniş ölçüde yararlanılır. Sivrihisar mutfağında yağa çok önem verilir. Sütten elde edilen yağlarla (tereyağı), iç ya da kaymak yağı yemeklerde kullanılır.

Köfteler de, sebze yemeklerinde ve çorbalarda bulgurun yeri önemlidir. Yemeklerde oldukça fazla miktarda baharat kullanılır; ama kullanılan baharat çeşitlerinin sayısı azdır. En çok kullanılan baharat kırmızı biberdir. Sebzelerden sivri biber, yeşil, kırmızı, taze ve kuru halde acılık kazandırmak amacıyla yemeklere eklenmektedir. Maydanoz, dereotu gibi besin değeri yüksek olan otlar da çok yemekte kullanılır. Çorba ve yemeklerde yaş ve kuru nane tüketilir. Yoğurt, yemeklerin üzerine sade ya da sarımsaklı olarak dökülür. En yaygın sos, yağda kavrulmuş domatestir.

Mutfak kültürü: beslenmeyi sağlayan yiyecek ve içeceklerle bunların hazırlanma, pişirilme, saklanma ve tüketilme sürecini; buna bağlı mekan ve ekipmanı yeme içme geleneği ile bu çerçevede gelişen inanış ve uygulamalardan oluşan bir bütünlüğü ve kendine özgü bir kültürel yapıyı ifade eder.

Mutfak Arapça “Matbah” kelimesinin bozulmuş şeklidir ve “Pişirilen yer, pişirme yeri” anlamına gelmektedir. Bu kelime dilimize girmeden önce Türkler mutfak için “Aşlık”, “Aş evi”, gibi kelimeleri kullanmışlardır. Aslında geleneksel Türk mutfağı, bahçe içinde ve genellikle eve bitişik; ama evin dışında bir yere yapılırdı. Bu usul, günümüzde Anadolu’nun bir çok yerlerinde halâ görülmektedir.

Değişim nedeniyle Sivrihisar mutfağının bir bölümü unutulmaya yüz tutmuştur. Geleneksel yemeklerin bir bölümü düğünlerde, özel günlerde ya da davetlerde, yöresel tanıtımlarda nadiren yapılmaktadır. Bu yemeklerin yapılışını bilenler de yavaş yavaş azalmaktadır. Sivrihisarlı kadınların mutfak konusunda tutucu davranması sonucu yöresel yemeklerin çoğunluğu günümüze kadar gelmeyi başarmıştır.

2000’li yıllarda Sivrihisar Kız Meslek Lisesi öğrencilerinden biri öğretmeni nezaretinde hazırladığı kelem dolması Eskişehir de birinci, zıralı köfte ise Türkiye genelinde üçüncü olmuştur.

Sivrihisar’da Yemek Yenecek Yerler »

BAŞLICA MAHALLİ YEMEKLERİMİZ

ÇORBALAR
– Bamya Çorba
– Tarhana Çorba
– Erişte Çorba
– Toga Çorba
– Dene Çorba
– Yeşil Mercimek Çorba
– Yayla Çorba
– Dutmaç Çorba
– Düğü Çorba
– Arabaşı

YEMEKLER
– Zıralı ve Çullu Köfte
– Bastı, Namı Diğer ile Güveç
– Pastırmalı Mıhlama
– Paçalı Tirit
– Etli Yaprak Dolma
– Etli Pırasa Dolma
– Etli Kelem Dolma
– Etli Çakmak Dolma
– Bici ve Tarifi
– Mumhar (Bumbar) Dolma
– Efelek Dolma
– Kapama
– Göce Aşı ve Tarifi
– Keşkek ve Tarifi
– Cılbır

BÖREKLER
– Su Böreği
– Dolama Börek
– Katmer
– Haşhaşlı Gözleme

TATLILAR
– Muska Baklava
– Gölle
– İrmik Helva
– Höşmerim
– Un Helvası
– Lokma ve Tatlı

– Üzüm Hoşafı
– Nardenk ve Hardaliye
– Turşular

Bulgurdan Yapılan Yemekler:
– Kabartma Bulgur pilâvı
– Sulu Bulgur pilâvı
– Düğ köftesi
– Dolma ve sarmalara, kıyma ile beraber kullanılır
– Ayrıca : Göçe aşı ve Güce dolması yapılır.

Buğdaydan Yapılan Yemekler:
– Yarma aşı
– Dene aşı (Guş aşıda denir)
– Keşkek aşı yapılır.

Buğday Unu: Sivrihisar’da buğdaylar yıkanır. Kilimlere serilir kurutulur. Kuruyan buğdaylar mahalledeki un öğüten kimseler tarafından çuvallara doldurulur. Eşeklere zelber yapılır. Kepen başındaki, su ile dönen un değirmen­lerine götürülür. Değirmenlerde buğdaylar un olur. Ay­nı çuvala konur. Eşeklere yüklenir. Kepen başından Sivrihisara getirilir. O devirde değirmencilik çok para kazanan bir meslek dalıdır. Halk arasında şöyle bir darbı mesel vardır. (Bir adamın ya uçar kuşu, ya döner taşı) olacak derlerdi. Her nedense halk arasında buğday öğüttüm demezlerde. Un öğüttüm derler. Un zâten öğünmüş, bir daha öğünmezki, buda halkımız arasında yanlış söyleniyor.

Bu öğütülen Buğday Unundan Aşağıdaki Ekmek ve Yemekler Yapılır:

bazlama

— Kartalaç = yufka
— Kalınca = yufkanın kalını – iki yufka
— Mini = iki kat küçük ve kalın yufka
— Bazlama
— Gözleme
— Haşhaşlı bazlama: İçine haşhaş konulur katla­nır saçta pişirilir.
— Su böreği: Sudan geçer, şahanedir içine arasına kıyma peynir ve yumurta konulur.
— Baklava : Kendine has üçgen şeklindedir. Lez­zetli öteki baklavalara benzemez.
— Arabaşı: İç Anadolu halkı bilir. Pişirir ve yerler.
— Altın sarısı Un Helvası: Pişirilir çok sevilir.
— Bulamaç : Bu normal bulamaçtır.
— Kavurma Bulamacı: Un kavrularak yapılır.

Bulamaç Çorbası: Un – su ve tuz – buradaki mârifet sıcak suya konu­lacak un miktarıdır. Belli bir sıcak suya, belli bir un ko­yuyorsun bunun tartısı ölçüsü yok. Kanştıra karıştıra pişirilir. Zaten marifet buradadır. Ne cıvık olacak, ne katı. İşte ustalık. Bulaya bulaya pişirildiği içinde adı bulamaç çorbası olmuştur.

Meşhur Tarhana Çorbası : Un ve yoğurttan yapılır. Hepside undan yapılan yiyeceklerin lezzetleri inanın başka başkadır ancak yiyen bilir. Vitaminleri bol olup, besleyicidir. Sivrihisarda: Şöyle bir tekerleme vardır. “Helva tartıyla, pilâv ölçüyle illede Bulamaç pişirmesi.

SİVRİHİSAR YÖRESİNE AİT MAHALLİ YEMEK ÇEŞİTLERİ ve TARİFLERİ İÇİN TIKLAYIN >

* * *

Kaynaklar:
Ahmet KILIÇASLAN – Sivrihisar Örf ve Adetleri
Eskişehir Valiliği – EskiYeni Dergi
Tahsin ALTIN – Sivrihisar İlçesi Merkez Folkloru 2014
Eskişehir-Sivrihisar Meşhur Yemekleri
exprt
Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar Tarihi

TARİH VE MEDENİYETLERİN KESİŞTİĞİ SİVRİHİSAR

Sivrihisar’ın tarihi araştırıldığında “Kökü derin bir çınar gibi güngörmüş devirler yaşamış. Başı dik, alnı açık tarih ve kültür şehrinin” kuruluşunun Anadolu da ilk uygarlık olan Etilere kadar uzandığı görülür. Sırası ile Frigya Krallığı, Roma ve Bizanslılara ev sahipliği yapan Sivrihisar, Büyük Selçuklu Devleti ile İlhanlıların baş tacı sınırlarını koruyan güvenli vilayetlerden birisi olmuştur.

Bünyesinden yetişen Alim, Ulema ve Devlet Adamlarıyla, ünleri insanlık var oldukça anılacak değerlere sahiptir: Hemşehrisi olmakla övündüğümüz; Nasrettin Hoca, Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethinden sonra şehrin ilk kadısı ve Şehr-i Emin Hızır Çelebi, Yunus Emre, manevi önderlerden Selma-i Farisi, Şeyh Abdülvahhap, Seyyid Nureddin, Çandarlı Kara Halil, Sinan Paşa, Şeyh Baba Yusuf, Seydi Mahmud ve Aziz Mahmud Hüdai ve daha nicelerinin şehridir Sivrihisar.

SİVRİHİSAR’IN TARİHÇESİ

A- İlk Çağlarda Sivrihisar

B- Selçuklular Döneminde Sivrihisar

C– Osmanlılar Döneminde Sivrihisar

– KAYNAKÇA –

A- Eski Çağlarda Sivrihisar

AMURYUM Sivrihisar’ın 2500 sene önceki adıdır. Alpu’dan Ankara’ya kadar Sivrihisar’ı da içine alan balta girmemiş ormanlık alana “AMURYA” ormanları denirmiş. Bundan esinlenerek, Sivrihisar’a “AMURYUM” adı verilmiş. Sivrihisar adından önceki adı Seferihisar’dır. İzmir Seferihisar ile karışmaması için, sivri kayaları da olduğundan Sivrihisar olarak değiştirilmiştir. Sivrihisar adı ilk olarak 1860 yılında bölgeyi ziyaret eden Alman Şarkiyatçı Andreas David Mordtmann tarafından kullanılmıştır.

Sivrihisar, Hititler döneminde Sallpa, antik dönemde Spalya, genç Roma döneminde Abrustula, Bizans döneminde ise Justiniapolis ve bir ara Amorium adını almıştır. Kazvi-ni Tarihi’nde Sibrihisar sonra Seferihisar adı ile anılmıştır.

Etiler ve Romalılar dö­neminde Efes’ten başlayıp Pesinus’tan Boğazköy’e oradan Samsun ve Tarsus’a giden Kral Yolu Sivrihisar’ın 4 km. güneyinden geçerdi. Kaymaz’da Trikomya, Sivrihisar’da Abrustula, Ballıhisar’da Pesinus, Yörme’de Germa illeri Sivrihisar hududu içinde idi.

İLK ÇAĞLARDA SİVRİHİSAR ve ÇEVRESİ

Hititler Dönemi: Hitit imparatoru (M.Ö. 1344-1322) Şuppiluliuma’nın, Batı Anadolu’daki Arzava Krallığı na karşı yaptığı savaşa giderken, Sivrihisar’da ordusu ile kışladığı anlaşılmaktadır. Hititler döneminde Sivrihisar’ın ismi Palia veya Spalia (Spania) olarak kayıtlara geçmektedir. Palia’nın Sivrihisar‘ın yerinde kurulduğu mevki olduğu ağırlık kazanmıştır.

Trak Asıllı Bir Kavim Olduğu Tarihi Kaynaklarca İfade Edilen Frigyalılar’ın Egemenliği:  (M.Ö. 1200-700) Sivrihisar’ın batı güneyinde Yazılıkaya bölgesi yoğun Frig anıtlarının bulunduğu yerdir. Buralar Midas kenti diye anılır. Frig Krallığı’nın başkenti Midas’ın mezarının (M.Ö. 800) bulunduğu yer Sivrihisar‘a 40 km. uzaklıktadır. Anıtların üzerinde Frig yazıları olduğu için ve yazılarda Midas adı geçtiğinden, Yazılıkaya için “Midas Anıtı” denmiştir. Kaya tapınak cephesi olarak ahşap mimariyi takliden yapılmıştır.

Pessinus: Tarihte Sivrihisar ilçesinin en eski yerleşim yerlerinden biridir. Bu gün şehrin üzerinde Ballıhisar köyü bulunmaktadır. Buranın ilçeye uzaklığı 16 km. olup Sivrihisar – Konya Çeltik ilçesi yolu üzerindedir. Bir Frig şehri olup kuruluşu eski kaynaklara göre Kral Midas’a inmektedir. Antik Sard (Salihli) dan gelip Gordion’a giden kral yolu buradan geçer. Antik yolun kalıntılarını yakın zamana kadar görmek mümkündü.

IV. yüzyılda Hristiyanlık yörede kesin olarak yerleşince Ky­bele kültü yasaklanmış, Pessinus’taki tapınak yıkılmıştır. Böylece geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan Anadolu’nun Ana Tanrıça geleneği sona ermiştir. Bizans döneminde kent tamamen önemini yitirmiştir. Bizans imparatoru Justinianus’un Justinianopolis’i Palia veya Splia (Spania) adlı eski beldeler üzerine kurdurttuktan sonra Pessinus önemini daha da kaybetti. Buradaki eserlerin taşları şehrin kuruluşunda malzeme olarak kullanıldı. Yöreyi ilk kez XIX y.y. da Charles Texier incelemiştir. 1967’de Belçikalı Pier Lambrecht’in başkanlığında yapılan kazılarda bazı kalıntılara ulaşılmıştır.

VI. yüzyılda Bizans İmparatorluğunun yükselmesinde büyük payı olan İmparator Justinianus (527-565) kenti yeniden canlandırmak için ülkede büyük imar faaliyetlerinde bulundu. Yeni kurduğu kente kendi adını (Justinianopolis) verdi fakat yeni kenti, Pessinus’un olduğu yere değil bu günkü Sivrihisar‘ın bulunduğu yere kurmuştur.

Bağnaz bir Ortodoks olan Justinianus kendi düşüncesinden olmayanları hoş görmüyordu. Pessinus’taki pek çok tapınakları yıktırıp enkazları Sivrihisar‘a taşıtarak Sivrihisar kalelerini adeta yeniden yapar gibi tamir ettirdi. Mabed, tiyatro ve yapıların mermerlerini taş ocağı şeklinde kullanmıştır. Bizans imparatoru Justinianus aynı zamanda Eskişehir yöresine büyük önem vermiş Eskişehir-Dorilaion kentini de aynı tarihte onartmıştır.

Kybele Tapınağı: Yunan peripteras tapınakları planındadır, keza batıya dönüktür. Planı yapım tekniği ile Helenistik döneme tarihlenir. Avlu ile çevrili tapınağın kuzey ve güney yüzlerinde yedişer sütun bulunmaktadır.

Tiyatro: Kentin güney doğusunda kuzeye bakan yamaçtadır. Buranın Perge, Side, Aspendos tiyatroları planında 30 basamaklı olduğu sanılmaktadır.

Stadyum: Tiyatro bitişiğinde olup, kalıntı yoktur.

Nakrapol: 3. ve 4. yy. a tarihlenen (galleric baş rahibi) için yaptırılan aslanlı mezardır.

Su kanalı: Tarihçiler Pessinus’ta 360 çeş­me olduğunu yazmaktadır. Su kanalı yaklaşık 1 km uzunlukta 16 m genişlikte olup, yanlar çok büyük blok taşlardan basamaklıdır. Kuzey ucunda suyun hızını kesen ve köprü vazifesi gören baraj vardı.

(M.Ö. 395)’de Roma imparatorluğunun ayrılmasından sonra Doğu Roma (Bizans) hakimiyetindeki Sivrihisar, yollar kavşağında savunması kolay bir merkez olarak önemli bir yere sahipti. Sivrihisar’da Kurşunlu cami yanında Romalılara ait lahit bulunmaktadır. Bakırcılar çarşısı Çukurhan batı çıkısındaki lahit ile Hüdai cami (yeni cami)’ye varmadan evvel meydan da bir zamanlar musluk olarak kullanılan lahit, belediye tarafından kaldırılmıştır. (Muzaffer Potoğlu zamanında)

Sahabenin ulularından Selman-ı Farisi Hazretleri bir rivayete göre 20 yıl Sivrihisar’da (Amuriye) kalmış, tâbi olduğu Hristiyan din adamının “bizim dinimizin hükmü son bulmak üzere, Diyar-ı Yesrib’de İbrahim dini üzere bir peygamber zuhur edecek” demesi üzerine edindiği hayvanatı, mal ve mülkü satarak o sırada Sivrihisar’a gelen Beni Kelp kabilesinden bir kervana katılıp bir Hak arayışına çıktığı ifade ediliyor. Buradan Sivrihisar’ın yedinci asrın başlarına kadar dini bir merkez olduğu anlaşılıyor. Charles Texier’in Anadolu Medeniyetleri isimli eseri Sivrihisar ve civarının Hristiyanlık bakımından önemli merkezleri barındırdığını ifade etmektedir. VI. yüzyıla kadar kent Abrustula adı ile anıldı.

