Kategoriler
Genel

Milli Mücadelede Sivrihisar

KURTULUŞ SAVAŞINDA SİVRİHİSAR

Milli Mücadele’de düşman işgaline uğrayan yörelerimizden biri de Sivrihisar yöresidir. Mondros Mütarekesi sonrasında Sivrihisar, stratejik bir merkez olarak hem siyasi hem askeri birçok olaya sahne olmuştur. Ankara ve Eskişehir gibi Milli Mücadelenin iki önemli merkezine yakın bir konuma sahip olan Sivrihisar; önce İngiliz Kontrol Kıtaları tarafından işgal edilen Eskişehir’in kurtarılması amacıyla gerçekleşen I.ve II. Eskişehir Harekâtlarında, sonra da Kütahya-Eskişehir Muharebelerinin sonucunda Yunan işgal kuvvetlerinin ileri harekatı sırasında önemli bir merkez olarak milli kuvvetlere kucak açmıştır. Siyasi gelişmeler karşısında ilk andan itibaren milli kuvvetler safında yer alarak, zaferin kazanılmasına kadar bu durumunu muhafaza etmiştir.

Milli Mücadelenin ilk günlerinde Eskişehir’deki İngiliz birliklerine karşı gerçekleştirilecek harekât için 13 Eylül 1919’da Sivrihisar’a gelen Ali Fuat Paşa, Sivas’ta Kongre Heyet-i Merkeziyesi’ne 14 Eylül’de çektiği telgrafta, maiyetindeki müfreze ile Sivrihisar’a geldiğini ve her tarafta çok iyi karşılandığını; buradan birkaç bin “millî efrad” alarak, Eskişehir’e hareket edeceğini bildirdi. Öte yandan aynı gün Eskişehir’deki Kolordu Kumandanı Kiraz Hamdi Paşa; Harbiye Nezaretine çektiği telgrafta, Sivrihisar ve Haymana taraflarında milli teşkilatlar kurulduğunu ve bu teşkilatların günden güne güçlendiklerini bildiriyordu.

Bu arada Milli Mücadele’nin en kritik günlerinde, Sivrihisar ileri gelenleri, Sivas Umumî Kongre Heyeti’nin İstanbul’daki Damat Ferit Paşa hükümeti ile münasebeti kesme kararına uyarak; Eskişehir, İstanbul Hükümeti ile ilişkilerini kesinceye kadar bağımsız kalacaklarını bildirdiler. Bu durumla ilgili olarak da İstanbul Hükümeti yanlısı Kolordu Kumandanı Kiraz Hamdi Paşa, Eskişehir’den Harbiye Nezaretine gönderdiği yazıda durumu şöyle bildiriyordu: “Eskişehir Sancağı’nın Mihalıçcık ve Sivrihisar kazaları da kongre mukarreratına tabiiyetle, merkez Liva ile alâkalarını kesmişlerdir. Sivrihisar ellerindedir”. Hamdi Paşa’nın büyük bir telaşla İstanbul’a bildirdiği bu durum, bölgeye hakim olma açısından son derece önemli bir gelişme idi. Bu fiili durum karşısında İstanbul hükümeti yanlısı Eskişehir Mutasarrıfı Hilmi ve Kolordu Kumandanı Hamdi Paşa’nın cesaretleri büsbütün kırılmıştı.

Öte yandan Ali Fuat Paşa Eskişehir ve çevresindeki durumla ilgili, 20/21 eylül tarihli raporunda; Mihalıççık, Mahmûdiye ve Seyitgazi milli müfrezelerinin yanında, Sivrihisar milli müfrezesinin de katıldığı bir kuvvetle Eskişehir’in doğusunu tuttuklarını belirtmektedir. Aynı şekilde, Eskişehir’deki ingiliz birliklerine karşı Eskişehir dışında ulusal harekatı muhakkak bir surette kabul ettirecek ve şehri süratle sarabilecek kudret ve kuvvete millî müfrezelerle halk kitlelerinin katılmasını sağlayacaktı. Teşkilatın merkezi Sivrihisar olacaktı ve bu teşkilat Sivrihisar’dan yönetilecekti. Nitekim Sivrihisar müfrezelerinin de katkılarıyla gerçekleşen Eskişehir harekatlarıyla, İngilizler Eskişehir’den çıkarılmışlardı. Bu arada Sivas Kongresi günlerinde Mihalıççık ve Seyitgazi ile birlikte Sivrihisar Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti de oluşturulmuş ve cemiyet, faaliyetlerine başlamıştı. 

[otw_shortcode_content_toggle title=”Yapılan seçimlere katılan diğer adaylar ve aldıkları oylar şöyleydi: » tıklayın” opened=”closed”]

Çerkezzâde Ahmet Efendi 58, Köfterzade Ahmet Efendi 49, Müftü Mehmet Ali Efendi 48, Bölük Emini Süleyman Efendi 41, Sarının Hacı Ali Ağa 38, Kuzadzade Hacı Halil İbrahim Ağa 37, Sabık Kaymakam Rıfat Bey 25, Zayimzade Hacı Ali Ağa 23, Hacı Kösezade Mustafa Efendi 22, Potuoğlu Abidin Efendi 19, Berber Hacı Ahmet Ağa 14, Sölpükzade Ali Efendi 12, Boyacıoğlu Mustafa Efendi 11

(Tahsin Özalp, Sivrihisar Tarihi, Eskişehir 1960, s.171.)

[/otw_shortcode_content_toggle]

Kütahya Eskişehir Muharebelerinin kaybedilmesi üzerine 15 Ağustos 1921 tarihinde durgun ve sıcak bir havada ilerleyen Yunan kuvvetleri, Sivrihisar’ı işgal ettiler. 18 Ağustos’ta da Yunan karargahı Sivrihisar’a geldi.

Sakarya Savaşı sonuna kadar Yunan işgalinde kalan Sivrihisar’a, savaşı müteakip, 13 Eylül 1921 günü Türk atlıları bir baskın yaptılar ve 400 esir Türk erini kurtardılar. İki Yunan doktor, Yunan hastaları ve erleri esir alındı. 15 Eylül 1921 günü Yunan kuvvetlerinin saldırısı üzerine Türk kuvvetleri Sivrihisar’ı terk ettiler. Ancak 20 Eylül 1921’de bir Süvari bölüğü tarafından Sivrihisar yeniden Türk kuvvetlerinin eline geçti. 6 Ekim 1921 tarihinde de Batı Cephesi Karargahı, Polatlı’dan Sivrihisar’a nakledildi. Bu tarihten itibaren Sivrihisar, bölgedeki işgal kuvvetlerine karşı girişilecek harekâtta, merkezî konumunu muhafaza etti.

Milli Mücadele tarihinde Sivrihisar, ilk defa Ankara dışında bir Heyet-i Vekile (Bakanlar Kurulu) toplantısına ev sahipliği yapmakla da ayrı bir öneme sahiptir. Zira Yunan ileri harekatı sırasında Meclisin Kayseri’ye taşınması bile düşünülmüşken, böyle bir toplantının Sivrihisar’da yapılması, koşulların değiştiğini, zaferin yakın olduğunu gösterdiği gibi ordu ve halk üzerinde olumlu bir etki de yaratmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısı üzerine 25 Mart 1922 günü Sivrihisar’a gelen Heyet-i Vekile üyeleri halk ve askerler tarafından karşılanmıştır. Burada İtilaf Devletlerinin 22 Mart tarihli ateşkes önerisine verilecek cevap tartışılmıştır. Diğer yandan Sivrihisar aynı günlerde çok önemli iki konuğu ağırlamıştır. 28 Mart 1922 günü Sovyet Rusya Elçisi Aralov ve Azerbaycan Elçisi Abilov, Polatlı’dan Sivrihisar’a gelerek M.Kemal Paşa tarafından resmi törenle karşılandılar. Geceyi Sivrihisar’da geçiren konuklar ertesi gün Sivrihisar’da bir okulu ziyaret ederek, öğrencilerin Mustafa Kemal Paşa hakkında söyledikleri şarkıları dinleyip, öğretmenlerini ödüllendirdiler. Öğleden sonra da Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Sivrihisar’dan ayrıldılar.

Sivrihisarlıların Kuva-yı Milliye’nin ikmali hususundaki katkılarını ise şöyle özetlemek mümkündür:

1-Sivrihisar halkı tarafından 50 kişilik bir müfreze teşkil edilmiştir. Her türlü ikmali Sivrihisarlılar tarafından yapılan bu müfreze; kaza ve civarının güvenliğinin sağlanmasına çalıştığı gibi, İngilizlerin Eskişehir’den uzaklaştırılmasında ve Bolu İsyanı’nın bastırılmasında da üstün hizmetlerde bulunmuştur.

2-Batı Cephesi Komutanlığının göreve başladığı esnada Sivrihisarlılar, 35 bin lira nakit para yardımı yapmakla, yardımın en güzel örneğini vermişlerdir. Daha sonraki günlerde bu yardımlar devam etmiş, 500 adet mavzer tüfeği ve 43 at (koşumlarıyla beraber) askerimize hediye edilmiştir.

3-Bütün Anadolu’ya örnek olmak üzere Sivrihisar ismi ile bir uçak satın alınarak Türk ordusuna bağışlanmıştır (18 Haziran 1921).

4-Halkın ulusal hareket lehindeki çalışmalarını öğrenen düşman, en feci zulüm ve vahşeti yaparak, Sivrihisar’ın köylerinin tamamına yakınını tümüyle yakmış, 150 bin koyun ile 40 bin sığırı ve çok miktarda eşyayı gasp etmiştir.

Halk, uğradığı zulüm ve vahşetlerden asla ümitsizliğe kapılmamış; evlatlarını cepheye göndermiş olan ihtiyar ana ve babalar, omuzlarında ordunun günlük ihtiyaçlarını taşıma isini üstlenmişlerdir. Bu arada bir yıl süreyle Sivrihisar merkezinde karargah kuran 3. Kolordu’nun bütün subay ve erlerine halk, yaralı gönüllerini açmış; gerektiğinde kendi yiyecek ve içeceklerini onlarla paylaşmıştır.

5-Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne 50 bin lira gönderilmiştir.

6-Ordunun taşımacılıkta kullandığı zayıf hayvanlar, düşman tarafından yakılan köylerin halkına dağıtılmıştır. Köylü bu hayvanları besleyerek işe yarar hale getirmiştir. Bunlar, Büyük Taarruz esnasında, 500 araba ile 2. Ordunun emrinde önemli nakliye hizmetinde bulunmuşlardır.

7-Ocak 1921-Temmuz 1921 tarihleri arasında Hilal-i Ahmer (Kızılay) tarafından düzenlenen bağış kampanyası dolayısıyla Sivrihisar İlçesinden 6.000 Krş. Ankara’ya gönderilmiştir.

Sivrihisar’ın Türk Milli mücadelesine katkıları bağlamında iki önemli şahsiyeti de mutlaka zikretmek gerekir. Bunlardan biri, Mehmet Niyazi (Çamoğlu) Efendi’dir. 1863’te Sivrihisar’da doğan Mehmet Niyazi Bey, Çamzade Hacı Ahmet Efendi’nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini medresede tamamladıktan sonra ticaretle meşgul oldu ve yöresinde hayvan yetiştiriciliği yaptı. Bu arada Liva Meclisi ve İdare Heyetinde üye olarak bulundu. TBMM’nin I. Döneminde Eskişehir’den Milletvekili seçilerek 23 Nisan 1920’de açılışına katıldı. Mecliste İktisat Komisyonunda çalıştı. 26 Ocak 1922’de Harp Encümeni kararıyla ordu geri hizmetlerine gözetim ve yardım için izinli sayıldı. Üç ay batı cephesindeki askerin iaşe işlerine yardımcı oldu. Milletvekilliği sona erince Eskişehir’e dönerek işleriyle meşgul oldu. 20 Kasım 1945’te İstanbul’da öldü. Evli ve iki çocuk babası idi.

Diğer önemli şahsiyet ise Sivrihisar Müftüsü Mehmet Ali Niyazi Efendi’dir. 1873’te Sivrihisar’da doğan Niyazi Efendi, Helvacızde Müftü Osman Efendi’nin oğludur. İlk ve orta öğrenimini Sivrihisar’da yaptı. Daha sonra İstanbul’a giderek öğrenimini tamamladı. Öğrenimi sonrasında 1908’de Sivrihisar Ziyaiye Medresesi’nde müderris olarak göreve başladı. Bu görevde iken, 7 Mart 1909’da Sivrihisar Müftülüğü’ne atandı. Milli Mücadele’nin ilk günlerinde milli harekata katıldı. Kuvay-i Milliye’nin ikmali hususunda önemli hizmetleri oldu. Ankara Fetvası’nı tasdik ederek ulusal direnişin dinî yönden de meşru olduğunu halka duyurdu.19 Nisan 1930’da görevde iken vefat etti. Sivrihisar mezarlığına defnedildi. Ailesi, “Erdoğan” soyadını aldı.

Yunanlılar, 15 Ağustos 1921 tarihinde Sivrihisar ilçesinin merkezini işgal etmişlerdi. Görgü tanıklarının ifadelerine göre işgal olayı şöyle gerçekleşti: “Düşmanın öncü süvarileri, Musalla önüne geldiler. Kazanın ileri gelenlerinden ordumuz hakkında bilgi almak istedikleri sırada, Sakarya istikametine çekilen birliklerimizin artçıları tarafından Tombakkaya mevkinden yapılan birkaç el silah atışına hedef oldular. Buna kızan Yunan süvarileri, kaza eşrafından Hekimin Osman, Salim Hoca ve halktan birkaç kişiyi rehin alarak gittiler. Bilahare bu kişileri serbest bıraktılar. Düşman, kazayı işgal ettikten sonra kolordu karargahını ve hastanesini ilçeye yerleştirme çabasına koyuldu.

Ordumuzla Ankara’ya giden Belediye Başkanına vekalet etmekte olan Hekimin Osman’dan bu amaca uygun bir yer istediler. Tenekeli mektep ve diğer okulları hastane; Biçerli Hasan Bey’in evini de karargah binası olarak kullanmaya başladılar. Bu sıralarda Yunan askerlerinin yağma ve talana giriştikleri görüldü. Bu durum, yapılan temaslar sonunda, sokaklara çıkanları iki sivil Türk ile iki Yunan devriyesinin marifetiyle önlendi.

Düşman kuvvetleri Ankara istikametine doğru taburlar halinde geçiyorlar ve her geçtiği yeri harabe haline çeviriyorlardı. Para ve altın almak için insanlık dışı işkenceler ızdırap kaynağı oluyordu. İşgal olayının görgü tanıklarından İsmail Hakkı BİÇER (Sivrihisar-1907 doğumlu) de şunları anlatır:

… Kurban Bayramı’nın birinci günü, kümelisi geldi gavurun, bu kumlu yoldan. Gördük, toplar, tüfekler hepsi geldi… Sivrihisar işgal oldu… Yunan ordusu buradan Polatlı’ya giderken o kadar ümitliydiler ki, hemen bir gün sonra işgal edecekler Ankara’yı. O kadar ümitliydiler. “O Kemal’i (Mustafa Kemal Atatürk) yakalayacağız, O’nu öldüreceğiz, bu harbin sebebi bu”. Türkçe bilen Ermeni ve Rumlar da asker olmuş Yunan’a. Köylerde Yunan askeri halka çok işkence yapmışlar. Burada da oldu… Bana bile eziyet ettiler. Bizim bir ufak bağımız vardı. Aşağıda Kanlı Kavak mevkiinde. Kimse yok bende, baba anne yok bende, babam şehit, annem ben küçükken ölmüş. Sadece babaannem vardı. O da 80-90 yaşlarında. Oğlum, ağzım kurudu… Git şu bağa biraz üzüm getir dedi… Neyse gittim vardım bağa, belki 25-30 gavur var bağın içinde. Bağın altını üstüne getirmişler… Bir kurşun attılar, “cızırt” dedi geçti, değmedi amma, dikildim kaldım. Biri silahı ile geldi, biri de onun arkasından geldi. O silahın dipçiği var ya bir vurdu bana. Ben aldırmadım. Fakat bir daha vurunca ben göçtüm, ondan sonra silkiverdim üzümü, alın kafirler yiyin diye… Biz yokken eve girmişler. Fakir evinde ne olur, yufka ekmeğini döke saça almış gitmişler..” İşgalin 33′üncü günü, Yunan mevzilerinden sızarak, ilçeye gelmeyi başaran 60-70 civarında Türk Akıncı Müfrezesi, güneyden ve Şinşırak Kayası’ndan düşmanı çevirme hareketine koyuldular. Sokaklarda amansız bir vuruşma olmuştur. Sonunda yenilgiye uğrayan düşman, panik halinde Dümrek Köyü istikametine kaçmıştır. Bu vuruşma esnasında çok sayıda Yunan askeri öldürülmüş, Türk Akıncı Müfrezesi ise bir şehit vermiştir.

Bir avuç Türk’ten yediği darbe, düşmanı çılgına çevirmiştir. Bu yüzden, Akıncı Müfrezesinin şehirden ayrılmasıyla birlikte Yunanlılar pür hiddet Sivrihisar’ı tekrar işgal etmişlerdir. İlçe merkezini topa tutup yakmak girişiminde bulunmuşlar; ancak Yunan ordusunda görevli bir doktor ile 16 civarındaki yaralının, Akıncı Müfrezesi’nin Sivrihisarlılarla ilgisinin bulunmadığını, onların dışarıdan geldiklerini açıklamaları üzerine şehir merkezi yakılıp yıkılmaktan kurtulmuştur. Bununla birlikte Sivrihisar ilçesi halkı, Yunan işkence ve hakaretine maruz kalmıştır. Ayrıca, eşyaları ve erzakları Yunan askerlerince yağmalanmıştır. Yunan ordusunun zulüm ve vahşetine maruz kalan Sivrihisar köyleri de şunlardır:
Ağaören, Aşağıbağçecik, Atlas, Ayvalı, Babadat, Ballıhisar, Bedil, Çakmak Çardaközü, Çaykoz, Damlıca, Demirci, Devletşah (Dolaca), Dinek, Doğray, Dürmek, Elcik, Gecek, Gerenli, Güvemli, Gerenli, Hamamkarahisar, Holanta, İbikseydi, İcadiye, İzören, İmikler, Siliban, Kabak, Karaburhan, Karacören Yaylası, Karaçam, Karabat, Karakaya, Karkın, Kavacık, Kaymaz, Kertek, Kınık, Kıratlı, Kızılcaören, Koçaş, Koçcağız, Kotlan, Kürtün, Kozağacı, Mercan, Mülk, Hortu, Oğlakçı, Okçu, Ortaklar, Orhaniye, Reşadiye, Sadıkbağı, Paşakadın, Sürez, Tekören, Tekke, Yaverören, Yazır, Türkmenmecidiye, Yörme, Zaferhamit, Zey.

Sivrihisar’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulması ile ilgili olarak 17 Ekim 1919’da yapılan seçimlerde; Evliyazade Salim Efendi 161, Çamzade Mehmet Efendi 160, Emir Eyyüp oğlu Mustafa Efendi 138, Bekir Beyzade İbrahim Bey 80, Amasyalızade Talat Bey 61 oy alarak “Heyet-i idare”yi oluşturmuşlardır.

Milli Mücadele esnasında 195 şehit veren Sivrihisar halkı, Kurtuluş Savaşı esnasında özellikle Kuvay-i Milliye’nin ikmali konusunda örnek davranışlar sergilemiş, unutulmaz hizmetler sunmuştur.

İtilaf devletlerinin Anadolu’ya çıkışını müteakip bir çok din adamı meyanında Mehmet Akif’in Sivrihisar Ulu Camide çarpıcı misallerle gelen kuvvetlerin kesif propagandaları aksine halife ordusu değil, yunan ordusu olduğunu hamidiye köyüne gönderilecek bir kaç gençle durumun açıklığa kavuşturulacağı ikazına rağmen yıllarca Osmanlıya tabi yunanın buna cüret edemeyeceği inanç ve özgüveni içinde istila ordusunu halife ordusu diye kabul edenlerin olduğu anlaşılıyor.

Vatan Müdafaasında Sivrihisar

Sivrihisarlılar tarihten günümüze vatan müdafaasında her zaman şerefli yerlerini almışlar ve alacaklardır. İstiklal savaşında şehid ve gazi babaların çocukları olarak bize kalan madalyalarını şerefle gelecek kuşaklara onlara layık olmak azmi ve kararı ile devir edeceğimiz muhakkaktır. Araştırmacı Ahmet ATUK’dan Milli Savunma Bakanlığı kayıtlarına dayanan bilgilere ve uzmanların ifadesine göre Çanakkale savaşlarında ve diğerlerinde bazen bir bölük hatta alay efradı toptan şehit olmakla askere gidip dönmeyen ve kimlikleri tesbit edilmeyen şehitler bu sayıya dahil olmadığı kanaati yaygındır.

Milli Mücadele’nin ilk günlerinden itibaren Sivrihisarlılar, sergiledikleri vatanseverlikle, bu kutsal mücadelenin kazanılmasında önemli bir rol oynamışlar; savaşın bütün acımasızlığı ve vahşeti karşısında ortaya koydukları asil davranışla da, Milli Mücadele tarihimizde hak ettikleri yeri almışlardır.

Sivrihisar’da Yunan Vahşet ve Zulmü >

cumhur
KAYNAKÇA:
1- Tahsin Özalp, Sivrihisar Tarihi, Eskişehir 1960 ve ESKİŞEHİR Eskişehir İl Yıllığı – 1967
2- Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C. III Ankara 1995
3- Ahmet Atmaca-E. Küçükaslan, Sivrihisar ve Köylerinde Yunan Mezalimi, T.B.M.M. Zabıt Cerideleri
4- Dr.Halime Doğru, 15. ve 16. Yüzyıllarda Sivrihisar Nahiyesi-1997
5- Orhan Keskin, Bütün Yönleriyle Sivrihisar, İstanbul 2001
6- Ali Sarıkoyuncu, S.Önder, M. Erşan, Milli Mücadelede Eskişehir, 2002
7- Eskişehir Valiliği ESKİyeni Dergisi 2010
8- Eski Bir Şehrin Hikayesi Sh.38 – Doç.Dr. Zafer KOYLU – Melis BİRGÜN Ağustos 2015
9- Sivrihisar Eğitim Vakfı, Burası Sivrihisar – 2016 Sivrihisarın Tarihçesi
10- Ahmet Kılıçaslan – Sivrihisar Örf ve Adetleri – 1997

Kategoriler
Genel

Sivrihisar Ermenileri

1853-56 Kırım Savaşında, padişah Abdülmecid fermanı ile Kırım ve Kafkasya’dan göçmen olarak, Sivrihisar’a yerleşen Ermeniler toplam 4177 kişi olup 360 hane mevcuttu. Sivrihisar’ın kuzeyine Hisar ile Baba çeşmesi arasına Yazıcıoğlu kalesi ve kayalığın eteklerine yerleşmişler. 1916 yılında topluca Suriye’ye dönüyorlar. Oradan da pek çoğu Fransa ve Marsilya’da yerleşmişlerdir. Az sayıda da olsa İstanbul’da varlığı bilinmekte.

Ermeniler Sivrihisar kültürüne ciddi katkıda bulunmuşlar. Özellikle el sanatında (kuyumculuk), terzilik (bayan), bağcılık ve yemek çeşitleri halen sürdürülmektedir. Kendi adlarını taşıyan bağ ve bağ evleri (gavurkoyu) hamamları mevcuttur. *1

Sivrihisar’ın Hristiyan mahallesinde çıkan yangında yüze yakın hanenin yanması üzerine münasip mahallere yerleştirilecek yangın zedelere gerekli yardımların yapılacağı. 23 Temmuz 1905

Telgrafnâme, Geldiği mahal: Ankara, Dahiliye Nezâret-i Celîlesi’ne

Bu gece saat altıda Sivrihisar’ın Hristiyan mahallesinde harik zuhûr ederek seksen yüz hanenin mukterik olduğu ve nüfusça iki nefer ağır surette mecrûh olup eşya ve hânece vukû‘ bulan zâyiât ile muhterik hânenin mikdar-ı hakîkîsinin ve harîkin esbâb-ı zuhûrunun bi’t-tahkik başkaca bildirileceği Sivrihisar Kaymakamlığından iş‘âr olunmasıyla harîkzedegânın münâsib mahallere hemân yerleştirilerek ve içlerinden bî-kudret olanların belediyeden ve iâneten iâşeleri ve tehvîn-i müzâyaka ve zarûretleri esbâbı istik- mâl kılınarak keyfiyetin ve netice-i tahkikatın müsâra‘aten inbâsı cevâben tebliğ kılındığı berây-ı malûmat ma‘rûzdur. Fi 10 Temmuz sene 1321 – Ankara Vâlisi Cevad *2

***

Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşamakta olan Ermenilerin dini yapıları, Osmanlı Devletinin koyduğu kurallar çerçevesinde yapılmıştır. Gayrimüslimlerin azınlıkta olmasının da etkisiyle yapıların sayısı da azdır. Osmanlı Devletinde yeniliklerin yoğun yaşandığı 19. yy.da ilan edilen fermanlarla gayrimüslimlerin hakları daha da artmıştır.

1839 Tanzimat Fermanı ve 1856 Islahat Fermanıyla Osmanlı toplumlarında gayrimüslim olan toplulukların sosyal ve siyasal statüsü değişmiştir. Osmanlı Devletinde yeniliklerin yaşandığı bu dönemde, gayrimüslimler özellikle taşrada yoğun imar faaliyetlerine başlamıştır. 19.yy.’ın ilk yarısında, yeni ve değişik bir anlayışın yönetime etkimesi yeni olayların, yeni oluşumların toplum katlarına yansımasına yol açmıştır. Bu da mimarlıkta, daha çok azınlıkların bulunduğu yörelerde, yeni kilise yapılarıyla somutlaşmıştır.

