Kategoriler
Sivrihisar'da Yetişen Ünlüler

Sivrihisarlı Mülazım Ahmet Hamdi Ayker

Milli Mücadele Gizli Bir Kahraman

sivrihisarli-mulazim-ahmet-hamdi-efendiTarih kitaplarında kendine hak ettiği yeri ve değeri bulamayan Mülazım (Teğmen) Ahmet Hamdi Efendi en az bir Hasan Tahsin, bir Maraşlı Sütçü İmam, bir Antepli Şahin Bey kadar hayırla yâd edilmeyi hak eden vatanperver bir kahramandır. 

Mülazım Ahmet Hamdi Bey, (H-1316) 01 Temmuz 1900 tarihinde Eskişehir İlinin Sivrihisar ilçesinde dünyaya gelmiştir. Babası Halil İbrahim Efendidir. Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı’na katıldığı yıllarda, 1914’te Eskişehir Muallim mektebinden mezun olmuş, 5 Mart 1918’de ise İstanbul İhtiyat Zabiti Talimgahını (İstanbul Yedek Subay) Okulunu bitirmiştir. Daha sonra ise 9. Orduya bağlı 15. Fırka 38. Alay 2. Bölük takım komutanlığına sevk edilmiştir. O tarihlerde Samsun ve çevresinde Pontus Rum Çeteleri ortaya çıkmış ve buradaki Türkler üzerinde baskılarını iyice artırmaya başlamışlardır. Bu bölgede yaşayan Türklerde kendilerini savunmak durumunda kalmış ve kendi imkanlarıyla güvenliklerini sağlamaya çalışmışlardır. Bundan dolayı İngilizler Mondros Mütarekesinin 7. Maddesine dayanarak. 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a 200 kişilik askeri birlik çıkarmışlar, bir müfrezede Merzifon’a göndermişlerdi.

Kurtuluş Savaşı öncesi, çoğu Rum olmak üzere, 50-60 kadar çete, Samsun Sancağı içinde, huzur ve asayişi kökünden sarsmıştı. Bölgedeki Rum halkının bu durum karşısında sevinç gösterilerinde bulunması ve hatta taşkınlık yapacak kadar ileriye gitmesi üzerine ilk tepki, 17-18 Mart 1919 gecesi, Samsun’daki Türk Birliğinden geldi. 15. Tümen Makineli Tüfek komutanı olan Ahmet Hamdi Bey memleketin düşman istilasına uğradığı endişesiyle isyan eder ve bir makineli Tüfek ve bir gurup askerle 17-18 Mart 1919 gecesi dağa çıkar. Ahmed Hamdi Beyin 17 Mart 1919 gecesi Samsun dağlarında attığı ilk kurşun aslında Anadolu’daki bağımsızlık mücadelesinin başlama kıvılcımını dolaylı da olsa ateşlemiş oldu.

Ahmet Hamdi Bey, Mahmur Dağı’na doğru Rum çetelerinin üzerine yürür. Türk subayının bu davranışı diğer Türk askerlerine ve Türk milletine örnek olmuş ve güç vermiştir. Bu durum karşısında Rum Pontus çetelerinin liderleri İngilizlerden güvenliklerinin sağlanması konusunda yardım isterler. İngiliz Yüksek Komiserliğinin de Türk halkının silahlandığı konusundaki şikayetleri artar. İngilizler dikkatlerini bu bölge üzerinde yoğunlaştırır, 19 Mart günü Samsun açıklarında bekleyen İngiliz gemisinden şehre 100 asker çıkarırlar. 

Ahmet Hamdi Bey İngilizler tarafından Osmanlı Hükumetine şikayet edilir. İngilizler Teğmenin yakalanmasını ve cezalandırılmasını isterler. Buna gerekçe olarak da bölgedeki Rum halkının can ve mal güvenliğinin kalmamasını gösterirler. Mülazım Hamdi Bey olayından sonra İtilaf Devletlerinin Osmanlı Devleti üzerinde baskıları artar ve Osmanlı Devletine bir nota verilir. “Samsun ve çevresindeki Rum köyleri her gün Türklerin saldırısına uğramaktadır. Onların emniyet ve huzurunu temin etmek insanlık borcumuzdur. Eğer siz bu konuda aciz iseniz bu vazifeyi biz üzerimize alacağız.”

Bu durum Türklerin soykırım yaptıkları şeklinde duyurulur. İtilaf devletleri Samsun ve çevre köylerine Türk çetelerinin saldırdığını hükümetin güvenliği sağlamaması halinde bölgeyi işgal edeceklerini bildirmesi üzerine 30 Nisan 1919’da 9.Ordu Müfettişliği’ne Mustafa Kemal atanır ve 19 Mayıs 1919 da Samsuna varır. Mustafa Kemal 22 mayısta İstanbul hükumetine ilk raporunu verir. Raporda: “İngiliz kıtasının Samsuna çıkması üzerine, memleketin yabancı istilasına uğradığı hissine kapılan ve Rum taşkınlıklarına kızan, 15. Tümen makineli Tüfek Subayı Ahmet Hamdi Efendi Rum çetelerinin Türk köylerine ve halkına yapmakta oldukları zulüm ve tecavüzlere üzülerek bir makineli Tüfek ve emrindeki askerlerle 17-18 mart gecesi dağa çıkmıştır.”diye belirtmiştir. Bu rapordan sonra Mülazım Ahmet Hamdi Bey 25 kasım 1919 da terhis edilmiştir. Milli Mücadeleye ise 22 mayıs 1919 tarihinde, 15. Tümen, 38. Alay 3. Tabur 11. bölüğe iltihak ederek katılmıştır. Sakarya ve İstiklal Savaşının her safhasında onu cephede görmekteyiz.

sivrihisarli-mulazim-ahmet-hamdi-beyKurtuluş Savaşındaki başarılarından dolayı kendisine TBMM tarafından 26 Şubat 1926 da 2096 sayılı beratla kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Kahramanımız askeri alandaki başarısını sivil hayatına da taşımış Kurtuluş Savaşından sonra İzmir’e yerleşmiş, subay maaşlarından yaptığı birikimlerle kendisine Buca ilçesi Kızılçullu Semtinde bir bakkal dükkanı açmıştır. Ticaret hayatına bir bakkal dükkanıyla atılmasına rağmen ilerleyen zamanlarda şirket kuracak düzeyde bir ilerleme kaydetmiştir. İşlerini büyütmek için iş yerini Anafartalar Caddesi’ne taşımış, işini perakendecilikten toptancılığa çevirmiştir.

II. Dünya Savaşının çıkması üzerine ihtiyat olarak askere çağrılmış, 324. Alay 1. Tabur , 2. Bölük komutanı olarak Ağustos 1942 de ordudan tekrar terhis edilmiştir.

Ahmet Hamdi Beyin kahramanlığını genel kurmay başkanlarımızdan Fevzi Çakmak Paşa’nın anılarında da görmemiz mümkündür. Ayrıca Selahattin Selek “Anadolu İhtilali” adlı eserinde “Türk makineli tüfek birliğinden Sivrihisarlı Mülazım Ahmet Hamdi Bey adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması ve kurtuluş savaşının ilk fitilini ateşlemesi ve ilk direnişi göstermesi bakımından çok önemli bir olaydır.” demiştir. Yine Kamuran Gürün “Savaşan Dünya ve Türkiye” adlı eserinde “Ahmet Hamdi Beyin yaşanan olaylar karşısında dağa çıkarak, İngilizlere nota verdirmesine Mustafa Kemal’in görevlendirilmesine Kurtuluş savaşının dolaylı da olsa başlamasına sebep olmuş oluyordu.” ifadelerini kullanmıştır.

Kurtuluş savaşının en önemli kahramanlarından biri olan ve Milli Mücadelede oynadığı aktif rolle istiklal fikrinin fitilini ateşleyen Ahmed Hamdi Bey 22.02.1992 Tarihinde hakkın rahmetine kavuşmuştur, İzmir Balçova Mezarlığına defnedilmiştir.

Evet, Mülazım Ahmet Hamdi Bey Hakkın rahmetine kavuştu ancak cesareti ve fedakarlığı ile Türk halkına örnek oldu ve Kurtuluş savaşının ilk kıvılcımını ateşledi. Milli Mücadelenin kazanılması yolunda ilk adımlardan birini atmış oldu. Vatan, millet, bayrak ve mukaddesat uğrunda canları ve kanlarıyla mücadele eden ecdadımızın yaptığı fedakarlıklar bazen tüylerimizi diken diken edecek mesabededir.

Bu kahramanlardan Sivrihisarlı Mülazım Ahmet Bey de Türk’ün genlerinde var olan İstiklale susamışlığın o dönemdeki bir sembolü olarak dağlara çıkmış ve işgalci güçlere tepkisini Samsun dağlarından vermiştir.

Milli Mücadele kahramanımız Mülazım Ahmet Hamdi Efendiye bu vesileyle Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

***

ayse-yilmazAtatürk Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi Ayşe Yılmaz‘ın Ekim 2015’te Sivrihisar Sempozyumunda sunduğu yazının özeti.

Ayrıca, yazının hazırlanmasında emeği geçen Yazar Necmi Günay Bey’e teşekkür ederiz.

footer

Kaynak:http://kartv.net/tr-tr/kose-yazilari/9154/milli-mucadele-gizli-bir-kahraman-mulazim-ahmet-hamdi-bey
Kategoriler
Gazete Yazıları

Sivrihisar’ın Tarihi ve Kültürel Değerlerine sahip çıkalım

Sivrihisar’ın Tarihi ve Kültürel Değerlerine sahip çıkalım…

Miiii şairimiz, rahmetli Mehmet Akif Ersoy’un “sahibi olmayan memleketin batması haktır, Sen sahip olur­san batmıyacaktır” sözü üzerinde durduğumuzda, aklıma Sivrihisar gelir…

Sivrihisar’ın Osmanlı’nın son dönemleri ile birlikte, sahipsiz kaldığı, tarihi ve kültürel değerlerinin heba edildiğini görmekteyiz. Birçok ata yadigarı eser ve evlerin yıkıldığı görülüyor…

Rahmetli büyük âlim Hızırbey’in kurduğu kütüphanenin kitapları Eskişehir’e taşınmış. Şeyh Baba Yusuf’un ve Sinan Paşa’nın kurduğu kütüphane başka beldelere peşkeş olmuş; en önemlisi Sivrihisar için manevi füyüzat olan. Peygamberimiz (SAV) Efendi­mizin Asa’yı Şerifi, Asa evindeki kitapları ile birlikte başka beldeye ikram edilmiştir… Diğer yandan birçok tarihi eser, Han, Hamam ve Osmanlı Evleri yıkılmış veya yıktırılmıştır. Örneğin; eski Kızılbel Okulu. Cumhuriyet Okulu yıktırılmış, Tenekeli Mektep yakıl­mıştır… Ünlü Veli Hamdi Baba Türbesi, mesnetsiz bir bahane ile yıktırıldı. Kilise yolunun! üzerinde bulunan 4 OsmanlI evi restore edilmek üzere ilgili Bakanlık ta­rafından ihale edildi, yüzüstü kaldı… Çardak Termal Tesislerinde olduğu gibi… Zamanın ilgilileri bu yıkım ve tahribata seyirci kaldılar…

1950 yıllarda kurduğumuz Tarihi Eserleri Koruma Derneği ile bu yıkım ve yıkımların bir nebzecik önüne geçip, bir çoğuna bakım yaparak sahip çıktık.. Bir çoğuna da Sivrihisar’ın bağrından çıkmış ünlü kişi­lerin isimlerini koyarak tebcil ettik..

Ne yazık ki! son zamanlarda bu yıkım ve tahribat çevremizdeki çok sayıda bulunan antik yerleşim alan­larında da görülmekte olup, birçok ören yerleri de kazılıp eski eserler yağma ediliyor. Bunlara sahip çık­mak için resmi bir müzenin açılması gerekiyor…

Belediye Başkanımız Hamid Yüzügüllü ve Meclis üyelerimizin, Sivrihisar’ın tarihi ve kültürel değerleri­ni sahip çıktıkları görüp, sevinmekteyiz.

Sivrihisar’ın onurlu tarih ve kültürel değerlerine sa­hip çıkarak, tarihi misyonuna yeniden kavuşturalım.

Saygılarımla. Ahmet Bican ATMACA

Kategoriler
Sivrihisar'da Yetişen Ünlüler

Osman Afif Efendi

Sivrihisarlı Şeyh Osman Afif Efendi: H.1234/M.1818 yılında Mekke’de doğdu. Alim ve şair Ali Rüstem Efendinin oğludur. Hıfzını Mekke ve Medine’de tamamladı.

osmanlı-belgelerinde-sivrihisar-osman-afif-efendiBabası bir kıtlık senesinde manevi işaret üzere akrabaları ile birlikte Anadolu topraklarına göç etmiştir. Anadolu’ya yerleşmeden önce bir müddet Şam’da konaklamış daha sonra Hatay’da ve Konya’da hicreti esnasında kardeşlerinden ikisi vefat ettiği için oralarda bulunmuştur.

Padişah Sultan II. Mahmud kendisine saygı göstererek Ankara Keskin ilçesi (Taşobası) arazisine yerleştirdi. Bir müddet sonrada Eskişehir-Sivrihisar yolunda Cöngel yeni adı ile Doğanca Köyüne yerleşti.

İstanbul’da bir müddet müderrislik yaptıktan sonra Sivrihisar Kurşunlu Camii yanında İrfaniye Medresesini kurmuş ve burada zahir ilim okutmakla beraber Nakşibendi – Halid’i tarikatı üzere irfan sohbetleri ile irşadını sürdürmüştür. Buraya su getirtti. Uzun müddet burada, daha sonra da İstanbul’da müderrislik yaptı. İyi bir hattat olduğu söylenir. Diyarbakır kütüphanesinde 1295 no. da kayıtlı ve şeyhülislam Atıfzade Celal Efendinin torunu Ömer Hüsameddin Efendiye ithaf ettiği “Perişan” isimli bir eseri olduğu anlaşılmaktadır. Mekke ve Medine’den ayrılırken kendisine verilen beraatta sülale-i Resulullah’dan olduğunun ifade edildiği söylenir. Keza kendisinin veli olduğu keşf-ü keramet sahibi bulunduğu rivayet edilir.

osman-afif-efendi1297 Rumi 1881 M. de 63 yaşında rahmet-i rahmana kavuştuğu ve Cöngel (Doğanca) kabristanında medfun bulunduğu bilinmektedir. Cümlesini Allah rahmet eyleye. Oğlu Şeyh Ahmet Şemseddin Efendi Hamdi Baba türbesinde medfundur.

Not: Bu bilgi kabri başındaki yazıdan alınmıştır. Lakap olarak Kürt Osman Efendi denmişse de dayanağı yoktur.

Kendisi Kibar-ı Evliya’dan ve Ricalullah’tan bir zat olup Sivrihisar – Eskişehir yolu üzerinde Cönger (Doğanca) Köyünde Ziyaretgahtır. Yerine Osman Abdülmennan Efendiyi halife bırakmıştır. Oğlu Şeyh Ahmed Şemseddin Efendi ise Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi Hazretlerinden icazet alarak babasının Hankâhı ve Medresesini ihya etmiş ve halife bırakmadan ahirete irtihal etmiştir.

Yaşadığı süreç içerisinde;

-Medrese açıp vakfetmesiyle hayır sahibi olduğu -Medreselerde ömrü boyunca müderrisliğiyle eğitimimize katkısı,

-Hat sanatının büyük ustası olması sebebiyle sanatımıza katkısı,

-Kütüphanelerdeki eserleriyle kültürümüze katkısı,

-Büyük Evliyaullah olması hasabiyle dinimize diyanetimize hizmetleri ve yazmış olduğu şiir ve deyişlerle Türk edebiyatına katkısı çok önemlidir.

Toplumumuzda örnek şahsiyetler arasında yer alan tarihimizce tescillenmiş bu mübarek zat Eskişehir-imiz için geçmişten geleceğe isminin yaşatılması gereken büyük değerlerimizden birisidir.

Bu zat sevgili Peygamberimiz (sav)’in altın silsilesinin 33. sırasında yer almaktadır. Büyük Evliyadan Mevlana Halidi Bağdadi Hazretlerinin 3. kuşak talebesidir.

Seyyid ve Şeyh Osman Afif Efendinin Kabri Mahmudiye İlçesi Doğanca (Cönger) Köyünde Türbe’dedir. Yani Eskişehir’den çıkışta Ankara’ya giderken 50. km de Ana kara yolu üzerindedir. Türbesinin önünde Şanlı Bayrağımız dalgalanmaktadır. Yol kenarında türbe yön levhası vardır.

Türbesi İnanç Turizmi çerçevesinde tüm Anadolu insanımız tarafından devamlı ziyaret edilmektedir. Ayrıca araştırmacı akademisyen ve yazarlarca da türbe içerisindeki bilgilerden faydalanılmaktadır. Türbe içerisinde bilgi köşesi vardır.

Tarihçi Bursalı Mehmet Tahir bey siyasete ait eser yazanlar fihristinde Sivrihisarlı Şeyh Osman Afif Efendinin siyaset eseri olduğunu tasrih etmektedir. Diyarbakır Kütüphanesinin 1295 numarasında kayıtlı Evrak-ı Perişanda bu kitabın Sivrihisarlı Şeyh Osman Afif Efendinin tarafından o zamanın Şeyhülislamı, Atıfzade Celal Efendi Torunu, Ömer Hüsamettin Hazretlerine ithaf edildiği bu eserde belirtilmektedir. Bu kitabında “Zulmedenleri Ağır Surette Tenkit Ettiği” yazılmaktadır.

Kendisi babası gibi evliyadan olup, Kalp gözü açık keşfi keramet sahibi bir zat idi. İyi bir hattat olup, ömrü boyunca irfaniye medresesinde müderrislik yapmıştır. Türbesi Sivrihisar ilçesindeki tarihi Kurşunlu Camii bitişiğindeki Hamdi Baba Türbesi içindedir. Türbesi ziyaretgahtır.

İrfaniye Medresesi daha önce Hızır Bey medresesi adı ile anılıyordu. Bu medrese Nasrettin Hoca’dan oğlu Celal Beye, ondan da oğlu Hızır Beye intikal ettiği, medresenin bitişiğindeki konağın Hızır Bey Konağı olduğu bilinmektedir. Medrese 1870 yılında konağı ile beraber Osman Afif Efendi, Vakıf idaresinden satın alınıp, İrfaniye Medresesi adı ile kendi vakfına bağlanmıştır.

Dünyaca ünlü büyük halk şairi ve hak aşığı YUNUS EMRE’nin gerçek mezar yerinin bulunmasında “Keşfi Keramet” sonucunda tespit ettiği ve bundan yüzyıl sonra gerçek mezarının “Anıt Mezar ve Külliye” yapılmasına vesile olmuştur. Osman Afif Efendi Yunus Emre ve Nasrettin Hoca’nın kültürel mirasına sahip çıkarak, eserlerin düşünce ve fikirlerinin günümüze yansımasını sağlamıştır.

Aydın Meşahiri, kitabının 77. Sahifesinde meşayıhı Nakşibendiden Osman Abdulmennan Efendinin İstanbul’da, Sivrihisarlı Şeyh Osman Afif Efendi’den okuduğunu yazmaktadır.

Başbakanlık Devlet Osmanlı Arşivleri Resmi kayıtlarına göre hat yazısıyla yazmış olduğu “Delaillül Hayrat” isimli eserinden dolayı devletçe hicri 1289 senesinde ödüllendirilmiştir. Yazmış olduğu bu eser, zamanın ünlü yazarlarından İbnül Emin Mahmut Kemal İnal’ın 1957 yılında neşretmiş olduğu “Osmanlının Son Hattatları” isimli eserlerinde Delailül-Hayrat’ın son iki sayfası konulmuştur.

Sivrihisarlı Şeyh Osman Afif Efendi’nin yazmış olduğu “Delaülül-Hayrat” isimli eserin ise zamanın meşhur hattatlar koleksiyoneri olan Ethem Hakkı Ayverdi’de olduğu belirtilmektedir. Bu kişinin koleksiyonunda eserleri yıllardır sergilenerek birçok Hattata ilham kaynağı olmuştur.

Sivrihisarlı Seyyid ve Şeyh Osman Afif Efendi aynı zamanda Tasavvufi şiirleri de vardır. Kendine ait Divanı olduğu söylenmektedir. Fakat bu eserin araştırmaları devam etmektedir.

Yaşantısı boyunca medrese baş-müderrisliği, müderrislik yapmıştır. Bu zat zamanın devlet kademelerinde bulunan üst düzey yöneticiler ile halef selef olduğu resmi devlet arşiv evraklarından anlaşılmaktadır. Yetiştirdiği çok önemli şahsiyetler devlet üst kademelerinde önemli vazifelerde görevlendirilmişlerdir. Talebelerinden çoğu zamanın mantık ve felsefecisi vede astronomi kitap yazarlarındandır. Talebelerinin de bu konularda yazmış oldukları çok önemli eserleri bulunduğu bilinmektedir.