Bizanslılara karşı Arap akınları Halife Hz. Ömer (r.a.) M.S. 634-644 zamanında başladı. Türklerin Anadolu’daki hakimiyetine kadar sürdü. M.S. 838’de Halife El-Mu’tasım komutasındaki Abbasi ordusu Tokat ve Ankara civarında Bizans ordusunu mağlup edince Bizanslılar Sivrihisar‘a sığındı.

Sivrihisar’dan başka yerleşim birimlerinin de Bizans döneminde nüfuslandığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen Justinianopolis-Sivrihisar, bölgenin ekonomik merkezi olduğu gibi Bizans askeri yolundaki istihkam silsilesinin de bir unsuru olmuştur.

* * *

B- Selçuklular Döneminde Sivrihisar

Sivrihisar’ın hangi tarihte kesin olarak Selçuklu sınırı içine alındığı tespit edilememekle beraber, bazı kaynaklar 1073 yılında I. Süleyman Şah başkomutanlığı altındaki orduları Sivrihisar’ı Ahmet Şah komutasında zapt ettiğini yazar. Siyah kayaları sebebiyle Karahisar adını alır ve uç beyliği olarak Sivrihisar daha da önem kazanır. 1071 yılında Alpaslan’ın Malazgirt’te Romanos Diogens ordusunu yenmesi ile Türklere Anadolu’nun kapısı açıldı. Fetihler başladı. Selçuklular döneminde Anadoluyu fetheden Türklerin Oğuz boylarından Türkmenler Sivrihisar’da, aynı boydan Yörükler de Günyüzü köylerinde yerleşmişlerdi. Sultanönü Sancağının stratejik önemi göz önünde bulundurulursa yol kavşağında bulunan Sivrihisar‘ın da Selçukluların önemli kasabalarından olduğu açıktır. Özellikle II. Kılıç Arslan (1155-1192) zamanında Bizans sınırında hızla gelişen Türkmen yerleşmesi sırasında Türk nüfusunda artış görülmüş, yerleşim birimlerinde ibadethaneler yaptırılmıştır.

II. Kılıçaslan (1155-1192) Anadolu Selçuklu Devletini oğulları arasında 11 eyalete ayırmıştı. Ankara merkez olmak üzere Eskişehir, Çankırı ve Kastamonu Muineddin Mesud’a verildi. Merkeze bağlı fakat bağımsız birer sultan olan oğullar arasında saltanat kavgası başlayınca, II. Kılıçaslan küçük oğlu I. Gıyaseddin Keyhüsrev’i tahta çıkardı. (1192) I. Alaaddin Keykubad döneminde Anadolu ümran (imar) hareketlerine sahne oldu. Sivrihisar‘daki (H. 629/M. 1231) tarihli vali Cemaleddin Ali’nin yaptırdığı, halen Ulu Cami bitişiğindeki Sölpük mescidi ve Eskişehir’deki Alaaddin Cami bu döneme aittir.

Ülkedeki kargaşalar sürerken II. Gıyaseddin Keyhüsrev Kösedağı’nda Moğol ordusuna yenildi. Moğolların önünden kaçan Türkmenler (Oğuzlar) Anadolu içlerine yerleştiler. Mülk Mescidi Banisi Doğan Arslan, Anadolu Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus (1246-1259) zamanında da üstün hizmetlerde bulunmuştu. Keza I. Keykavus ve IV. Rukneddin Kılıçaslan müşterek saltanatı sırasında Sivrihisar Selçuklular elinde idi.

(H. 676/M. 1277) Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Moğollar tarafından katli üzerine annesi H. 683/M. 1283’te iki torununu Moğol İlhan’ın müsaadesi ile Konya’da hükümdar ilan ettirdi. Gıyaseddin Mesud ülkedeki kargaşayı büyük ölçüde azalttı, Moğol baskısından kurtarmaya çalıştı. Gıyaseddin Keyhüsrev’in anası ve çocukları Selçuklu tahtında hak iddia ettilerse de Sultan Mesud bunları Sahip Ata’nın İlhan nezdinde teşebbüsü ile 1286’da Argunhan’a gönderdi. Muhakeme sonucu iki çocuğu Gıyaseddin’in çocukları olmadığı anlaşıldı ve öldürüldüler. Böylece çocuk hükümdarlar saltanatı son buldu ise de buna mukabil Sivrihisar Valide Sultan’a verildi. (O. Turan. Selçuklular Tarihi. S. 589)

Alaaddin Keykubat (1298-1302) dönemi devlet idaresinde beceriksizliğin sergilendiği, halk üzerinde yönetimin baskı kurduğu bir dönem olarak anılır. Zamanın mali işleri ile uğrasan Muineddin Mahmud’un Kastamonu’ya giderken Sivrihisar‘a uğrayıp geçmiş ve gelecek yılların vergisini aldığı meşhurdur.

Bu sırada Orta Anadolu İlhanlı valisi Çobanoğlu Timurtaş, İlhanlı devletine isyan ile bağımsızlığını ilan etmişti, İlhanlı komutanı Balto’nun oğlu Melikşah Bey; Çobanoğlu Timurtaş tarafından H/727 (1326-27 M.) yılında katledilen; kardeşi Sultan Şah Bey için Sivrihisar’da bir kümbet (anıt mescid) yaptırdığını kita­besinden öğreniyoruz. Bu anıt mescid Sivrihisar‘ın bir süre İlhanlı yönetiminde kaldığının nişanesidir.

Selçukluların yıkılması, İlhanlılar’ın Anadolu hakimiyetini kaybetmeleri sonucu Moğol istilası sırasında batıya kaçarak Anadolu’ya yerleşen Türkmenler kendi bölgelerinde küçük devletler kurmaya başladılar. Böylece Anadolu Beylikleri devri başlamış oldu.

Selçuklu kültür düzeyinin yüksek olduğu Sivrihisar ve dolaylarında Selçuklu sanatının özgün yapıtları da bulunmaktadır. Özellikle Sivrihisar Ulu cami; (Kitabesine göre yapılışı M 673/1274) sadece bu yörede değil, Anadolu Selçuklu sanatının bile en seçkin örneklerinden sayılmaktadır. Alemşah Kümbeti ise Selçuklu türbe mimarisinin bütün özelliklerini göstermektedir.

Özellikle II. Kılıç Arslan (1155-1192) zamanında Bizans sınırında hızla gelişen Türkmen yerleşmesi sırasında Türk nüfusunda artış görülmüş, yerleşim birimlerinde ibadethaneler yaptırılmıştır. Örneğin Sivrihisar‘ın Gecek köyünde bulunan caminin Selçuklu dönemine ait olduğu sanat Tarihçilerince düşünülmektedir. Yine Selçuklulardan kaldığı anlaşılan mülk kayıtları ve Ahi zaviyeleri de XIII. yy. ın yarısından sonra bölgenin öneminin arttığının kanıtıdır. Bu tür mülk ve Ahi zaviyelerinin vakıflarının “Sultan Alaaddin zamanından vakfiyet ve mülk üzere tasarruf olunduğu belirtilmiştir.

Bu yıllarda devlet topraklarının satılmasından gelir sağlamak hazinenin gelir sağlama yollarından biri olduğu ve II. Keykavusun bu yola sık sık başvurduğu görülmektedir. Sultan H. 657/1259 da Sivrihisar‘daki bir köyü kendisine hizmet eden emirlerden birine satmıştır.

Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılması üzerine kurulan Karamanoğlu beyliği Bahadır Han’ın ölümünden sonra, İran-Moğol İlhanlılarının fiilen parçalanmış olması üzerine Sivrihisar‘ı kendi sınırlarına dahil etti. Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarındaki olaylarda da Sivrihisar ve Beypazarı hep Karamanlı mülkü sayıldı. Osmanlı Devleti ile Karamanoğlu Beyliği Anadolu İktidarı için uzun yıllar çarpışmışlardır. Sivrihisar sınırda bulunan bir kent olduğu için sık sık el değiştirmek durumu ile yüz yüze kalmıştır.

* * *

C- Osmanlılar Döneminde Sivrihisar

Anadolu’ya gelip Selçukluların hizmetine girmiş olan Ertuğrul Gazi ve oymağı Eskişehir ve çevresini Sultanönü (Sultan Öyügü), Karacaşehir ve Söğütlü’yü yurt edinmişlerdi. Kurdukları beylikle Osmanlı Devletinin temellerini atmış oldular. Osman Gazi 1299’da Sivrihisar‘ın yönetimini Gündüz Beye vermişti. Ancak İlhanlı valisi Çobanoğlu Timurtaş ile Karamanoğulları’nın saldırıları sonucu devamlı el değiştirdi. Osmanlı idaresinden çıkan Sivrihisar’ı Orhan Gazi M. 1334 yılında Timurtaş’tan satın alarak Osmanlı topraklarına kattı. Kısa bir aradan sonra Karamanoğulları burayı işgal etti. 1. Murad (1362-1389) zamanında geri alındı. 1343 de Kurşunlu cami yerinde, Hoca İbrahim’in yaptırdığı mescid vardı. 1492’de Şeyh Baba Yusuf yeniden yaptırdı.

Orhan Beyin oğlu Süleyman Paşa 1354 de Ankarayı aldığı zaman coğrafi bağlantısı nedeniyle Sivrihisar’ı da Osmanlı beyliğine dahil etmiştir. Osmanlı Devletinde Orhan Bey zamanında başlayan genişleme siyaseti, Yıldırım Bayezit zamanında doruk noktasına ulaştı. Anadolu’da toprak kaybına uğramış olan beyler doğuda kurulmuş olan Timur devletinin hizmetine girerek kaybettikleri yerleri geri alma çabasına girdiler. Yıldırım Ankara savaşında yenilince Timur, Anadolu Beylerine verdiği sözü yerine getirmek için hepsini kendi topraklarına gönderdi. O sırada Bursa’da nezaret alanda bulunan Karamanoğlu Alaaddin Bey’in oğulları Mehmed ve Ali Beyler de beylik merkezine gönderildiler. Timur kendilerine iltifat ederek babalarının mülklerinden başka Beypazarı, Sivrihisar ve Akşehir’i de onlara verdi.

Osmanlı Tarihleri ile Bizans kaynakları Timur’a esir düşen Yıldırım Bayezit’i esaretten kurtarıp kaçırmak için oğlu Mehmed Çelebinin bir girişiminde bulunduğundan söz ederler. Olayın Timur’un karargahının Sivrihisar‘ın “Yalfi kapınar” mevkinde bulunduğu sırada olduğunu açıklamaktadır. Çelebi Mehmed seçme askerleri ile babasını kaçırmak istemişse de başarılı olamamış, bundan sonra babası için uygulanan koruma yöntemleri daha sıkılaştırılmıştır. Sivrihisar halkı Karamanoğlu topraklarına dahil edildikten sonra yeni durumdan memnun olmayarak Yıldırım Bayezid’in oğlu Emir Süleyman’a baş vurup kaleyi teslim edeceklerini haber vermişlerdir. Bunun üzerine Emir Süleyman o tarafa gitti ise de kale teslim olmadı. O da bir taraftan burasını kurtarıp askerlerinin bir kısmımda Çelebi Mehmed’in elindeki yerleri vurmaya göndermiştir (1406) Karamanoğlu Mehmed Bey, Emir Süleyman’ın az bir kuvvetle Sivrihisar kuşatmasında bulunduğunu haber alarak onu zor durumda bırakmak istedi ise de başarılı olamadı.

Yıldırım Bayezid Han zamanı: Yeşilırmak tarafında Kadı Burhaneddin ile Osmanoğulları’nın arası açıktı. Yıldırım Bayezid’in oğlu; Aydın Sancak­beyi Ertuğrul ile Kadı Burhaneddin Çorum ovası Kırk dilim kalesi önlerinde savaştılar. (Temmuz 1392) Şehzade Ertuğrul şehid oldu. Kadı Burhaneddin emrindeki tatar boylarına, Ankara, İskilip, Kalecik ve Sivrihisar‘ı yağma ettirdi.

Timur 1368 yılında Maveraünnehir’de devlet kurmuş çevresindeki devletleri topraklarına katarak sınırlarını genişletmişti. Timur ve Yıldırım Bayezid’in orduları Ankara yakınlarında 1402’de Çubuk ova­sında karşı karşıya geldi. Önce Bayezid’in ordusu üstünken, Osmanlı ordusunda bulunan Karatatarlar’ın Timur tarafına geçmesi ile savaş Timur’un galibiyeti ile son bulmuştu. Yıldırım Bayezid’in esir edilmesi ile Osmanlı Fetret devrine gir­mişti. Timur, tutsağı Osmanlı hükümdarı ile Kütahya’ya doğru ilerlerken, Sivrihisar Yakapınar (Ertuğrul) köyünde konakladı­ğı sırada Osmanlı akıncıları tarafından kaçırılmışsa da Moğol askerleri yakalayıp geri getirmişlerdi. 

Ankara savaşı sonrasında Timur; Osmanlı Devletinin topraklarını şehzadeler arasında paylaştırdı. Küçük küçük Osmanlı beylikleri ve bunlar arasında sürtüşmeler ortaya çıktı. Timur böylece, kuvvetli Osmanlı devletini siyaseti icabı istemiyordu. Kayseri, Beypazarı, Akşehir, Sivrihisar, Bolvadin’i Karamanoğlu Alaaddin’in oğulları Mehmed ve Ali Beylere dirlik olarak verdi.

1. Mehmed (Çelebi) zamanı: Timur’un ölmesi ile, dağılan Osmanlı devletinde on bir yıl aradan sonra birlik sağlanarak Çelebi Mehmed (Bursa Yeşil türbede) tarafından bir bakıma yeniden kuruldu. 1. Mehmed tahta geçtiği zaman Sivrihisar hala Karamanoğlu’nun elinde idi. Kendilerini Konya Sultanı II. Alaeddin varisi ilân eden Karamanoğulları burayı terk etmek niyetinde değildi.

Çelebi Mehmed’in kardeşi Emir Süleyman’ın, ahali isteği üzerine Sivrihisar kuşatması ve Karamanoğlu Mehmed Bey’in kuşatma üzerine kuşatma girişimleri sonuçsuz kalmış, Çelebi Mehmed’in Karamanoğlu Mehmed’le anlaşması üzerine Emir Süleyman kuşatmayı kaldırmış Sivrihisar Karamanoğlu Mehmed Bey’de kalmıştı. Mehmed Çelebinin kardeşleri ile olan mücadelesini fırsat bilen Karamanoğlu Sivrihisar‘ı üs olarak kullanıp Bursa’ya akın yaptı, kenti kuşattı, ulaşabildiği mahalleleri ateşe vererek önemli hasar meydana getirdi.

Çelebi Mehmed’in Rumeli’ye yaptığı seferi fırsat bilen Karamanoğlu Mehmed, o zamana kadar dost görüntüsü hilafına Osmanlı topraklarına saldırır. Çelebi Mehmed Konya’da Karamanoğullarını yenilgiye uğratır. (1415 M.) Karamanoğlu Mehmed Bey Sivrihisar, Beypazarı, Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Seydişehir’i eski sahipleri olan Osmanlıya bırakır.

II. Murad (saltanatı 1421-1451): 1443’de Haçlılarla Sofya İzladi Derbendi önünde muharebe ederken cibilliyetini sergileyen Karamanoğlu İbrahim Bey, Seyitgazi, Kü­tahya’ya kadar olan yerlere bu meyanda: Sivrihisar, Beypazarı, Ankara, Karahisar’a ilerleyip tahribatta bulunur. Halka zu­lüm ve işkence yapar. Kaleye sığınan Sivrihisar halkı açlık, susuzluktan çaresiz kalarak teslim olur. İbrahim Bey Kütah­ya’ya hareket eder.

