Kategoriler
Yazarlarımız

Akif Yaşar Yurtdaş

– AKİF YAŞAR YURTDAŞ –

25 Haziran 1948 Sivrihisar doğumlu

Ankara Erkek İlköğretmen Okulu ve Lisesi 1967 Mezunu

Eskişehir Eğitim Enstitüsü matematik öğretmenliği 1979 Mezunu

Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi 1994 Mezunu

Sivrihisar “Atatürk İlkokulu” Müdürlüğünden emekli

2004-2009 yıllarında Sivrihisar Belediye Başkanlığı yapmıştır.

Sivrihisar’da ikamet etmektedir.

Sivrihisar hakkında edebi yazıları vardır.

MAİL : yasaryurtdas@hotmail.com

FACEBOOK

Akif Yaşar Yurtdaş
Kategoriler
Arşiv

Ahmet Tekin

SİVRİHİSAR BELEDİYESİNİN GERÇEKLEŞTİRECEĞİ NASRETTİN HOCA FESTİVALİ İÇİN HOCAYI TEMSİL EDEBİLECEK GERÇEK BİR SİVRİHİSARLI

AHMET TEKİN

Sivrihisarlı Nasrettin Hocanın Nasrettin Hocaya benzeyen Nasrettin Hocanın torunu Sivrihisarlı Ahmet Tekin Amcayla bugün Kurşunlu Camiinde karşılaştık.

Ahmet amcayla uzun yıllardan beri tanışırız kendisi orman fidanlığından emekli güzel bir insandır. Ömür mevkii Orhangazi mahallesinde oturmaktadır. Gazete temsilciliğim döneminde o bölgedeki tahsilatlarımızı hep Ahmet Amca toplardı. Kendisine minnet borçluyuz mevlam uzun ömürler versin. -Abdullah Yeşilkaya-

Buradan Sivrihisar Belediye Başkanı Hamit Yüzügüllü beye sesleniyorum! Sivrihisar’da yapılacak olan Nasrettin Hoca Festivali için Ahmet amca Nasrettin Hoca için iyi bir kişilik. Üstelik Sivrihisarlı, kılık kıyafeti sakalı ile çokta uygun.

Ahmet Tekin amca Abdullah Yeşilkaya ile birlikte

Uluslararası Nasrettin Hoca Kültür ve Sanat Festivaline katılan Kültür Ve Turizm Bakanı Prof.Dr. Nabi Avcı Sivrihisarlı Ahmet amcayla karşılaşınca onu Nasrettin Hocaya benzeterek gerçek Nasrettin Hoca buradaymış diyerek ona iltifat etti.

Bakan Avcı Sivrihisar’ın yerlisi olan giyim kuşamı ve sakalıyla Nasrettin Hocaya benzeyen Ahmet Tekin’e sarılarak gerçek Nasrettin Hoca buradaymış başka Nasrettin Hoca aramaya gerek yok diyerek ona iltifat etti. Ahmet Tekin amcayla bir süre sohbet eden Bakan Avcı basın mensuplarının isteği üzerine Ahmet Tekin amcayla bir kaç kare de poz verdi.


Ajans26

Kategoriler
Etkinliklerimiz Sivrihisar Haberleri

Bir Şair Dört Kitap

25 Nisan 2017 Salı günü saat 18.00 – 20.00 arası Eskişehir Taşbaşı Kültür Merkezinde “BİR ŞAİR 4 KİTAP” etkinliği yapıldı.

Etkinlik öncesi şairimiz Yasemin hanım kitaplarını imzaladı. Açılış konuşmaları, saygı duruşu ve istiklal marşı ile başlayan etkinlik, okunan şiirlerin ardından plaket sunumu ve ESKÜDER sanatçılarının halk oyunları gösterisi ile devam etti.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Sivrihisar Eğitim Vakfı ve Sivrihisar Sosyal Kültür ve Dayanışma Derneği katkıları ile, Eskişehir Kültür ve Sanat Derneği (ESKÜDER) tarafından organize edilen programda, Eskişehir’in SİVRİHİSARLI kadın şair Yasemin (MİNNET) ÖZYURT Düşler Deryası isimli son şiir kitabından “YORULDUN MU SİVRİHİSAR” şiirini okudu.

Sanatçı Mustafa Gökçe, eğlence, şiirler, müzik, türkülerimiz ve efelerimizin folklor gösterileri ALBAYRAĞIMIZ ile büyüleyici oyunlarını sundular. Sessiz Meleklerin sesi, Kızılay Kadınlar kolu Başkanı Canan Arı ve Tekvandocu öğrencileri ile birlikte programa renk kattılar.