Şeyh Osman Afif Efendi, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğünden edindiğimiz “İrfaniye Medresesi” vakfiyesindeki açıklamalara göre; büyük evliyalarından olduğu açıklanmaktadır. Ayrıca Başbakanlık Devlet Osmanlı Arşivlerindeki resmi kayıtlarda ise “Saadat-ı Sofiye”’den olarak bahsedilmesi ise sevgili Peygamber Efendimiz (sav)’in soyundan gelen büyük evliyalara atfedilen bir sıfat olduğu belirtilmektedir.

osman-afif-efendi-turbesi osman-afif-efendi-turbe

Seyyid Şeyh Osman Afif Sivrihisari: Türk Dünyasından Dağıstan’ın Şirvan şehrinin büyük alimlerinden Seyyid Şeyh İsmail Şirvani ile Şirvan Ağdaşlı Seyyid Şeyh Hacı Ahmed Gıyasi’nin yetiştirdiği şahsiyetlerden olan, Alim, Mutasavvuf ve Hattat, Sivrihisarlı Seyyid Şeyh Osman Afif Efendi 22 yaşında başladığı Müderrislik (Profesörlük) görevine önce Dersaadet’de (İstanbul) uzun bir süre devam etmiş ve birçok talebe yetiştirmiştir. Bu talebelerden en meşhurları Dünyaca bilinen Türk Mantık Bilgini ve ilk Türk Mantık Eseri olan “Hülasat’ül-mantık fi şerhi tehzib-il mantık”ın yazarı Denizlili Osman Abdülmennan Efendi ve Astronomi Bilgini ve Hattat İbrahim bin Ahmed Bursevi ‘dir.

Osman Afif Efendinin Eserleri;
-Nesh Hat yazısı ile yazdığı Kur’an-ı Kerim – İstanbul’da Müze’de
-Nesh Hat yazısı ile yazdığı Delail’ul-Hayrat – Padişah Sultan Abdulaziz Han’a takdimen
-Nesh Hat yazısı ile yazdığı Delail’ul-Hayrat – İstanbul Kubbealtı Sanat Galerisi Ekrem Hakkı Ayverdi Koleksiyonu
-Mevhub-u Mahbub Şerhi – Sivrihisar Nüshası
-Zulmedenleri Ağır Surette tenkit ettiği Siyaset Eseri Diyarbakır Kütüphanesi
-Şiirler , Veciz Sözler
-İlm-i Kelam Kitabı olan İradet’ul Cüz’iyye – Hacı Selim Ağa Kütüphanesi

***

Sivrihisarlı Şeyh Osman-ı Afif Efendi Hazretlerinin Eski El Yazmalarından Bulunan Bir Ezgisi: İlahisi

Diyarı gurbette kaldım
Halimden anlar yadigarim yok
Sevdai mihette bi mecal oldum
Derdü gamdan özke elimde varım yok

Buçerhin elinden gülmedim bir dem
Akan çeşmim yaşını silmedim bir dem
Derdü gamdan azad olmadım bir dem

Çok diyaz eyledim geçmedi dilek
Ahımdan aciz gökteki melek

Veciz Sözler

Ne cennette ne tuğbada
Gönül eğlenmez eğlenmez
Cemallullahı görmeyince
Gönül eğlenmez eğlenmez

Misafir Tavsiyesi

Ey Misafir
Al abdesti kıl namazı
Kıble bu caniptedir
İşte leğen işte ibrik
İşte peşkir iptedir

Kaynaklar:
Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan Keskin
www-eskisehirkulturturizm-gov-tr
Eskişehir Valiliği ESKİyeni Şehir Kültürü Dergisi, Ağustos 2010

Kategoriler
Niyazi Koca Yazıları

Sivrihisar’ın Toprağında İzleri Olan Ünlüler

DERLER Kİ ! SİVRİHİSAR’ın “TOPRAĞINDAN ÇÖMLEK OLMAZ”

Bu topraklarda kimler doğmuş, kimler yaşamış, kimler pişmiş; bir hatırlayalım istedim…

SELMAN-I FARİSİ : Sivrihisar da yaşamıştır. Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş, güzide sahabelerdendir. Selman-ı Farisi baba evini terk ederek, hakikati bulmanın gayreti içine girmiş.Bu arayışındaki yolculuk seyrinde uğradığı yerlerden biride. Anadolu topraklarında Sivrihisar (Amuriye) olup. burada tanıştığı rahiplerden Tevrat ve İncil den son peygamber’ in vasıflarını öğrenmesi üzerine, Hicaz topraklarına Medine-i Münevvere ye doğru yola çıkmış. Peygamberimiz H.z. Muhammed (s.a.v) ile karşılaşarak Müslüman olmuştur. Peygamberimizin berberliğini de yaptığı için. Anadolu da berberlerin piri olarak onun adı, büyük bir sevgiyle anılmaktadır.

CAFER-İ TAYYAR : Doğum yeri ve Tarihi hakkında tam bir bilgi bulunmamaktadır. Arap asıllı olduğu Anadolu ya Arap akınları ile geldiği tahmin edilmekte olup. Ulema, evliya bir zat olduğu. Sivrihisar da yaşadığına dair kanıt Sivrihisarlı Şeyh Baba Yusuf’un (1507) yazdığı Mevhub_u Mahmub eserinin “Dua ve Tezarru” da “Vechün dördüncüsü budur iyyar. Bu şehirde yatur Cafer i Tayyar” dizelerinden anlaşılmaktadır.
Peygamberimizin amcazadesi olması ihtimal içerisinde değildir. Arap asıllı bir komutan olması kuvvetli ihtimaldir. Mezarı Sivrihisar’dadır.

ŞEYH ABD-İ VEHHAB (ABDÜLVEHHAB): Sivrihisar da yaşamış. Anadolu da ilk iman ateşini yakanlardan olduğudur. Şeyh Baba Yusuf un 7. Göbekten dedesi olması kuvvetli ihtimal ile Sivrihisar da yaşadığına dair kanıt Sivrihisarlı Şeyh Baba Yusuf’un (1507) yazdığı Mevhub-u Mahmub eserinin “Dua ve Tazarru” da “Budur altıncı vech ko itme gil Hab Bu şerhde yatur Şeyh Abdi Vehhab ” dizelerinden anlaşılıyor. Mezarı Sivrihisar Kumlu yol Mezarlığındadır.

SEYYİD MAHMUD SUZANİ (AHMED BİN MAHMUD) : Sivrihisar da yaşamış. Horasan erenlerinden olduğudur. Kendisi Hz. Hüseyin’in soyundan olduğu için Seyyid dir. Kitabesi mevcuttur. Mezarı Sivrihisar dadır.

NASREDDİN HOCA: Sivrihisarlı dır. Sivrihisar İlçesine bağlı Hortu Köyünde (Nasreddin Hoca Mah.) doğmuş Ünü dünyayı özellikle Türk dünyasını sarmış. Türk–İslam kültürünün büyük bilgesi, alim ve din bilginidir. Asıl görevi hocalık ve vaizlik olmasına rağmen, Katiplik, Müderrislik, Kadılık yapmış ahi büyüğüdür.

Kimi zaman geçimini çiftçilikle, bahçıvanlıkla uğraşmış sevilen bir halk adamıdır. Türk toplumun da yarattığı ve yaşattığı hoşgörü, eleştirel düşünce ve mizahi bakış açısıyla düşündüren, zamanların büyük nüktecisi, öğreten bilgeler bilgesidir.

YUNUSEMRE : Sivrihisarlı dır. Sivrihisar’a bağlı iken daha sonra Mihallıçcık İlçesine bağlanan Sarıköy (Yunus Emre Mah.) doğmuştur. Sarıköy de çiftçilik yapmış. Sivrihisar Medreselerinde yetişmiş. Gönüller sultanı, sevgi ve hoşgörü aşığı Türkmen dervişidir. İnsanlara manevi huzuru, sevgi ve hoşgörü gibi İslamın özündeki değerleri anlatmıştır. Ahmet Yesevi ile başlayan Türk Tasavvuf hareketi aynı dönemde Mevlana ve Yunus Emre ile doruk noktaya ulaşmıştır.

Sivrihisar da kendi adına külliyesinin olduğudur. Türk–İslam halk düşüncesinin en önemli yapı taşlarından olan Büyük Veli, Türkmen Hocası, Ahi büyüğü, Hak ve Halk şairidir.

Mevlana “İlahi mertebelerin neresine yükseldim ise orada Türkmen hocası Yunus Emre ye rastladım ve öte geçemedim “diyerek onun ne denli büyük bir veli olduğunu dile getirmiştir.

SEYYİDNUREDDİN: Sivrihisarda yaşamış Anadolu erenidir. Hz Hüseyin’in soyundan geldiğidir. Bir çokinsanın yetiştirmiş olup. Karaca Ahmet Sultan kendisinin müridi ve aynı zamandadamadıdır. Mezarının nakli sırasında yaşanan fevkalade olaylar sonrası mezarınakledilmiştir. Mezarı Sivrihisar dadır.

KARACA AHMET SULTAN : Sivrihisar yaşamıştır. Seyyid Nureddin’in talebesi ve damadı olduğu bir çok yazılı kaynakta belirtilmektedir.Sivrihisar Medreselerinde yetişmiştir. Din İlminin yanı sıra kimya ve tıp ilmiyle de uğraşarak bir çok kişiyi iyileştirdiği dir. Karaca Ahmet Sultan’ın bir çok yerde türbesi (makamı) vardır. Bize yakın olan ve bilinen kendi ismiyle maruf içerisinde türbeye zaviyesi olan Karaca Ahmet Sultan Köyünde olduğudur.
Bu köy : Sivrihisar ilçesine bağlı iken bilahare Ankara İli, Polatlı İlçesine bağlanan Karaca Ahmet Sultan Köyündedir.

ÇANDARLI KARA HALİL HAYREDDİN PAŞA: Sivrihisar’ın Cendere (Çandır) Köyünde doğduğudur. Sivrihisar Medreselerinde yetişmiştir. Baba adı Alidir. Kara ve Karaca lakabı ile de bilinir. Vezirliği sırasında Hayreddin unvanı ile anılmıştır. Şeyh Edebali’nin bacanağıdır. Osmanlı Devletin’ne hizmet etmiş asil bir Türk ailesidir.

Aile içerisinde, devletin en yüksek ilmi, idari, mülki ve askeri makamlarında vazife yapmış, Çandarlı Ailesi 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu döneminde en uzun hizmetleri geçmiş ailedir.

HIZIRBEY: Sivrihisar’da doğmuştur. Nasreddin Hocanın torunudur. Sivrihisar da müderrislik ve kadılık yapmış. Sivrihisar da mescidi, kendi adına medresesi ve kütüphanesi olan ve Ulu Caminin tamiri yaptırmıştır. Buradan Bursa’daki Beyazıt Medresesine daha sonra İnegöl’e kadı olarak atanmış İstanbul’u fetheden ordu ile zamanının ünlü bilgini Molla Gürani ile İstanbul’un kuşatmasına katılmıştır. İstanbul’un fethinden hemen sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlının Başkenti olan İstanbul’a atanan ilk kadı (Belediye Başkanı)dır.

Bu dönemde İstanbul’a yaptığı hizmetler nedeniyle “İstanbul efendisi” unvanını almıştır. Yazdığı eserler ve bulunduğu önemli görevler nedeniyle dönemine önemli ölçüde güç kazandırmıştır.

Fatih döneminin önemli alimlerine dersler vermiş ve talebeler yetiştirmiş bilge insan, müthiş bir hafızaya sahip. Kelam alimi, din adamı ve İlmi bilgisi, Şairliği ile müderrislik (profesörlük), yanında sanata ve bilime önem veren. Yeni çağın açılmasında önemli katkıları olmuş, Ayasofya kilise iken Cami olarak Hızırbey tarafından Belediye Başkanlığı döneminde tescil edilmiş ve burada ders vermeye başlamıştır.

Fatih Sultan Mehmet’i yargılamasındaki gösterdiği adalet, onun soy temizliğini, ruh asaletini ve Allah’tan başka kimseye kul olmadığını gösteren güzel bir olaydır.

SİNANPAŞA (YUSUF SİNANÜDDİN): Sivrihisar da doğmuştur. Hızırbey’in oğludur. Annesi devrin büyük alimlerinden Molla Yegan’ın kızıdır. İlk tahsilini ve terbiyesini babası Hızırbey’den almış. Sivrihisar medreselerinde yetişmiştir. Sivrihisar da kadılık ve müderrislik yapmıştır.

Fatih Sultan Mehmet daveti üzerine İstanbul’a geldiğinde kendisini bir ilim muhiti içerisinde bulur. Kendi zekası, çalışma şevki, sayesinde yirmi yaşına varmadan alim denilecek seviye ulaşır ve bu yaşta “Fatih’in Hocası” unvanını almıştır.

Edirne Medresesine Müderrislik yapmış daha sonra Vezir rütbesiyle İstanbul’a getirilmiş. Sivrihisarlılar için övünç kaynağı bir büyük bilgin ve söz ustası güçlü bir zekaya sahip, felsefe bilimlerinde ün sahibidir. Aynı zamanda Aklın erişebildiği düşünce zirvelerinde tutunabilmeyi başarmış kendisine yapılan eza ve cefaya rağmen şahsiyet kalesi gibi dikilen, yılmayan bir irade ve yekta kişilik sahibi, her payeye liyakati ile ulaşmış ve ömrü boyunca hiç kimseye dalkavukluk etmemiştir. İlmi ve siyasi nüfusunu hiçbir zaman kötüye kullanmamıştır.

Öldüğünde evinde cesedini yıkamak için suyunu ısıtacak bir parça odunu bile olmayan ahlak ve erdem abidesi benzersiz bir kişilik, ne yazık ki yeteri kadar kıymeti anlaşılamamıştır.

YAKUP PAŞA: Sivrihisar’da doğmuştur. Hızırbeyin oğludur. Ahlakı ve ilmi çok övülür. Bursa Sultaniye-Yeşil Medresede ve Semaniye medreselerinde Müderrislik yapmıştır. Daha sonra Bursa kadısı olmuştur. Birçok eserleri vardır.

LÜTFÜ AHMET PAŞA: Sivrihisar’da doğmuştur. Hızır-beyin oğludur. Kendisi çok halim ve mütevazi bir kişiliğe sahip olduğu, Fakirleri kendisine yakın tutardı. Semaniye Medresesi, Üsküdar Medresesi, Edirne de üç şerefeli Medresesinde müderrislik yapmış. Daha sonra Bursa Müftülüğü görevinde bulunmuştur. Fatih Medresesinde el yazması eserleri mevcuttur.

ŞEYH BABA YUSUF : Sivrihisar İlçesinde doğmuştur. İlk tahsilini Babası Şeyh Halil Baba’dan aldıktan sonra Sivrihisar medreselerinde öğrenimini tamamlamış ve müderrislik yapmıştır. II. Beyazıd’ın yaptırdığı Beyazıt Cami Şerifinin ilk Cuma ve Kürsü sahibidir.

Anadolu’nun çeşitli yerlerinde vaizlik yapmış ve etkili vaazlarıyla meşhur olduğudur. Kendisinin Hak aşığı, Allah dostu ilmi ve dini konularda derin bilgisi olan ilmi ile amil büyük bir velidir.

Ayrıca fıkıh, tefsir,hadis, siyer, akait gibi İslami ilimlerde tasavvufa ait geniş bir bilgi sahibi olduğu eserlerinden anlaşılmaktadır.Aynı zamanda usta bir hattadır.

II. Beyazıd Han’la aralarında yapılan Babalık ve oğulluk akdinden sonra “Baba” lakabıyla anıldığı rivayet edilmektedir. Akşemseddin Hazretlerinin kendisinin şeyhi olduğudur.

“Medine-i Münevvere de abdest alıp ellerini arkadan bağlatarak tıpkı bir esir gibi yere yüzün koyu sürünerek ve şefaat dileyerek Peygamberimizin Türbe-i mutahharasına gelip onun eşiğine yüz sürmüş” İlmi ve dini meselelerde derin bir bilgisi olan din büyüğüdür.

ŞEYH HAMDİ BABA: Sivrihisar da doğmuştur. Babası Şeyh Baba Yusuf’un oğludur. Tıpkı Babası gibi döneminin din büyüklerinden olup. Sivrihisar Selçukiye Medresesinden yetişmiş çeşitli medreseler de müderrislik ve vaizlik yapmış bir çok öğrenci yetiştirmiş ve onlara icazet vermiş “Hamidullah” diye anılan döneminin din ve aynı zamanda ahi büyüğüdür. Keramet ehli bir zattır.

*AZİZ MAHMUD HÜDAYİ: Sivrihisar’da doğmuştur. Tahsilini de burada yapmıştır. Daha sonra Bursa kadılığı yapmış. Büyük Mahkeme diye anılan Cami’i Atik Mahkemesinde kadılık yapmıştır.

Bunun dışında Edirne Selimiye Medresesi, Mısır ve Şam kadılıklarında bulunmuş. İstanbul da Fatih Camiin de Vaizlik, müfessirlik, muhaddislik yapmış. Sivrihisar’a bir müddet halife olarak gelmiştir. Sivrihisar da kendi adına bir camii inşa ettiği (Aziz Mahmud Hüdayi Camii) halen faaliyettedir.

İlmi, ameli ve ahlaki faziletleri anlatan yazılı eserleri ve Yunus tarzında yazdığı ilahileri ve menkıbeleri ve şiirleri olan kemal ve keramet sahibi yol gösterici ve devrinin büyük bir sufisi’dir. Gönüllerin sultanı maneviyatın anka kuşu Osmanlı döneminde 8 padişah dönemini idrak eden, IV Murat Han’a saltanat kılıcını kuşatan. Anadolu’nun manevi burcu, şeyhinin “Padişahlar rikabında yürüsün”duasına mazhar olan büyük veli.
Vefatından sonra bıraktığı çok zengin vakfiyesi sayesinde tekkesi, imaret ve külliyesi halkın sığınak ve barınağı olmuştur. Onun ilmi, eserleri, dilden dile nakledilen menkıbe ve kerametleriyle halkın gönlünde taht kurmuştur.

*ŞEYH OSMAN AFİF (K.S) EFENDİ: Sivrihisar da yaşamış. Sadat-ı Sofiyedendir. Şair ve Alim Ali Rüstem Efendinin oğludur. Sivrihisar da İrfaniye Medresesini kurmuş ve Müderrisliğini yapmıştır. Daha sonra İstanbul da Müderrislik yapmıştır. Kendisinin Alim, Şair, Tasavvufa aşina, Kemal sahibi ve iyi bir hattat olduğudur. El yazması eserleri, Kur’an-ı Kerim nüshaları ve güzel levha yazıları mevcuttur. Diyarbakır kütüphanesinde“Perişan” adlı bir eseri vardır. Osmanlı döneminde Sur-ı Hümayuna davet edilmiştir. Mezarı Sivrihisar Eskişehir yolu üzerinde Cönker Köyü (Doğanca Mh.) dedir.

*AHMED ŞEMSEDDİN EFENDİ: Sivrihisar da yaşamış. Şeyh Osman Afif Efendinin oğlu olup. Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi Hazretlerinden icazet alarak babasının Sivrihisar da bulunan Hankâhı ve Medresesini ihya etmiştir. Hat sanatında mahir olduğudur. Mezarı Sivrihisar dadır.

***AHMED HÜSAMEDDİN (RUKKALİ) EFENDİ: Sivrihisar da yaşamış Ehl-i beyt’ten olduğu kabul edilir. Yüce Kuran’ın bilinen klasik yorumunun dışında iç anlamını da “tevil” yoluyla açıklayan din alimlerimizdendir. İstanbul, Denizli, Trablusgarp, Sivrihisar ve Bursa da bulunmuşlar, eserleri ile ayetlerin bilimsel yönlerini izah etmişlerdir. Bir çok yazdığı 200 eserden 5-6’sı zamanımıza ulaşmıştır. Sivrihisar Ziyaeddin Medresesinde müderrislik yapmıştır. Kurtuluş Savaş’ının zaferle sonuçlanacağını Atatürk’e müjdeleyenlerden biri olarak da bilinir.

PROF DR. MEHMET KAPLAN: Sivrihisar da doğmuş. İlk tahsilini burada yapmıştır. Daha sonra orta ve Lise tahsilini gittiği Eskişehir de tamamlamış. Türk edebiyatında araştırmaları ve eserleriyle edebiyatın bir bilim dalı haline gelmesinde etkisi olan. Atatürk Üniversitesinin kurucusu ve hocaları arasında yer alan, Edebiyat Fakültesi dekanlığı ve rektör vekilliği görevleri yapmış ve yetiştirdiği öğrencileriyle, ömrünü bilime, sanata, edebiyata ve kültüre adayan örnek bir bilim ve kültür adamı, “Hocaların hocası”dır. Altı bine varan şahsi kitabı bulunmaktadır. Yaşadığı dönem göz önüne alındığında Anadolu’nun Savaş sonrası tükenmişliği ve zor şartları içerisinde sabır ve irade ile bir entelektüelin doğuşunun timsali örneğidir.

MÜLAZIM AHMED HAMDİ EFENDİ : Sivrihisar da doğmuştur. İstiklal harbinde ilk kıvılcım ateşini yakanlardandır.

Yetiştirdiği şahsiyetler yönünden dünya çapında ilgiye layık bir yerdir. Sivrihisar…

İstiklal savaşında 416 şehit vermiş bir o kadar da gazisi olan, toprağı şüheda kanı ile yoğrulmuş atalarımızın durağı ve manevi tasarrufları hala devam eden Evliyalar kaynağı, Ulemalar ocağıdır, İlim irfan yuvasıdır. Sivrihisar…

Bunlardan başka pek çok ilim adamı ve akademik kariyere sahip asker, devlet adamı,bürokrat ve sanatkarlarımız daha vardır ve yetişmeye devam etmektedir.