II. Mehmed zamanında yirmiye yakın beylik ve devlet Osmanlı devletine katıl­mış Sivrihisar askeri önemini kaybedip ilim ve ticaret merkezi durumuna geçmiştir. Burada Çandarlılar, Nasreddin Hoca, Yunus Emre, Hızır Beyler, Sinan Paşalar, Aziz Mahmud Hüdailer ve nice­leri yetişmiştir. Rahmetli Faruk Sümer Hocanın ifadesi ile, tesadüfen yetişmeleri imkansız. Böyle şahsiyetler ancak ilim merkezi bir muhitte yetişebilir. Nitekim Memalik-i Osmaniye’nin Tarih ve Coğrafya Lügatı- ist. 1313 C. 1. s. 437 isimli eserinde Ali Cevad karyede (ilçede) on sekiz medresenin bu­lunduğunu bildirmektedir.

Sivrihisar ve dolaylarında bulunan bazı eserler ve bunlara ait vakıflar, Selçuklular zamanında kurulmuş, Karamanoğlu Beyliği döneminde ve Osmanlı döneminde devam etmiştir. Sivrihisar 1415 yılından itibaren Osmanlı Devletinin topraklarında yer aldı. Bundan sonra kent yetiştirdiği ünlülerle anılmaya devam etti.

Bazı bilim adamları, Osmanlı Devletinin kuruluş tarihi ile adı bütünleşmiş olan Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’nın Sivrihisar‘ın Cendere-Candır köyünden olduğu tezini savunmaktadırlar. Tapu Tahrir defterinde Sivrihisar’da bir Çandır köyü tespit edilmektedir. Bu köy günümüzde de aynı isimle anılmaktadır.

***

Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadelede Sivrihisar >
*
KAYNAKÇA:
1- Tahsin Özalp, Sivrihisar Tarihi, Eskişehir 1960 ve ESKİŞEHİR Eskişehir İl Yıllığı – 1967
2- Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C. III Ankara 1995
3- Ahmet Atmaca-E. Küçükaslan, Sivrihisar ve Köylerinde Yunan Mezalimi, T.B.M.M. Zabıt Cerideleri
4- Dr.Halime Doğru, 15. ve 16. Yüzyıllarda Sivrihisar Nahiyesi-1997
5- Orhan Keskin, Bütün Yönleriyle Sivrihisar, İstanbul 2001
6- Ali Sarıkoyuncu, S.Önder, M. Erşan, Milli Mücadelede Eskişehir, 2002
7- Eskişehir Valiliği ESKİyeni Dergisi 2010
8- Eski Bir Şehrin Hikayesi Sh.38 – Doç.Dr. Zafer KOYLU – Melis BİRGÜN Ağustos 2015
9- Sivrihisar Eğitim Vakfı, Burası Sivrihisar – 2016 Sivrihisarın Tarihçesi
10- Ahmet Kılıçaslan – Sivrihisar Örf ve Adetleri – 1997

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar Kültürü

SİVRİHİSAR’IN KÜLTÜRÜ HAKKINDA

sivrfotoAnadolu topraklarının her noktasında görülen binlerce yıllık tarih mirası, zengin kültür ve sanatsal değerleri ve dünya uygarlığına öncülük etmiş, üzerinde yaşayanlara hayat ve mutluluk kaynağı olmuştur Sivrihisar.

Ulusların kimlikleri tarihi ve kültürel miraslarla değerlenirken, bu kıymetler özüne sadık kalınarak gelecek kuşaklara aktarılması yaşayanların en anlamlı görevidir.

Çok eski bir tarihe sahip olan Sivrihisar; Hitit, Frig, Roma, Bizans, İlhanlı, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Sivrihisar topraklarına göç ederek yerleşen Ermeniler, Osmanlı döneminde bu bölgede el sanatları, kuyumculuk ve giyim kuşam gibi sanatlarda ilerleyerek; bölgenin, sosyal ve kültürel değişiminde etkili olmuştur. Sivrihisar köy ve kasabalarında değişik kökenli ve farklı tarihlerde yerleşmiş olan yerliler (manav), Yörükler, Türkmenler, Tatarlar, Çerkezler, Abazalar, Romanya ve Bulgaristan göçmenleri gibi topluluklar da bulunmaktadır. 

Bu farklı kökenli kültürler; zaman içinde birbirlerinin adet ve göreneklerini, giyim şekillerini, sosyal yaşantılarını, birbirlerine benimseterek kaynaşmışlardır. Sivrihisar, giyim yönünden olduğu gibi, el sanatları ve mimari yönden de zengin bir kültüre sahiptir.

antika0Sivrihisar’daki geleneksel giyim kuşam örneklerinden; Entari, iç Entari, Delme, Şalvar, Çetayi, Sarka, Mayhar, Mendil Kuşak, Baş bağlamada kullanılan örtü ve Takılar, Çorap ve diğer takı çeşitleridir. Giysilerin model, kumaş ve süsleme özellikleri, yöreye has takı özellikleri Sivrihisarlıların zevkini ve yaşayış biçimini yansıtmaktadır. Sivrihisar halkı, gelenek ve göreneklerine son derece bağlı olmakla birlikte; teknolojinin ilerlemesi, kadının çalışma hayatına atılması ve kıyafetlerin elde edilmesindeki güçlükler geleneksel giysilere olan ilgiyi yavaş yavaş azaltmıştır. Bu giysiler düğünlerde ve kına gecelerinde giyilerek sergilenmektedir.

bazlamaYemek Kültürü: Sivrihisar, Tarih boyunca çeşitli medeniyetlere kucak açması ve asırlar boyu çeşitli uygarlıkların uğrak yeri olması nedeniyle zengin bir mutfak kültürünün özelliklerini taşımaktadır. Yurdumuzun kilit bölgesinde bulunması; kuzeyden-güneye ve doğudan-batıya geçiş yolu üzerinde yer alması nedeniyle çeşitli medeniyetlerin yemek kültürleriyle büyümüş ve gelişmiştir. Tarihi zenginlikler ile çeşitli kültürlerin Sivrihisar ve çevresinde yaşaması, bu şirin ilçemizin yeme içme kültürünü geliştirmiş ve ilçeye apayrı bir zenginlik katmıştır.

Sivrihisar Kültüründe Örf, Adet ve Gelenekler

antikaToplumlardaki sosyal ilişkileri belirlemede ve kolaylaştırmada gelenek ve göreneklerin rolü oldukça büyüktür.

Anadolu’nun mücevherlerinden olan Sivrihisar, gelenek ve göreneklerine bağlılığı ile tanınır. Yüzlerce yılın imbiğinden süzülerek günümüze kadar ulaşan misafir ağırlama üslubu, kendine has geleneksel yemekleri, kız isteme, nişan ve düğün adetleri, asker uğurlama törenleri ile geçmişin tüm izlerinin yaşatıldığı Sivrihisar, toplumsal dayanışmanın da engin kültür birikimini bünyesinde barındırır.

Bayram öncesinde ve kış hazırlıklarında, eş-dost ve akrabalar, birbirlerine yardımcı olur, elbirliği yaparlar. Geçmişin kültürel değerlerini tüm canlılığı ile yaşatan Sivrihisar’da deyimler, atasözleri bugün hala halkın dilinde kullanılmakta, gelecek kuşaklara aktarılmaktadır.

Örf; maruf yani bilinen manasınadır. İnsanlarca iyi kabul edilen akl-ı selim erbabının (Aklı başında kimselerin) reddetmediği hususlar anlamındadır. Hukuk açısından, örf ve adetler kuvvetini kanundan değil teamülden, yani uzun yıllar uygulama ve kabul görmekten alır. Devamlıdır, genellikle değişmez herkes tarafından kabul edilir. Mahalli adetler memleketin belli bir yerinde yerleşen adetlerdir.

Sivrihisar da Çarşıdan alınan şeyler içindekini göstermeyen hasırdan yapılmış üzeri meşin kaplı zenbille veya büyük mendil içinde taşınır, hatta alış verişlerde nefis sinmiştir diye vitrinde sergilenen mallar alınmazdı. Komşulara akrabadan çok öncelik verilir, yardımlaşmanın her türlüsü sergilenir, kusurlar örtülür, iyilikler teşvik edilir herkes komşu çocuğunun hal ve hareketinden kendini sorumlu tutardı.

Pederşahi bir aile düzeni vardı. Aynı evde oğullar, gelinler, torunlar dede ve ebeleri ile birlikte otururlar, gelinler ev işleri, oğullar ticaret, sanat ve ziraatla uğraşırken torunların bakım ve terbiyesi bu yolda tecrübesi olan büyük anne-babaya ve genç amcalara düşerdi. Toplum ahlakını bozan hal ve davranış sahiplerine değer verilmez hareketlerinin kabul edilemez olduğu; en azından Selam alıp vermemek şekli ile de olsa; kendilerine hissettirilirdi.

Sivrihisar tarihin her döneminde kültür zenginliklerin zirvesine ulaşmış, kültürün her dalında örnek ve kalıcı eserler bırakmıştır. Anadolu da aile yapısının ne denli sağlam ve güvenli oluşumunda aileyi oluşturan bireylerin birbirlerine olan sevgi ve saygının sonunda, insanlar hep mutlu olmuşlardır. Kurulan yuvalar sağlıklı şekilde yürütülürken, tabi ki huzur dolu yuvada yetişen çocuklarda mutlu ve başarılı olacağı kuşkusuzdur.

Kültürümüzün simgesi olan aile birliğinin oluşumunda, aile büyüklerinin sorumluluğu ve çok yönlü düşüncesi yanında çeşitli konulardaki değerlendirmeleri kurulacak aile birliğinin güçlü ve uzun ömürlü olacağı garantisi durumumdadır.

Mesleki Adetler: Bir meslek mensupları arasında yerleşen adetlere ise mesleki adetler denir.

Mesleki adetlere Ahilik konusunda geniş yer vermiş “Harama bakma, haram yeme, haram içme, doğru sabırlı, dayanıklı ol, yalan söyleme, büyüklerden önce söze başlama, kimseyi kandırma, kanaatkar ol, dünya malına tamah etme, yanlış ölçme, eksik tartma, kul hakkına riayet et, kuvvetli iken affetmesini, hiddetli iken yumuşak davranmasını bil. Kendin muhtaç iken başkalarına verecek kadar cömert ol” nasihatlerinin örf adet gereği Ahi Baba tarafından kalfalık merasiminde kalfa kulağına söylenmesinin adet ve teamülden olduğunu zikretmiştik.

Meslek mensupları, bu esaslara uydukları müddetle yücelmiş ve toplum huzur toplumu olmuştur. Şüphesiz bahse konu kuralların kaynağı Kur’an, Hadisler ve bundan doğan Allah korkusuna dayalı ahlaktır. Bölgemizde, ahlakımızın temeli; çocukluk çağlarımızdan itibaren; ayıptır, yazıktır israftır, günahtır kavramları ile şekillendirilmiştir.

Sivrihisar Ulu cami ile arada bir cadde olmasına rağmen tabakhane* çeşmesi üzerindeki mescit, tabakların üzerine sinen kokularla cemaati rahatsız etmemek kaygısının ürünü idi. Yemeniciler arastasında matbaacı Ahmet Atmacanın dükkanı karşısındaki dükkanlar üzerindeki mes­cid de bu gaye için kullanılmıştır.

*Tabakhane: ham derilerin işlem gördüğü yer.

bogcaYöremizde düğün, dernek, giyim, kuşam: Evlenecek gençler, anne babanın veya yakınlarının beğenileri sonucu (görücü usulü ile) kendilerinin kabulü halinde evlenmeye karar verirlerdi. Belli merasimlerle, söz ve nişandan sonra taraflarca belirlenen bir tarihte “okuncu” tabir edilen kişiler vasıtası ile daveti takiben Salı günü “kına gecesi” ile düğün başlar, Çarşamba sabahı çalgı ile hamama gidilir, öğleden sonra da güvey tıraş edilir giydirilirdi. Perşembe günü öğleyin konu komşu akraba ve fakirlere yemek verilir yemekten sonra da gelin getirilirdi. Akşam oğlan evi tarafından yakınlara “güveyi kuyması yemeği” tabir edilen yemek verilir, topluca kılınan yatsı namazından sonra dualarla damat “dünya evine” girerdi. Cuma günü damadı arkadaşları ziyaret eder topluca, camide kılınan Cuma namazından sonra arkadaşlarına verilen yemekle merasim son bulurdu.

siniDüğün yemekleri: Bamya çorbası, etli pirinç pilavı, hoşaf ve tekrar pilavın yenilmesinden sonra un veya irmik helvası ile biter dua ile son bulurdu. Bu yemek listesi pratikti, herkes bu yemekleri adet gereği yaptıklarından zengin fakir ayırımı yapılmasına müsait değildi. Şayet yemek artsa düğün süresince bozulmadan değerlendirilmesi mümkündü israfa yer verilmemişti.

Sivrihisar’da eskiden düğünlerde sini kullanılırdı. Halk ağzıyla zini denir. Kış akşamları arabaşısı bu sinilerden yutulur. Siniler genelde bakırdan yapılır ve normal tepsiden daha büyük ve ağırca olur.

Eğlence: Düğünlerde evliliğin duyurulması esastır. Erkekler için erkek çalgıcı, kadınlar için kadın çalgıcı temin edilerek ayrı mekan­larda eğlence tertip edilirdi. Erkeklerin gizli de olsa içki içmesi hoş karşılanmazdı.

sarkaKıyafetler: Şimdilerde olduğu gibi her merasimde ayrı kıyafet giyme kaygısına yer olmayıp, ninesinden kalan sevai don, meydani don, kutni tabir edilen donları üzerine kuşağı, ipek bluz üzerine işlemeli sarkayı ve üzerinde poşuyu, yahut uzun entariyi içtenlikle giyerlerdi. Bu kıyafetleri olmayanlar da düğüne davet edilmeyen tanıdıklardan alıp giyerlerdi.

Takılar: Kadınlar için takı takmak arzusu normaldir. Fakat fakir kimseler bu imkâna sahip olmadıklarından, hâl-i vakti yerinde tanıdıklarından, İncili küpe, inci, cebe, altın dizisi gibi ziynet eşyalarını ariyet olarak alır düğün sonrasında iade ederlerdi. İtimat o derece yaygın idi ki bazen milyarlar tutan bu ziynet eşyalarının gönderilen 14-15 yaşlarındaki bir çocuğa dahi tesliminde tereddüt edilmezdi. Kimsede emanete hıyanet etmez, zenginin malına da göz koymazdı.

Normal Kıyafetler: Dışarıya çıkmak durumunda kalan hanım ve kızlar, şalvar üzeri bluz veya kazaktan, yahut da entariden ibaret normal kıyafetleri üzerine “mayhar” denilen bir nevi avukat cübbesi gibi vücudu tümü ile örten, vücut hadlerini gizleyen özel bir manto giyer başına da önceleri peştamal (al veya ak olabilir) sonraları yünden atkı örterlerdi. Mayhar sof veya kıldan, ince dokunmuş bir kumaştan yapılırdı.

Erkek Kıyafetleri: Pantolon, gömlek (içlik de denir) üzeri delme tabir edilen yelek ve üzerine giyilen ceketten ibaretti. Başa da şapka giyilir, öğrenciler hariç başı açık gezenler hoş karşılanmazdı. Kumaşlar şimdiki gibi dayanıklı olmadığı ve geçim zor olduğundan, yeni elbise ve gömlek dikilirken yedek yaka ve süvarilik (yama için gerekli) hazır edilirdi. Temizlik ve başkalarını rahatsız etmemek esastı.

Ahşap İşçiliği: Sivrihisar’da ahşap işçiliği ustalar tarafından yıllarca, yaşanılan mekanlarda uygulanmıştır. Evlerin ve dükkanların dış ve iç kısımlarında, özellikle tavan işlemeciliği, pencere, kepenk, yüklük, çiçeklik, lambalık gibi eşyaların yanı sıra günlük hayatta kullanılan ürünlerde de görülür.