ETKİNLİKTEN FOTOĞRAFLAR:

BİRİNCİ BÖLÜM İÇİN TIKLAYIN

İKİNCİ BÖLÜM İÇİN TIKLAYIN

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İÇİN TIKLAYIN

 
Resimi büyültmek için üzerine tıklayın.

Kategoriler
Arşiv

Prof. Dr. Mehmet Kaplan

18 Mart 1915 yılında Sivrihisar’da doğdu. Birinci Dünya Savaşının zor günlerinde gözlerini dünyaya açan Kaplan Hocanın babası Halil İbrahim Bey; annesi Fatma Hanım’dır. Kaplan ilk tahsilini 1923-1928 yılları arasında bu güzel Anadolu kasabasında yaptı. Çocukluğunda fırıncı çıraklığı ve kunduracılıkla da uğraşan Kaplan’ın babasının burada işinin bozulması üzerine ailesiyle birlikte Eskişehir’e göç etti. 1928-1935 yıllarında orta ve lise tahsilini bu şehirde sürdüren Kaplan Hoca, bu şehrin köklü liselerinden birisi olan Eskişehir Lisesinde okudu. Lise yıllarında istasyonda ekmek sattı.

Onun özellikle deneme ve mektuplarında Sivrihisar ve Eskişehir çok önemli bir yer tutar. Hoca yazdığı yazıların çoğunda bir vesileyle konuyu mutlaka çocukluğuna/Sivrihisar’a; gençliğine/Eskişehir’e getirir. Özellikle Eskişehir’deki eğitimi sırasında evi dışında en çok zaman geçirdiği yer Eskişehir Halk Kütüphanesi’dir. Bu kitap merakı önce onu felsefeye, fakat daha sonra elinde olmayan nedenler yüzünden edebiyata yöneltti.

1935 yılında başladığı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü 1939 yılında bitiren Kaplan, daha sonra bu bölümün Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalında profesörlüğe kadar yükseldi. 1939’dan ölüm tarihi olan 1986 yılına kadar birçok nesle hocalık ve kılavuzluk yaptı. Başta edebiyat alanındaki bilimsel çalışmaları olmak üzere; deneme, şiir, çeviri gibi edebî türlerle de ilgilenen Mehmet Kaplan bugün hâlâ fikirleri ve kitapları eskimeyen önemli ve ender edebiyatçılarımızdandır. Kaplan Hoca, Eskişehir’in yetiştirdiği önemli bir kültür insanıdır.

Kategoriler
Sivrihisar Haberleri

Bir Başarı Hikayesi

45.000 Fotoğraf, 50 Belgesel Film Çekimi İle BİR BAŞARI HİKAYESİ

ali-riza-ozturkDatça yarımadasında yaşayan gazilerimiz ile ilgili belgesel film çalışması da yapan ALİ RIZA ÖZTEKİN, DATÇA ORKİDELERİNİ ANADOLU’YA TANITACAK

Ali Rıza Öztekin, uzun zamandır Datça’da yaşamayı seçmiş faal bir insan. Kendisi ile yaptığımız kısa röportajda sorularımıza içtenlikle cevaplar verdi.

ESMERİ ALEV EKEBAŞ – Ali Rıza Bey kendinizden bahseder misiniz?