Havasını soluduğumuz, sularından içtiğimiz, nimetleriyle şekillenip büyüdüğümüz, bizimle ağlayan bizimle gülen müstesna bir yerdir. Sivrihisar…

Tarihi, kültürü, gelenek ve görenekleriyle Eskişehir İlçeleri içerisinde en köklü geçmişe sahip bir ilçedir. Köklü Tarihi ve kültürü ile işlenmemiş bir hazine gibidir.Sivrihisar…

Bunun yanında ;

SİVRİHİSAR TEYYARESİ (UÇAĞI): (Çift kanatlı Fransız Bregeue 14-B2) olan ve Kurtuluş Savaşına katkıda bulunmak maksadıyla Sivrihisar Halkının katkılarıyla alınmıştır.

SİVRİHİSAR MAYIN DÖKME GEMİSİ: TCG SİVRİHİSAR (P-115) eski USS PC-1642 Gemi Komutanı: Yüzbaşı Mehmet Sabri Bey.Sivrihisar 1906 I. Dünya Savaş’ında ve Çanakkale’de görev yaptığı anlaşılan ve Sivrihisar halkının katkılarıyla alınan gemi.

ZAİM AĞA KONAĞINDA ALINAN TARİHİ KARAR: Ankara dışındaki ilk kez 24 Mart 1922 tarihinde Atatürk’ün başkanlığında hükümet üyelerinin toplanarak 24 Mart gecesi sabaha kadar süren çalışma sonunda çıkan karar “istilacılar Anadoluyu terk etmedikleri sürece görüşme gerçekleşmeyecektir” şeklindedir.
Bu karar aslında Yunanlıların Anadolu’dan tamamen atılması için cesaretle ve azimle savaşa devam edileceğinin kararıdır. Bakanlar Ankara’ya dönüp ilgili devletlere bu alınan kararla gereken cevap verilmiştir.

Geçmişimiz bu! Geçmişte toprağımızdan her şey olmuş.

Biz ise; Atalarımızın bize emanet ettiği, toprağımızın emanetlerini taşıyamadık kırdık ve şimdi ise bu kırılan emaneti bir araya getirmenin zorluğunu yaşıyoruz. Allah’ın izniyle ve onların bizlere katacağı manevi tasarrufları ile yeniden dirilecek ve ayağa kalkacağımıza inanıyorum.

Yeterki; geçmiş Tarih ve Kültürümüzü tanıyıp, anlayarak, yaşasak ve ileriye bakabilsek sorun çözülecek…

17.7.2015 SAYGILARIMLA Niyazi KOCA

Kategoriler
Sivrihisar Haberleri

Sivrihisar’da Türbe Yıkımına Tepki

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde Şeyh Hamdi Baba Türbesi’nin yıkılması tepki topladı.

yikilan-turbeKurşunlu Şeyh Yusuf Camisi’nin restorasyonu esnasında yanında bulunan Hamdi Baba Türbesi de yıkıldı ve üstü açıldı. Vatandaşların tepkisine yol açan yıkımla ilgili yetkililerin, türbenin anıtsal bir değerinin olmadığını ve cami siluetini engellediği gerekçesiyle restorasyon sırasında yıkıldığını savunduğu öğrenildi. Sivrihisar Tarihi Eserleri Koruma Derneği, Sivrihisar İslami İlimler Vakfı ve Mahalle Muhtarlığı, yıkılan türbenin manevi ve tarihi vasfına uygun şekilde yeniden yapılması için ilgililerden gerekli iznin verilmesini istedi.

Öte yandan Hz. Muhammed’in soyundan gelen Şeyh Hamdi Baba, ünlü alim Şeyh Baba Yusuf’un oğludur. Ayrıca türbede, Şeyh Baba Yusuf’un babası Şeyh Halil Efendi, Şeyh Baba Yusuf’un diğer çocukları Fahri Baba, Halit Baba, Halil Baba ve peygamberin beratlı soyundan, Sivrihisarlı alimlerden, halen kabri Eskişehir Doğanca (Cöngel) köyünde bulunan ve Sivrihisar’daki meşhur İrfaniye Medresesi’nin banisi ve müderrisi olan Şeyh Osman Afif Efendi’nin oğlu Seyyit Ahmed-i Şemsettin Efendi’nin kabri bulunuyor.  ESKİŞEHİR (İHA) – 12.01.2010

Sivrihisar İrfaniye Medresesi ve Türbe

Bilindiği gibi Sivrihisar, Tarih süresince pek çok medeniyetlere ev sahipliği yapmış, Tarih ve Kültür diyarıdır. Tabi ki böyle bir diyarın Dünyaca ünlü ilim ve bilim adamları yanında insanlığı feyz saçan nice büyüklerimizin de ana yurdudur. Büyüklerimizden, Osmanlı Sultanı II. Bayezid Han’ın hocası Şeyh Baba Yusuf Sivrihisar’da pek çok talebesine ilim ve irfan aşılamıştır. Bizzat kendisinin de isçi olarak çalıştığı Kurşunlu Camii’ni inşa ettirmiştir.

Sivrihisar Kurşunlu Camisinin kıble yönünde Şeyh Yusuf Hazretlerinin babası Şeyh Halil Baba Hazretleri, üç oğlu ve onların birinci derece yakınlarının Kabri bulunmaktadır. Kabirler 5 asırdır, kapalı türbe şeklinde muhafaza edilmiş, sadece Sivrihisarlı değil, yöremizde yaşayan binlerce insanımızın ziyaretgahı durumundaydı.

Şeyh Baba Yusuf’un büyük oğlu Şeyh Hamdi Baba Hazretleri Sivrihisar için ayrıcalığı olan, zor durumdaki insanların manevi destek aldığı önemli bir şahsiyettir.

Yöneticiliğini yaptığı irfaniye medresesinde pek çok ulema ve hak adamının yetişmesini sağlamıştır.

2009 yılında, Sivrihisar Belediyesince yıktırılan irfaniye medresesinden sonra, 2010 yılına, Eskişehir KVKB (Kültür Varlıklarını Koruma Bölge) Müdürlüğünce Türbe niteliğindeki mekanın yıktırılması bizleri fevkalade hüzne gark etmiştir.

Şu anda mekân üstü açık Kabir taşları kırılmış, çevre bakımı hoş olmayan görünümde. Tabi ki ziyaret eden, hemşehrilerimiz hüzün içerisinde, Türbenin yıkılmasına bir anlam verememektedir.

Kabristanın uygun bir şekilde, Türbe haline kavuşturulmasını temenni etmekteyiz.

SİVRİHİSAR EĞİTİM, KÜLTÜR ve DAYANIŞMA VAKFI

SEV

Sivrihisar Platformu
Sivrihisar’ın Tarihi ve Kültürel Değerleri

Kategoriler
Necmi Günay Yazıları Sivrihisar'da Yetişen Ünlüler

Sivrihisar’lı Bestekar Hüseyin Erbay

Türk Sanat Musikisine pek çok eserler kazandırmış bestekârımızı daha yakından tanımak, bize gönül kapılarını aralayan o güzel eserlerin sahibi Sayın Hüseyin ERBAY’ı tanıtmak üzere huzurlarınızdayım. Sürç-i lisan edersem Affolla…

Eskişehir’de “Türk Sanat Müziği” denilince ilk akla gelen isimlerden Bestekâr, Koro şefi, Ses sanatçısı, Hoca ve Udi Hüseyin ERBAY, 15 Temmuz 1948 tarihinde Sivrihisar’ın Sadıkbağı köyünde dünyaya geldi.

h-erbay

1965 yılında Astsubay okulunu bitirerek Personel Astsubay olarak orduya katıldı.1965-1971 Ankara, 1971-1975 Erzurum, 1975-1983 Eskişehir, 1983-1985 yıllarında Kilis’te çalışıp 1985 yılında kendi isteğiyle emekli olmuştur.

İlkokul çağlarında Kemani Mustafa KARABAYIR ilk hocası olmuş, gençlik ve deneyim kazanmaya başladığı yıllarda ise Nevzat SÜMER hocanın derslerine katılmış, böylelikle ilk ciddi, bilinçli ve sistemli çalışmalarına başlamıştır.

Müzik alanında akademik bir eğitim almamasına rağmen bu işte başarılı olacağına inancından 1965 yılında Ankara Mûsikî Derneğinde başlayıp, 1971 Yılına kadar burada zamanın çok tanınmış ünlü sanat müziği ustalarından ders almıştır.

1971 yılında Erzurum Halk Eğitim Merkezi TSM Korosunu, 1975 yılında da Eskişehir Halk Eğitim Merkezi TSM Korosunu, 1983 yılında Kilis’te de Halk Eğitim Merkezi TSM Korosunu kurmuştur.

İlk beste çalışmalarına 1966–1967 yıllarında başlayan Erbay’ın 100’ye yakın bestesi vardır. Bunlardan 2 si ilahi, 5 i çocuk şarkısı, 1 i oyun havası, 2 si saz semaisi olup geri kalanı şarkı formundadır. Değişik formdaki eserlerinden 60 tanesi TRT Repertuar Kurulundan geçmiş olup, halen radyo ve televizyonlarda sık okunmaktadır.

1 Ekim 1975 tarihinde kurulan ve bu yıl 38. Sanat yılını kutlayacak Eskişehir Halk Eğitim Merkezi TSM Korosu hocamızın çok sevdiği, uzun yıllar uğraş verdiği, bağrından nice sanatçıların çıktığı, kendi çocuğu gibi büyütüp meyvelerini gördüğü okuldur.

Türk Müziği Dünyasında Hoca ve şef olarak başarılı olduğu kadar, bestekâr olarak da Türkiye çapında haklı bir üne kavuşmuştur. Sesini yurt dışında da duyuran ender sanatçılarımızdandır. Makedonya ve Belçika’da korosu ve solistleriyle konserler vermiştir.

Romantik, akıcı, güncellikle sanatı kaynaştıran, ritmik, kendine has besteleri ile sanatseverlerin gönüllerinde taht kurmuş ender sanatçılarımızdan biridir.

Geniş bir repertuara sahip, bestekârların eserlerini iyi tahlil eden, yeni bir eseri gerektiği gibi yorumlayabilen, eserleri müzikal yönden iyi tanımak, korosundaki saz ve ses sanatçılarının özelliklerini iyi bilen, disiplinli ve müzik sanatının gerektirdiği hassasiyet ve otoriteye sahip biridir.

“Besteci olarak hiçbir zaman iddialı değilim ama koro şefi ve hoca olarak oldukça iddialıyım” diyecek kadar alçak gönüllü ve mesleğinin aşığıdır.

Besteleri melodik, duygu dolu, tamamen doğal, ilham mahsulü olup, eserlerinde akıcılık, romantizm ve derin bir duygu zenginliği vardır. Tüm besteleri günümüzün zevk ve anlayışına hitap etmektedir. Besteleri günümüze seslendiği gibi geleceğe de seslenmektedir.

Kendisi çok hassas bir ruha sahip olduğu için nağmeleri musiki bilgi ve bestekârlık tekniği ile ustaca birleştirip sevilen birçok esere imzasını atmıştır.

Renkli kişiliği ise eserlerine de yansımıştır. Romantik ve duygusal bir besteci kişiliğine sahiptir. Genellikle aşk ve romantizm içeren sözleri seçmiştir.

Bestecilik dalında büyük ödüller almış, gerek resmi ve gerekse özel kuruluşların açtığı beste yarışmalarında bugüne kadar 20 ye yakın BAŞARI ödülü almıştır.

Hocamızın ismi Sivrihisar Belediye Başkanlığınca doğum yeri olan Sivrihisar Karabaşlı mahallesinde bir sokağa,

halen oturduğu Eskişehir Vişnelik Mahallesindeki bir sokağa ve Kilis’te bir caddeye verilmiştir. Ayrıca Eskişehir Odunpazarı Belediye Başkanlığınca Ihlamurkent’te bir parka “Bestekâr Hüseyin ERBAY Parkı” adı verilmiştir.

Hüseyin ERBAY, 1972 yılında Nurten Hanım’la evlendi. İki kızı, 3 torunu vardır. Allah üstadımıza ve ailesine uzun ömürler versin.

Hocamızın Türk Müziğine katkıları yadsınamaz. Saygıdeğer Hocamızın ülkemizin, bölgesel olarak da Eskişehir ve Sivrihisar’ın tanıtımına ve bu uğurda harcadığı emeklere tüm SİVRİHİSAR’lılar olarak saygı duyuyor ve kendisine teşekkürü borç biliyoruz.

Toplumsal yaşamın önemli alanlarında güzellikler üreten sanatçılarımıza toplumca şükran borçluyuz. Bundan sonraki çalışmalarında başarılar dilerim. İyi ki varsınız Sayın Hocam…

Unutmayalım ki; Hüseyin ERBAY’ lar bu ülkede kolay yetişmiyor. Kıymetlerini bilelim.

SAYGILARIMLA Necmi GÜNAY

Kategoriler
Necmi Günay Yazıları

Necmi Günay’ın Diğer Yazıları

[otw_shortcode_content_toggle title=”NEREDE DOĞDUN? SİVRİHİSAR’DA, NEREDE DOYDUN? ÖNEMSİZ !!!” opened=”closed”] Nerelisin? SİVRİHİSAR’lı,

Nerede Doğdun? SİVRİHİSAR’da,

Nerede Doydun: Önemsiz !!!…

İnsan geçmişe özlem, geleceğe umut duyar. İster SİVRİHİSAR’ da doğsun büyüsün, ister hayatının bazı dönemlerinde SİVRİHİSAR’ da bulunsun, her SİVRİHİSAR’ lı böyle bir özlemi duyar.

Gurbette olanlar için SİVRİHİSAR bir özlemdir. Geçim sıkıntısı, iş isteği, bölgemizdeki yetersiz iş sahaları ve yeterli istihdamın olmaması birçoğumuzu SİVRİHİSAR’ dan alıp uzaklara atmıştır. Hepimiz SİVRİHİSAR’ a döneceğimiz günü iple çekeriz.

İnsanlar Antalya, Alanya, Muğla, Marmaris, Bodrum, Kuşadası gibi tatil mekanlarına giderken, bizler birkaç günlük tatilimizde bile o tarih ve kültür kokan kayaları buram buram burnumuzda tüten memleketimiz SİVRİHİSAR’ a koşarız.

Kimilerine göre küçük ve önemsiz gelse de bizler için dünyanın en güzel yeri olan SİVRİHİSAR’ da olabilmek için can atarız. Peki, nedir SİVRİHİSAR’ a bizi çeken. Geçmişte yaşadıklarımız mı, o sade yaşantısı mı, insanlarımı, yoksa başka bir neden mi?

İnsanın memleketi doyduğu yerdir diyenlerde olabilir. Eğer böyle olursa kendi doğduğu toprakları unutma, vefa borcunun ihtiyacından uzak kalınması, hatırlamak istememesi, sahiplik (aidiyet) duygularının zaman içerisinde kaybolması çok doğaldır.

İnsan nerede yaşarsa yaşasın hep kendisine yakın insanlar olmasını ister, kendisi gibi düşünen, konuşan, sevinen, ağlayan… Bizim için SİVRİHİSAR böyle bir yerdir. Canın sıkıldığında sıkıntını paylaşacak, iyi kötü günlerinde her zaman çevrende görebileceğin insanlar olan yerdir SİVRİHİSAR. İşte bunun için doğduğum yer diyorum. 23.2.2012[/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”BİZ SİVRİHİSAR’LIYIZ YA ÇOCUKLARIMIZ!” opened=”closed”]10.2.2012

“Değişim” ve “Dönüşüm” insanoğlunun karsısında tarih boyunca durmuş ve bizi şekillendirmiş iki önemli kavramdır. Bir şey zamanla, aslından farklı bir nitelik taşırsa, ona “değişim”, eğer bu değişim özünü koruyarak olursa buna da “dönüşüm” diyoruz.

Değişim her insanın veya kuruluşun yaşamının bir döneminde geçirmek zorunda olduğu sancılı bir dönemdir. Bu dönemde deneyimlerimizden de faydalanarak yeniden doğuşumuzun ve değişimin getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak yararlanabiliriz.

Sivrihisar için de değişim kaçınılmazdır. Unutulmamalıdır ki; Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, daha aydınlık günler bizleri bekler.

Köyden şehirlere olan göçlerin temelinde ekonomik ve eğitimsel kaygılar vardır. Bunun sonucunda da hem köyler, hem şehirler kültürel ve fiziksel olarak değişmiştir. Köyün ekonomisi, hayvancılık ve tarıma dayanır. Göçlerle kaybedilen emek gücü tarım ve hayvancılığı zayıf düşürmüş, hatta bitme noktasına gelmiştir. Sonuç ta da köyler, kasabalar ıssızlaşmış genç nüfus yerini orta yaş üstü nüfusa bırakmıştır. Bu SİVRİHİSAR için daha çok hissedilir olmuştur.

Göçler sonucu şehirlere gelen ilk neslin, şehirlerin karmaşık ve bozucu kültürüne karşı kendi kültürüne bağlı kalmaya çalışmasına rağmen, o ilk göç eden neslin çocuklarında geleneksel kültüre bağlılık azalmaktadır.

Ortaya çıkan basit bir kuşak çatışmasından çok şehirlerde doğan çocukların ilgi, merak ve beklentilerinin anne ve babalardan farklı olmasında yatmaktadır.

Böylece tatillerde anne ve baba SİVRİHİSAR’ a gitmek isterken, çocuklar çoğu zaman diğer tatil alternatiflerinde ısrar etmektedirler. Yani çocuklarımız değişmekle dönüşmenin ortasında kalmışlardır. Bu ikilemi ancak biz yetişkinler çözebiliriz.

Çocuklarımız SİVRİHİSAR’lı olacaklar mı? Olmalarını istiyorsak neler yapmalıyız. Şüphesiz çocuklarımızın da bizim kadar SİVRİHİSAR’ ı sevmelerini en az bizim kadar SİVRİHİSAR’ lı kalmalarını arzu ediyoruz. Fakat bu sadece istemekle olacak bir şey değildir. Onların beklentileri ve hedefleri daha büyük iken altlarından kayıp giden tarihe ve kültüre üzülerek söylüyorum seyirci kalmaları acıdır.

Çocuklarımızın gözünde SİVRİHİSAR’ ı değerli yapmalıyız ki; çocuklarımızda en az bizim kadar SİVRİHİSAR’ ı sevsinler. Biz yetişkinler çocuklarımıza O toprakların ne kadar kutsal olduğunu, tarihin her sahnesinde olduğunu ve her uygarlığa beşiklik ettiğini, Kurtuluş savaşında ne kadar önemli rol oynadığını, Dünyanın Merkezi olduğunu anlatmalıyız.

Dahası SİVRİHİSAR için daha çok ve yılmadan çalışmalı, doğduğumuz topraklara olan vefa borcumuzu ödeyerek göstermeliyiz. İşte o zaman bizi kendilerine örnek alan çocuklarımızda o toprakların yaşanılır ve yaşatılır kent olması için mücadelesini sürdürürler.

Biz ve bizden sonraki nesiller SİVRİHİSAR’ ı asla unutmayacağız. Şahsım olarak SİVRİHİSAR’ı yazarak ve bildiklerimi anlatarak yeni nesillere yazılı ve görsel doküman bırakmak öncelikli görevlerim arasındadır. Bununla birlikte her zaman Sivrihisar olgusunu ön planda tutarak konuyu sıcak tutmaya çalışmaktayım.

Modern çağın getirdiği imkanlarla gevşeyen yeni nesil SİVRİHİSAR unutmamalı ve her daim ata yadigarı topraklara sahip çıkarak vefa borcunu ödemelidir.

SİVRİHİSAR doğduğumuz ya da öldüğümüz yer olduğu kadar dedelerimizin uğruna canlar verdiği kutsal topraklardır. SİVRİHİSAR’ a sahip çıkacak, kadrini, kıymetini bilecek gençlerin varlığına inancım sonsuzdur. Herkesin ve her kesiminde sahip çıkacağına inanıyorum. [/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”SİVRİHİSAR’IN PARLAYAN YILDIZI “ŞAHİN AYDEMİR” opened=”closed”]9.1.2012

Şahin AYDEMİR,15.02.1966 yılında Sivrihisar’da doğdu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Eskişehir’de tamamladı. Üniversite eğitimini Atatürk Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme bölümünde başlayıp yatay nakille geçiş yaptığı Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünde 2.ncilik derecesiyle tamamladı.
—Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde İşletme Yönetimi, Durumsallık yönetimi konulu teziyle mastırını 1.ncilik derecesiyle bitirdi.

—1994 – 2002 yılları arasında Has Tavuk A.Ş’de pazarlama ve ticaret müdürlükleri görevi yaptı.
—Aydemir 2003 yılından beri Has Tavuk şirketinde Genel Müdürlük görevini aktif olarak yürütmektedir.
—İİB (İstanbul İhracatçılar Birliği) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı,

—Türk Kanatlı Ürünleri Tanıtım Grubu Yönetim Kurulu Başkanı’dır.
—1993 yılında hayatını Sema Aydemir ile birleştiren Şahin Aydemir’in 1996 doğumlu Yağmur ve 2001 doğumlu Uğur adında 2 çocuğu vardır.