Eskişehir’de yaşayan Ermenilerden ilk bahseden ve Eskişehir Ermenileri konusunda ayrıntılı bilgi veren seyyah Paul Lucas 1705 yılında Eskişehir’e uğrar. Lucas’ın Eskişehir’den 2 kilometre uzaklıkta bir köye gittiği belirtilmektedir. Burada bir tepenin eteğinde Ermenilerin oturduğu aktarılmaktadır.

Eskişehir’e XIX. yüzyılda gelen seyyah J. Macdonald Kinneir’in ise şu anda Eskişehir’in bir ilçesi konumunda olan Sivrihisar’da o dönemde 400’ü Hristiyan olmak üzere toplam 1500 insanın yaşadığı bilgisini verdiği de aktarılmaktadır. Eskişehir ve civarına XIX. yüzyılın ikinci yarısında gelen G. Perrot’un ise Sivrihisar’da yaşamakta olan Ermenilerin varlığından bahsettiği ve Sivrihisar’da bir de Ermeni Okulu bulunduğu bilgisini verdiği belirtilmektedir.

1882 yılında Eskişehir ve civarına gelen diğer gezginler Humann ve Puchstein’in, Eskişehir’in nüfusunu bir kısmı Ermeni olmak kaydıyla 10.000, Sivrihisar’ın nüfusunu ise hane olarak. 2.000 Türk evi ve Sivrihisar’ın kuzeybatısında ise 800 hanelik bir Ermeni Mahallesi olduğu bilgisini aktardığı da belirtilmektedir. Bu rakamlardan da anlaşıldığı üzere Sivrihisar’da yaşayan Ermeniler XIX. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde sayıları iyice artmış ve artık bir Ermeni Mahallesi oluşturmuşlardır. Bölge olarak bakıldığında, 19. yy.da Ermenilerin, toplum yapısında ve çevre bölgelerin etnik yapısında önemli bir yer tuttuğu bilinmektedir.

Şemsettin Sami’nin yine aynı eserinde Sivrihisar’ın nüfusunun da 4.000’i Ermeni olmak üzere toplam 34.902 olarak aktardığı bilgisi verilir. Tüm bu veriler de gösteriyor ki Eskişehir ilinde XX. yüzyıl başlarına gelindiğinde tren yolunun da yapılmasıyla nüfus artısına paralel olarak Ermeni nüfusu da artmıştır. Ermeni nüfusun artmış olduğu bu bölgede, Sivrihisar İçesinde bulunan ve 1881 yılında yeniden inşa edilen Surp Yerortutyun Kilisesi, bir Ermeni Kilisesi olarak dikkat çekmektedir. *3

Not: Vikipedi sitesinde geçen Ermeniler ile ilgili “soykırım” “tehcir” iddiası ise tamamen yanlış ve kabul edilemez.

Sözde Ermeni Soykırımı İddialarına Tepki ve Cevap >

KAYNAKLAR:
*1- Burası Sivrihisar – Naci ŞAKAR
*2- Osmanlı Belgelerinde Sivrihisar Sh.36-37 (BOA.DH.MKT, 991/24-1)
*3- Yüksek Lisans, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı
Derleyen/Editör: Murat Sevimbay

Kategoriler
Genel

Sivrihisar Ne Zaman İlçe Oldu

Tarihinin en eski zamanlarından itibaren hep kent merkezi olan Sivrihisar, son dönemlerde ilçe olarak önce Ankara’ya, sonra da Eskişehir’e bağlanmıştır. Yani büyükken küçülmüş, küçükken büyüyen bir yer olmamıştır.

Sivrihisar, Roma döneminde gelişmiş, Bizans döneminde ise büyük bir yerleşim yeri olmuş ve Justinianapolis adını almıştır. Kent bu dönemde Hristiyanlık merkezi haline getirilmiş ve metropolitlik derecesine yükseltilmiştir.

Sultan I. Murat döneminde Osmanlı Devleti sınırlarına dahil edilen Sivrihisar, 1684 yılında Kaza haline getirilmiştir.

Kaynaklara göre, Sivrihisar ilçesi Etiler, Frigler, Roma, Bizans, Selçuklu dönemleri ile Bayezit ve Kanuni döneminde vilayet merkezi; 17. yy’a kadar Bursa Hüdavendigar sancağına bağlıdır. 1845 yılında Osmanlı vilayet teşkilatının kuruluşu ile Ankara’ya, 1914 yılında ise Eskişehir sancağına bağlanmıştır.

20 Eylül 1921 yılında Yunan işgalinden kurtarılan ve Cumhuriyet devrinde 1925 yılında ilçe olarak Eskişehir iline bağlanmıştır.

Böyle köklü bir geçmişe sahip olan ilçemizin daha da küçülmemesi için yetkililerin gereken önlemi almalarını istiyoruz.

Kategoriler
Gazete Yazıları

Sivrihisar’ın işgali ve Kurtuluşu

20 Eylül Sivrihisar’ın işgali ve Kurtuluşun Safahatı

Sivrihisar’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 96. yıldönümünü kutluyoruz. Ordumuzun Sakarya gerisine çekilmesi nedeniyle Yunan ordusu; 17 Ağustos 1921 tarihine rastlayan Kurban Bayramının birinci günü Sivrihisar’ı işgal etti. Sivrihisar halkı 35 günlük işgal esnasında; eza ve şenaatin her türlüsünü yaşadı. İşgali müteakip Yunan ordusu karargâhını Sivrihisar’a yerleştirmiştir. Bir hafta sonra 40-50 kişilik TÜRK Akıncı Birliği Ballıhisar istikametinden gelerek Yunan karargâhını basmış, birçok Yunan askerini öldürüp, Dümrek istikâmetine kaçırmıştır. Baskın efeleri (1) kazadan ayrılırken halkı Ulu Cami’nin önünde toplayıp öldürdükleri yunan askerlerinin leşlerini kaldırıp, kaybedin diyerek ayrılıyorlar. Halk yunan geberiklerini kanlık dereye ve softa tepesinin altındaki yerlere gömüp kaybediyorlar. Baskın efeleri gittikten sonra ilçeye dönen karargâh birlikleri öfke içinde Kemâl Çet (M.Kemâl Paşa) buradan çıktı diyerek kazayı topa tutmak üzereyken; Belediye Başkan Vekili Hekimin Osman, efelerin baskınında kendisine sığınan ermeni asıllı doktoru yanına alıp, karargâh kumandanına; Efelerin Sivrihisar’ın içinden çıkmadığına ikna etmeleri üzerine, ilçeyi topa tutmaktan vazgeçmiştir…

Yunan ordusu, Sakarya savaşında ordumuzdan yediği darbeden sonra, Eskişehir istikâmetine kaçarken; mağlubiyetin acısını 124 pare köyümüzün tamamına yakınını yakmış, yüzlerce insanımızı katletmiş, dünyada emsali görülmedik eza ve şenaat icra etmiştir.

Sivrihisar’ın kurtuluşunda ilçeye ilk giren birlik, Kazım Karabekir Paşanın Erzurum’dan gönderdiği, Rus ve Ermenileri Kars’tan öte atan, Dadaylı Kurmay Albay Halit Bey’in komutasındaki 5. Kafkas Fırkası’dır. “Sakarya Savaşının kazanılmasında önemli rolü olan birlik” (2) Halk bu birliği bando ile karşılamış, sevinç tezahüratı göstermiştir. Bu kahraman savaşçı birlik, Ermeni evlerine yerleştirilmiş, Büyük Taarruzun hazırlıkları burada yapılmış, Sivrihisar halkı gereken müzahereti göstermiş, bağrına basmıştır… Yunan ordusu kaçarken, TÜRK Süvarilerinin yetişmesi üzerine kazayı yakma fırsatı bulamamış sadece şehrin güneyinde bulunan askerlik şubesi ile mezbahayı yakmıştır.

Sivrihisar’ın düşman işgalinden kurtuluş gününü kutlarken; İstiklâl mücadelesini başlatan ilk beşler “M.Kemal Paşa, Kâzım Karabekir Paşa, Ali Fuat Paşa, Rafet Paşa, Rauf Orbay” ve silah arkadaşlarını, Şehitlerimizi, vatanımızın bölünmez bütünlüğü uğruna Şehit olan tüm vatan evlatlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, Cenab-ı Allah’tan, milletimizi harici ve dahili düşmanlardan korumasını niyaz ediyorum.

Ahmet B. ATMACA

Sivrihisar Şehitliğinde yatan kişi Aydın Efelerindendir. Çok sayıda yunanlıyı öldürmüş, bamatlık kulübesinin mazgalından isabet eden kurşunla Şehit olmuştur.

Dadaylı Kurmay Albay Halit Bey’in Komutasındaki 5. Kafkas Fırkası, büyük taarruzda da önemli görev yapmış, yunan komutanı Trikopis 7 maiyetiyle birlikte esir almıştır.

Kategoriler
Sivrihisar Haberleri

Osmanlı Belgelerinde Dünyanın Merkezi Sivrihisar

osmanli-belgeleri-kitap-arma

KİTAP HAKKINDA

Önsöz

osmanlı-belgelerinde-sivrihisar-arkaBu kitap Sivrihisar’a aittir. Bir şehrin, bir medeniyetin, bir kültürün ve bir tarihin hikayesi ve izlerini takdim edeceğiz sizlere.

Tarihçiler genelde savaşlar, kahramanlıklar ve biyografilere odaklanır. Oysa ki tarih insanları, şehirleri ve uzak, yakın önemli konuları bizlere aktaran kayıt ve belgelerdir.

Son dönemlerde bu hal yön değiştiriyor. Sosyal ve yerel tarih araştırmaları ciddi oranda artıyor. Bu bağlamda şehirlerin hayat hikayeleri de okuyucuların dikkatine sunuluyor.

Şehir tarihleri bize sadece geçmişi anlatmıyor. Geleceğe dair zengin malzeme sunuyor.

Bizde bu düşünceyle kendimizi daha doğru tanıtabilmek hatta pek çok bilinmeyenleri gün ışığına çıkarmak için Sivrihisar’ı seçtik.

Niçin Sivrihisar ?
İlk çağlarda Sivrihisar ve çevresinin TRAK asıllı bir kavmin yaşadığı tarihi kaynaklarda belirtilen yazılı ve belgeli bilgiler ( M.Ö. 1300-600) yıllarında, buranın Etilerden başlayarak “Salipa” , “Spalya” , “Abnustula” , “Justiniapolis” Kazvini tarihinde “Sibrihisar” daha sonra “Seferihisar” (cephelere çok asker gönderdiği için) “Amuriy” ve “Mamuriye” isimlerini almıştır. Şehrin bulunduğu coğrafyada Lidyalılar, Frigler, Hititler, Roma ve Bizanslar daha sonra 1071’de Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Türkler tarafından uç beyliği olarak Selçuklu, İlhanlı, Orhangazi tarafından 1334 yılında Osmanlı İmparatorluğunun çok önemli yerleşim yerlerinden birisi olmuştur. Özellikle Selçuklu Döneminde adeta Eyalet Merkezi gibi önemsenmiş barındırdığı imar ve eğitim değerleriyle bunu ispatlamıştır.

Dünyaca bilinen ve önemsenen Frig Vadisi, Kütahya, Afyon, Seyitgazi ve Han’dan sonra Sivrihisar bölgesinde devam eder. Adı geçen bölge aynı zamanda kral yolu olarak bilinmektedir. Sivrihisar bu güzergahta Friglerin mitolojik ana kraliçesi Kybele’nin (Manga matar) memleketi Pessinus, dönemin haç ve ticaret merkezi idi. Pessinus’tan sonra Kybele’nin oğlu olan Kral Midas’ın yerleşimi başlar ki, Sivrihisar Balkayası olarak bilinen bölge, Midas’ın yazlık yaşam yeri olarak bilinirken, bu vadide besin amaçlı at yetiştiriciliğinin yapıldığı belgeleriyle görülmektedir.

Sivrihisar ezelden bu yana eğitime verdiği önemle ünlüdür. Selçuklu ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde, şehir merkezindeki 14 medresede yetişen ve döneme damga vuran ilim, bilim, filozof, halk ve hak alimleriyle ün kazanmıştır. Her biri alanında dünyaca tanınan, Yunus Emre ve Nasrettin Hoca gibi büyüklerimiz, sadece yaşadıkları topraklarda değil, bütün insanlık alemine kuvvetli mesajlar vermişlerdir.

osmanlı-belgelerinde-sivrihisar-nasrettin-hocaDoğumunun 750. Yılı kabul edilen 1991 yılını UNESCO “Dünya Sevgi Yılı” ilan ederek bu toprakları onurlandırmıştır. Yunus Emre Hazretleri “Gelin tanış olalım işi kolay kılalım, sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz.” ifadesiyle sevginin önemini asırlar öncesinde dile getirmişti. Tüm alemi güldürürken, aslında insanların düşünmelerini sağlayan dünyada benzeri olmayan filozof Nasreddin Hocamızın anayurdu da Sivrihisar’dır.

Anadolu’nun ilim ve irfan merkezi olan Sivrihisar medreselerinde yetişen, Osmanlı İmparatorluğu döneminde vezir, kadı ve İstanbul medreselerine müderris yetiştiren, varlıkları halen anılan ve ünleri sınırlarımızı aşan İrfaniye, Cafer-i Tayyar, Seyit Nureddin, Alemşah, Sofi Bey ve Aziziye Medreselerinde yetişenler devlete istikamet vererek mühim mevkilerde bulunmaktadır. İstanbul’un fethi öncesinde, Sultan Mehmet Han tarafından fetih seferine ne zaman çıkılması konusunda görüş ve fetvası (o dönemde şeyhülislam kurumu olmadığından) istenen fetihten sonra İstanbul’un ilk kadısı olan, Fatih Sultan Mehmet’i bir konuda kendi huzurunda muhakeme eden ve haksız bulan, görevi süresince hak ve adaletten taviz vermeyen başarısından dolayı Sultan tarafından kendisine arpalık olarak köy bağışlanan (günümüz Kadıköy) Nasreddin Hocanın torunlarından, Sivrihisar’daki İrfaniye medresesinin kurucusu Hızır Bey Çelebi’nin memleketi keza Sivrihisar’dır.

Sultanahmet Camisinin ibadete açılışı sırasında, padişah tarafından cami anahtarı kendisine verilen ve camiyi açan, ilk hutbesiyle Galata Kilise papazının kelime-i şehadet getirip Müslüman olmasına vesile olan, 7 padişah yönetiminde yaşayan, Aziz Mahmud Hüdai Hazretlerinin yurdu da Sivrihisar’dır.

Her biri ayrı ayrı kıymet olan Kara Hayrettin Paşa, Seyyid Şeyh Mahmud, Şeyh Abdulvehhab, Seyyid Şeyh Osman Afif Sivrihisari, Sinan Paşa, Selman-el Farisi, Şeyh Baba Yusuf, Seyyid Nureddin ve Cumhuriyet Döneminin edebiyat ustalarından Prof. Mehmet KAPLAN’m hayat hikayeleri Sivrihisar’la örtüşmektedir.

Görüldüğü gibi tarih boyunca pek çok değere ev sahipliği yapan Sivrihisar, hak ettiği yere gelememiş, kutlu mazisi yeterince tanıtılamamıştır. Bu durumda kendi vebal ve kusurlarımızın varlığını kabul ederek çalışmaya koyulduk ve Osmanlı Belgelerinden oluşan kitabımızı hazırladık. Çalışmalarımızda emeği geçen herkese en içten dileklerimizle teşekkür ediyoruz.

Sivrihisar Eğitim Kültür ve Dayanışma Vakfı
Yönetim Kurulu

Sunuş

osmanlı-belgelerinde-sivrihisar-icTarih süresince pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Sivrihisar, Anadolu’nun ilk yerleşim yerlerinden olma özelliği sonucu, yönetim, eğitim, kültür, askeri ve sosyal yönden hep ilk sıralarda yer almıştır. Anadoluyu aydınlatan Alim, Ulema, düşünür ve devlet yöneticilerinin diyarı olan Sivrihisar’ın ülke topraklarındaki yeri tartışılmaz.

Kitabımızın kapak ismini bilinçli seçtik. Hemşerimiz filozof Nasrettin Hoca’ya sormuşlar, Dünyanın merkezi neresidir diye, cevap olarak Karakaçan’ın ön ayağının bastığı yer, Dünyanın merkezidir inanmıyorsanız ölçün demiştir.

Günümüz toplumlarının ulaşmayı amaçladıkları, ancak henüz yeterince mesafe alamadıkları “farklılıklarla birlikte hoşgörü içinde yaşama” kültürünün, Sivrihisar’da hayata geçirildiği çalışmada yer alan belgelerin incelenmesiyle bir kere daha anlaşılmaktadır.

Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yerel tarih çalışmalarında bir artış gözlenmektedir. Bu cümleden Sivrihisar Eğitim Vakfı olarak üstümüze düşen görevlerden biri de Sivrihisar’ımızın tarihi geçmiş ve birikimini günümüz kuşaklarına aktarmaktır. Bu görevin bir gereği olarak “Tarihin Canlı İzleriyle Sivrihisar” isimli çalışmaya başlamıştık. Elinizdeki bu çalışma ile de Sivrihisar’ın zengin ve köklü bir tarihi geçmişe sahip olduğuna tanıklık etmiş olacaksınız.

Belgeleri incelediğimizde Sivrihisar ve Sivrihisarlıların özellikleri hakkında üzerinde durmamız gereken birçok başlık olduğunu görmenin yanında, bilhassa hemşehrilerimizin asil özelliklerinden olan yardımseverlikleri ve hoşgörü çıtalarının yüksekliğine değinmek istiyoruz.

Eğer uygarlık, medeni olmakla ölçülüyorsa o zaman Sivrihisar’ın değeri insana saygı, mağdura ve mazluma kucak açısındaki gönül coşkusu bu şehrin tarihine işlenmiştir. Öyle ki Kurtuluş Savaş’ında cephedeki kahraman askerimizin ayağına çorap, ekmeğine katık veren ailenin, eri ayrı eşi ayrı maddi katkıda bulunan aralarında topladıkları 4000 TL. ile uçak satın alıp, şanlı ordumuza armağan eden. Ulu Önderimiz Atatürk’ün methiyesine mazhar olan benzeri pek çok hizmetleriyle ecdadımızın davranışları tarihe kazınmış olan Sivrihisarlı olmakla yerinde bir övgüyü hak etmişiz.

Elinizdeki bu çalışma Osmanlı arşivinde mevcut belge külliyatlarından özenle seçilmiş 1520-1920 yıllar arasındaki tarih dilimize ait Sivrihisar ve çevresinin ekonomik, siyasi, askeri, sosyal, kültürel, ticari, özellikle eğitim konuları hakkında bize heyecan verici bilgiler sunmaktadır.

Bu değerli belgeleri ortaya çıkararak ecdadımıza olan borcumuzun küçük bir kısmını ödemeyi amaçladık.

Uzun süren araştırmalar sonucu bu çalışmayı hazırlayıp, okuyucularıyla buluşması imkanını sağlayan Sivrihisar Eğitim Kültür ve Dayanışma (SEV) Vakfına ve bu eserin hazırlanmasında emeği geçen Doç. Mehmet TOPAL, Prof. Dr. Ahmet KARTAL, Prof. Dr. M. Kemal BİÇERLİ, Prof. Dr. Ö. Adil ATASOY, Cahit ATIŞKAN, Araştırmacı İskender TÜRE, Beyhan ATMACA, Doç. Dr. M. Mahur TULUM, Ahmet Bican ATMACA, Mütevelli Temsilcimiz Orhan KESKİN, Nur Ceyda ÇINAR, Bekir KALIR, Sezgin DEMİR, Murat BARIŞ, Mustafa KARA, Hakan BESLER, Yasin ATIŞKAN, Ziya KANDİLCİ, Ali KILIÇASLAN, İrfan ÜNVER ve Yurdagül BENUĞUR’a sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

S.E.V. BAŞKANI – Naci ŞAKAR

İÇİNDEKİLER

osmanlı-belgelerinde-sivrihisar-on– ANKARA SALNAMESİNDE SİVRİHİSAR
– İDARİ YAPI-İMAR-ARKEOLOJİ
– DİNİ HAYAT-EĞİTİM
– HUKUKİ-SİYASİ-ASKERİ MESELELER
– SAĞLIK
– SİVRİHİSAR MUHACİRLERİ
– OSMANLI BÜROKRASİSİNDE SİVRİHİSARLILAR
– SİVRİHİSAR’DA SELÇUKLU İZLERİ
– TANINMIŞ ŞAHSİYETLER

Hazırlayan
Tuğba KERPİÇ

Transkribe
Hilal DOĞAN AKTAŞ
Sinan SATAR

Tashih
Ümmühani ÜNEMLİOĞLU

Editör
Doç. Dr. Mehmet TOPAL

Proje Yöneticisi
Alparslan TAŞKIRAN

Grafik Tasarım & Kapak
Barış Süslü be.net/barissuslu

Baskı
Seçil Ofset – 100. Yıl mahallesi Matbaacılar sitesi 4. Caddes No:77 Bağcılar / İstanbul

Dünyanın Merkezi Osmanlı Belgelerinde Sivrihisar‘ adlı kitabın tüm yayın hakları Sivrihisar Eğitim, Kültür ve Dayanışma Vakfı’na aittir. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir. İzinsiz çoğaltılamaz ve basılamaz.
ISBN 978-605-83261-0-1
Sivrihisar Eğitim, Kültür ve Dayanışma Vakfı Deliklitaş Mahallesi Gürman Sokak No:35 ESKİŞEHİR
Tel: 0.222 221 55 44 Fax: 0.222 221 00 27

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar Tarihi

TARİH VE MEDENİYETLERİN KESİŞTİĞİ SİVRİHİSAR

Sivrihisar’ın tarihi araştırıldığında “Kökü derin bir çınar gibi güngörmüş devirler yaşamış. Başı dik, alnı açık tarih ve kültür şehrinin” kuruluşunun Anadolu da ilk uygarlık olan Etilere kadar uzandığı görülür. Sırası ile Frigya Krallığı, Roma ve Bizanslılara ev sahipliği yapan Sivrihisar, Büyük Selçuklu Devleti ile İlhanlıların baş tacı sınırlarını koruyan güvenli vilayetlerden birisi olmuştur.

Bünyesinden yetişen Alim, Ulema ve Devlet Adamlarıyla, ünleri insanlık var oldukça anılacak değerlere sahiptir: Hemşehrisi olmakla övündüğümüz; Nasrettin Hoca, Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethinden sonra şehrin ilk kadısı ve Şehr-i Emin Hızır Çelebi, Yunus Emre, manevi önderlerden Selma-i Farisi, Şeyh Abdülvahhap, Seyyid Nureddin, Çandarlı Kara Halil, Sinan Paşa, Şeyh Baba Yusuf, Seydi Mahmud ve Aziz Mahmud Hüdai ve daha nicelerinin şehridir Sivrihisar.

SİVRİHİSAR’IN TARİHÇESİ

A- İlk Çağlarda Sivrihisar

B- Selçuklular Döneminde Sivrihisar

C– Osmanlılar Döneminde Sivrihisar

– KAYNAKÇA –

A- Eski Çağlarda Sivrihisar

AMURYUM Sivrihisar’ın 2500 sene önceki adıdır. Alpu’dan Ankara’ya kadar Sivrihisar’ı da içine alan balta girmemiş ormanlık alana “AMURYA” ormanları denirmiş. Bundan esinlenerek, Sivrihisar’a “AMURYUM” adı verilmiş. Sivrihisar adından önceki adı Seferihisar’dır. İzmir Seferihisar ile karışmaması için, sivri kayaları da olduğundan Sivrihisar olarak değiştirilmiştir. Sivrihisar adı ilk olarak 1860 yılında bölgeyi ziyaret eden Alman Şarkiyatçı Andreas David Mordtmann tarafından kullanılmıştır.

Sivrihisar, Hititler döneminde Sallpa, antik dönemde Spalya, genç Roma döneminde Abrustula, Bizans döneminde ise Justiniapolis ve bir ara Amorium adını almıştır. Kazvi-ni Tarihi’nde Sibrihisar sonra Seferihisar adı ile anılmıştır.

Etiler ve Romalılar dö­neminde Efes’ten başlayıp Pesinus’tan Boğazköy’e oradan Samsun ve Tarsus’a giden Kral Yolu Sivrihisar’ın 4 km. güneyinden geçerdi. Kaymaz’da Trikomya, Sivrihisar’da Abrustula, Ballıhisar’da Pesinus, Yörme’de Germa illeri Sivrihisar hududu içinde idi.

İLK ÇAĞLARDA SİVRİHİSAR ve ÇEVRESİ

Hititler Dönemi: Hitit imparatoru (M.Ö. 1344-1322) Şuppiluliuma’nın, Batı Anadolu’daki Arzava Krallığı na karşı yaptığı savaşa giderken, Sivrihisar’da ordusu ile kışladığı anlaşılmaktadır. Hititler döneminde Sivrihisar’ın ismi Palia veya Spalia (Spania) olarak kayıtlara geçmektedir. Palia’nın Sivrihisar‘ın yerinde kurulduğu mevki olduğu ağırlık kazanmıştır.

Trak Asıllı Bir Kavim Olduğu Tarihi Kaynaklarca İfade Edilen Frigyalılar’ın Egemenliği:  (M.Ö. 1200-700) Sivrihisar’ın batı güneyinde Yazılıkaya bölgesi yoğun Frig anıtlarının bulunduğu yerdir. Buralar Midas kenti diye anılır. Frig Krallığı’nın başkenti Midas’ın mezarının (M.Ö. 800) bulunduğu yer Sivrihisar‘a 40 km. uzaklıktadır. Anıtların üzerinde Frig yazıları olduğu için ve yazılarda Midas adı geçtiğinden, Yazılıkaya için “Midas Anıtı” denmiştir. Kaya tapınak cephesi olarak ahşap mimariyi takliden yapılmıştır.