Keçecilik: Tüm Anadolu’da olduğu gibi Sivrihisar’da da geleneksel el sanatları yaşatılmaya çalışılmaktadır. Sivrihisar’ın geleneksel el sanatları arasında yer alan tepme keçe sanatı, Orta Asya’ya özgü göçebe yaşam biçiminin bir ögesi olarak gelişmiş ve batıya yönelen Türk boyları tarafından Anadolu’ya taşınmıştır. Temel ham maddesi yün olan keçe yaygı, seccade ve daha çok da kepenek yapımında kullanılmaktadır. Keçelerin üzerine mavi, kırmızı yeşil renklerden oluşan motif ve şekiller işlenmekte; söz konusu motifler ise demiryolu, göbek, yıldız gibi isimlerle anılmaktadır.

* * *

Sitemizde; Sivrihisar kültürü hakkındaki konuları iki kategoriye ayırdık:

1- Folklorik olarak hayatın geçiş dönemleri olan doğum öncesi ve doğum sonrası aşamaları, sünnet – askerlik adetleri, düğün, ölüm, ayrıca ninni – mani – türkü – bilmece – tekerleme – masal ve efsane gibi edebi ürünleri, inançları, bayramlar, törenler, kutlamalar, halk hekimliği, gelenek ve görenekleri, yerel dilinde barındırdığı kendine has özlü sözleri ve deyimleri, el sanatları ve dokuma, yöresel kıyafet ve takıları kategorisi >

2- Mutfak kültürü ürünleri olan yöresel Sivrihisar yemek ve tarifleri kategorisi >

.

incili-kupe-gumus-cebe pullu-kupe yoresel-giygiler giyim yoresel-kiyafetler pullu-entari kadife-sarka-sevai                                       sarka2

Kaynaklar:
Orhan KESKİN – Bütün Yönleriyle Sivrihisar, 2001
Eskişehir Valiliği – EskiYeni Dergi, Aralık 2010
Tahsin ALTIN – Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi Merkez Folkloru, 2014
Sivrihisar Eğitim Vakfı – Burası Sivrihisar, 2016

Kategoriler
Necmi Günay Yazıları

Dünyanın Merkezi Sivrihisar

dunya-merkezi-sivrihisarSaygıdeğer Hemşehrilerim, Değerli okurlarım, hepinizi saygıyla selamlarım. Bu yazımda sizlere “DÜNYANIN MERKEZİ SİVRİHİSAR” konusunu dilimin döndüğünce anlatmaya çalışacağım

Anadolu’daki bazı şehirler ve kasabalar vardır ki, oraya adım attığınız andan itibaren sizi birkaç yüzyıl geriye götürür. Gördükleriniz, orada yaşanmış tarih ve kültürü bildiklerinizle birleştirdiğinizde filmin karelerinde gibi gezinir, o zamana dönerek orada yaşarsınız.

Sivrihisar’da yukarıda anlattığımı birebir yaşayacağınız nadir güzellikte mekânlardan biridir. Tarihi dokusunu korumuş,. Osmanlı ve Selçuklu mimari eseri ile geçmişin tadını alabileceğiniz çok farklı bir yerdir. Kısaca tarihe dokunabileceğiniz, zaman tüneline girebileceğiniz bir kenttir.

Sivrihisar; Ankara’dan Ege, Marmara ve Akdeniz’e karayolu ile gidenlerin zorunlu kullandığı bir kavşak noktasıdır. Sivrihisar’a gelince Eskişehir yolunun sağında Sivrihisar’ı işaret eden Nasreddin Hoca’nın heykelini görürsünüz. Heykelin üzerinde:”DÜNYANIN MERKEZİ BURASIDIR” yazar.

Nasreddin Hoca, Dünyanın merkezinin ” TÜRKİYE”, Türkiye’nin merkezinin de “SİVRİHİSAR” olduğunu bundan 800 yıl önce söylemiştir. Kimse de bunun aksini ispat edemediğine göre, Sivrihisar dünyanın merkezidir.

Dönemin Belediye Başkanı Sayın Yaşar YURTTAŞ Bey, Nasreddin Hocanın kıvrak zekâsından olsa gerek “Patent Enstitüsü” nün 2008 00705-Ticaret Ve Hizmet marka numarası ile “DÜNYANIN MERKEZİ SİVRİHİSAR’ olarak “MARKA TESCİL BELGESİNİ“almış, Paten Enstitüsü kurumuna onaylatarak belgelemiştir. Bundan böyle kimse bu polemiklere giremeyecektir. Hem onaylı, hem de belgelidir. Bu konuya gösterdiği duyarlılık konusunda dönemin Belediye Başkanı Sayın Yaşar YURTTAŞ Bey’e teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

Nasreddin Hoca’nın o mizahi ve irfani derinliği buradan yükselen o engin kültürdür. Üstünden inmediği karakaçanın bastığı yeri dünyanın merkezi olarak işaretleyen, kazanları doğurtan hocanın bu topraklara ve bu topraklarda yaşayanlara bıraktığı miras çok büyük ve bir o kadar da önemlidir.

Sivrihisar özel mimariye sahip, kültürümüzün tüm güzelliklerini bünyesinde toplamış, geçmişte ilim ve irfan sahibi bilge insanlar yetiştirmiş muhteşem bir okuldur. Bu okulun öğrencileri, Yunus Emre’nin sevgi dolu yüreğine, Nasreddin Hoca’nın ince ve kıvrak zekâsına, Hızır bey’in ilmi adaletine, Aziz Mahmut Hüdai’nin edep ve hikmet dolu mirasına sahip çıktıkları takdirde, “Sivrihisar dünyanın merkezi” olmaya devam edecektir.“Yunus Emre’ler, Nasreddin Hoca’lar, Hızır Beyler, Aziz Mahmut Hüdai’ler… Yetiştirmiş bir kentin ‘DÜNYANIN MERKEZİ’ olmaması için hiçbir sebep yoktur.

Nasreddin Hoca’nın “Dünyanın merkezi burasıdır.” diye işaret ettiği Sivrihisar’ı aranır bir yerleşim merkezi yapma azim ve kararında olan “Sivrihisar sevdalıları ”nın sayıları arttıkça Sivrihisar’da yaşam daha da kolaylaşacaktır.

İşte bu noktada yapmamız gereken İzmir, Eskişehir ve Ankara’dan gelen yollar üzerine çok büyük tanıtım panolarıyla “Dünyanın Merkezi Sivrihisar’a Hoşgeldiniz” yazılarak tanıtımda bu argümanı kullanmaktan kaçınmamalıyız.

Nasreddin Hoca tesislerindeki”Dünyanın Merkezi Burasıdır” yazan heykelinin altı doldurularak yükseltilmeli, hatta gerekli teknik donanımlarla tüm yol yönlerine uygun hale getirilerek “DÖNERLİ OLMASI” sağlanmalı, gecede projektörlerle aydınlatılarak “Sivrihisar’ımızın simgesi “haline getirilmelidir.

Her türlü “izm’,”hizip” ve “hasedin” olmadığı Sivrihisar insanı her şeyin en iyisine layıktır. Başka Nasreddin Hoca ve Sivrihisar olmadığına göre onu sahiplenmek ve yaşatmak bizim başlıca görevlerimizden biri olmalıdır.

Bu duygularla hepinize saygılar sunar işlerinizde kolaylıklar dilerim.

SAYGILARIMLA Necmi GÜNAY

Kategoriler
Sivrihisar Haberleri

‘Kuş Cenneti’ Belgeseli

Sivrihisar ve Balıkdamı ‘Gizli Kuş Cenneti’ Sulak Alanları Belgesel oluyor

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde yaklaşık 30 bin dönüm alanı kaplayan ve yaklaşık 240 kuş türüne ev sahipliği yapan yaban hayatı geliştirme sahası Balıkdamı’nda çalışmalar yapan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim elemanı Yrd. Doç. Dr. Ünal Özelmas ile Araştırma Görevlisi Dr. Muharrem Karakaya tarafından hazırlanan belgesel tamamlandı.

Yrd. Doç. Dr. Ünal Özelmas, 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı’nın desteği ile mart-haziran ayları döneminde Sivrihisar başta olmak üzere Balıkdamı’na uzanan yolda sulak alana komşu tüm köylerin de tanıtıldığı yüzlerce kare film çekti. Başta Sivrihisar’ın tarihi, kültürel değerleri, evleri ve Akbaş çoban köpeklerinin yanı sıra Pessinus antik kenti, çevre köylerin ve kuşların yaşam alanlarının da tanıtıldığı belgeselin yapım ve yönetmenliğini yapan Ünal Özelmas şunları söyledi;

belgesel‘’Bizim bu tanıtımdaki amacımız, uzun yıllar ihmal edilmiş bölgenin yeniden canlandırılması ve ekoturizme kazandırılarak bölge sakinlerine de bir kazanç kapısı olması. Dünyanın merkezi olarak adlandırılmasına rağmen maalesef Sivrihisar, tanıtım anlamında gereken ilgiyi görmemiş. Oysa gezilecek o kadar çok yerleri ve tarihi şahsiyetleri var ki. Neden buraya da her gün turistler gelmesin ya da neden Balıkdamı’ndaki kuş çeşitliliğini görmek için bölgeye insanlar akın etmesin? Biz bu olgudan hareketle belgeseli hazırladık. Bölge sakinleriyle de röportajlar yaptık. Zaman zaman havadan ve su altından da çekimler gerçekleştirdik. Bu konuda ESOGÜ TV’nin imkânlarıyla görsel anlamda çok güzel görüntüler yakaladık. Amacımız elbirliğiyle bu bölgeyi turistik anlamda canlandırmak. Ayrıca yine devlet, kamu kuruluşları ve üniversitelerimizin işbirliğiyle her geçen gün azalan tür çeşitliliğini geri kazandıracak önlemlerin alınmasını amaçlıyoruz.’’

belgesel3BELGESEL GÖSTERİME GİRECEK
Ünal Özelmas tarafından çekilen belgeselin önümüzdeki günlerde Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı’nca yerel ve ulusal kanallarda gösteriminin sağlanacağı belirtildi. 

* * *

Balıkdamı hakkında detay bilgi için tıklayınız.>

Balıkdamı belgeseli seyretmek için tıklayınız>

Kategoriler
Makale ve Yazılar

Sivrihisar İçin Hedeflerimiz

1- Sivrihisar’ın her bakımdan çağdaş bir yaşam alanı haline dönüştürülmesi, bölgesel bir ekonomik ve kültürel çekim merkezi haline getirilmesi,

Uygun ve gerekli altyapı, ticaret ve sanayi, ziraat ve hayvancılık, eğitim, kültür ve sanat ortamı yaratmak; uygun yapılaşma sağlanarak, Sivrihisar’a gönül ve hizmet veren insanlar ve kurumlar arasında olumlu etkileşim ve dayanışmanın gerçekleştirilmesi; Sivrihisar’ın tarihine, kültürüne yaraşır bir ekonomik ve kültürel kalkınmışlık düzeyine ve geleceğe hazırlanması,

2- Sivrihisar’ın mevcut kaynak ve potansiyelinin yeni bir bakış açısı ile harekete geçirilmesi; yeni kaynak ve yatırım alanları yaratılması, planlanması ve uygulamaya konulması amacıyla güç birliğini gerçekleştirmek,

3- Sivrihisar’da yaşasın yaşamasın, tüm insanların devletinden ve kendisinden razı olarak yüzünü güldürmek, güvenli bir geleceğe ve refaha kavuşturmaktır.

SİVRİHİSAR’IN MEVCUT KAYNAKLARI VE BU KAYNAKLARIN KALKINMA AMAÇLI KULLANILMASI

Sivrihisar’da Ziraat ve Hayvancılığın Geliştirilmesi:

1- Sulanabilir ve kıraç ekim alanların verimli kullanılması; Maliyetlerin düşürülmesi ve zirai ürünlerin değerlendirilmesi.

2- İnsan sağlığı ve çevre için güvenli, ekolojik tarıma geçişin sağlanması ve halkın buna teşvik edilmesi; tarım alanlarının, meyvecilik ve bağcılığın ıslahı ve yeniden düzenlenmesi.

3- Damızlık hayvancılığın, arıcılığın korunması ve teşviki.

4- Kapalı alan kanatlı hayvan üretiminin teşviki ve yaygınlaştırılması.

5- Boşalan köyler sorununa çare aranması; miras yoluyla parçalanmış ekilebilir alanların birleştirilmesi ve çağdaş köy projesine geçişin sağlanması.

6- Ekolojik tarım, damızlık hayvancılık alanında veya diğer alanlarda projelendirilmiş işletmelerin karşılıksız (veya düşük faizli) ya da halkın uygun kredi imkanlarından yararlandırılmasının sağlanmasıdır.

7- Kaybolmak üzere olan ‘Sivrihisar tiftik keçisi’ üretiminin teşvik edilmesi ve korunması:

Tiftik üretimi ve tiftik keçisi (Ankara Keçisi) yetiştiriciliğinin teşvik edilebilmesi için özellikle tekstil sektöründe ve halıcılık (halı dokuma) sektöründe tiftik kullanılmasının sağlanması ve teşviki gerekmektedir. Tekstil işletmelerinin iplik ve kumaş dokuma sanayi ve halıcılık sektörü açısından, öncelikle ve özellikle, tiftik kullanımının sağlanması gerekir. Tiftik kullanımının gerçekleştirilmesi ve teşviki için, iplik ve kumaş kalitesinin arttırılması açısından (tiftikten mamul iplik, kumaş ve halı) standartların belirlenerek ilan edilmesi ve bu standartlara uygun üretime teşvik verilmesi gerekmektedir. Tiftik katkısı ile dokunmuş kumaşların kalite bakımından; parlaklık, boya tutma, elyaf inceliği, sağlamlık, ekolojik ürün olma özelliği, sağlıklı olma özelliği, tabii olma özelliği, dayanıklılık gibi özelliklerinin öne çıkarılması ve desteklenmesi gereklidir.

Tiftik katkısı kullanılan tekstil ürünleri belli bir kullanım alanı bakımından zorunlu tutulabilir. Özellikle güvenlik mensuplarının kıyafetlerinde ve askeri kıyafetlerde, kışlık iç fanilası ve çorap gibi iç giyim unsurlarının imalinde tiftik yünü veya elyafı karıştırılmış hammadde kullanma zorunlu tutulabilir veya tercih edilebilir. Spor kıyafetlerde de aynı uygulamaya gidilebilir.

Tiftik katkılı kumaşlar ipekten sonra ikinci sırada gelen bir kalite ve parlaklık, akıcılık ve incelik kazanmaktadır. Bugünkü teknolojik imkanlar, iplik ve dokuma sanayindeki gelişmeler karşısında kullanım hem kolaylaşmakta hem de ürüne ek değerler katabilecek bir uygulama gerçekleşebilmektedir.

Bir milli servet ve değer unsurunun göz göre göre yok olmasına seyirci kalmamalıyız. Tekstil sanayimizin gelişmesi ve fark yaratması bakımından da buna ihtiyacımız olduğunu görmeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara ile özdeşleşmiş ve ‘Ankara keçisi’ diye adlandırılan bu değerli hayvanın üretimi, neslinin ıslahı ve ekonomiye kazandırılması konusunda Ankara’nın desteği alınmalıdır.

Vaktiyle önemli bir üretim ve ihraç ürünü olan tiftik ve tiftik mamullerinin üretim ve satışının değerlendirilmesi konusunda yeni bir hamleye ihtiyaç olduğunu unutmayalım. Bugünkü durum kabul edilemez. Ülkemizin toprağı ne kadar değerli; erozyonla mücadele ne kadar anlamlı ve ise; ülkemizin tabii zenginlik ve üretim unsurlarının göz göre göre yok olup gitmesi de en az o kadar üzücü bir durumdur. Sivrihisar ve yöresinin Ankara tiftik keçisi üretimi bakımından eski potansiyeline kavuşturulması önemli amaçlarımızdan biri olmalıdır.