Peki, Şahin AYDEMİR kimdir? Nasıl bir kişiliktir?
—Sayın Şahin AYDEMİR, iş hayatında, çalıştığı şirketin işletme ve yönetme politikalarını sevk ve idaresini yapan iyi bir profesyoneldir.

—Sayın Şahin AYDEMİR, işletme gelir/gider bütçesi dahilinde hizmet ve kaliteyi yüksek standart seviyesine getirerek, personelin motivasyon, iş bilgi ve becerilerini artırarak yüksek hizmet kalitesinin devamlılığını sağlayan kalite yöneticidir.

— Sayın Şahin AYDEMİR, genç yaşına rağmen idareciliğini her zaman takdir ettiğim, mantıklı işler yaparak, yöneticiliğini üstlendiği müessesenin hep ileri adımlar atmasını sağlamış çok kalite bir idarecidir.
—Sayın Şahin AYDEMİR, Analitik düşünen, yeni yönetim tarzlarının ve bilginin güç olduğunu kabul eden yenidünya düzenine uymaya ve yönettiği şirkete de uydurmaya çalışan, bu düzene uymayanların da fazla geleceği olduğuna inanmayan ileri görüşlü genç kuşağın temsilcisidir.

—Sayın Şahin AYDEMİR, şirketin geleceği için vizyon geliştiren, gelecekteki konumunu, pazar payını ve rekabet gücünü gören ileri görüşlü bir arkadaşımızdır.
—İyi idareci olmak için diploma tek başına kafi gelmez. Bunun yanı sıra sabır, zeka, akıl, olayları kritik etme, hitabet kabiliyeti, heyecana kapılmama, ikna kabiliyeti, ciddiyet, derinlemesine düşünme, güler yüz ve tatlı dil gibi hasletlerin de bulunması lazımdır. Sayın Şahin AYDEMİR, bu meziyetlerin çoğuna sahip ender beyindir.

—Sayın Şahin AYDEMİR, çalıştığı kurumun varlığını sürdürebilmesi ve gelişebilmesi için karlılığı ve sermaye birikimini bilen, piyasadaki ekonomik eğilimleri izleyen, verileri analiz eden ve yorumlayan iyi bir Ekonomist’tir.
—Sayın Şahin AYDEMİR, Uzun vadeli hedeflere ulaşacak yolları ve alternatiflerini kurgulayan iyi bir Stratejist’tir.

—Sayın Şahin AYDEMİR, Firmasının hedeflerini parasal hedeflere dönüştüren gerekli stratejileri oluşturan ve kontrol eden iyi bir muhasebecidir.
—Sayın Şahin AYDEMİR, sürekli gelişim ve değişimi yönlendirip, organize eden Reformist, disiplinlini, savaşçılığı, zor koşullarda yılmaksızın çalışması ve krizleri soğukkanlılıkla yönetmesiyle iyi bir Asker’dir.

—Sayın Şahin AYDEMİR, Geleceği hayal eden, hayallerini resmeden, canlandırdığı o hayale ekibini ortak eden, Hayalleri işe, işi işleyişe, işleyişi de başarıya çeviren Vizyoner’dir.
—Sayın Şahin AYDEMİR, “Olması gereken” ve “olan” arasındaki farkı gören, ayakları yere basan, üretilen ve tüketilen denklemlerini iyi kurgulayan gerçekçi bir öncüdür.

Sayın AYDEMİR ile Has Tavuk A.Ş etle tırnak gibidir.
Şimdi de kısacık bilgilerle Has Tavuk A.Ş yi anlatmaya çalışayım…

Has Tavuk A.Ş Yüzlerce insana aş, iş, ekmek veren bölgenin ve SİVRİHİSAR’ın en önemli iş kapısı ve en güçlü istihdam yaratan kuruluşudur. Sivrihisar, Paşakadın, Kertek, Kepen, Yeniköy, Gülçayır, Havaalanı, bölgesindeki tesisleriyle ilçemize çok büyük yatırımlar yapmıştır.
Has Tavuk, damızlık yumurtadan, yumurtalık ve etlik civcive, yarkadan yem üretimine kadar tavukçuluğun her alanında faaliyet gösteren, Bursa ve Sivrihisar’da 2 yem üretim fabrikası ve 2 kuluçkahanesi mevcuttur.
SİVRİHİSAR’ın kalkınmasında, istihdamında, bölge insanının eğitilmesinde, sosyal aktivitelerde(sünnet etkinliği, konser eğlence vs.) ve bilinçlendirilmesinde maddi-manevi emek harcayan Hastavuk A.Ş. ve yetkililerine tüm Sivrihisar halkı adına teşekkür ederim.
Sayın Aydemir Bursa’da İzmir ve İstanbul gibi ana arterlerin üzerine kurulu fabrikalarının bazı bölümlerini de ilçemize açarak katma değer katmış, yarattığı istihdamla yüzlerce vatandaşımıza aş, iş, ekmek vererek katkı sağlamıştır.
Sayın Aydemir’i yazmaktaki amacım; Sivrihisar’dan böyle kalite bir yöneticinin çıkarak tepe noktaya gelmesi, binlerce kişiye istihdam yaratması, genç kuşağın model yöneticileri arasına girmesi ve arkadan gelecek gençlere yol ve yön göstermesidir.

Sayın Aydemir’e Sivrihisar’a yaptığı hizmetlerden dolayı hemşehrilerim ve Sivrihisar halkı adına teşekkürlerimi iletir, kendisine uzun ömürler, çalışma hayatında başarılar dilerim.Allah size sağlık, güç, uzun ve güzel bir ömür versin. Ailenize daha çok güç versin ki onlarda size destek olsun. [/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”TARİH VE KÜLTÜR PENCERESİNDEN SİVRİHİSAR” opened=”closed”]13.12.2011

Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış SİVRİHİSAR’ın değişik medeniyetlerin bıraktığı tarihi, kültürel izleri koruma ve yaşatma konusunda çok ta başarılı olduğu söylenemez.
Ülkemizin değişik bölgelerinde son yıllarda yaygınlaşmaya başlayan “Kültür ve Tarih turizmi” ne yazık ki SİVRİHİSAR’ da yeterli seviyede olmamakla birlikte ve hak ettiği ilgiyi de görememektedir. Genel olarak ilgi gören yerler kültür yozlaşmasına terk edilmiş, ilgi görmeye başlayan yerlerde kısa zaman sonra unutulmakta, kaderine terk edilmektedir.
“Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez” olgusundan hareketle, toplumlarda tarih ve kültürlerini korumayı, yaşatmayı beceremezse geleceğine ışık tutacak yetenekten mahrum kalırlar. Gelecek nesillere bu mirasın ulaşabilmesinin yolu bu eserlere sahip çıkmakla olur.
SİVRİHİSAR’ın tarihi dokusu, büyük oranda bozulmadan günümüze kadar ayakta kalmıştır. İlçemizde başlayan kültür ve tarih turizmi henüz istenilen seviyede değildir. 2007 yılında Kağnı Pazarında başlatılan “Sivrihisar Evlerini Yaşatma projesi” ile bir çığır açılmıştır.
Tarihi ve kültürel yapıları koruma amaçlı yapılan Restorasyon çalışmaları devam ederken SİVRİHİSAR insanına turistik amaçlı gelir getirecek ve o eserleri yaşatma kültürü, mimarisi, folklorik değerleri yeme içme kültürünü yaşatmak ve gelen konuklara bu değerleri tam anlamlıyla yansıtabilmek için sivil toplum kuruluşları ile insanımız bilinçlendirilmelidir.
Restorasyonu yapılan konutlar işlevsel hale getirilmeli, sadece yerel yönetimlerin inisiyatifine bırakmadan SİVRİHİSAR’ı tarihi ve kültürüyle yaşatma politikası haline getirilmelidir. SİVRİHİSAR’da profesyonel rehberlik hizmetleri geliştirilmeli, gelen konukların rahatça kullanabileceği temiz, hijyenik ve genel alanlar oluşturulmalıdır.
Çevre temizliğine özen gösterilmeli, Yöresel yemek vb. ürünlerin sunulduğu mekanlar yaratılmalı, yöresel ürünlerin satışa sunulduğu otantik pazarlar geliştirilmeli, bu satışları yaparken de alış veriş yapanlarda bir seferlik parası alınacak müşteri gözüyle değil evimizin misafirleriymiş gibi hareket edilmelidir.
SİVRİHİSAR’ın tarihi ve kültürünü anlatan broşür belge vb. doküman hazırlanıp bilgiler anlatana göre değişen değil standart hale getirilmelidir. SİVRİHİSAR ve çevre köylerde bulunan ve değişik medeniyetlerin bize bıraktığı zenginlik olan arkeolojik değer taşıyan tarihi ve kültürel varlıklarımızı toplayıp gelen konukların görüp inceleyebileceği açık ve kapalı tarihi müze oluşturulmalıdır.
SİVRİHİSAR’ın tarihi ve kültürünü anlatan broşür belge vb. doküman hazırlanmalıdır. Restorasyonu devam eden kilise bir an evvel işlevsellik kazandırılmalı. Bir yandan bu ve benzeri konuların eksikliği tamamlanırken basın yayın yolu ile SİVRİHİSAR’ın tanıtımı yapılmalı SİVRİHİSAR ismini marka yapmak için olanca gücümüzle çalışmalıyız. Bir yandan bu ve benzeri konuların eksikliği tamamlanırken basın yayın yolu ile SİVRİHİSAR’ ın tanıtımı yapılmalıdır.
Birlik ve beraberlik içinde daha çok çalışarak istenilen hedefe varacağımıza yürekten inanıyorum. [/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”ARAÇ AKAR SİVRİHİSAR BAKAR” opened=”closed”]19.2.2010

Sivrihisar insanının ağzında sakız olan “Dörtyol dan 15000-20000 araç akar, Sivrihisar’lı bakar” sözüne bir proje veya projeler üretmek adına karınca kararınca bir yazı karalamak istedim.
Sivrihisar yurdumuzun jeopolitik olarak tüm yollarının birleşme yeri üzerinde eşi ve benzerinin olmadığı ulaşıma sahip çok ama çok ender merkezlerden biridir. Peki, ulaşımda hiçbir ile ve ilçeye nasip olmayan bu nimetten ne kadar yararlanıyoruz? ŞİMDİLİK HİÇ…

Zamanın büyükleri, yönetimde söz sahibi insanların ve devletimizin aldığı kararlarla bölünmüş yol olarak ilçemize kazandırılmıştır. Kazandırıldığında Sivrihisar ekonomisine büyük darbe vurdu diyenlerden değilim. İlçemiz insanı olarak üretkenliğimizi ön planda tutmadığımız sürece, bu yolun yanına hava alanı da gelse, demiryolu da gelse aynı şikayetlerde bulunacağız. Umarım yanılmıyorumdur.

Öyleyse ne yapılmalı her şeye göz mü yummalıyız.? Yoksa proje ve ya projeler mi üretmeliyiz. Ah ah, vah vah deme lüksümüz yoktur. O zaman bunu fırsata dönüştürecek uygulamalara vakit kaybetmeden başlamamız gerekmektedir. Bunları maddeler halinde işlemeye çalışacağım.

1-Doğudan, Karadeniz’den ve İç Anadolu’dan gelen tüm yolların birleşme yeri olan Ankara yoluna, Marmara , Ege ve Batı Anadolu’nun birleşme yeri olan Eskişehir yoluna, Ege ve Akdeniz’den gelen yolların birleşme yeri olan İzmir yoluna; Sivrihisar’ı tanıtıcı büyük levhaların ve ışıklı panoların konularak tanıtımın yollardan geçen özel araçlara yapılmasının ilçemiz ekonomisine katkıları tartışılmaz olacaktır. Belediyemizin çalışmalarıyla Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü ve İlçe Jandarma Bölük Komutanlığının olduğu yere Sivrihisar’ı tanıtıcı bir levhanın konulduğunu, fakat levhada her zenginliğimize yer verilmesi gibi yanlış bir uygulamaya gidildiği için levha konulma amacından sapmıştır .Oysa bunun yerine TANITIM PANOLARININ daha göz alıcı şekilde her değerimiz “TEK TEK” işlenerek bu yolu kullanan tüm sürücülerin “GÖZ ve GÖRÜŞ SEVİYESİN DE” yeniden yaptırılarak konulması ilçemize olan ilgiyi uyandırılabilir. Konunun daha iyi anlaşılması ve reklamın ne kadar önemli işlevi olduğunu göstermek açısından burada bir örnek vermeden geçemeyeceğim. Aslında belki de dolaylı reklam yapıyorum ama bunu söylemek zorunda hissediyorum. Bugün o bölgede hepinizin dikkatini çeken 2 Adet tanıtım levhasından bahsedeceğim. 1ncisi:Gönen kaplıcalarına ait olanı. Ne kadar gariptir ki Gönen’in Sivrihisar’a uzaklığı 533 km. Ama tanıtımını buralardan yapmakta.2 nci si ise Kütahya Tütav termal tesislerinin tanıtım panosu. Kütahya ise 170 km ve buradan yolcu ve sürücülere bir şekilde ulaşmakta. Buna karşılılık biz ne yapıyoruz ; Bizim öz be öz işletmesi ve sermayesi Sivrihisar belediyesine ait olan “ÇARDAK TERMAL” (HAMAMKARAHİSAR) tesislerindeki güzellik suyumuzu, şifa kaynağımızı tanıtamıyoruz. Bunun yanında hiçbir il veya ilçeye nasip olmayan, ODTÜ nün katkılarıyla hazırlanan “UÇAĞIMIZI, yerinin çok kötü seçilmesi sonucu tanıtmakta ve göstermekte güçlük çekmekteyiz. Tüm uygarlıkların yaşadığı ilçemizde, FRİG medeniyetinin ve kral yolunun merkezi olan “PESSİNUS AÇIK HAVA MÜZESİNİN” tanıtımının yapılamamasıdır.

2-“Dörtyoldan 15000-20000 araç akar Sivrihisar’lı bakar” sözüne kısmen daha az masraflı proje ise: Ankara, Eskişehir, İzmir yolundaki tüm benzin istasyonlarına ve dinlenme tesislerine “SİVRİHİSAR BELEDİYESİ tarafından “SİVRİHİSAR KÜLTÜRÜNÜ, TARİHİNİ, ZENGİNLİKLERİNİ VE YÖRESEL MUTFAĞINI” tanıtacak “TANITIM OFİSLERİ” açılarak Sivrihisar’ımızın tarihi turistik ve yöresel tanıtımının gerek el broşürleriyle, gerekse ofislerdeki ofis personeli aracılığıyla yapılması sağlanmalı. Bunların maaşları ise prim usulüne dayalı sistemle karşılanmalı hatta yap işlet devret modeli sistemle ofisler zamanla belediyeye gelir getiren yerler olarak hayata geçirilmelidir.

3-Dörtyolun Nasrettin Hoca’nın heykelini ve burada bulunan kompleksi altta bırakarak pasifleştirdiği konusu yine devamlı konuşulan konuların başında gelmektedir. Bunun çaresi de heykelin altı doldurularak heykelimizi yapan büyük heykeltıraş Sayın Metin YURDANUR’dan izin alınıp bir kaide üzerine yerleştirilip yükseltilmeli, hatta gerekli teknik donanımları yapılarak tüm yol yönlerine uygun hale getirilerek “DÖNERLİ OLMASI” sağlanmalı gecede projektörlerle aydınlatılarak Sivrihisar’ımızın simgesi haline getirilmelidir.

4-“Yazıcıoğlu kalesi”de kayaları çevreleyen yerlerine elektrik aydınlatmalarıyla donatılarak kayaların aydınlatılmasıyla yoldan geçene cazibe merkezi haline getirilmesi sağlanmalıdır. Ermeni kilisenin yanına kurulacak bir jeneratörle Kilise, Saat kalesi, Yazıcıoğlu kalesi ve Ecnebi (gavur) hamamının da aydınlatılarak mistik bir hava verilmesi sağlanmalıdır.
Bunlar bir şekilde halledildiğinde bizi daha zor görevler bekliyor. Peki bu kadar projeleri yaptığımızı varsayalım gelelim meselenin gerçekten zor kısmına: Bu kadar tanıtımı yaptık, bu kadar da turisti çektik. iyide bunları ağırlayacak otelimiz, bunlara topluca yemek yedirecek restoran veya lokantalarımız, yorgunluklarını atacak kahvelerini tarih kokan mistik kente içecekleri yerlerimiz, hepsinin tuvalet ihtiyacını karşılayacak umumi tuvaletimiz var mı.? Yanıtı duyar gibiyim. Maalesef ama maalesef “YOK”.
Yerel yönetimlerimiz ve idarecilerimizin ok acil “YAP, İŞLET, DEVRET “modeli işletmeleri çok acilen faaliyete geçirmek zorundadır.
“TAŞIN ALTINA ELİMİZİ KOYMALIYIZ, YOKSA O TAŞIN ALTINDA KALACAĞIZ” [/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”ÇOK ÇALIŞMAK LAZIM ÇOK!” opened=”closed”]12.7.2011

Bu yazımda sizlere ticaret, din, tarih ve kültür merkezi Sivrihisar’ın nereden nereye geldiğini anlatmaya çalışacağım. Geçmişte çok önemliydik. Ya şimdi? Umarım beğenirsiniz.
Sivrihisar binlerce yıl öncesine dayanan tarihe sahip, çok önemli de bir kent. Geçmişte Ticaret hayatının geçiş noktası olmuş, binlerce yıl bu önemini ve değerini korumuştur. Sivrihisar ne yazık ki Cumhuriyetten bu yana bir atılım ve gelişim göstermemiş ve beceriksiz insanlar sayesinde geriye savrulmuştur.
Sivrihisar, demircileri, bakırcıları, kalaycıları, çeşitli tarım alet ve makineleri römork üreten ve pazarlayan bir merkezdi. Sanayi değildi, ama el sanatları bir markaydı. Kilim, incili küpe, cebe gibi ürünleri ülke turizmine ve kültürüne armağan edip ilçeye çeşitli kollardan ekonomik girdiler sağlanıyordu.
Sonra ne oldu? Fabrikasyon ve sanayileşme, tüm Türkiye’de olduğu gibi Sivrihisar’da küçük el sanatları, küçük imalatçılar yok olmaya başladı. Halbuki güçlerini birleştirip, pazarda kendimize bir yer bulabilirdik. Tezgahlarımız, ürünlerimiz, tecrübemiz vardı. Yeni bir atılım yapmak yerine, birilerinin bir şeyler yapmasını bekledik. “Organize sanayi” gibi yapılmayan, birazda boş hayallerin peşinden koşturulduk.
Hazırlıksızdı Sivrihisar, kolay ve hazır olanı tüketerek kazanıyorduk, yarın ne olur demeden, tek bir dala tutunarak yıllarca Sivrihisar’ın tekrar ayağa kalkmasını, kurtulmasını bekledik. Hep birileri gelsin bir şeyler yapsın deyip, kendimiz asla o beklenti içinde olmadık. Baktık işler istediğimiz gibi gitmiyor, Sivrihisar’da kazanan dışarı yatırım yapıyor, yatırım da ilçemize bir türlü getirilemiyordu. Sonuçta iş, aş için Sivrihisar’dan göç başladı.
Yıllar sonra, komşu kasabalara özenerek turizm yapalım dedik. Evler, kilise saat kulesi, Zaimoğlu Konağını restore ettik, açtık ama gelen turiste yatacak otel, sokakta yemek yiyecek lokanta, tuvalet ihtiyacını aynı anda gidereceği yerler, bulamayınca bir gelen bir daha gelmedi. Gelen Sivrihisar’ın reklamını yapamadı, diğer gelecek yerli turistlerin önünü de kapatmış oldu. Burada yaptığımız boşa kürek çekmek olmamalı idi.
Bazı evler, kilise, Zaimoğlu konağı, saat kulesi restore edildi. Beklediğimiz patlama olmuyor, bazı şeyler ters gidiyordu, Eskiden pekte önemsemediğimiz Beypazarı turizmde aldı başını gitti. Konaksa konak, yeşillikse yeşillik, eski evse alası vardı bizde. Ama bir türlü Beypazarı gibi olamadık. Demek ki bir yerde sistematik bir hata yapıyoruz. Kısaca evin temelini atmadan bina dikmeye çalışırsanız o bina çabuk çöker. İşte turizmde böyle geri tepmesi çok kuvvetli olan işletmedir.
Bizim “bamya çorbası, yaprak ve kelem dolması, bazlama, su böreği, baklava, met helvası” başka yerlerinkine hiç benzemez. Fakat bunları yapan, tanıtımı için mücadele veren yok, olsa da yetersizdir. Sivrihisar’a gelen karnını doyurmak için bakkaldan bisküvi alıyorsa işte orada bir durup düşünmek lazım.
İşte burada eksiğimiz çeşitlilikti. Alışkanlıktan olsa gerek, söylemeye dilim varmıyor ama tembellikten, kolaycılıktan ve üretken olamamaktan, biraz da turisti misafir olarak kabul edemediğimizden yıllarca dışarıdan yerli turist çekemedik.
“Başkaları ilçelerinin ekonomik kalkınmasını sağlamak için canla başla çalışıyor. Olanları geliştiriyor, kendinde olmayanları ise kendine mal ederek sahiplenmeye çalışıyor”. Bizdeki kaynaklar bu kadar zenginken biz niye yapamıyoruz? Bir düşünmek lazım en önemlisi, “kolları sıvayıp çooook çalışmak lazım çok”… [/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”SİVRİHİSAR BEYPAZARI OLUR MU?” opened=”closed”]1.7.2011