Pessinus: Tarihte Sivrihisar ilçesinin en eski yerleşim yerlerinden biridir. Bu gün şehrin üzerinde Ballıhisar köyü bulunmaktadır. Buranın ilçeye uzaklığı 16 km. olup Sivrihisar – Konya Çeltik ilçesi yolu üzerindedir. Bir Frig şehri olup kuruluşu eski kaynaklara göre Kral Midas’a inmektedir. Antik Sard (Salihli) dan gelip Gordion’a giden kral yolu buradan geçer. Antik yolun kalıntılarını yakın zamana kadar görmek mümkündü.

IV. yüzyılda Hristiyanlık yörede kesin olarak yerleşince Ky­bele kültü yasaklanmış, Pessinus’taki tapınak yıkılmıştır. Böylece geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan Anadolu’nun Ana Tanrıça geleneği sona ermiştir. Bizans döneminde kent tamamen önemini yitirmiştir. Bizans imparatoru Justinianus’un Justinianopolis’i Palia veya Splia (Spania) adlı eski beldeler üzerine kurdurttuktan sonra Pessinus önemini daha da kaybetti. Buradaki eserlerin taşları şehrin kuruluşunda malzeme olarak kullanıldı. Yöreyi ilk kez XIX y.y. da Charles Texier incelemiştir. 1967’de Belçikalı Pier Lambrecht’in başkanlığında yapılan kazılarda bazı kalıntılara ulaşılmıştır.

VI. yüzyılda Bizans İmparatorluğunun yükselmesinde büyük payı olan İmparator Justinianus (527-565) kenti yeniden canlandırmak için ülkede büyük imar faaliyetlerinde bulundu. Yeni kurduğu kente kendi adını (Justinianopolis) verdi fakat yeni kenti, Pessinus’un olduğu yere değil bu günkü Sivrihisar‘ın bulunduğu yere kurmuştur.

Bağnaz bir Ortodoks olan Justinianus kendi düşüncesinden olmayanları hoş görmüyordu. Pessinus’taki pek çok tapınakları yıktırıp enkazları Sivrihisar‘a taşıtarak Sivrihisar kalelerini adeta yeniden yapar gibi tamir ettirdi. Mabed, tiyatro ve yapıların mermerlerini taş ocağı şeklinde kullanmıştır. Bizans imparatoru Justinianus aynı zamanda Eskişehir yöresine büyük önem vermiş Eskişehir-Dorilaion kentini de aynı tarihte onartmıştır.

Kybele Tapınağı: Yunan peripteras tapınakları planındadır, keza batıya dönüktür. Planı yapım tekniği ile Helenistik döneme tarihlenir. Avlu ile çevrili tapınağın kuzey ve güney yüzlerinde yedişer sütun bulunmaktadır.

Tiyatro: Kentin güney doğusunda kuzeye bakan yamaçtadır. Buranın Perge, Side, Aspendos tiyatroları planında 30 basamaklı olduğu sanılmaktadır.

Stadyum: Tiyatro bitişiğinde olup, kalıntı yoktur.

Nakrapol: 3. ve 4. yy. a tarihlenen (galleric baş rahibi) için yaptırılan aslanlı mezardır.

Su kanalı: Tarihçiler Pessinus’ta 360 çeş­me olduğunu yazmaktadır. Su kanalı yaklaşık 1 km uzunlukta 16 m genişlikte olup, yanlar çok büyük blok taşlardan basamaklıdır. Kuzey ucunda suyun hızını kesen ve köprü vazifesi gören baraj vardı.

(M.Ö. 395)’de Roma imparatorluğunun ayrılmasından sonra Doğu Roma (Bizans) hakimiyetindeki Sivrihisar, yollar kavşağında savunması kolay bir merkez olarak önemli bir yere sahipti. Sivrihisar’da Kurşunlu cami yanında Romalılara ait lahit bulunmaktadır. Bakırcılar çarşısı Çukurhan batı çıkısındaki lahit ile Hüdai cami (yeni cami)’ye varmadan evvel meydan da bir zamanlar musluk olarak kullanılan lahit, belediye tarafından kaldırılmıştır. (Muzaffer Potoğlu zamanında)

Sahabenin ulularından Selman-ı Farisi Hazretleri bir rivayete göre 20 yıl Sivrihisar’da (Amuriye) kalmış, tâbi olduğu Hristiyan din adamının “bizim dinimizin hükmü son bulmak üzere, Diyar-ı Yesrib’de İbrahim dini üzere bir peygamber zuhur edecek” demesi üzerine edindiği hayvanatı, mal ve mülkü satarak o sırada Sivrihisar’a gelen Beni Kelp kabilesinden bir kervana katılıp bir Hak arayışına çıktığı ifade ediliyor. Buradan Sivrihisar’ın yedinci asrın başlarına kadar dini bir merkez olduğu anlaşılıyor. Charles Texier’in Anadolu Medeniyetleri isimli eseri Sivrihisar ve civarının Hristiyanlık bakımından önemli merkezleri barındırdığını ifade etmektedir. VI. yüzyıla kadar kent Abrustula adı ile anıldı.

Bizanslılara karşı Arap akınları Halife Hz. Ömer (r.a.) M.S. 634-644 zamanında başladı. Türklerin Anadolu’daki hakimiyetine kadar sürdü. M.S. 838’de Halife El-Mu’tasım komutasındaki Abbasi ordusu Tokat ve Ankara civarında Bizans ordusunu mağlup edince Bizanslılar Sivrihisar‘a sığındı.

Sivrihisar’dan başka yerleşim birimlerinin de Bizans döneminde nüfuslandığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen Justinianopolis-Sivrihisar, bölgenin ekonomik merkezi olduğu gibi Bizans askeri yolundaki istihkam silsilesinin de bir unsuru olmuştur.

* * *

B- Selçuklular Döneminde Sivrihisar

Sivrihisar’ın hangi tarihte kesin olarak Selçuklu sınırı içine alındığı tespit edilememekle beraber, bazı kaynaklar 1073 yılında I. Süleyman Şah başkomutanlığı altındaki orduları Sivrihisar’ı Ahmet Şah komutasında zapt ettiğini yazar. Siyah kayaları sebebiyle Karahisar adını alır ve uç beyliği olarak Sivrihisar daha da önem kazanır. 1071 yılında Alpaslan’ın Malazgirt’te Romanos Diogens ordusunu yenmesi ile Türklere Anadolu’nun kapısı açıldı. Fetihler başladı. Selçuklular döneminde Anadoluyu fetheden Türklerin Oğuz boylarından Türkmenler Sivrihisar’da, aynı boydan Yörükler de Günyüzü köylerinde yerleşmişlerdi. Sultanönü Sancağının stratejik önemi göz önünde bulundurulursa yol kavşağında bulunan Sivrihisar‘ın da Selçukluların önemli kasabalarından olduğu açıktır. Özellikle II. Kılıç Arslan (1155-1192) zamanında Bizans sınırında hızla gelişen Türkmen yerleşmesi sırasında Türk nüfusunda artış görülmüş, yerleşim birimlerinde ibadethaneler yaptırılmıştır.

II. Kılıçaslan (1155-1192) Anadolu Selçuklu Devletini oğulları arasında 11 eyalete ayırmıştı. Ankara merkez olmak üzere Eskişehir, Çankırı ve Kastamonu Muineddin Mesud’a verildi. Merkeze bağlı fakat bağımsız birer sultan olan oğullar arasında saltanat kavgası başlayınca, II. Kılıçaslan küçük oğlu I. Gıyaseddin Keyhüsrev’i tahta çıkardı. (1192) I. Alaaddin Keykubad döneminde Anadolu ümran (imar) hareketlerine sahne oldu. Sivrihisar‘daki (H. 629/M. 1231) tarihli vali Cemaleddin Ali’nin yaptırdığı, halen Ulu Cami bitişiğindeki Sölpük mescidi ve Eskişehir’deki Alaaddin Cami bu döneme aittir.

Ülkedeki kargaşalar sürerken II. Gıyaseddin Keyhüsrev Kösedağı’nda Moğol ordusuna yenildi. Moğolların önünden kaçan Türkmenler (Oğuzlar) Anadolu içlerine yerleştiler. Mülk Mescidi Banisi Doğan Arslan, Anadolu Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus (1246-1259) zamanında da üstün hizmetlerde bulunmuştu. Keza I. Keykavus ve IV. Rukneddin Kılıçaslan müşterek saltanatı sırasında Sivrihisar Selçuklular elinde idi.

(H. 676/M. 1277) Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Moğollar tarafından katli üzerine annesi H. 683/M. 1283’te iki torununu Moğol İlhan’ın müsaadesi ile Konya’da hükümdar ilan ettirdi. Gıyaseddin Mesud ülkedeki kargaşayı büyük ölçüde azalttı, Moğol baskısından kurtarmaya çalıştı. Gıyaseddin Keyhüsrev’in anası ve çocukları Selçuklu tahtında hak iddia ettilerse de Sultan Mesud bunları Sahip Ata’nın İlhan nezdinde teşebbüsü ile 1286’da Argunhan’a gönderdi. Muhakeme sonucu iki çocuğu Gıyaseddin’in çocukları olmadığı anlaşıldı ve öldürüldüler. Böylece çocuk hükümdarlar saltanatı son buldu ise de buna mukabil Sivrihisar Valide Sultan’a verildi. (O. Turan. Selçuklular Tarihi. S. 589)

Alaaddin Keykubat (1298-1302) dönemi devlet idaresinde beceriksizliğin sergilendiği, halk üzerinde yönetimin baskı kurduğu bir dönem olarak anılır. Zamanın mali işleri ile uğrasan Muineddin Mahmud’un Kastamonu’ya giderken Sivrihisar‘a uğrayıp geçmiş ve gelecek yılların vergisini aldığı meşhurdur.

Bu sırada Orta Anadolu İlhanlı valisi Çobanoğlu Timurtaş, İlhanlı devletine isyan ile bağımsızlığını ilan etmişti, İlhanlı komutanı Balto’nun oğlu Melikşah Bey; Çobanoğlu Timurtaş tarafından H/727 (1326-27 M.) yılında katledilen; kardeşi Sultan Şah Bey için Sivrihisar’da bir kümbet (anıt mescid) yaptırdığını kita­besinden öğreniyoruz. Bu anıt mescid Sivrihisar‘ın bir süre İlhanlı yönetiminde kaldığının nişanesidir.

Selçukluların yıkılması, İlhanlılar’ın Anadolu hakimiyetini kaybetmeleri sonucu Moğol istilası sırasında batıya kaçarak Anadolu’ya yerleşen Türkmenler kendi bölgelerinde küçük devletler kurmaya başladılar. Böylece Anadolu Beylikleri devri başlamış oldu.

Selçuklu kültür düzeyinin yüksek olduğu Sivrihisar ve dolaylarında Selçuklu sanatının özgün yapıtları da bulunmaktadır. Özellikle Sivrihisar Ulu cami; (Kitabesine göre yapılışı M 673/1274) sadece bu yörede değil, Anadolu Selçuklu sanatının bile en seçkin örneklerinden sayılmaktadır. Alemşah Kümbeti ise Selçuklu türbe mimarisinin bütün özelliklerini göstermektedir.

Özellikle II. Kılıç Arslan (1155-1192) zamanında Bizans sınırında hızla gelişen Türkmen yerleşmesi sırasında Türk nüfusunda artış görülmüş, yerleşim birimlerinde ibadethaneler yaptırılmıştır. Örneğin Sivrihisar‘ın Gecek köyünde bulunan caminin Selçuklu dönemine ait olduğu sanat Tarihçilerince düşünülmektedir. Yine Selçuklulardan kaldığı anlaşılan mülk kayıtları ve Ahi zaviyeleri de XIII. yy. ın yarısından sonra bölgenin öneminin arttığının kanıtıdır. Bu tür mülk ve Ahi zaviyelerinin vakıflarının “Sultan Alaaddin zamanından vakfiyet ve mülk üzere tasarruf olunduğu belirtilmiştir.

Bu yıllarda devlet topraklarının satılmasından gelir sağlamak hazinenin gelir sağlama yollarından biri olduğu ve II. Keykavusun bu yola sık sık başvurduğu görülmektedir. Sultan H. 657/1259 da Sivrihisar‘daki bir köyü kendisine hizmet eden emirlerden birine satmıştır.

Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılması üzerine kurulan Karamanoğlu beyliği Bahadır Han’ın ölümünden sonra, İran-Moğol İlhanlılarının fiilen parçalanmış olması üzerine Sivrihisar‘ı kendi sınırlarına dahil etti. Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarındaki olaylarda da Sivrihisar ve Beypazarı hep Karamanlı mülkü sayıldı. Osmanlı Devleti ile Karamanoğlu Beyliği Anadolu İktidarı için uzun yıllar çarpışmışlardır. Sivrihisar sınırda bulunan bir kent olduğu için sık sık el değiştirmek durumu ile yüz yüze kalmıştır.

* * *

C- Osmanlılar Döneminde Sivrihisar

Anadolu’ya gelip Selçukluların hizmetine girmiş olan Ertuğrul Gazi ve oymağı Eskişehir ve çevresini Sultanönü (Sultan Öyügü), Karacaşehir ve Söğütlü’yü yurt edinmişlerdi. Kurdukları beylikle Osmanlı Devletinin temellerini atmış oldular. Osman Gazi 1299’da Sivrihisar‘ın yönetimini Gündüz Beye vermişti. Ancak İlhanlı valisi Çobanoğlu Timurtaş ile Karamanoğulları’nın saldırıları sonucu devamlı el değiştirdi. Osmanlı idaresinden çıkan Sivrihisar’ı Orhan Gazi M. 1334 yılında Timurtaş’tan satın alarak Osmanlı topraklarına kattı. Kısa bir aradan sonra Karamanoğulları burayı işgal etti. 1. Murad (1362-1389) zamanında geri alındı. 1343 de Kurşunlu cami yerinde, Hoca İbrahim’in yaptırdığı mescid vardı. 1492’de Şeyh Baba Yusuf yeniden yaptırdı.

Orhan Beyin oğlu Süleyman Paşa 1354 de Ankarayı aldığı zaman coğrafi bağlantısı nedeniyle Sivrihisar’ı da Osmanlı beyliğine dahil etmiştir. Osmanlı Devletinde Orhan Bey zamanında başlayan genişleme siyaseti, Yıldırım Bayezit zamanında doruk noktasına ulaştı. Anadolu’da toprak kaybına uğramış olan beyler doğuda kurulmuş olan Timur devletinin hizmetine girerek kaybettikleri yerleri geri alma çabasına girdiler. Yıldırım Ankara savaşında yenilince Timur, Anadolu Beylerine verdiği sözü yerine getirmek için hepsini kendi topraklarına gönderdi. O sırada Bursa’da nezaret alanda bulunan Karamanoğlu Alaaddin Bey’in oğulları Mehmed ve Ali Beyler de beylik merkezine gönderildiler. Timur kendilerine iltifat ederek babalarının mülklerinden başka Beypazarı, Sivrihisar ve Akşehir’i de onlara verdi.

Osmanlı Tarihleri ile Bizans kaynakları Timur’a esir düşen Yıldırım Bayezit’i esaretten kurtarıp kaçırmak için oğlu Mehmed Çelebinin bir girişiminde bulunduğundan söz ederler. Olayın Timur’un karargahının Sivrihisar‘ın “Yalfi kapınar” mevkinde bulunduğu sırada olduğunu açıklamaktadır. Çelebi Mehmed seçme askerleri ile babasını kaçırmak istemişse de başarılı olamamış, bundan sonra babası için uygulanan koruma yöntemleri daha sıkılaştırılmıştır. Sivrihisar halkı Karamanoğlu topraklarına dahil edildikten sonra yeni durumdan memnun olmayarak Yıldırım Bayezid’in oğlu Emir Süleyman’a baş vurup kaleyi teslim edeceklerini haber vermişlerdir. Bunun üzerine Emir Süleyman o tarafa gitti ise de kale teslim olmadı. O da bir taraftan burasını kurtarıp askerlerinin bir kısmımda Çelebi Mehmed’in elindeki yerleri vurmaya göndermiştir (1406) Karamanoğlu Mehmed Bey, Emir Süleyman’ın az bir kuvvetle Sivrihisar kuşatmasında bulunduğunu haber alarak onu zor durumda bırakmak istedi ise de başarılı olamadı.

Yıldırım Bayezid Han zamanı: Yeşilırmak tarafında Kadı Burhaneddin ile Osmanoğulları’nın arası açıktı. Yıldırım Bayezid’in oğlu; Aydın Sancak­beyi Ertuğrul ile Kadı Burhaneddin Çorum ovası Kırk dilim kalesi önlerinde savaştılar. (Temmuz 1392) Şehzade Ertuğrul şehid oldu. Kadı Burhaneddin emrindeki tatar boylarına, Ankara, İskilip, Kalecik ve Sivrihisar‘ı yağma ettirdi.

Timur 1368 yılında Maveraünnehir’de devlet kurmuş çevresindeki devletleri topraklarına katarak sınırlarını genişletmişti. Timur ve Yıldırım Bayezid’in orduları Ankara yakınlarında 1402’de Çubuk ova­sında karşı karşıya geldi. Önce Bayezid’in ordusu üstünken, Osmanlı ordusunda bulunan Karatatarlar’ın Timur tarafına geçmesi ile savaş Timur’un galibiyeti ile son bulmuştu. Yıldırım Bayezid’in esir edilmesi ile Osmanlı Fetret devrine gir­mişti. Timur, tutsağı Osmanlı hükümdarı ile Kütahya’ya doğru ilerlerken, Sivrihisar Yakapınar (Ertuğrul) köyünde konakladı­ğı sırada Osmanlı akıncıları tarafından kaçırılmışsa da Moğol askerleri yakalayıp geri getirmişlerdi. 

Ankara savaşı sonrasında Timur; Osmanlı Devletinin topraklarını şehzadeler arasında paylaştırdı. Küçük küçük Osmanlı beylikleri ve bunlar arasında sürtüşmeler ortaya çıktı. Timur böylece, kuvvetli Osmanlı devletini siyaseti icabı istemiyordu. Kayseri, Beypazarı, Akşehir, Sivrihisar, Bolvadin’i Karamanoğlu Alaaddin’in oğulları Mehmed ve Ali Beylere dirlik olarak verdi.

1. Mehmed (Çelebi) zamanı: Timur’un ölmesi ile, dağılan Osmanlı devletinde on bir yıl aradan sonra birlik sağlanarak Çelebi Mehmed (Bursa Yeşil türbede) tarafından bir bakıma yeniden kuruldu. 1. Mehmed tahta geçtiği zaman Sivrihisar hala Karamanoğlu’nun elinde idi. Kendilerini Konya Sultanı II. Alaeddin varisi ilân eden Karamanoğulları burayı terk etmek niyetinde değildi.

Çelebi Mehmed’in kardeşi Emir Süleyman’ın, ahali isteği üzerine Sivrihisar kuşatması ve Karamanoğlu Mehmed Bey’in kuşatma üzerine kuşatma girişimleri sonuçsuz kalmış, Çelebi Mehmed’in Karamanoğlu Mehmed’le anlaşması üzerine Emir Süleyman kuşatmayı kaldırmış Sivrihisar Karamanoğlu Mehmed Bey’de kalmıştı. Mehmed Çelebinin kardeşleri ile olan mücadelesini fırsat bilen Karamanoğlu Sivrihisar‘ı üs olarak kullanıp Bursa’ya akın yaptı, kenti kuşattı, ulaşabildiği mahalleleri ateşe vererek önemli hasar meydana getirdi.

Çelebi Mehmed’in Rumeli’ye yaptığı seferi fırsat bilen Karamanoğlu Mehmed, o zamana kadar dost görüntüsü hilafına Osmanlı topraklarına saldırır. Çelebi Mehmed Konya’da Karamanoğullarını yenilgiye uğratır. (1415 M.) Karamanoğlu Mehmed Bey Sivrihisar, Beypazarı, Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Seydişehir’i eski sahipleri olan Osmanlıya bırakır.

II. Murad (saltanatı 1421-1451): 1443’de Haçlılarla Sofya İzladi Derbendi önünde muharebe ederken cibilliyetini sergileyen Karamanoğlu İbrahim Bey, Seyitgazi, Kü­tahya’ya kadar olan yerlere bu meyanda: Sivrihisar, Beypazarı, Ankara, Karahisar’a ilerleyip tahribatta bulunur. Halka zu­lüm ve işkence yapar. Kaleye sığınan Sivrihisar halkı açlık, susuzluktan çaresiz kalarak teslim olur. İbrahim Bey Kütah­ya’ya hareket eder.

II. Mehmed zamanında yirmiye yakın beylik ve devlet Osmanlı devletine katıl­mış Sivrihisar askeri önemini kaybedip ilim ve ticaret merkezi durumuna geçmiştir. Burada Çandarlılar, Nasreddin Hoca, Yunus Emre, Hızır Beyler, Sinan Paşalar, Aziz Mahmud Hüdailer ve nice­leri yetişmiştir. Rahmetli Faruk Sümer Hocanın ifadesi ile, tesadüfen yetişmeleri imkansız. Böyle şahsiyetler ancak ilim merkezi bir muhitte yetişebilir. Nitekim Memalik-i Osmaniye’nin Tarih ve Coğrafya Lügatı- ist. 1313 C. 1. s. 437 isimli eserinde Ali Cevad karyede (ilçede) on sekiz medresenin bu­lunduğunu bildirmektedir.

Sivrihisar ve dolaylarında bulunan bazı eserler ve bunlara ait vakıflar, Selçuklular zamanında kurulmuş, Karamanoğlu Beyliği döneminde ve Osmanlı döneminde devam etmiştir. Sivrihisar 1415 yılından itibaren Osmanlı Devletinin topraklarında yer aldı. Bundan sonra kent yetiştirdiği ünlülerle anılmaya devam etti.

Bazı bilim adamları, Osmanlı Devletinin kuruluş tarihi ile adı bütünleşmiş olan Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa’nın Sivrihisar‘ın Cendere-Candır köyünden olduğu tezini savunmaktadırlar. Tapu Tahrir defterinde Sivrihisar’da bir Çandır köyü tespit edilmektedir. Bu köy günümüzde de aynı isimle anılmaktadır.

***

Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadelede Sivrihisar >
*
KAYNAKÇA:
1- Tahsin Özalp, Sivrihisar Tarihi, Eskişehir 1960 ve ESKİŞEHİR Eskişehir İl Yıllığı – 1967
2- Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, C. III Ankara 1995
3- Ahmet Atmaca-E. Küçükaslan, Sivrihisar ve Köylerinde Yunan Mezalimi, T.B.M.M. Zabıt Cerideleri
4- Dr.Halime Doğru, 15. ve 16. Yüzyıllarda Sivrihisar Nahiyesi-1997
5- Orhan Keskin, Bütün Yönleriyle Sivrihisar, İstanbul 2001
6- Ali Sarıkoyuncu, S.Önder, M. Erşan, Milli Mücadelede Eskişehir, 2002
7- Eskişehir Valiliği ESKİyeni Dergisi 2010
8- Eski Bir Şehrin Hikayesi Sh.38 – Doç.Dr. Zafer KOYLU – Melis BİRGÜN Ağustos 2015
9- Sivrihisar Eğitim Vakfı, Burası Sivrihisar – 2016 Sivrihisarın Tarihçesi
10- Ahmet Kılıçaslan – Sivrihisar Örf ve Adetleri – 1997

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar Kültürü

SİVRİHİSAR’IN KÜLTÜRÜ HAKKINDA

sivrfotoAnadolu topraklarının her noktasında görülen binlerce yıllık tarih mirası, zengin kültür ve sanatsal değerleri ve dünya uygarlığına öncülük etmiş, üzerinde yaşayanlara hayat ve mutluluk kaynağı olmuştur Sivrihisar.

Ulusların kimlikleri tarihi ve kültürel miraslarla değerlenirken, bu kıymetler özüne sadık kalınarak gelecek kuşaklara aktarılması yaşayanların en anlamlı görevidir.

Çok eski bir tarihe sahip olan Sivrihisar; Hitit, Frig, Roma, Bizans, İlhanlı, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Sivrihisar topraklarına göç ederek yerleşen Ermeniler, Osmanlı döneminde bu bölgede el sanatları, kuyumculuk ve giyim kuşam gibi sanatlarda ilerleyerek; bölgenin, sosyal ve kültürel değişiminde etkili olmuştur. Sivrihisar köy ve kasabalarında değişik kökenli ve farklı tarihlerde yerleşmiş olan yerliler (manav), Yörükler, Türkmenler, Tatarlar, Çerkezler, Abazalar, Romanya ve Bulgaristan göçmenleri gibi topluluklar da bulunmaktadır. 

Bu farklı kökenli kültürler; zaman içinde birbirlerinin adet ve göreneklerini, giyim şekillerini, sosyal yaşantılarını, birbirlerine benimseterek kaynaşmışlardır. Sivrihisar, giyim yönünden olduğu gibi, el sanatları ve mimari yönden de zengin bir kültüre sahiptir.

antika0Sivrihisar’daki geleneksel giyim kuşam örneklerinden; Entari, iç Entari, Delme, Şalvar, Çetayi, Sarka, Mayhar, Mendil Kuşak, Baş bağlamada kullanılan örtü ve Takılar, Çorap ve diğer takı çeşitleridir. Giysilerin model, kumaş ve süsleme özellikleri, yöreye has takı özellikleri Sivrihisarlıların zevkini ve yaşayış biçimini yansıtmaktadır. Sivrihisar halkı, gelenek ve göreneklerine son derece bağlı olmakla birlikte; teknolojinin ilerlemesi, kadının çalışma hayatına atılması ve kıyafetlerin elde edilmesindeki güçlükler geleneksel giysilere olan ilgiyi yavaş yavaş azaltmıştır. Bu giysiler düğünlerde ve kına gecelerinde giyilerek sergilenmektedir.

bazlamaYemek Kültürü: Sivrihisar, Tarih boyunca çeşitli medeniyetlere kucak açması ve asırlar boyu çeşitli uygarlıkların uğrak yeri olması nedeniyle zengin bir mutfak kültürünün özelliklerini taşımaktadır. Yurdumuzun kilit bölgesinde bulunması; kuzeyden-güneye ve doğudan-batıya geçiş yolu üzerinde yer alması nedeniyle çeşitli medeniyetlerin yemek kültürleriyle büyümüş ve gelişmiştir. Tarihi zenginlikler ile çeşitli kültürlerin Sivrihisar ve çevresinde yaşaması, bu şirin ilçemizin yeme içme kültürünü geliştirmiş ve ilçeye apayrı bir zenginlik katmıştır.