ALİ RIZA ÖZTEKİN – Ben Eskişehir’in Sivrihisar kazası İlören Köyünde 02.01.1955 bir yılbaşı gecesi aileme yılbaşı armağanı olarak dünyaya geldim. 2 kız 2 erkek 4 kardeşiz. Evliyim, bir kızım var. Çocukluğum köyde geçti sayılır, 60 lı yılların ortalarında yazın köyde, kışın Sivrihisar da yaşamaya başladık, babamın vefatıyla tamamen Sivrihisar’a yerleştik. Eğitimimi Sivrihisar’da yaptım, babam olmayınca ailenin yükü ve eğitim zor olduğu için ancak meslek lisesine kadar okuyabildim. Ortaokulda başlayan fotoğraf merakım sayesinde hem para kazanıyor, hem de aileme maddi katkıda bulunuyordum. Zamanla bu çektiğim fotoğrafları biriktirmeye başladım, zaman akışında askerlik derken kardeşimle lokanta açtık, bir müddet lokanta çalıştırdık. En sevdiğim hobilerim fotoğraf çekmek, yemek yapmak, tiyatro, müzik dinlemek. 1982 yılında Eskişehir Hava İkmal merkezinde uçak tamircisi olarak işe başladım. Tabi büyük şehirde şartlar daha iyi olduğu için fotoğraf kurslarına katılıyordum, bu arada Eskişehir Halkevi tiyatrosunda oynadım. 90 lı yılların başlarında Eskişehir Harb İş Sendikası İşçi tiyatrosunu kurduk, uzun bir süre oyunculuk ve yönetmenlikle uğraştım, Eskişehir’deki sivil toplum örgütlerinin çoğunun fotoğraf ve kamera çekimlerini yaptım, TEMA’nın Eskişehir’de kuruluş ve faaliyetlerine katıldım. Çevre geniş olunca Osman Gazi Üniversitesi tarihçi Prof. Dr. Ali SARIKOYUNCU hocamız ile Eskişehir ve havalisinde İstiklal harbini gören, yaşlılardan dinleyen ilk ağız yaşlı insanları çekerek “ Eskişehir ve havalisinde Yunan mezalimi “ diye bir belgesel çalışmamız oldu. Bu arada Eskişehir Kültür müdürlüğüyle, Eskişehir valisinin sponsorluğunda Eskişehir ve havalisinde Osmanlı eserlerini çekerek Osmanlının 700. yılında fotoğraf sergisi açtım.

ESMERİ ALEV EKEBAŞ – Bu sergilerin konusu neydi biraz açar mısınız?

ALİ RIZA ÖZTEKİN – Açtığım fotoğraf sergilerim eğitici, bilgilendirici sergilerdi, Eskişehir ve havalisinde Osmanlı eserleri, Kapı tokmakları, Osmanlı da mimari, Osmanlı mezar taşları, kayaların dili, frigya eserleri gibi. Daha sonra Eskişehir kültür müdürlüğü ve müze müdürlüğüyle Eskişehir, Afyon, Kütahya havalisinde frigya eserleriyle ilgili çalışmalarımız oldu, bu sayede frigya yürüyüş yolları projesi başladı, 3 ilin valiliği tarafından yürütülen frigya projesine destek için bu çalışmalarımızın bir kopyasını bu yıl Afyon valiliğine teslim ettim.

ESMERİ ALEV EKEBAŞ – Datça’yı nasıl keşfettiniz?

ALİ RIZA ÖZTEKİN – “Doğayı ve doğanı“ seven birisiyim çalışma hayatımda boş kaldıkça, senelik izinlerde devamlı memleketimizin değişik köşelerine giderdim, Datça’yı ablamın büyük kızı sayesinde keşfettim, senelik izinlerde birkaç kez Datça’ya geldim, çok hoşuma gitti, emekli olduktan sonra 2006 yılında Datça’ya yerleştim.

ESMERİ ALEV EKEBAŞ – Datça’da çalışmalarınız nasıl oluyor?

DATÇA ORKİDELERİ FOTOĞRAFLADINIZ, serginiz nerede açılacak?

ALİ RIZA ÖZTEKİN – Datça’ya yerleşince yürüyüş gruplarına katıldım, tabi bu arada bol bol doğa fotoğrafları çekiyordum ama doğa fotoğrafları bana keyif vermiyordu, kalıcı, insanları bilgilendirici bir şeyler yapmak lazımdı, yürüyüşlerde çocuk kitapları yazan Zeycan hanımla tanıştım. Zeycan hanım o sıralar orkideleri ve domuzları konuşturarak çocuklara doğayı sevdirmek ve doğa bilincini sunmak için bir kitap yazıyordu, bana orkideleri fotoğraf lama mı söyledi, bende Datça yarım adasındaki o kadar çok orkideleri fotoğrafladım ki, ben de Datça orkidelerini Anadolu’da tanıtmayı düşündüm, büyük bir ihtimalle önümüzdeki yıl Eskişehir de böyle bir sergiyi düşünüyorum.

ESMERİ ALEV EKEBAŞ – Sizin birde Datça’da yaşayan GAZİLERİMİZ ile ilgili çalışmanız vardı.

ALİ RIZA ÖZTEKİN – Evet, Datça gaziler derneğiyle Datça’daki gazilerin film ve fotoğraflarını arşivledik, belediyemizin destekleriyle Datça’daki yaşlıları çekmeye başladık ama ne yazık ki yaz sezonu gelince bu çekimler yarım kaldı, inşallah devam etmeyi düşünüyorum, bu arada o kadar çok eski Datça fotoğraflarına ulaşma imkanım oldu.