Saygıdeğer Hemşehrilerim! Kıymetli Okurlarım. Bugünkü yazımda kültür turizmine öncülük eden ilçelerin başında gelen Beypazarı ile SİVRİHİSAR ‘ın arasındaki benzerlikler, farklar ve Beypazarı’nın potansiyeline Sivrihisar ne kadar yaklaşabilir? konusunu kişisel görüşlerim olarak sunmaya çalışacağım, umarım beğenirsiniz.
SİVRİHİSAR ‘ın Beypazarı benzeri bir turizm merkezi olması arzumu dile getiren onca yazıma rağmen Beypazarı’na hiç gitmemiştim. Sadece gidenlerden duyuyor, televizyon görüntüleri ve resimlerden izlediğim kadarıyla tarihi evleriyle, yemek kültürüyle SİVRİHİSAR ‘a çok benzetiyordum. Ankara’da yaşadığımdan ve çevremdeki o yöre insanıyla sohbetlerimde kültür benzerlikleri olduğunu da açıkça gözlemlemekteydim.
Değerli Dostum, Can Arkadaşım Süleyman ÖZMEN’in davetlisi olarak kısa zaman önce Beypazarı’ na gittim. Beypazarı’nı gezerken aklımda ” SİVRİHİSAR Beypazarı olur mu?” sorusu vardı. Hep bizim neyimiz eksik ki diye düşündüm. Ancak bu güzel turizm kentini gezdikçe, işimizin ne kadar zor olduğunu çok daha iyi anladım.
SİVRİHİSAR daha yolun başında bile değil. Beypazarı ise olayı çoktan aşmış. Tam bir turizm kenti. Turizmin ilçeye getirdiği ekonomik canlılık her noktada kendini gösteriyor. Beypazarı halkı turizmin önemini anlamış. Dönemin belediye başkanının öncülüğünde iç turizmin tarihin kültürün ve en önemlisi de “bu yapıları korumanın önemi tüm kent tarafından benimsenmiş” olmasıdır. Altın yumurtlayan tavuk misali…
Esnafıyla, yöneticisiyle tüm kent turizmci olmuş çok sayıda otel inşa edilmiş ve her biri Beypazarı mimari kimliğini yansıtan bu modern otellerde sadece Türkiye’nin değil, dünyanın dört bir yanından gelen turistler konaklıyor.
Beypazarı’nın en büyük avantajı, halkın turizmin önemini fark etmesidir. Gençler turizm okullarında okuyor, turizm kuruluşlarında ekmek buluyor, esnafı para kazandığı turisti misafir gözüyle ağırlıyor. SİVRİHİSAR halkı henüz SİVRİHİSAR ‘da turizmin olabileceğine inanmıyor. Bu bilincin toplantı, panel ve sempozyumlarla ilçe halkına kazandırılması gerekmektedir.
Beypazarı SİVRİHİSAR’ a göre çok büyük yerleşim alanı. Bu belki avantaj, belki de dezavantaj. gezi güzergahları çok uzun. Ama SİVRİHİSAR’ da ki kültür, tarih ve turizm gezi güzergahı daha kısa ve etkili tutulabilir.
SİVRİHİSAR ‘da 500 civarında onarılabilir, restore edilebilir ve o kültürün yansıtıldığı ev varken, Beypazarı’ da onarılıp turizme kazandırılan yapı sayısı 1000’e yakın. Burada tarihi ev olup olmaması hiç de önemli değil, Önemli olan o yapılara kültürel benzerlik katarak daha fazla ev, konak ve otel oluşturulmasıdır.
Bardağın boş tarafı yerine dolu kısmına bakmalıyız, yoksa ümidimizi yitirip başlamış olduğumuz yolun sonuna varamayız. Beypazarı 15 yıl önce başlamış olduğu restorasyon ve turizm yatırımına ancak son 5 yılda başarılı olabilmiştir. SİVRİHİSAR’ ın Beypazarı’ndan restorasyon konusunda eksiği olsa da tarihi dokusuyla üstün özellikleri fazladır.
Sivrihisar MYO ya “restorasyon bölümü” açılaması çok yerinde olacaktır. Bu bölüm yapılan restorasyonların daha akademik yapılması ve bundan sonraki restoresi bitirilen ev, konak, han ve kervansaray gibi yapıların korunması ve bakımıyla ilgili konularda çalışmalarını sürdürmelidir.
Daha öncede belirttiğim gibi Sivrihisar’a çok acil 4 yıllık “Turizm Yüksek Okulu” da açılırsa zincirin baklaları tamamlanmış olacaktır. Bu okul öncelikle profesyonel anlamda turizme kaliteli personele kazandıracaktır. Turizm bilinçli yapıldığında gelir getiren işletmedir. Yoksa yaptığınız tüm çabalar bir anda boşa çıkar.
Biz dışarıdan ne kadar ” SİVRİHİSAR ı turizme kazandıralım” desek de SİVRİHİSAR halkı turizmin önemini anlamazsa bizim çabalarımız hiçbir işe yaramaz. Turizme yönelik belki bir şeyler yapıldı. Ancak bunlar SİVRİHİSAR’ ın Beypazarı olmasına asla yetmez. “Batılı gibi düşünüp, doğulu gibi yaşanmamalı”, yapılan işlere profesyonellik ekip ve takım ruhu kazandırılmalıdır. “Ben bilirim, ben yaparımla asla olmaz”. Sivrihisar senelerdir kaybetmiştir. “Başka SİVRİHİSAR olmadığı için artık kaybetme lüksü yoktur”.

“İşimiz gerçekten zor, ancak imkansız değil” yeter ki isteyelim. Bu duygularla Başta Değerli Dostum Süleyman ÖZMEN ve ailesine kaldığım süre de gösterdiği misafirperverlik için teşekkür ederim. [/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”SİVRİHİSAR GÂVUR (ERMENİ) HAMAMI” opened=”closed”]23.5.2011

Yazıcıoğlu kayaların yamacında bulunan Gavur (Ermeni) hamamının, yapılış tarihi sıcaklık bölümünün köşesinde yer alan giriş kapıları üzerindeki kabartmalardan dan anlaşılacağı üzere 1867-1868’dir. İnşa tarihi ile ilgili herhangi bir kitabe ve kayıt bulunmayan yapının halvet hücrelerinin giriş kapıları üzerinde yazılı olan bu tarihlerin, yapının inşa tarihi olabileceği düşünülmektedir. Yapı, bugün yarı yıkık durumdadır.

Prof. Dr. Erol ALTINSAPAN’ ın yazdığı ”Sivrihisar’da Türk Mimarisi” Kasım 1988 eserinde;

Yapının günümüze “ılıklık”, “sıcaklık”,” külhan” ve “su deposu” bölümleri ulaşmıştır..

—Güney de sivri kemerli dikdörtgen kapı açıklığından “ılıklık” bölümüne girilmektedir.

—Ilıklık bölümünün kuzey duvar ekseninde bulunan sivri kemerli dikdörtgen kapı açıklığından yapının “sıcaklık” bölümüne geçilmektedir.

—Yapının kuzeydoğu da dikdörtgen planlı olan “külhan”, yapının kuzey cephesinde dışa doğru taşkındır.

—Kuzeyde bulunan odanın duvar ekseninde açılmış olan yuvarlak kemerli açıklık yapının
“su deposu”nun bulunduğu bölüme açılmaktadır.

Duvarlarda tespit edilen izlerden zemin altında sıcak havanın dolaşımını sağlayan hava boşluklarına yer verildiği ve beden duvarlarına yerleştirilen künkler vasıtası ile bölümün ısıtılmasının sağlandığı anlaşılmaktadır. Günümüzdeki tabirle yerden ısıtma sistemi burada hayata geçirilmiştir.

Bugün terk edilmiş olan Gavur (Ermeni) hamamı, köşelerde birer tane olmak üzere dört odalıdır. Gavur Hamamı Ermeniler tarafından yapılmış olmakla birlikte, geleneksel Osmanlı hamam mimarisinin tüm özelliklerini yansıtır. Bu eser Osmanlı döneminde azınlıkların geleneksel Türk mimari üslubu etkisinde kaldıklarını belgeleyen örnektir.

Sivrihisar’ımızda bu ve buna benzer birçok tarihi eser bulunmaktadır. Bazen keşke bu tarihi eserler hiç olmasaydı diye içimden geçiriyor. Hiç olmasaydı dememden kastım bu kadar çok tarihi eser varken bir tanesinin bile ülke turizmine kazandırılamaması ve tanıtımının yapılamamasıdır.

Sivrihisar olarak bir hazinenin üzerinde oturuyoruz, ama dilenciden farkımız yok. Bu hazinenin farkına var(a)mıyor/ vardırılamıyoruz. Bu durum oldukça düşündürücü ve acı vericidir.

SİVRİHİSAR makûs talihini ne zaman yenecek bunu kestiremiyorum. Ama aklıma gelen bu ilçenin tarihi ve kültürel özellikleri kasıtlı olarak gün yüzünü çıkarıl(a)madığıdır. Hiç bir yerel ve merkezi yönetimler bu konunun üzerinde durmamış, her gelen yönetici günü kurtarma ve zamanı geçiştirme, hatta Sivrihisar’ı basamak ve geçici yer olarak görmüştür. Aleyhimize görünen bu güzellikleri yaşayıp, tanıtıp, lehimize çevirmeyi başarmalıyız.

“Dünyanın merkezi, Turizmin gözdesi” olmaya aday Sivrihisar ve onun tanıtımı için gece, gündüz durmadan çalışılmalı, bizden sonraki neslin dışarıda aş, iş aramasının önüne geçilmelidir. [/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”MİNİA SİVRİHİSAR (MİNYATÜR SİVRİHİSAR PARKI)” opened=”closed”]21.4.2011

Bu yazımda sizlere Sivrihisar’ın ufkunu açacak olan “MİNİASİVRİHİSAR” projesini dilimin döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

“MİNİATURK” İstanbul’da 60.000 M2 alanıyla dünya da en geniş alana kurulmuş, Türkiye’deki çeşitli eserlerin maketlerinin sergilendiği minyatür parktır. Parkta şu anda 105 eser sergilenmektedir. Bunlardan bazıları; Ayasofya, Nemrut Dağı, Çifte Minare, Pamukkale, Kapadokya, Safranbolu, Amasya, Mevlana, Aspendos vb.dir. Miniatürk gideceğiniz yerlerin minyatürlerini görüp, sağlıklı seçimler yapmanızı kolaylaştırır.

Sivrihisar’la yatıp Sivrihisar’la kalktığım için bazen ulaşılması çok zor olan bazen nostalji tadında rüyalar görüyorum. Fakat bu anlatacağım olayı rüya olarak değerlendirilmeyip gerçekçi insanların elinde Sivrihisar’ın ufkunu açacak veya geliştirebilecek proje olarak görmelerini diliyorum. Bu noktadan hareketle Sivrihisar’ımızın tüm değerlerin maketlerinin sergilendiği bir açık hava müzesini ilçemize kazandırılması yönünde çalışmalara başlanmalıdır.

Değerlerimiz derken; Nasreddin Hoca, Yunus Emre, Hızırbey gibi dünyanın tanıdığı kişileri,
Saat kulesini, Kiliseyi, Gavur (Ecnebi) Hamamını, Pessinus açık hava müzesini, Balıkdamı kuş ve balık cennetini, Çardak termal tesislerini, Zaimoğlu konağını, Akbaş köpeğini, Ulu camiyi, Uçağı, Gemimizi, Alemşah türbesini vb. değerlerimizi bu parkta sergilemenin, Türkiye’nin geçiş yollarındaki merkeze yapılmasının ilçemizin gelişimi ve tanıtımı adına çok yararlı olacağını düşünmekteyim. Bunun yanında 2.nci Miniatürk olması açısından da oldukça fazla yerli turist çekeceğine inanıyorum.

MİNİA SİVRİHİSAR’ ın yeri ise Dörtyol Toplu Konutlarının, Eskişehir –İzmir yollarının kesişme noktasına yapılmalı. Bunun nedeni ise Ankara’dan gelirken tepeden seyir güzelliği Eskişehir’den gelirken sağda görsel güzellik ve İzmir’den gelirken de solda yüzeysel güzellik olmak kaydıyla tüm sürücü ve yolculara hitap eder konumda yapılmalı, tüm yollardan parkımıza girişler verilmelidir.

MİNİA SİVRİHİSAR (MİNYATÜR SİVRİHİSAR PARKI): “maket alanı”, “yeşil ve açık alan”, “kapalı alan”, “havuz ve suyolu”, “otopark” olarak dizayn edilmelidir. Alanın peyzaj planı ve altyapı çalışmaları eşzamanlı olarak başlatılmalıdır. Kullanılacak bitki türleri, iklim şartlarına uygun olarak seçilmeli, suyolları ve göletler parka ayrı bir hava katılarak, bazı yapılar suyla (Balık damı kuş ve balık cenneti, Çardak termal ve Gemimizi )güzel ilişkilendirilmelidir. Genel bir yürüyüş yolu yapılarak bütün park dolaştırılmalı, ziyaretçiyi yönlendiren bir gezi güzergahı (Çıkışı hediyelik eşya dükkanının içinden verilecek) şekilde oluşturulmalıdır.

“MİNİASİVRİHİSAR’DA ”Sivrihisar’ı hatırlatacak hediyelik eşyaların satışa sunulduğu alışveriş merkezi, küçük ziyaretçilerimizin ilgisini çekecek oyun alanı, kahvelerini ve çaylarını içebilecekleri kafeteryalar, gözleme evleri, Sivrihisar tarih kültür ve yöresel yemeklerini tanıtan tanıtım ofisleri kurulmalı, burada gördükleri maketlerin gerçeklerini görmek isteyenler için ücretsiz ring servisler düzenlenerek ilçeye getirilip, götürülmeleri sağlanmalıdır. Kolaylık ve sosyal tesisler çok hakim noktaya yerleştirilerek parkın yüksekten gözlemleme imkanı sağlanmalıdır.

Maketlerin yapımında sanayide kullanılan plastik bazlı ve açık hava şartlarına uygun malzeme kullanılmalı, gece gündüz 24 saat esasına göre faaliyette olmalıdır. Bunun yanında gündüz tanıtım levhaları ve yön oklarıyla, gece ise gerek parkın tamamının projektörlerle gerekse yol güzergahında ışıklı levhalarla cazibe merkezi haline getirilmesi sağlanmalıdır.

Anadolu, Osmangazi, Hacettepe, Gazi ve ODTÜ üniversitelerinin ve büyük heykeltıraşımız Sayın Metin YURDANUR danışmanlığında bir kurul oluşturulmalı, eserlerin maketi yapılabilir nitelikte olmalarına özen gösterilmeli ve her biri ait oldukları dönemin sanatını ve kültürünü yansıtmasına dikkat edilmelidir. Daha sonra eser eklenebilmesi için de boşluklar bırakılmalıdır.

Değerli Hemşehrilerim! dilimin döndüğünce güzellikleri ve karşılıksız sevgiyi anlatmaya çalıştım. Bu rüya değildir. Bizim ilçemizin çağ atlamaya ihtiyacı vardır. Bunu da genç jenerasyondan bilgisiyle, görgüsüyle, aklıyla, fikriyle, ekip ve takım ruhunun gerçekliğine inanan, tarihine ve kültürel değerlerine sahip kişi ve kişiler yapacaktır.

Sivrihisar için bardağın dolu olan tarafından bakan mutlu azınlıktanım. Bizim gibi düşünen ve Sivrihisar sevdasını yüreklerinde yaşayan değerli hemşehrilerimi saygıyla selamlar, işlerinde kolaylıklar dilerim. [/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”MARKA KENT SİVRİHİSAR” opened=”closed”]6.3.2011

“Marka Kent” kavramı, SİVRİHİSAR’ a yatırımcı, alıcı ve turist çekmeye odaklanmalıdır.

Tabii ki SİVRİHİSAR’ ın yöneticileri ilçenin güzelleşmesini ve dünyaca ilgi çekmesini ister. Bunun için plan ve projeler yapabilir veya yapılan plan ve projeleri destekleyebilirler. Ama “Marka Kent” olma iddiasında iseler, güzelleştirmeye ve dünyanın ilgisini çekmeye merkezden başlamalıdırlar.

Marka Kent olmak için öncelikle SİVRİHİSAR’ ın dışa açılması gerekir. Hemşehri ve hemşehri olmayan yatırımcıları, alıcıları ve turistleri sürekli artan bir ivme ile SİVRİHİSAR’a çekebilmeniz gerekir.

Marka Kent olmayı başarabilmeniz için;

1. SİVRİHİSAR’ ı merak ettirmeliyiz.

Ülke içinde ve ülke dışında SİVRİHİSAR ‘ın her alanda tanıtımının yapılması, basın, medya, internet gibi günümüz teknolojiden mümkün oldukça fazla yararlanılması, her ürünümüzü ön plana çıkarma gibi yanlıştan dönülerek SİVRİHİSAR ‘a ait en az bir hedef ürünler seçilerek daha çok ülke ve dünya gündemine getirilmesi çalışmalarına başlanmalıdır.
2. İlçemize ait marka ürünler geliştirmeliyiz.

SİVRİHİSAR’ a it tüm ürünlerin listeleri yapılmalı, önclikle ve özellikle 2-3 hedef ürün seçilerek bunlar üzerinden patentler alınarak(Dünyanın Merkezi Burasıdır)bunu yurt içi ve yurt dışı tanıtımlarda kullanmalıyız.

3. Kente gelenlere misafirperver davranmalıyız.

SİVRİHİSAR’ a gelenlere kendi kültürümüzü dayatmadan, onların kültürlerine göre hizmet üretmeli, yabancı konukları ağırlamaya yönelik bilinçlendirmeler yapılmalıdır.

4. SİVRİHİSAR‘ daki turizm ve ticareti kolaylaştırılmalı,

Turizm ve hizmet sektörleri iyi analiz edilmeli, bürokrasi azaltılmalı, Fuar ve kongrelere önem verilmeli, İş dünyasına rehberlik edecek profesyonel yapılarla (ajans vb) çalışılmalıdır.

5. Keyifle yaşanılacak bir SİVRİHİSAR ortamı yaratılmalıdır.

SİVRİHİSAR’ ı güzelleştirmeye, çalışılmalı. Ama bu faaliyeti en öne koymamalı, Şehrin gelişim planlarını tamamlanmalı, kentsel dönüşüm sağlanmalıdır.

“Rekabet sadece ürünler ve firmalar arasında gerçekleşmez. Ülkeler ve şehirler de birbirleriyle rekabet eder.” Biz SİVRİHİSAR olarak Beypazarı Safranbolu Amasra gibi ilçelerle rekabet etmeliyiz. Bugün bu saydığım ilçelerin kazançları ve ilçe içinde dönen sıcak para oldukça büyük rakamlara ulaşmıştır. Oysa SİVRİHİSAR’ da dolaşan sıcak para ilçemiz insanının kendi parasıdır. Yani esnaf kazandığı parayı ilçemizin kendi insanından kazanmaktadır. Para dönüşümü çok kısa ve dar alandadır. Yukarıdaki ilçelerde dönen paralar dışarıdan gelen turistin bıraktığı paralardır.

Marka Kent yaklaşımımızı özetlemek gerekirse;

Marka Kent olmak için dışa açılmayı kabul etmemiz gerekir. Yabancılara uyum sağlamayı ve hizmet etmeyi öğrenmeliyiz. Marka Kent olmak için SİVRİHİSAR farklılık göstergesini bulmamız ve ona kimlik kazandırmamız gerekir. SİVRİHİSAR hakkında konuşan ne kadar çok insan varsa o kadar marka olmuş demektir. Bunun için en ucuz ve etkili yol SİVRİHİSAR ‘ın internetteki varlığının daha da güçlendirilmesi gerekir.

Tek amacım daha güçlü bir SİVRİHİSAR. Göç veren değil, göç alan bir ilçe olması. Buda Marka bir ilçe olmaktan geçer. 05072183066 [/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”ÖVÜNMEK GİBİ OLMASINDA SİVRİHİSAR’LIYIZ” opened=”closed”]11.2.2010

“Övünmek gibi olmasın ama SİVRİHİSAR’LIYIM” …

Bu kelime yaratıcı insanların kendi beğenilerini dile getirmek için söylenmiş bir sözdür.. SİVRİHİSAR insanının ortak paydalarını, çalışkanlıklarını, üretici oluşlarını ifade eder. SİVRİHİSAR insanı kıskançtır. Ama hep ondan daha iyi nasıl olabilirim, olmalıyım arayışından kaynaklanır bu kıskançlıkları… Yaratıcı ve ruhları ile eşi benzerine az rastlanır içtenlikte ve candandır. Sadece bunlar bile övünmek için yeterlidir. Zaten övünmezsek, geleceğe ümitle bakamayız

SİVRİHİSAR insanı hoş sohbettir, mizahi yönleri çok gelişmiştir.(Nede olsa Nasreddin Hoca’nın torunlarıdır) SİVRİHİSAR insanı çok tutumludur, sineğin yağını hesap ederler(Sekiz kilo yoğurttan dokuz kilo dara çıkarması). Bu cimrilik değil hesabını bilmektir. SİVRİHİSAR insanı çok zekidir(meşhur karpuz hikayesi. karpuzun kendinden yemek ,kabuğundan atına yem ve çekirdeklerinden de eğlence)

SİVRİHİSAR insanı ; akıllı, başarılı, karını ve zararını iyi bilendir. Pazarlık yaparak karını ortaya koyarsa söyleyecekleri kelime hazırdır. ”CİMRİ” Aslında bunun altında yatan gizli gerçek kıskançlıkları ve çekemedikleridir. SİVRİHİSAR‘lıya dışarıda bu özelliklerinden dolayı “GIPTA” ile bakarlar. Ankara Eskişehir, Polatlı gibi şehirlerde sizin düşüncenizle, aklınızla ve iş bitirme kapasitenizle yarış edemeyeceklerini anlayan insanlar hemen yakıştırmayı yaparlar. ”Sen Sivrihisar’lımısın”?.