Sivrihisar Kültüründe Örf, Adet ve Gelenekler

antikaToplumlardaki sosyal ilişkileri belirlemede ve kolaylaştırmada gelenek ve göreneklerin rolü oldukça büyüktür.

Anadolu’nun mücevherlerinden olan Sivrihisar, gelenek ve göreneklerine bağlılığı ile tanınır. Yüzlerce yılın imbiğinden süzülerek günümüze kadar ulaşan misafir ağırlama üslubu, kendine has geleneksel yemekleri, kız isteme, nişan ve düğün adetleri, asker uğurlama törenleri ile geçmişin tüm izlerinin yaşatıldığı Sivrihisar, toplumsal dayanışmanın da engin kültür birikimini bünyesinde barındırır.

Bayram öncesinde ve kış hazırlıklarında, eş-dost ve akrabalar, birbirlerine yardımcı olur, elbirliği yaparlar. Geçmişin kültürel değerlerini tüm canlılığı ile yaşatan Sivrihisar’da deyimler, atasözleri bugün hala halkın dilinde kullanılmakta, gelecek kuşaklara aktarılmaktadır.

Örf; maruf yani bilinen manasınadır. İnsanlarca iyi kabul edilen akl-ı selim erbabının (Aklı başında kimselerin) reddetmediği hususlar anlamındadır. Hukuk açısından, örf ve adetler kuvvetini kanundan değil teamülden, yani uzun yıllar uygulama ve kabul görmekten alır. Devamlıdır, genellikle değişmez herkes tarafından kabul edilir. Mahalli adetler memleketin belli bir yerinde yerleşen adetlerdir.

Sivrihisar da Çarşıdan alınan şeyler içindekini göstermeyen hasırdan yapılmış üzeri meşin kaplı zenbille veya büyük mendil içinde taşınır, hatta alış verişlerde nefis sinmiştir diye vitrinde sergilenen mallar alınmazdı. Komşulara akrabadan çok öncelik verilir, yardımlaşmanın her türlüsü sergilenir, kusurlar örtülür, iyilikler teşvik edilir herkes komşu çocuğunun hal ve hareketinden kendini sorumlu tutardı.

Pederşahi bir aile düzeni vardı. Aynı evde oğullar, gelinler, torunlar dede ve ebeleri ile birlikte otururlar, gelinler ev işleri, oğullar ticaret, sanat ve ziraatla uğraşırken torunların bakım ve terbiyesi bu yolda tecrübesi olan büyük anne-babaya ve genç amcalara düşerdi. Toplum ahlakını bozan hal ve davranış sahiplerine değer verilmez hareketlerinin kabul edilemez olduğu; en azından Selam alıp vermemek şekli ile de olsa; kendilerine hissettirilirdi.

Sivrihisar tarihin her döneminde kültür zenginliklerin zirvesine ulaşmış, kültürün her dalında örnek ve kalıcı eserler bırakmıştır. Anadolu da aile yapısının ne denli sağlam ve güvenli oluşumunda aileyi oluşturan bireylerin birbirlerine olan sevgi ve saygının sonunda, insanlar hep mutlu olmuşlardır. Kurulan yuvalar sağlıklı şekilde yürütülürken, tabi ki huzur dolu yuvada yetişen çocuklarda mutlu ve başarılı olacağı kuşkusuzdur.

Kültürümüzün simgesi olan aile birliğinin oluşumunda, aile büyüklerinin sorumluluğu ve çok yönlü düşüncesi yanında çeşitli konulardaki değerlendirmeleri kurulacak aile birliğinin güçlü ve uzun ömürlü olacağı garantisi durumumdadır.

Mesleki Adetler: Bir meslek mensupları arasında yerleşen adetlere ise mesleki adetler denir.

Mesleki adetlere Ahilik konusunda geniş yer vermiş “Harama bakma, haram yeme, haram içme, doğru sabırlı, dayanıklı ol, yalan söyleme, büyüklerden önce söze başlama, kimseyi kandırma, kanaatkar ol, dünya malına tamah etme, yanlış ölçme, eksik tartma, kul hakkına riayet et, kuvvetli iken affetmesini, hiddetli iken yumuşak davranmasını bil. Kendin muhtaç iken başkalarına verecek kadar cömert ol” nasihatlerinin örf adet gereği Ahi Baba tarafından kalfalık merasiminde kalfa kulağına söylenmesinin adet ve teamülden olduğunu zikretmiştik.

Meslek mensupları, bu esaslara uydukları müddetle yücelmiş ve toplum huzur toplumu olmuştur. Şüphesiz bahse konu kuralların kaynağı Kur’an, Hadisler ve bundan doğan Allah korkusuna dayalı ahlaktır. Bölgemizde, ahlakımızın temeli; çocukluk çağlarımızdan itibaren; ayıptır, yazıktır israftır, günahtır kavramları ile şekillendirilmiştir.

Sivrihisar Ulu cami ile arada bir cadde olmasına rağmen tabakhane* çeşmesi üzerindeki mescit, tabakların üzerine sinen kokularla cemaati rahatsız etmemek kaygısının ürünü idi. Yemeniciler arastasında matbaacı Ahmet Atmacanın dükkanı karşısındaki dükkanlar üzerindeki mes­cid de bu gaye için kullanılmıştır.

*Tabakhane: ham derilerin işlem gördüğü yer.

bogcaYöremizde düğün, dernek, giyim, kuşam: Evlenecek gençler, anne babanın veya yakınlarının beğenileri sonucu (görücü usulü ile) kendilerinin kabulü halinde evlenmeye karar verirlerdi. Belli merasimlerle, söz ve nişandan sonra taraflarca belirlenen bir tarihte “okuncu” tabir edilen kişiler vasıtası ile daveti takiben Salı günü “kına gecesi” ile düğün başlar, Çarşamba sabahı çalgı ile hamama gidilir, öğleden sonra da güvey tıraş edilir giydirilirdi. Perşembe günü öğleyin konu komşu akraba ve fakirlere yemek verilir yemekten sonra da gelin getirilirdi. Akşam oğlan evi tarafından yakınlara “güveyi kuyması yemeği” tabir edilen yemek verilir, topluca kılınan yatsı namazından sonra dualarla damat “dünya evine” girerdi. Cuma günü damadı arkadaşları ziyaret eder topluca, camide kılınan Cuma namazından sonra arkadaşlarına verilen yemekle merasim son bulurdu.

siniDüğün yemekleri: Bamya çorbası, etli pirinç pilavı, hoşaf ve tekrar pilavın yenilmesinden sonra un veya irmik helvası ile biter dua ile son bulurdu. Bu yemek listesi pratikti, herkes bu yemekleri adet gereği yaptıklarından zengin fakir ayırımı yapılmasına müsait değildi. Şayet yemek artsa düğün süresince bozulmadan değerlendirilmesi mümkündü israfa yer verilmemişti.

Sivrihisar’da eskiden düğünlerde sini kullanılırdı. Halk ağzıyla zini denir. Kış akşamları arabaşısı bu sinilerden yutulur. Siniler genelde bakırdan yapılır ve normal tepsiden daha büyük ve ağırca olur.

Eğlence: Düğünlerde evliliğin duyurulması esastır. Erkekler için erkek çalgıcı, kadınlar için kadın çalgıcı temin edilerek ayrı mekan­larda eğlence tertip edilirdi. Erkeklerin gizli de olsa içki içmesi hoş karşılanmazdı.

sarkaKıyafetler: Şimdilerde olduğu gibi her merasimde ayrı kıyafet giyme kaygısına yer olmayıp, ninesinden kalan sevai don, meydani don, kutni tabir edilen donları üzerine kuşağı, ipek bluz üzerine işlemeli sarkayı ve üzerinde poşuyu, yahut uzun entariyi içtenlikle giyerlerdi. Bu kıyafetleri olmayanlar da düğüne davet edilmeyen tanıdıklardan alıp giyerlerdi.

Takılar: Kadınlar için takı takmak arzusu normaldir. Fakat fakir kimseler bu imkâna sahip olmadıklarından, hâl-i vakti yerinde tanıdıklarından, İncili küpe, inci, cebe, altın dizisi gibi ziynet eşyalarını ariyet olarak alır düğün sonrasında iade ederlerdi. İtimat o derece yaygın idi ki bazen milyarlar tutan bu ziynet eşyalarının gönderilen 14-15 yaşlarındaki bir çocuğa dahi tesliminde tereddüt edilmezdi. Kimsede emanete hıyanet etmez, zenginin malına da göz koymazdı.

Normal Kıyafetler: Dışarıya çıkmak durumunda kalan hanım ve kızlar, şalvar üzeri bluz veya kazaktan, yahut da entariden ibaret normal kıyafetleri üzerine “mayhar” denilen bir nevi avukat cübbesi gibi vücudu tümü ile örten, vücut hadlerini gizleyen özel bir manto giyer başına da önceleri peştamal (al veya ak olabilir) sonraları yünden atkı örterlerdi. Mayhar sof veya kıldan, ince dokunmuş bir kumaştan yapılırdı.

Erkek Kıyafetleri: Pantolon, gömlek (içlik de denir) üzeri delme tabir edilen yelek ve üzerine giyilen ceketten ibaretti. Başa da şapka giyilir, öğrenciler hariç başı açık gezenler hoş karşılanmazdı. Kumaşlar şimdiki gibi dayanıklı olmadığı ve geçim zor olduğundan, yeni elbise ve gömlek dikilirken yedek yaka ve süvarilik (yama için gerekli) hazır edilirdi. Temizlik ve başkalarını rahatsız etmemek esastı.

Ahşap İşçiliği: Sivrihisar’da ahşap işçiliği ustalar tarafından yıllarca, yaşanılan mekanlarda uygulanmıştır. Evlerin ve dükkanların dış ve iç kısımlarında, özellikle tavan işlemeciliği, pencere, kepenk, yüklük, çiçeklik, lambalık gibi eşyaların yanı sıra günlük hayatta kullanılan ürünlerde de görülür.

Keçecilik: Tüm Anadolu’da olduğu gibi Sivrihisar’da da geleneksel el sanatları yaşatılmaya çalışılmaktadır. Sivrihisar’ın geleneksel el sanatları arasında yer alan tepme keçe sanatı, Orta Asya’ya özgü göçebe yaşam biçiminin bir ögesi olarak gelişmiş ve batıya yönelen Türk boyları tarafından Anadolu’ya taşınmıştır. Temel ham maddesi yün olan keçe yaygı, seccade ve daha çok da kepenek yapımında kullanılmaktadır. Keçelerin üzerine mavi, kırmızı yeşil renklerden oluşan motif ve şekiller işlenmekte; söz konusu motifler ise demiryolu, göbek, yıldız gibi isimlerle anılmaktadır.

* * *

Sitemizde; Sivrihisar kültürü hakkındaki konuları iki kategoriye ayırdık:

1- Folklorik olarak hayatın geçiş dönemleri olan doğum öncesi ve doğum sonrası aşamaları, sünnet – askerlik adetleri, düğün, ölüm, ayrıca ninni – mani – türkü – bilmece – tekerleme – masal ve efsane gibi edebi ürünleri, inançları, bayramlar, törenler, kutlamalar, halk hekimliği, gelenek ve görenekleri, yerel dilinde barındırdığı kendine has özlü sözleri ve deyimleri, el sanatları ve dokuma, yöresel kıyafet ve takıları kategorisi >

2- Mutfak kültürü ürünleri olan yöresel Sivrihisar yemek ve tarifleri kategorisi >

.

incili-kupe-gumus-cebe pullu-kupe yoresel-giygiler giyim yoresel-kiyafetler pullu-entari kadife-sarka-sevai                                       sarka2

Kaynaklar:
Orhan KESKİN – Bütün Yönleriyle Sivrihisar, 2001
Eskişehir Valiliği – EskiYeni Dergi, Aralık 2010
Tahsin ALTIN – Eskişehir İli Sivrihisar İlçesi Merkez Folkloru, 2014
Sivrihisar Eğitim Vakfı – Burası Sivrihisar, 2016

Kategoriler
Sivrihisar Tanıtımı

Sivrihisar’da Zaman Tünelinde Yolculuk

Eski Zamanlarda Sivrihisar

kagni-pazariSİVRİHİSAR’DAKİ ESNAF VE ZENAATKARLAR

Sivrihisar’da Tabakhane Hakimiyeti:

Tabakhanede Ahi Teşkilatı vardı. Bütün Sivrihisar esnafını onlar idare eder ve deneticilerle. Gerekene ceza verirlerdi.

Mesela: falan esnafın yolsuzluk sebebiyle “pabucu dama atılmış” derlerdi. O esnaf yola gelinceye kadar. Halktan dışlanmış olurdu. Yolsuz olan esnafa kimse, selam vermez, konuşmaz, alış veriş etmezdi.

O esnaf ne zaman, pes eder, pişman olur. AHİ teşkilatına müracaatla, yola geldiğini, bundan sonra yolsuzluk yapmayacağını bildirdiğinde o esnafın cezası kaldırılır. Affedilirdi. Benim aklım erdiğinde, Sivrihisar’da bu teşkilat dağılmış baş tutan kimse yoktu. Amma: bazı adetleri devam ediyordu.

Hakiki Ahilik Ne Demektir?

Ahilerin kendilerine has, özel kıyafetleri vardı. Türkiye genelinde şöyle giyinirlerdi.

Bir hırka, beyaz yünden bir külah, ve bunun üstüne bir endaze boyunda bir sarık sarılmış, olup, ayakkabıları mest şeklindeydi. Kemerlerinde iki endaze boyunda saldırma taşırlardı.

Esas Töreleri Şunlardı: Alım satım işlerinde birlik, Kalitede belirli bir seviye, Kuvvetli bir ahlak ve Kazançta belirli topluluklar içinde iştirak.

Ayrıca; Ahilik Ahlakının Dört Töresi Vardı: Kuvvetli ve galip durumdayken affetmek, Hiddetliyken yumuşak davranmak, Düşmana iyilik etmek ve kendisi muhtaç iken bile vermek.

Ahiliğe yeni girenler hem Ahi müridi, hemde bir mesleğe çırak olurlardı. Kendilerine şalvar giydirilip kuşak kuşatılırdı. Kuşak kuşanmaya veya peştemal kuşanmaya “şet” denirdi.

Kafir, münafık, gizli ilimlerle uğraşan içki içen, hamam tellaklığı yapan, kasap, cerrah ve avcılar Ahi teşkilatına giremezlerdi. Bütün prensipleri yıkıcı değil yapıcı idiler.

Hükümdar olmayan yerlerde ve devirlerde Ahi şeyhleri (yaşlı ve ihtiyarları) hükümdarların görevini yaparlardı.

Bilhassa: Sivas, Kayseri, Kırşehir, Ankara bölge­sinde çok gelişmişti. Ahilerin piri Kırşehirli Ahi Evran Hazretleridir. Anadolu ahiliğinin piri: Ahi Evranın Devrana saldığı ilkeler şunlardır.

Fütüvvet: Kahramanlık ve cömertlik demektir. Fütüvvet şartlarının en önemlileri şunlardır.

Elin açık olacak, Alnın açık olacak, Kalbin açık olacak, Kapın açık olacak ve Eline, beline, diline sağlam olacaksın.

Ankara da bağımsız bir Ahi Birliği Kuran Teşkilat Fatih Mehmet Han tarafından İstanbul’un Fethinden sonra, Ankara Ahi teşkilatı kuvvet ve nüfuzunu az da olsa kaybetti.

Gelenekler yerini (Lonca) teşkilatlarına bıraktı. İşte Sivrihisar’daki Ahi teşkilatı da (yani Tabakhane Ahi teşkilatı) Ankara’daki Ahi teşkilatının zaten bir koluydu. Cumhuriyetin ilanına kadar kuvvetli olarak sürdürdü. Dile kolay 500 sene Ahilik adetleri ile Sivrihisar idare edildi. Onun için halkı bozulmadı. Bir numaralı ilçe olarak kaldı ve takdir edildi.

Cumhuriyetin ilanı arkasından Demokrasinin gelmesi ile sanki her insan her istediğini yaparmış havasına girildi. 25 yıl evveline kadar hiç içki içilmeyen ve meyhanesi olmayan ilçe maalesef: Türkiye de en çok içki tüketen ilçe duruma geldi.

Yavaş, yavaş tabakhane Ahi teşkilatı da hızını kaybetti. Tabakhanelerde fabrikaların kurulması ile bir bir kapandı. Yok olup gitti. Belki bu gün Sivrihisar’da tabak esnafı hiç yok 1935-1945 arası Sivrihisar’da 36 adet Tabak dükkan ve esnafı vardı. Akçalar çeşmesinin yakınından başlayarak iki sıra halinde, seydi hamamına kadar uzanırdı.

Modinin Amed (Ahmed): biraz safça bir kimseydi fakat çok kuvvetliydi. Onun için para ve yevmiye mühim değildi. Karın tokluğuna çalışırdı. Amma: çok yerdi, kolay kolay doymazdı.

Sivrihisar’da olan bir hatıramı anlatacağım. Modinin Ahmed bizim Tabak dükkanında çalışıyordu. Yemek vakti geldi hep beraber yemek yiyecektik. Bizler yemek sofrasına daha gelmemiştik. O gün bizim evden bir tencere tarhana çorbası, bir tencere bulgur pilavı bir büyük çorba tası da pekmez gelmişti. 4 tanede bazlama ekmek vardı. Bir ara Modinin Amed babamdan izin alır. Ocak başına kuytuya çekilir. Gelen yiyecekleri ve dört bazlamanın da hepsini yer. Bütün kapları boşaltır. Yiyecek bir şey kalmamış­tır.

Babam rahmetlinin hoşuna gitmişki babam güler. Modinin Amed ise: usta bay, usta bay sağ ol doydum der. Yeniden çarşıdan yiyecek bir şeyler aldıkta kalan üç kişi karnımızı doyurmuştuk. Çalışkan insandı vesselam.

Eski Usullerle Sivrihisarın Tabak Esnafı Neler Yapardı

Ham deri tabir edilen: Koyun, Keçi, İnek, Öküz, At, Eşek, Manda derileri hayvanların sırtından soyulduk­tan sonra, tabakhaneye gelir.

Çok kısa olarak şöyle işlenirdi: Söndürülmüş kireç bulamacına, sıcak suda eritil­miş, zırnık katılır. İyice karıştırılır derinin, çıplak tarafı bununla kireçlenir. Üst, üste yığılır. Bir kaç gün sonra yünleri hamlar ve (çıkar) soyulur. Yünleri soyulan çıplak deriler. Kireç dağarlarında bir hafta bırakılır. Deri­ler kireçte şişer kalınlaşır. Sonra bu derilerin içinde kalan fazla etleri temizlenir. İyice yıkanır ve kirecinden de temizlenir. Bundan sonra sama dağarına atılırlar. Kireç içerisinde şişen ve kalınlaşan deriler. Sama içeri­sinde kireçlerini kusarlar. İncelirler yumuşak ve kaygan bir hal alırlar.

Bu deriler tekrar yıkanır buna tola yıkamada denir. Derinin öteki adı da toladır. Palamutla sepilencekse (pişecekse) dinkte dövülmüş, palamut yüksükleri, toz halinde kazanlarda su ile kaynatılır. Tanenin suyu şerbeti çıkar. Dağarlara bu şerbet aktarılır. Sıcak su ile karıştırılarak ayarlanır.

Şamadan çıkan yıkanmış deriler bu palamut şerbeti içine atılır. Bir hafta kalır ve hergün işlenir (karıştırılır) tekrar edilir bu çalışma üç hafta devam eder. Üç haftada deriler pişer. Kurutulur, boyanacak olanlar renk renk boyanır. Tekrar kurutulur açma makinasında açılır parlatılıp on’arlı partiler halinde katlanır. Satışa hazırdır.

Bu hazırlanan derilere: Meşin, sahtiyan vaketa- kö­sele – gön adı verilir.

Bunlardan yemeni – terlik, sandelet, edik, mest ve ayakkabılar dikilmek üzere yemenici esnafına arz edilir satılır. Onların tezgahlarında da ayakkabı olurdu.

Derilere Hayvanların Cinsine Göre Şu Adlar Verilir:

Koyun derisinin pişmişine: Meşin denir.

Keçi derisinin pişmiş boyanmışına: sahtiyan denir.

İnek ve öküz derisinin pişmişine: Kösele denir.

İnek ve Öküz derisinin pişmiş, boyanmışına: Vaketa denir.

At ve Eşek derisinin pişmiş, boyanmışına Vaketa denir.

Manda derisinin: pişmişine kösele veya Gön denir.

GÖN DENİR?

Gön yemeni ayakkabısının altıdır. Alt kısmı alt köseleside denir. Gön Manda derisinden tabaklanarak ya­pılır. Manda derisinin Kösele olarak tabaklanması ve işlenmesi başka metodla yapılır. Manda derisinin gön olarak tabaklanması ve işlenmesi ise yine başka me­todla yapılır. İkiside ayrı ayrıdır. Aynı deri birinden kö­sele olarak çıkar ki bu incedir, sıkıdır. İkincisinden gön olarak çıkarki buda kalındır ve kabadır.

Bu gönleri de tabak esnafı işlerdi mesala Tabak Musalar çok güzel gön yaparlardı. Manda derileri kurumuş halde java adasından gelirdi, javadan gelen Manda derilerinden yapılan gönlere java gönü denirdi ki 1. kaliteydi.

Bu zenaatın: Asıl ilmi ismi “Debbağ” dır. Deri Ta­baklamak değildi Debbağlamaktır. Galat olarak halk dilinde tabaklamak diye kullanılmaktadır, yanlıştır.

Modern Deri İşlemeciliği Debbağlık:

Hayvan Derileri: Modern şekilde fabrikalarda işlenmiye başladı. Büyük Fabrikalar kuruldu. Tanenle işlenen deriler, kromla işlenmiye başladı. Başta İstan­bul Gazıl çeşme olmak üzere, İzmir, Eskişehir , Kütah­ya, Uşak, Gerede, Denizli gibi yerlerde fabrika usulü modern metotlarla kumaş gibi yumuşak ve güzel deriler yapıldı. Adlan da deyişti Avrupa vari adlar kondu.

Mesela: Vidala – süet – Güderi ve İspirto Köselesi gibi, yeni yeni çeşitler meydana çıktı. Boyama usûlleri çok gelişti. Rengarenk boyadılar insanların göz zevkleri tatmin oldu.

Şimdi de: deri yelekler, deri ceketler ve deri pardesüler, yapılmaya başlandı. Bütün dünyada deri ve ürünleri (mamülleri) çok yaygınlaştı. Çok büyük deri pazarları kuruldu.

SİVRİHİSAR YEMENİCİLER ARASTASI

Yemeni kelimesi Anadoluda iki anlama gelmektedir. Birincisi “Baş örtüsü” anlamındadır. Anadolunun bir çok köy ve şehirlerinde baş örtüsü olarak yemeni kullanılır.

İkincisi: Sivrihisar’da ve bazı vilayet ve kazalarda da yemeni ayakkabı anlamında kullanılır. Yemeniciler esnafı deyince: Ayakkabıcılar akla gelir.

Yemeni Ayakkapları: Çivisiz dikişlidir. Çeşitleri ise: Zenne, terlik, pabuç, sandalet, edik, mest, derin yüz yemeni, mabeyn yemeni gibi, hepsi di­kişli olan ayakkabı çeşitleridir. Kundura, iskarpin, çiz­me ve botlar ise, hepsi lastik ve pilastik ayakkabılardır. Yemenici esnafının ilgi alanı dışındadır. Özel ayakkabı­cılar sanatının bir koludur, hatta çarık bile, bu zenaatın içine girer. Eskiden yemeniciler arastasında çarıkçılar­da vardı.

Bir Türküde Yemenimin Yeşili:

Yemenimin yeşili, ben kaybettim eşimi

Yemenim sende kalsın, sil gözünün yaşını

Bu türküdeki yemeni baş örtüsüdür. Ayakkabı cin­sinden yemeni değildir.

Yemeniler: Amma: Öyle, amma, böyle halk türküle­rimizin içine girmiştir. Halk türkülerimizide süslemiş­tir.

YEMENİCİ ESNAFININ KULLANDIĞI MALZEME VE TAKIMLAR:

Malzemeler: Sığır ve Manda köselesi.

Manda Gönü: Vaketa, sahtiyan, meşin ve dolgu maddeleri telis parçaları, parça sahtiyan ve meşinler. Ayrıca çiriş, pamuk ipliği, bal mumu ve makina ipliği gibi.

Takımlar: Saya makinası, tezgah, yuvarlak çam ağacı gövde­sinden 30 santim kalınlıkta kesilmiş olup, altında 4 adet ayağı vardır.

Muhtelif biçimde ve büyüklükte ağaçtan yapılmış yemeni kalıpları 36 numaradan başlar. 45 numaraya kadardır. Bu kalıplar büyükler içindir. 21 numaradan başlar 36 numaraya kadar bunlarda çocuklar içindir.

Muhtelif boylarda yapılmış pirinç madeninden muştalar. Kalıplar, bıçkılar hepsi İstanbul’da imal edi­lirdi. Bizler ve tığlarda İstanbul’dan gelirdi. Bu bizin birde bilmecesi vardı.