ESMERİ ALEV EKEBAŞ – Bu kadar fotoğraf, film derken bunları nasıl biriktiriyorsunuz?

ALİ RIZA ÖZTEKİN – Bu çektiklerimi 1970 yılından bu tarafa aylık dokümanlar şeklinde, önceki yıllarda klasör ve albümlerde saklıyordum, şimdi teknoloji sayesinde, bilgisayarda saklıyorum, yani 1970 yılından bu tarafa çektiğim, ayrıca sahibinden alıp, kopyalayıp iade ettiğim arşivimde bulunan tüm fotoğraf ve filmler düzenli bir şekilde arşivimde.

ESMERİ ALEV EKEBAŞ – Arşivinizde ne kadar fotoğraf ve film var biliyor musunuz?

ALİ RIZA ÖZTEKİN – Hemen hemen 45.000 fotoğraf, 50 ye yakın çektiğim belgesel film var, özellikle tez yazan, etüt hazırlayan insanlara yardımcı olmaya her zaman hazırım, isteyen mail adresimden (ariza_oztekin@yahoo.com) bana ulaşabilirler.

— Peki, bundan sonraki çalışmalarınızda başarılar dileyerek, bu keyifli sohbet için teşekkürler.

Datça Havadis: Esmeri Alev Ekebaş

datca-havadis

Kategoriler
Sivrihisar'da Yetişen Ünlüler

Sivrihisarlı Mülazım Ahmet Hamdi Ayker

Milli Mücadele Gizli Bir Kahraman

sivrihisarli-mulazim-ahmet-hamdi-efendiTarih kitaplarında kendine hak ettiği yeri ve değeri bulamayan Mülazım (Teğmen) Ahmet Hamdi Efendi en az bir Hasan Tahsin, bir Maraşlı Sütçü İmam, bir Antepli Şahin Bey kadar hayırla yâd edilmeyi hak eden vatanperver bir kahramandır. 

Mülazım Ahmet Hamdi Bey, (H-1316) 01 Temmuz 1900 tarihinde Eskişehir İlinin Sivrihisar ilçesinde dünyaya gelmiştir. Babası Halil İbrahim Efendidir. Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı’na katıldığı yıllarda, 1914’te Eskişehir Muallim mektebinden mezun olmuş, 5 Mart 1918’de ise İstanbul İhtiyat Zabiti Talimgahını (İstanbul Yedek Subay) Okulunu bitirmiştir. Daha sonra ise 9. Orduya bağlı 15. Fırka 38. Alay 2. Bölük takım komutanlığına sevk edilmiştir. O tarihlerde Samsun ve çevresinde Pontus Rum Çeteleri ortaya çıkmış ve buradaki Türkler üzerinde baskılarını iyice artırmaya başlamışlardır. Bu bölgede yaşayan Türklerde kendilerini savunmak durumunda kalmış ve kendi imkanlarıyla güvenliklerini sağlamaya çalışmışlardır. Bundan dolayı İngilizler Mondros Mütarekesinin 7. Maddesine dayanarak. 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a 200 kişilik askeri birlik çıkarmışlar, bir müfrezede Merzifon’a göndermişlerdi.

Kurtuluş Savaşı öncesi, çoğu Rum olmak üzere, 50-60 kadar çete, Samsun Sancağı içinde, huzur ve asayişi kökünden sarsmıştı. Bölgedeki Rum halkının bu durum karşısında sevinç gösterilerinde bulunması ve hatta taşkınlık yapacak kadar ileriye gitmesi üzerine ilk tepki, 17-18 Mart 1919 gecesi, Samsun’daki Türk Birliğinden geldi. 15. Tümen Makineli Tüfek komutanı olan Ahmet Hamdi Bey memleketin düşman istilasına uğradığı endişesiyle isyan eder ve bir makineli Tüfek ve bir gurup askerle 17-18 Mart 1919 gecesi dağa çıkar. Ahmed Hamdi Beyin 17 Mart 1919 gecesi Samsun dağlarında attığı ilk kurşun aslında Anadolu’daki bağımsızlık mücadelesinin başlama kıvılcımını dolaylı da olsa ateşlemiş oldu.

Ahmet Hamdi Bey, Mahmur Dağı’na doğru Rum çetelerinin üzerine yürür. Türk subayının bu davranışı diğer Türk askerlerine ve Türk milletine örnek olmuş ve güç vermiştir. Bu durum karşısında Rum Pontus çetelerinin liderleri İngilizlerden güvenliklerinin sağlanması konusunda yardım isterler. İngiliz Yüksek Komiserliğinin de Türk halkının silahlandığı konusundaki şikayetleri artar. İngilizler dikkatlerini bu bölge üzerinde yoğunlaştırır, 19 Mart günü Samsun açıklarında bekleyen İngiliz gemisinden şehre 100 asker çıkarırlar. 