Sivrihisar’da Sanayi ve Ticaretin Geliştirilmesi:

1- Küçük sanayinin belli üretim alanlarında ve ürün türlerinde uzmanlaşarak birbirini tamamlayan imalat sanayine yöneltilmesi, iç ve dış pazarlama imkanlarına kavuşturulması gereklidir. Elektronik sanayi dahil olmak üzere bu konudaki imkan ve öncelikler araştırılarak bir an önce uygulamaya geçilmeli, küçük sanayi işlerlik kazanmalıdır. Ayrıca, küçük ve orta büyüklükte makine imalatı ve parçaları konusunda potansiyel yaratılmalı ve teşvik edilmelidir.

2- Sivrihisar’ın yeni buluş ve teknolojilerin uygulamaya geçirilmesi için uygun yatırım alanı olarak seçilmesinin sağlanması bir hedef olarak belirlenmelidir. AR-GE yatırımcılarına öncelik verecek şekilde, Sivrihisar Organize Sanayi Bölgesi bir an önce hayata geçirilmeli ve Sivrihisar, dünya üretim sektörüne katılmalıdır.

3- Elektronik aletlerin belli veya özel ihtisas gerektiren parçalarının imalatı veya montajının uzman elemanlar aracılığı ile gerçekleştirilmesi sağlanmalı; elektronik alanda Sivrihisar bir imalat, tamir, bakım ve yeniden değerlendirme üssü haline dönüştürülmelidir.

Sivrihisar Organize Sanayi Bölgesinin Faaliyete Geçirilmesi:

Sivrihisar Organize Sanayi Bölgesinin bir an önce oluşumunun sağlanarak faaliyete geçirilmesi gereklidir. Organize Sanayi Bölgesinin ve küçük sanayinin doğalgaza kavuşturulmasının sağlanması önem arz etmektedir. Bu konularla ilgili yatırım planlarının vakit geçirilmeden yapılıp, ödenek tahsisleri gerçekleştirilmelidir. Bu kapsamda Sivrihisar Askeri Havaalanının sivil uçuşlara açılması sağlanmalıdır. Sivrihisar Organize Sanayi Bölgesi Sivil Havaalanına sahip ve tüm dünyaya açık bir üretim ve ticaret merkezi olma özelliklerine sahip bulunmaktadır. Bu imkan ve Sivrihisar’ın coğrafi ve tabii konumu en iyi şekilde değerlendirilmelidir.

Tarihi Sivrihisar Evleri Restorasyon ve Turizm Projesi:

Tarihi Sivrihisar Evleri Restorasyon ve Turizm Projesinin hayata geçirilmesi, Sivrihisar’ın kültür turizmine açılması için gerekli çalışmaların bir an önce tamamlanması gerekmektedir.

1- Sivrihisar Belediyesi, Eskişehir Valiliği ve Odunpazarı Belediyesi ve Anadolu Üniversitesi işbirliği ile gerçekleştir­mesi planlanan Sivrihisar Evleri Restorasyon uygulamalarının zamanında gerçekleştirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmalara gönüllü kuruluşların ve hemşehrilerimizin katılması teşvik edilmelidir.

2- Sivrihisar çarşısının geleneksel yapısının korunması ve geliştirilmesi projesinin hazırlanarak uygulamaya konması sağlanmalıdır.

3- Sivrihisar’la, Sivrihisar’da yaşamış büyük düşünür Yunus Emre arasındaki tarihi ve kültürel bağın kurulup, çağdaş manada yaşatılabilmesi için; Sivrihisar Yunus Emre Vakfı kurulmalı ve bu vakıf aracılığı ile Yunus Emre Müzesi ve Kültür Evinin hayata geçirilmesi, Sivrihisar’ın sahip olduğu ve değerlendirilmesi gereken en önemli kültür projesidir. Yunus Emre’nin kabrinin bulunduğu Sarıköy (Yunus Emre Beldesi) ile kültür turizmi açısından irtibatın sağlanması gereklidir. Bu konuda gerekli çalışmalar kurulacak vakıf ve ilgili kuruluşlar tarafından yapılmalıdır.

Sivrihisar ve çevresi turizm envanter ve planlamasının yapılması, bu bölgenin iç ve dış turizme açılmasının sağlanması gerekir. Bu manada Sivrihisar’ın sahip olduğu tarihi, kültürel değerler ve ekolojik varlıklar önem taşımaktadır.

4- Eski askerlik şubesi binasının (yanan bina) ve kilisenin, kültür turizmi ve Avrupa Birliği ile olumlu ilişkilerinin kurulması ve geliştirilmesi; bu projenin, Medeniyetler Barışı (ittifakı) projesi çerçevesinde ele alınarak planlanması ve değerlendirilmesi uygun olacaktır.

Sivrihisar’da Eğitim ve Kültür Hizmetlerinin Geliştirilmesi:

Sivrihisar’ın ilk ve orta öğretim bakımından eksikleri tamamlanmıştır diyebiliriz. ilk ve orta-öğretimde kalitenin iyileştirilmesi için yetkililerce gerekli katkı ve özen gösterilmektedir.

Sivrihisar, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Sivrihisar Meslek Yüksek Okulu ile bir ‘Üniversite şehri’ haline gelmiştir. Sivrihisar Meslek Yüksek Okulunun; Bilgisayar Teknolojisi ve Programlama, Muhasebe, inşaat, Makine, İklimlendirme-Soğutma olmak üzere beş programı bulunmaktadır. Her programa 30 öğrenci alınmaktadır. Meslek Yüksek Okulunun kadro imkanlarının iyileştirilerek programlara alınacak öğrenci sayısının yeterli düzeye çıkarılması, mevcut programlarda kademeli olarak ikinci öğretim uygulamasına geçilmesi ve uygun yeni programlar açılması gereklidir.

Sivrihisar’da Yüksek öğrenim öğrencilerinin sağlıklı ve uygun şartlarda kalacağı bir yüksek öğrenim yurdu bulunmamaktadır. Yüksek öğrenim yurdu, çevresel şartlar da göz önüne alındığında büyük bir ihtiyaç olarak görülmektedir. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ve Kredi Yurtlar Kurumu ile temasa geçilerek yükseköğrenim kız ve erkek öğrenci yurdu ihtiyacının kısa bir zamanda giderilmesi ve bunun için gerekli teşebbüslerin yapılarak uygulamaya konulması gerekli görülmektedir.

Sivrihisar’ın Teşvik Yasası Kapsamına Alınması:

Teşvik kapsamındaki illere komşu olan gelişmemiş ilçe ve beldelerin teşvik kapsamına alınması gerekir. Bu manada Afyon ili ve Emirdağ ilçesi ile sınırdaş olan ve benzer özellikleri taşıyan Sivrihisar’ın da teşvik uygulaması kapsamına alınması uygun olacaktır. Sivrihisar’ın bölgesel teşvik kapsamına alınmasının yanı sıra, sektörel bazdaki teşviklerden de yararlanma imkanları araştırılmalı ve sağlanmalıdır.

Sivrihisar’ın ekonomik ve toplumsal bakımdan gelişmemiş bir bölge olarak değerlendirilerek, komşu illerdeki (Afyon ve Kütahya) teşvik uygulama ve avantajlarından yararlandırılması; bunun gerçekleşmesi için teşvik mevzuatında gerekli düzenlemelerin yapılmasının sağlanması gereklidir. Sektörel ve bölgesel temelde teşvik tedbirlerinden yararlanma imkanının yaratılması, Sivrihisar’ın ekonomik geleceği ve Sivrihisar insanının mutluluğu için gerekli ve önemlidir.

Sivrihisar’ın değerli evlatları tarafından gerçekleştirilmiş pek çok buluş olduğu gibi; pek çok müteşebbis hemşehrimiz, Türkiye ve dünyanın pek çok yerinde başarıyla ve gururla ticari faaliyetlerini sürdürmektedir. Sivrihisar’ın entelektüel katkısının büyük olduğu buluşların ve yeni teşebbüslerin Türkiye’deki yapım, imalat ve gerçekleşme üssü olarak Sivrihisar’ın seçilmesinden daha tabii bir şey olamaz. Yeni buluşların ve her konudaki yeni teşebbüslerin uygulama ve hayata geçirilmesi için tercih edilecek yer, Anadolu’nun en seçkin ve özel mekanlarından biri olan Sivrihisar toprağı olmalıdır. Sivrihisar toprağında yetişen fidanların olgunlaşan meyveleri yine Sivrihisar toprağına düşmeli, öncelikle Sivrihisar’ı mutlu ve kalkınmış hale getirmeli, bereket ve bolluğa kavuşturmalıdır.

Sivrihisar İle Sivrihisar Dışındaki Hemşeh­rilerimizin Dayanışma ve Katkılarını Arttıracak Sivil Toplum Örgütlerimizin Güçlendirilmesi ve Çalışmalarına Destek Verilmesi:

Eskişehir’de yaklaşık 130.000 ile 150.000 kişi civarında olduğu tespit edilen Sivrihisarlı seçmen hemşehrilerimizi temsil eden iki kardeş sivil toplum örgütümüz bulunmaktadır. Sivrihisar Eğitim Vakfı ve Sivrihisar Kültür ve Dayanışma Derneğinin faaliyetlerini sürdürebilmesi ve çeşitli sosyal amaçları gerçekleştirmek maksadıyla kullanılacak uygun bir binaya sahip olabilmek için; Eskişehir şehir merkezinde veya yakın civarında, hazineye ait uygun bir arsanın uzun süreli irtifak hakkının vakfımıza ve derneğimize tahsisini talep etmekteyiz. Gerek Eskişehir’de gerekse Eskişehir dışında, Sivrihisar’ı temsil eden pek çok dernek, vakıf ve çok değerli hemşehrilerimizin görev aldığı sivil toplum örgütleri bulunmaktadır.

Sivrihisar’la ilgili olarak tespit ettiğimiz ve ortaya koymaya çalıştığımız konuların gerçekleşmesine güç veren, katkı sağlayan tüm yetkililere, Sivrihisar’ımızın mutluluk ve kalkınmasına gönül veren değerli hemşehrilerimize ve Sivrihisar dostlarına gönül dolusu selam ve saygılarımızı sunarız.

Prof.Dr. Ömer Adil ATASOY

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Çeşmeler

Selçuklular ve Osmanlılar suya çok önem vermişlerdir. Temizliği imanın bir parçası kabul eden atalarımız, su çıkarmayı, çeş­me yapmayı en büyük hayırlardan say­mışlardır. Dinimize göre susuzluktan ya­nan bir ciğere (canlıya), su veren bir mü­mini, Allah kıyamette susuz bırakmaya­caktır.

Yeryüzünün derinliklerinden çıkan sula­rı, bilgi, büyük para, gayretle getirip can­lıların istifadesine sunmak ne kadar bü­yük bir hayırdır. İnsan vücudunun %82 sinin su olduğu düşünülürse, suyun ne kadar hayatî önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bunun için eski Türk-İslam şehirlerinde her köşede bir çeşmeye rast­lanır. Bugün Eskişehir İlinin Odunpazarı semtini dolaşın, 100’e yakın çeşme gö­rürsünüz. Maalesef çoğu susuz çoğu ba­kımsız. Buna rağmen mevcut sulardan halkın faydalandığını çocukların büyük bir hazla etrafında oyalanıp oynadığını, çeşme ayaklarında devasa çınarların ka­vak ve sair ağaçların yetiştiğini görürsü­nüz.

Bugün Sivrihisar evlerinin çoğunda, gra­nit kayaların delinerek açıldığı su kuyula­rı vardır. Hatta eskilerinin nesilden nesile yeri unutulduğu için, yeni açılan kuyu­larla bazen iki kuyulu evlere rastlarsınız.

Bu evlerdeki kuyuların büyükanneleri­nin; en kıymetli ziynet eşyaları, cebe (bir nevi Sivrihisar’a has örgülü kıymeti yük­sek bileklik) ve takılarını satarak açtırdı­ğını, böylece bilhassa yaz aylarında çeş­me basında sıra beklemekten kurtulduk­larının hikayesini işitirsiniz.

Bu bakımdan kullanılmasa da hiçbir ku­yunun iptal ve doldurulmasına, gönlüm razı olmamış ve aksi davranışın, ataları­mıza karşı bir haksızlık ve kadirbilmezlik olacağı düşüncesini hep taşımışımdır. Bu düşüncemin, elektrik kesilmesi veya su tesisatındaki arızalar sebebi ile susuz kal­dığımızda, bizi adeta ödüllendirdiğine şahit olmuşuzdur. Hem o kuyular, elimi­zin altında su kaynağı olmaları yanında, et ekmek gibi gıdaların bozulmadan ko­runmasında, sıcak yaz günlerinde salla­nan testilerdeki suların soğutulmasında da büyük hizmetler görmüş; onu kazan­ları ve kazdıranları rahmetle yad etme­mize sebep olmuşlardır.

Kuyulardaki suların aşağı seviyelerden akıtılması fikri, çeşmelerin doğmasına sebep olmuştur. Bunun için ya su düze­yinde açılan tüneller vasıtası ile suyun akışı sağlanmış, ya da bu iş sifonla ger­çekleştirilmiştir. Ancak geçmişte Sivrihi­sar’da en yaygın olanı, galeri yardımıyla suyun akıtılmasıdır. Yağan kar ve yağ­mur sularının kaya boşluk ve çatlakların­da toplandıkları yolunda görüş yanında, kayaların gündüz ve gece ısı farkları se­bebi ile terleme dediğimiz olay sonunda suların meydana geldiği seklinde bir gö­rüş de vardır.

Tabakhane Çeşmesi ikinci yerinde Belediye binası yapılırken ilk yerinden kaldırılan çeşme fotoğrafta görüldüğü yerde ve şekilde yapılmışken bunun da yıkıldığı görülmüştür. Suyu yan sokaktan akıyor. İnsaf, vefa ve saygı nerdesin?

Başlıca Çeşmeler

tabakhcTabakhane Çeşmesi: Eski Tabakhane ya­nında bulunması sebebi ile, bu ismin ve­rildiği anlaşılıyor. Çeşmenin kitabesi yok edildiğinden yapılış tarihini bilemiyoruz. Bu çeşmeden istifade etmek üzere yapı­lan Kumacık Hamamı ve çeşmenin sivri kemerli, takribi 2 metre derinlikte 4 metre genişlikte, eyvan (tonoz denilebi­lir) yer alması, arkasında geniş su depo­su ile birlikte üzerinde bir mescid bulun­ması, yapılar yardımı ile bizi Selçuklular dönemine götürmektedir.

Sinan Paşa özel hamamının, ve Kızılay si­neması yapılmadan evvel o mekanda gördüğüm mermer Sekizgen Havuzunda bu kaynaktan istifade ettiği anlaşılıyor. Kaynağı: Şınşırak tepesinin Kızılbel ismi ile anılan eteklerinden çıkar.

kutlu-cesmeKutlu (Kurtlu) çeşme: Cennet sokağını taki­ben Balaban Çeşmesi önünden, Demirci Çeşmesi yanına bir kol ayrılır, hükümet meydanına doğru akarken, buradan alı­nan 2. bir kolla “Kutlu Çeşme” yapılmıştır. Eskiden hükümet binası avlusundaki şadırvanın suyu da, yanındaki su terazisi vasıtası ile bu suya bağlantılı idi. Geçmiş yıllarda belki de burada bulunan “Küçük Hamam” da bu sudan yararlanıyordu.

Sivrihisar Belediyesi yapımında yıktırılan çeşme (üzerindeki mescid daha evvel yı­kılmış) Hüseyin Gencel’in evi önündeki boşluğa alınmış ve çeşme yapılmıştı. Zik­ri geçen çeşmenin de yıkılmış olduğunu görüyoruz. Arkadaki depodan garaja su giderken bugün Garaj Çeşmesinin şehir suyundan beslendiği ifade edilmiştir.

Son olarak öğrendiğimize göre 2001 yılı itibarı ile çeşme; Hüseyin Gencel’in evi­nin önünden de sökülerek yan sokağın girişine alınmıştır.

Hacı Ahmed (Demir) Tabakhane Çeşmesine kaynak katmak için uğraşmış ve Si­nan Paşa sokağının alt tarafında; Tabak­hane çeşmesinden alınan bir kolla; “Hacı Ahmedlerin Çeşme” diye anılan çeşmeyi yaptırmıştır. Son olarak da merhum Sü­leyman Görener yine Tabakhane çeşme­sinden alınan bir kolla Hızır Bey Mahal­lesine Kız Meslek Lisesi yanma bir çeşme yaptırmıştır. Böylece Tabakhane suyun­dan garaja giden su dahil edilirse, Tabak­hane çeşmesi dahil (6) çeşmenin beslen­diğini beyan etmek gerekir.