Biz’e bizde biz derler. Bize sizde ne derler? sorarlarda: Sivrihisar yemenicileride

Biz’e bizde ‘Tığ” derler cevabını verirlerdi. Yemeni esnafı tığlara sap takma işi­ni kendileri yaparlar. Saplar kızılcık ağacından olurdu.

Endaze: Yemenilerin altını, taban astarını ve sayaları kes­mek için, kartondan yapılmış, şablonlara, kalıplara Endaze denir. Bu endaze ağaç kalıplara göre, onlara uygun olarak çıkartılır. Hepside kalıpların numaraları­na göre numaralıdır 36 dan 45 numaraya kadardır. Bu numaralar büyüklerin ayakkabı numaralarıdır. Gön, kösele, vaketa, sahtiyanları kesmek için, özel bıçkılar kullanılır. Her gün bu bıçkılar yağlı bileği taşlarında bileylenirler. Bıçkıların çok keskin olması istenir. Daima masatlanarak kullanılır. Ustura gibi keskin olurlar.

BESMELE İLE DÜKKANLAR AÇILIR

Her sabah yemenici Esnafı, dükkanlarının kepenklerini besmele ile açarlar. O günü kaç çift yemeni dike­cekse, ve hangi Model dikecekse kararlaştırılır. O kadar iş tutar. Mesela: 12 çift tutacaksa, üç çifti mabeyn, 3 çifti derin yüzlü, 6 çiftide Zenne Terlik (güllü hanım ayak­kabısı) önce siyah vaketadan, yemenilerin yüz ve ense­lerinin kesimi yapılır. Yan ve arka pullarını keser. Sah­tiyandan da kenarlarına çevrilen çemlerini keser. Me­şinden iç astarlarını keser. Sonra saya makinasına otu­rur sayaları diker. Zennelerde aynıdır. Amma: kırmızı veya kahve renkli, vaketa veya sahtiyandan zenne sayalarıda kesilir. Onların sayalanda dikilir. Takımın hepsi, 12 çift olmuştur. Sayalar hazırdır. Sıra alt veya taban kısmına gelmiştir. Gön veya köseleden yemeni altları önceden kesilerek hazırlanmıştır. Onlarda seçilir, ıslatılır. Dikilecek kıvamda ıslatılır. Hazırlanan sayalar yemeni altlarına dikilir. Bu işleme Holtan dikme denir.

Holtanı herkes dikemez. Bu holtanı usta veya kal­falar dikerler. Ters olarak dikilir ve çevrilir. Dikişler içinde kalır. Kalıp numaralarına göre, kendi kalıplarına kalıplanır çekilir kenarları alınır. Düzeltilir kuruması için kepenklerin üstüne dizilir. Takım çıkmıştır amma akşamda olmuştur. Dükkanlar bir bir kapanır. Ertesi gün takım yeniden tutulur. Bu işler böylece devam en­der gider.

Sivrihisar’da şöyle bir söz vardır. Bu yemenicilik bir yemeni ustasını ne ondurur nede öldürür. Başka bir hakim kanaat ise, bir yemenici usta­sı, ne kadar çalışırsa çalışsın ancak, bir oğlan ve bir kız evlendirir. Ve birde ev yaptınr. Bir ömür boyu kazancı bu kadardır. Bu yemenicilikten, hiç zengin olan görülmemiştir derlerdi. 1935-1945 arasında, Sivrihisar’da yemeniciler arastasında 35 adet yemenici tezgahı vardı. Dile kolay 35 dükkan ve esnaf eder. Daha sonra ayakkabı fabrikaları kurulmaya başladı. Teknoloji ilerledi. Daha çok imalat, daha ucuz imalat yapılmaya başladı. Hatta daha güzelleri yapıldı. Bunlar başlayınca yeme­nici dükkanları bir bir kapanmaya başladı. Şu anda Sivrihisar’da hiç yemenici esnafı kalmamıştır.

Yemenici Katırcının Memed Usta; Orta boylu şişmanca güçlü kuvvetli, çok zeki, otoriter temiz bir kimseydi. Rahmetli kendisi çok güzel yemenici ustası idi. Kam Gön kesecekse onu çağırırdı. Çünkü Gön kesmek biraz bilgi, birazda hesap işiydi. Bir usta yanm kanat gönden, 19 çift ayak­kabı altı çıkarırsa, Memed Usta 23 çift çıkarırdı. Hiç Fire verdirmezdi. Her usta onun için gön kesemez, kestirir­di.

Holtan dikme meselesi: Kalın ve sert gönlerin holtanını her isteyen usta dikerdi amma: çeviremezdi. Çünkü saya ters olarak ayakkabı altına dikilirdi. Çevri­lince dikişler ayakkabı içinde kalırdı. Diktikleri holtanı çeviremiyenler Memed Ustaya götürürdü. Oda çevirir verirdi.

Dedik ya: Memed usta Sivrihisarın sevilen sayılan kimsesiydi. Bir arada Sivrihisar Belediye başkanlığıda yaptı.

Yemenici Sümmen Ustanın: Köşe başında. Kocaba­şın Mehmet ustanın dükkanı karşısında dükkanı vardı.

Pek yemeni dikmezdi daha çok terlik, sandalet, edik mest dikerdi. Rengarenk bu imalatını dükkanın önüne asardı. Zenne ve çocuk işleri tutar oda çocuk işlerinden zevk alırdı.

Yemenici sümmen usta çok sinirliydi. Çok çabuk kızardı. Yoldan geçen Mektep çocukları kazara dükka­nın kepengine vururlarsa. Arkalarından “çekiş” atardı. Bunların hepsi temiz insanlardı Allah Rahmet eylesin.

Bildiğim Öteki Yemenici Esnafı:

Yemenici: Kocabaşın Mehmet Usta

Yemenici: Fahri usta

Yemenici: Hüseyin usta

Yemenici: Garib

Yemenici: Halil usta

Yemenici: Hasan usta

Yemenici: Mehmet usta

Yemenici: Ibıklar iki kardeş

Yemenici: Ahmet usta

Yemenici: Kadıoğlunun Mehmet

Yemenici: Aktaşlı G. Mehmet Usta

Yemenici: Yalınkatın kamil

SİVRİHİSAR KEÇECİLER ARASTASI

Yemenici: Kara Ali Yemenici: Akbacak oğlu Yemenici : Ömer usta Yemenici: İbrahim usta Yemenici: Hüseyin usta Yemenici : Talat usta.

Sivrihisar’da bir keçeci hikayesi anlatırlardı. Sivrihisarlı dul bir kadın oğlunu, Keçecilik öğrensin diye, bir keçeci ustasına çırak verir.

Eti senin kemiği benim der. Çırak bir hafta kadar dükkana gidip gelir. Ondan sonra dükkana uğramaz. Ustası merak edip, çırağın evine gider. Anasına sorar, çırak hastamı? Üç gündür dükkana gelmedi der.

Çırağın anasından şu acayip cevabı alır. Oğlum ke­çeciliği öğrenmiş, onun için dükkana gitmiyor der. Usta sorar, nasıl öğrenmiş, deyince, çocuğun anası anlatır.

Atarlar yün ederler

Teperler keçe ederler

Sivriltir külah ederler

Giy başına, git işine

Demiş: Çocuğun ustası, anasından bu cevabı alınca, O da demiş ki: Vay canına ne akıllı çocukmuş ki, kendisi öğrendikten başka anasına da öğretmiş. Keçecilik zenaatını.

KEÇENİN YAPILIŞI

İşin şakası bir yana: Keçecilik o devirde başlı başına, anlatıldığı kadar da kolay olmayan ağır bir zenaat dalı idi. Yünü keçe yapmak keçeyi pişirmek için, kendi usullerine göre atılmış yünü büyük branda bezlerine döşerler ortasına kalın yuvarlak düz bir ağaç koyarlar. Sıkıca dürerler, yeri düzgün uzunca bir dükkanda, yerde bir ileri, bir geri, ayakları ile tepe tepe yuvarlar, 3- 5 kişi akşama kadar teperek yününü keçe yaparlardı. Yani pişirirlerdi. Ben küçükken çok merak eder durur da seyrederdim. Ayakları ile teperlerken çok güzel bir tempo tuttururlardı.

Birileri – HI – Bir geri çekerler – HIH tekrar ileri – HI ve HI – HIH – HI – HIH diye teperlerdi.

Sesli olarak tempo tutarlardı. Ayakları ile tepmeyi üç harekette yaparlardı. Bir ileri iterler, bir geri çeker­ler, birde tepen 5 kişi ayakları ile üstüne vururlardı.

Böylece yün keçe oluncaya kadar teperlerdi.

Ayrıca: atlar için yapılan bellemelerin alt kısımları­na ve at eğerlerinin alt kısımlarına keçe geçirirlerdi. Yine katır ve eşek semerlerinin alt kısımlarına hayvan­ların sırtları yara olmasın diye keçe geçirlirdi. Ayrıca: yer keçeleri yapılır odaların altlarına kilim ve hah yeri­ne odalara serilirdi. Eskiden keçeden külah yapar in­sanlar başlarına giyerlerdi.

Adına keçe külah denirdi.

Halk arasında birde tabir vardı.

Saklanan gizlenen katil ve eşkiyalar için

(Gündüz Külahlı Gece Silahlı) derlerdi.

Çoban Kepenekleri: Bu hazırlanan keçelerden çoban kepenekleri yaparlardı. Çobanlar davar, sığır güderlerken dağlarda, bayırlarda, kışlarda karda, yağmurda. yaşta sırtlarına alırlar da üşümezlerdi.

Hatta gece Tollukta, bu kepeneklerle yere yatar uyurlardı. Hem yatak, hem yorgan görevi yapardı. Çok sıcak tutar hiç üşütmez yağmurda içine su geçmezdi.

At üstündeki suvariyi kamçılar nasıl korursa, kepe­neklerde çobanları öyle korundu.

Sipariş üzerine her çeşit keçe imal ederlerdi. O ta­rihlerde 9-10 kadar keçeci esnafı vardı.

HALLAÇ

Hallaç: Yün atıcı demektir. Koyun ve keçilerden kırpılarak elde edilen yünleri veya, Tabakhanelerde, koyun ve keçi derilerinden tabaklanarak çıkarttıkları yünler, önce Hallacın tezgahından geçer. Atılmış yün olur. Sonrada eyrilir ip olur sonrada dokunur kilim ve halı olurdu.

Hallacın: Sırımdan yapılmış. Virgül şeklindeki Ağaca gerilmiş, yaylara, tahta tokmakla vurdukça, yünler Hallaç pamuğu gibi atılır. Ve kuş tüyü gibi ha­vada uçarken şu nakaratla ses çıkartırdı.

TIS – TIS – TIRANS – TIS – TIS- TRANS derdi.

Keçeci alim Usta: Kendi devrinde. Keçeciler arasta­sında hatırı sayılır bir ustaydı. Büyükçe bir keçeci dükkanı vardı. Kalfa çırak 5-6 kişi dükkanda çalışırdı. Kendisi orta boylu 55 yaşlarında, çok neşeli bir insandı. Kurşunlu Mahallesi Edilcik sokağın üst başında, iki katlı uzun balkonlu bir evde otururdu. Bu ev alim Em­minin kendi eviydi.

Alim emmi çarşıya: Mevsimlik turfanda ne gelirse, önce O alır getirirdi. Evinin balkonuna sofrasını kurar. O gün radyoda yurttan seslerde ne türküler varsa onları dinleyerek, yavaş yavaş yemeğini yerdi. O devirde kim­sede radyo yoktu. Ancak çarşıda kahvehanelerde vardı.

Birde alim Emmi de vardı. Radyosunun sesini biraz fazlaca açardı da mahalle halkıda dinlerdi. Hasılı alim Emmi zevk sahibi bir insandı. Çalışmasını da bilir, yemesini de bilirdi, Sivrihisarın eşrafıydı.

Keçeci Behçet Emmi usta: Orta boylu fötr şapkalı kalen­der temiz bir insandı. Komşumuzda Kurşunlu mahalle­sinde kumlu yolda Hamamın karşısında yaşlı bir ebenin evinin üst katında otururlardı.

Oğlu sait vardı babasına yardımcıydı. Sait benim hem mahalle, hem mektep arkadaşımdı. îlk mektebi beraber bitirdik.

Babası ile çalışmaya başladı. Saitte iyi bir keçeci ustası oldu. Sait işini Eskişehir’e taşıdı. Taşbaşında vakıflar dükkanlarında oturuyordu. 1982 de saide uğra­dım beraberce oturduk çay içtik. Sohbet ettik. Bana keçe imal ettiği atölyesini gezdirdi. Makinalarla keçe pişiri­yordu. O eski tepme işi kalmamış, keçecilerin ayakları da keçe tepmekten kurtulmuştu. Makina keçeciliğine doğru gidiş vardı. Rahmetli Sait arkadaşım hırslı çalı­şırdı. Fakat yün tozundan ciğerlerini hasta etmişti. Sait kendini emekli et bak önce sağlık dedimse de işi bırakamadı.

Babası Behçet Emmi ve oğlu Sait ikiside rahmeti rahmana kavuştular. Allah rahmet eylesin kalanlara ömürler versin.

SİVRİHİSAR’da AT ve ÖKÜZ ARABASI YAPAN ARABACILAR

1935-1945 yıllan arasında, Sivrihisar’da yeni Araba yapan 4 tane arabacı vardı. Yeni bir arabanın yapımı ise, üç ayrı Safhada gerçekleşirdi.

1) Demir Akşamı (Kısımları)

2) Ağaç Akşamı (Kısımları)

3) Boyanması

Demir Aksamı: Dingil, makas, zil tası, poyra, şına ok demiri, falaka demiri, yatak ve yastık demirleri.

Ağaç Aksamı: Tekne, tekerlek, parmaklar, ok, falaka, tekne ya­takları ve yastıkları, ispit, tekerlek göbeği.

Boyama: Renk renk desenler ve manzara resimleri ile araba­lar boyanır ve süslenirdi. Araba renklerinde kırmızı, pembe , mavi ve yeşil renkler hakimdi.

Sivrihisar’da Araba Yapımı

Sivrihisar’da yapılan At ve Öküz arabaları Eskişehirden gelen arabalardan daha sağlam ve daha güzeldi. Arabacı esnafı o devirlerde birbirleriyle rekabet halin­deydi. Hangimizin arabası daha sağlam ve daha iyi ola­cak arabaların en mühim kısmı da, araba dingeillerine takılan, iki önde, iki arkada 4 adet çelik zil taslarıydı. Bu çelik saçlara, öyle bir su verilecekki, sesi 5 km. uzaktan duyulacak.

Hafız Yurdanur ustanın yaptığı arabaların, zilleri­nin sesi ta yukarı kependen, araba gözükür gözükmez duyulurdu. Hafızın yaptığı araba geliyor derlerdi. İşte ustalık buradaydı. Maharet çelik saç’a su vermedeydi.

Arabaları: renk renk boyarlardı. Tekne kenarlarına ve yastıklara gül ve çiçek resimleri yaparlar. Hatta tek­nenin dış tahtasına da manzara resimleri çizerlerdi. İlk mektebe gidip gelirken hayran, hayran onları seyrederdim.

4 çeşit araba yaparlardı. Çift atlı araba çift atlı yaylı araba, tek atlı araba ve öküz arabaları.

Yaylı arabanın üstü paytonlar (landonlar) gibi ka­palı olurdu. Tek atlı arabalarında her tarafı aynı, yanlız ok kısmı U şeklinde olurdu.

Daha sonralan, kamyon, kamyonet, kaptı kaçtı ve traktörler çıktı. At arabalarının da pabucu dama atıldı. At ve Öküz koşmadan yürüyen arabalar çoğaldı. Ne at kaldı köy ve kasabalarda, ne öküz, nede araba kaldı. Hepsinin modası geçti Sivrihisar’da nede arabacı kaldı. Bu zenaatların hepsi unutuldu.

Şimdi eşekler bile üzgün çünkü onlara rağbet kal­madı. şimdi onlar Çorum eşek ve at mezbehanelerinde kesilip etleri köpeklere mama olmak için avrupaya tırlarla gönderiliyor.

Eskiden eşeklere bakılır tımar edilirdi. Boyunlarına mavi boncuk takılırdı. Nazar değmesin diye, eşeklerde gerdan kırar sevinirdi. O günler şimdi gerilerde kaldı.

Arabacı Hafız Usta:

Hafız Yurdanur Usta: Kendisi uzun boylu kumral bıyıklı biraz ince ve zayıf, başına fötr şapka giyerdi. Önünde sahtiyandan kısa arabacı önlüğü vardı. Önlüğünü çıkarmadan çarşıyı dolaşırdı. Çok hırslı çalışırdı. Çok zeki idi. Ben çocukken onun yaptığı arabalara hayran kalırdım. Poyra ve ispit dışındaki, demir ve tahta kısımlarını kendisi imal ederdi. Mesela: Dingil, makas, zil tası, şına, ok demiri, yatak yastık demirleri gibi. Öteki ağaç kısımlarını da kendisi yapardı. Tekne, tekerlek, ok, falaka, tekne yastıkları ve yatakları gibi. Arabacı Hafız usta genç yaşta, 40-45 yaşlarında vefat etti. Hafız ustanın küçük kardeşi Hüseyin usta ise. Araba yapım işini devam ettirmedi. Tamir ve parça yapımı ile yetindi. Onu da iyi tanırım O da çok iyi İnsandı. Zaman, zaman dükkanına uğrardım. Hüseyin ustanın çayını içer sohbet ederdim. Geçen yıl vefat etmiş Allah hepsine rahmet eylesin kalanlara uzun ömürler versin.

Arabacı Rıza Usta:

Kendisi Kırım Türklerindendir. Sivrihisar’da Yeni Cami’nin karşısında, arabacı dükkanları vardı. Orta boylu Tıknaz başına kasket giyerdi. Bilgili, konuşkan, gayretli ve çalışkan bir arabacı ustasıydı. Tam anla­mıyla esnaftı, yanında iki oğlu çalışırdı. Arabacı Hafız usta ile, Rıza usta birbirine rakipti. Onun için yaptıkları arabalar şahane olurdu. Şakası yok Rıza ustada araba­cılıkta çok iddialı idi. Eskişehir arabaları ayarında hatta onlardan daha üstün araba yapardı. Son zamanda Rıza ustada yaşlandı. Bir zaman iki oğlu devam etti. Fakat motorlu vasıtalar çıkınca, arabacılıkta iş kalmadı. Mes­leği bıraktılar. Eskişehire taşındılar. Şu anda neredeler bilmiyorum çok iyi insanlardı.

Arabacı: Mehmet Usta, Arabacı: Zeki Usta

Hafız ve Rıza ustadan başka: Hatırı sayılır insan ve arabacı olan, iki kıymetli arabacımız daha vardı. Ara­bacı Mehmet ustaya kuyrukların Mehmet de derlerdi. Çok çalışkan, insan mı insandı.

Hatta bir ara, Sivrihisar Belediye Reisi de oldu. Bir yıl kadar reislik yaptı.

Birde; Arabacı Zeki Usta vardı. Oda Sivri­hisar’da hatırı sayılır iyi ustalardandı.

SİVRİHİSAR YAĞHANECİLERİ:

Eselerin Ali Emmi: Sivrihisar’da 1935-1945 yıllan arasında: En büyük yağhaneci Eselerin Ali Emmi idi. Başka iki yağhaneci daha vardı. Ali Emmi’nin yağhanesi, yemeniciler arastasındaydı.

Susam ve haşhaştan yağ çıkarırdı. Ali Emmi ile de Ömer Emmimden dolayı akrabalığımız vardı.

HAŞHAŞTAN YAĞ NASIL ÇIKARTILIRDI: Alet ve Edevatları: Haşhaşı veya susamı kavur­mak için, özel yapılmış kavurma ocağı vardı. Yağ sıkma presi yağ hanenin, bir köşesine yerleştirilmişti. Keçi kı­lından yapılmış torbalar (dokunmuş). Üç metre uzunlu­ğunda kalın yuvarlak ağaçtan, pires sıkma kolu vardı. Yağ koyma tenekeleri, yağ Hunisi, litrelik ve 2-3-5 lit­relik ölçü kaplan, ocakta yakılacak odunlar vesaire.

Malzeme ise: Çuvallarla gelen susam ve haşhaşlar­dı. Kavurma ocağında: yağın çıkması kıvamına kadar haşhaş kavrulur. Kavrulan haşhaş keçi kılından do­kunmuş, kıl torbalara doldurulur. Yağ çıkarma presinin altına yerleştirilir. Yavaş, yavaş pres sıkılır, daha kuv­vetli sıkmak için, üç metre uzunluktaki ağaç kolu takar. Ali Emmi onunla sıkardı. Yağ piresinin önüne konulan tenekelerin içine, şır-şır-şır diye akardı. Şır diye aktığı

İçin, haşhaş yağının bir adıda, “ŞIRLAN” yağıdır. Aynı usullerle susamdanda susam yağı çıkartılırdı. Yağı çı­kan susam veya haşhaşın, kıl torbalar içerisinde, küs- besi kalırdı. Kalan bu küspeleride hayvan yemi olarak satarlardı.

Rahmetli Anam: Bizim evde şırlan yağ bitince git Ahmet, Eselerin Ali Emminden yağ getir derdi. Bende gider getirirdim parasını rahmetli babam öderdi. Çok sağlıklı bir yağdır o yağın kıymetini ancak onu kulla­nanlar bilir, bu yağla; gözleme, su böreği, haşhaşlı baz­lama ve altın sarısı un helvası yapılırdı.

Haşhaş yağı ile yapılan yiyecekleri yiyenler o gece çok rahat uyurdu. Sinir ve sitret olmazdı. Düğün ve derneklerde, haşhaş yağından yapılan un helvası büyük bir iştahla yenirdi.

Eselerin Ali Emmiden başka iki tane daha yağha­neci vardı, bu insanlarda temiz ve hatırı sayılır esnaf ve insanlardı.

Yağhaneci: Eselerin İsmet Emmi

Yağhaneci: Hebib Emmi vardı.

SİVRİHİSAR DEMİRCİ ESNAFI VE DEMİRCİLER

Demircilerde: yemeniciler arastasının alt başınday­dı. (Demircilerin piri Davut (A.S.) dır. Demirciler de ay­nen öteki esnaf gibi, sabah namazlarını kılarlar. Bes­mele ile dükkanlarını açarlardı. Demirci ocağını yakar­lar, ocağın iyice tava gelmesini beklerlerdi. Ocak tava gelince usta ve çıraklar, besmele ile önlüklerini kuşa­nırlar. “Desdur ya pir” der. Çekiş ve balyozlarını ellerine alırlar işe koyulurlar. Çekiçler ahenkle ve tempo ile vu­rulduğu için, hele aynı anda birkaç demirci çalışmaya başlayınca, çekiçlerden çıkan sesler çok sesli şarkı söy­leyen koroyu andırır. Bu hava arastaya bir canlılık ge­tirirdi.

Benim hatırımda kaldığına göre çok zaman hazıra çalışırlardı. Şayet sipariş veya tamirat işleri gelirse, mesela: pulluk ve saban demirleri keser, balta, tahra, çepin, kazma gibi aletleride ya yeniden yaparlar yada tamir ederlerdi.

Kesici kısımlara çelikten ağızlık geçirirler su verir­lerdi. Tamirat yoksa hazıra çalışırlar yeniden imal ederlerdi. Yaptıklarını teşhir için sıra sıra dizer ve tel­lere bağlar asarlardı. Müşterilerine satarlar. Asla boş durmazlardı.

Yaptıkları malzemeden bazıları şunlardır; Nacak, keser, çepin, balta, kazma, tahra, satır, saç ayağı, tandır, mangal ve hamur tekneleri için esiran.

İnşaatt’a kullanılan çeşitli çelik keskiler, köpek tasma­ları ve kapı tokmakları, maşalar, kapı menteşeleri, kapı sürgüleri, kapı maymuncukları, kapı kollan borda kapılar için büyük kapı kilitleri. Anahtarları ve kapı hal­kaları daha bilemediğim çeşitli malzemeler. Ustalar, demiri ellerinde oyuncak gibi oynarlar istedikleri şekli verirlerdi.

O tarihlerde, kazamızda, 5-6 demirci esnafı vardı. En tanınmışlardan ikisi:

1- Demirci Ahmet Çavuş usta: uzun boylu ince yapılı bir da­kika bile boş durmak istemeyen, bir mizacı vardı. Çok çalışkan doğru dürüst bir insandı. Karşısında çalışan, genç çırak ve kalfalar bile onun çalışma temposuna ayak uyduramazlardı. Her nedense bilmiyorum rahmetli Çavuş Emmi hem çalışır, hem durmadan konuşurdu. Hem eli, hem dili beraber çalı­şırdı. Amma: Babacan, kalender, iyilik seven bir kim­seydi. Rahmetli Babam oğlum Demirci Ahmet Çavuş, çok iyi insandır derdi. Yalnız oğlu İhsan efendi, onun karşısında çalışır O dayanabilirdi. O ayak uydurabilirdi. Oğlu İhsan Efendi baba sanatını devam ettirmedi. Önce Belediyeye memur oldu. Sonra, Nüfus dairesinde devlet memuru oldu. Sivrihisar nüfus müdürü olarakta emekli oldu. Benim de gençlikten beri arkadaşımdır.

Allah; kendisinin ve çocuklarının hayırlı hizmetle­rini kabul etsin ve arttırsın.

2- Sivrihisar’da Demirci Topal usta bu lakapla anılırdı. Hatırı sayılır Demirci esnafındandı. Sivrihisar’a şayet bir yabancı gelirde demirci sorarsa, Demirci Topal Us­tayı tarif eder ve gösterirlerdi. Git ona senin işini ancak o yapar derlerdi.

Bunlardan Başka Sivrihisar’daki Demirciler tam anlamı ile usta idi. Elinden hiç bir şey kurtul­mazdı. Yeterki gönlü olsun.