Bizler SİVRİHİSAR’dan ve SİVRİHİSAR’lı olmaktan gerçekten gurur duyuyoruz. Keşke her insan bizim gibi temiz, akıllı, becerikli, evine yuvasına, gelenek ve göreneklerine bağlı kalabilse…

İnsanıyla, doğasıyla, ilçemin sevdalısıyım,
Araya yollar girse de bütün gün rüyasındayım,
Yıllardır gurbette aklımla, fikrimle hep oradayım,
Övünmek gibi olmasın ama candan SİVRİHİSAR’lıyım…

Saygıdeğer hemşehrilerim;

Övünmenin altında yatan gerçek “ÇALIŞKANLIK’tır”. Yani bir iş ,bir eylem, bir eser meydana getirmektir. Ancak bu faaliyetleri yapan insanın övünme hakkı olduğunu düşünüyorum. İlçemiz insanı da parlak zekası ve çalışkanlığıyla bu sözü sonuna kadar hak etmektedir. [/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”GELİŞMİŞLİK ÖLÇÜTLERİ VE SİVRİHİSAR” opened=”closed”]
3.2.2010

SİVRİHİSAR sosyo-ekonomik gelişme açısından nasıl bir görünüm sergilemektedir? Bu konuda elimizde resmi bir araştırma bulunmaktadır. Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığınca “İl ve İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması” araştırması yapılmıştır. Bu araştırmayla il merkezleri ve ilçeler gelişmişlik açısından ekonomi, eğitim, sağlık, temel altyapı, istihdam gibi bazı sosyal ve ekonomik göstergelerden yola çıkılarak değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yapılan değerlendirme ve analizler sonucunda gelişmişlik endeksi ölçütlerine göre SİVRİHİSAR 872 yerleşim birimi içerisinde 411.nci sıradadır.

Seyitgazi 402,Beylikova 375,Sarıcakaya 357,Mahmudiye 280 Mihalgazi 265, Çifteler 231,İnönü 196.ncı sıradadır.

Arkamızda ise; Alpu 503,Mihalıççık 534,Günyüzü 591 ve Han 619.ncu olarak sıralanmaktadır.

Nüfus olarak (ilçe merkezi ve köylerle birlikte)en büyük ilçe olmamıza rağmen bizden sonra kurulan ilçelerden de geride kalmamız içler acısıdır. SİVRİHİSAR ilçesinin bu kadar gerilerde olmasının anlamı Sosyal ve Ekonomik Gelişmişlik Endeksinin (SEGE) parametrelerini incelediğimizde daha iyi anlaşılacaktır. Devlet Planlama Teşkilatı “İl ve İlçelerin Sosyo-ekonomik Gelişmişlik Sıralaması” araştırmasını yaparken hem sosyal, hem de ekonomik gelişme konusunda belirleyici olan toplam 32 parametre kullanmıştır. Demografik, istihdam, eğitim, sağlık, sanayi, tarım, mali ve diğer refah göstergeleri olarak sıralanan 8 ana başlık altında 32 farklı ölçüt açısından bu değerlendirme ve sıralama yapılmaktadır. İşte bu sıralamada SİVRİHİSAR’ın ilçeler arasında sonlara doğru yer almasının anlamı ve bu ölçütlerde nerede bulunulduğu üzerinde düşünüldüğünde daha net anlaşılmaktadır.

DPT’nin yaptığı Sosyal ve Ekonomik Gelişmişlik Endeksi araştırmasında değerlendirmeye alınan gelişmişlik göstergeleri ana başlıklar altında aşağıda sıralanmıştır:

1. Demografik göstergeler: Toplam nüfus, toplam nüfusun şehirleşme oranı, yıllık ortalama nüfus artış hızı, nüfus bağımlılık oranı ve ortalama hane halkı büyüklüğü.

2. İstihdam göstergeleri: Sanayi, ticaret, ulaştırma, inşaat işkollarında ve mali kurumlar işkolunda çalışanların ayrı ayrı toplam istihdama oranı, ücretli çalışanların toplam istihdama oranı, ücretli çalışan kadınların toplam istihdama oranı, işverenlerin toplam istihdama oranı.

3. Eğitim göstergeleri: Okur-yazar nüfus oranı,

4. Sağlık göstergesi: Bebek ölüm oranı.

5. Sanayi göstergeleri: İmalat sanayi işyeri sayısı, İmalat sanayi yıllık çalışanlar ortalama sayısı, imalat sanayi kurulu güç kapasite miktarı, fert başına imalat sanayi elektrik tüketimi, fert başına imalat sanayi katma değeri.

6. Tarım göstergesi: Tarımsal üretim değerinin Türkiye içindeki payı.

7. Mali göstergeler: Banka şube sayısı, fert başına genel bütçe gelirleri, fert başına genel bütçe giderleri, genel bütçe gelirlerinin giderlere oranı, fert başına gelir vergisi, fert başına kurumlar vergisi, gelir ve kurumlar vergisinin Türkiye içindeki payı.

8. Diğer refah göstergeleri: Hane başına telefon abone sayısı, borulu su tesisatı bulunan konut oranı.

Aşağıdaki tabloda SİVRİHİSAR”ın bu göstergelerden seçilmiş 15 gösterge açısından bulunduğu sayısal değerler ve bu değerlerle 872 yerleşim birimi arasında kaçıncı sırada bulunduğu görülmektedir. SİVRİHİSAR ilçesi değeri 872 ilçe arasındaki Sosyo-ekonomik Göstergeleri:

Nüfus (kişi) 31.538 (436)
Şehirleşme Oranı (%) 33,48 (580)
Nüfus Artış Hızı (%o) (binde) -15,54 (738)
Nüfus Yoğunluğu (Nüfus/km2) 12 (834)
Nüfus Bağımlılık Oranı (%) 50,77 (680)
Ortalama Hane halkı Büyüklüğü (kişi) 3,79 (752)
Tarım Sektöründe Çalışanlar Oranı (%) 76,75 (390)
Sanayi Sektöründe Çalışanlar Oranı (%) 3,65 (467)
Hizmetler Sektöründe Çalışanlar Oranı (%) 19,60 (451)
İşsizlik Oranı (%) 2,75 (749)
Okur-yazar Oranı (%) 89,71 (178)
Bebek Ölüm Oranı (%o) (binde) 49,53 (200)
Fert Başına Genel Bütçe Geliri (bin TL) 69,304 (238)
Vergi Gelirlerinin Ülke İçindeki Payı (%) 0,00936 (335)
Tarımsal Üretimin Ülke İçindeki Payı (%) 0,15267 (207)

Bu tablo SİVRİHİSAR’ın geri kalmışlığının neden ve sonuçlarına ilişkin birçok ipucu vermektedir.

Okur-yazarlıktaki durum

Bir toplumun gelişmişlik göstergelerinden olmasının yanı sıra, yarına dair ümitleri besleyen bir göstergede okur-yazar insan varlığının oransal fazlalığıdır. SİVRİHİSAR için yapılan tespitlerde okuma-yazma oranının % 89,71 olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu okur-yazarlık oranıyla SİVRİHİSAR 872 ilçe arasında 178. sırada yer almaktadır. Türkiye genelinde okur-yazar oranının son yıllardaki artışla %90’a, gelişmiş ilçelerde ise %95’e ulaştığı düşünüldüğünde ilçemizin bu konudaki ölçütlere yakın olduğu gözlemlenmektedir.

Nüfus azalması ve SİVRİHİSAR’ın Nüfusu

SİVRİHİSAR Nüfus Artış Hızı açısından yıllık binde -15,54 ile nüfusu azalan ilçeler arasında yer almaktadır. Bu oranla nüfus artış hızında 738. sırada yer almaktadır. Bu nüfus azalmasının sebebi ilçedeki geçinme olanaklarının darlığı ve ilçedeki iş sahalarının azlığının yanı sıra, eğitim ve sağlık konularında yaşanan sorunlar sebebiyle uzun bir zamandır insanların ilçeyi terk ediyor olmasıdır. Aynı nüfus azalmasının devam etmesi durumunda, Cumhuriyetin 100. yılını kutlayacağımız ve ülkemizin birçok alanda geldiği noktayı ifade etmesi açısından önemli bir dönüm noktası olan 2023 yılında SİVRİHİSAR’ın şu andaki nüfusunun yaklaşık %40 azalacağı projeksiyonu yapılabilir. Bu durumda 2023 yılında SİVRİHİSAR’ın şehir ve köyler dahil toplam ilçe nüfusunun 18,923 olacağını söyleyebiliriz.

İşsizlikteki durum ve gerçek işsizlik oranı

Yapılan tespitlerde SİVRİHİSAR’ın işsizlik oranı %2,75 olarak belirlenmiş ve bu oranla ilçeler arasında 749. sırada yer almıştır. Ancak bu oranın gerçek işsizliği yansıtmadığı ortadadır. Çünkü SİVRİHİSAR tarımsal yapıya dayalı bir görünüm arz etmesi sebebiyle gizli ve yapısal işsizlik olarak tanımlanan işsizlik türlerinin yoğun olduğu bir ilçedir.

Yapısal işsizlik, üretim araçlarının modernleşmesiyle atıl duruma düşen işsizleri ifade etmektedir. Herhangi bir ekonomik etkinlik alanından bir bölüm işgücünün çekilmesiyle toplam üretim miktarında hiçbir değişme olmaması ise burada gizli işsizlik var demektir. Gizli işsizlikte işgücü çalışır göründüğü halde, gerçekte elde edilmesi gereken verimliliğin altında çalışmaktadır. Örneğin bir çiftçi ailesinde çok küçük arazi ve hayvan varlığına rağmen ailedeki tüm çalışabilir bireylerin kendilerini “çiftçi” olarak tanımlamaları buna örnektir. Bu ve benzer ailelerde bireylerin bazılarının gizli işsiz olduğu açıktır. Bir ekonomide gizli işsizliğin nedeni, daha çok işgücü artışına uygun üretim kapasitesinin oluşturulamaması ve organizasyon yetersizliğidir. Az gelişmiş ilçelerde nüfusa oranla sermaye artış hızı daha düşüktür, bu sebeple gelişmemiş yerleşim yerlerinde dışarıdan müdahale edilmezse gizli işsizlik süreklilik kazanma eğilimindedir.

Yapısal ve gizli işsizleri hesaba kattığımızda SİVRİHİSAR’ın işsizlik oranının %25’ten az olmadığı tahmin edilebilir.

Başkasına Bağımlı Nüfusun Fazlalığı ve Fakirlik Kısır döngüsü

SİVRİHİSAR’ın verileri incelendiğinde anlamlı sonuçlar çıkarmamıza yarayan bir başka veri, ilçede Nüfus Bağımlılık Oranının oldukça yüksek olmasıdır. Nüfus Bağımlılık Oranı, 15-64 yaş grubundaki her yüz kişi için 0-14 yaş grubu ile 65 ve daha yukarı yaş grubundaki kişi sayısını ifade etmektedir. Yani Nüfus Bağımlılık Oranıyla ekonomik açıdan aktif olmayan ve tüketici durumda bulunan yaş grubu oranıdır. İlçemizde aktif olmayan ve tüketici durumda insan sayımızda oldukça fazladır.
SİVRİHİSAR’da Nüfus Bağımlılık Oranı %50,77 olup, bu oran ile Türkiye’de yüksek orana sahip 192. ilçe durumundadır. Nüfus bağımlılık oranı Türkiye genelinde %55’tir. Bir yerleşim yerinin gelişmişlik derecesi arttıkça nüfusun bağımlılık oranı düşmektedir. Buna paralel olarak gelişmiş ilçelerde işgücüne katılım oranı yükselmektedir. SİVRİHİSAR’ın bağımlılık oranının fazlalığı iş imkanlarının azlığı ile birlikte ele alındığında fakirlik kısır döngüsünü oluşturan önemli nedenlerden birisi olarak göze çarpmaktadır.

Akademik ve bilimsel veriler ortada. Geri kalmışlığın üzerine süratle gidilip SİVRİHİSAR’IN makûs talihini değiştirmek için çok acil önlemler alınması gerekmektedir. Gündelik politikalarla, günü kurtarmakla bu işlerin olmayacağına, bilgili, planlı, programlı ve donanımlı insanlarla bu olayı çözeceğimize inanmaktayım. Proje, plan ve programlar uzun vadeli yapılmalı,”SİVRİHİSAR’ı kurtarma projesi” hazırlanmalı, her gelen yöneticide bu binanın inşaatına gerekli malzemeyi partizanlık yapmadan koymalıdır. Ata yadigarı toprakları gelecek nesillere daha verimli ve üretken bırakmak için bugünden bu işlere başlamak gerekmektedir. [/otw_shortcode_content_toggle]

[otw_shortcode_content_toggle title=”8 (SEKİZ) OKKA YOĞURTTAN 9 (DOKUZ) OKKA DARA ÇIKARMAK” opened=”closed”]

Sivrihisar insanının ağzına sakız olan,

—Sivrihisar’ın toprağından çömlek olur mu?

—Övünmek gibi olmasında Sivrihisar’ lıyız,

— Sivrihisar’ lı olsunda çamurdan olsun,

— Araç akar Sivrihisar bakar,

— Kayalar burnumda tüter.

Gibi yazılarımdan sonra hepinizin çok yakından bildiği zaman zaman kullandığımız ama gerçeğini çoğumuzun bilmediği veya yanlış bildiği bize bu tekerlemeyi ithaf edildiğinde,karşılık veremediğimiz “8 (sekiz) okka yoğurttan 9 (dokuz) okka dara çıkartmak” konusunu dilimin döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

Teknolojinin ileri olmadığı zamanlarda yoğurt koyma kapları olarak topraktan yapılan çömlekler, bakır kalaylı kovalar veya tahtadan yapılan fıçılar kullanılırdı. Düz mantıkla düşünüldüğünde hepsinin darası içindeki yoğurttan ağırdır.

Tahtadan yapılan kaplar aralıklarından sıvı kaçırma ihtimaline karşı her gece suya yatırılır, yatırılan fıçıların aralıkları su içinde kaldığı için şişme yaparak o ince aralıklar kapatılma yoluna gidilirdi. Geceden ıslatılan fıçılara yoğurt sabah erkenden konarak zamanın ulaşım aracı olan kağnı, at ve eşek arabalarıyla uzun bir yolculuktan sonra Çarşamba günü müşterilerine satılmak üzere Sivrihisar pazarına o zamanki adı ile hepimizin yakından bildiği “Yoğurt Pazarı” getirilirdi.

Yoğurt almak için pazara çıkan Sivrihisar’ lı yoğurdun tadına bakar. Beğendiği yoğurdu almak için pazarlığını yapar ve fiyatta anlaşılır. Omuzdan tartılan kantarla içinde yoğurt dolu fıçı tartılır ve toplam 17 okka gelir. Yanında getirdiği kaba yoğurdu boşaltır. Yoğurdu boşaltılan fıçının darası tartılır ve fıçının ağırlığı 9 okka, içinden alınan yoğurt ise 8 okkadır. Hemşehrimiz parasını ödemiş, alışveriş sonuçlanmıştır.

Bu alışveriş yanlış anlaşılmış olup, zamanla Sivrihisar’lı” 8 okka yoğurttan 9 okka dara çıkarır” şekline dönüşmüştür. Köylümüz veya dışarıdan gelen satıcı vatandaşımız sanki Sivrihisar’ lı hemşehrimize 8 okka yoğurt satmış ta parasını almamış, 1 okka parası da üste vermiş veya borçlu çıkmış gibi anlatılır. Hem yoğurdunu satacak parasını alamayacak, hem de üzerine borçlanıp 1 okka parası verecek. Bu olabilir mi? Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir alışveriş yoktur.Olmazda, olamazda. Bunu siz değerli okurlarımın takdirine bırakıyorum.

Bu tekerleme Sivrihisar’a ve Sivrihisar’ lıya yapılan kuru iftiradır. Bu sözü karşımızdakine iyi anlatır ve ikna edersek bu leke ilçemiz üzerinden süratle kalkacaktır.

Sivrihisar’lı zekidir, hesabını bilir, tasarrufludur. Hatta cimri bile derler. Ama köylüsünün ürettiği ürünü bedavaya getirecek, üstüne para alıp, köylümüzü borçlandıracak kadar alçalmaz.

“Sivrihisar sevgisini” ceplerinde değil, gönüllerinde yaşayan “SİVRİHİSAR SEVDALILARI”nı saygıyla selamlar, işlerinizde kolaylıklar dilerim. [/otw_shortcode_content_toggle]

Kategoriler
Yazarlarımız

Orhan Keskin Kimdir

or-keskinOrhan Keskin 17 Nisan 1933 yılında Sivrihisar’da dünyaya gelmiştir. İlkokulu Sivrihisar’da, ortaokulu ve liseyi Eskişehir Lisesi’nde (Atatürk Lisesi) okumuştur. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra askerliğini 27 Mayıs 1960 ihtilali sırasında Kırklareli’nde tamamlamıştır.

Eskişehir Adliyesi’nde avukatlık stajını tamamlayarak 1961 yılında Sivrihisar’da avukat olarak çalışmaya başlamıştır.

Bu sırada öğretmen ihtiyacı üzerine iki yıl süreyle ortaokul ve liselerde bazı derslere girmiştir. Yine bu dönemde ilçede açılan Din Görevlileri Tekamül Kursunda kaymakamlığın tensibi ile Yurttaşlık Bilgisi ve İslam Tarihi dersleri vermiştir. Lisede okurken seçmeli ders olarak resim ve sanat tarihini seçmesi ve üniversite yıllarında Süleymaniye restorasyon çalışmalarını izlemesi kültürel varlıklarımıza sahip çıkma şuuruna ermesine vesile olmuştur.

Avukatlığa başladığı yıl, kuruluşuna katkıda bulunduğu “Sivrihisar Tarihi Eserleri Koruma Derneği’nde görev almış, diğer taraftan Sivrihisar’daki tarihi eserlerin davaları ile ilgili olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün fahri avukatlığını kabul etmiştir. Bu sıfatlarıyla ve konuya vukûfiyetiyle Sivrihisar’daki birçok tarihi eserin kurtarılmasında büyük katkıları olmuştur.

Babasının vefatı üzerine avukatlığı bırakarak 1971 yılında Emirdağ’da noter olarak göreve başlamış, bir yıl sonra da Sivrihisar Noterliği’ne nakledilmiştir. 1976 yılında Akhisar’a tayinine kadar geçen sürede dernek faaliyetlerine devam ettiği gibi, Sivrihisar İslami İlimler Vakfı’nı ve Cafer Akıllı Vakfı’nı kurmuş, birçok derneğe katkıda bulunmuştur. Akhisar’da da benzeri faaliyetlere devam etmiştir.

1982 yılında tayin edildiği Eskişehir 2. Noterliği döneminde 4 yıl süreyle Eskişehir Türk Ocağı başkanlığını yapmıştır.

1998 yılında noterlikten emekli olan Orhan Keskin kurucuları arasında bulunduğu Eskişehir Yunus Emre Kültür ve Sanat Vakfı faaliyetlerine katılmaktadır. Tarihi eserlerin korunması ile ilgilenmekte, Vakıflar Genel Müdürlüğü fahri müşavirliğini görev kabul etmektedir. Evli ve beş kız babasıdır.

Orhan Keskin 2000 yılında, sitemizdeki bilgilerin kaynağı da olan “Bütün Yönleriyle SİVRİHİSAR” kitabını yayınlamıştır.