Ahmet Hamdi Bey İngilizler tarafından Osmanlı Hükumetine şikayet edilir. İngilizler Teğmenin yakalanmasını ve cezalandırılmasını isterler. Buna gerekçe olarak da bölgedeki Rum halkının can ve mal güvenliğinin kalmamasını gösterirler. Mülazım Hamdi Bey olayından sonra İtilaf Devletlerinin Osmanlı Devleti üzerinde baskıları artar ve Osmanlı Devletine bir nota verilir. “Samsun ve çevresindeki Rum köyleri her gün Türklerin saldırısına uğramaktadır. Onların emniyet ve huzurunu temin etmek insanlık borcumuzdur. Eğer siz bu konuda aciz iseniz bu vazifeyi biz üzerimize alacağız.”

Bu durum Türklerin soykırım yaptıkları şeklinde duyurulur. İtilaf devletleri Samsun ve çevre köylerine Türk çetelerinin saldırdığını hükümetin güvenliği sağlamaması halinde bölgeyi işgal edeceklerini bildirmesi üzerine 30 Nisan 1919’da 9.Ordu Müfettişliği’ne Mustafa Kemal atanır ve 19 Mayıs 1919 da Samsuna varır. Mustafa Kemal 22 mayısta İstanbul hükumetine ilk raporunu verir. Raporda: “İngiliz kıtasının Samsuna çıkması üzerine, memleketin yabancı istilasına uğradığı hissine kapılan ve Rum taşkınlıklarına kızan, 15. Tümen makineli Tüfek Subayı Ahmet Hamdi Efendi Rum çetelerinin Türk köylerine ve halkına yapmakta oldukları zulüm ve tecavüzlere üzülerek bir makineli Tüfek ve emrindeki askerlerle 17-18 mart gecesi dağa çıkmıştır.”diye belirtmiştir. Bu rapordan sonra Mülazım Ahmet Hamdi Bey 25 kasım 1919 da terhis edilmiştir. Milli Mücadeleye ise 22 mayıs 1919 tarihinde, 15. Tümen, 38. Alay 3. Tabur 11. bölüğe iltihak ederek katılmıştır. Sakarya ve İstiklal Savaşının her safhasında onu cephede görmekteyiz.

sivrihisarli-mulazim-ahmet-hamdi-beyKurtuluş Savaşındaki başarılarından dolayı kendisine TBMM tarafından 26 Şubat 1926 da 2096 sayılı beratla kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Kahramanımız askeri alandaki başarısını sivil hayatına da taşımış Kurtuluş Savaşından sonra İzmir’e yerleşmiş, subay maaşlarından yaptığı birikimlerle kendisine Buca ilçesi Kızılçullu Semtinde bir bakkal dükkanı açmıştır. Ticaret hayatına bir bakkal dükkanıyla atılmasına rağmen ilerleyen zamanlarda şirket kuracak düzeyde bir ilerleme kaydetmiştir. İşlerini büyütmek için iş yerini Anafartalar Caddesi’ne taşımış, işini perakendecilikten toptancılığa çevirmiştir.

II. Dünya Savaşının çıkması üzerine ihtiyat olarak askere çağrılmış, 324. Alay 1. Tabur , 2. Bölük komutanı olarak Ağustos 1942 de ordudan tekrar terhis edilmiştir.

Ahmet Hamdi Beyin kahramanlığını genel kurmay başkanlarımızdan Fevzi Çakmak Paşa’nın anılarında da görmemiz mümkündür. Ayrıca Selahattin Selek “Anadolu İhtilali” adlı eserinde “Türk makineli tüfek birliğinden Sivrihisarlı Mülazım Ahmet Hamdi Bey adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması ve kurtuluş savaşının ilk fitilini ateşlemesi ve ilk direnişi göstermesi bakımından çok önemli bir olaydır.” demiştir. Yine Kamuran Gürün “Savaşan Dünya ve Türkiye” adlı eserinde “Ahmet Hamdi Beyin yaşanan olaylar karşısında dağa çıkarak, İngilizlere nota verdirmesine Mustafa Kemal’in görevlendirilmesine Kurtuluş savaşının dolaylı da olsa başlamasına sebep olmuş oluyordu.” ifadelerini kullanmıştır.