Çok akıllı, zeki ve çalışkandı. îki oğlu Faik ve Meh­met ustalar. Babalarından sonra, aynı demirciliği on­larda devam ettirdiler. Faik abide arastada baş usta idi. Yaparım derse, yapardı. Elinden uçan kaçan kurtulmazdı. Mehmet ustanında eli çok maharetli idi. Bunlar Sivrihisar’da hatırı sayılır ustalardı.

Öteki iki oğluda Hamdi ve İsmet ustalardı. Şu anda İsmet ustanın çocuklarıda kaynakçılık yapıyor.

Bunlardan başka;

1)  Demirci: Ali Mülazım usta
2)  Demirci: Arpacıların Ali Usta
3)  Demirci: Magının Tahsin usta
4)  Demirci: Magının Ruhi Usta

SİVRİHİSAR BAKIRCILAR VE BAKIRCI ESNAFI

Sivrihisar bakırcılar arastasında 8-10 kadar bakırcı dükkanı ve esnafı vardı. O devir bakırcıların iş yaptığı ve para kazandığı bir devirdi.

Bakırcılar İstanbul’dan hazır bakır getirip sattıkları gibi, ham işlenmemiş bakırdan kap kacak imal ederler­di. bunların başında Esvap kazanları 3-4 tenekelik hereniler 3-5 tenekelik şıra kaynatma leğenleri, hamur leğenleri.

Ayrıca, kalın bakırdan imal ettikleri, dövme bakır tencereler, dövme bakır helkeler, dövme bakır güğüm­ler, ibrikler, abdest leğenleri, hamam taslan su içme maşrapaları, saplılar.

Dövme bakır çaydanlıklar demlikler, semavi der büyük, küçük bakır mangallar, büyük, küçük sahan ve kuzu tabakları, kapaklı çorba tasları, kevgirler, saplı çoban tavaları, yağ eritme tavaları, hasılı mutfakta ne varsa bu bakırcılarımızın sanatkar ellerinden ve maharetlerinden çıkardı. Onlar gerçek zenaatkardı. Ellerinde bakır şekilden şekile girerdi.

Hele onların sabah camisinden çıkıp, sabah çaylarını ve sabah kahvelerini içtikten sonra Besmele ile çe­kiçlerini vurmaya başlamaları, bakırcılar çarşısında bu çekiç seslerinden, sanki bir müzik cümbüşü meydana getirirdi. Müşteriler yavaş, yavaş gelmeye başlarlar. “Selamün Aleyküm kolay gelsin Usta” sabahlar hayır olsun derler, söze girerler. Alış verişte bu minval üzere başlardı.

Yapanda, satanda, alanda, kabı kalaylayan da memnundu. Çünkü herkes bir ekmek parası kazanmış­lardı. O devirde kanaat vardı. Bundan dolayıda bereket vardı. Hemen zengin olmak köşe dönmek isteyenler yoktu. Haram olan kazanca dönüp bakmazlar, az olsun helal olsun derlerdi. Kazancı alnı, alnını geçerse haram olduğunu bilirlerdi yani ona aldıklarını yirmi bire sat­mazlardı o bir liranın haram olduğunu bilirler de alnı alnını geçmezlerdi. işte bu görüş İslam inancıdır. İşte bu görüş Ahi teşkilatının tavsiye ettiği bir görüştür. Bakır altından sonra ikinci sıradadır. Bakır toprakta da maden olarak altınla beraber bulunur. Şöyle bir ata sözüde vardır.

Paran varsa bakıra artarsa katıra yatır.

Bakır: Altına benzer hiç bir zaman kıymetinden kaybetmez.

Katır: Az yer, çok yük taşır çok karlıdır.

Bakırcı Hasan Hüseyin Emmi: Aynı zamanda kalaycı Kocaman diye tanınırdı Siv­rihisar’da: Hasan Hüseyin ustanın bakırcılar arastasın­da dükkanı vardı. Kendisi Kurşunlu mahallesinde kö­selerin evin bitişiğinde otururdu. Şişman, babacan, babayiğit, kalender, şakacı bir kimseydi.

Rahmetli bağırarak konuşur özü, sözü doğru bir insandı. Orta yaşlarda vefat etti Allah rahmet eylesin ka­lanlara uzun ömürler versin. İki oğlu vardı Hasan ve Mehmet. Hasan baba sanatını bir müddet işledi. Sonra bıraktı. Mehmet devam ettiriyor. Mehmet bizim enişte­miz olur. İyi ve temiz insanlardır.

Bakırcı Cafer Usta: Zeki çalışkan ve temiz bir in­sandı. Mesleğini çok severdi. Çok titizdi ama ustamı ustaydı. O devirde Sivrihisar’da hatırı sayılan kimse­lerdendi. Sivrihisar’ın eşrafıydı. Allah rahmet eylesin.

Öteki Bakırcılar:

1)  Bakırcı: Gubuzcuların Çakır
2)  Bakırcı: Süleyman Usta
3)  Bakırcı: Mehmet Okur
4)  Bakırcı: Ali Usta
5)  Bakırcı: Mistik
6)  Bakırcı: Karaveli oğlunun Süleyman
7)  Bakırcı: Ömer Usta

SİVRİHİSAR KALAYCILAR ESNAFI

Kalaycı esnafının bir kısmının bakırcılar arastasın­da dükkanları vardı. Çarşıda satılan bakırlar çarşıdaki kalaycılarda hemen kalaylanırdı. Kalaycı esnafının bir kısmıda evlerinde körük ve tezgah kurmuşlardı. Bir kı­sım kalaycılarda, daima köylere kap kalaylamaya gi­derlerdi. Harman veresiye köylerde kap kalaylarlardı. Kalaycılar körüklerini ve kalaycı takımlarını arabalarla köylere götürür köylerde körük kurarlardı. Bir köyün kabını kalaylar oradan başka köye geçerlerdi. Yanla­rında yardımcı ya ortağı veya çırak gibi, kalfa gibi bir yardımcıları bulunurdu. Çırak veya kalfalar hem kap yıkar hem körük çekerlerdi.

O Devirdeki Sivrihisar’da Kalaycılar:

Kalaycı: Arif Usta
Kalaycı: Mehmet Usta
Kalaycı: Osman Usta
Kalaycı: Hasan Hüseyin Usta
Kalaycı: Ali Usta
Kalaycı: Haydar Usta
Kalaycı: Fatoğlunun Nuri Usta
Kalaycı: Sarı Kavaklının Şükrü Usta
Kalaycı: Rıza Us

SİVRİHİSAR TENEKECİLER ESNAFI

Tenekeci esnafı Sivrihisar’da, 4-5 tezgah ve dük­kandı. Şadırvandan Yenice mahallesine giden cadde üstünde, dükkanları vardı. Memleketin bu daldaki ihti­yacını, bu tenekeci esnafı karşılardı.

Tenekeci Mehmet Akpara: Şimdiki Ordu caddesinde, Yastıkçı Hakkı Emminin bitişiğindeydi. Kendisi çok iyi ustaydı, yumuşak huy­luydu. Tenekeden cami maketi bile yapardı. İki oğlu vardı Hulusi ve Ali İhsan, oğulları baba mesleğini halen devam ettiriyorlar. Ali İhsan Eskişehir’dedir. Hulusi, Emmimin damadıdır.

Tenekeci Memed Usta: Tenekeci Akparaların dük­kanlarıyla bitişikti. Memed Usta sinirli bir insandı. Celalliydi, çabuk kızardı. Daha ziyade tamiratla uğra­şır. Yeni imalat yapmazdı. Lehim yapmanın yanında süt makinası ve çakmakta tamir ederdi.

Tenekeci Hamdi Arı: Tenekeci Süleyman Usta ile komşu idi. Tenekeci Hamdi usta temiz ve dindar bir kimseydi. İnce işlere ve yeni imalat işlerine pek girmezdi. Daha ziyade lehim ve tamirat işleri ile uğraşırdı.

Tenekeci Süleyman Usta: Bir numaralı tenekeci us­tasıydı. Çok güzel ve temiz iş yapardı. îyi huylu başı yumuşak iyi bir insandı. Dükkanı saraç Hüseyinin ya­nındaydı.

SİVRİHİSAR AŞÇILAR VE AŞÇI ESNAFI

1935-1945 yılları arasında: Sivrihisar’da aşçı ve ke­bapçı sayısı 3-5 i geçmezdi. Bu aşçılarda, Sivrihisar’ın hakiki ev yemeklerini yaparlardı. Ha evde yemişsiniz ha çarşıda, damak tadı hiç farketmezdi.

Bu ustaların en meşhurlarından aşçı Halil Usta vardı. Bende kendisini iyi tanırım.

Aşçı Halil Emminin usta: Eski Belediye binasının hemen arkasında, binaya bitişik iki kapılı, iki bölmeli aşçı dükkanı vardı. Aşağı kısımda, ocaklar ve yemek yapılan yerler vardı. Yukarıya 4 basamaklı tahta merdivenle çıkılırdı. Yukarısı yemek salonuydu yemek masaları ve sandalyeler oradaydı. Orta boylu, tıknaz, balık etinde 45 yaşlarında idi. Saçlarının önü dökülmüş ve kırlaşmıştı. Amma: Çok iyi bir aşçı ustasıydı. Allah rahmet eylesin, iki oğlu vardı. Rahmetli büyük oğlu Mustafa efendi Be­lediye Baş Katipliğinden emekli oldu. Küçük oğlu Hamdi usta son zamana kadar aşçılık yaptı sonra oda bıraktı. Çok iyi insanlardır.

Eski Devirde Sivrihisardaki Ötek Aşçılar:

1)   Aşçı Koçunun Hüseyin
2)   Aşçı İbrahim Emmi
3)   Kebapçı Hüseyin
4)   Kebapçı Manikler (Sucuk pişirirlerdi)

SİVRİHİSAR BERBERLERİ

O eski devirdeki berberlerin çoğu sadece berberlik yapmazlardı. Diş çekerler ve sünnette yaparlardı. O devrin meşhur berberlerinden berber Topal Sarı ve onun abisi berber Fakı usta derlerdi. Uzun boylu bir kimseydi. O da kardeşi gibi hem diş çeker hem de sünnet yapardı.

Eski Devirdeki Öteki Berberler:

1) Berber: Nebi

2) Berber: Eyüp

3) Berber: Fakı (Mustafa Çavuş)

4) Berber: Topal Sarı

5) Berber: Halil Usta

SİVRİHİSAR SARAÇLAR ESNAFI

1935 – 1945 lerde: Sivrihisar’da 4 adet saraç esnafı vardı. Bu saraçlar saraciye malzemesinin bir kısmını kendileri imal ederlerdi. Mesela: şaplı deri dediğimiz derileri, kendileri tabaklar, temizlerler ve saraciye imalinde kullanırlardı. Öteki malzemeleride tabak es­nafından satın alırlardı.

Saraçların İmal Ettikleri Malzemeler: Belleme, eğer, dizgin, hamut, koşum, ok kayışları, yan kayışları, mavi boncuklarla süslenmiş at başlıkları, eşek başlıkları hatta öküz başlıkları, bel kayışları her çeşit siparişe ve isteğe uygun kayış ve malzeme yapar­lardı.

Saraç Cemal Usta: Saraç esnafının en başında da saraç Cemal usta ge­lirdi. Cemal Emmi hakiki usta idi. Mesleğinin neredeyse piri sayılırdı. Eski kağnı pazarından aşağı inerken sağ­da köşede dükkanı vardı.

Kendisi orta boylu, balık etinde fötr şapkalı çok ko­nuşan bilgili görgülü, Sivrihisar’da sözü geçen eşraflarındandı.

Cemal Emmi son zamanlarda bağına sabah gider akşam dönerdi kendisini bağ ve bahçeye adamıştı onunla günlerini tamamladı. Allah rahmet eylesin.

Sivrihisar’daki Öteki Saraçlar;

1)   Saraç : Hasan Hüseyin Usta

2)   Saraç : Hamdi Usta

3)   Saraç : Topal İbrahim Usta

Kendisi Hacca gitti. Hicazda vefat etti oraya defne­dildi. Allah rahmet eylesin. Kalanlarına uzun ömürler versin.

SİVRİHİSAR NALBANTLAR ESNAFI

Eski devirde, motorlu vasıtalar olmadığı için bütün nakliye işleri At ve Öküz arabaları ile yapılırdı.

En ucuz en kolay nakil aracı ise: Bilhassa dağlık arazilerde Katır ve Eşeklerdi. Onun için Sivrihisar’da bile 6 adet nalbant esnafı vardı.

Nalbantlar: At, Katır, Öküz ve Eşeklerin ayak tır­naklarına nal çakarlardı. Nalı olmayan hayvanların ayakları yara olurdu. Topal olurlardı. Nallara, hayvan ayakkabısı denir.

Sivrihisar’daki Nalbantlar;

1)        Nalbant: Ahmet Usta

2)        Nalbant: Nazım Çavuş

3)        Nalbant: Hacı Gökmenin Ahmet Usta

4)        Nalbant: Fuat Usta

5)        Nalbant: Kani Usta

6)        Nalbant: Mustafa Usta vardı.

SİVRİHİSAR SEMERCİLER ESNAFI

Sivrihisar’daki Semerciler:

1935-1945 yıllarıydı. At, Katır ve Eşeklerin nakliye işlerinde çok kullanıldığı bir devirdi. Onun için nalbant esnafı gibi semerci esnafından da bir kaç tane vardı.

Devir değişti, bu zenaatların hepsi öldü. Çünkü mo­torlu araçlar çıktı. Onun için semerci dükkanlarıda bir bir kapandı. Şu anda Sivrihisar’da semerci dükkanı yoktur.

1) Semerci: Mehmet Ali usta

2) Semerci: Rıza usta

3) Semerci: Süleyman usta (Sevimbay (Ateş)

SİVRİHİSAR KAHVECİLERİ

Kahveci Çavuş Emmi: Yemeniciler arastasında; Büyük bir kahvehane vardı. İşleten kahveci Süleyman Emmiydi. Çok çalış­kandı. O günkü parayla çayın bardağı elli paraydı. Elli paraya çay satıp ailesinin geçimini temin ederdi. Şakacı bir insandı.

Yumurtanın taneside otuz para idi. Varın siz he­saplayın, paramızı KITLIK (Enflasyon) ne hale getirdi. O devirde 1 altın lira bir kağıt lira idi. Yani o günkü ta­birle bir bankonottu. Süleyman Emmi kalender müzip bir kimseydi. Allah rahmet eylesin.

Kahveci Süleyman Emmi: Çavuş Emminin kahvesi: Şadırvanın aşağısında, yemeniciler arastasına inerken Attar Kavali’nin köşe­deki, dükkanı altında Çavuş Emmi’nin kahvesi vardı.

Kısaca Çavuşun kahvede derlerdi. Bu günde aynı yer, kahvehane olarak çalışıyor.

Çavuş Emmi yedi düvelnen barışık neşeli, şakacı, orta boylu, şişman, kırmızı ve güler yüzlü bir insandı. Çok çalışkandı gelip geçerken görürdüm. Bendeki bı­raktığı intibalar bunlardır.

Kahveci Şişman Ali Çavuş: Bu günkü Belediye binasının önünde, üçgen şeklin­deki parkın yerinde, kahveci Şişman Ali Çavuş’un, bahçeli kahvesi vardı.

Yazlık bahçesi çukurdaydı. Bu bahçenin yeri sonra­dan dolduruldu. Yükseltildi ve park olarak hazırlandı. Kapalı kışlık kahvesi ise, avukat Mustafa Orman’ın, kardeşi Mesut Ormanın hırdavatçı dükkanı ve diğer dükkanların yerindeydi. Tek katlı ahşap, mavi boyalı genişçe, bir kahvehaneydi. Kahvenin karşıdaki bahçede çok kalın asırlık dut ağaçları vardı. O pai’k yeniden tanzim edilirken bu asırlık ağaçlar kesildi. Yazık oldu o ağaçlara Sivrihisar’da ağaç kesme hastalığı var.

Abidin Potoğlu Belediye Reisi: Mesai bitince, şişman Ali Çavuş’un kahvesine gelir. Asırlık dut ağaçlarının altına otururdu. Belediye Reisini, Abidin beyi arayanlar kahvede bulur­lardı. Bahçeli Kahve belediye reisinin ikinci makamıy­dı.

Kahveci Kamil Emmi: Kamil Emminin kahvesi: Dar bir arastanın içinde, Alemşah parkının bitişiğindedir. Kamil Emmi hem şa­kacı, hemde şaka götüren birisidir. Sabah erkenden besmele ile kahvesini açar. Çaylarını demler Ulu cami­den sabah namazını kılıp çıkacak cemaati beklerdi.

Camiden dağılan cemaat. Kamil Emminin kahve­sinde sabah çaylarını simitle beraber içerler.

Bu arada Kamil Emmi ile şakalaşırlardı ona takı­lırlar amma: onu zaman zaman üzdükleride olurdu.

Eski Devirde Öteki Kahveciler

1)        Kahveci: Sevindiriğin Ahmet

2)        Kahveci : Kayış Mıstık

3)        Kahveci: Bey – Ağa

Birde Kahvecilerin piri vardı:

Kısaca : Kahveci : Aynacı veya Aynacının İbrahim derlerdi.

SİVRİHİSAR TERZİLER VE MANİFATURACILAR

Terzi Lütfi Usta: Eski adı kağnı pazarı, yeni adı yoğurt pazarındaki camisiz minarenin dibinde, sıra ile Terzi dükkanları vardı. Bunların biriside terzi Lütfi ustanın dükkanıydı. Kendisi, uzun boylu doğru ve tok sözlü o zaman 55 yaşlarında dindar ve temiz bir terzi ustasıydı. Terziliğinin yanı sıra, Kürkte dikerdi. Tabaklanmış şaplı siyah koyun derilerinden, Sivrihisar’daki köy ağalarına kürk dikerdi. Köy ağaları da kışın at arabaları ile köyden şehire gelirken üşümemek için giyerlerdi. En iyi Kürkü de Sivrihisar’da Lütfi usta dikerdi. İki oğlu vardı. Büyük oğlunun adı Nazif idi. Babası ile beraber çalışır. Terzilik yapardı. O da iyi bir terziydi. Küçük oğlununda adı Kemaldi. Yanılmıyorsam tahsil yapmıştı şimdi nerede biliniyorum.

Terzi Çininin Ali ustanın dükkanı hükumet caddesinde, aşçı Halil Ustanın dükkanına bitişikti. Çok efendi, temiz yaşayan, bir terziydi. Amma: çok titiz ve çok güzel elbise dikerdi. Hükumet konağında çalışan memurlar ve maarifte çalışan öğretmenler hep onun müşterisiydi.

Çininin Ali ustaya çok şaka yaparlardı. Oda bu şakaları kaldırır hiç kızmazdı. Kendi halinde iyi bir terzi esnafıydı.

Terzi Cambaz Emminin: Yoğurt pazarında, yeni hamamın üst sırasında Terzi dükkanı vardı. Küçük boylu Kumral düz saçlı, çok konuşan, zeki mi, zeki. Çalışkan bir terzi idi. Oğlu Ali İhsan Koçer’i okuttu. Orman mühendisi yaptı. Ali İhsan beyde Eskişehir orman bölge müdürü oldu.

Sivrihisar’daki, Orman fidanlarını, Ali İhsan Koçer bey verdi. Hemşehrimiz Doktor Hüseyin Sarıkardaşoğlu da dikmesine ve sulamasına yardımcı oldu. Sivrihisar bunların sayesinde ormana kavuştu. Kayalar Ağaç yüzü gördü. Allah rahmet eylesin kalanlara uzun ömürler versin.

Terzi Kız Memed: Kağnı pazarından aşağıya inerken, saraç Cemalin dükkanının altında. Köşede bir terzi dükkanı vardı. Aynı zamanda kendisi Singer dikiş makineleri bayisi idi. Dikiş makinesi yağını ve iğnesini o satardı. Bazı makine parçalarını da ondan alırdık.

Kız Memed, çok nazik, çok kibar, ince sesli konuşması edebli olduğu için, bu lakabı takmışlardır. Haki­katen en az bir kız kadar edepli idi. Sivrihisar’da onu hiç tanımayan yoktur.

Terzi Ahmet Usta: Bu hikayeyi: Rahmetli kardeşimiz terzi Bahri Altan anlatmışlardı.

Terzi Ahmet ustanında kısa bir hikayesi var. Ahmet usta; zekasına çok güvenirmiş. Sivrihisar’lılar zaten hepsi çok zeki insanlardır. Bu kesindir. Bu defalarca is­patlanmıştır. Nasreddin Hoca bile Sivrihisar’dan çıktı. Amma: Terzi Ahmet usta: burada yanılmış; yerde kili­min üstünde kesim yapıyormuş. Karşısında oturanlar Ahmet usta kilimide kesiyorsun demişler de Ahmet Usta “yok canım kıl olsa farkederim” demiş. Demeye de­miş amma: Kilimide beraber kesmiş derler. Burada zekasına çok güvenmeninde cezasını çekmiştir.

Eski ustaların çıraklarından olan, terzi Bahri Altan kardeşimiz, son zamanlarda Kavaf olmuştu. Hazır ayakkabı satardı. O da iyi bir Terzi idi. Kendileri Dindar, doğru dürüst bir insandı, birazda şairliği vardı. Bir ki­taplık şiir yazdı ama bastıramadı. Ben Sivrihisar’a gel­dikçe şiirlerini bana okurdu, duygulu bir kimseydi. Hak rahmet eylesin amin…

Sivrihisar’daki Öteki Terziler:

Terzi: Kadı kızının Ahmet usta

Terzi: Hacı eminin Ali Usta

Terzi: Tekecilerin Mustafa Yahnacıoğlu

Terzi: Celal Usta

Terzi: Süleyman Usta Baha Usta

Terzi: Kara Memedin Mustafa Usta

Terzi: Aşıkların Ali Usta

Terzi: Tahsildar Ali Usta

Terzi: Macar Mehmet Usta

Terzi: Fındığın Emmi (aynı zamanda Tellal dı)

Terzi: Karavelioğlu

Terzi: Hocanın Amed.

Terzi: Karavelioğlu Hüseyin Usta

Terzi: Hamdi Balaban

SİVRİHİSAR MANİFATURACILAR

Manifaturacı Meliklerin Çakır: Kağnı pazarı çeşmesine yakın, Belediye dükkan­larında Manifaturacılık yapardı. Çakır Emmi ince uzunca boylu, sakin efendi bir insandı. Son zamanında aynı dükkanda ufaktan ufaktan sarraflığa başlamıştı.

İki oğlu vardı. Büyük oğlu Hikmet Altın, Küçük oğlu Rauf Altındır. Rauf altın liseyide bitirdi. Çalışmadı, Hikmet Altınla beraber Eskişehir’de sarraf oldular. Ba­ba mesleği manifaturacılığı yapmadılar. Taşbaşında sarraflar çarşısında dükkanları var.

Manifaturacı Sırçacının Hafız Emminin ise, dük­kanı Şadırvana yakın, Alemşah parkına bitişik, mani­faturacı dükkanı vardı.

Kendisi ince uzun boylu, sert mizaçlı görünümü vardı. Amma: çok güzel huylu bir insandı. Tam Hafızdı. Kur’an-ı Kerimi adabı erkanı ile okurdu. Geride iki er­kek evlat yanılmıyorsan birde kız evlat bıraktı. Oğullan Sabahaddin ve İhsan Önderlerdir. Oğulları ve torunları manifaturaalığı bıraktılar. Eskişehirde Hazır giyim Mağazaları açtılar.

Eski Devir’deki Öteki Manifaturalar:

Manifaturacı : Eminiddin Hoca

Manifaturacı : Yusuf Efendi.

Manifaturacı : Bakır başın Memed

Manifaturacı : Çamoğlu Kamil

Manifaturacı: Koruğun Bahri Efendi

Manifaturacı : Bektaşinin Hafız.

Manifaturacı: Çamoğlu Lütfı

Manifaturacı : Şamdanların Mustafa Kocabıyak

Manifaturacı : Hacı Velilenn Celal

Manifaturacı : Arpacının Memed

Manifaturacı : Hamamcıoğlu

Manifaturacı : Seletlerin Ömer Efendi

Manifaturacı : Ballimlerin Memed

Manifaturacı : Mehmet Efendi

SİVRİHİSAR SARRAF VE KUYUMCULARI

Sarraf Onbirlerin Bekir: Ulu caminin arkasında, Belediye dükkanlarının baş tarafında sarraf dükkanı vardı, Bekir Emmi sarraflık yapardı. Çok efendi. İnce uzun boylu. İyi huylu, esmer temiz bir kimseydi. Kurşunlu mahallede meydanda evi vardı. Komşumuz sayılırdı. İki oğlu vardı büyük oğlu Hüseyin, küçük oğlu Necatidir. Babalarından sonra onlar da aynı sarraflığı devam ettirdiler.

Necati efendi Eskişehir’de zannediyorum. Hüseyin Efendi Sivrihisar’da idi. On yıl kadar önce vefat etti. Allah rahmet eylesin.

Kuyumcu Ravil: Yeni hamamın bitişiğinde kuyumcu dükkanı vardı. Kendisi: çok iyi kuyumcu ustası olması yanında. Ava ve Avcılığa çok meraklı idi. Her hafta ava giderdi. Av için tazı beslerdi. Milli bayram­larda da atıcılarla müsabakaya girer. Havaya atılan boş cam şişeyi havada vurur şişeler parçalanırdı. Çok defa atıcılıkta birinciliği alırdı. Oğlu Talatta kuyumcuydu. Sonra Sivrihisar’dan oda ayrıldı.

Atıcı ve Avcı Helecan: İyi atıcılardan: Avcı helecan vardı. Bayramlarda helecanda atıcılık müsabakalarına katılırdı oda ya bi­rinci ya ikinci olurdu. Kendisi aynı zamanda sağlık me­murluğu yapardı. Pansuman ve iğne yapardı. Serbest çalışırdı. Evinde dağdan getirdiği Kurt yavrularını bes­ledi büyüttü. Kurt yavruları kendisine saldırınca onları “Av Tüfeği ile vurdu öldürdü.”