* * *

Necmi Günay’ın Orhan Keskin’i anlatan yazısı için tıklayın >

SİVRİHİSAR SEVDALISI ORHAN KESKİN

Sivrihisar’da 1933 yılında dünyaya geldi,
Yaşamını Sivrihisar’a hizmete verdi,
Hukuk okudu, ilçesinde noterlik etti,
Sivrihisar sevdalısı ORHAN KESKİN.
***
Yaşamı da soy ismi gibi hep keskindir,
İlk işi ilçesinin tarihi eserlerine nöbettir,
Bu eserlere sahip çıkıp restore ettirmiştir,
Sivrihisar tarihine sahipliktir ORHAN KESKİN.
***
İslami ilimler vakfının kurucusudur,
Hayatı mücadele ve öncülükle doludur,
Kendisini ilçesine adamış Allah’ın kuludur,
Sivrihisar için birlikteliğin adıdır ORHAN KESKİN.
***
Bir nesile öncülük etmiştir bitmemiştir görevi,
Öncülükle yetinmemiş, olmuştur köprünün direği,
Sivrihisar deyince dayanamaz çarpar yüreği,
Sivrihisar’a adanmışlığın adıdır ORHAN KESKİN.
***
Yaptıkları eserleriyle halen dimdik duruyor,
Tüm Sivrihisar’lı size minnet duruyor,
O bizlerin yüreğinde hazinedir yaşıyor,
Sivrihisar kültürünü anlamaktır ORHAN KESKİN.
***
Bir değeri mısralarda ifade etmek zordur,
Sayın Keskin’i geleceğe anlatmak bizlere borçtur,
Sizinle birlikte Sivrihisar’a hizmet bize yoldur,
Gözün arkada kalmasın Sivrihisar sevdalısı SAYIN ORHAN KESKİN
***
Faruk ÖZ

Kategoriler
Sivrihisar'da Yetişen Ünlüler

Emineddini Mikail Kimdir

e-mikailEminüddîn Mîkâîl’in Hayatı

Sivrihisar da bazı tarihi eserlerin (ulu cami) yapımında ve  yenilenmesinde adı geçen Emineddini mikâil: Rum asıllı olup, gerçek ismi Mihal’dir Sonradan Müslüman olmuştur. (M.1200-1240 yılları) Babasının adı Abdullah olması da bunu teyit etmektedir.

Ulu Caminin doğu girişi ahşap kasalı ve ahşap kapılıdır. Bu kapının en üstünde bir kitabe ve yanında Mikâil denilen ka­natlı sitilize bir resim yer alır.

Emineddin Mikail, Anadolu Selçuklularından III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in naibidir.* Ünlü hoca Maliye Bakanı Sadeddin Ebu Bekr-i Erdebili’nin azadlısıdır. Üstün gayreti, sağlam isabetli düşün­cesi, engin bilgisi ve atılganlığı ile köleli­ğin malla aynı tutulan seviyesinden, efendiliğin başköşesine yükseldi. Sağlam inancı, güçlü kalemi, engin bilgisi ile in­sanlar arasından seçilerek sıradan ve seç­kin kimselerin gözdesi oldu. Hadis, fıkıh, hikmet ilimlerinde en yüksek payı ve en geniş hisseyi kazandı… Aziz ömründen hiçbir anını İnsanî olgunlukları elde et­mek ve dünyadakilerin hayır dualarını kazanmaktan başka bir işe harcamadı. (İbni Bibi-Selçukname. Kültür Bakanlığı s. 207)

Mikâil ve karısı Mevlâna Celaleddini Rumî hazretlerinin müridleri idiler Mevlâna onun konağına gider bütün vüzera hanımlarının gece toplantısına iştirak, eder sara­yın sazı çalar Mevlâna Semâ ederdi. Emineddinin karısına Hatunların şeyhi derdi.

Emineddini Mikâilin şahsiyeti: Yaşayışı pek dürüst olduğunu, Saltanat naibi olunca Sultan İzzeddin onun makamını kutlamak üzere altın divit ve de­ğerli hıl’at göndermiştir. Selçuk büyükleri mersiyelerinde Emineddini Mikâili şu suretle tavsif eder.

Asrın en güzide benzersiz nâibi olan o kişi Emineddini Mikâil nasıl oldu da gözlerden yok oldu. Nerede o resanet nerede o sebat ve nerede o kumandan nerede o bü­yüklük o kavmü kabile binlerce toplayıp biriktirdiği mal­lar nerede etrafını alan o kölelerle o tertip o hanedanlık nereye gitti.

Eminettini Mikâilin öldürülmesi

Keyhusrev ile Fahreddin Ali Tebrizde bulunuyordu. Konyanın muhafazası ümeradan Emineddini Mikâile verilmişti. Bu fırsattan istifade eden Karaman oğlu, Cimriyi alarak Konya üzerine yürüdü. Emineddin kuymayınca şehrin kapılarını yakarak Konyaya girdi. Emineddin başına sangını geçirerek öteye beriye koşmağa başladı. Mikâil nerede diye bağırarak bir yere geldi­ğinde atından indi ve kaçtı.

Nihayet Tokat yolunu tuttu. Kaymaz hanında yakalandı. Sargının ucunda bir düğüm gördüler içinde hazineleri­nin nerede olduğu yazılı idi. İşkence ile çıkarttırdılar. Sonra sahiller emri ile birlikte şehit ettiler.

dovme-altin-dinar

* Naip (dişil Naibe), hükümdar adına hükümdarın yokluğu, yetersizliği, çocukluğu süresince devleti yöneten kimse. Ayrıca İslam devletlerinde ve Osmanlılarda hükümdar, yönetici ve yargıç gibi kimselerin yerine bakan kimse anlamına gelir.

Sivrihisar’ın Yetiştirdiği Ünlüler
Sivrihisarda Yetişen Büyükler
Bütün Yönleriyle Sivrihisar -Orhan Keskin
Sivrihisar Tarihi – Tahsin Özalp
[otw_shortcode_content_toggle title=”DETAYLAR ⇓ ⇑” opened=”closed”]Cem BOZ – Ankara-2013
Türkiye Selçuklu Devleti yönetiminin işleyişine zarar vermiş olan taht mücadeleleri bir süre sonra, Moğolların yeniden Selçuklu yönetimine müdahalede bulunmalarına neden olmuş ve Hülâgu 1258 yılında, Mengü Kağan’ın fermanı gereği Selçuklu topraklarını iki kardeş arasında paylaştırarak, Şemseddin Tuğrâî’yi de her iki sultanın ortak vezîri olarak tayin etmiştir. Bununla birlikte Şemseddin Tuğrâî’nin 1260 yılında ölümü üzerine II. İzzeddin Keykâvus, Fahreddin Ali’yi, IV. Rükneddin Kılıç Arslan ise Muînüddîn Süleyman’ı kendilerine vezîr olarak atamışlardır.

Eminüddîn Mîkâîl’in saltanat nâibliği de bu dönemde başlamış olup, II. Keykâvus’un, Fahreddin Ali’yi kendisine vezîr olarak atamış olması sonucunda, Fahreddin Ali’den boşalmış olan saltanat nâibliği makamına da Müstevfî Emînüddin Mîkâîl getirilmiştir.

Eminüddîn Mîkâîl’in ailesi hakkında sahip olduğumuz tek bilgi ise; Mevlânâ’nın, “Hâtûnların şeyhi” diyerek, hitâb etmiş olduğu ancak ismini dahi bilmediğimiz eşi ile ilgilidir. Eflâkî’nin menâkıbnâmesinde yer alan bir kayda göre; Mevlânâ Celâleddîn, her Cuma akşamı kendisine haber verilmeksizin, kadın mürîdlerinin toplanmış olduğu Eminüddîn Mîkâîl’in evine gidip, burada kadın mürîdleri ile birlikte yeni gün doğana dek âyînler yapmaktadır. Eflâkî; sabaha kadar süren bu âyînler esnasında, kadınların eşlerininde, Nâib Eminüddîn Mîkâîl ile birlikte evin dışında toplanarak sohbet etmiş olduklarını ve aynı zamanda yabancıların, içeride konuşulan sırları bilmemeleri içinde göz kulak olduklarını ifâde etmiştir .

Eflâkî’nin bu kaydı, Mevlânâ’nın, kadın müridleri ile yapmış olduğu ayinlere ev sahipliği yapmış olan Eminüddîn Mîkâîl’in eşinin ileride bahsedeceğimiz üzere, tıpkı Eminüddîn Mîkâîl gibi Mevlânâ’ya derin bir manevîyatla bağlı olduğunu ve dolayısıyla Eminüddîn Mîkâîl’in muhafazakâr bir aile yaşantısına sahip olduğunu açıkça göstermektedir.

Eminüddîn Mîkâîl’in Eserleri

Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan 453 numaralı tapu tahrir defterindeki kayıtlarda, günümüzde Eskişehir’e bağlı bir ilçe olan Sivrihisar’daki Kapulu köyünün, Sultan Alâaddîn zamanında Eminüddîn Mîkâîl’e mülk olarak bağışlanmış olduğu belirtilmiştir. Belgede adı geçen sultanın II. Alâaddîn Keykubâd olduğu, Halime Doğru tarafından belirtilmiş olup Doğru, Sivrihisar’daki, Selçuklu döneminden kalan vakıfların hemen hepsinin, Sultan II. Alâeddin Keykubâd’ın mülk olarak şâhıslara bağışlamış olduğu yerlerin, yine aynı sultan zamanında vakfa dönüştürülmesiyle oluştuğunu ifade etmiştir. Eminüddîn Mîkâîl’in kendisine mülk olarak bağışlanmış olan köyün gelirlerini sonradan, 1274 yılında inşâ ettirmiş olduğu ve bugün Ulu Câmî olarak bilinen yapıya vakfetmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Sivrihisar Ulu Cami: Eskişehir’in, Sivrihisar ilçesinin merkezinde bulunan bu yapıya ait olan en eski kitabede, günümüzde Ulu Cami olarak bilinen bu yapının ilk olarak, H. 629/M. 1231-32 yılında, Emir Cemaleddin Ali Bey tarafından, bir imaret olarak inşâ ettirilmiş olduğu belirtilmiştir.

Bununla birlikte, yapıya âit olan 1231-32 tarihli bu en eski kitebenin, yapıya 1409 yılında eklenmiş olan minarenin kapısı üzerinde bulunmasından da anlaşılabileceği gibi ilk olarak, Cemaleddin Ali Bey tarafından 1231-32 yılında bir imaret olarak inşâ ettirilmiş olan bu yapı, ilerleyen zamanlarda yapılmış olan yenileme çalışmaları sonrasında büyük bir değişim geçirmiştir.

Sanat tarihi uzmanları da yapının bugünkü formunu Eminüddîn Mîkâîl’in H. 673/M. 1274 yılında yaptırmış olduğu onarım sonrasında almış olduğu hususunda hemfikirdirler. Yine bazı araştırmacılarda Eminüddîn Mîkâîl’in, Cemaleddin Ali Bey’in H. 629/M. 1231-32 yılında yaptırmış olduğu bu eski imareti yıktırarak, yerine yeni bir yapı inşâ ettirmiş olduğunu ve dolayısıyla günümüzde Ulu Câmî olarak bilinen bu yapının asıl bânîsinin, Eminüddîn Mîkâîl olması gerektiği kanâatini ifâde etmişlerdir .

1274 yılında büyük bir değişim geçirerek bugünkü formunu almış olduğu anlaşılan bu yapının Eminüddîn Mîkâîl tarafından hangi maksadla yaptırılmış olduğu hususunda Tahsin Özalp, yapının inşâ ediliş biçiminden ve ayrıca minare ve mihrâbın, yapıya 15. yüzyılda eklenmiş olmasından hareket ederek, Eminüddîn Mîkâîl’in günümüzde Ulu Câmî olarak bilinen bu yapıyı, aslında bir kervansay olarak onartmış olduğunu yâhût 1231-32 tarihli eski imareti yıktırarak, yerine kervansaray olarak yeni bir yapı inşâ ettirmiş olduğunu ve yapının ancak 15. asırda, Hızır Bey’in yaptırmış olduğu onarım sırasında camîye dönüştürülmüş olduğunu ifâde etmiştir.

Günümüzdeki formuna Eminüddîn Mîkâîl’in 1274 yılında yaptırmış olduğu inşâ ve onarım çalışmaları sonrasında kavuşmuş olan Ulu Camînin minaresi 15. asırda, tam olarak 1 Recep 812 / 9 Kasım 1409 tarihinde, Taymiş oğlu Hâcı Habîb adlı bir kişi tarafından yaptırılmıştır . Yukarıda sözünü etmiş olduğumuz ve yakın bir zamana kadar İslâmi İlimler Derneği Kütüphânesi olarak kullanılmış olan ve daha önceleri Sölpük Mescidi ve Eminüddîn Mîkâîl Kütüphânesi isimleri ile kubbeli mekânın, 1409 yılındaki bu onarım sonrasında yapıya eklenmiş olduğu düşünülmektedir . Camîdeki alçı mihrâbın 13. yüzyıl Anadolu Selçuklu mihrâb geleneğini yansıtmayıp, 15. yüzyıl Osmanlı dönemi özelliklerini taşımasından dolayı, H.843/ M.1439-40 senesinde, Celal oğlu Hızır Bey tarafından yaptırılmış olan onarım sırasında değiştirilmiş olduğu tahmin edilmektedir. Ulu Camîi’nin 1244 tarihli minberi ise, 1924 yılında yıkılan Kılıç Mescidi’nden getirilerek, yapıya ilâve edilmiştir.

Eminüddîn Mîkâîl Medresesi: Ulu Câmî’nin hemen bitişiğinde bulunan ve yakın bir zamanda müftülük binası olarak ta kullanılmış olan bu kısmın, hangi tarihte medrese olarak kullanılmaya başlandığına dair elimizde bir kayıt yoktur. Bununla birlikte, bugün Ulu Câmî ismi ile bildiğimiz bu yapıdan Osmanlı kaynaklarında Eminüddîn Mîkâîl Câmî ismi ile bahsedilmiş olunması da, sonradan medrese olarak kullanılmaya başlanmış olan bu kısma, yapının banîsi olarak algılanmış olan Eminüddîn Mîkâîl’in isminin verilmiş olması oldukça doğaldır.

Eminüddîn Mîkâîl Kütüphânesi: Ulu Câmiînin bitişiğinde bulunan ve Sölpük mescidi olarak ta adlandırılmış olan bu kubbeli mekânın, minarenin yapıldığı tarih olan H. 812/M. 1409 yılında, yapıya eklenmiş olduğu tahmin edilmektedir. Önceleri Eminüddîn Mîkâîl Kütüphânesi ve Hızır Bey Kütüphânesi isimleriyle hizmet vermiş olan bu yapı, yakın bir tarihe kadar İslâmi İlimler Derneği Kütüphânesi olarak kullanılmıştır . H. 1325/ M. 1907 tarihli Ankara Vilayeti Sâlnâmesinde, Sivrihisar’daki bu kütüphâneden bahsedilerek, kütüphânede 1500’ü aşkın değerli kitabın bulunduğu belirtilmiştir.

Sivrihisar’da Eminüddîn Mîkâîl’in Maiyetindeki Kişiler Tarafından Yaptırılmış Olduğu îddiâ Eserler Hakkında

Tahsin Özalp, Sivrihisar’ın Karacalar mahallesinde bulunan Hâzinedâr ve Hoşkadem mescidlerinin 13. yüzyılın ikinci yarısında, Eminüddîn Mîkâîl’in hâzinedârı olarak belirtmiş olduğu Necibüddin Mustafa isimli bir şâhıs tarafından yaptırılmış olduğunu iddia etmiştir. Özalp, aslen Sivrihisarlı olduğunu belirtmiş olduğu bu şahsın, İlhanlılar tarafından idâm edilmiş olduğunu ve naâşının sonradan Sivrihisar’a getirilerek, burada defnedilmiş olduğunu bildirmiştir. Özalp’ın bahsetmiş olduğu Necibüddin Mustafa isimli bu şahsın, gerek ad gerekse mesleki yönden olan benzerlikler ve yine hayatını kaybediş biçimiyle, 1262 yılındaki Karaman oğulları isyanı sonrasında Pervâne Muînüddîn tarafından, isyan ile ilişkilendirilerek Moğollara teslim edilmiş olup, sonrasında Moğollar tarafından idâm edilmiş olan Müstevfî Necibüddîn Delîcânî’ye olan benzerliği, ilk anda dikkatleri çekmektedir .

Orhan Keskin, Sölpük isminin menşeînin bilinmediğini ve ayrıca binanın restorasyonunda mihrap izine rastlanılmamış olduğunu belirterek, bu binâya Sölpük Mescidi denilmesine karşı çıkmıştır bkz. Keskin, a.g.e., s. 138-139.

Bununla birlikte, soyadından aslen Sivrihisarlı olmadığı anlaşılan Necibüddîn Delîcânî’nin, ayrıca 1262 yılında Moğollar tarafından idâm edilmiş olunduğu bilindiğinden dolayı, Özalp’in inşâasını M.1274 yılına tarihlendirdiği Hoşkadem Mescidi’ni yaptırmış olması da bu durumda imkânsız hale gelmektedir . Eğer, Özalp’ın Hoşkadem mescidinin inşâsına dâir vermiş olduğu 1274 yılını doğru kabul edecek olursak, o halde 1274 yılına kadar yaşamış olan Hâzinedâr Necibüddin Mustafa isimli bu şahsın, Müstevfî Necibüddîn Delicani ile aynı kişi olmayıp, Eminüddîn Mîkâîl’in maiyyetinde bulunan başka bir kişi olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durumda Özalp’ın, bu iki şahsiyeti birbirine karıştırmış olduğu ihtimali üzerinde durulabilir.

Sanat tarihçileri ise, Özalp’ın bu iki mescidin inşâ tarihleri hakkında yanılmış olduğunu ifâde ederek, gerek planları ve kuruluşları ve gerekse malzeme özellikleri bakımından büyük benzerlikler gösteren bu iki mescidin, 15. yüzyılda inşâ edilmiş olduklarını belirtmişlerdir. Hâzinedâr Mescidi’nin 15. yüzyıldaki bânîsi bilinmemekle birlikte, 15. yüzyıla âit 453 numaralı tapu tahrir defterindeki vakıf kayıtlarında Hoşkadem Mescidi’ni yaptıran kişinin, Hâcı Hoşkadem adlı bir şâhıs olduğu belirtilmiştir .

Eminüddîn Mîkâîl Zaviyesi: Yaklaşık olarak on yedi sene boyunca saltanat nâipliği yapmış olan Eminüddîn Mîkâîl’in, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde yaptırmış olduğu ve bugün Ulu Câmî olarak bilinen bu yapının dışında, Kayseri’de de bir zaviye yaptırmış olduğu Yasemin Demircan’ın, Kayseri vakıfları üzerine yapmış olduğu inceleme sonucunda ortaya çıkmıştır. Demircan, 1500 ve 1584 yıllarına ait 565 ve 584 numaralı Konya Evkaf defterlerindeki Kayseri vakıflarıyla ilgili kayıtlarda, 16. yüzyılda, Kayseri’de Eminüddîn Mîkâîl’in adını taşıyan bir zâviye bulunduğu bilgisini aktarmıştır. Demircan’ın yine bu kayıtlara dayanarak vermiş olduğu bilgiye göre, zaviyenin Koşdinyolu, Kesibbüke ve Talas mezralarında vakıfları bulunmaktadır.

Türkiye Selçuklularına ait çağdaş yazılı kaynaklarda Eminüddîn Mîkâîl’in Kayseri’de bir zaviye yaptırmış olduğuna dâir herhangi bir bilgiye rastlanılmasa da, Türkiye Selçuklu devlet adamlarının hayır amaçlı bu tür yapılar inşâ ettirmiş oldukları ve ayrıca Eminüddîn Mîkâîl’in tasavvufa olan düşkünlüğü bilindiğinden dolayı, Kayseri’de ki bu zaviyeyi bizzat kendisinin yaptırmış olma olasılığı bir hayli fazladır.

Eminüddîn Mîkâîl’in bu çalışmada bahsetmiş olduğumuz eserlerinin haricinde bilhâssa kendisinin on yedi sene yöneticiliğini yapmış olduğu payitaht Konya olmak üzere, Türkiye Selçuklu Devleti’nin diğer önemli kentlerinde de eserler yaptırmış olması muhtemeldir. Bununla birlikte, kendisinin eserleri üzerine yapmış olduğumuz araştırmada, Sivrihisar ve Kayseri’deki eserlerinin dışında Eminüddîn Mîkâîl’e ait olabilecek başka herhangi bir eser tespit edemedik.

DEVLET HİZMETLERİ
Eminüddin Mîkail’in Müstevfiliği
(Müstevfi: Anadolu Selçuklu Devleti’nde maliyeden sorumlu olan)

Türkiye Selçuklu Devleti’nde yüksek mevkiîlerde görev yapmış olan birçok devlet adamının, gulâm sistemi içerisinde yetişmiş kişiler oldukları bilinmektedir. Çoğunluğu Rum kökenli olmakla birlikte, çeşitli etnik kökenlerden gelmiş olan gulâmlar, Türk aile terbiyesine göre yetiştirilip, orduda, sarayda ve devlet idâresinde istihdam edilmişler; atabeg, emîr-i âhûr, taştdâr, hâzinedâr, emîr-i devât, melikü’l- ümerâ, iğdişbaşı, şarâbsâlâr, emîr-i cândâr, emîr-i sipehsâlâr, emîrü’l kebîr, çaşnigîr, emîr-i dâd, nâibü’l hadre gibi önemli mevkiîlerde görev alarak, ayrıca büyük şehirlere askerî vali olarak da atanmışlardır .