Kurtuluş savaşının en önemli kahramanlarından biri olan ve Milli Mücadelede oynadığı aktif rolle istiklal fikrinin fitilini ateşleyen Ahmed Hamdi Bey 22.02.1992 Tarihinde hakkın rahmetine kavuşmuştur, İzmir Balçova Mezarlığına defnedilmiştir.

Evet, Mülazım Ahmet Hamdi Bey Hakkın rahmetine kavuştu ancak cesareti ve fedakarlığı ile Türk halkına örnek oldu ve Kurtuluş savaşının ilk kıvılcımını ateşledi. Milli Mücadelenin kazanılması yolunda ilk adımlardan birini atmış oldu. Vatan, millet, bayrak ve mukaddesat uğrunda canları ve kanlarıyla mücadele eden ecdadımızın yaptığı fedakarlıklar bazen tüylerimizi diken diken edecek mesabededir.

Bu kahramanlardan Sivrihisarlı Mülazım Ahmet Bey de Türk’ün genlerinde var olan İstiklale susamışlığın o dönemdeki bir sembolü olarak dağlara çıkmış ve işgalci güçlere tepkisini Samsun dağlarından vermiştir.

Milli Mücadele kahramanımız Mülazım Ahmet Hamdi Efendiye bu vesileyle Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

***

ayse-yilmazAtatürk Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi Ayşe Yılmaz‘ın Ekim 2015’te Sivrihisar Sempozyumunda sunduğu yazının özeti.

Ayrıca, yazının hazırlanmasında emeği geçen Yazar Necmi Günay Bey’e teşekkür ederiz.

footer

Kaynak:http://kartv.net/tr-tr/kose-yazilari/9154/milli-mucadele-gizli-bir-kahraman-mulazim-ahmet-hamdi-bey
Kategoriler
Genel

Atay Altın – Karagöz Hacivat

Hacivat – Karagöz oynatan ve seslendirme yapan kişiye “Hayali” denir. Türk gölge oyunu ustalarından 1955 Sivrihisar doğumlu M. Atay Altın, “Karagöz ve Hacivat”ı toplumun her kesimiyle buluşturmak ve bu kültürü yaşatmak için okul, restoran ve kafelerde sahneliyor. “Okullarımızın dışında Karagöz ve Hacivat oyununu daha serbest mekanlarda yetişkinlere, gençlerimize ve çocuklarımıza ulaştırmaya çalışıyoruz. Böyle bir fikir, Karagöz oyununu gelecek nesillere aktarma isteğimden geldi. Bu işi yapan kişilerin sayısı artık gitgide azalıyor ve bu oyunun unutulmasını istemiyorum.” Özellikle çocukların Karagöz ve Hacivat oyununu ilgiyle izlediğini vurgulayan Altın, “Gittiğim her yerde insanlar geleneksel oyunumuzu sıkılmadan izliyor. Bazı yerlerde çocuklar yemeklerini yedikten sonra sahnenin önüne kadar getiriyorlar ve oyunu sonuna kadar izliyorlar” dedi. 

atay-altin-hacivat-karagoz

Türkçeyi “Karagöz ve Hacivat” Oynatarak Öğreniyorlar

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Türkçe Öğretimi, Uygulama ve Araştırma Merkezinde (TÖMER) derslere katılan 65 ülkeden 210 öğrenci, birer “hayali” edasıyla “Karagöz ve Hacivat” oynatıp çalışmalarını görsel unsurlarla destekleyerek Türk kültürünü ve Türkçeyi öğreniyor.

Gölge oyununun, konuşma becerisini geliştirmede çok etkin bir yol olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Hilmi Demiral, “Konuşmak biraz cesaret istiyor. Gölge oyunu bize bu konuda bir kapı açıyor çünkü öğrenciler sahnenin arkasında oluyor ve kendilerini gizleyip, gerçek kimlikleri dışında bir kimliğe bürünebiliyor” dedi.