Kuyumcu Vehbi Usta: Ordu caddesinin sonunda Semerci Süleyman Ateşin dükkanı yanında kuyumcu dükkanı vardı. Dükkan küçüktü amma Vehbi Abinin sanatı bü­yüktü. Çok iyi kuyumcuydu. Elinden hiç bir şey kurtul­mazdı. Senelerce Sivrihisar’da kuyumculuk yaptı.

Sivrihisar’daki Öteki Sarraflar;

Sarraf: Fuat

Sarraf: Hamamcı Bekir

Sarraf: Meliklerin Çakır

* * *

SİVRİHİSARIM: (Doğduğum yer)

Tek geldim, tek döneceğim

Bir gün bende öleceğim

Doğduğum kayaların dibine

İşte oraya gömüleceğim.

* * *

Ahmet KILIÇASLAN – Sivrihisar Örf ve adetleri

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Tarihi Yerler Antik Kalıntılar

Sivrihisar Yöresindeki Tarihi Yerler ve Antik Kalıntılar

pessinus-harabeKral Yolu Üzerinde Antik Bir Kent. Pessinus Sivrihisar’a 15 km. uzaklıkta bugün Ballıhisar köyünün oturduğu yerde, ana tanrıça Cybel’e inananların dini merkezi idi. Galatlar, Pessinus’a gelmezden önce burası Frig, Hitit, Asur, Lidya ve Pers yönetiminin altına girmiştir.

Pessinus halkı kendilerine has geleneklere bağlı olan, Prof. W.M. Ramsay’in tespitleri ile Yunanistan dininde domuza mağfiret kurbanı olarak kutsiyet izafe edilirken, Pessinus’ta domuz eti yasaktı.

Hem domuzun kendine karşı umumi nefret, hem de kendisine her temas ede­ni kirlettiği kanaati var idi. Mukaddes şehirlerde domuzun mevcudiyeti bile küfür ve pislik idi.M.S. IV. yy. lara doğru şehirde Cybel dinine ait inanış kayboldu. Hristiyanlığın yayılması ve Aneyra (Ankara)’nın gelişmesi ve Galatia’nın başşehri olması Pessinus’un değerinin kaybolmasına ne­den olmuştu. Pessinus detaylar için tıklayın >

* * *

Amuriyye – (Amurium)

Halen Emirdağ ilçesi hudutları dahilinde ve şimdiki adıyla Hisarköy (1892 yılında kurulan Hacı Hamza köyü yakınında) yerleşim yerindedir. Antik şehrin harabeleri 1836’da İngiliz uyruklu seyyah Willi­am Hamilton tarafından bulundu. Şimdiki kazılara Oxford Üniversitesi adına 1988’de Prof. R. Martin Harrison tarafından başlandı. Bu şahıs da öldüğünden eşi kazılara devam ediyor.

Amurium şehri, muhtemelen erken bronz çağda iskan edildi. Hitit ve Frig dönemlerinde önemli bir yerleşim yeri oldu. 7. yy. da Amurium’un Suriye ve Konstantinopolis arasındaki ana yolda bulunmasından dolayı stratejik öneme kavuşmuştur. Karanlık çağ olarak bilinen dönemde (7-9 yy.) Bizans’ın askeri merkezi, 8. yy. da Bizans’ın 3. büyük şehri idi. 9. asırda piskoposların metro polisi olmuştur. Tarihi kaynaklar Amurium’un M.S. 636-70 yılları arasında en az sekiz kez Arapların saldırısına uğradığını Hali­fe Mutasım tarafından M.S. 838 tarihli kuşatmada Ankara ile beraber yağmalandığını ifade eder. Amurium 1071’den he­men sonra 14. yy. a kadar Sivrihisar’ı merkez edinen Selçuklu emirleri tarafından iskan edildi. Fakat hiçbir zaman Türkler için önemli şehir olmadı. Halkın çoğu şehri terk ederek Sivrihisar’a yerleşti. Hamza Hacılı köyü yakınında Amuriyye kalesi ve kaleye yakın vadi ortasında antik şehir yıkıntıları ve kilise harabesi görülür.

Germia (Myriangelei)

Yeri ihtilaflıdır. Texier, bugünkü Yörme (Gümüşkonak) köyünün kurulduğu alanda olduğunu, Yörme kelimesinin Germa kelimesinin bugünkü telaffuzu olduğunu savunur. Sanskirit dilindeki (Charma)’dan gelir. Hamam anlamında therma kelimesi karşılığıdır der. Ramsay buna itiraz eder. Bazı kitabelerin Germa’yı, bugünkü Mülk ve Mesut köyü yakınındaki yıkıntıları gösterdiklerini ve yol şebekesinin bunu gerektirdiğini (Ancura) Ankara’ya Dorylaion (Eskişehir)’dan gelen askeri yolun Yörme’den geçemeyeceğini söyler.

Ernest Mambeury ise Cerma’nın sıcak sulu hamamının bulunduğu Hamamkarahisar köyünün kurulduğu alanda oldu­ğuna işaret eder. Bu teze mesnet olarak, Germa ismini Therma kelimesinden aldı­ğını ve buranın Roma askeri yolu üzerin­de olup ve bir hamamın varlığını ileri sürer. Halbuki Yerme (Gümüşkonak)’de de sıcak sulu hamam vardı.

Germa Romalıların kolonisi ve Bizanslıların dini merkezi olmuştur. Bizans İmparatorluğu buraya Miriangılos ismini ver­miş, hamam yanma hastane yaptırmıştır.

Euoeoxias

Theodos’un anası veya kızına ithaf edilen şehir veya köyün adıdır. Bazıları bugünkü Yörme köyü yeridir derler. Bazıları da Hamamkarahisar yerleşim yeri olarak gösterirler.

Tricornia (Kaymaz)

Macdonald Kinneir 1813’de yaptığı araştırma sonucu Tricornia harabelerinin Kaymaz’da olduğunu ileri sürerken Ram­say bunu red ile olsa olsa burada yaşa­mış Traknodlara ait yerleşim merkezi olabilir der. Sivrihisar’a 33 km. uzaklıkta­ki Kaymaz çarşı cami avlusunda Frig. Ro­ma, Bizanslılara ait lahit ve mezar tasları vardır. Kaymazda ayrıca üç höyük vardır.

Orcistos (Eski Ali Kel)

Sivrihisar’ın 18 km. güneyinde harabelerinin bulunduğu bölgedir. Harabelerden 8 km. kuzeye gidilince Sakarya nehrinin solunda bugünkü Çandır köyüne varılır. Sakarya nehri üzerinde kurulu sekiz kemer gözlü köprünün M.S. 560 yılında Justinanos tarafından yapıldığı söyleniyorsa da; W.M. Ramsay bu köprü bana Türklerin çok mühim olan Sivrihisar yo­lunu Aziziye (Eski Jirgin-yeni Emirdağ) ve Afyonkarahisar’a götürmek için yaptıkları bir Türk köprüsü gibi geldi diyor

Satranus harabeleri

Kınık köyündeki antik dönemden kalmıştır. Kazı yapılmamıştır. Tesadüfen çıkan dev küplerden birisi Sanat Okulu’nda teshir edilmektedir. Kepen köyünde keza Hamamkarahisar köyünde yığma höyükler bulunmaktadır. Elbette tarih ibret alınmak içindir. Nice medeniyetler yok olup gitmiştir. Bugün onlardan kalan bir iki taş ve harabelerdir.

Sonuç

Yukarıda isimlerini verdiğimiz arkeolog ve seyyahların eserleri okunduğunda dini tespit ve gayenin ön plana alındığı belgelerin ve bilgilerin tespitinin hedef olduğu görülecektir. Buralar bizim ecdadımızın vatanıdır denmek istenmektedir. Bu iddia için adeta tapular aranmaktadır. Hazinedar mescidinde, yabancı bir arkeoloğun, duvardaki resimleri çıkarmak üzere çalışmalar yaparken; orayı ziyaret eden bir avukat amcamıza, kapı eşiği altına materyal olarak konulan taştaki yazıyı göstererek “bu bir kilise olmasın” diye sorduğunu asla unutamam. Halbuki o şahıs, oranın bir cami olduğunu ve Selçuklu eseri olduğunu en iyi bilebilecek bir durumdadır.

Bosna-Hersek’teki savaşta, dünya anıt eserlerinden Mostar köprüsünün özellikle hedef seçilip bombalandığı, minarelerin hedef alındığı, tarihi yüzlerce caminin yıkılıp dozerlerle temelleri dahi sökülerek yerinin kaybedildiği daha dünkü olaylardır.

Ecdadımız, sanat eserlerine hiçbir aşağılık duygusuna kapılmadan, gerektiği önemi vermiş onu değerlendirmiş, camisinde direk, kaide ve başlık olarak, türbesinde, mescidinde, duvarlarında (Yunus Hoca kümbeti ve Akdoğan mescidi gibi) ve diğer yerlerde kullanmıştır. Binlerce şehit kanı ile bu toprakları vatan yapan ecdadımızın kendine özgüveni vardır. Türk İslam medeniyeti, Anadolu medeniyeti değil, yine kendi tarihinden beslenen ve yerine göre diğer medeniyet ürünlerini materyal olarak kullanan özgün bir medeniyettir.

Hal böyle iken yabancı gezginciler, uzmanlar Türk eserlerinden tek kelime bahsetmezler. Onların ilim ve sanat alemine yansımasını istemezler. İşte bizlerle onların farkı. Ancak biz öz değerlerimize sahip olmazsak onu yabancıların koruması beklenemez.

1842’de Hamilton, Ains Wort, Saint Martin, daha sonra Tschihatscheff (1847-1863), Teixer (1862) Vanlennep (1870), Barkley (1891) ve bir çok gezgin Sivrihisar ve çevresindeki yerleşim yerlerinden geçmişlerdir.

DİĞER TARİHİ YERLER KATEGORİSİ >

 Kaynak: Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan KESKİNeml

Kategoriler
Tarihi Eserler ve Turizm

Sivrihisar Hamamları

Başlıklar

1- Çardak Hamamı

2- Seydiler Hamamı

3– Kumacık Hamamı

4- Küçük Hamam

5- Sinan Paşa Hamamı

6- Yeni Hamam

7- Hıristiyan Hamamı

HAMAMLAR

1- Çardak Hamamı

Hamamkarahisar köyünde Dutlu ve Ka­dıncık köyleri yol ayırımından evvel, tarihi köprüden sonra sağda ve Hamamka­rahisar caminin kuzeyinde yer alır. Tahsin Özalp, Umurbey vakfiyesine daya­narak, hamamın 1175 yılında Umurbey tarafından yaptırıldığını belirtmiştir. Ancak atıf yapılan Başbakanlık Arşivi Tapu Tahrir Defterindeki 453:151 B numaralı belge, Umurbey’in değil oğlu Selçuk Beyin olup 15. yy. da hazırlanmıştır. Hamamın banisinin Umurbey olduğunu kabul edersek, hamamın da 15. yy. ilk yarısında inşa edilmiş olması gerekir. Hamamkarahisar Caminin 1259 yılında yaptırılmış olması, bu hamamın da eskilere uzandığını gerekli kılmaktadır. Mu­hiti incelediğimizde eski hamam kalıntılarının tarihi köprüyü geçişten sonra sol tarafta olduğu ifade edilmektedir. Mevcut hamam sağ taraftadır. Kadın erkek ayrımı, binanın mimari yapı tarzı, bu eserin bir Türk eseri olduğunu gösterir. Kadınlar hamamında, kurna önünde muhtemelen çocukların yıkanması için derin olmayan bir oluk olup, iki kurna­dan gelen su havuza buradan akar. Gerek bu oluk, gerek kadınlar hamamı önündeki yıkılmadan evvelki halini bildiğimiz tarihi sivri kemerli, iki tuğla bir taş şeklinde almaşık düzende yapılan (eski yıkık) çeşmenin çeşmeye gelenlerce, kadınlar hamamından çıkanların görülmemesi için, yatık L seklinde duvar uzantısı doğudaki hamamın, eskiden beri kadınlar hamamı olarak kullanıldığını gösterse gerektir.

Hamamlar birbirine bitişik sekizgen priz­ma gövdeli, doğu batı doğrultusunda iki ayrı bölümlüdür. Batıdaki bölümün güneyinde, doğudaki bölümün doğusunda, eksende dikdörtgen biçiminde birer kapısı vardır. Kapı üzerindeki sivri kemerler tamirde sıvanmış olmalıdır. Hamamların her birinde sivri kemerli ve dikdört­gen biçiminde sekiz nis (girinti- mahalli halk bunlara baca der.) bulunmaktadır. Ortadaki sekizgen havuzun kenarları, 1960 lı yıllardaki tamirde daraltılmış olup nişlere konan çeşmelerde çalışmamıştır. Erkekler bölümüne su, üç kurnadan akardı. (Şimdi her iki hamamda birer kurnadan akıyor.) Hamamların kubbeleri, sekizgen kasnağa oturan 5. 80 metre çapındadır. Duvarlar moloz taşla, kubbeler şaşırtmalı tarzda tuğla ile örülmüştür.

Hamamların kapı girişlerinin önünde, aynı seviyede soyunma mekanları varken, yakın zamanda ihtiyaca cevap vermeyen, yapı ile bağdaşmayan, uydurma yerler yapıldığı görülüyor. Burada hamamlarla uyumlu ve ihtiyaca cevap verecek soyunma mahalleri yapılmasında, mahalli kullanım için de zaruret vardır. Hatta bu, yeni tesislerden ayrı düşünülmelidir.

Hamamların suyu, iki hamamın arasında ve kuzey kesiminde takribi 80 cm. çapında bir kuyudan yükselir ve iki hamama taksim olur. Kurnaların kapanması halinde dahi, suyun kuyudan yükselmediği ifade edilmiştir. Hamamın kuzeyindeki caminin doğu tarafında yapılan artezyen deneyinde, boruların 30 metre derinlikten sonra, 15 metre boşluğa gittiği, cami batısında 10 metre ve daha batıda 5 metre düşüş görüldüğü deneyle anlaşılmıştır. Bundan, kaplıca suyunun cami ile arasında bir mağara vücuda getirdiği mağarada mevcut suyun hamamın kuyusundan yükselebildiği yer ve seviyede hamamların yapıldığı anlaşılmıştır. Muhtemel ki bu mağaraya karışan soğuk sularla hamamın suyu 35°’de karar kılmıştır. Bu muhitte kesinlikle yeraltı suları için bilinçsiz sondaj yapılmamalı hatta DSİ bu yasağı dikkatle takip etmelidir. Köyün ihtiyarları bir zelzele sonrasında, kaplıca suyunun birkaç gün kesildiğini, sonra günlerce bulanık aktığını beyan etmişlerdi.

Hamamın mülkiyeti Eskişehir Valisi Osman Meriç (5. 2. 1966-10. 5. 1967) zamanında, Özel İdare’den satın alınarak (İrfan Gider’in Belediye Başkanlığı sırasında) Sivrihisar Belediyesi ne mal edilmişti. 1983 yılında hemşehrimiz İsmet Çağlar Paşanın ve Vali Hanefi Demirkol’un gayretleri ile buraya Özel İdare tarafından iki yeni hamam ve konaklama yerleri yapıldı. Hamamın suyu karşılığında, Sivrihisar Belediyesine (Av. İbrahim Demirkol zamanında) tesislerden pay verildi.

Bu inşaat sırasında, İl Bayındırlık Müdürlüğünde bahçe düzenlemesi yapan mimar ve inşaat sırasında Vilayet, Kaymakamlık ve Müzeler Müdürlüğü uyarılmış olmasına rağmen Uluyol üzerindeki (Geçek Çeşmesi ile birlikte ayakta kalabilen) Selçuklu çeşmesi, maalesef kurtulamadı. Sadece tesise girişte ve karşıda temelleri kaldı. Konya Anıtlar Kurulu, bu eserin de korunması gerektiğini vurgulamıştı. Bu hamamı yaptıran Umurbey’in ve oğlu Selçuk Bey in Sivrihisar’da bir çok imar faaliyetinde bulunan kişiler olarak, rahmetle yad edilmesi gerekir.

Yeni hamamların yapılması ile eski hamamlar kaderine terk edilmiş, iki hamam kubbesi arasına konan su deposu görünümü tamamen bozmuştur. Hamamların yapılışı sırasında, yapılacak hamamların, hamamın kuzeyine yapılması önerimiz, sahanın hafriyata müsait olmadığı gerekçesi ile uygulanmamıştı. Gelip geçenlerin beğenisini kazanan ulu ağaçlar gölgesinde çayırlık alan, civarda başka yer yok gibi beton binalarla doldurulmuş, caminin önü tarihi eser olarak kapatılmaması gerekirken estetikten yoksun iki hamamla, yeşil alanın canına okunmuştur. Bu fikrimize, modernlikten dem vurarak itiraz edenlerin (1960 yılından beri tetkik ettiğim) emsallerini görmelerini, büyüklük bakımından emsal olabilecek Oylat Orman Sosyal Tesisleri ve Hamamını görmelerini salık veririm. Bu hamamlara giden suyun, şişirilerek yeni hamama gönderildiği anlaşılıyor. Kaplıca sularının şifa vermesi, kaynaktan çıktığı anda kullanılmasına bağlıdır. Kaldı ki yeni hamama nakil sırasında, kaynakta 36° olan suyun daha soğuduğu görülmektedir. Çalışmayan duş mahalleri çalıştırılır ve burada ısıtılarak kullanılması sağlanırsa ve diğer hijyenik kurallara uyulursa isabetli olacaktır. (Havuzun suyunun boşaltılıp temizlenmesi, dezenfektesi ve yıkanmadan havuza girilmemesinin tercihi gibi)

Fakat her halükarda yeni yapılan hamamların, simdi bulunduğu yerden kaldırılması ve tarihi hamam kuyusundan tabii akışı sağlayacak bir yere, mesela kuzeyine veya eski hamam kalıntıları olduğu bilinen, hamama gelirken geçilen tarihi köprünün soluna yapılması isabetli olacaktır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayınlanan ‘Türkiye’de Sağlık Turizmi ve Kaplıca Planlaması-1988″ isimli eserde kaplıcanın değerlendirmesi şöyledir:

Eskişehir Çardak Kaplıcası Yer ve Konumu: Çardak kaplıcası, Ankara-Sivrihisar yolunun güneyinde Hamamkarahisar köyü sınırları içinde yer alır. (Ankara yolu Nasreddin Hoca’ya kadar çift yoldur. Nasreddin Hoca-kaplıca arası asfalt ve 15 km., Ankara’ya uzaklığı 115 km.’dir.)

Kaynak Akım Değeri ve Banyo Kapasitesi: Kaynak doğal çıkışlıdır. 40 lit­re/sn. akım değerine, 9840 kişi/gün/banyo kapasitesine sahiptir. Sondaj gereği yoktur.

Fizik-Kimyasal Özellikleri ve Etkili Olduğu Hastalıklar: Su sıcaklığı 360C, PH değeri 7. 5, radon değeri 33. 3 eman/litredir. Kaplıca suyu; Bikarbonattı, Kalsiyumlu, Sodyumlu, Bromürlü ve radyoaktif bir bileşime sahiptir. Kaplıca suları banyo ve içme kürleri için elverişlidir. Romatizmal hastalıklar, sinir sisteminin uyarılması, sindirim sistemi hastalıkları, böbrek ve idrar yolları hastalıkları, metabolizma bozukluklarına olumlu etki yapar. Tecrübelerimize göre: suda kükürt de vardır. Cilt hastalıklarına gayet müessirdir. Eskiden sünnet olan çocukları buraya getirirler yaraları en kısa zamanda iyi olurdu.

Kaynak Emniyeti ve Yerleşme Durumu: Kaynak emniyeti sağlanmıştır. Kaynak yakın çevresi, yeni yapılaşma ve gelişmelere çok elverişlidir. Çevre bağ-bahçe deseni ile kaplıdır.

Alt-Üst Yapı Durumu: Yol durumu yeterlidir. (1987’de yeni kaplıcalar ve dinlenme tesisleri yapılmıştır.)

Genel Değerlendirme: Kaplıca sularının tam analizleri yapılmıştır. Hidrojeolojik etüdü ve haritası henüz yaptırılmamıştır. Suyun kullanma hakkı köy tüzel kişiliğine bırakılmıştır. Çardak kaplıcasının “kaplıca yerleşmesi” olarak geliştirilmesi mümkündür. Eskişehir-Ankara arasında yer alan vasıflı, bol su verimli Çardak ılıcasının planlı olarak ele alınması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Not: Bugün kaplıcanın mülkiyetinin %85’i İl Özel İdaresi’ne, %15’i Sivrihisar Belediyesi’ne aittir.

ESKİŞEHİR-ÇARDAK KAPLICA SUYU ANALİZ RAPORU

İyonlar mg/lt me/lt % me
Sodyum (Na+) 64.8318 2.8200 30.5310
Potasyum (K+) 2.8543 0.0730 0.7904
Kalsiyum (Ca++) 95.8041 4.7902 51.8616
Magnezyum (Mg++) 18.7000 1.5391 16.6632
Demir (Fe++) 0.0500 0.0018 0.0195
Aliminyum (Aİ++) 0.1075 0.0119 0.1288
Çinko (Zn++) 0.0160 0.0005 0.0055
TOPLAM 182.3637 9.2365 100.0000
Klorür (CI-) 42.0810 1.1870 12.8099
iyodür (I-) 0.1300 0.0010 0.0108
Bromür (Br -) 2.6750 0.0335 0.3615
Florür (F-) 0.0166 0.0009 0.0097
Sülfat (S042-) 47.5000 0.9896 10.6796
Nitrat (N03-) 4.5407 0.0732 0.7899
Bikarbonat (HC03-) 425.7800 6.9800 75.3267
Hidroarsenat (Has042-) 0.0792 0.0011 0.0119
TOPLAM 705.1662 9.2663 100.0000
Metaborik Asidi (HB02) 2.7000
Metasilikat Asidi (H2Sİ03) 51.6660
GENEL TOPLAM = 759.5322
Serbest Karbondioksit 15.5 mg/lt
Sıcaklık 350 C
pH 7.5
Radon (Ra222) 3333 Pci/lt

Kimyasal Sınıflandırma: Bikarbonattı (% 75,32 milival), Kalsiyumlu (% 51,86 milival)

Sodyumlu (% 30,53 milival) ve Bromürlü (2,67 mg/lt) ve Radyoaktif (3333 Pci/lt).

Sonuç: Son aldığım bilgilere göre İller Bankasında Jeotermal bölümü teşkil edilmiş ve en modern cihazlarla donatılmıştır.

Bir ihtisas merkezi olarak buradan istifade edilmesi gerektiği kanısındayım. Modern kaplıca düzenlemelerinde, eski tesislerin restorasyonla işlevlerinin devamına, gerekirse giriş çıkışların dahi ayrılarak eskiden olduğu gibi bölge halkının, hatta bohçaları ile gelip istifadelerine imkan sağlanması; tarihi koruma gereği olduğu gibi; yeni yapılan tesislere de rağbeti artıracak burada da başka bir kesime hitap edilmiş olacaktır.

Belediye Başkanı merhum Muzaffer Atasoy zamanında, eski tesislerin düzenlenmesi ve restorasyonu için sunulan projeye göre ayrılan para; Sivrihisar’ın öncelikle hidroelektriğe kavuşması için kullanıldığından proje tahakkuk edememiştir.

* * *

2- Seydiler Hamamı

seydi-hamamSivrihisar Kurşunlu mahallesi, Prof. Dr. Mehmed Kaplan Caddesinde (tapuya gö­re Akcami Sokak’ta) 29-28 Kb pafta -280 ada -1 parsel numarada Vakıflar Genel Müdürlüğü adına kayıtlıdır. Kayden 652 m2’dir.

Tarihi kaynaklar vakıf olan hamamın, Seyyid Nureddin’in kızı ve Karaca Ahmed Sultan’ın eşi Nuriye Bacı tarafından 1490’da veya başka kaynaklara göre yine aynı şahıs tarafından Anadolu Selçuklu­lar, Beylikler devrinde yapılmış olduğu­nu, hamamın ön kısmında bulunan or­tası şadırvanlı ilavenin ise Sultan 1. Ahmed’in (1603-1617) kızı ve Anadolu Bey­lerbeyi Nasuh Paşanın esi Ayşe Sultan tarafından, hamamın tamiri sırasında yapıldığını ifade etmektedir. İnşasının 14. yüzyılda yapıldığı kabul edilir. Se­mavi Eyice’nin tasnifi ile orta kubbeli, enine sıcaklıklı, çifte halvetli hamam grubuna dahil edilebilir.