Yine Selçuklu gulâm sistemi içerisinde yetişmiş Rûm asıllı gulâmlardan birisi olan Eminüddîn Mîkâîl ise, devlet hizmetine ilk olarak istifa dîvânında görev alarak başlamıştır. İbn Bîbî’nin belirtmiş olduğu üzere, efendisi olan Müstevfî Sadüddin Ebû Bekr Erdebili’den, mâlî konularda eğitim almış olan Eminüddîn Mîkâîl’in istifâ dîvânında göreve başlamasında da efendisinin doğrudan ya da dolaylı bir etkisinin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kaynaklarda bilgiye düşkün, zeki ve gayretli bir kişiliğe sahip olduğu belirtilmiş olan Eminüddîn Mîkâîl’in, devlet hizmetine başlamış olduğu istifâ dîvânında, zaman içerisinde müstevfîlik makamına kadar yükselmiş olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, onun bu mevkiîye hangi tarihte atanmış olduğu hususunda ise, kaynaklarda herhangi bir ifâde yer almamaktadır.

Eminüddîn Mîkâîl’in istifâ dîvânında görev yapmış olduğu dönemle ilgili olarak, dikkatimizi çekmiş olan bir diğer hususta; Eminüddîn Mîkâîl’in hayatından bahsederken belirtmiş olduğumuz üzere Sultan II. Alâeddin Keykubâd’ın kardeşleriyle birlikte müşterek olarak hüküm sürmüş olduğu 1249-1254 yılları arasındaki dönemde Sivrihisar’daki bazı köyleri, Eminüddîn Mîkâîl’e mülk olarak bağışta bulunmuş olmasıdır. Sultan II. Alâeddin Keykubâd’ın, kendisine mülk olarak arazi bağışında bulunmuş olması, aklımıza Eminüddîn Mîkâîl’in bu dönemde hangi idarî pozisyonda olduğu sorusunu getirmektedir.

Üç kardeşin aynı anda hüküm sürmüş olduğu bu dönemde, sultanların kendilerine taraftar sağlamak adına, askerî ve idarî pozisyonlardaki kişlere arazi bağışında bulunmuş olabilecekleri dikkate alındığı vakit, Eminüddîn Mîkâîl’in de bu dönemde görev yapmış olduğu istifâ dîvânında saygın bir konumda bulunuyor olması gayet muhtemeldir. Necibüddin Delîcânî’nin biraz önce belirtmiş olduğumuz üzere “Üç Kardeş Devri” içerisinde müstevfîlik yapmış olduğu bilindiğinden dolayı, müstevfîlik vazifesinin 1257-1260 yılları arasında gerçekleşmiş olabileceğini düşündüğümüz Eminüddîn Mîkâîl’in de 1249-1254 yıllarını kapsayan bu dönemde, müstevfî yardımcılığı posizyonunda bulunuyor olması pek muhtemeldir. Üstelik Necibüddin Delîcânî’den hemen sonra müstevfîlik mevkiîne atanan kişinin Eminüddîn Mîkâîl olması da bu ihtimali oldukça kuvvetlendirmektedir.

Eminüddîn Mîkâîl’in Saltanat Nâipliği

Eminüddîn Mîkâîl’in müstevfîlik dönemi ile ilgili çağdaş kaynaklarda hemen hemen hiçbir bilgi yer almazken, saltanat nâipliği makamı âdetâ Eminüddîn Mîkâîl’in ismi ile özdeşleşmiş olup 1260 yılından, 1277 yılına kadar yaklaşık on yedi sene boyunca sürdürmüş olduğu bu görevi esnasında, kaynaklarda kendisinden daha sık bahsedilir olmuştur.

Keykâvus ve IV. Kılıç Arslan arasında ikiye bölünmüş olan Türkiye Selçuklu Devleti’nin ortak vezîri olan Şemseddin Tuğrâî’nin 1260 yılında ölümünün ardından, Nâib Fahreddin Ali’nin, II. Keykâvus tarafından vezîrliğe atanmış olmasıyla birlikte, Fahreddîn Ali’den boşalmış olan saltanat nâibliği makamına da Müstevfî Eminüddîn Mîkâîl tayîn edilmiştir.

Daha öncede bahsetmiş olduğumuz üzere, Eminüddîn Mîkâîl’in saltanat nâibliğine atanmasından bir yıl sonra, siyâsî koşulların II. İzzeddin Keykâvus aleyhinde değişmiş olması nedeniyle Sultan II. Keykâvus tahtını bırakarak, Anadolu’dan ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultan II. Keykavûs’un Anadolu’dan ayrılmasının ardından tahtın tek sahibi olan Sultan IV. Kılıç Arslan’ın yeniden kurmuş olduğu hükümette Eminüddîn Mîkâîl’in bir kez daha saltanat nâibliği mevkiinde görünüyor olması oldukça dikkat çekicidir.

Saltanat Nâibi olarak zamanının çoğunu Konya’da geçirmiş olan Eminüddîn Mîkâîl’in, pâyitahtın dışında da bir takım vazifeleri yerine getirmiş olduğu görülmektedir. İbn Bîbî Selçuknâmesi’nde yer alan bir kayda göre Eminüddîn Mîkâîl’in 1276 yılında, merhûm Sultan IV. Kılıç Arslan’ın kızı Selçuk Hâtûn’u, İlhan Abaka’nın oğullarından birisi ile izdivaç kurması için Tebriz’e götüren gelin alayında yer almış olduğu görülmektedir

Daha evvel de bahsetmiş olduğumuz üzere İbn Şeddâd’ın kayıtlardan, Eminüddîn Mîkâîl’in Moğolların 1272 ve 1275 yıllarında Bîre üzerine düzenlenmiş oldukları kuşatma harekâtlarına da katılmış olduğunu öğrenmekteyiz.

Türkiye Selçuklu Devleti’nin, Moğol baskısı altına girmiş olduğu bir dönemde yaklaşık on yedi sene saltanat nâipliği yapmış olan Eminüddîn Mîkâîl’in bu vazifesi, hayatını yitirmesine neden olan 1277 yılındaki Karaman oğullarının Konya’yı işgallerine kadar devam etmiştir.

ŞAHSİYETİ

Gerek çağdaş yerli müelliflerin doğrudan kendisinin kişiliği hakkında kullanmış oldukları ifâdelerden ve gerek döneminin siyâsî gelişmeleri karşısında sergilemiş olduğu tutum ve davranışlardan, Eminüddîn Mîkâîl’in nasıl bir kişiliğe sahip olduğu konusunda az çok fikir edinebilmekteyiz.

Eminüddîn Mîkâîl’in gulâmlıktan, saltanat nâibliğine kadar uzanmış olan kariyer serüveni de yine, kendisinin kişiliği hakkında fikir sahibi olmamıza yardımcı olacak ipuçlarını içermektedir. Onun bu kariyer serüveni ile ilgili olarak İbn Bîbî; “ Üstün gayreti, sağlam ve isabetli düşüncesi, engin bilgisi ve atılganlığıyla köleliğin malla aynı tutulan seviyesinden efendiliğin başköşesine yükseldi” demektedir.

Eminüddîn Mîkâîl’in idârecilik yönüne değinmiş olan Aksarâyî ise, onun, üstün belâgat yeteneğine sahip, ağırbaşlı, yumuşak huylu, yardım sever ve oldukça cömert bir idâreci olduğunu ifâde etmiştir. Aksarâyî ayrıca Eminüddîn Mîkâîl’in müstevfîlik ve saltanat nâibliği makamlarında bulunmuş olduğu süre içerisinde, maiyyetinde bulunan hizmetlilerin, onun bu cömert tabiâtından dolayı mevkiî ve servet sahibi olduklarını da belirtmiştir.

Entelektüel bir kişiliğe sahip olduğu ve bu yönüyle de Konya’da büyük bir ün kazandığı anlaşılan Eminüddîn Mîkâîl’in öğrenme arzusunun ve bilgiye vermiş olduğu kıymetin bir diğer göstergesi de yine, kendisininin, örnek olarak sıkça nakletmiş olduğu Evhadüddîn Enverî’ye ait şu beyitlerden anlaşılmaktadır.

Çabanı hüner için harca, mal için değil. Elinin tuttuğu şu an.
Dünyanın parazitleri gibi iki ekmek için çalışma.
Sahib olduğun malı artırmaya uğraşma, bildiğinle yetinme.
Bunun gibi teninle meşgul olma, onun gibi ruhunu ihmal etme.
Makamın ilimleyse, ilerlersin. O zaman mülkün de ebedi olur.
Eğer cehalet ölümüyle ölürsen, hiçbir zaman (ebedi) hayata kavuşamazsın.

Doğru sözü dinlemesini bilmelisin. Ne diye yalan yanlış yazılmış kitabı okuyorsun? Bu taraftan nasıl olduğunu anlamak için ecele bak da ecelin öbür yanında böyle (gafil) kalmayasın”

Eminüddîn Mîkâîl’in Dini Kişiliği

Gayrimüslim asıllı biri olarak Selçuklu gulâm sistemi içerisinde İslâm dinini özümsemiş olan Eminüddîn Mîkâîl’in, Mevlevî kaynaklarında ve İbn Bîbî Selçuknâmesi’nde kendisinden bahseden kayıtlar incelenildiğinde, muhâfazakar bir kişiliğe sahip olduğu kolayca anlaşılmaktadır.

İbn Bibi Eminüddîn Mîkâîl’in bu yönüyle ilgili olarak; “ Hadis, fıkıh ve hikmet ilimlerinde en yüksek payı ve en geniş hisseyi kazandı. Tarikat konusunun bütün dallarında elde ettiği üslup ve yöntemle çağının ve devrinin benzersizi oldu. Tefsir, hadis ve diğer dini ilimler hakkında yazılmış olan kitapları okumaktan hiçbir zaman geri durmazdı. Bazen de bilgisini daha da derinleştirmek için İhvanü’s-safa risalelerini okurdu. Onları seçme ve değerlendirme konusunda engin zekâsını ve doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini kullanır, vehim ürünlerine ve hayal mahsüllerine iltifat etmezdi” sözleriyle Eminüddîn Mîkâîl’in dini ilimlere olan düşkünlüğünü ve bu alanda derin bilgi sahibi olduğunu belirtirmiştir.

Mevlânâ Celâleddin’in gerek Eminüddîn Mîkâîl’e yazmış olduğu mektuplardan ve gerekse Fih-i Mafih’te yer alan sohbetlerinden, Eminüddîn Mîkâîl’in, Mevlânâ’nın itibâr göstererek yakın çevresine dâhil ettiği kişilerden birisi olduğu anlaşılmaktadır. Mevlânâ Celâleddin, Eminüddîn Mîkâîl’e yazmış olduğu bu mektuplarda, Eminüddîn Mîkâîl’e, “emîrlerle nâibler padişahı, mazlûm olanların imdâdına yetişen, Allah’ın ışığıyla bakıp gören, uluğ kutluğ, zamanede eşi az bulunur, kerem ve ihsân ıssı, hayırları yayan, adaleti döşeyen” şeklinde övgü dolu sözlerle hitâb etmiş olup, ayrıca ismini zikretmiş olduğu birkaç mürîdi için de Eminüddîn Mîkâîl’den bazı isteklerde bulunmuştur.

Eflâkî’nin yazmış olduğu menâkıbnâmede Eminüddîn Mîkâîl’in, Şems-i Tebrizî ile de manevî bir yakınlık kurmuş olduğu görülmektedir. Eminüddîn Mîkâîl’in, Şems-i Tebrizi’ye olan yakınlığını Şems-i Tebrizi’nin Makâlât’ın da görmek mümkündür. Burada da Şems-i Tebrizi, Eminüddîn Mîkâîl’den övgüyle bahsetmektedir.

Eminüddîn Mîkâîl’in Şems-i Tebrizî ile olan ilişkisi bizlere aynı zamanda kendisinin tarihsel kişiliğiyle ilgili yeni bir ipucu vermektedir. Şöyle ki; Şems-i Tebrizî’nin rivâyet edildiği üzere, 1247 yılında öldüğü yahût esrarengiz bir biçimde ortadan kaybolduğu bilindiğinden dolayı, Eminüddîn Mîkâîl’in gerek Mevlâna Celâleddîn ile gerekse Şems-i Tebrizî ile henüz genç denilebilecek bir yaşta tanışmış olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

Eminüddîn Mîkâî’in Siyasî Kişiliği

Eminüddîn Mîkâîl’in, Mevlânâ Celâleddin ile yapmış olduğu sohbetler, kendisinin manevî kişiliği kadar, siyâsî kişiliği ile ilgili olarak da fikir sahibi olmamıza imkân vermesi açısından oldukça mühimdir Fîhi Mâ-fîh’te yer alan bu sohbetlerin birisinde Eminüddîn Mîkâîl, “ Bundan önce kâfirler putları öperler, putlara secde ederlerdi. Bizde şu zamanda onun tıpkısını yapıyoruz. Gidiyor, Moğollara âdetâ secde ediyoruz; sonrada kendimizi Müslüman sanıyoruz” sözleri ile Moğollar hakkındaki duygu ve düşüncelerini içtenlikle ifade ederek, aynı zamanda kendi şahsında Türkiye Selçuklu Devleti’nin, Moğollara yönelik politikasının da bir öz eleştirisini yapmış olmaktadır.

Bununla birlikte, dönemin siyasi gelişmeleri göz önüne getirildiğinde Eminüddîn Mîkâîl’in, Moğollara karşı sahip olduğu bu olumsuz hissiyâtın aksi yönde bir tutum sergilemiş olduğu ve mevkiîni Moğollar sayesinde elinde tutmuş olan Pervâne Muînüddin Süleyman’ın belirlemiş olduğu devlet politikasının dışına aslâ çıkmamış olduğu görülmektedir.

Eminüddîn Mîkâîl’in, Konya’yı işgal etmiş olan Karaman oğulları karşısında sergilemiş olduğu tutumun da yine kendisinin idâreci kimliğiyle yakından alâkalı olduğunu düşünmekteyiz. Bir önceki bölümde Konya’nın işgalinden bahsederken dile getirmiş olduğumuz ihtimallerin dışında, Eminüddîn Mîkâîl’in her şeyden önce, devlete sadakat hisleriyle yetişmiş gulâm kökenli bir idareci olduğu unutulmamalıdır. Böyle bir durumda kendisinin, üstelik on yedi sene idareciliğini yapmış olduğu kenti işgal etmek isteyenlere karşı direnmiş olması gayet anlaşılır bir davranıştır.

Eminüddîn Mîkâîl’in Askerî Kişiliği

Uzun süre saltanat nâibliği yapmış olup, pâyitaht Konya’nın âsâyişini sağlamış olan Eminüddîn Mîkâîl’in, askerî yönden de yetenekli bir şâhsîyet olduğu, İbn Bîbî’nin ve Konyalı Sadrü’l Mutatabbib lakablı, Ebû Bekr b. Zekiyüddin’in kayıtlarından anlaşılmaktadır. İbn Bîbî onun askeri kişiliği ile ilgili olarak “ atiklikte ve çeviklikte gökler gibi hızlı idi. Sınırsız bir cesarete ve yiğitliğe sahipti. Gürzden, yaydan, mızraktan ve çevganden bütün silahları kullanırdı” sözleri ile Eminüddîn Mîkâîl’in mahâretli bir asker olduğunu belirtirken, Ebû Bekr b. Zekiyüddin ise bir dostuna yazmış olduğu mersiye niteliğindeki mektubunda, Eminüddîn Mîkâîl’in ölümünden dolayı hissetmiş olduğu üzüntüyü dile getirirken, onun askeri kişiliğine de vurgu yapmıştır.

Eminüddîn Mîkâîl’in gulâm sistemi içerisinde yetişmiş bir devlet adamı olduğu göz önüne getirilecek olunursa, onun askeri vasıflarıyla ilgili İbn Bibi’nin aktarmış olduğu bilgilerin çok ta yadırganmaması gerekir. Üstelik daha öncede bahsetmiş olduğumuz üzere, Ermenek kumandanı Bedreddin İbrahim’in Karaman oğulları tarafından bir kalede kuşatılması üzerine, Moğol noyanlarının Bedreddin İbrahim’in kurtarılması için Eminüddîn Mîkâîl’i görevlendirmiş olmaları ve Eminüddîn Mîkâîl’in de bu görevi başarıyla yerine getirmiş olması, kendisinin askerî kabiliyetinin bir göstergesi niteliğindedir.

Konya’nın Karaman oğulları Tarafından İşgal Edilmesi ve Saltanat Nâibi Eminüddîn Mîkâîl’in Ölümü

Karaman oğlu Mehmed Bey, gerek Kayseri’den ayrılmış olan Sultan Baybars’tan yardım alma ihtimâlinin yok olması nedeniyle gerekse Moğol ordusunun kısa zaman içerisinde yeniden Anadolu’ya dönebileceği endişesiyle, Bizans İmparatoruna bir elçi yollayarak kendisine göndereceği Selçuklu şehzâdesini bekleyerek zaman kaybetmek yerine, içinde bulunduğu uygun koşulları bir an önce değerlendirerek, Konya’yı ele geçirebilmek amacıyla sâhte bir şehzâde kullanmayı da tercih etmiş olabilir.

İbn Bîbî’nin kayıtlarından Karaman oğlu Mehmed Bey’in, Eminüddîn Mîkâîl’i iknâ edebilmek amacıyla epey çaba sarf etmiş olduğu anlaşılmaktadır. İbn Bîbî, Eminüddîn Mîkâîl’in, Mehmed Bey’in bu ısrarına daha fazla dayanamayarak bir süre sonra, kendisine gönderilmiş olan habercileri öldürtmüş olduğunu belirtmiştir.

Eminüddîn Mîkâîl’in ne zaman öldürüldüğü konusunda kaynaklarda kesin bir tarih belirtilmemiş olmakla birlikte, Karaman oğullarının 675 yılı Zilhiccesinin 7. veya 9. günü, milâdî olarak 12 veya 14 Mayıs 1277 tarihinde Konya’yı ele geçirmelerinden birkaç gün sonra, hayatını yitirmiş olduğu anlaşılmaktadır.

II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in saltanat döneminde istifâ divânında göreve başlamış olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz Eminüddîn Mîkâîl’in 7 ile 10 yaşları arasında gulâm sistemine dâhil olduğunu düşünürsek ve ayrıca on beş ile yirmi yıl arasında bir eğitim sürecinden geçmiş olduğunu hesaba katarsak, kendisinin hayatını kaybettiği sırada 60 ile 65 yaşları arasında olduğunu söyleyebiliriz.

Çağdaş kaynaklarda Eminüddîn Mîkâîl’in mezarı ile ilgili olarak herhangi bir bilgi mevcut olmamakla birlikte, M. Ferit ve M. Mesut birlikte hazırlamış oldukları kitapta, Lârende mescidinin güneyinde bulunan ve Sahip Fahreddîn Ali tarafından yaptırılmış olan Hânkah kapısının sağında, kapalı bir kemerin altında bulunan mezarın, Eminüddîn Mîkâîl’e âit olabileceği ihtimâlini dile getirmişlerdir . Zaman içerisinde mütevazi bir türbeye dönüştürülmüş olduğu anlaşılan bu mezarın, sonraki dönemlerde caddenin yenilenmesi esnasında kaldırılmış olduğu belirtilmiştir.

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi

Kaynak: acikarsiv.ankara.edu.tr/eng/browse/25207/CemBOZtez.pdf[/otw_shortcode_content_toggle]

Kategoriler
Sivrihisar'da Yetişen Ünlüler

Müderris Ali Feyzi Efendi

 

Holantalı (Kayakent) olup, Yörmede (Gümüşkonak) ve Holanta da müderrislik yapmıştır. Alim ve şair bir zattır. H.1318 de vefat etmiştir.

Bu zatın soyundan  Arif Pâkin, (PAKSOY) çocukları ve torunları Kayakenttedirler.

.

.

Ali Feyzi Efendinin Sivrihisar müftüsü Hasan Kamil için yazdığı şiir

Masiva kaydından azadın huda gördü sevab

İrciî emrine ram ol deyu geldi hitab

Ruhu pakin istedi mevlâ bu zat-ı pakden

Daveti Rahmana karşı duramaz şeyhü şab

Sine suzan olarak talipleri kodu bu gün

Zir’i hake azm eder misli grubu afitab

Namu vâlâsı Hasan Kamil dediler

Fatiha bahş eylesun herkes bîhisab

Feyziye tarihini söyle dümui ayn ile

İşbu 1302 de etti ukbaya şitap

 

* * *

Lugat:

Müderris, Osmanlı Devleti ve Selçuklular’da devlet ve toplum yapısında günümüz üniversite öğretim üyesine karşılık olarak kullanılan bir kavramdır. Medreselerde eğitim veren öğretim üyeliğinin bugünkü tam karşılığı profesörlük ünvanıdır.

Arapçada “ders” masdarından gelen müderris kelimesi, ders veren öğretmen ve ders vermeye yetkili ilim sâhibi kimse mânâsındadır.

İrfan: Bilgi, zeka ve deneyle oluşan zihin olgunluğu. Gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziş varış, gerçeği sezme, kavrama gücü. Dini gerçek ve sırları biliş. Bilmek, anlayış, tecrübe ve zekadan ileri gelen zihni kemal. İrfan kelimesi Arapça kökenlidir. Aslen kültür kelimesi ile aynı mahiyette değildir. Kültür, belirli bir yer ve durumdaki topluluk yahut yaşantının ifadesidir. İrfan ise bu mananın daha üstündedir.

* * *

Sivrihisar’ın Yetiştirdiği Ünlüler
Sivrihisarda Yetişen Büyükler
Sivrihisar Tarihi – Tahsin Özalp