Not: Bu hayrat suyu çıkaranın çıkardığı bu suyu yüzyıllardan beri kullanmak fa­kat bu hayrı yapanın tayin ettiği yerden çeşmeyi başka yere götürmenin en azın­dan vakıf eden şahsa en büyük haksızlık ve saygısızlık olduğu kanaatindeyim. Ya o suyu içmeyeceksin yahut da içtiğine göre onu getirenin tercihine takdirine hürmet edeceksin. İnsanlık bunu gerektirir. Bele­diyenin de bu hususa riayet etmesi icap eder kanısındayım.

numuneNemane Çeşmesi: Demirci mahallesi Nemane sokaktaki çeşme kitabesi şöyledir. Maşaallah sahih el hayrat- Demirci ma­hallesinden es seyyid el hac Mustafa’nın hayratıdır. Sene 1180 H/1766 M.

Hacı Mustafa’nın Seyyid olduğu yani Hazreti Hüseyin soyundan geldiği anlaşı­lıyor. Seyyid Mahmud zaviyesinde mer­hum Tahsin Özalp’in zikrettiği taşta; merhum ve mağfirun leh elhac seyyid Salih Ağa ruhu için el-fatiha tarihi 1206 yazısı okunmaktadır.

Hacı ve Seyyid olmaları ve ölüm tarihi­nin 1206 olması çeşmeyi yapan zatın mezarının taşının bu olacağını çağrıştırsa da isimler sarahaten farklıdır. Çeşmeyi yaptıran Es-seyyid el-hac Mustafa’dır. Seyyid Mahmud zaviyesi haziresinde ba­zı seyyid mezarları meyanında Hacı Mustafa’nın mezarı da burada bulunabi­lir. Zira ilgili fasılda izah edildiği üzere kitabesi kayıp eski mezarlar veya okuna­mayan mezar şahideleri vardır. Çeşme, bir köşede ve eski bir bina altındadır. İki tuğla ve bir taş olmak üzere almaşık dü­zende sivri kemerli idi. Tamir edilirken hayır sahibi, iyi niyetle fazla para sarf et­miş olsa da eserin mimari özelliği bozul­muştur. Önce sıvanmış sonra da yapı ta­mamen mermerle kaplanmıştır. Eski eser tamirlerinde aslına sadakat şarttır. Aksi takdirde yapılan işe “kaş yaparken göz çı­karmak” denir. Bu işi yapanların ayrıca hukuki sorumluluk altına girdiklerini de göz önünde tutmaları gerekir.

Kaynağı: Sınşırak tepesinin doğu-güney yamacın­da mezarlık duvarı içindedir. Tabakhane ve Balaban çeşmelerin kaynakları, Kızılbel denilen ve bir zamanlar bu bel e bü­yük taşlarla yol yapması dolayısı ile Bele­diyece “Hüseyin Göl” yolu ismi de veri­len kısım tarafındadır. Nemane çeşmesi başı ise, onun sınırı da güneyindedir.

Bel’in altına doğru dereye yapılmış şed­din üzerinden, üç çeşmenin de su boru­ları geçer. Sed üzerinden mezarlığa geçti­ğimizde sağ tarafta bir havuz, sol yukarı da ise Nemane çeşmesinin su borusunun çıktığı, kapatılmış tünel ağzı gelir. Tünel ağzından yukarı doğru takribi 12-14 metre aralarla, baca tabir edilen havalan­dırma ve tahliye kuyuları gelir. Bu kuyu­ların kapaklarına taşlarla işaret konmuş­tur. En yukarıdaki kuyunun derinliği 18 m. olduğu söylenir.

1963 yılında mahalle halkı ile müştere­ken Belediye Başkanı Muzaffer Potuoğlu’nun desteğinde çeşmeyi, çeşmeden kaynağın başına kadar bakıma almıştık. Yaşlılar dehlizlere giremediklerinden bu görev, kitabın yazarına verilmişti.

Suyun dışarıya çıkış yeri ile birinci kuyu arasında tünelin yanları taşla örülmüş, üzeri kapak taşları ile kapatılmıştı. Yan duvarlar pürtlemiş olduğundan, galeri tehlike arz etmektedir. En iyisi su künklerini emniyete alıp bu galerinin açılıp yeniden yapılması gerekir. Tüm dehlize 1962 yılında toprak su künkleri (toprak boru) döşendi. Eski künkler lökl birbi­rine bağlanmıştı. Yenilerini ise çimento ile birbirine ekliyorduk. Yeni künklerin su sızdırdığını da gördüğümden, eskileri söktürmeden yenilerini döşettik. İş bitti­ğinde korktuğumuz basımıza gelmiş bü­tün galeri su içinde kalmıştı. Biz de yeni­sini olduğu gibi bırakarak eski boruları tamirle suları tekrar eski borulara çevir­dik.

Bu işleri yaparken galerinin bazı yerleri boy verse de, bazı yerlerde diz üstü gide­biliyorduk. Yukarılara doğru, yerin altın­dan 18 m. derinde olmamıza rağmen hiçbir su sızıntısına ve neme dahi rastla­madık. Galeriye açılan başka galeride yoktu. Bu tepedeki kuyudan da su çık­mamıştı. Kuyudan sonra galeri üç-dört metre sağa doğru yönelmiş, çürümüş ka­yalar (kis denir) arasından kama gibi aşağı inen bir kaya çatlamış, serçe par­mak girecek bir oyuktan su fışkırıyordu. Kur’an-ı Kerim in ifadesi ile (Yüşakkuka) taş şak olmuş su fışkırmıştı.

Galeride su yoktu. Son kuyuda da yoktu. Hangi güç insanı buraya sevk etmiş ve kayayı çatlatıp bu suyu ikram etmişti. Ben bunu hiçbir zaman maddi planda izah edememişimdir. 1963 yılında çeş­meden itibaren pik su borularının etrafı kazıldı. Komşuların tuvalet bağlantıları, pik borularla ve çeşme borusu altından geçirilerek yapıldı. Demirci caddesinden, Balabana dönen sokakta, su borularının kanalizasyonla yan yana olduğu görülüp, tüm sokağa çeşme borusundan 1,5-2 metre uzaklıkta kalın beton borular dö­şenip, kanalizasyon buraya bağlandı. Ga­leride hayvan olup olmadığı kontrol edilmiş galeri çıkısında tesisata sam (bir nevi kılcal bitki kökü) kaçmaması için, sökülmüş bulunan dirsek yerinden sey­rettik asitli sular dökülerek, isale hattı te­mizlenmiş dirsek takılmış, kuyular ve ga­leri çıkış yeri kapanmıştı.

Bütün bu yazdıklarımdan güdülen amaç ecdat yadigarı ve Sivrihisar için hayati öneme haiz bu çeşmelere, bakım yapa­caklara yol göstermek ve bu işlerde emeklerini esirgemeyen merhum yağcı İsmet ve Ali Amcaların ve Tahsin Çekiç ve diğer ağabeylerimizin ve maddi yardı­mını esirgemeyen mahalledeki büyükle­rimizin rahmetle anılmalarına vesile ol­maktır. Suyun sertlik derecesi 11 ’dir

Öneri: Bugün teknik imkanlar gelişmiş­tir. Galeri girişi yeniden yapılmalı ve de­mir bir kapı konmalı, bakımlar sırasında kullanılmak üzere, tahliye vanası takılmalıdır. Sonradan yapılmış, su bulunma­yan künkler sökülüp, yerine PVC boru­lardan su akışı sağlanmalıdır. Çeşme ar­kasındaki depo üzeri aynı tarihte beton plaka ile kapatılmıştı. Deposu hiç olmaz­sa yılda bir kez fırçalarla temizlenip, su­yu da klorlanmalıdır.

Demirci Çeşmesi: Çok eski bir çeşmedir. Tombak Hacı Mehmed kitabesine göre 1945 yılında büyük masraflarla, çeşmenin hemen üs­tündeki bayır başlangıcından itibaren, sel yatağında kalan kuyulardan dolan molozları temizletmişti. Bu çeşmenin ga­lerileri, Nemane Çeşmesi gibi tek olma­yıp pek çok çatallıdır. Cennet sokağa ve hatta Kızılbel’den gelen dere üzerindeki set yakınına kadar uzanmaktadır. 1963 yılında bu çeşmenin dere yatağında ka­lan bacaları, müracaatımız üzerine Mu­zaffer Potoğlu tarafından yaptırılmıştır. 1999’dayer altı suları artısı ile çeşme tekrar akmaya başlamışsa da, halen ba­kımsızlık sebebiyle akmıyor. Suyun dere­cesi 20 civarında idi.

 

Kurşunlu Çeşme: 15. yy. da Hamdi Baba tarafından yaptı­rıldığı rivayet edilir. 1480 tarihinde yapı­lan Kurşunlu Camii ile yaşıt olmalıdır. Bu çeşmenin savak suyu, yer altında dö­şenen künklerle “Seydi Hamamı’na gi­derdi. Suyu serttir. Kurşunlu Camii kab­ristanının arka kösesinde Osmancık Çeş­mesi vardır. Suyu kalitelidir. Bu isim Os­man Gaziyi hatırlatıyor.

mavikadin-cesmeMavi Kadın Çeşmesi: Mimari özelliği olan bir çeşmedir. Kentsel sit içerisinde bulunan çeşme, Ahi Paşa’nın eşi Mavi Kadın tarafından 780/1378 tarihinde yaptırılmıştır. Günümüzde arka cephesi ve yan cepheleri beton sıvanmış, ön cephesi ise yeşil renge boyanmış olan çeşmenin su sertlik derecesi 10 dur.

Kurtuluş Çeşmesi: Bu çeşme Kurşunlu Camii yanındaki İrfaniye medresesi için gelmişken, medrese­den ve bundan bir kol alan medrese ho­casının evinden çıkarılıp, meydana çeş­me yapılmıştır. (1963) Bu ismi halk vermiştir. Suyu güzeldir. Kaynağı Edilcik eteklerinde mezarlığın güneyindedir. Edilcik çeşmesi yakınında­dır.

acemcesAcem Çeşmesi: Mavi Kadın Çeşmesi arkasından sağ taraftan düz yürüyerek gittiğinizde karşınıza çıkar. Su Damarı Mavi Kadın Çeşmesi ile aynıdır.

Kağnı Pazarı (Kanlıpazarı) Çeşmesi: 1187/1773 tarihli vakfiyede, Çifteler hamamına (Yeni hamam) bu çeşmeden su verildiğine dair vakfiye olduğuna göre, çeşme daha eski bir tarihte yapılmış ol­malıdır. Suyunun gavur köyü üst tarafın­dan çıktığı, Hacı Ümit çeşmesi ile aynı galeride isale hattı bulunduğu hatırımda kalmıştı. Suyun sertlik derecesi 14 dür. Kağnı Pazar çeşmesinden, şadırvana ve yanında hayvanların içmesi için oluklu ve daima akan (şimdi kaldırıldı) çeşme ile Yazıcıoğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılan, Ulucami abdest musluklarına (yerine merhum Süleyman Görener tara­fından yenisi yapılmıştı) su gidiyordu. Şimdi hepsi şehir su tesisatına bağlıdır. Yeri ve şekli çok değişiklik geçiren ve yı­kıldığında Orhan Altın ile kitabın yazarı tarafından Yeni Hamam külhanında sak­lanan (1955 yılı) kitabede: (Ve sekahüm rabbihüm seraben tahura” ayeti yazılıdır. 1325-1907 tarihini taşır. Hızırbey Medresesi Acı Çeşmesi Hızırbey medresesi kuzey kösesinde idi. Suyu çok boldu. Hayvanlar yalağından su içerdi. Karsısındaki Uçapark duvarına alındı. Kurna taşı halen mevcut, bakım, yapılmadığından akmıyor.

Edilcik Çeşmesi: Edilcik yamaçlarından şimdi bulunduğu yere indirilmiştir. Çok eski bir çeşmedir.

balabanBalaban Çeşmesi: (XIV) yy. eseridir. Balaban Camii banisi, Sofya Fatihi Balaban Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sertlik derecesi 20 dir. Ca­mi ile beraber yapılmış olmalıdır. Tahsin Özalp, caminin 740 H/l 339 M. tarihin­de yapıldığını, Balaban Paşanın 748/1347’de öldüğünü’ yazarsa da Sof­ya’nın fethi 1385 yılı Yıldırım Bayezid za­manıdır.

Akdoğan Çeşmesi: I. Murad zamanında (1359-1389) Sivri­hisar Subaşısı Timurtaş Paşazade Umur Bey oğlu Selçuk Bey? tarafından yaptırıl­mış olup, Kaya Saati arkasında caminin yanındadır. (14. yy. sonu) Bu zat Akdo­ğan mescidi, Gecek Cami banisidir.

Hacı Mut (Hacı Ümit) Çeşmesi: Karabaşlı mahallesindedir. Suyu gayet bol ve kurnaları musluksuzdu. Akan su­lar Sivrihisar’ın ihtiyacı olan sebze, ıspanak, salatalık v.s. yetiştirilmesinde kulla­nılırdı. Su sertlik derecesi 20’dir. 1120H/1708 M. senesinde bu çeşme ile Akçesme’ye Aziz Mahmud Hüdai soyun­dan Abdulvehhab’ın vakfı bulunuyor. 1230 H/1814M tarihinde Yazıcı İbrahim Ağa’nın, yine bu çeşmeye iki pamukçu dükkanının gelirini vakfettiğine dair vak­fiyesi vardır. 1995’de mahalleli bir bakım yapmış, Ye­nice mahalle sakinleri bundan bir kol alarak Kavak dibi denilen semtte çeşme yapmışlardır.

Acı Çeşme: Tenekeli Mekteb (Eski Yenice İlkokulu ye­ni kütüphane)’e varmadan evvel, Eskişe­hir Caddesinin sağ tarafında caddenin dirsek yaptığı ve Yenicami yönünden ge­len sokağın karşısında idi. Eskişehir yolu genişletilince, İlkokulun köşesine alın­mıştı. Şehir suyuna ilgi duyulmasını te­min için de, kanalizasyona bağlandığını (1963) öğrenmiştim.

1985 yılında Sivrihisar pansiyonunda su sıkıntısı çekilmesi üzerine, Belediye Baş­kanı merhum Tevfik Karakaya’nın izni ile, Sivrihisar İslami İlimler Vakfı adına kitabın yazarı çeşmenin ihyası ve 900 metre isale hattı ile pansiyonda kalan 100 küsur öğrenciyi susuzluktan kurtar­mıştı. Suyun fazlasını da Belediye Başka­nı Av. İbrahim Demirkol, pansiyon (şim­di Anadolu Lisesi) önüne yaptırdığı çeş­me ile değerlendirmişti. Yine Yenice ma­halleliler su sıkıntısı çektiklerinden, bir kol da oraya vermiştik. Zikri geçen kola, Ali Dede önünde Öğretmen Nurten Karabudak anısına 1996’da bir çeşme bina edildi.

Pansiyon yöneticileri, suyu tahlil ettir­mişler, içilebilirliği yönünde rapor almış­lardı. Yaslılar, o zaman bu çeşmenin su­yunun, merhum İrfan Gider’in evinin tretuvar köşesindeki bacadan başlayarak saat kulesine doğru açılmış, yüksek galeri içinden geldiğini ifade etmişlerdi. Bu galeri Türkler’in Anadolu’ya gelmesinden önce veya Selçuklular döneminde açılmış olabilir.

Kilise önündeki çeşmeden alman bir kol­la, merhum Orhan Yay’ın evinin kösesi­ne Üçpınar Caddesi basında Hikmet Ata­soy’un oğlu adına yaptırdığı anı çeş­mesi vardır. (1994)

Hastane altında özel kaynaktan getirilen su için, Belediye Başkanı Fikret Aslan tarafından güzel bir çeşme yaptırılmıştır. (1998)

Sivrihisar’ın Eskişehir yönüne çıkısındaki tarihi Garipçe Çeşmesi ile eski Ankara yolu çıkışında bağ yolundaki Habip Çeş­mesi, zikre değer çeşmelerdendir. Ba­kımsızlıkları üzücüdür.