Hamamlar sulara bağlı vakıflardan olduğu için, Cumhuriyetin ilk yıllarında, bu hamamın mülkiyeti suların belediye­lere intikali sırasında buna bağlı vakıf mal varlıklarıyla beraber Sivrihisar Belediyesi’ne geçmiştir. Hamamlar her an bakım gereken yerler olmakla, alınan ki­ralar bakımı karşılayamadığından 1960’lı yıllarda harabiyete terk edilmişti. Sivrihisar Tarihi Eserleri Koruma Derneği ola­rak hamamın restoresi için, Yüksek Mühendis Muzaffer Kozanoğlu’na yaptırdı­ğımız keşif özetinde bulunan meblağ, Be­lediye’nin takati üzerinde görüldüğünden hamam kaderine terkedilmiş, ahşap so­yunma yeri, bazı kubbeler hatta göbek ta­şının yola bakan tonozu bile, çoluk çocu­ğun oyuncağı olmuş, kısmen yıkılmıştı. 1964yılında Belediye Hukuk Müşaviri ve Avukatı sıfatı ile, tabii üye olarak iştirak ettiğim Belediye Meclisi’nde bir kısım delegeler hamamın tehlike arzettiğini söyleyerek dozer temin edilip yıkılmasını ve yandaki dereye doldurulmasını teklif ettiler. Bu teklif taraf bulduğu bir esnada kültürel varlıklarımızdan olan bu eserin yıkılamayacağını beyanım ve bu beyanı­mın, yine Belediye Meclis üyesi olan Av. İhsan Biçerli tarafından desteklenmesi üzerine, Belediye Meclisi hamamın yapıl­ması ve bu maksatla, gerektiğinde, dev­redilmesi hususunda tüm yetkiyi Orhan Keskin’e verdi. (1964 yılı)

O zamanlar Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde uzman olan (daha sonra Selçuk Üniversitesinde profesör) Yıl­maz Önge Bey’in destek ve gayretleri ile adı geçen hamamın, 1965 yılında 7044 sayılı ka­nun gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne, restore edilmesi şartı ile bedelsiz bir şekilde devri ve tahsisat ayırttırılıp restorasyona geçilmesi temin edildi. Hamamın tuğlalarını ve inşaat malzeme­lerini tedkik eden Yılmaz Önge Bey, “Tuğlalar bir ocak tuğlası değil adeta kırk harman tuğlası, fakir bir dönemde yapıl­mış, bir şaheser vücuda getirilmiş” diyor­du. Bu eser, bu toprakları vatan yapma ülküsü ve insan sevgisi ile insanlara ha­yırlı olma idealinin ürünü idi. Şüphesiz işin temelinde bu duygu ile ihlas ve Al­lah sevgisi vardı. Bu sebeple Allah bu eserin kurtulmasını murad etti, sebepler; halketti. Bu ise Vakıflar bünyesindeki yeri dolmayacak mimarlar, teknisyenler ve taşeron her biri hamam restarasyonu ko­nusunda uzman kişiler el koydular. Ah­şap soyunma yeri ve duvarlar yıkıldı. Sonradan açılan kapılar kapatılıp oriji­nalleri açıldı. Yıkılan duvarlar ile “aralık” tabir edilen yerden başlayarak, dere bo­yundaki (kuzeydeki) duvarlar ve külhan duvarları yenide yapıldı. Prof. Mehmet Kaplan caddesine bakan duvarın dibi boşaltılıp, yapılan istinad duvarı ile bina rutubetten kurtarıldı.

Yıkılan tonoz ve kubbeler aslına uygun restore edildi. Aralık kısmında kaybolan kuzey kesimindeki kubbe geçişi, Türk üç­genleri yenilendi, kubbesi yapıldı. Tüm taban mermerleri kaldırıldı duvarlar rasba edilip tüfeklikler1 açıldı, yenilendi. La­birent araları temizlendi, yıkıklar yeni­den yapıldı ve ısı geçirgenliği dolayısı ile granit plakalarla (mahalli dilde kapak taşı denir) kaplandı.

Su kurnalara toprak künklerden gidiyor­du. Bunların yerine soğuk- sıcak su için galvaniz borular kondu. Sıcak ve soğuk su depoları onarıldı. Taban ile bakır arası eskilerin lök tabir ettiği pamuk, alçı, zey­tinyağı, yumurta akı ve hatta kıtık yoğ­rulmak suretiyle meydana getirilen, be­tona göre sağlam ve esneme özelliği olan bir malzeme ile dolduruldu. Kenarlı ve göbeği şişkin bakır ısıtma kazalı, bakırın yanmaması için kazanın içinde her halü­karda su kalacak şekilde, çukura oturtul­du.

Sahasında uzman teknisyenler tarafından sıvaları yapıldı. Duvar ve taban mermer­leri döşendi. Köselerde olduğu için kul­lanma zorluğu yaşandığı bildirilince kur­nalar duvar ortalarına alındı ve olukları konuldu.

Ahşap soyunma yerinin ahşap tavanı ye­rine, ters kirişlerle beton plaka yapıldı. Dört mermer direk, ortasında altıgen fıs­kiyeli havuzun üzerine aydınlık feneri ya­pıldı. Hamamın dere tarafındaki duvarı yapılırken; külhanın bu taraftaki kapısına yakın yerde açılmak üzere örülmüş bir labirent girişi dikkat çekti. Bu giriş labi­rentlerin külle dolması halinde, buradan girilip temizlenmesi için konulmuştu. Yeni yapılan duvarda da aynı giriş yeri korundu.

Restorasyona kadar sakla­nan orijinal çörtenlere uygun, yenileri yaptırılıp yerine kondu. Kubbe derzlenip saplandı. Soyunma yerinin çatısı kiremit­le kaplandı. Adım adım gerek vakıflar adına ve gerekse ricası üzerine taşeron merhum Şükrü Murat adına izlediğimiz ve gereğinde yardımcı olduğumuz resto­rasyon faaliyetlerini bu kitapta zikretme­mizin sebebi, ilçemizde bulunan diğer hamamların restoresine ışık tutması, kültürel varlıklarımıza ileride sahip çıka­cak gönül ehli insanlara emsal teşkil et­mesi içindir. Yoksa biz burada kendimize pay çıkarıyor değiliz. Bu beyanımı teyid için aşağıdaki hatırayı nakletmeyi uygun buluyorum (Orhan Keskin)

Hamamın restoresi bitmiş sıra işin tesli­mine gelmişti. Eski eser müteahhidi Kay­serili dostum Şükrü Murat Bey, hama­mın anahtarını bana teslim etti. Vakıfla­ra teslimine kadar camlarının kırılma­ması, etrafına pislik atılmaması, hülasa korunması için bir şahıs bulmamı rica etti. Ücretinin tarafından karşılanacağını söyledi. Kurşunlu Mahalle de, babamın emsallerinden Baha Efendinin bir yeğeni vardı: Maksud Hoca. Bu zat Baha Efendi yanında kalıyordu. Eski imamlardan olup, çoluk çocuğu da yoktu. Kendisine saygı duyduğum hâl ve kaâl sahibi Mak­sud Hocanın bu nezaret isini yapmasını ve kendine uygun bu hizmet vesilesi ile nasiplenmesini arzuladım. Bunu kendisi­ne söylediğimde, “Orhan Efendi, ezan okununca ben camiye giderim devamlı duramam” diyerek görevi kabul etmek istemedi. Ben de kendisine “Hamamda namaz kılmak dinen olmaz, Kurşunlu Ca­mi yanımızda, elbette camiye gideceksin” dedim ve anahtarı teslim ettim. Benden anahtarı aldıktan sonra emsali bir arka­daşına anlatmış:

-Üç gecedir rüyamda Şeydi Nuriye Bacıyı görüyorum. Uzunca boylu, parçalı etekli elbise giymiş, uzun olduğu anlaşı­lan saçları dahil bası örtülü olarak yüzü­nü saklamak sureti ile bana:

-Benim hamamı sen koruyacaksın diyor. Maksud Amca:

“Beni kim dinler? Seni (o zaman jandar­ma karakolu hamamın karsısında oldu­ğundan) jandarmalar korusun.” dedi ise de “Hayır bu görev sana verildi, bu isi sen yapacaksın” cevabını alıyor. Üç gün müd­detle aynı rüyayı görüyor.

”işe bakar mısın bugün de Orhan Bey ça­ğırdı, bu işi benden rica etti” diyor.

Bu masal değil, yaşanmış bir olaydır. Mehmet Emre Hocamızın “Hatıralarım” (Erhan Yay. dağıtım 2000) isimli eserin­de (s. 22) beyan ettiği üzere: “Zahiri planda vazifeli olanlar, o işin hadimi olarak görülüyorsa da asli failler perde geri­sindeki ricalullahtır. Yani hakiki tasarruf onların elinde bulunmaktadır.” Bizim gibi hizmeti yürütenler görünürdekilerdir. Ben tüm hizmetlerde bu hususu gözet­tim ve vasıta tayin edildiğimiz için de Şükrettim.

Seydiler Hamamının Özellikleri
Soyunma mahalli: 3 eyvanlı, ortası kub­beli, çift halvetli ana bölümden oluşan bu hamam da ahşap kirişleme tavanlıdır. Soyunma mahalli, ahşap tavanlı hamam­larda dikkat çeken bir özellik; soyunma mahallinin duvarı ile kârgir örtülü kom­şu mahallerin duvarları arasında bir dilitasyon bırakılmış olmasıdır. Önce bu ha­mamda kârgir örtülü, aralık, soğukluk, sıcaklık ve su deposu inşa edilmiş bilaha­re ahşap soyunma yeri (Ayşe Sultan tara­fından XVII. yüzyılın ilk yarısı) ilave edil­miştir.

seydiler-hamamAralık: Anadolu’daki XII-XIII.yy. ha­mamlarının hepsinde soyunma mahal­linden soğukluğa geçişte üçgen (Türk usulü) kubbe geçişli, üstü kubbeli mekan vardır. Buranın kuzey duvarı yıkık oldu­ğu için, restorasyondan evvel buradan giriş devre dışı bırakılıp doğrudan soğuk­luğa kapı açılmıştı. Aralık genellikle ha­mamlarda ısı kaybını önleme yanında peştamal değiştirme yeri olarak da görev yapıyor.

Soğukluk: Bazı kitaplarda ılıklık olarak da isimlendirilen soğukluk, mahalli Türk hamamlarında ana bölümlerden biridir. Ahşap soyunma mahallerinin, kısın so­ğuk olması dolayısıyla hem zeminden ve hem de bitişiğindeki sıcaklıktan gelen su buharı ile ısınan ılıklığın, soyunma ma­halli olarak da kullanılır olması dolayı­sıyla geniş tutulmuştur. İkinci olarak bu mahalleri, keçeciler keçe dövmek ve keçe­yi olgunlaştırmak için de kullanmışlar­dır. Planda görüldüğü üzere aralıktan ılıklığa geçiş kapısının sağındaki yükselti­nin, keçeciler tarafından kullanıldığı yo­lunda rivayetler de bulunmaktadır. Sıcaklık: 5-8 metre çapında bir kubbenin örtebileceği merkezi bir mekan etrafında, aksiyal olarak tertiplenmiş eyvanlar ve köşe halvetlerinden teşekkül eden sauna, yüzyıllar boyunca geleneksel kompozis­yon olarak uygulanmıştır.

XIII. yy. sonlarına doğru bazı örneklerde eyvan genişliklerinin, derinliklerine nisbetle artmaya başladığı dikkat çeker. Siv­rihisar Şeydiler Hamamı da buna örnek­tir. Şeydiler Hamamı’nda sekizgen bir göbek taşı bulunan merkezi mekan etra­fında, iki köşede halvet ve üç eyvan to­noz bulunuyor.

Karşıdaki tonozun karşı duvarında sıcak su haznesi kapısı, altında çabuk terleme­yi sağlayan sıcak taş, sağdaki halvette de güreşçilerin ter atmasını kolaylaştıran; sı­cak su haznesine yukarıdan menfezle bir bağlantı vardır. Sauna vazifesi görür.

Su deposu: Halvetlerle külhan arasında­ki bölümdedir. Bacanın hizasına isabet eden hazne içinde kazan bulunur. Sıcak su deposu üzeri tonozdur. Bunun deva­mında arada kalın bir duvardan sonra soğuk su deposu bulunur. Bu depo, so­ğuk su kurnalarına ve sıcak su deposuna bağlantılıdır. Üzeri kubbe örtülüdür. Buraya su, eskiden toprak künklerle bağ­lantısı bulunan Kurşunlu Camii önünde­ki çeşme savağından gelirdi. Gelen su ki­fayet etmez ise su deposunun karşısında, caddenin öbür tarafında Şeydi Mahmud Zaviyesi duvarındaki girintide mevcut kuyudan, kovalarla çekilir aradaki irtibat borusuna dökülerek soğuk su deposu doldurulurdu. Simdi depo şehir suyuna bağlantılıdır. Zikri geçen kuyuya konulan santrifüjle depo soğuk su ile doldurulur. Külhan: Su depolarının gerisinde yer alır. Depoların uzunluğundadır ve ahşap örtülüdür. Hanlardan gelen “kön” (yem ve saman artığı ile gübre), külhan da­mında kurutulur üzerindeki deliklerden aşağıya atılarak yakılırdı. Son zamanlar­da odun ve kömür yakılmaktadır. Sonra­ları bir de boyler (kalorifer) konmuştur. Isıtma Sistemi: Türk hamamları genellikle, külhanda, sıcak su deposun­daki kazanın altına rastlayan ocakta, odunların yanması ile meydana gelen alev ve dumanın, sıcaklık ve ılıklık ma­hallerinin altındaki cehennemlikte labi­rentlerden dolaşarak, duvarlardaki tüfek­liklerden dışarı çıkması ile; kısmen de, depoda ısınan suyun buharlaşarak ha­mama yayılması ile ısıtılmaktadır. Restorasyon sonrası, suyun ısınma soru­nu ortaya çıkmış neticede, yapılış sırasın­da civar ormanlık olduğundan, ocak ve menfezlerin yüksek ateşe göre dizayn edildiği anlaşılmıştır.

Tabii Aydınlatma: Soyunma mahallinde, 6 köseli şadırvan üzerinde yer alan ay­dınlık feneri ile bunun dışındaki yerler­de, ışık gözleri ve kubbe ortalarında kü­çük aydınlık fenerleri ile tabii aydınlan­ma sağlanmıştır. Eskiden geceleri karpit lambaları ile aydınlatılırdı. Soyunma ye­rinin tavanı eskiden ahşap örtülü iken restorasyonda beton tabii ye yapılmıştır.

hamam-takunyaHamamların İşlevi: Hiç şüphesiz basta te­mizlik gelir. Dinimiz temizliği imandan bir cüz kabul eder. Bunun yanında Ana­dolu insanı için hamamın sosyal tarafı da önemlidir. Kız Bohça Bekleme Merasi­mi, Gelin Hamamı ve Damat Hamamı gibi düğün merasimleri hamamda yapı­lır.

Hamam, bir buluşma, kaynaşma, yar­dımlaşma mahallidir. Hamamların soğuk algınlığı gibi bazı hastalıklara iyi geldiği, hamamın doğumu kolaylaştırdığı yaygın kanaatlerdendir. Hamamda doğduğunu söyleyen birçok tanıdıklarımız vardır. Kaynanalar oğullarına, görümceler kar­deş ve ağabeylerine kızları hamamda be­ğenirlerdi.

* * *

3- Kumacık Hamamı

Çarşı içinde eski Belediye binası yanındadır. 27×13 metre boyutlarında ve 350 m2’dir. Hafizuddin kızı Safiyetullah’ın 810 H / 1407 M. tarihli vakfiyesinde, Kumacık Hamamının dörtte birini vakfettiğine dair vakfiyeden yola çıkarak, bu hamamın 1407 yılında mevcut olduğu göz önüne alınırsa daha evvelki bir tarihte yapıldığı açıklık kazanır.

Krokinin tetkikinde anlaşılacağı üzere bu hamam da XII-XIII. yy. Türk hamam­larının karakteristik özelliğini gösterir. Soyunma mahallinin kargir kemerlerle desteklenen ahşap kirişleme tavanla ör­tülü olduğu, kemer kalıntılarından anla­şılmıştır. Hamam bunun dışında Seydiler Hamamı ile büyük benzerlik arz eder. Bu da üç eyvan, bir kubbe ve halvetli ana bölüm karakteri arzeder.

Seydiler Hamamında bölümler hakkında geniş bilgi verildiğinden burada detaya girilmeyecektir. Krokide görülen hamam giriş kapısı dışındaki medhal, Şeydiler Hamamı’nda da vardı. Her ikisinin de üstleri açıktı, gaye soyunma mahallinde­ki mahremiyetin temini olabilir. Nitekim ileride bahsedeceğimiz yeni hamamda da aynı medhal bulunmakta olup üzeri ah­şap kaplıdır.

Bu eser, Anıtlar Yüksek Kurulunca tarihi ve mimari kıymeti sebebi ile, korunması gerekli eserler arasında tescil edilmiş, Va­kıflar Genel Müdürlüğü’ne mal edilmesi için gerekli kesif ve hesapların hazır ol­duğu tarafıma ifade edilmişse de, yıllar­dan beri bu güzel esere el atılmadığı gibi, günden güne daha fazla harap olmakta­dır. Bu hamamın, özel kişilere ait olduğu fakat maliklerine de el sürdürülmediği bilinmektedir. Dolayısıyla yıkılmaya mahkum edilmiştir.

Hamamın batı yönündeki duvarı yıkılıp yolu kapatmıştı. Enkazının kaldırılıp yo­lun açılması ve duvarın geçici yapımı, o zamanki Belediye Başkanı Avukat İbra­him Demirkol ile kurul arasında uzun yazışmalara neden olmuştu.

Hamam, suyunu, Sivrihisar’a şehir suyu tesisatı yapılmadan evvel, şimdiki Beledi­ye binasının altında bulunan tabakhane çeşmesinden alır, su kafi gelmezse kül­han avlusunda bulunan kuyudan su tak­viyesi yapılırdı. İlçenin merkezinde bulu­nan, küçük olması dolayısıyla restoresi kolay, fakat göreceği hizmet büyük olan ecdad yadigarı bu eserin acilen onarıl­ması çevre ve görünüm kirliliğinin orta­dan kalkması için gerekli olduğu gibi, Sivrihisar’ın tarihi kimliğini sergilemesi bakımından da önem arz etmektedir.

* * *

4-Küçük Hamam

Küçük Hamamın Sivrihisar Hükümet Bi­nası önünde, bir kubbesi mevcut havu­zun altına isabet eden bir hamam olduğu bilinmektedir. Hükümet binası avlu tanzimi sırasında bu hamama ait temelleri gördüğüm gibi, hamamın bol sulu kuyusunun da Belediye tarafından doldurulduğunda, bütün meydanı adeta sel bastığını duymuş, üzülmüştüm. Bu hamamın önündeki meydanın güneyine düsen evlerin, inşaları sırasında hamama ait küller sebebi ile temele ulaşmakta zorluk çektiklerini müşahede etmiştim. Küçük Hamam’ın, eski vakfiye kayıtlarına göre 750/1349’da Ahi Paşa tarafından yaptırıldığı ve bu zatın kabrinin, Mavi Kadın Çeşmesi yanında olduğu ifade edil­mektedir. (T. Özalp, Sivrihisar Tarihi, s. 36) Tekören köyünde, Ballıhisar’da hamam deresinde ve Kepen köyünde1 16-17. yy. da hamamlar bulunduğu eski belgeler­den anlaşılmakta ise de bugün mevcut değildir.

Küçük Hamam yanındaki Hacı Piriye ait dükkanın, Kurşunlu Camiye vakfedildiğinden bahsedilirken bu dükkanın için­den su aktığı beyan ediliyor. Bu suyun hamamda kullanılan su olması müm­kündür.

* * *

5- Sinan Paşa Hamamı

Soner Özdemir’in mülkiyetinde olan bu hamam, Cumhuriyet Mahallesi Sinanpaşa Sokakta yer alır ve sivil mimari ör­neklerinden biridir.

Bu hamamın Sinan Paşa tarafından 1475-1481 yıllarında yaptırıldığı bilin­mekte olup, eseri tedkik eden Yılmaz Önge Bey, XV. asrın son çeyreğine ait mi­mari özellikleri bütünü ile taşıdığını be­yan etmiştir. Bu eser 1970’li yıllarda sa­hibi merhum Avukat İhsan Biçerli tara­fından aslına uygun bir şekilde restore ettirilmiştir.

İki kubbeli ve kubbeler takribi (4×4-5×5) + (4×4-5×5) ebatlarındadır. Birbirine 1 kapı ile geçişlidir. Sivri kemerli dış kapı­dan 1. kubbeli mekana girildiğinde sol tarafın 15-20 cm. kadar yüksek olduğu, buranın soyunma yeri ve ılıklık olarak kullanıldığı anlaşılıyor. 2. kubbeli me­kanda kenarlar yıkanma ve oturma yerle­ri olarak, tabanından 15-20 cm. yüksekte olup kullanılan sular bunun dibindeki kanaldan akıyor. Gerek 1. ve gerekse 2. mekanda kullanılan sular bu esik önün­deki kanallarla dışarı atılmaktadır. Karşı­da bir kurna ve kurna üzerinde menfezi bulunan tonozlu bir kısım bulunur. Giri­şe göre tonozun yüksekte bulunan bir bölümü soğuk su deposu, geri kalan yer sıcak su haznesi olarak yapılmış ortasın­da bakır ısıtma kazanı bulunmakta idi. Yine bu ikinci bölümde, girişe göre doğu duvarında sivri kemerli ve 2 m. uzunlu­ğunda bir nis, önü plaka mermerle kapa­tılmak sureti ile yıkanma küveti meyda­na getirilmişti. Hamamın suyu muhte­melen tabakhane çeşmesinden gelmiş ol­malıdır. Esasen hamamın dizaynı da yüksek bir görgü ve zevkin eseridir. Fakat ne yazık ki bu eser ilim alemince gere­ğince bilinmemektedir.

Sonuç: Bu eserin acilen korunması gerek­li eserler arasında tescili gerekir kanısın­dayım. Yoksa bir gün ortadan kaybolma­sı mukadderdir.

* * *

6- Yeni Hamam

Sivrihisar Kılıç Mahallesi’nde Kağnı mev­kiinde, tapunun 351 kütük, 29. 28 Hd. Pafta, 164 ada, 37 parsel de, 6. 6. 1986 tarihinde alman tapu kaydına göre: De­mirlerden Hacı Ahmet, Ayvaz Paşa oğul­larından Süleyman karısı Ayişe-i Sıttika (Başayvaz), (Ayise-i Sıttika’nın kardeşi) Süleyman’ın vefatları ile, hanımları Fat­ma ve Ümmügülsüm’e, Mehmet’e, Sü­leyman Kamil kızları Fatma Zehra’ya ve Medihatül Aliye Öztim’e hisseleri nisbetinde ait olduğu ifade ediliyordu. Hamamlarda ve değirmenlerde, eski ta­pu kayıtlarında yıl 361 gün itibar edile­rek gün ve saat üzerinden hisseler belir­lenirken, tapu yeni olmakla, zikri geçen tapu kaydında verasette iştirak olarak hisseler beyan ediliyordu.

Bu zevatın mirasçıları, murislerinden yadigar bu hamamın iyi anılmaya vesile ol­ması, içlerini sızlatan harabiyetten kur­tulması için gereğini yapmak üzere, bu kitabın yazarına bir görev vererek ha­mamdaki hisselerini hayırlı faaliyetlerine şahit oldukları, Sivrihisar İslami ilimler Vakfına devri hususunda irade beyan et­tiler.

Bu güzel niyet sahipleri, işlemler sırasına göre merhume Kezban Tüzün, Sevim Gü­rel, merhum İbrahim Kara, merhum Ah­met Demir, merhum Hüseyin Demir, Gülten Askun, Gülsen Keten, Sehabettin Erkara, merhum Süleyman Şemsettin Erkara, merhum Mustafa Hulusi Erkara, Atay Erkara, Nuriye Özdemir, Aliye Erka­ra, Doğan Şengül Erkara, Şahin Erkara, Prof. Dr. Ali Eren, Ali Usluer, Yunus Usluer’di. Diğer hissedarlar da, yalnız Yılmaz Eren hariç, murislerinden intikal eden eserin yaşaması için gerekeni yapa­caklarını beyan ettiler, Allah kendilerin­den razı olsun. Niyetleri ile mükafatlan­dırsın. Ölenlerine de rahmet etsin. Hissedarlardan Yılmaz Erene Vakıf Baş­kanı İhsan Küçükaslan, Ferit Gürel ile gitti. Kendisinin 51978’de 317 hissesi ol­duğu, bu hisseyi hibe etmek istemez ise vekalet vermesi halinde, iştirak halindeki mülkiyetin müşterek mülkiyete çevrilerek tüm masrafı vakfa ait olmak üzere tapusunun verileceği, aksi takdirde hamamın yıkılmaya mahkum olduğu anla­tıldığı halde, menfi cevap alındığından maalesef iyi niyetlerimiz gerçekleşemedi. Gerçi dava ile sonuç almak mümkündü ama, bizler hayır işine husumet demek olan davayı sokmak istemedik.

Hamamın banisi: Abdurrahim Efendi’dir. 1138 H / 1724 M. de inşa etmiş­tir. Bura ile ilgili Vakfiye Tarihi: 1154 H. / 1741 M. dir. Vakfedenin torunu Odabaşı Ali Efendi oğlu Abdullah, Sivrihisar’a gelerek, geliri­ni Kutbuddin mahallesindeki medreseye ve medrese içindeki camiye ve sıbyan mektebine vakfetti. 1218 H. / 1803 M. de.

Bu hamama ait (Kanlı Pınar) Kağnı paza­rı çeşmesinden su akıtılmasına dair 1180 H. /1766 M. tarihli bir vakfiye bulundu­ğu anlaşılmaktadır.

Hamamın, külhan kapısından girişte sol tarafta bir de kuyusu bulunmaktadır. Hamam kadınlara ve yanında erkeklere hitap etmek üzere çifte hamam olarak planlandırılmıştır.

Semavi Eyice’nin sınıflandırması ile, ha­mamın erkekler kısmı haç benzeri 4 eyvanlı ve 4 köşe halvetli hamamlar sınıfındandır.

* * *

7- Hıristiyan Hamamı

1868’deyapıldı. Ermeni Kilisesinin inşası 1881’dir. Klasik Osmanlı mimarisi ürü­nüdür. Selçuklu ve Osmanlı hamamla­rında yer alan soyunma yeri, aralık, ılık­lık, sıcaklık ve soğuk – sıcak su hazneleri aynen yer alır.

Hamamın suyu Baba Çeşmesi önlerin­den alınıp, kayalar üzerine yapılan setler­den getirilmiştir. Kilisenin önündeki çeş­me, hamamı besleyen su olmalıdır. Bu eserin de korunması gereklidir.

* * *

Kaynak: Bütün Yönleriyle Sivrihisar – Orhan KESKİN