footer

Kategoriler
Genel

Sivrihisarlı Şaban Efendi

Kıymetli Hemşehrilerim bugüne kadar memleketimiz ile ilgili yazılan kitaplarda Sivrihisarlı Şaban Efendi / Şâbân Sivrihisarî hakkında bir malumat göremedim ve google da da kaydına rastlayamadım. Lakin yazmalarda ve isam kütüphanesi katalog arşivinde bu isim üzerine 3 ayrı kitap toplam 4 eser çıkıyor. Bizim değerlerimizi daha çok araştırmamız gerektiği kanaatindeyim. İnternet ortamında eserlere ulaşılamıyor. Sizden ricam İstanbul’da ikamet eden bir hemşehrimiz ilgili kütüphanelerden eserlerin mikrofilmini / cd’sini alıp Sivrihisar’ımızın tarihi konusunda uzmanlar olan ve Sivrihisar’lıları temsil edip bu değerleri günyüzüne çıkarabilecek Sayın Orhan Keskin, Ahmet Atmaca, Naci Şakar, Necmi Günay, Sivrihisar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği veyahut Sivrihisar Belediyesine ulaştırmasıdır. Bu değerimizi, eserlerini ve toplumumuza yaptığı katkıları bilelim…

Eserlerin Arşiv Kayıtları;
004277
SÜLEYMANİYE
Hacı Mahmud Ef. 133.
Arapça Şa’ban Efendi es-Sivrihisari
ed-Dürretü’l-Lami’a fi’d-Devreti’l-Cami’a. / Şa’ban Efendi es-Sivrihisari. — [y.y.] : Yazma, [t.y.] 58 vr.
1. Psikoloji
000427
SÜLEYMANİYE
Hacı Mahmud Ef. 133.
Arapça Şa’ban Efendi es-Sivrihisari
ed-Dürretü’l-Lami’a fi’d-Devreti’l-Cami’a. / Şa’ban Efendi es-Sivrihisari. — [y.y.] : Yazma, [t.y.] 58 vr.
1. Psikoloji
001836
SÜLEYMANİYE
Şehid Ali Paşa 138.
Osmanlıca Şa’ban Efendi es-Sivrihisari
Terceme-i Risale-i İlmü’l-Firase li-Ecli’s-Siyase. / Şa’ban Efendi es-Sivrihisari. — [y.y.] : Yazma, [t.y.] 30 vr.
1. Psikoloji
004099
NUROSMANİYE
138.
Osmanlıca Sivrihisari, Şaban
Tercüme-i Kıyafetname. / Şaban Sivrihisari. — [y.y.] : Yazma, [t.y.] 1 c. (1-73yp vr.)
1. Psikoloji

Bahattin Yunus DİNÇER

Kategoriler
Sivrihisar Haberleri

Bu İş Böyle Olamayacak

BU İŞ BÖYLE OLAMAYACAK!…

• Devletin canına kasıt var ve biz maalesef hala ‘light’ usulümüzü muhafaza ediyoruz. Vücuda bile bir mikrop girince bağışıklık sistemi onu yok etmek için elinden geleni yapıyor. KÖPEKLER SERBEST TAŞLAR BAĞLI biçimde terörün kökünü kazıyamayız.

• Dünyanın hiç bir demokratik ülkesinde terörü öven ‘gazete’ görünümündeki PAÇAVRA ların basım ve dağıtımına izin verilmez (Bkz. Bugünkü ‘Gündem’ varakparesinin başlığı). Yasalarda DERHAL gerekli tadilatları yaparak terörü açıktan öven ve destekleyen herkesin canına okumak gerekir

• Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde hiçbir milletvekili terör yandaşlığı yapamaz; yaptırtmazlar. ‘Parti Kapatma’ konusu Hindistan’daki kutsal inekler gibi dokunulmazınız olabilir. Malum partileri dursun yerinde; ancak bu fiili işleyen herkesin dokunulmazlığının acilen kaldırılarak yargılanmaları gerekir. Aksi takdirde her terör hadisesinden sonra birileri terörü öven gazeteler çıkartıp diğerleri sosyal medyada bu merkezde paylaşımlarda bulunup bazı milletvekilleri de teröre AÇIKCA ve rahatça destek verirlerken yapılan diğer mücadeleler ‘beyhude’ dir.

• ‘Siz beni kovamazsınız; ben istifa ediyorum!’ tavrı sadece eski Türk filmlerinde jönlerimizin göstereceği bir tavır mıdır? Şu ‘Avrupa Birliği’ saçmalığını neden masaya yatırmayız? Adamlar zaten AL-MA-YA-CAK-LAR… Neden ezik gibi bu milleti kapılarda bekletiyoruz? Neden efendi gibi bu işi BİZ bitiremiyoruz? Mücadelemizdeki yavaşlığın bir sebebi de bu saçmalık yüzünden uyguladığımız yasalar. Neden idamın geri gelmesini tartışmıyoruz? Niye bunu halka sormuyoruz? Olur olmaz suçlar için bunu uygulayalım diyen yok. Ancak canımıza, istiklalimize, milletimize, kadınımıza, çocuğumuza haince ve sapıkça fiiller işleyenler için neden bunu uygulamayalım? İstiklalimizi nasıl koruyacağız? Namuslu insanların canının, ırzının ve malının bir kıymeti yok mudur?