Atça (Akça) Çeşmesi: Eski tabakhane al­tında ve salhane üstünde bulunan, alan­da yer alır. Bol sulu Atça (Akça) Çeşmesi, bugün Sanat Okulu avlusuna alınmıştır. Bu çeşme bol suyu ile halı, kilim, yün yı­kayanlara büyük hizmet vermekte idi. Buraya kurulacak bir santrifüjle Uçapark havuzu beslenebilirdi.

Üçpınar caddesindeki çeşmeler, hisar bağlarına giderken Baba Çeşmesi ve eski çeşmelerin çoğu bakıma muhtaçtır.

akcesmeAkçeşme: Selçuklu uç kumandanı Akça Bey tarafın­dan yaptırılmıştır. Hazinedar Camii altında idi. Korunması gerekli kültürel varlıklardan sayılarak, Hazinedar yanındaki yol ortasından aşa­ğıya alınıp, aynen inşa ile restore edilmiş ve suyu bağlanmıştır (1998.) Takdire sa­yan bir hizmettir.

Eski hayvan pazarı yanında, acı sulu eski bir çeşme vardı. Spor sahası yanında sö­ğüt ve kavaklar bu su sayesinde yetişmiş­ti. Bu çeşmenin kendi ve suyu da kaybol­muştur.

Cumhuriyet İlkokulu karşı hizasında, Hakkı Bayındır evini yaptırırken, temel­den su çıkmış biz de bu suyu müsaadesi ve döşediğimiz isale hattı ile İmam-Hatip Lisesi kuzey kapı içine kadar getirmiştik. Bu su sayesinde İmam-Hatip Lisesi bah­çesindeki ağaçlar yetişti. Spor yapan gençler bu sudan yararlandı.

Belediye Başkanı Fikret Aslan’ın 1995 yı­lında suyu getiren ve sahibi olan Sivrihi­sar İslami ilimler Vakfı’na veya okula sorma lüzumunu duymadan, bu suyu okul girişinden kesip, stadyumdaki çim­leri sulamak için, yaptırdığı havuza gö­türdüğünü öğrendik. Halbuki havuza akan başka su bulunuyordu. 1995 yılın­da İmam-Hatip Lisesi avlusunda müdür muavini Tahsin Çekiç’in teşebbüsü ve yo­ğun çabası ile yaptırılan sondajda, 45 m. granit delindikten sonra suya ulaşılmış ve suyun kullanıma elverişli olması üze­rine derin kuyu tulumbası ile, okul bah­çesindeki ağaçlar kurumaktan kurtarıl­mıştır. hayır sahibi Mahmut Kesmez (Kuma Hamamı sahiplerinden) 1997’de bu suya genç yasta trafik kazasında ölen oğlu Asım Kesmez adına bir hatıra çeşmesi yaptırdı.

Hükümet Meydanı Çeşmesi: 1310 lu yıllarda girişte iki yanı aslan hey­kelli ahşap hükümet konağının önüne yapılan abide niteliğindeki çeşme ahşap bina yıkılıp yerine yapılan kargir binanın (halen adliye binası) görüntüsünü boz­duğu ve küçük gösterdiği gerekçesi ile Muzaffer Potuoğlu’nun Belediye Başkan­lığı döneminde yıkılmış, çeşme arkasında meydanın büyük kısmını gölgeleyen bir­kaç asırlık devasa çöl akasyası acımadan kesilmişti.

Hiç olmazsa yıkılan çeşme Sivrihisar gi­rişlerinden birine monte edilse idi Tarihi Sivrihisar ilçesi için, güzel bir intiba ve kazanç vesilesi olurdu diye düşünüyo­rum. Nitekim 1960 yılında ziyaret ettiğim Edirne ili girişindeki böyle haşmetli bir çeşmeyi hala hatırlıyorum. Adı geçen çeşmenin musluk taşı Askerlik Şubesi ön duvarındadır.

babacesYenice Mahallesi Çeşmesi: Yenice mahallesi camii yanındadır. Bele­diye Başkanı Sarızade Ali Ağa zamanında (1904-1906) yaptırılmıştır. Bu gün ba­kımsız olup çirkin manzara arz ediyor.

Habip Çeşmesi: Sivrihisar’ın eski Ankara çıkışındadır.

Baba Çeşmesi: Sivrihisar’ın batısında eski Elcik yolu üzerindedir.

Garipçe Çeşmesi: Sivrihisar’ın Eskişehir çıkışındadır. Çocuk yaşta öğrenim için sıladan ayrılırken içi­ne düştüğümüz durumu en güzel ifade eden bir isim olarak belleğimizde kalmıştır. Suyu kekremsi ve boldur. Maalesef bu gün akmıyor.

porsukPorsuk Çeşmesi: Yeni Sanayi çarşısı arkası bağların arasın­da Porsuk deresi yanındadır. Taşı 1255H/1839 M. tarihini taşır.

Efendi Pınarı: Kanlıkavak Efendi Pınarı mevkiindedir. Bağlar arasındadır.

Bey Pınarı: Ankara otobanı Beypınarı mevkiindedir.

Çukur Çeşme: Şoför ve otomobilciler tesisi karşısında Talat Akay’ın bağ evi kapısı önündedir.

Şadırvan: Çarşı merkezinde 1311/1893 yılında Sul­tan Abdülhamid zamanında, Kaymakam Mahmud Bey tarafından yaptırıldı. Şa­dırvanın üst örtüsü sekizgen piramit ve üzeri çinko kaplı iken, yakın zamanda şimdiki şekli verildi.

Kitabesi:

Vece-alna minel mai külli şey’in hayy
Saye-i şahanede yapıldı işbu şadırvan
Ta kevseri ey adem iç
1311 dahi el mebni idi
Tarihi zemzem hem gel eyle dua kıl padi­şaha hem de zemzem iç.
 

Çeşmelerden bahsetmişken F. Nafiz Çamlıbel’in Şu şiirini yazmadan geçemeyeceğim.

Çoban Çeşmesi
 
Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi.
Ey suyun sesinden anlayan bağlar,
Ne söyler su dağa Çoban Çeşmesi.
 
Gönlünü Şirin’in aşkı sarınca,
Yol almış hayatın ufuklarınca.
O hızla dağları Ferhat yarınca,
Başlamış akmağa Çoban çeşmesi.
 
Bir zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi,
Değdi kaç dudağa Çoban çeşmesi.
 

Yeni Yapılan Çeşmeler: Bu çeşmeler ge­nellikle mevcut sulardan istifade ile ya­pılmıştır. Bunlar Pazar yerindeki Atasoy Çeşmesi, Ali Dede önündeki Nurten Karabudak Hatıra Çeşmesi ve İmam-Hatip Lisesi önündeki Asım Kesmez Hatıra Çeşmesi ile kendi suyu bulunan Yunus Emre Mahallesi Çeşmesi.

* * *

Sivrihisar Su Değirmenleri >

Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan KESKİN

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Hanlar ve Kervansaraylar

“Bu iki tabir çoğu zaman birbirine karış­makta, eş anlamda kullanılmaktadır. Genellikle ticaret yollan üzerinde yükselen kervansaraylar, Anadolu’da Selçuklular’ın yüksek kültürünü en canlı şekilde aksetti­ren eserlerdir. Anadolu’da Selçuklu sanatı­nın kudretini, büyüklüğünü ve teşkilatını, sağlamlığını gösteren abidelerdir. Bunla­rın plan ve süsleme motifleri, Karahanlı, Gazneli, Büyük Selçukluların “Ribat” adını verdikleri önceki Türk kervansaraylarına dayanmaktadır. Çoğu Selçuklu Sultanları ve vezirleri tarafından XIII. yy. boyunca yapılmıştır. Anadolu’da planlan bilinen 59 kervansaraydan başka, son araştırma­larla 35 Selçuklu Han’ı daha tesbit edil­miştir. Bunların çoğunda hamam, cami, kütüphane, hekim, baytar her çeşit tamir ustaları bulunuyordu. ”

“Han, daha çok şehirlerdeki konaklama ve ticaret merkezlerine, kervansaray ise şehir ve kasabalar arasında bulunan konaklama ve çeşitli ihtiyaçları gidermek için yapıl­mış yerlere denir. Selçuklu kervansarayları genellikle dikdörtgen veya kare planında, açık avlu etrafını kuşatan odalar ve önle­rinde revaklar, çoğu kez ortasında şadır­van veya mescid yahut da şadırvan üzerinde köşk mescidler bulunur. Taç kapılı taş binalardır. Bir kısmını gördüğüm Sultan Hanları, Alayhan, Ağzı Karahan, Issız Han ve Osmanlı dönemine ait Vezirhan gibi. Şehirdeki hanların büyük kısmı sosyal içe­rikli yapılar olup, otel ve bekar odası ola­rak kullanılır. Ahşap ve kerpiç malzeme ile yapılmış sade ve iki katlı yapılardır.”

Kadınhanı gibi işyeri olarak kullanılan taş sanat örnekleri de çoktur. Halime Doğru adı geçen eserinin 29. sayfasında XV-XVI. yy.’da Sivrihisar’ın kent niteliğin­den bahsederken, kale, han, hamam, pa­zaryeri, çarşı, kapan, medrese ve iba­dethanesi ve kervansarayından bahset­mekte keza Hoşkadem Camisi Vakfiyesinde kervansaray ağzında dükkan derken bu hususun teyid edildiğini ifade etmektedir. Kanuni devrindeki (1530-1566) vakıf kaydına göre Sivrihisar Çarsısı bir mey­dan etrafında yerleşmişti. Çarşının mer­kezindeki Hacı Abdi Kervansarayından ve yanındaki kapandan bahsedil­mektedir. Yakın zamana kadar manifatu­racı dükkanlarının bulunduğu yere ka­pan, Kubbeli Mahallesi’ne çıkarken sol tarafa da Unkapanı denirdi.

Ulucami’nin Hızırbey tarafından tamiri 843H/1439-1440M. yılına isabet eder. Şayet Ulucami bazı müelliflerin kabulü gibi kervansaraydan camiye dönüşmüş olsa idi, yaklaşık 120 yıl sonra kervansa­raydan bahis edilmemesi gerekirdi. Kay­naklarda bir tek kervansaray vardır. O da kapanlar yanındadır. 

Çoğu ahşap yapılı olduğu ifade edilen han tipinin, en ayrıntılı özelliklerini önceki ismi Sivrihisar Arapoğlu’nun Han olan, daha sonra “Kuzatların – Başayvazların Han” ismiyle anılan handa görmek mümkündür. Bu handa yakın zamana kadar büyükçe bir kapıdan girilen dik­dörtgen bir avlu, çevresinde girişe göre sol zemin katta yolcuların istirahat ettiği çay ocaklı, peykeli bir mekân ve tüm av­luyu kuşatan zemin katta, ahırlar ve bir nalbant dükkânı yer almaktaydı. Birinci katta önü revaklı (gölgelikli) uzayan me­kâna açılan odalar vardı. Ulucami yanın­da olduğundan camisi olmayıp yolcular için hamamı bulunuyordu. Su kuyusu ve tuvaletleri vardı. Han kısmen de olsa bu hali koruyor. Hanın avlusu zaman za­man cambaz gösterileri ve pehlivan gü­reşleri gibi etkinliklere de sahne olurdu. Ulaşım imkânları ve sosyal yapı değişik­likleri hanların yapılarında da kendini gösterdiği için sonraları daha ziyade ko­naklama yeri ve işyerleri olarak faaliyet­lerini devam ettirdiler. Malik değiştire­rek ve maliklerine göre isim alarak zama­nımıza ulaşanlar da dahil kısaca hanları saymak icap ederse: Kuzatların Han, Çukurhan, Halid Oğlu’nun Han, Mehmet Çavuş’un Han, Kanunların Han, Alemşah yanında olup manifaturacılar yangınında yanan Çamhan başlıcaları idi.

Bahri Gözüm tarafından eski Tabakhane Çeşmesi karşısına Gözüm Oteli, Kuzatların Han kapısı karşısına Ünlüoğlu Oteli yapıldı. (1950’li yıllarda) Son olarak da garaj yanında Belediye tarafından Nas­rettin Hoca Oteli açıldı. Bunu Kayadibinde Şoförler ve Otomobilciler Federasyo­nu tarafından kullanılan, daha ziyade dı­şa dönük hizmetin amaçlandığı otel ve konaklama tesisi takip etti.

HANLAR

1935 – 1945 arası Sivrihisar’da belli başlı çalışan 6 adet han vardı.

1-        Kuzatların Han (Mehmet Çavuşun Han da der­ler)

2-        Çukur Han (Abdullah Çavuşun han da derler)

3-        Hacı Gökmenin Han

4-        Halitoğlu Hanı

5-        Kanulların Hanı

6-        Karkmiı Ali Ağanın Hanı

KUZATLARIN HANI ÇOK ESKİ ADI (ARAP HANI)

Kuzatların Han-ı: uzun yıllar Onbirlerin Mehmet Çavuş işlettiği için, Mehmet çavuşun handa derlerdi. Bir zaman geldi Mehmet çavuş bu handan çıktı. Kendisi de Ulu Caminin doğu kapısının karşısına yeni bir han yaptırdı. Kendi adı ile anılan kendi hanını işletmeye başladı.

Kuzatların Handa, Haciibatların Mehmet ve Ah­met kiraladılar. Emmimler: Kuzatların hanı 15 sene kadar işlettiler. Sonra çıktılar. Mehmet Emmim gözüm otelini kiraladı. 15 sene kadar da orayı işletti. O devirde hanların bir gecelik yatak ücreti 10-15 kuruştu. Bir bardak çay elli para idi. Şu andaki para ile 100-150 bin TL. sı bir gecelik yatak ücreti yinede hanlar ucuzmuş.

Hanın Kahyası: Ayakçısı çolak aziz vardı. Rahmetli Aziz aga, çok iyi ve çok zeki bir insandı. Gözünden hiç bir şey kaçmazdı. Hafiye gibi adamdı. Hanın, gelip giden her şeyini o bilirdi. Çünkü her şeyden o sorumlu idi. Kuzatların han Sivrihisarın en büyük hanıydı. Sahipleri Kuzatların şavkı ve kuzatların Mustafa idi. Bu iki kar­deş Sivrihisarın erken kalkanlarından sözleri tutulan kimseleriydi. Çünkü sülâleden gelen zenginlikleri var­dı.

Emmimlerin Hanı işlettikleri devirde Gecekli Ali Efendi Hoca vardı. Sivrihisar’ın vâiz hocasıydı. Evi ai­lesi Geçek köyündeydi. Devamlı Emmimlerin Handa özel bir odada kalırdı. Hanın devamlı müşterisiydi. Âlim bir insandı. Gerek Sivrihisarlılar gerekse Emmimler Gecekli vâiz hocası Ali Efendinin ilminden çok istifade ettiler. Gecekli Ali Efendi Koçanında Cuma vaizlerini çok dinledim.

Gecek köyünün bir özelliği var. O köyümüz hâlâ ilim adamı yetiştiren bir köyümüzüdür.

Eskişehir açıköğretim Fakültesinde, aynı köyden yetişen Profesör İmdat Beyefendi Hocayı da burada zik­retmeden geçemeyeceğim. İmdat beyde ilim yaymaya devam etmektedir. Ne mutlu ilminden istifade edilenle­re o devirde, Sivrihisar Müftüsü olan, rahmetli Rasih Hoca efendininde vaazlarını çok dinledim. Onunda ilmi çok güzeldi. Ben temel din bilgilerini bu iki hoca efendi­lerden aldım. Rasih Hoca, aynı zaman benim ilk mektep öğretmenimdi. Allah rahmet eylesin.

Çukur Han: yemeniciler arastasındaydı. Bu Handa o devirde iyi işlerdi. At arabaları köylerden gelir avlusu at arabaları ile dolardı. Bu hana çukurhan dedikleri gibi aynı zamanda sahibinin adıyla anılırdı. Abdullah Çavu­şun Handa derlerdi.

Halit Oğlu Hanı

Yukarıda hayvan pazannda, Hızır bey mecscidine giderken sağ koldadır. Bu Han öteki hanlardan küçük­tür fakat otel gibi işlerdi. Atı arabası olmayan saltan (yalnız) olanlar gece yatmak için bu hana gelirlerdi.

Hacı Gökmenin Han

Yukarıda hayvan pazarında bir han daha vardı, bu han öteki hanlardan küçüktü. Bu han Hacı Gökmenin Hanı olup, kendisinin asıl sanatı nalbantlıktı. Aynı handa nalbantlık mesleğini de yapardı. Hayatı boyunca hiç doktara gitmemiştir. Buna rağmen 110 yaşında vefat etmiştir. Ben Hacı Gökmen Dedenin son zamanlarını bilirim.

* * *

KAPAN HANLARI YAZISI >

Kaynak:

Orhan Keskin – Bütün Yönleriyle Sivrihisar

Ahmet Kılıçaslan – Sivrihisar Örf ve Adetleri

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Alemşah Kümbeti

SİVRİHİSAR ALEMŞAH KÜMBETİ (Mescidi) H.728 – M.1327

Kümbet: Anadolu Selçuklu dönemlerinde yapılan ve kendine özgü yapısı olan anıt mescidler, anıt mezarlardır. Alt katında mezar, üst katında mescid bulunan ve iki katlı inşa edilmiş olan yapılardır. Genellikle büyük devlet ve din adamları için yapılmıştır. Üstü koni veya piramit şeklinde bir külahla örtülmüş olan özellikle Selçuklular devri türbelerine künbet (kümbet) denir.

KÜMBETİN TARİHÇESİ, MİMARİ ve SÜSLEME ÖZELLİKLERİ

Sivrihisar Alemşah Kümbeti, İlhanlıların Anadolu Selçuklu Devletini istilası zamanında yapılan bir Türk Mescididir. İlhanlılar tarafından Anadoluyu işgalle görevlendirilen (Moğol Teoman) Onbin askerin kumandanı Baltu’nun oğlu Melikşah Bey, Anadolu Valisi meşhur Sadrazam Çobanın oğlu Timurtaş Paşa tarafından öldürülen Sultanşah Bey için 1327 yılında Hatip Necip adında bir ustaya yaptırılmıştır.

Günümüze kadar ayakta kalan bu yapı, altta kare bir plan, bunun üzerinde yükselen sekizgen gövdeden meydana gelir. Türbenin üstü sekizgen kasnağa oturan, dışta erhami (pramidal) külahla örtülüdür. Külahın tepesi zamanla yıprandığından korumalıkla yenilenmiş, birde alem ilave edilmiştir. Türbe isminide buradan almaktadır.

Alemşah kümbeti iki katlıdır. Alt katı mezar, üst katı ise mescit olarak yaptırılmıştır. Mescidin alt kısmında yapı malzemesi olarak mermer, üst kısmında ise tuğla kullanılmıştır. Giriş kapısı ağaçtır. Kapı üzerinde çok güzel işleme ve kapının yan taraflarındaki mermerler oyularak süslenmiştir.

Kapı üzerindeki mermer kitabede “Bu imâreyi büyük emir ümeranın meliki, meali ve mekârimi sahibi hayır ve hasenat babası Melikşah yaptırdı. Çalap tevfikini daim etsin ve cennet yolunu kolaylaştırsın. Bunu rahmeti ilâhiyeye nail, sait ve gençlik çağında zulümle şehit edilen kardeşi Sultan Şah Binikir Baltu için yaptırdı. Allah afv mağfiret etsin ve bunları cennetin ortasına (Cenneti Firdevse) iskân etsin. Yazan Vecibül Hatip’tir. Sene 728 göç yılı.” Yazılıdır.

Not: Kaynaklarda Hicri 728, Miladi 1327 tarihli olan bu kümbetin Anadolu Selçuklu döneminde yapıldığı yazılıdır. Halbuki Anadolu Selçuklu Devleti 1308 tarihinde yıkılmıştır. 1327 yılı İlhanlıların (Moğol) istilası olan bir dönemdir. Bunu; Sanat Tarihi Profesörü Hamza Gündoğdu, Alemşah Kümbeti ile ilgili araştırma makalesinde şöyle açıklamıştır:

Osmanlı Devletinin henüz kuruluş yıllarına rastlayan bu tarihlerde, Onların çok yakınında Sivrihisar’da, İlhanlılar tarafından yaptırılan yapılardan birisi ile karşılaşıyoruz. Aslında bu devirde Anadolu’da yapılan eserleri İlhanlılara maletmek doğru değildir. Çünkü İlhanlıların kopup geldikleri yerlerde bilhassa İran’da yaptırdıkları eserlerle bunlar arasında önemli üslup farklılıkları vardır. Anadolu’da bu devirde yaptırılmış olan eserleri ancak kronolojik bakımdan İlhanlılar devrine maletmek gerekir. Sivrihisar’da İlhanlının hakimiyeti yıllarında yapılan ALEMŞAH KÜMBETİ ise her haliyle bir Anadolu Selçuklu eseridir. Aynı zamanda bu yapı Anadolu’ya Selçuklular tarafından getirilmiş sağlam mimari üslubun İlhanlılarca da tamamen benimsenmiş olduğunu kanıtlar. demiştir.

Alemşah Kümbeti, Sivrihisar Kubbeli Mahallesi, Alemşah Caddesi 2928 HC nolu pafta, 185 nolu ada, 20-12 nolu parselde Ulucami’nin kuzeyinde yer alır. Eskiden etrafı medrese ile çevrili iken bugün yapılan istimlak sonrası çevresi açılmış ve park haline getirilmiştir. Cam ve söğüt ağaçlarının asu­de gölgesinde tarihten gelen uhrevi huzur ve sükunu sürdürmektedir.

Alt kat Dış 8.07 x 8.17 – İç 4.87 x 5.49 m. Üst kat Dış 8.03 x 8.07 – İç 5.42 x 5.49 m. Tek mekanlı çift katlı kare planlı, basık tonoz örtülü, üst kat kare planlı, kubbe ile örtülü kubbe üzerinde de tuğladan piramidal bir örtü bulunmaktadır. 1. ve 2. kat dış yüzleri ile ikinci katın iç yüzü tamamen mermer kaplama, kubbe ise yine sıvasız küfeki kesme taştan yapılmıştır.

İkinci kata çıkan altışar adet iki taraflı yivli asma merdivenlerin altındaki dar bir kapıdan sonra merdivenlerle alt kata girilir. Burası batıya açılan üzeri sivri kemerli bir kovukla aydınlanır. Boşluğun ortasında güney ve kuzey yönünde bir kemer ve iki yanında, yükü kemere binmiş tonozlarla, ikinci katın zemini tesbit edilmiştir. (Seydi Mahmud Zaviyesi’ndeki Eyvanlı Mescid’de olduğu gibi kemer iki adet olmayıp bir tanedir.) Eskiden bu kemerin altında, Melikşah Bey’in kardeşi Sultan şah Bey’in kabrinin bulunduğu anlaşılıyor. Zemin kat halen boştur.

2. katta bulunan mescid kısmına, sağlı sollu altışar basamaklı merdivenle çıkılır. Mescid bölümüne giriş, sivri kemerli bir nis içerisindeki basık kemerli kapı ile sağlanmıştır.

Geometrik bezemeli gövdeli sütuncelere oturan, iki kademeli sivri kemerli kapı nişinin üzerinde, kemerin iki yanında birer kabara yer alır. Kapı nişi kademeli geometrik bitkisel ve figürlü bezemeli dört sıra seride çevrelenmiştir.

Dr. Hamza Gündoğdu, “portal çevresinin geometrik süslemeleri meyanında, dışta ortaları derin oyulmuş bir ters ve bir düz köşeli (Y) şekillerinin, mimariden başka halı, çini, minyatür ve madeni eserlerin bordürlerinde kullanıldığını ifade eder. Geometrik figürlü plastik süslemeler açısından daha da önemli kabul ettiği, ikinci bordür sisteminde palmetlerden başka, yıldızların ortalarında bazen sarmaşık şeklinde bir sapa bağlı olarak yan yana küçük hayvan başları da tasvir edildiğini beyan eder. Aynı bordürde solda sütünce başlığının hizasında, ağzı yukarıya doğru tasvir edilmiş balık figürü, Alemşah Kümbetini figür yönünde zenginleştirir. Muhtemelen balık, burç sembolü olarak resmedilmiştir. Alemşah Kümbeti tamamen Anadolu Selçuklu etkili, ancak figürleri ve sembolik anlamları yönünden, daha çok eski Türk dinlerine dayalı önem arz eder” diyor.

Portalin derin sivri kemeri ile gerisindeki giriş kapısının basık kemeri arasında kitabe bulunmaktadır. Okunuşu söyledir:
1- Hüvallahirrahim
2- Bena hazıhil imaret eşşerife
3- El emirül kebir melikiil ümera vel eka- rimü camiü
4- El meali vel mekarimii ebııl hayrati vel hasenati
5- Meliksah bey edamallahü tevfikahii ve sehhele ilel cenneti
6- Tarikahu liecli ahihi el ecillel merhumul mağfur es said
7- Eş-şehid bizzulmu fi unfuvani sebabihi sultan şah bey bin kiro
8- Baltu tegammedehüm bi gufranihi ve eskenehünı bi lıayici cinanihi fi muhar­rem sene semanü ve işrine seb’a mieh. Ke­tebehu vecihül hatip- 728 / 1327

Türkçe Çevirisi: Allah Rahimdir. Bu imareyi büyük emir ümeranın meliki kerem ve yücelikleri kendinde toplayan ha­yır ve hasenat babası Melikşah Bey; Allah yardımını devam ettirsin cennet yollarını kolaylaştırsın zulümle gençlik çağında şe­hid olan merhum ve mağfur (Allah’ın rahmet ve affı üzerine olsun) said cennetin bir köşesinde meskun ve gü­nahları af olası kardeşi Kiro Balto oğlu Sultan Şah için yaptırdı. Yazan vecihül hatiptir. 728 Muharrem/ 1327 H.

İlhanlı Hükümdarı Ebu Said Bahadır tarafından, Anadoluyu işgali ile görevlendirilen Balto, Konya Selçuklu Devletini ihya etmek ve daha doğrusu bir fırsatını düşürerek kendi ve yakınlarına bir devlet teşkili niyeti ile hareket etmiş Moğol To­rnan Beylerinden biridir.

Gıyaseddin Mesud’u kendine tabi kılınış ve İstiklal ilan etmişse de; İlhanlılar’dan Gazan Mahmud, 3 tümen askerle Emir Katalağ Şah’ı Anadolu’ya göndermiş ve Baltoyu mağlup etmiştir. Kaçan Balto, Tebriz’de öldürüldü. (696) Sultan Gıyaseddin Mesud (II), İran’a celp edilip Hemedan’da tevkif edilmiş ise de, sonra tahtına iade edildi. Bu kitabeden, Balto’nun oğlu Melik Şah Bey’in kardeşi Sultan Şah için bu türbeyi yaptırdığı anlaşılıyor.

Kapıdan içeri girildiğinde, kapı hatılında değişik desenlerle süslü bir kilit taşı bulunduğu görülür. Kapının karşısında bir, sağ ve sol tarafta ikişer olmak üzere beş pencere vardır. Soldaki iki pencere ortasında, küçük bir mermer mihrap bulunmaktadır. Mescid katı 5. 40 m. çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe kesme taştan keza yan duvarları gibi sıvasızdır. Kubbeye geçiş dört sıra mukarnaslı tromplarla sağlanmıştır. Alt sıradaki mukarnasların köşeliklerin de ve iki yanlarında bitkisel bezemeler mevcuttur.

Dışta dikdörtgen biçimindeki pencerelerin tümü, içte sivri kemerli nişler içine alınmış yine dikdörtgen biçimindedir. Dış görünüşünde cepheleri oluşturan kü­bik gövde, üst köşeleri pahlanarak sekiz­gen kasnağa geçilmiş ve üzeri sekizgen piramit külahla örtülmüştür. Tüm cepheler, mescid kısmı zemini hizasında üstte düz, altta kaval iki silme arasında yer alan taşkın konkav bir şerit ile çevrelenmiştir.

1974 yılına kadar Belediyenin depo olarak kullandığı bu yer, Tarihi Eserleri Koruma Derneği adına tahliye ettirildi. Piramidin tepesi yıkık olduğundan, piramitle kubbe arasındaki boşluğa yüzlerce güvercin sığınmış, pençeleri ile tutundukları tuğlaları tahrip ettikleri gibi, kar yağmur girmesi ile güvercin gübreleri asit etkileri ile iç kubbeyi tahrip etmekte olduğundan, boşluk temizlenip piramidin köşegenleri ile uyum sağlayacak şekilde ahşap bir külahla, piramidin tepesini kapatmış, Ulucami’nin düşen külahına ait alemi, tamir ettirip buraya takmış, türbe dışına konulacak elektrik panosu ile kumanda edilir düşüncesi ile piramit tabanından geçirilen antigron kabloyu kubbeden sarkıtmış ayrıca bir zincir asıldı.

1980 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yaptığı restorasyon sırasında kü­laha dokunulmamış ancak elektrik tesisatı çekmek için bu nadide eserin işlenmiş mermerleri delinip tahrip edilmiştir. İki taraflı asma çıkış merdiveninin sa­hanlığının da, merdivenler gibi pahlı olduğunu gösteren eski fotoğraf, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gönderilip; belki de kati kabulü yapılmamış restorasyonda; sahanlık mermeri alnının aslına uygun hale getirilmesi istenmişse de yaptırmak bir tarafa dilekçeye cevap bile verilmemiştir.

Vakıflar, restore adına Belediyenin koyduğu beton sahanlığı mermere çevirmekle yetinmiştir. Elektrik yapılırken tahrip edilen eserin sahanlıkla da mimari özelliği bozulmuştur.

Genel Değerlendirme: Alemşah Kümbetinde simetriye ve ayni motiflerin tekrarına asla yer yoktur. Bir kere kapı dahi, doğu duvarının tam ortasında değildir. Kapının sağ ve solundaki bezemeler, kabara ve kapı üzerindeki rozetler dahi bir birinden farklıdır. Kapı içindeki kilit taşının, mihrabın sağ ve solunun mihrap üzeri sivri kemerin sağ ve sol bezemeleri trompların bezemeleri tamamıyla farklıdır. Tromplardan bazıları konkav bazıları konveks görünüm vermektedir.

Dış görünümde pencere çevresi bezemelerinde de bu farklılıklar görülür. Tüm türbedeki simetriye yer vermeyen tanzim ve bezemelerde tam bir uyum ve göze hoş gelen bir güzellik vardır. Nadide bir ağacın yapraklarındaki farklılığın güzelliğe güzellik kattığı gibi.

Bu vasıfları dolayısı ile Alemşah Kümbeti, merhum Yılmaz Önge Bey’in tarafıma beyan ettiği ve başka uzmanların teyid ettiği üzere emsalleri arasında tek denilse yeridir.

Ermeni Kiliselerinin Doğu Anadolu’daki Türk mimarisine ve taş işçiliğine tesir et­tiği (Diez. E. Türk Sanatı-Çeviren Oktay Aslanapa) iddialarına karşı, Alman Sanat Tarihçisi Katharina Otto Dorn: Ermeni taş işçiliğinin ve süslemeciliğinin Türk Sanatı’na tesiri söz konusu olmayıp, kendini İslam Sanatı içerisinde ilk olarak Samerra’da gösteren Türk Sanatının Ermeni Sanatı’na tesiri söz konusudur diyor. Kitabede imaret geçmesi bu eserin aynı adı taşıyan medrese ve mescitle birlikte yapıldığını ifade eder.

***

Alemşah Kümbeti kapı üzeri kilit taşı ve kubbe geçişleri ⇓ Fotoğrafları büyük görüntülemek için üzerine tıklayın.

  
Kaynaklar:
Orhan Keskin – Bütün Yönleriyle Sivrihisar, 2001
Prof.Dr. Hamza Gündoğdu
Foto: Hadi Mousavi
Derleyen/Editör: Murat Sevimbay