• Cadı avına çıkılsın ve herkes fişlensin demiyorum. Ancak sosyal medya hesapları üzerinden açıkça terör destekçiliği yapan, yedikleri çanağa pisletirken devletin her türlü imkanlarından (vatandaşlık, istihdam, finansal destek, konut vb) yararlanan o kadar çok ‘fütursuz’ insan var ki. Suyun içindeyken havuza çişini yapanlara bir şey yapamayacağız bari bu ‘tramblenin üstünden işeyenler’ için bir şeyler yapmamız gerekmiyor mu?

• SON SÖZ: Terörle sadece anladığı dilden mücadele edilir. Devlet şu an yürüttüğü mücadeleyi hızını arttırarak sürdürmelidir. Kürtler bizim 1000 yıl önce de kardeşimizdi; şimdi de öyleler… Ancak ‘KÜRT TERÖRİSTLER’ asla kardeşimiz olamaz. Türk milleti kardeşi bildikleri samimi, inançlı Kürtlerden de teröre karşı daha ‘NET’ bir tavır bekliyor, bilesiniz…

kemal-bicerliANKARA’DAKİ HAİN TERÖR SALDIRISINI ŞİDDETLE KINIYORUM. ÖLEN VATANDAŞLARIMIZA RAHMET, YARALI KARDEŞLERİMİZE ACİL ŞİFA VE YAKININI KAYBEDENLERLE BÜTÜN MİLLETİMİZE BAŞ SAĞLIĞI DİLİYORUM.

Mustafa Kemal Biçerli
facebook.com/bicerli?fref=ts
14 Mart 2016

Kategoriler
Yazarlarımız

Ahmet Kılıçaslan

Kendini geçmişin tatlı akıntılarına salıveren, Sivrihisar’ın suyuna, toprağına, taşına, kayasına ve en önemlisi insanına hayran Muhterem Ahmet KILIÇASLAN Ağabeyimiz bir Sivrihisarlı diliyle kaleme aldığı “Sivrihisar Örf ve Adetleri” kitabında Sivrihisar’ımızın bir devrini, bir kuşağını o kimyagerlik hassasiyetiyle Hak terazisinde tartıp, imbik, imbik süzgeçten geçirerek elde ettiği cevherleri içimize doyum olmayan kevserler gibi, gönüllerde o eski günleri yeşerten birer tohum gibi serpmektedir.

orf-adet“Sivrihisar Örf ve Âdetleri” eseriyle tizleri yalçın kayaların eteğindeki Sivrihisar’ımızın şirin sokaklarında dolaştırıyor, çeşmelerinden su içiyor, nimetlerine şükrediyor, camiilerindeki manevi havayı teneffüs ediyor, tarihini, iz bırakanlarını, örf ve adetlerimizi tanıyor, öğreniyoruz. Maruf iyi ve doğru örflerimizin yanı sıra, âdetlerimizin iyisi olduğu gibi kötülerinin de olabileceğini o tatlı üslûbuyla yaptığı “öz eleştirilerinde görüyoruz

Ancak, bu eserden asıl görevimizin bizlere ve gelecek nesillere emanet edilen maddi manevi alt yapısıyla köklü bir mirasa sahip çıkmamız, onunla gurur duymamız, ama daha çok o mirasa layık olacak şekilde çalışmamız gerektiğini anlıyoruz.

Yıllarca Sivrihisar insanı akıllıdır, çalışkandır, hatırlıdır. Dünyaya sesimizi duyuran insanlarımız vardır, “Sivrihisar’ın toprağından çömlek olur” diyen Ahmet KILIÇASLAN Ağabeyimizin bu tevazu içinde naklettiği nasihatlarından alacağımız çok şey var. Böylece benliğimize, beldemize sahip olalım. Bir terkip ve tahlil yapabilmek için eski-yeni, dün ve yarın arasındaki rabıtayı bulalım, geçmişten kökümüzden nasibimizi alalım.

Pek çok eseri bulunan Ahmet KILIÇASLAN Ağabeyimize Sivrihisar’ın Örf ve Adetlerini ilk defa kaleme alan bu çalışmasından dolayı şükranlarımızı arz ederiz. (Sivrihisarlı bir gurup öğretmen.)